KARAVANCILIK ve KAMPİNGLER (1)

karavanlar1

karavanlar 6Nedir insanı evinden çıkarıp on metre karelik bir alanda yaşamaya iten? Doğayı seven insanlar; oturma odası, yemek odası, yatak odası, mutfak ve banyonun on metre kareye sığdırıldığı karavanlarda yaşamayı seçiyorlar. Karavancılık nasıl bir şey? İnsanlar karavanlarına nasıl aşkla bağlanıyorlar?

Karavan onlara özgürlük veriyor, onlar doğanın içinde, milyonlarca yıldız altında yaşamak istiyorlar.

Şehir ışıklarından ya da kirli havadan göremediğimiz milyonlarca yıldız altında olmak, samanyolunu görmek harika bir şey! Evet, karavancıların istediği yeşille mavinin iç içe olduğu yerlerde yaşamak.

Ne yazık ki ülkemizdeki kamp alanları her geçen gün azalıyor, hatta yok oluyor. Şu anda İstanbul’da; yerli-yabancı kampçıların, karavancıların kalabilecekleri bir karavan kampı yok. Semizkum’da, Kilyos’ta kampingler var; ancak Semizkum ve Kilyos’taki kamplar şehir merkezine çok uzak.

İstanbul’da uzun yıllar hizmet veren tek karavan kampı Ataköy Kamping’di. 1990’dan önce yerli karavancılar Ataköy Kamping’den faydalanamıyorlardı, bunun nedeni Avrupa’dan Türkiye’ye yoğun şekilde kampçı ve karavancı gelmesiydi. İstanbul’da tek olan Ataköy Kamping sadece yabancılara hizmet verebiliyordu. Yazın kampa gelen karavan ve kampçı sayısı arttığından çoğu Avrupalı karavancı da Ataköy Kamping’de yer bulamıyordu.

1980’lerin sonunda Yugoslavya’da başlayan etnik çekişmeler, anlaşmazlıklar , ekonomik bunalımlar korkunç bir savaşa dönüştü. Bu savaş, yıllardır aynı toprakları paylaşan komşuları, evliliklerle akraba olan milletleri birbirine kırdırdı. Milyonlarca insan işkence gördü, yaşamını yitirdi, kadınlar tecavüze uğradı. Onulmaz acılar yaşandı. Avrupa’nın ortasında yaşanan katliamlar nedense zengin Avrupa ülkeleri tarafından anında engellenmedi. Savaşın acımasızlığı, insanların çektiği acılar, bir ülkenin paramparça olması görmezden gelindi.

Savaş, Türkiye-Avrupa karayolunun kapanmasına neden oldu. Avrupalı kampçıların ve karavancıların Türkiye’ye gelmesi zorlaştı. Bu da Ataköy Kamping’in gelirini düşürdü. Bunun üzerine Ataköy Kamping yerli karavancılara kapılarını açtı. Bizim gibi pek çok yerli karavancı Ataköy Kamping’e yerleşti ve her geçen gün karavancı sayısı arttı.

İstanbul-Ataköy Kamping, karavana gönül verenlerin yılın en az dört-beş ayını geçirdikleri, pek çok ailenin de devamlı yaşadıkları bir yaşam alanı haline geldi. Özellikle kış aylarında -haftasonları- karavancıların buluşma yeriydi Ataköy Kamping. Karavancılar, kampingde kalabilmek için her ay kamp yönetimine kira ödüyorlardı. Her yıl kira bedeli bir miktar artıyordu, bu artışlar büyük oranlarda değildi.

Herkes mutlu, her yer güllük gülistanlıkken kamp yönetimi 1999’da kamp ücretine büyük bir zam yaptı, bu artış pek çok karavancının hoşuna gitmedi. İst. Kamp ve Karavancılar Derneği yöneticileri, kampingin idarecileriyle defalarca görüşmeler yaptılarsa da uzlaşma sağlanamadı. Bunun üzerine yeni bir kamp alanı arayışına girildi, uzun uğraşlar sonucunda Yeşilköy’de, Çiroz Kamping bulundu. Ataköy’den Yeşilköy’e büyük bir göç başladı, iki yüzden fazla karavan Çiroz’a yerleşti.

Ataköy Kamping’den ayrılmak istemeyenler, karavan yaşamlarına Ataköy’de devam ettiler. İstanbul’un artık iki kamp alanı vardı.

İlk günler Çiroz bize çöl gibi görünüyordu, Ataköy’deki büyük ağaçlardan sonra, buranın ağaçları çok cılız geliyordu hepimize. Bütün yeşillikler, susuzluktan sararıp solmuştu. Bakımsız bir yerdi Çiroz! Yapacak bir şey yoktu, burayı bulduğumuza şükrediyorduk.

Çiroz Kamp’taki ilk gecemizi anımsıyorum, şakır şakır yağmur yağıyordu, taşlardan bir ocak yapıp ateş yakmıştık. Sandalyelerimizi ateşe yaklaştırmış, karavan komşularımız olan ablamız ve eniştemizle iki kişilik şemsiyelerimizi açıp karşılıklı oturmuştuk. Yağmur durmadan yağıyordu, bizler şemsiyelerimizin altında söyleşiyorduk. Ne kadar keyifliydi anlatamam! Her on beş, yirmi dakikada bir yeni bir karavan geliyordu Çiroz’a. Herkes yeni kampa bir an önce yerleşme derdindeydi. Çiroz’a yerleştik, her karavancı çevresini temizledi, ağaçları suladı, yeni ağaçlar dikti. Çiroz iki üç senede Ataköy Kamping’den daha güzel bir kamp alanı oldu.

Her yıl binlerce turisti ağırladı Çiroz Kamping.

Biz doğaseverlerse karavan kampta kalıyor, Yeşilköy’den işlerimize rahatlıkla gidiyorduk. İş dönüşü bir iki saat bahçede oturmak, şehrin içinde şehir dışında olmak harikaydı! Ne diyordu Falih Rıfkı Atay:

“İstanbul, zevksizlik ve fensizlik eline sonradan düştü. Biz, dağları yeşil kabuğundan soyup kayalaştıranlar, bahçeli evlerde doğduk ve iki ağaç arasında sallandık. … Bir gün Bebek kıyılarında mavi suyu

görmek için, asansörle beşinci kata çıkacağız. „

Evet, ne yazık ki  Falih Rıfkı haklı çıktı; biz yeşile hasret, denize hasret… İstanbul bir deniz kenti; ne yazık ki artık denizinden faydalanamadığımız bir büyük kent!

Karavanda yaşamak, bizi geçmişe götürüyor, yeşilin bol olduğu, denizin masmavi, tertemiz olduğu günlere… Kampta günün her saatinde yürüyüş, koşu yapabiliyor, basket, voleybol oynayabiliyor, bisiklete binebiliyoruz.

Çiroz Kamping-Karavan Komşularımız

Çiroz Kamping-Karavan Komşularımız

Ya karavan komşuluğu!.. Şehrin gürültüsü içinde unuttuğumuz komşuluk ilişkileri yeniden canlandı kampta. Sevgili komşularımız; karavanlarımız, sevgili evlerimiz!..

Çiroz Kamping-Karavan Komşularımız

Çiroz Kamping-Karavan Komşularımız

İnsanın mutlu olması için çok şeye ihtiyacı yok; sevdiklerinin yanında, yeşillikler içinde, yıldızlar altında olması yeterli.DSC02630.jpg-çiçek ab

Her geçen gün yeşillikler azalıyor, denizler kirleniyor…

Yılda üç-dört bin yangın çıkıyor, ormanlık alanlarımız her geçen yıl azalıyor ülkemizde. Yangınla yok edemediğimiz yerleriyse taş binalarla yok ediyoruz. Hiçbir alan kalmayana kadar gökdelenleri dikeceğiz, sonra insanlar birbirinden uzak, ilişkiler kopuk diye yakınacağız. Her geçen gün toprakla ilişkimiz kesiliyor, sürekli daha yükseğe daha yükseğe tırmandırılıyoruz. Beşinci kattan onuncu kata, onuncu kattan on beşinci kata çıkarıldık. Şimdi daha da yükseğe çıkarılmak isteniyoruz.

Biz karavancılar, kampçılar yükseklere çıkmak istemiyor; toprağa yakın olmak, yalınayak dolaşmak, çimene, ağaca, çiçeğe dokunmak istiyoruz. Sadece yaz mevsiminde değil, dört mevsim doğanın içinde yaşamak dileğimiz. Türkiye’nin her kentinde, kasabasında, köyünde karavan kampları kurulmalı. Yeni kamplar kurulmalı diyoruz da yeni kamplar kurulacağına yıllardan beri var olan kamplar kapatılıyor.  İstanbul’daki Ataköy Kamping ve Çiroz Kamping artık yok! Yüzlerce karavancının ve kampçının yaşam alanı olan kamplar kapandı. Bu kampların kapatılması, hem yerli karavancılar-kampçılar hem de yabancı karavancılar ve kampçılar açısından çok kötü oldu. Karavancılık-kampçılık laf olsun diye yapılan bir şey değildir! Bu bir yaşam biçimidir!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s