SULTANAHMET’TE ÖĞRETMEN OLMAK

sultanahmet'te öğretmen olmak

Okul; sadece öğrenciyi değil, öğretmeni de eğiten, onu pek çok konuda deneyim sahibi yapan, öğretmenin kendisini geliştirmesine olanak sağlayan kurumdur. Öğretmenin öğretmeni var mıdır?

1995 Köfte Günü STL Öğretmenleri

1995 Köfte Günü STL Öğretmenleri

Öğretmenin öğretmeni, birlikte çalıştığı öğretmen arkadaşları ve öğrencileridir. Her öğretmen ayrı bir dünyadır. Dikkatli bir gözlemci; her öğretmenin farklı yönlerini keşfedip onlardan yararlanabilir, kendisini geliştirebilir. Öğretmenlerin öğrencileriyle olan ilişkilerini, öğrencilerine nasıl davrandıklarını, ders dışı yaptıkları çalışmaları, öğrencilerin psikolojik sorunlarını nasıl çözdüklerini, derslerini nasıl işlediklerini, eğitimle ilgili düşüncelerini öğretmen arkadaşlarımızla yaptığımız sohbetlerle ve gözlem yaparak öğrenebilir, öğrendiklerimizi yaşamımıza geçirebiliriz.

Biz, Sultanahmet Ticaret Lisesi öğretmenleri, kimi zaman üzüntülerimizi, kimi zaman da sevinçlerimizi paylaştık uzun yıllar. Sorunlara birlikte çare bulmaya çalıştık, onları aşmak için çok çabaladık. Zorlukları aşmak bizleri, birbirimize yaklaştırdı. Öğretmenler odasında eski, deri koltuklarda oturup yaptığımız sohbetleri nasıl özlüyorum. Zaman zaman buluşup yine söyleşiyoruz; ama aynı iş yerinde çalışıp birlikte bir şeyler üretmek çok farklı bir tat, insana verdiği keyif bambaşka.

1995 Köfte Günü

1995 Köfte Günü

Ben Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinde öğretmen arkadaşlarımdan, öğrencilerimden, Sultanahmet Ticaret Liseliler (Sutilev) Eğitim ve Dayanışma Vakfı’nda  STL ve STL’de okuyan öğrenciler için canla başla çalışan uzun yıllar önce mezun olmuş öğrencilerden,  STL’de görevli memur ve hizmetli arkadaşlarımdan ne çok şey öğrendim hem öğretmenlik hem dostluk hem de yaşam adına…

Söylediklerim üzerine şöyle düşünebilirsiniz: “Aman ne iyi! Birbirleriyle çok iyi anlaşan, aralarında sorun çıkmayan, düşünceleri paralellik gösteren kişiler aynı okulda görev yapıyorlarmış.”

Hayır, böyle bir durum söz konusu değildi! Hem de hiç değildi! Nasıl olabilirdi ki? Türkiye’nin yedi bölgesinden gelmiş, kişilikleri, düşünceleri, davranışları, olaylara ve kişilere bakış açıları farklı öğretmenlerden oluşuyordu Sultanahmet’in kadrosu, Türkiye’nin diğer okullarında olduğu gibi. Değişik kültürlerin, değişik düşüncelerin olduğu yerde doğal olarak anlaşmazlıklar, farklılıklar da olacaktır; bütün bu farklılıklar çeşitli güzellikleri ortaya çıkarıyor ve değişik kültürleri, uygarlıkları bir arada barındıran Sultanahmet’e de çok yakışıyordu.

İdareyle veya arkadaşlarımızla anlaşamadığımız birçok konu olabiliyordu. Bu konuları konuşuyor, tartışıyor -bu tartışmalar kimi zaman çok sert geçiyordu- sonunda bir şekilde uzlaşıyorduk. Güzel olan, birbirimizi eleştirebiliyor olmamız ve bu eleştirilerden kendimize pay çıkarabilmemizdi.

Bütün farklılıklarımıza rağmen bizler birbirimizi seviyor ve sayıyorduk. Aradan çeyrek yüzyıldan fazla zaman geçti, kurduğumuz dostluklar devam ediyor, zaman zaman görüşüyor, birbirimizi özlemle kucaklıyor, kaldığımız yerden devam ediyoruz konuşmaya, tartışmaya.

Tüm öğretmen arkadaşlarıma ve öğrencilerime sevgilerimi gönderiyorum. İyi ki Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinde bir araya geldik, dostluğu ve yaşamımızın önemli bir bölümünü paylaştık. İyi ki…

Lemis Uysaler (Coğrafya Öğretmeni)

Lemis Uysaler’i sevgi ve özlemle anıyoruz. (Coğrafya Öğretmeni-Mayıs 2008 Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinin Köfte Günü’nde)

Kayhan Derman

Kayhan Derman’ı sevgi ve saygıyla anıyoruz.  (Rehber Öğretmen-Mayıs 2008 STL Köfte Günü)

Zehra Tatar, Nihal Derman, Kayhan Derman

Zehra Tatar (Almanca Öğr.), Nihal Derman (Fizik Öğr.), Kayhan Derman

Münevver Üler

Münevver Üler (Meslek Dersleri Öğr.)

Ünsal Özdemir-Cengiz Saygın-Zehra Tatar

Ünsal Özdemir (Tarih Öğr.)-Cengiz Saygın (Meslek Dersleri Öğr.)-Zehra Tatar

Soldan Sağa: İki öğrencimiz, İsmail Amca, Ahmet Cura, Turan Gerede

Soldan Sağa: Mezun iki öğrencimiz, STL’nin çalışkan hizmetlisi İsmail Ambarlı, Matematik Öğr. Ahmet Cura, Meslek Dersleri Öğr. Turan Gerede

Ahmet Cura ve Tuncay Ersoy mezun öğrencilerimizle

Ahmet Cura ve Tuncay Ersoy (Fen Bilgisi Öğr.) mezun öğrencileriyle

Sara Uğur (Edebiyat Öğretmeni)

Sara Uğur (Edebiyat Öğretmeni-1965 yılında STL’de göreve başlamış.)

Öğrenciler, öğretmenleri Ayhan Zor ve Cengiz Saygın ile

Öğrenciler, öğretmenleri Ayhan Zor (Meslek Dersleri Öğr.) ve Cengiz Saygın ile

Zehra Tatar ve Nihal Derman bir öğrencimizle

Zehra Tatar ve Nihal Derman bir mezun öğrencimizle

Galip Bey mezun öğrencilerimizle

Galip Bey (Meslek Dersleri Öğr.) mezun öğrencilerimizle

Füsun Durna-Saadet Karadağ

Füsun Durna (Matematik Öğr.)-Saadet Karadağ (Tarih Öğr.)

Filiz Öter-Zehra Tatar

Filiz Öter (Fen Bilgisi Öğr.)-Zehra Tatar

Jale Erdem-Sevil Okay

Jale Erdem (Meslek Dersleri Öğr.)-Sevil Okay (Türk Dili ve Edb. Öğr.)

Mualla Varlıoğlu-Avni Karaşıklı (Sutilev Kurucu Üyesi -STL 1950-51 mezunu)

Mualla Varlıoğlu (Meslek Dersleri Öğr.)-Avni Karaşıklı (Sutilev Kurucu Üyesi -STL 1950-51 mezunu)

Sinan Erbay (Sutilev Mütevelli Heyet Üyesi-STL 1963-64 mezunu)

Sinan Erbay (Sutilev Mütevelli Heyet Üyesi-STL 1963-64 mezunu)

Aysel Kıvrıkoğlu (Sutilev Mütevelli Heyet Üyesi-STL 1963-64 mezunu)

Aysel Kıvrıkoğlu (Sutilev Mütevelli Heyet Üyesi-STL 1963-64 mezunu)

Öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun Öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Çocuklarıyla gelen mezun öğrencilerimiz

Çocuğu ve eşiyle STL Köfte Günü’ne gelen mezun öğrencimiz ve sınıf arkadaşı

Mezun öğrencilerimiz okulun merdivenlerinde

Mezun öğrencilerimiz okulun merdivenlerinde

Mezun Öğrencilerimiz

Mezun Öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrenciler, Mualla Varlıoğlu, Sevil Okay Arkada: Rıza Yeşilırmak

Mezun öğrenciler ve Sevil Okay-Mualla Varlıoğlu
Arkada: Rıza Yeşilırmak

90’lı yıllar… öğrencilerimiz… yaptıkları etkinliklerden birkaç örnek…

Öğrencilerimiz Necati Cumalı ile

Öğrencilerimiz Necati Cumalı ile (Röportaj)

Necati Cumalı ve bir öğrencimiz

Necati Cumalı ve bir öğrencimiz (Röportaj)

Öğrencilerimiz Memduh Şevket Esendal'ın kızı ve oğluyla

Öğrencilerimiz Memduh Şevket Esendal’ın kızı ve oğluyla (Röportaj)

Fazıl Hüsnü Dağlarca ve onunla röportaj yapan öğrencilerimizden biri

Fazıl Hüsnü Dağlarca ve onunla röportaj yapan öğrencilerimizden biri

Öğrencilerimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca ile

Öğrencilerimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca ile

İbrahim Paşa Sarayı'nda  Öğrencilerimiz, Matematik öğretmeni Füsun Durna ve bir turist

İbrahim Paşa Sarayı’nda (Müze Gezisi)
Öğrencilerimiz, Matematik öğretmeni Füsun Durna ve bir turist

İpek Ongun öğrencilerimizle

İpek Ongun öğrencilerimizle (Söyleşi)

Zeynep Oral ve öğrencilerimiz

Zeynep Oral ve öğrencilerimiz (Röportaj)

Cumhuriyet Güneşi

Cumhuriyet Güneşi(Oyun)

Cumhuriyet Güneşi

Cumhuriyet Güneşi

Mustafa Kemal ve Mazhar Müfit Kansu

Mustafa Kemal ve Mazhar Müfit Kansu (Oyun)

Mustafa Kemal ve Arkadaşları

Mustafa Kemal ve Arkadaşları (Oyun)

Karyalı Prenses

Karyalı Prenses (Oyun)

Pazarlık

Pazarlık (Oyun)

Pazarlık

Pazarlık

Kadınlık Bizde Kalsın

Kadınlık Bizde Kalsın (Oyun)

Yaprak Dökümü

Yaprak Dökümü (Oyun)

Aşık Veysel

Aşık Veysel (Ders Sunumu)

Orhan Veli

Orhan Veli (Ders Sunumu)

Türk Dili ve Edebiyatı Sınıfı

Türk Dili ve Edebiyatı Sınıfı

KARAVANIMIZLA GİDE KALA

Karavancıların gezileri sadece yaz mevsimiyle sınırlı değildir. Yılın her mevsimi karavancılar gerek haftasonu gerekse daha uzun soluklu gezilere çıkarlar. Biz de yaz-kış-ilkbahar-sonbahar demeden tatillerimizi karavanımızla çıktığımız gezilerle değerlendiririz.

Gökçetepe

Gökçetepe

İstanbul’un beyaza kestiği aylardan birinde yollara düştük. Neredeyse on beş günde bir haftasonu gittiğimiz Saroz Körfezi’nin Gökçetepe köyündeki orman kampına merhaba deyip geceyi orada geçirdik; Kayıp Cennet’i ne kadar özlemişiz! Ertesi gün uzun zamandır gitmek istediğimiz Bayramiç yolundaydık. Evciler’e vardık, Evciler’den Ayazma’ya çıktık. İda Dağı’nın zirvesine yaklaştıkça yemyeşil doğanın beyaza boyandığını gördük. Kar neredeyse dizimize geliyordu. O beyazlık gözümüzü gönlümüzü arındırdı, ışıl ışıl parlattı; o parlaklıkla yüreklerimiz pır pır attı, gülücükler açtı yüzlerimizde.

Yağan yağmur ve kar, suları çoğalttıkça çoğaltmış, sular gümbür gümbür, gürül gürül akıyordu. İda’nın sütun gibi göknarlarının gökyüzüyle bütünleşmesini görmek ve görüntülemek, mitolojide ilk güzellik yarışmasının burada yapıldığını anımsamak; soğuk, tertemiz havayı solumak başımızı döndürdü. Evcilerden Yeşilyurt’a oradan da Küçükkuyu’ya geçtik. Adaköy’ün hatırını sormadan edemedik, Zeus Sunağı’na çıkıp Midilli’ye karşı durduk, güneşin en renkli giysilerini giyip Ege’den ayrılışını izledik büyük bir hayranlıkla. Her seferinde başımızı döndürmesini nasıl da biliyor! Sonraki günler Altınoluk çevresini dolaştık.

Antik Çağ’da adı İda olan Kazdağı’nın köylerinin, derelerinin, çaylarının, şelalelerinin, kanyonlarının, bin bir çeşit bitkisinin baş döndürücü güzelliğine kendimizi kaptırıp efsaneler, mitler diyarında yolculuğa çıktık. Pınarbaşı, Güre, Zeytinli, Kızılkeçili, Sutüven Şelalesi, Hasan Boğuldu Göleti, Mıhlı Çayı, Çamlıbel köyünü ve daha nicesini dolaştık. Sarıkız’dan Hasan Boğuldu efsanesine, Zeus’tan Hera’ya, Hera’dan Afrodit’e, Sabahattin Ali’den Homeros’a gittik geldik.

Tahtakuşlar köyündeki Etnoğrafya Galerisi’ni ziyaret etmeden geçmedik. Galerinin kurucusu dostumuz Alibey Kudar ve ailesiyle hasret giderdik. Galerilerinde yaptıkları yeniliklere tanık olduk. Güre Kaplıcaları’nın şifalı sularından nasibimizi alıp Ören’e, Ören’den Gömeç’e, Gömeç’ten Ayvalık’a geçtik. Ayvalık’ın sahiline park ettik karavanımızı ve geceyi orada geçirdik. Ertesi gün Cunda Adası’nın çağrısına kulak verdik, ver elini Cunda dedik, adanın arkalarında dalış yaptık, hava kararmadan tarihi adanın sahilinde konuşlandık, sahildeki balık lokantalarından birinde enfes deniz ürünleriyle kendimize ziyafet çekip Taş Kahve’de akşam kahvelerimizi höpürdettik.

Mevsimlerden kış olduğu için, yazın gürültüsü patırtısı yoktu, her yer sakindi. Kışın sahil kasabalarını dolaşmak bir başka güzel olur. Yazın cümbüşü yoktur, kasabanın gerçek yüzü ve ruhu sizi can-ı gönülden karşılar. Her yer sizindir; deniz kenarı, kumsallar, restoranlar, kafeler… Orada yaşayan insanlarla daha yakınlaşır, bol bol sohbet eder, onları yakından tanımaya, yaşamlarına tanık olmaya çalışırsınız. O köyler ve kasabalarda yalınlığı, ıssızlığı, huzuru, dostluğu bulursunuz.

Ayvalık

Ayvalık

Ayvalık son durağımızdı, oradan dönüşe geçtik.

İşte, şimdi Altınoluk’tayız!

Akşam üzeri güneş ufuk çizgisiyle buluşma telaşında… Güneşten yansıyan ışıklar, denizin üstünde alev alev yanan bir yol oluşturmuş. Soğuk bir kış günü, gözlerimiz güneşin kızıl renkleriyle, kulaklarımız ve ruhumuz da Cihat Aşkın’ın kemanının tellerinden dökülen eşsiz müzikle ısınıyor. Kaloriferimiz yanıyor; penceremiz açık. Pencerenin kenarındaki masamıza oturmuş, akşam yemeğimizi yiyoruz. Altınoluk’ta güneş yola çıkmış gidiyor.Untitled-21

Masada tuzluk yok, uzanıp buzdolabının üzerindeki dolaptan alıyorum tuzluğu. Ekmeğimiz bittiğinde sadece iki adım atmam yetiyor ekmeği almak için. Cihat Aşkın’ın cd’si sona erdi, yeni bir cd koymak gerekiyor müzik setine. Elimi başımın üzerindeki cd rafına uzatıyorum, rasgele bir cd çekiyorum. Aaa, Yansımalar’ın Bab-ı Esrar’ını çekmişim! Şimdi müzik setine cd’yi yerleştirmek için yandaki koltuğa geçip otuz santim eğilirsem cd’yi yerleştirebilirim. İşte, o da tamam!
Karavanımızla Gide KalaYansımalar’ın insanın içini titreten müziği hem oturma, hem yemek, hem yatak odasında, hem de mutfak ve banyoda duyuluyor, üstelik sesi sonuna kadar açmaya gerek kalmadan.

Güneş battı, hava karardı. Hava sert; fakat oldukça açık. Yıldızlar yavaş yavaş yerlerini alıyor. Onlar yerlerini alsınlar ki biz de milyon yıldızlı evimizde doyasıya yaşıyoruz, diyebilelim. Bir geceliğine buradayız. Yarın kim bilir nerede olacağız?

Karavanımızla Gide KalaKitap okumak için yatak odasına çıktım, buradan evimizin her köşesini rahatlıkla görebiliyorum, ne de olsa tabandan bir buçuk metre yüksekteyim. Nohut oda, bakla sofa derler ya, bu benzetme evimize çok uyuyor. Sevgili karavanımızda, hepi topu on metre karelik bir alandayız.

O on metre karelik karavanın kilometrelerce uzanan kumsalları, yüzlerce hektarlık ormanları, üzeri karlı dağları, buz tutmuş gölleri, şırıl şırıl akan nehirleri, kimi zaman masmavi, kimi zaman dağların yeşil örtüsüyle boyanmış yemyeşil denizleri var. Canınız nerede olmak istiyorsa orada olabilirsiniz hem de her mevsimde. Ülkenizin her yöresinden veya farklı ülkelerden komşular edinebilirsiniz.

Karavanla değişik yerleri dolaşmak, her gün başka bir yerde güneşin doğuşunu, batışını seyretmek; kimi zaman bir dağ yamacında, kimi zaman deniz kenarında ya da dere boyunda, nehir kıyısında uyanmak; kimi zaman ormanın derinliklerinde ya da bir bozkırda yağmurda, karda, sıcakta, her koşulda kalmak; gözünün gönlünün, beyninin yeşille, maviyle, griyle, kırmızıyla, pembeyle, sarıyla yıkanması, farklı kültürlerle kaynaşmak, antik çağla modern çağı aynı anda soluyabilmek bir karavancının her zaman yaşayabileceği güzellikler. Karavanla kısa ya da uzun soluklu gezilere çıkmak müthiş keyifli! Karavancılık; yeni yaşamlara, gizemli diyarlara, farklı insanlara yelken açmaktır.

KARAVANCILAR THASSOS (TAŞOZ) ADASI’NDA

İki karavan İpsala Gümrük Kapısı’ndan Yunanistan’a girdik.

Alexandroupolis (Dedeağaç)

Alexandroupolis (Dedeağaç)

İlk durağımız Alexandroupolis’ti, İpsala-Alexandroupolis arası 45 kilometreydi. Alexandropolis’i dolaştık; temiz, küçük, hoş bir kentti.

Camping Alexandroupolis (Alexandroupolis Kamping)

Camping Alexandroupolis (Alexandroupolis Kamping)

Çok güzel bir karavan kampı vardı, dönüşte bu kampta kalmaya karar verdik. Alexandropolis’ten Komotini’ye (Gümülcine) geçtik, Komotini’yi dolaştık, burada fazla kalmadık, amacımız Keramoti’ye gitmek, oradan feribotla Thassos Adası’na geçmekti.

Xanthi’ye (İskeçe) 25-30 kilometre kala Porto Lagos’ta Vistonis Gölü’nün ortasındaki

Çirozlar (Kurutulmuş balıklar) Alexandroupolis

Çirozlar (Kurutulmuş balıklar) Alexandroupolis

küçük bir adacık üzerine 11.yy.da inşa edilmiş  olan St. Nikolaos Kilise’sini gördük. Karavanlarımızı park ettik. Arkadaşımız Pepa’nın Yunanistan’a her geldiğinde uğrayıp mum yaktığı bir kiliseymiş St. Nikolaos. Çok sevdiği bu kiliseyi bizim de görmemizi istedi. Kilisenin karayla bağlantısı upuzun tahta bir köprüyle sağlanmıştı. Denize gölgesi düşmüş, şirin tahta köprünün bir kapısı vardı. Kapının önüne geldik, bir an önce o köprüde yürümek, çevrenin eşsiz doğal güzelliğini belleğimize kaydetmek istiyorduk. Ama bizim istememiz yetmedi.

Vistonida Gölü-St.Nikolaos Kilise'sinin Girişi

Vistonida Gölü-St.Nikolaos Kilisesi’nin Girişi


Tahta köprünün kapısında asılı olan beyaz bir kâğıdın   üzerinde bir not vardı. Pepa yazıyı okudu. Kilise kapalıymış, kilisenin papazının saat bir ile beş arası dinlenme zamanıymış. Adacığın üzerindeki kiliseyi göremediğimiz için canımız sıkıldı. Ahmet Bey:

karavancılar Thassos Adası'nda“Hiç canınızı sıkmayın, dönüşte mutlaka uğrarız, Pepa burada mum yakmazsa olmaz,” deyince rahatladık. Gerçekten de dönüşte tadını çıkara çıkara o güzelim tahta köprüde yürüdük, muhteşem doğayı seyrettik, kiliseyi dilediğimiz gibi gezdik. Pepa da mumlarını yaktı.

Vistonida Gölü-St.Nikolaos Kilise'si

Vistonida Gölü-St.Nikolaos Kilisesi

Keramoti

Keramoti

Thassos Adası’na gitmek için çok hoş, düzenli bir balıkçı kasabası olan Keramoti’ye geçtik. Thassos’a gidecek olan arabalı vapur limandaydı. On- on beş dakika sıra bekledikten sonra gemiye bindik otuz beş-kırk dakika süren güzel bir deniz yolculuğu yaptık.

Keramoti Sahilleri

Keramoti Sahilleri

Tatilcilerle dolu kumsallar, deniz, kumsalların hemen ardından başlayan ormanlar çok hoşumuza gitti. Thassos’a Karavancılar Thassos Adası'ndaKeramoti’nin yanı sıra Kavala’dan da gidilebiliyor. Kavala-Thassos arasındaki mesafe 12 deniz miliymiş ve feribotla yolculuk bir saat on beş dakika sürüyor, feribot Thassos Adası’nın batısındaki Prinos Limanı’na yanaşıyormuş.

Karavanlar Thassos Adası'ndaMartılar gemiyi takip ediyor, neredeyse
başımızın üstünde uçuyorlardı. Yolcular martılara yiyecek atıyorlar, martılar büyük bir ustalıkla kapıyordu atılanları… Bir an için kendimizi  Büyükada vapurunda zannettik. Aynı olayı defalarca Adalar-Kadıköy-Karaköy arasında yaşamıştık çünkü.

Deniz, orman, martı, vapur, sohbet derken Thassos’a nasıl geldiğimizi anlamadık bile.

Thassos Adası

Thassos Adası-Limenas

Önce uzaktan adanın yüksek, yeşil tepelerini gördük. Yükseltileri çok olan bir ada Thassos. Şaka maka değil sonradan öğrendiğimize göre en yüksek tepesi 1200 metreyi buluyormuş. Yine bu yükseltiye yakın pek çok tepe varmış. Bu yükseltilere dağ demek daha doğru olacak aslında. Thassos yemyeşil bir ada, merkezde dolaştık, alışveriş yaptık.

Thassos Adası’nda feribotun yanaştığı kasabanın adı Limenas, anlamı adından da anlaşılacağı gibi liman. Limenas adanın başkenti; ama genellikle buraya Thassos Town deniyor, Limenas adı pek az kullanılıyor.

Thassos Adası, Limenas

Thassos Adası, Limenas

Feribottan indikten sonra Limenas’ta dolaştık. Alış-veriş yaptık, adayla ilgili bilgi aldık. Limenas, Thassos Adası’nın en güzel ve popüler üç noktasından biriymiş. Diğer ikisi Golden Beach ve Limenaria’ymış.

Thassos Adası-Limenas Mendireği

Thassos Adası-Limenas Mendireği

Limenas’tan Golden Beach Kamping’e gideceğiz. Yola koyulduk deniz seviyesinden yukarılara çıkıyoruz, her yer yemyeşil… Deniz seviyesinden üç yüz metre yükseğe çıktık iki tarafı ormanlık olan bir yoldan, aşağı yukarı on kilometre sonra bir köye geldik. Şirin mi şirin, yeşil mi yeşil köyün ortasında şakır şakır doğal kaynak suyu akıyordu. Adalarda bu çok nadir görülen bir şeydir, genelde tatlı su sorunu vardır.

Daracık, sevimli sokaklar… Bembeyaz boyalı evler, mavi çerçevelerle bezenmişti… Ceviz ağaçları, çamlar, zeytinler… Köyde dolaşan turistler, turistleri güler yüzle karşılayan köy sakinleri… Bu güzeller güzeli köyün adı: Panagia.

Panagia’dan aşağıya bakınca gördüğümüz manzara bizleri çok etkiledi. Yemyeşil bir ova, mavi mi mavi bir deniz; aşk içinde gözler önüne serilmişti. Kampımızın bulunduğu Golden Beach aşağıda sere serpe yatıyordu. Ah! Harika bir yer burası! Ne iyi yaptık da geldik!

Adaya adını veren Thassos, bizler kadar etkilenmiş miydi buradan? Canım etkilenmese bu adada kalır mıydı? Bu kadar güzel iklimi, bitki örtüsü, denizi olan bir yeri nasıl bırakıp giderdi mitolojik zamanda yaşamış olan Thassos. Thassos, aslında Zeus’un, güzelliğinden etkilenip kaçırdığı ve bir mağaraya hapsettiği Phoenix (Finike) Kralı Agenor’un kızı Europa’yı aramaya çıkmış. Valla Zeus’un beğenip de kaçırmadığı kişi yok! Europa’yı kaçırabilmek için boğa kılığına girmiş Zeus. Anlaşılan o ki, Zeus tanrı olmanın ayrıcalığını keyfince sürmüş.

Thassos, bir sürü yer dolaşmış, Zeus’un kaçırdığı Europa’nın izine rastlamamış, sonunda yolu bu adaya düşmüş o da bizler gibi bu adanın büyüsüne kapılmış olmalı. Europa’sız Kral Agenor’un ülkesine dönemeyeceğinden büyülendiği bu yerde yaşamına devam etmiş. Acaba o zamanlarda da, bugün tadına doyamadığımız, ceviz reçelleri yapılıyor muydu bu adada? Ballar şimdiki gibi lezzetli miydi?


Golden Beach Kamping

Golden Beach Kamping

Panagia’dan bal ve ceviz reçeli aldıktan sonra karavanlarımıza bindik, soluğu Golden Beach Kamping’de aldık.

Golden Beach Camping'in  tuvalet-duş ve mutfağının olduğu binalar

Golden Beach Camping’in tuvalet-duş ve mutfaklarının olduğu binalar

Deniz kenarında tatil köyü gibi bir kampingdi; yeşillikler içinde, tertemiz tuvaletleri, mutfakları; şirin kafeleri, restoranları olan… Her sabah bir hemşire tüm karavanları ve çadırları dolaşıp bir rahatsızlığımız olup olmadığını soruyordu.

Golden Beach Kamping-Karavanlarımız

Golden Beach Kamping-Karavanlarımız

Karavanlarımızı yerleştirdik, Hüsniye ile eşi Ahmet Bey çadırlarını kurdular, çadırlarının içine matlarını yerleştirirken Ahmet (Şimşir) Bey de karavanının üst yatağını dışarı çıkartıyordu, sonra karavandan çıkarttığı yatağı Hüsniyelerin çadırına yerleştirdi. Bu arada başka bir karavancı dostumuz Uğurtan Bey ve kızı da karavanlarıyla geldiler Golden Beach’e. Harika bir tatildi! Yürüyüşler yaptık, uzun uzun yüzdük, daldık, beach ball oynadık, sohbet ettik.

Golden Beach (Plaj)

Golden Beach (Plaj)

Kamping Golden Beach çok büyük bir koydaydı. Pırıl pırıl parlayan incecik kumlu geniş bir kumsalı vardı. Koyun birbirinden uzak olan iki burnunu kumsal birbirine bağlıyordu. Kumsalı ve burunlardaki kayalıkları yalnız bırakmayan onları kimi zaman usul usul okşayıp öpen, kimi zaman öfkesini yenemeyip köpükler çıkara çıkara yıkayan, kimi zaman da kıyıları uyandırmaya kıyamayıp onlara değmekten korkarcasına kıpırtısız duran deniz, Thassos’un soğuk, ışıl ışıl, pırıl pırıl denizi…

Ya kumsalın bitiminden başlayıp Panagia köyüne oradan da tepelere kadar yayılan orman… Göz alabildiğine yeşil orman denizi, Ege’nin mavisiyle ne güzel bir düzen kurmuşlar! Maviyle yeşil birbirini kıskanmadan, dostça sürdürmekteydiler yaşamlarını… Koyun ortalarında da Kamping Golden Beach almış yerini.Karavanlar Thassos Adası'ndaKaravancılar Thassos Adası'ndaDaha sonra yerleşim alanları, şirin evler, pansiyonlar, moteller, birbirinden sevimli büyük, küçük restoranlar, gece kulüpleri…
Golden Beach küçük bir kasaba olmuş artık! Ada halkı turizmi iyi anlamış; turistleri zorlamıyor, çekiştirmiyor, pazarlık yapmak isteyenlere de çok şaşırıyor.

“Binlerce yıldır kimler yıkandı acaba bu denizde?” diye düşünmeden edemiyor insan. Araştırmalarıma gore, İ.Ö. 491 yılında Persler tarafından işgal edilmiş ada, sonra Sparta ve Atina arasında sürekli el değiştirmiş, arkadan Roma… Roma İmparatorluğunun bölünmesiyle Bizans’ın olmuş. Zavallı Thassos Adası! Sahipleri sürekli değişmiş. 4. Haçlı Seferleri sırasında Konstantinopolis’i (1204) ele geçiren Venedikliler adayı da kendilerine bağlamışlar. İstanbul’u talan edip onca zarar verenler, Thassos’a da kötü mü davranmışlardır? Elli-altmış yıl sonra da (1261) Bizanslılar Thassos’u geri almışlar. Sahip değiştirmesi bununla da bitmemiş. İstanbul’un fethiyle Osmanlı topraklarına katılmış. Balkan Savaşı’nda da Yunan Deniz Kuvvetleri tarafından zapt edilmiş. 1912’de Türk yönetiminden çıkmış.

Offf! Savaşlar, savaşlar! İnsana huzur veren,bu yeşil adayla hiçbir şekilde uyuşmuyor savaş. Denize daldım savaş düşüncesini aklımdan çıkarmak için. O ne? Su altında da yaşam savaşı var, büyük balıklar küçük balıkları mideye indiriyor. Küçük balıklar nasıl kaçışıyor korkudan. Karavanlar Thassos Adası'ndaDeniz altında yosunların sağa sola devinimleri; güneş ışınlarının suda kırılması, ışığın deniz dibindeki kumun üzerinde oluşturduğu geometrik desenler içimi coşturdu, su altındaki güzellikler kötülükleri unutturdu.

Çeşitli uygarlıkların insanları bu sularda yıkanmış; aynı şimdi olduğu gibi… Golden Beach’in sahilinde dünyanın dört bir yanından gelmiş dili, dini, ülkesi farklı binlerce kişi güneşleniyor, yüzüyor, beach-ball, voleybol oynuyor, sörf yapıyor, kürek çekiyor savaşmadan, barış içinde, dostça… Farklı insanların ortak noktaları; buradan hoşnut olmaları, barış içinde yaşamak istemeleri… Deniz, orman, üzerinde binlerce ayak izi bulunan geniş kumsal binlerce yılı kaynaştırmış, sonunda zor da olsa dostluğu, sevgiyi, barışı bulmuş Thassos.

Sevgiyi, barışı bulan Thassos’u ailecek çok sevdik, bir iki gün kalmayı düşünüyorduk; ama kolayca ayrılamadık oradan.

Karavancı dostlarımızla, tüm Thassos‘u dolaşmayı düşündük. Adayı karavanlarla dolaşalım diye konuştuk önce; daha sonra bu fikirden vazgeçtik, dokuz kişiyi alacak bir araç kiraladık.

Adayı gezip tanıdıkça karavanlarla gezmediğimize çok hayıflandık. Adanın yolları gayet güzel asfalttı ve pek çok kamping vardı adanın çeşitli koylarında. 378 kilometre kareydi Thassos Adası‘nın yüzölçümü, müthiş güzellikte, turkuaz renkli koylar, tepeden bakıldığında denizin içinden tek tek sayılan taşlar.
Karavanlar Thassos Adası'nda

Mermer kayalıklar, duvarlar… göz alabildiğine uzanan kumsallar… yeşil dağların suya vuran görüntüsü…

Kilometrelerce uzanan kumsallar, turistlerin yüzmeye doyamadığı masmavi deniz, pırıl pırıl güneş…

Karavanlar Thassos Adası'ndaKaravanlar Thassos Adası'ndaYemyeşil bitki örtüsüyle kaplanmış adacıklar, suya vuran yansılarıyla kaynaşıp ikiz adacıklar oluşturmuşlardı. Denize uzanan kayalıklar, burunlar, yarımadalar… yollara, denize ulaşmaya çalışan çam ağaçları…

Aliki Koyu

Aliki Koyu

Muhteşem Aliki Koyu… Karavanlar Thassos Adası'ndaÖren yeri… Bizans Harabeleri… Mermer sütunlar… Antik çağlardan günümüze gelmiş mermer duvarlar… O zamanlar mermeri ve altın madeniyle tanınıyormuş Thassos. M.Ö. 7.yüzyılda adaya bir heykel okulu kurulmuş. O çağlarda yapılmış yontularıyla, kabartmalarıyla anakarada ve diğer adalarda çok ünlüymüş Thassos. Apollon ve Musa’yı betimleyen kabartmalar bugün Louvre Müzesi‘ndeymiş. Kentin sur duvarlarından Herakles Kapısı’nın kabartmalarından bir bölümü de İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeymiş. Thassos sanat alanında önemli bir merkezmiş antik çağlarda.

Aliki Koyu

Aliki Koyu

İnsan gittiği yerle ilgili ne çok bilgi ediniyor, Thassos’u tanıdıkça onu kendimize daha yakın hissediyor, farklı zamanları iç içe yaşıyoruz. Bir yapıt bizi ilk çağa götürürken diğeri Bizans’a yönlendiriyor. Roma’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Venedik’e ulaşıyoruz. Osmanlı zamanında Thassos’un adı Taşoz olarak söyleniyormuş. Bir yandan doğayla, diğer yandan tarihle kucaklaşıyoruz. Onları birbirinden ayırmak olanaksız.

Binaların çatıları

Binaların çatıları

Kamplardaki ve adanın bazı yerlerindeki taş binaların çatıları kiremit yerine kayrak taşlarıyla kaplıydı. Bu taşlar hoş bir biçimde dizilmişti çatılara aynı İnebolu’daki gibi.

Yunanistan’a ilk defa geldik ama kısa sürede ne kadar çok ortak noktamız olduğunu anladık Yunanlılarla. Musakkamız, plakimiz, dolmamız, sıcakkanlılığımız, martılarımız ve daha nicesi…

Michael Archangelos Manastırı

Michael Archangelos Manastırı

Aaa, bir manastıra geldik, alelacele arabadan indik, manastırın dış kapısından girdik. Manastırın adı Michael Archangelos’tu. Aliki ve Astrida köyleri arasındaydı. Görevliler bizi durdurdu. Bu kıyafetlerle içeri giremezsiniz, giyinmeniz gerekiyor, dediler. Giyinmemiz mi gerekiyor??? Biz giyiniğiz, dedik. Şortlarla ve kolsuz tişörtlerle giremezsiniz! dediler. Yanımızda başka giysi yoktu; buna acilen bir çözüm bulduk. Kimimiz havlulardan, pareolardan etek yaptı, kimimiz şal… Manastıra girebilecek hale geldiğimizde birbirimize bakıp ne dalga geçtik! Sanki bir kıyafet balosuna gidiyorduk. Hepsi hoş anılar olarak kaldılar belleğimizde ve fotoğraf karelerinde. Komik kıyafetlerimizi büyük bir ciddiyetle teftiş eden görevlinin “ohi” yani hayır diyeceğinden çok korktuk. Neyse ki ciddi görevli o kadar da acımasız değilmiş(!)

Kıkır kıkır gülerek manastıra girdik, kapıda iki rahibe güler yüzle bizleri karşıladı. İki rahibe diyorum da birinin yüzünü hiç anımsamıyorum; diğerinin yüzü aradan onca yıl geçmesine rağmen belleğimde capcanlı duruyor. Rahibenin sadece yüzü açıktaydı, gözlerimi uzun süre o güzel yüzden alamadım. Yalnız ben değil herkes genç kızın yüzüne odaklanmıştı. Nasıl güzel, nasıl güzeldi! Yoksa o, Kral Agenor’un bin yıllar öncesinden gelen kızı Europa mıydı? Thassos’un aradığı güzeller güzeli, Zeus’un aklını başından alan Europa… Thassos’un mermeri gibi bir yüz, çam ağaçlarının yeşilini içine çekmiş pırıl pırıl gözler, usta bir yontucunun elinden çıkmış bir burun, insana huzur veren bir gülümseme… Aklıma birkaç soru takıldı. Neden rahibe olmayı seçmişti? Bu manastıra kendini niçin kapatmıştı? Yoksa o da zorla mı getirilmişti buraya? Yok canım, zorla getirilmiş olsa o kadar mutlu, huzurlu görünemezdi.

Manastırdan çevreye bakış

Manastırdan çevreye bakış

Manastır, uçurumun kenarına inşa edilmiş; yüksek, sarp bir kayanın üzerinde kurumla oturuyordu. Manastırın deniz tarafında bulunan balkonundan aşağıya bakınca insanın içi çekiliyor, başı dönüyor… yüksek, inilmesi, çıkılması mümkün olmayan kayalıklar ve de vahşi kayalıklarla turkuaz denizin birlikteliğinden oluşmuş muhteşem manzara herkesi büyülüyor.

Manastırı dolaştıktan sonra arabamıza binip adanın etrafını dolaşmaya devam ettik; bizim adalarımızın çoğunda kamping diye bir şey yoktur. Thassos’ta ise bir sürü hoş kamping vardı. Yunanistan’da kampçılık, karavancılık çok yaygındı. Adanın etrafı yüz on kilometreydi, bu yüz on kilometrenin aşağı yukarı doksan beş kilometresi kumsallardan oluşuyordu.

Aliki Koyu

Aliki

Aliki Koyu‘nda bir kafede oturup çay, kahve içmiştik, Aliki bize bir zamanların Yunanlı film yıldızı Aliki Vuyuklaki’yi anımsattı. Aliki müthiş güzellikte bir koydu! Burada uzun süre denizden çıkamadık, keyifle yüzdük.

Limenaria Korusu

Limenaria Korusu

Limenaria’ya geldiğimizde karnımız acıkmıştı. Limenaria’yı seyretmek için tepedeki koruya çıktık, piknik çantalarımızı açtık, aşağıda Limenaria harika görünümüyle gözlerimizi, ruhumuzu, beynimizi doyururken biz de karnımızı doyurduk. Kimimiz matları yere atıp sere serpe uzandık, kimimiz korunun tahta banklarına yayıldık. Yüksek çamlar, cıvıl cıvıl öten kuşlar, çamların yaprakları arasından süzülen güneş, limandaki çeşitli renkte ve büyüklükte tekne, Limenaria’nın sevimli evleri…

Limenaria

Limenaria

Limenaria

Limenaria

Adayı dolaştığımız yol genellikle sahil şeridini takip ediyordu, zaman zaman içerilere girip dik yokuşlar çıktık, bir yanı uçurum olan yollardan geçtik, olağanüstü manzaralar sık sık nefesimizi kesti. Yetmişten fazla plajı olan Thassos Adası’nın bizi etkileyen plajlarında doyasıya yüzdük, kumsallarında güneşlendik ve  havanın kararmasına yakın kampımıza dönebildik, yorucu; lâkin çok keyifli bir yolculuktu.

Bir hafta kaldığımız Thassos Adası’ndan ayrılmak zor oldu, karavancı dostlarımıza veda edip ver elini Halkidiki dedik.

 

PAŞALİMANI ADASI ve SAİT AMCA

Avşa Adası, Avşa Adası'nın karşısında Paşalimanı Adası, Paşalimanı'nın arkasında Kapıdağ Yarımadası

Avşa Adası, Avşa Adası’nın karşısında Paşalimanı Adası, Paşalimanı’nın arkasında Kapıdağ Yarımadası

Paşalimanı Adası, Marmara Takımadaları’nın ikinci büyük adasıdır. Yüzölçümü 21.3 km2’dir. Ada, kuzeyden Kapıdağ Yarımadası, kuzey-batıdan Mamalı ve Koyun Adası’yla sarılıp sarmalanmıştır. Paşalimanı Adası; Marmara Adası’nın güneyinde, Avşa Adası’nın doğusundadır.

Sol taraf: Mamalı Adası Sağ taraf Koyun Adası  İki adanın arasındaki ada Paşalimanı

Sol taraf: Mamalı Adası
Sağ taraf Koyun Adası
İki adanın arasındaki Paşalimanı Adası

Adanın güney tarafında Paşalimanı ve Harmanlı köyleri, diğer taraflarında Balıklı, Poyrazlı, Tuzla adlı köyler  bulunmaktadır. Paşalimanı ve Harmanlı karşıdan bakıldığında tek köymüş gibi görünür. Yeşillikler içinde şirin köylerdir bunlar. Harmanlı’ya bir kıyı beldesi demek çok zor. Harmanlı’nın kumsalında tavuklar, horozlar, kazlar özgürce dolaşır. Çok hoş bir görüntüdür bu! Kendinizi bir Anadolu köyündeymiş gibi hissedersiniz.

Paşalimanı köyü; her yönden gelen fırtınaya kapalı, gemilerin yanaşmasına uygun doğal bir limandır. Ancak bu doğal liman, ne yazık ki, Denizyolları İşletmesi’nin güzergâhında olmadığından gemilerin uğradığı canlı bir liman değildir. Yıllardır liman olmanın tadını çıkaramamıştır. Adının Halone ve Alonya olduğu zamanlarda önemli bir liman mıydı acaba? Bunu her zaman merak etmişimdir. Buraya Denizyolları’nın gemileri uğramadığı için turizm de pek gelişmemiştir. Paşalimanı Adası’na Marmara Adası’ndan Avşa’dan ya da Erdek’ten gelen motorlar ve arabalı vapurlarla ulaşılabilir. Paşalimanı Adası’nın kimi yeri kayalık kimi yeri kumsallardan oluşan girintili çıkıntılı uzun kıyıları vardır. Kukumav Tepesi’ne çıkıldığında Marmara Takımadaları ve Kapıdağ Yarımadası rahatlıkla görülür.

Koyun Adası'nın kayalıkları

Koyun Adası’nın Paşalimanı’na bakan kayalıkları

Koyun Adası-Midye Kabuğu Koyu

Koyun Adası-Midye Kabuğu Koyu

Koyun Adası’nın Midye Kabuğu Koyu’nun kayalıklarında oturuyorum. Paşalimanı Adası’nın Paşalimanı ve Harmanlı köylerinin karşısındayım. Oturduğum kayadan adanın tüm yüzeyini tarıyorum, köyler sağımda. Gözlerim köylerden ayrılıp hızla adanın sol tarafına kayıyor, adanın ucuna yakın bir yerdeki yeşil alana takılıyor. Aslında tesadüfen görmüş değilim o yeşilliği, başından beri aklım oradaydı. Beni Paşalimanı’yla ilişkilendiren o yeşil alan! Adanın Paşalimanı ve Harmanlı köylerinin dışında kalan bölgeleri makilik, makiliğin ortasındaki bu koru neyin nesi diye düşünebilirsiniz. İsterseniz gelin o koruya girelim, Paşalimanı Adası ve köyüne âşık olan ve bu koruyu oluşturan Sait Öztürk’ün aşkını herkese anlatalım.

Aşk nedir? Aşk sadece iki insanın birbirine deli gibi sevdalanması, tutkuyla bağlanması, onun için türlü güçlüklere katlanması, acı çekmesi ya da çılgınca mutlu olması, neşelenmesi; çelişkili davranışlarda bulunması; değişik duygular arasında gidip gelmesi, iyi ya da kötü her duyguyu zirvede yaşaması mıdır?

Aşk, insan dışındaki canlı, cansız varlıklara duyulduğunda aşk olmaz mı? Bir köpeğe, papağana, ağaca, çiçeğe, böceğe; bir kente, köye, adaya da âşık olunamaz mı?

Adada doğup büyümeyen; ama adalara büyük bir aşkla bağlanan, uzun yıllar adalarla aşklarını sürdürerek gerçek adalı olan çok insan tanıdım. İşte Sait Amca da o kişilerden biriydi!

O, Paşalimanı’na öyle sevdalıydı ki adaya ulaşımın zor olması, köyün dışında bulunan arazisinde tatlı su olmaması, eğimli arazinin toprağının taşlı olması onu hiçbir zaman yıldırmamıştı. Paşalimanı’na olan aşkı, geçen yıllar içinde azalmamış; adada yaşadıkça, ada insanını tanıdıkça, toprakla uğraştıkça bu aşk daha da büyümüş, ailesine ve çevresindekilere de sirayet etmişti. Eşi ve çocukları da Paşalimanı’na sevdalanmışlardı. Ve bizler de…

Sait Amca, çorak toprağa dikmek için İstanbul’dan yüzlerce yüzlerce fidan getirdi gemilerin uğramadığı, ulaşımı güç olan Paşalimanı Adası’na. Taşlı, kaya gibi sert toprağı kazdı, kazdı, kazdı… Çoğu yeri kazamadı, murçla delikler açıp fidanları o deliklere yerleştirdi. O fidanları sulayacak suyu yoktu, deniz kenarında bir kuyu açtı. Deniz kenarından tepelere bir düzenekle suyu çıkardı, özenle diktiği fidanları suladı ailesiyle… Fidanların çoğu kurudu, o gitti İstanbul’dan yüzlerce fidan daha aldı, kuruyanların yerine yenilerini dikti. Her gece, ertesi gün yeni bir fidan yeri açmak düşüncesiyle başını yastığa koydu. Paşalimanı Adası ve Sait AmcaDüşlerinde o fidanların ağaç olduklarını, o ağaçların dallarının gökyüzüyle kucaklaşmak istercesine metrelerce uzadığını, hep birlikte özgürce ve kardeşçe yaşadıkları bir ormana dönüştüklerini gördü.

Düşlerini gerçekleştirmek için aşkla, şevkle çalıştı; yoruldu çok yoruldu ama sonunda istediği ormanı oluşturdu. Ferhat’a dağları deldiren, Mecnun’a çölleri aştıran aşk, Sait Amca’ya kurak, çorak topraklarda bir koru yaratma gücü verdi.

Midye Kabuğu Koyu’nun kayalıklarında oturmuşum, karşı adaya, Paşalimanı Adası’ndaki Sait Amca’nın cennetine bakıyorum. Boz toprakların ortasında bir cennet! Sait Amca artık bizim yaşadığımız dünyada değil; ama ben karşımda duran yeşilliğe baktıkça o yeşilliğin ardındaki büyük aşkı; sevgi yüklü, dost canlısı bir aileyi ve onların bu koruyu oluşturmak için harcadıkları emeği görüyorum. Onlara Midye Kabuğu Koyu’ndan sevgilerimi gönderiyorum dostlarım rüzgâr ve dalgalarla…

Paşalimanı Adası ve Sait AmcaSevgimle yüklü dalgalar, Paşalimanı’na gidip Sait Amca’nın iskelesini büyük bir sevecenlikle yıkayacak; rüzgâr ağaçlar arasında dolaşıp her ağaca aşkla dokunup sevgi sözcükleri fısıldayacak…

Belki bir gün yolunuz Paşalimanı’na düşer, ‘aşk ve emek’ korusunu görür; bir adaya duyulan aşkı, aşkın gücünü ve güzelliğini taa yüreğinizde duyumsarsınız.

Adada Ay Kokusu Var/ Sayfa;124-125 Artshop Yayıncılık