ŞİİR-ŞAİR PABLO NERUDA

KEDİ GÜZELLEMESİ

İnsanoğlu ya balık olmak ister ya da kuş

Yılan “Ah keşke kanatlarım olsaydı”der

Köpekse aslında yolunu şaşırmış bir aslandır

Mühendisin en büyük düşü şair olmaksa sinek

Sabah akşam bülbül olmayı dener.

Ama kedi varsa yoksa,

Kedi olmaktan başka yoktur derdi

Ve her kedi kedidir

Bıyıktan kuyruğa.

Hissiyattan fare yakalamaya kadar

Sarı gözleri kedinin

Bir tek yarık bırakmıştır

Gecenin jetonunu atmak için       Pablo Neruda/Çeviren: Ragıp Duran

SAMSUNG

Zeytin Adlı Kedimiz

Reklamlar

ŞİİR-ŞAİR ALTAY ÖKTEM-1

EMANET CEKET

portmantoya asılı eski bir ceketin iç cebine sırnaşan buruşuk mendilin ortasında yara gibi duran kuru balgamın tanrısı: deli gibi inanıyorum sana!

masallara karıştı babam

ceket emanet duruyor artık omzumda

mendil de sanırım epey yampiri

tanrım, bir gececik olsun ateşler içinde yan

sabahlara kadar sayıkla beni

 

bak bambaşka çocuklara öptürürüm elimi

 

eski bir cadillac gibi hurdalığa park ederdi

farları yanmasa da aydınlanırdı vadim

bir tek bana gösterirdi patlak tekerini

ey eski ceketlerin makul tanrısı

mendilin uzayan mesaisi, yeşilin tonu

kurumuş bir balgamın özündeki zerafet

hangi ayet tersinden anlatabilir sizi

 

vakitsiz ölen kızlar

okşanmamış memelerini de götürür yanlarında

yazık değil mi baba?

ceket emanet duruyor artık omzumda

onlar emanet sana.           Altay Öktem

çiçek-kölnIMG_20190708_171319

VALENCİA

Gemimiz Valencia’ya girdi, hava kapalıydı, gemiden inince yağmur yağdığını fark , ettik, yağmurda şehri dolaşmak zor olacaktı. valencia 046-aÇıkışta bir otobüs vardı, ama biz ona binmedik.Biraz yürüyünce aslında üstü açık olan ama yağmurluk giymiş bir otobüse bindik, otobüsün yağmurluğu bizi de ıslanmaktan koruyacaktı, adam başı 14 euro verdik, şehri otobüsle dolaşmak için.

valencia 049-a

valencia 050-a

Valencia

valencia 053-a

Valencia

valencia 052-a

Valencia

Valencia M.Ö. 138 yılında Romalılar tarafından kurulmuş. Valencia güç, kuvvet anlamına geliyormuş.

Yedinci yüzyılda Araplar Valencia’ya yerleşmiş. Ve uzun süre (beş yüz yıl) müslümanların yaşadığı bir yer olmuş burası. Aragon kralı 12. yüzyılda Valencia’yı yüzyıllar sonra hristiyanlaştırmış ve Valencia Krallığı kurulmuş.

20 yy.da Valencia İspanya’nın en önemli kentlerinden biri haline gelmiş. Nüfus kalabalıklığı yönünden İspanyanın üçüncü kentiymiş. Burada kullanılan dilin İspanyolca olduğunu düşünürüz, birden buranın Katalan Bölgesi olduğunu anımsarız o zaman Valencia’da mutlaka Katalanca konuşuluyor deriz, ama yine yanılıyoruzdur.   Valencia’da konuşulan dil Valenciaca’ymış. Valenciacaya Katalancanın güney aksanı dense de  Valencialılar  bunu kabul etmiyor, Valenciacanın farklı bir dil olduğunu söylüyorlarmış,  gerçi resmi dili İspanyolca olsa da ikinci resmi dilleri  olarak Valenciacayı kullanıyorlar.

.Otobüsle gezerken kentte tarihi binaların ve modern binaların bir arada olduğunu, Valencia’da Old Town denilen Eski Kent’te tarihi binalara dokunulmadığını gördük; bu eski kentte oteller, kafeler ve gece kulüpleri bulunuyormuş. Ayrıca otobüsle ıslanmadan kenti dolaşırken şemsiyeleriyle yağmur altında yürüyenleri gördük arkalarında tarihi binalar bizim gibi onları izliyordu…

DSC04557-a

Valencia

valencia 067-a

Valencia

valencia 159-a

Valencia

valencia 069-a

Valencia

DSC04511-a valencia

Valencia

valencia 073a

Valencia

C

DSC04561--a valencia

Valencia

valencia 061 a

Valencia

Modern yapılardan ve Old Town’daki eski yapılardan da çok etkilendik. Modern mimarinin en güzel örnekleri sayılan modern binalar  Bilim ve Sanat Kenti’ni oluşturuyor. City of Arts and Sciences denilen bu kent çok büyük ,fütüristik yapılardan oluşmuş. Bu bilim ve sanat kenti 1996 yılında Valencialı mimar Santiago Calatrava tarafından planlanmış. Neler yok ki bilim ve sanat kentinde Palau De Les Arts Reina Sofia denilen opera binası, Hemisferic( IMAX Sinema Salonu), Pek çok değişik etkinliğin yapıldığı AGORA, Umbracle(Botanik Park) ve Oceanografic(Akvaryum)

Geleceğe yönelik binaları hayranlıkla izledik. Yağmur durmayınca Avrupa’nın en büyük akvaryumu olan Oceanografic’e girelim dedik ve girdik. Çok büyük bir akvaryumdu, akvaryumda 500 farklı türden 45.000 deniz canlısı bulunmaktaymış. Bizler akvaryumların geri planlarını hiç düşünmeyiz. Bu kadar canlı nasıl doyar, ne yer, bu kadar büyük akvaryum nasıl temizlenir. Tüm bunlar hiç aklımıza gelmez.

DSC04530-a

Valencia

valencia 092aBir balık adamın akvaryumu temizlediğini görünce aslında büyük bir fabrikada bulunuyormuşuz duygusuna kapıldım.

DSC04519-a

Avrupa’nın en büyük akvaryumu Oceanografic’deki Sübye ve üstte  ve altta değişik balıklar

valencia 091-a

valencia 144a-ay balığı

Oceanografic’teki Ay Balığı

Akvaryumda gördüğüm bir balık çok ilgimi çekti, daha önce o balığı görmemiştim, bu balığın adı ‘Ay balığı’ imiş. Ondan başka çok sevimli hareketler yapan fokbalığı vardı herkesin gönlünü kazandı ve izleyenler sevgi gösterilerinde bulundu.

valencia 108-a

Valencia’daki Akvaryumdaki Oyunbaz Fokbalığı.

valencia 138-a

Valencia Akvaryumu

valencia 106-a

Akvaryumdaki Bir Deniz Atı

Daha sonra Yunus Balıkları’nın ve eğitmenlerinin gösteri yaptığı Yunus Parkı’na gittik, gösterileri güzeldi; ancak Yunusların o gösteriyi yapabilmeleri için ne büyük acılar çektiğini hepimiz biliyoruz. İnsanların dostu olan Yunusların, saatte 40 kilometre yüzebildikleri, 300 metreye daldıkları, günde 130 kilometre yol yapabildikleri biliniyor, özgür olan Yunuslar ne kadar büyük olursa olsun bir havuzda ne kadar mutlu olabilirler. Biz doğada Avşa Adası civarında Yunuslara çok rastladık, hele bir keresinde Ekinlik Adası’nın arkasında bizlere çok özel şovlar yaptılar izlendiklerinin farkında olmadan, kaç kişi onları doğal ortamında oyun oynarken görebilir ki… Onların havalara fırlayıp suya büyük bir gürültüyle atlamaları olağanüstüydü. Öylesine özgür ve mutluydular ki…

valencia 128

Yunus Parkı’ndaki Gösteri

Biz Valencia’da Yunus Parkı’na gittik; ama sizler gitmeyin! Çünkü Yunus Parkları’nda Yunusları ölü balıklarla besliyorlarmış. Hareket etmeye alışık olan Yunuslar, az hareket ediyorlarmış. Hem zihinsel hem de bedensel olarak az hareket eden Yunuslar çok sıkıntılı ve sinirli olabiliyor, sonuçta intihar edebiliyor, birbirlerine zarar verebiliyorlarmış. Yaptıkları hareketler dişi Yunusların bebeklerini kaybetmelerine neden oluyormuş. İnsanlar terapi için çocuklarını Yunus Parklarına götürüyorlarmış; bebeğini kaybetmiş veya dişisinden ayrı kalmış, özgürlüğü elinden alınmış bir Yunus sizin çocuğunuza nasıl yardımcı olabilir? Yunusların her zaman gülümsedikleri söylenir, evet öldükleri zaman da gülümsüyorlar ne yazık ki!

Fotoğraflar: Mithat Okay, Detlef Bringmann

 

ŞİİR-ŞAİR SUNAY AKIN

REÇEL

Gülemedim ki hiç
hasta yatağının başucunda
haberi bu yüzden
yoktur annemin
sol yanağımdaki
gamzeden

Komodinin üstündeki
ilaçların sayısı arttıkça
kutularından yaptığım
gökdelenin uzamasına
sevinirdim

Ve bilmezdim
annemin yaşantısındaki
renkliliğin yalnızca
raflarda dizili
kavonozların içindeki
reçeller olduğunu.        Sunay Akın / Antik Acılar

CARTAGENA

Malaga Gibraltar’da yaşadığımız kötü olay bizi çok etkiledi, kafamıza takmamaya çalıştık, konusunu etmedik zira sürekli o konuyu konuşursak gezimizi etkileyebilir diye düşündük, gemimiz bütün gece yol aldı, biz sabahın erken saatinde Cartagena’ya girdik. Adından da anlaşıldığı gibi Kartacalılar tarafından kurulmuş kente quart hadas adı verilmiş. Quart hadas yeni şehir demekmiş.cartegena 002-aBurası küçük bir sanayi kenti, sabah kente girdiğimizde bacalardan çıkan dumanları da gördük. cartegena 009-aCartagena denizle iç içe, doğal limanı olan bir kent . Kartacalılardan sonra kent Romalılar tarafından fethedilmiş, Romalılar kente Yeni Kartaca( Carthago Nova) adını vermişler. cartegena 015-a subCartagena’da -rıhtımda- bir denizaltı sergileniyor. Bu denizaltı İsaac Peral tarafından 1888 yılında dünyada tasarlanan ilk denizaltıymış. Denizaltı’yı gördükten sonra cartegena 020-aCartagena’nın içine doğru giderken rastladık bu ağaca, ne yazık ki bu ağaç da üzerine yazılar kazınmasından kurtulamamıştı. Hemen ülkemizdeki buna benzer ağaçları anımsadık.  

cartegena 021cartagena 068-acartagena 064-acartegena 045cartegena 085-a arka tarafCartagena’nın denize yakın caddelerini dolaştıktan sonra arka taraflarını da gezdik, oralarda şehrin gerçek öyküsünü daha iyi hissedebiliyor insan. Halk araçlarını gelişi güzel park etmiş,arka tarafları dolaştıktan sonra cartegena 097acartegena 090acartegena 094acartegena 098a kale

Ücretli asansörle Castillo de la Concepcion’a çıktık. Bu asansöre panoromik asansör de deniyor.Asansörle yukarı çıkarken aşağıda araçlar küçüçük görünüyordu,hele dönüşlü yollara ve Cartagena manzarasına doyamadık, zaten kalenin olduğu yer Cartagena’yı rahatlıkla seyredeceğimiz bir yerdi. IMGP8455-a-cartegena 115aTavus kuşları özgürce dolaşıyorlardı, kimisi yüksekçe bir yerdeydi, kimileri ağaçlar altında dolanıyorlardı.

 

IMGP8468-aOldukça geniş bir meydana çıktık. Meydanın kenarına geldik ve tüm Cartagena’nın ayaklarımızın altına serildiğini gördük. IMGP8466-aOrada şehre bakan toplar vardı. cartegena 121-aAyrıca öğretmenler öğrencilerini getirmişlerdi, bu çok hoşumuza gitti. cartegena 128-a aidabella ve marinaCartagena limanında onlarca yelkenli ve motorlu tekne aheste aheste salınıyordu. cartegena 123-a aidabellaBizi buraya getiren Aidabella’da limandaydı.

IMGP8459cartegena 139aAntik zamanlardan kalan Roma tiyatrosu ve kenti Cartagena’ya olağanüstü bir güzellik veriyordu, onlar aşağılardan bize bakıyor ve sanki bizleri selamlıyorlardı. cartegena 138a roma tiyatrosu-evlerGünümüz evleri ve antik kentin sütunları iç içeydi.

IMGP8457-aBurada konser verilen başka bir anfi-tiyatro vardı. Onun yeni yapıldığı meydandaydı. Bizler yine de antik Roma Tiyatrosunu çok beğendik, asansörle çıktığımız tepeyi yürüyerek indik, hem Roma Tiyatrosu’nun hem de kentin içinden geçip aşağıya indik. IMGP8477-a evin camlarıYola çıkmıştık ki bir binanın camlarına yansımış bulutlara çarptı gözümüz, “Nasıl oluyor böyle bir şey derken” binanın gerçek bina olmadığını, pencerelerde cam olmadığını farkettik,IMGP8478 -a-evin sadece ön yüzü var cama yansımış dediğimiz bulutlar gerçekti, hepsi gökyüzündeydi. Sonra biz binanın yalnızca duvar ve camsız pencerelerden oluştuğunu anladık, üstelik biz yukarıdan bu duvarları görmüştük. IMGP8431-aCartagena’yı dolaşırken bir binanın ön yüzünün korumaya alındığı dikkatimizi çekmişti. Demek tarihi binaların yüzlerini böyle koruyorlardı.

cartegena 149a c.sokaklarıcartegena 152aCartagena’nın Sokaklarında eski evler arasında dolaşmak bizleri mutlandırdı. Gemimizin kalkış saati yaklaşıyordu, aklımız Cartagena’nın gidemediğimiz müzelerinde kalarak Aidabella’nın yolunu tuttuk.cartegena 035-a bronz heykelBronz adam heykelinin önünden geçerken ona bir selam verdik ve denizdeki balina kuyruğunu da dikkatlice inceledik, tabii suya girmeden . Sabahleyin Bronz Adam heykeli daha çok dikkatimizi çekmişti. Bu heykellerden başka heykeller de vardı; ama her ne kadar onların yanına oturup fotoğraf çektirdiysek de bunlar her zaman görebileceğimiz cinstendi. Şimdilerde bizim sahil kasabalarımıza da bunlara benzer heykeller yapıyorlar. Örneğin kitap okuyan yaşlı bir adam ve el işi yapan yaşlı bir kadın; ayrıca genç kadın, genç adam, adamın sırtında bir çocuk vb. cartegena 006Sahil yolunu takip ederek gemimizi bulduk. Hemen pizza yapılan restorana çıktık, gemide yemekler o kadar lezzetliydi ki Cartagena’da herhangi bir şey yemeği düşünmedik… Deniz ürünlü pizzaları yemeye doyamadık, pizza hamurunu incecik yapıyorlar, üstüne öylesine bol malzeme koyuyorlardı ki…cartegena 014-acartagena'dan ayrılış-a.jpgcartagena- 007-acartagena 010- acartagena 002.JPGYemeğimizi yedikten sonra güverteye çıktık, Cartagena’dan ayrılma zamanı gelmişti, limandan ayrılırken her zamanki müzik çalıyordu, bir an hüzünlensek de bu hüzün çok sürmedi. Ertesi sabah Valencia’da olacaktık, bakalım Valencia bizi nasıl karşılayacaktı.

 

Fotoğraflar: Mithat Okay, Detlef Bringmann, Sevil Okay

İLHAN KOMAN’IN GOOGLE’DA DOODLE OLMASI

17 Haziran’da saat 15.30 gibi bloğuma baktım, ilk bakışta haftalık ya da aylık bölümü açmışım diye düşündüm. Zira 17 Haziran her günkünden daha fazla ziyaretçi almıştı. Ve wordpress’ten iki ileti vardı, iki iletide de istatistikleriniz patlıyor, bloğunuz çok trafik alıyor, diye yazıyordu. Hangi yazılar tıklanmış diye bakınca r005-037-abTürk Da Vincisi İlhan Koman, İlhan Koman ve Gemi Evi Hulda, İlhan Koman Akdeniz Heykeli adlı yazılarımın yüzlerce kez tıklanmış olduğunu gördüm. Benim yazılarım yüzlerce tıklanmışsa demek ki milyonlarca kişi İlhan Koman’la ilgili yazıları okudu.

r005-026

İlhan Koman’ın Hulda Adlı Teknesi

İlhan Koman acaba bugün mü doğmuştu? diye kendime sorarken internete girdim ve İlhan Koman’ın Google’da Doodle olduğunu gördüm.

r001-082-ba

İlhan Koman’ın Eserleri

r003-004-b

r001-089-ab

İlhan Koman Eserleri

İnternete giren pek çok kişi Google İlhan Koman adlı birini doodle yapmış, ‘bu adam kim?’ diye merak etmiş ve internetlerine sarılmış. İnternette yok yok… Her şeyi sorup yanıtını alabiliyorsunuz. Öyle ki artık ansiklopedilerin bile kütüphanelerce bir değeri kalmadı, bunun için de kütüphaneler ansiklopedileri yerimiz yok diye almıyor, sadece roman tarzı kitapları alıyor. Belki her yerde böyle değildir. Ne acıdır ki toplumumuz kütüphaneye gitmeye tam alışıyordu ki internet girdi yaşamımıza, kütüphaneler bir türlü bizlerde yerini bulamadı.

r001-087-bBilgisayar ve internetin faydaları da çok, şayet google 98. doğum gününde İlhan Koman’ı doodle yapmasaydı, kim veya kaç kişi tanıyacaktı onu.Sadece bir günde milyonlarca kişi İlhan Koman’ı tanıdı, eserlerinin fotoğraflarını gördü. İlhan Koman’ı araştıran kişilerin çoğu genç diye düşünüyorum, bu da beni çok sevindiriyor. Artık gençler de Google sayesinde İlhan Koman’ı tanıyor.

MALAGA TURİZM KENTİ

Malaga tam bir tatil beldesi görünümünde. Akdeniz sahilinde kurulmuş olan bir sahil kenti. Uzun kumsalları olan kent zaten Costa del Sol bulunuyor.Costa del Sol güneş sahilleri anlamına geliyormuş.

DSC04220-a malaga

Malaga-İspanya 

Yılın neredeyse üç yüz günü güneşliymiş Malaga. Bu da onu turizm yönünden cazip hale getiriyor.

DSC04211-a malaga

Malaga-İspanya Deniz-Kumsal ve Güneş

Avrupa’nın Akdeniz’e açılan kapısı ve sıcak bir iklimi var. Sadece turizm yönünden cazip değil sanat yönünden de oldukça ilgi çekici.

640xauto

Pablo Picasso                     Fotoğraf: Mynet/ İnternet

Dünyaca tanınan ünlü ressam, kübizmin babası Pablo Picasso burada 1881 yılında doğmuş ve burada onun bir müzesi var.Malaga’da doğan Picasso’nun burada bir müzesi olması size, bize, herkese çok doğal geliyor. Ama burada bir Picasso müzesi oluşması öyle kolay olmamış. 1953 yılında 72 yaşındaki Pablo Picasso, doğduğu kent Malaga’da adına bir müze açılmasını arzu etmiş ve gerekli yerlerle görüşmüş. Malaga’da Picasso adına bir müze açılması gündeme gelmiş ve ciddi bir biçimde tartışılmış; ama bir sonuca ulaşılamamış, bir daha da böyle bir şey sanatçı yaşarken konu edilmemiş. Picasso müzesi açılamamış. Picasso 1973 yılında yaşama veda etmiş. Bu durum bana hiç yabancı gelmedi, bizde de Edirne’de İlhan Koman’ın doğduğu evin müze olmasını dilemiştim. Oğlu, yeğeni, kız kardeşi çok uğraşmışlar; ama hâlâ İlhan Koman’ın Edirne’deki evinin müze olduğunu duymadım. Neyse kendi sorunumuzu bir yana bırakıp Picasso’ya dönersek ölümünden 20 yıl sonra Pablo Picasso’nun büyük oğlu Paulo Ruiz Picasso ve eşi Christine Ruiz Picasso Malaga’da iki Picasso sergisi düzenlemişler. İki yıl arayla düzenlenen bu sergiler yoğun ilgi görünce Picasso müzesi açma fikri gündeme gelmiş.

gettyimages-2646763-2048x2048

MALAGA, SPAIN: Christine Ruiz Picasso poses 25 October 2003 during a press conference about the Inauguration of the Picasso Museum next Monday 27 October in Malaga. AFP Photo Cristina Quicler. (Photo credit should read CRISTINA QUICLER/AFP/Getty Images)

Picasso’nun gelini Christine Ruiz Picasso ile Picasso’nun torunu Bernard Ruiz Picasso müzenin kurulması için çalışmaya başlamışlar. Picasso sağken müzeyi hayata geçirememiş; ama gelini bunu başarabilmiş. Ben Christine Ruiz Picasso’yu çok takdir ettim, onun isteklerine uyularak Picasso müzesi için Endülüs binası tarzında olan Buenavista Sarayı uygun görülmüş. Gemi Malaga’da bir gün kaldığı için ne yazık ki Picasso Müzesi’ne gidemedik; ama Malaga’da Picasso Müzesi’nin olduğunu bilmek beni çok mutlu etti. Otobüsle Gibraltar’a giderken de Picasso’nun doğduğu evi gordük.Picasso’nun doğduğu ev 2009 yılında ‘Museo Casa Natal’ olarak açılmıştır. Picasso bu evde doğmuş ve kısa bir süre burada yaşamış. Müzenin yanı sıra Pablo Ruiz Picasso Vakfı(Fundacion Picasso) da Picasso’nun doğduğu evdedir.Bu  vakıf Picasso’nun çalışmalarını tanıtmak amacıyla kurulmuş.

casa-picasso

Picasso’nun Doğduğu Ev-            foto: Gezi-yorum.net

8-0

Picasso’nun Doğduğu Ev          Foto: Wilfried Wiegand

1137_banderas_antonioPicasso’dan başka yine dünyaca ünlü bir isim olan Antonio Banderas da 1960 yılında Malaga’da doğmuş. Çocukluğu Franco’nun baskıcı rejiminde geçmiş. Çocukken futbolcu olmak isteyen Banderas önemli bir sakatlık geçirince futbolcu olmaktan vazgeçmiş ve oyuncu olmaya karar vermiş. 10 yaşında sahneye çıkmaya başlamış. Ve dünyaca ünlü bir futbolcu değil de oyuncu olmuş.

159238.350x197

Antonio Banderas-Picasso Rolünde

Ben Banderas’ın pek çok filmini gördüm; ancak beni televizyonda izlediğim Picasso Belgeseli çok etkiledi. Banderas sanki Picasso olmuş, iki Malagalıyı bir belgeselde tek kişi olarak izlemek olağanüstüydü.

Malaga’da Picasso Müzesi’ne ve evine gidemedim;ama İstanbul’da Sabancı Müzesi’nde Picasso Sergisi’ne gittim. Pera Müzesi’nde 2014 yılında gerçekleştirilen “Picasso doğduğu evden gravürler ve seramikler” sergisini de gezip fotoğraf çektim. Yakın zamana kadar o fotoğraflar bilgisayarımda duruyordu, bilgisayarıma virüs girince Picasso sergisinin ve başka sergilerin fotoğrafları yok olmuş, ya da ben bulamıyorum. Sergideki bazı fotoğrafları internetten indireceğim sanırım. 20.yüzyılın en tanınmış ressamı ve heykeltraşı olan Picasso’nun tam adı öyle uzun ki… O adı yazmadan geçemeyeceğim. 1881 yılında Malaga’da doğan 1973 yılında Fransa’da ölen kübizmin temelini atıp geliştiren İspanyol ressamın adı şöyle…
Pablo Diego Jose Francisco de Paula Juan Nepomuceno Maria de los Remedios Cipriano de la Santisima Trinidad Ruiz y Picasso, ressam “Pablo Picasso” adıyla dünyaca ünlenmiştir.
4f39a2f061fa759d00ebef6d23391a49

Pablo Picasso’nun Resimlerinden Biri

AĞLAYAN KADIN KANVAS TABLOpablopicasso-1

Pablo Picasso’nun Ağlayan Kadın Resmi

 

Pablo Picasso ile anlatacaklarımız bitmez biz yine Malaga’ya dönelim. Çok güzel plajları olan bir kent Malaga. Malagueta, Palo ve Pedregalejo bu plajlardan en önemlileri.

DSC04219a- malaga

Malaga’nın Önemli Plajlarından Biri

Malaga’nın öyle geniş kumsalları var ki bu kumsallar turistlere çok çekici geliyor. Malaga’nın tepelerinden birinde Gibralfaro Kalesi bulunmakta, bu kaleye çıkarken biraz yorulabilirsiniz ancak neredeyse tüm Malaga’yı rahatlıkla seyredebilirsiniz.

DSC04252-a malaga ve aidabella

Malaga ve Gemimiz Aidabella

DSC04280-A MALAGA

 Gibralfaro Kalesi’ne Çıkan Merdivenler

DSC04310-A MALAGA

 Gibralfaro Kalesi

DSC04270-a malaga

Kaleden Malagueta Arenası’nın Görünüşü

DSC04299-A MALAGA

Gibralfaro Kalesi

DSC04313-a malaga

Kaleden Malaga’ya Bakış

DSC04244 -a malaga

Malaga-İspanya

Zamanım olsaydı, mutlaka Picasso’nun doğduğu eve ve Buenavista Sarayı’ndaki müzeye giderdim. Her zaman söylediğim gibi bir kentte bir gün kalmak yetmiyor, ancak kentin havasını soluyabiliyor ve kenti dolaşabiliyorsunuz. Malaga’da da faytonla şehri gezebiliyorsunuz, ama onlar da işin kolayını bulmuşlar 30 euroya biraz dolaştırıyorlar sizi. Bu da Malaga’yı gezmek isteyenlere pek hoş gelmiyor.

 

Fotoğraflar: Mine Bringmann-Detlef Bringmann

Faydalanılan Kaynak: Vikipedi    

CEBELİTARIK(GİBRALTAR)

Gemide bir gün önce Seetag/Denizgünü’nü büyük bir keyifle geçirdik. Havuza, jakuziye girip güneşlendik. Denizde olmaktan çok mutluyduk.

Malaga-aidabella DSC04199-a

Malaga’da Aidabella

malaga-gibralta 001-a

Malaga Haritası

Şubat’ın ikinci günü gemimiz sabah erkenden Malaga’ya girdi. Biz tur satın almıştık, Gibraltar’a gidecektik. Sabah erken saatte Malaga’yı dolaştık, Cebelitarık’tan dönüşte dolaşmaya devam ederiz diye düşündük.

malaga-gibralta 002-a

Geziye Götürecek Otobüsler

Otobüse bindik, aşağı yukarı bir buçuk saat gittik, 100 kilometreden fazlaydı Malaga ile Gibraltar arası, yolda deniz kenarında pek çok yazlık ev gördük, bu evler Avrupalılar tarafından özellikle Almanlar tarafından alınmış. Mayorka’da olduğu gibi burada da Almanlar çoğunlukta. Buraları kendi arka bahçeleri gibi görüyorlar, bir buçuk saatte uçakla buraya geliyorlar, kendi ülkelerine göre burası oldukça sıcak, deniz kenarı. Malaga’nın çok uzun sahil bandı var. Malaga’dan Cebelitarık’a giderken genellikle denizi görüyorsunuz. Neyse neredeyse  Cebelitarık’a geldik, derken, rehberimiz Juan herkes pasaportlarını çıkarsın deyince beni bir tedirginlik aldı, pasaportlara ne gerek var? Acaba Cebelitarık başka bir ülkeye mi ait? diye düşündüm. Bizim pasaportlarımız için İngiltere dışında herhangi bir Avrupa ülkesinden vize almamıza gerek yoktu. Pasaport istediklerine göre Cebelitarık İngiltere’ye ait olabilir miydi? Otobüse bindiğimizde iki kişilik yer olmadığı için eşimle ayrı yerlerde oturuyorduk. Ben bir Alman hanımın yanında oturuyordum, o da iki sıra arkamda başka bir kişinin yanında oturuyordu. Zaten otobüste ikimizden başka farklı ülkeden kimse yoktu, herkes Almandı. Neyse otobüse bir kadın polis bindi, pasaportlarımıza baktı, hiçbir şey demedi.

malaga-gibralta 010-a

Otobüse Binen Polis

Ben bir oh çektim, ama erken zamanda oh çekmişim, kadın polis indi, arkadan bir erkek polis otobüse bindi ve bize otobüsten inmemiz gerektiğini, vizesiz İngiltere topraklarına giremeyeceğimizi söyledi. Otobüsün sürücüsü bayan ve rehberimiz bu duruma çok üzüldü ve arabadan inip görevlilerle konuştular bizlerin de Cebelitarık’a girmemiz için. Görevliler bunu kesinlikle kabul etmedi, inmemiz gerektiğini söylediler. Hiç aklımıza gelmemişti, İspanya’daki Cebelitarık’ın  İngiltere’nin toprakları olacağı. Bunu bilmiyorduk. Düşünebiliyor musunuz tam olarak 7 kilometre kare bile olmayan Akdeniz’in girişinde yer alan ve İber Yarımadası’nın güneyinde bulunan Cebelitarık başka bir ülkeye ait, ve o ülkede  bizim yeşil pasaportlara bile vize uygulanıyor. İstemeden otobüsten indik, sanki onlarca kişiyi öldürmüşüz gibi hissettik kendimizi. Çok üzüldük çoook… Hem kendi adımıza hem de ülkemiz adına… Bir anda bir hiç olduğumuz kafamıza vuruldu. Çok büyük hakarete uğradık. Bunu anlatmak beni ne kadar üzüyor, anlatamam. Ama bizim oranın İngilizlere ait olduğunu bilmemiz gerekiyordu. Bunu bilseydik oraya gitmeye kalkışmazdık ve o kadar euro vermezdik.

malaga-gibraltar sınırı 013-a

İspanya’dan İngiltere’ye Geçiş-Sınır Kapısı

Rehberimiz bizi saat 14.30’da otobüsten indiğimiz yerden alacaklarını söyledi. Ama biz orada beş dakika bile geçirmek istemiyorduk, hemen La linea’nın otogarına gittik, Malaga’ya dönmek istediğimizi söyledik. Aldığımız yanıt olumsuzdu, günde iki otobüs varmış Malaga’ya sabahki yarım saat önce kalkmış, öğleden sonraki de 16.00’da kalkacakmış. Taksi tutmayı düşündük, çok pahalı olacağı için bu düşünceden vazgeçtik. Bizim otobüsümüz bizi 14.30’da alacaktı.Çok üzgün ve kızgın olsak da burada iyi zaman geçirmeliydik. Cebelitarık’ın yanında La Linea de la Concepcion’u kim tanır ki?

malaga-gibraltar kayası 012- a

Cebelitarık Kayası

malaga-gibraltar-linea 015a

La Linea Kentinin Evleri Arasından Gibraltar Kayası Görünüyor

Cebelitarık’ın yüksek tepesinin, yani 400 metreyi geçen kayasının, bulunduğumuz yerin ara sokaklarını, bazı evlerde yıkanmış ve asılı olan çamaşırları, özellikle kadın külotlarının fotoğrafını çekti Mithat.

malaga-gibraltar-la linea-çamaşırlar 026a

La Linea’nın Evleri ve Çamaşırlar

Bazı kadınlar sanki o gün sadece külotlarını yıkamış ve asmışlardı.Evet Malaga’ya sadece günde iki otobüs kalkan, halkının pek çoğu İngiliz bölgesi olan Gibraltar’da çalışan, halkının İspanyolca yanında İngilizce de konuştuğu küçük bir kentti Linea.

malaga-gibraltar kayası-la linea 035-a

Gibraltar Kayası’na La Linea’dan Bakış

Cebelitarık için İngilizler ve İspanyollar yıllarca süren savaşlar yapmışlar, en sonunda halka sormak gelmiş akıllarına, referandum yapmışlar ve halk İngilizlerin olmasına karar vermiş Cebelitarık’ın. Böylelikle İngilizler deniz aşırı olan bu toprakların idarecisi olmuş. Artık hayat boyu unutmam Gibraltar’ın İngilizlerin idaresi altında olduğunu.

malaga-gibraltar-la linea 025a

La Linea’nın Evleri

La Linea’yı ister istemez tanıdık, şayet Cebelitarık’a girebilseydik, La Linea’nın lafını bile etmezdik, Cebelitarık’ın gölgesinde kalmış küçük bir yerleşim yeri Linea. Otobüsümüz bizi 14.30’da aldı, Malaga’ya geri döndük. Yolda kuzenime ve eşine bu durumdan bahsetmemeye karar verdik. O gün kuzenimin doğum günüydü, bu tatsız olayın geceye ve geziye damgasını vurmasını istemedik; ama biz bu olayı hiç bir zaman unutmadık ve unutmayacağız…

AİDA BELLA GEMİSİ

Mayorka’da gemimiz Aida Bella’ya bindik, bizim kamaramızla Jefri adlı Filipinli bir genç ilgilenecekti, güler yüzlü en fazla yirmi yaşında zayıf, esmer biriydi. Önce onunla tanıştık, sonra kamaramıza yerleştik. Gemide çalışanların çoğu Filipinliydi. Sanırım bu ucuz işgücü ile ilgili. Sanki bu bir gemi değil de fabrikaymış gibi geldi bana.yolcu sayısı üç bindi, bir de gemide çalışanlar vardı ki onlar da binlerce kişiydi. Gemideki insanların beslenmesini, kullandıkları suyu, atıklarını düşününce işin içinden çıkmak zor oluyordu. Ve böyle o kadar çok gemi var ki uluslararası sularda, denizler ne kadar dayanabilecek gemilerin atıklarına… Gerçi gemilerden denize hiçbir şey atılmayacak deniyor da gerçekten hiç bir şey atılmıyor mu? Bunu bilebilmemiz zor!   mayorka-2 124aAkşam yemeğinden sonra geminin güvertesinde Hoş geldin partisi vardı, ona katıldık, pek eğlendik.

tunus-mayorka-2 027ab

Aidabella ile Gidilecek Limanlar

DSC05064aidabella ertesi gün yapı. geziyle ilgili a

Aidabella’da Genç Kızlar Yapılacak Turlarla İlgili Bilgi Veriyorlar

DSC05061aidabella sahnesi ertesi gün yapılacak turlar a

DSC05584aidabella sahne karşısı seyirci yeri ag

Sahnenin Karşısında Oturan Seyirciler

Her gün geminin gideceği limanlar hakkında bilgi veriliyor ve tur satılıyordu. Genç kızlar ertesi gün varılacak limanı fotoğraflar eşliğinde anlatıyorlardı. Kuzenim Mine ile eşi Detlef bize Gibraltar’a yani Cebelitarık’a gidin, orayı mutlaka görün diyorlardı. Onlar bir önceki turlarında gitmişler, orayı çok beğenmişler, bizim de görmemizi istiyorlardı. Biz de gemiden Gibraltar için tur satın aldık. Ertesi gün( 2 şubat) sabah 10’da otobüsümüz kalkacaktı Gibraltar’a gitmek için.

O gün yani ayın birinde devamlı denizde yol alacaktık, ancak ertesi sabah Malaga’ya varacaktık. Almanlar gemide geçirilen günlere “Seetag”- “deniz günü” diyorlardı.

aidabella 035 güverte a

Aidabella Seetag’da Dinlenenler

aidabella 026güverte a

Aidabella’nın Güvertesinde Giyinik Olarak Güneşlenenler

aidabella 032güverte a

Aidabella Güvertesi

Deniz günlerinde yolcular, güvertedeki şezlonglara uzanıp dinleniyorlardı. İsteyen havuza ya da jakuziye giriyordu. Biz de önce havuza sonra da jakuziye girdik.

aidabella 028

Aidabella Güvertesi Havuz, Duşlar, Jakuzi

aidabella 015 a

Aidabella Güvertesindeki Jakuzi

Hava 13-14 dereceydi; ama havuz suyu 20 dereceydi, biz daha soğuk havalarda soğuk sulara giriyorduk. Havuz bize oldukça sıcak geldi.

DSC05200aidabella sahnesi a

Aidabella’nın Sahnesi ve Seyirciler  

aidabella- 064 a

Aidabella Sahnesi, Yuvarlak Olan Bölüm Oyuna Göre Aşağıya İnip Yukarıya Çıkabiliyordu

-aidabella 059a

Gemi de yok yoktu; canlı yayın yapan bir televizyon kanalı, akşamları profesyonel dansçılar tarafından (Rus, Ukraynalı bale sanatçıları) müzikaller, bilinen baleler oynanıyor, yine profesyonel şarkıcılar şarkılar söylüyordu. IMGP8550aidabella sahnesinde şarkı söyleyenler aÖnce yapılan eğlenceler geminin sahnesinde canlı olarak yapılıyor, sonra da gemi halkının dans etmesi için müzik çalınıyordu. İnsan kendini bir gemide değil de büyük bir tiyatro sahnesinde zannediyordu. Ayrıca her sabah gemiden yeni bir kente çıkarken fotoğrafçılar hemen hemen herkesin fotoğraflarını çekip sonra sergiliyorlardı, isteyen de o fotoğrafları satın alıyordu. .

Sabahın erken saatlerinde, her gün  her kamaranın kapısına bir ya da iki sayfalık bir gazete bırakılıyordu. Bu gazetede o gün uğranılan limanla, görülecek yerlerle ve gidilecek müzelerle ilgili yazılar vardı. Gemimiz Aidabella sabah gün ışırken bir limana giriyor, akşam üstü o limandan ayrılıyordu. Limandan ayrılırken hep aynı müzik çalınıyordu. Sabah ve akşam limana giriş ve çıkışlar her kamarada bulunan televizyonlarda gösteriliyordu. Bu aslında iyi bir şeydi, çünkü Avrupa’da büyük bir grip salgını vardı, gemideki bazı kişiler hastalandıkları için kamaralarından çıkamıyorlardı. Bu büyük bir şanssızlıktı!  Çıktığımız limandan gemiye herhangi bir hastalık taşımamak için geminin girişinde sterilize ediliyorduk.

Geminin 13. Katı yoktu, 12.kattan 14’e atlanıyordu. Bu bize çok saçma geldi. 13 sayısının uğursuzluğuna inananlar gemiye 13. Katı koymamıştı. Sanki 14. kat 13. kat değilmiş gibi.

aidabella 029 güverte a

aidabella 041güverte yürüyenler a

Aidabella’nın Güvertesinde Oturanlar, Yürüyenler, Koşanlar

aidabella 001 spor salonu a

Aidabella Spor Salonu

aidabella 006 spor salonunda bisikletler a

Aidabella Spor Salonundaki Bisikletler

aidabella 003 spor salonu a

Aidabelle’nın Spor Salonu

IMGP8554aidabella'da spor yapanlar a

Gemide Spor Yapanlar

aidabella 014basket sahası a

Geminin 14. Katındaki Basket Sahası

Biz 14. kattaki basket sahasını çok beğendik, denizin ortasında basket oynamak çok hoşumuza gitti. Almanlar seetag günlerinde spor salonlarında bisiklete biniyor, kültür fizik yapıyor, geminin çevresinde yürüyüşe, koşuya çıkıyor, giyinik olarak ya da battaniyelerle güneşleniyor spa’ya gidiyor, saat beşte çayla birlikte kek ve pastalarını yiyorlardı.

aidabella 054aGemiye bindiğimizin ertesi günü sabah gemi görevlileri can yeleklerinin nerede olduğunu, nasıl giyileceğini, ters bir durumda ne yapmamız gerektiğini anlattılar, bizlere ders verdiler.

aidabella 078a

Aidabella’daki Restoranlardan Biri

Gemi halkı akşam yemeğini hiç atlamıyordu, öyle çok yiyorlardı ki, gemide yemekler güzeldi ve çok çeşit vardı. Hele yemekten sonra yedikleri peynir miktarı bana göre çok aşırıydı.

aidabella 041a

Gemideki Restoranlardan Biri

aidabella042a

Gemi Sakinleri Yemeklerini Alırken

Üstelik bu kadar çok yiyen insanlar genç de değillerdi. Bir de Almanların çok meraklı olduklarını öğrendik, genellikle gemideki yemek masaları sekiz-on kişilikti, dört kişilik masalar da vardı; ama onlar çoğunlukla hemen kapıldıklarından genellikle yemeğimizi kalabalık masalarda yiyorduk, bu arada bizim konuştuğumuz dili anlayamıyorlardı, hangi ülkeden olduğumuzu çok merak edip soruyorlardı, hangi ülkeden olduğumuzu söyleyince de bir türlü inanmak istemiyorlardı. Duyduğumuza göre diliniz çok melodik, kulağımıza çok hoş geliyor diyorlardı. Aslında dedikleri doğruydu, dünya üzerindeki dillerin hangilerinde ünlü uyumları vardır ki benim bildiğime göre Avrupa dillerinde böyle bir uyum yok. Dilimizdeki ünlü uyumları dilin melodik olmasını sağlıyor.

Konumuzla bir ilgisi olmasa da Alman erkeklerin eşleri çoğunlukla kendilerinden çok yaşlı görünüyor, ya anlaştıktan sonra yaşın önemi yok diye düşünüyorlar, ya da kadınlar çok fazla yıprandıkları için yaşlı görünüyorlar. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar kadın ve erkekler oldukça samimi ve güler yüzlüydüler. Sabah, öğle, akşam ne zaman karşılaşırsak karşılaşalım selam veriyor ve iyi günler diliyorlardı. Bir Alman aileyle bir kentin merkezine gitmek için ortaklaşa bir taksi tutmuştuk, biz de bozuk para yoktu, taksinin sürücüsü parayı bozamadı, kente birlikte gittiğimiz Alman aile taksi parasını verdi, parayı bozdurup hemen vermek istedik, onlar önemli olmadığını söylediler; ancak biz kesinlikle rahat hissetmedik kendimizi, kaldıkları katı ve oda numarasını öğrendik, ne zaman odalarına gitsek onları bulamadık, sonra borcumuz olan ….euroyu kapılarına yazdığımız bir kâğıtla asıp bıraktık. Almış olduklarını sanıyoruz, çünkü ertesi gün gezimiz bitti.

aidabella 032a

Gemide Oynanan Bir Oyun

DSC05036aidabella koridor a

Gemide Kamaraların Bulunduğu Koridorlardan Biri

aidabella 047 a

Geminin Merdivenleri

aidabella 043 a

Gemi öyle büyüktü ki kendimizi gemideymiş gibi hissetmiyorduk. Geminin merdivenleri olsa da genellikle asansörleri kullanıyorduk. Gemide en az dört tane asansör vardı.

aidabella 035-a

aidabella 009gemiden denize bakış a

Gemiden Denize Bakış

Aidabella’nın barları, kumar oynanan yerleri, satış mağazaları, oturma ve denizi seyredebileceğiniz alanlar ve unuttuğum pek çok şey vardı. Hele o yeşil, yuvarlak koltuklara uzanıp denizi seyretmek öyle hoştu ki…

aidabella 031 dalgalar a

Denizin Dalgalı Olduğu Zamanlar

Geminin sahnesinde oynanan oyunları, dansları izledikçe, söylenen şarkıları dinledikçe-daha önce de söylediğim gibi- kendimizi İstanbul-AKM’de bir performansta zannediyorduk.

aidabellaDSC05475-aGemi yolculuğu oldukça iyiydi. Yalnız varılan limanda bir gün geçirmek bize az geldi. Bir şehirde en az üç gün kalınmalı diye düşünüyorum. Böylece uğradığınız kenti  dolaşabilir ve müzelerine de  gidebilirsiniz. Bir kentte üç gün kalmak bile az diyeniniz olabilir, doğru söylüyordur söyleyen, ama ne kadar uzun kalırsanız kalın yine de bir ülkeyi, bir şehri tanımak, her yeri görmek olanaksız. Bir düşünün yıllardır bu ülkede yaşıyoruz, her yeri gördük mü yeteri kadar inceledik mi? Onun için bir yerde kaç gün kalabiliyorsak o zaman diliminde mümkün olduğunca fazla yer görmeye, şehri ve şehrin ait olduğu ülkeyi tanımaya, yaşam tarzlarını, düşüncelerini öğrenmeye çalışalım.

 

Fotoğraflar:Sevil Okay- Mithat Okay- Detlef Bringmann

VALLDEMOSSA(MUSA’NIN KÖYÜ)-MAYORKA

Mayorka-Valldemossa 6 a

Palma’da uçaktan indikten sonra otobüslere bindik, gemimiz hazır olmadığı için önce çiçek açmış badem ağaçlarını göstermek için bizi bademlik alana götürdüler.

mayorka-badem ağaçları 081 a

Badem Ağaçları-Palma/Mayorka

Çiçek açmış badem ağaçlarını gördük ve tekrar otobüsümüze bindik  yirmi-yirmi beş dakika süren bir  yolculuktan sonra Valldemossa’ya geldik.

Valldemossaad

Valldemossa-Mayorka-İspanya

Valldemossa, Musa’nın Vadisi demekmiş, adından da anlaşıldığı ve söylentiye göre buranın adı Müslümanlar zamanında burada yaşamış olan Musa adındaki bir kişiden geliyormuş. Mayorka’nın ünlü Tramuntanya Dağları‘nın eteklerinde kurulmuş bu köy. Kendinizi burada ortaçağda yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Taş evler yapıldıkları biçimde duruyor. Ortaçağdan beri değişmemiş olması da turistlere cazip geliyor. Ben Valldemossa’yı çok sevdim; dağları yemyeşil, evlerin bulunduğu yerler tertemiz ve çiçekler içindeydi.

mayorka-valldemossa 175 a

Valldemossa’nın Dar Sokakları

mayorka-valldemosse 159. a

Valldemossa-Mayorka Adası

mayorkavalldemossa 152a

Valldemossa Evlerinden Biri

mayorka-valldemossa 141 a

Valldemossa’daki Evlerden Birinin Kapısı ve Çiçekleri

mayorka-valldemossa 127 a

Valldemossa’nın Daracık Sokakları

mayorka-valldemossa 119 a

Valldemossa-Mayorka Adası

mayorka-valldemossa 151a

Valldemossa-Mayorka Adası-İspanya

Mayorka-Valldemossa D.B.A.3

Mayorka-Valldemossa-Taş Evler

mayorka-valledemossa'da bir ev 111 a

Valldemossa’da Bir Ev ve Çamaşırlar

Taş evler, daracık sokaklar, evlerin üstüne tutturulmuş çiçekli saksılar… Her yer öylesine temiz ve güzel ki…köln-mayorka 167aAyrıca her evin üstünde seramikten yapılmış Catalina Thomas ya da Caterina Thomas’ın  resimleri var.  Catalina Thomas Mayorka’nın koruyucu aziziymiş, doğum yeri de(1533) Valldemossa’ymış…

Valldemossa-Catalina-a

mayorka-evin duvarı ve çiçek 179 a

Valldemossa’daki bir evin duvarı

Frederic_Chopin-wikipedi_photo.jpeg

Frederic Chopin            Fotoğraf: Vikipedi

1839 yılının kışında Polonyalı ünlü besteci, piyanist Frederic Chopin’in(1810-1849) ve sevgilisi ünlü ilk kadın Fransız yazar George Sand(1804-1876)’in burada kalmasını hiç yadırgamadık. Chopin buraya sağlık sorunlarından dolayı gelmiş ve bir kış burada Cartuja Manastırı’nda kalmış, Burada sadece bir kış geçirmiş; ama Mayorka’nın ve Valldemossa’nın dünyaca tanınır hale gelmesini sağlamış. Chopin burada iki beste yapmış, “Bir ressam ya da şairin hayal edebileceği her şey doğada bu yerde yaratılmıştır” diyen sevgilisi ünlü  yazar George Sand da Mayorka’da Bir Kış adlı bir kitap yazmış. George Sand ismi ilk duyan kişi tarafından erkek adı olarak algılanabilir, ama o bir kadın ve asıl adı Amantine Aurore Lucile Dupin’dir. 19. yüzyılda bir kadının yazar olması pek alışıldık bir şey değildi, sanırım Bayan Amantine de takma bir erkek adı almış, yazdıklarının ciddiye alınıp okunması için. Ona feminist diyenler olsa da o hiçbir zaman feminist olduğunu kabul etmemiş.

portrait-of-george-sand--fransız ilk ünlü kadın yazar,george sand

George Sand-Dünyaca ünlü Fransız Yazar              Fotoğraf: thought.co

winter in Mayorka-george sand

George Sand’in  Mayorka’da Yazdığı Kitap   Fotoğraf: goodreads.com

Michael Dougles ve Catherine Zeta Jones

Michael Douglas – Catherine Zeta- Jones ve evleri

Amerikalı oyuncu Michael Douglas’ın ve Zeta Jones’un burada evlerinin olması da şu an için önemli geliyor. Oradayken bu, çok da önemli gelmemişti bana. mayorka-valldemossa-otobus a 090Bizleri Valldemossa’ya getiren otobüsler isteyenleri Michael Douglas’ın evine götürdü, biz gerekli görmediğimiz için gitmedik.

Valldemossa’da dolaşırken otobüs duraklarındaki afişlerde Valldemossa’daki ünlülerin kimler olduğu yazıyordu.

mayorka-VALLDEMOSSA DURAĞI A 092

Valldemossa Otobüs Durağında Asılı Olan Afişlerden Biri

mayorka-valldemossa-santiago rusinol 106 a

Katalan Ressam Santiago Rusinol’un Büstü    Valledemossa- Mayorka

Ayrıca Katalan ressam, şair ve oyun yazarı olan Santiago Rusinol’un büstüne rastladık, onu daha önce tanımıyordum,  araştırınca onun Katalan Ulusal Sanat Müzesinde eserlerinin sergilendiğini, izlenimci bir ressam olduğunu, Katalan Modernizmi’ni temsil ettiğini ve modernizm hareketinin liderlerinden biri olduğunu, dünyaca ünlü ressam  Pablo Picasso’yu da etkilediğini öğrendim Wikipedia’dan.

Santiago Rusinol

Santiago Rusinol  Fotoğraf: wikipedia

 

Auguste-Herbin-Landscape-at-CreteiS.rashinol

Santiago Rusinol Resimleri       Resimlerin fotoğrafları: Wikipedia

RUSIÑOL, SANTIAGOPaisaje de Mallorca_ cMP: 85

Santiago Rusinol Resimlerinden Biri

Sadece bilgi edinmedim, birkaç resminin fotoğrafını da Wikipedia’dan aldım. Santiago Rusinol (1861­-1931)un bazı resimleri Valldemossa Belediye Müzesi’ndeymiş. Sanatsever Joan Sureda sayesinde Rusinol ve Ruben Dario gibi 20. yüzyılın ünlü yazar ve ressamları Kral Sancho Sarayı’nda kalmışlar. Kral Sancho Sarayı; 2. Jaime’nin oğlu Kral Sancho tarafından ortaçağda inşa edilmiş, daha sonra Kartezyen keşişlerine bağışlanmış ve 1399 yılında manastıra dönüştürülmüş.

mayorka-valldemossa 151a

Valldemossa Taş Evler ve Ağaçlar

mayorka-valledemossa-portakallar 147a

Valldemossa ve Portakallar

mayorka-valldemossa 139 a

Vallemossa

köln-mayorka 148a

Valldemossa’daki Çiçeklerden Biri

Valldemossa’da taş evlerden bazıları sanat galerileri haline getirilmişti. Pek çok sanat galerisi gördük ve açık olanları gezdik.

mayorka-valldemossa-bir sanat evi 186 a

Bir Sanat Galerisinin Dışı

mayorka-valldemossa bir sanat galerisi 113 a

Bir Başka Sanat Galerisinin İçi

mayorka-valldemossa- bir sanat galerisindeki bir resim 114 a

Sanat Galerisindeki Bir Resim

Valldemossa’da pek çok hediyelik eşya satan dükkanlar ve hoş kafeler de var.

mayorka-valldemosse 144a

Valldemossa-Mayorka Adası

Mayorka-Valldemossa-8 aa

Mayorka-Valldemossa

DSC04096

 

Mayorka-Valldemossa-4 ad

Mayorka-Valldemossa-Taş Evler-Dar Sokaklar

Valldemossa, Mayorka’ya gidenlerin mutlaka görmesi gereken bir köy. İster köyde dolaşın, ister sanat galerilerine ya da müzelerine gidin. Herkesin hoşlanacağı bir şeyler bulacağı bir köy… Biz Valldemossa’da ancak köyü gezdik, köyün havasını soluduk, oradaki müzelere gidemedik; çünkü vaktimiz kısıtlıydı. Gemimiz Aida Bella bizi bekliyordu, başka şehirlere ve ülkelere götürmek için. Mayorka’ya bir daha gidersem mutlaka Valldemossa’da birkaç gün kalacağım. İnsan bir yerde ne kadar yaşarsa orayı daha iyi tanır ve sever.

 

Fotoğraflar: Sevil Okay, Mithat Okay, Detlef Bringmann

Faydalanılan Kaynaklar:

info@cartujadevalldemossa.com

wikipedia.com