NAPOLİ-POZZUOLİ (PUTZUOLİ) ve SOLFATARA KAMPİNG

Yunanistan’ın Patras Limanı’ndan  Superfast feribotuyla İtalya’nın Bari Limanı’na geçtik karavanımızla. Bari’den Napoli’ye devam ettik, Bari-Napoli arası 260 kilometreydi, temmuz ayı olmasına rağmen yollar pek kalabalık değildi ve yolun iki tarafında da manzara çok hoştu! Yemyeşil üzüm bağları arasında yol aldık, tarihi onlarca köyden geçtik.  Koni biçiminde tepeler, dağlarla çevrili göz alabildiğine uzanan ovalar gördük. Ovaların etrafında ya da ortasında bulanan tepelere köyler, kasabalar kurulmuş. Eteklerden başlayıp en tepeye kadar tarihi evlerle kaplı koniler çok hoş bir görüntü sergiliyordu. Ve ovalarda ekilmedik bir karış toprak yoktu. Yemyeşil ekili alanlar… Tarihle iç içe geçmiş yaşamlar, antik köyler… İnsan bakmaya doyamıyor.

Pompei

Pompei

Napoli’ye varmadan -25-30 km-  önce Pompei yolunu gösteren tabelayı gördük; ama Pompei’ye girmedik. Önce Napoli’ye gidip orada bir kampa yerleşmeyi, başka bir gün Pompei’ye gitmeyi düşündük.

Bari’den Napoli’ye gelirken Pompei’ye girip oradaki kamplardan birinde kalmış olsaydık ya da Napoli’de kalabileceğimiz bir kampingi nerede bulacağımızı iki İtalyan’a sorup farklı yanıtlar almasaydık yolumuz Pozzuoli’ye düşmeyecekti.

Pozzuoli’deki doğal güzelliği, zengin tarihi mirası, hâlâ istim üzerinde olup sülfür mağaralarındaki çatlaklardan dışarıya tükürük atan, buhar çıkaran Solfatara’yı görmeyecek, kentin gizlerini çözmeye uğraşmayacaktık.

Sophia Loren -Dünyaca ünlü İtalyan sinema oyuncusu

Sophia Loren -Dünyaca ünlü İtalyan sinema oyuncusu

Pozzuoli’yle ilgili bilgimiz, dünyaca ünlü yıldız Sophia Loren’in doğduğu ve on beş yaşına kadar orada yaşadığıyla sınırlı kalacaktı. SAMSUNGPozzuoli’nin içinde yer aldığı Camping Flegrei Bölgesi, tarihi yönden çok zengin olan doğal bir cennet!

Napoli (Naples)

Napoli (Naples)

Napoli’ye varınca önce karavanla şöyle bir turladık sonra da kamping arayışına girdik.

Napoli (Naples) Limanı

Napoli (Naples) Limanı

Önce bir kampinge yerleşelim ondan sonra Napoli’yi etraflıca gezeriz diye düşünüyorduk.

Karavanı yolun kenarına park edip dört yolun kesiştiği meydanda gördüğümüz takım elbiseli, ellerinde bond çantalar olan iki İtalyan’a yakınlarda kalabileceğimiz bir kamping olup olmadığını sorduk. Onlar birbirlerine baktılar.  Sonra sorumuzla ilgili uzun bir tartışmaya girdiler. Biz onların hararetli konuşmalarını merakla takip ediyorduk. Çok komiktiler! Öylesine içten, coşkulu tartışıyorlardı ki…

Kampingin yerini birbirlerine gösteriyorlardı, yalnız biri kuzeyi gösterirken diğeri güneyi gösteriyordu. Ve her ikisi de doğru bildiklerini kanıtlamak için kıyasıya mücadele veriyordu. Hiç durmadan, bir virgüllük nefes almadan nasıl bu kadar hızlı konuşabiliyorlardı? Şaştık valla! Adamlar bizi unutmuşlardı. Sanki bir İtalyan filminin figüranlarıydık! Ne kadar heyecanlı, ateşli insanlardı şu İtalyanlar!

Baktık adamların anlaşacağı, bizi doğru adrese yönlendireceği yok, ayrıldık yanlarından, bindik karavanımıza. Yanlarından geçerken tartışmaları hâlâ sürüyordu. Onların haline gülerken bir de baktık Napoli’den çıkmışız, bu sefer de kendi halimize güldük. Kaç kilometre gittiğimizi fark etmedik, kendimizi Pozzuoli’de bulduk.

Pozzuoli- Tapınak (Temple)

Pozzuoli- Tapınak (Temple)

Pozzuoli’nin meydanındaki antik yerleşim yerini görünce attık kendimizi karavandan dışarı, bastık fotoğraf makinelerimizin deklanşörlerine. Kent bizi bir anda kendine bağladı.

Pozzuoli

Pozzuoli

Pozzuoli, İtalya’nın güneyinde Pozzuoli Körfezi’nde Napoli’ye bağlı tarihi bir kent. Eski çağlarda Cumaenler tarafından kurulmuş ve Dicaearcha adı verilerek önemli bir liman haline getirilmiş.

Pozzuoli’de Solfatara Kamping levhasını görüp levhanın gösterdiği yönü takip ettik; Pozzuoli’yi dolaştık, fakat herhangi bir kampinge rastlamadık. Geri dönüp levhanın olduğu yere geldik, levhaya dikkatli bakınca eğrilmiş olduğunu gördük. Levhayı düzelttikten sonra sağa değil dosdoğru, yukarıya çıkmamız gerektiğini anladık. Pozzuoli’den iki kilometre mesafede olan Solfatara Kamping’e vardık. Kampa girmeden önce karavanı yolun kenarına çekip aşağıda kalan Pozzuoli’yi, Pozzuoli Körfezi’ni, körfeze uzanan burnu seyrettik. Manzara çok güzeldi. Manzarayı içimize çektik, yolun karşısına geçtik.

Solfatara'nın giriş kapısı

Solfatara’nın giriş kapısı

Kampın giriş kapısı, aynı zamanda büyük bir binanın da kapısıydı.  Karavanımızın bu kapıdan geçebileceğini düşünmedik. Kapıdaki görevli kendinden emin, girmemizi işaret etti. Solfatara kamping-bbBüyük binanın kemerli kapısından girdik içeri.

Karavanımızı, gölgesi büyük bir ağacın altına park ettik. Masamızı, sandalyelerimizi çıkardık, yemek hazırladık, yemeğimizi yedik. Bu zaman zarfında burnumuza sürekli pis bir koku geliyordu. Bu koku bizi çok rahatsız etti, bizden başka rahatsız olan yok gibiydi. En sonunda dayanamayıp kokunun nereden geldiğini bulmak için etrafı dolaşmaya çıktık.
My captured pictureVee Solfatara Kamping’in çok özel bir yerde olduğunu anladık. Bir volkanın yanı başındaydı. Volkanik bir alanın yakınında olan tek kamp olup İtalya’nın en önemli kamplarından biriymiş meğer!

Burası, Pozzuoli’nin en dikkat çeken yeri Forum Vulcani. Burada sülfür mağaraları bulunmaktaymış. 1190 yılında bu mağaralarda birkaç volkanik erime olmuş, mağaralardaki çatlaklardan sülfürik asit çıkmaya başlamış.

My captured pictureSolfatara’yı dolaşırken volkan; sülfür gazı tükürüp duruyor, volkanik buhar bulduğu deliklerden dışarıya sızıyor, ortalığı bir koku, bir koku kaplıyor… Oh! Sonunda rahatladık, kokunun kaynağına ulaşmıştık. Oh ki ohhh!

Solfatara yanardağı eliptik bir kratere sahipmiş. Bu eliptik kraterin geniş olan tarafının çapı 770, kısa olan tarafı 580 metreymiş ve dört bin yıl önce bu formu almış. Orta Çağ’da turistler buraya kaplıca tedavisi için gelirlermiş. Solfatara’yı gezip dolaştıktan, hakkında bilgi edindikten sonra karavana gidip neler yapacağımızı konuştuk.

Mithat:

-Ben karavana bakım yapacağım, oldukça uzun bir yol yaptık, bundan sonra da yolumuz uzun.

Yavuz:

-Ben de sana yardım edeyim.

Biz (Mualla ve ben) de:

-O zaman biz de Pozzuoli’ye gidip otobüsün, metronun yerini öğrenelim, yarın gideceğimiz yerlerle ve Pozzuoli’yle ilgili bilgi alalım.

Mithat’la Yavuz karavanla ilgilenirlerken karşımızdaki çadırın önünde oturan, Bulgar plakalı aracın sahibi, iri yarı adam onların yanına gelip:

-İyi günler komşu bir ihtiyacınız var mı? diye sordu.

Adamın inceliği hepimizi memnun etti, ona teşekkür ettik. Bulgaristanlı komşumuz, Mithat ve Yavuz’la sohbet ederken biz de kampingin tarihi kapısına doğru yürümeye başladık. Kemerli kapıdan çıkıp yolun karşısına geçtik. Tepedeyiz, aşağıda Pozzuoli kasabası ve Pozzuoli Körfezi… Her yer yemyeşil… Yeşillik maviyle bütünleşmiş… Nefis bir manzara! Bir müddet etrafı seyrettik, sonra aşağıya doğru yürümeye başladık, iki kilometre yürüyeceğiz. Fazla bir yol değil!

Pozzuoli (Putzuoli) ve çevresi buram buram tarih kokuyor, tarihi eski evler, adım başı karşımıza çıkan kiliseler, sanat galerileri… Bir yandan etrafımızı inceliyor, bir yandan da söyleşiyor, tarihi mekânların içine girip dolaşıyoruz. Girdiğimiz kiliselerden birinde düğün vardı, bizi çok iyi karşıladılar, ağzımızı açmadık, sadece gülümsedik, düğünü izledik. Düğünde hoşça vakit geçiriyorduk; ama metronun yerini bulmamız gerektiği geldi aklımıza, düğünden ayrıldık.

Yüz metre yürüdük yürümedik oldukça etkileyici, tarihi bir bina dikildi karşımıza, onunla ilgilenmemek olmazdı. Kendimizi güç bela o binadan ayırıp yürümeye devam ettik. Bir kilometre sonra metro istasyonunu gördük. Metronun Napoli’ye gidiş ve Napoli’den dönüş saatlerini öğrendik. Ertesi gün Pompei’ye gidecektik. Pozzuoli’den Pompei’ye giden tren yoktu, Napoli’ye gidip oradan aktarma yapacaktık.

Metro istasyonundan ayrılıp kentin merkezine inmeye başladık. Dilenci vapuru gibiydik, sekiz on adımda bir durup ilgimizi çeken tarihi mekânları inceliyor, açık olanlara girip dolaşıyorduk. Pozzuoli’nin merkezinde daha önce gördüğümüz tarihi tapınağa uğramadan geçemedik. Kentin ortasındaki bu tarihi alan(tapınak-temple), kendimizi başka bir zamanda hissetmemizi sağladı.

Pozzuoli-Riona Terra- Serapis Tapınağı

Pozzuoli-Rione Terra- Serapis Tapınağı

Tapınak (Temple), Pozzuoli’nin en modern semti Rione Terra’nın merkezinde yer alıyordu. Bu tapınak Roma İmparatoru Augustus adına yapılmış ve yapıldığı dönemin ender bulunan örneklerinden biriymiş. İşin ilginci, tapınağı bir yangın ortaya çıkarmış. Tapınağın bulunduğu yerde kentin katedrali ‘Duomo’ bulunuyormuş, 1964 yılında katedral yanmış ve çökmüş. Duomo’nun yok olması tapınağın kalıntılarının ortaya çıkmasına neden olmuş.

Pozzuoli’nin ortasındaki Duomo’nun yanması sadece antik Roma kalıntılarını değil, Grek, Geç Ortaçağ, Rönesans, Barok ve Modern Dönemlere ait tarihi katmanları da gün ışığına çıkarmış. Bu tapınak kalıntılarının en önemlilerinden biri Serapis Tapınağı’ymış. Serapis’in heykelinin bulunduğu iç oda ve birkaç sütun bugün hâlâ ayakta. Ayrıca tapınağın termal kaplıca olarak kullanılan banyosunun on altı odası günümüze kadar gelmiş.

Pozzuoli-Anfitiyatro

Pozzuoli-Anfitiyatro

Pozzuoli’nin her yanından tarih fışkırıyor. 1838 yılında yapılan kazılarda 30.000 kişilik bir amfitiyatro bulunmuş, yine aynı yerde bir tiyatronun da kalıntıları var. Bu kazılardan çıkan Venüs heykeli ve değişik objeler Napoli Müzesi’nde sergileniyor.

Pozzuoli halkı, arkeolojik alanların korunmasını, Duomo’nun da yeniden ibadete açılmasını istiyormuş. Yalnız çok önemli bir sorunu varmış Pozzuoli kentinin ve yönetiminin. Rione Terra, masif bir tüfün üzerindeymiş ve jeolojik nedenlerden dolayı çok yavaş bir şekilde batıyormuş; bunun için de Rione Terra’da yapılmak istenen yeni binalara izin verilmiyormuş. Pozzuoli yönetimi bu sorunları çözmek için yıllardır çalışıyormuş.

Pozzuoli ilginç bir yer! Pozzuoli’de bulunmamızı da ilginç İtalyanlara borçluyuz! Onlarla karşılaşmasaydık Pozzuoli’nin farkına varmayacak, onunla bu kadar içli dışlı olmayacaktık. Bir kente girip içinde yaşamadıktan sonra o kenti tanıdığımızı söyleyemeyiz. Orada nefes alıp vermek, kenti içinde hissetmek, onun anlattıklarına veya anlatmadıklarına kulak vermek, onunla dost olmak, gizlerini çözmeye çalışmak hoşumuza gidiyor!

Kendimizi tarihin ve kentin gizeminden çekip otobüs durağına geldik, ertesi gün ve daha sonraki günler kullanmak üzere bilet almak istedik. Görevliye ’ticket’ dedik, ’fare’ dedik; adam bizi anlamadı. Kendi aramızda bileti nasıl anlatsak diye konuşurken bizi duyan görevli:

“Aaa, bilette?” demesin mi?

Bilet sözcüğünün, lira sözcüğü gibi İtalyancadan dilimize girdiğini böylece öğrenmiş olduk. Görevlinin ‘Aaa, bilette?’ demesine çok güldük; ama bilet sözcüğünün İtalyanca olması da canımızı sıkmadı değil.

Pozzuoli’de iki üç kişiyle sohbet ettik, Pozzuoli, Napoli ve Pompei’yle ilgili bilgiler aldık. Konuştuğumuz kişiler bizi turizm bürosuna yönlendirdiler. Turizm bürosuna gittik, bürodakiler bizimle çok ilgilendi, bize çeşitli broşürler verip bizi bilgilendirdiler. Uzun süre kaldık orada. İtalya’da rastladığımız, açık olan ve turistle ilgilenen tek turizm bürosu olduğunu daha sonra anlayacaktık. Çünkü daha sonra gezeceğimiz yerlerdeki turizm bürolarının hemen hemen hepsi kapalıydı. Turizm bürolarında bedava verilen broşürler, kitapçıklar, haritalar kapalı olan turizm bürolarının yakınında bulunan dükkânlarda parayla satılıyordu. Gerçi buna benzer durumlar, bize pek de yabancı değildi ya(!)

Turizm bürosundan çıktığımızda akşam olmuştu, saate baktık: dokuz olmuş! Dönüşe geçtik, tepeye tırmanmaya başladık. Kamptan ayrıldığımızda saat beşti, dört saat ne çabuk geçmişti.

Kampa geldiğimizde saat dokuz buçuktu, hava kararmaya yüz tutmuştu. Hayatımızdan çok memnunduk, bir sürü tarihi yer görmüş, metro istasyonunun, otobüs duraklarının yerlerini öğrenmiş, Pozzuoli ile ilgili bilgi almıştık. Öğrendiklerimizi Yavuz ve Mithat’la paylaştık. Ertesi günün programını hep birlikte yaptık. Önce Pompei’ye, sonra Napoli’ye gidecektik. Napoli ‘de birçok müze vardı. Burada gideceğimiz ilk müze Pompei’den çıkarılan eserlerin de sergilendiği Ulusal Napoli Müzesi olacaktı.

Ertesi gün erkenden yola çıktık Pompei’ye gitmek için. Pozzuoli metrosuna yürürken yolun sağına soluna park etmiş araçlara takıldı gözümüz. Birinci araca arkadan vurulmuş, ikinci aracın kapısı içeri göçmüş, üçüncü aracın farı kırıktı. Dördüncü, beşinci, onuncu, on ikinci aracın çeşitli yerlerinde vuruklar vardı. Hasarsız tek araç yoktu! Yolun diğer yanına park etmiş araçlara da tek tek baktık, hepsi farklı bir yerinden hasarlıydı.

Bütün araçların hasarlı olup onarılmamış olması tuhafımıza gitti; daha sonraki günler Napoli ve diğer kentlerdeki trafik keşmekeşini gördükten sonra araçların neden tamir edilmemiş olduğunu anladık.

İtalyanlar kadar hızlı araç kullanan halk görmedim. Sürücüler çılgın gibi, trafikteki hız, karışıklık insanı sersemletiyor. Ben ki İstanbul trafiğini iyi bilen biriyim; İstanbul trafiği İtalya’nın trafiği yanında hiç kalıyor. Motorsiklet öyle yaygın ki duran bir aracın yanından her an bir motorsikletli çıkabiliyor. Caddelerde karşıdan karşıya geçerken çok dikkatli olmak gerekiyor. Çoğu zaman motorlar birbiriyle veya başka araçlarla çarpışıyor. Otomobiller, motorlar, otobüsler öyle hızlı, trafik öyle yoğun öyle yoğun ki…

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s