NAPOLİ’DE GÜNLÜK YAŞAM, TARİH ve KÜLTÜR

 

Pompei

Pompei

Napoli’de önce Pompei’yi gördük, ertesi gün de Pompei’den çıkan pek çok sanat eserinin sergilendiği Napoli Ulusal Müzesi’nin yolunu tuttuk. Müzeye doğru ağır ağır ilerlerken aniden önümüzde bir motorsikletli belirdi. Durduk, ona yol verdik; motoru 25-30 yaşlarında biri kullanıyordu. Motorun ön tarafında, adamın ayakları arasında, ilk anda fark edemediğimiz üç yaşlarında bir çocuk oturuyordu. Ufaklık etrafına gülücükler saçıyordu, onu çok sevimli bulduk, gülerek ona el salladık. Motosikletli adam da gülümseyerek önümüzden geçti gitti. Kendi aramızda, çocuk babasıyla olmaktan ne kadar mutlu diye konuştuk.

Müzeye yaklaşmıştık ki bir kadının canhıraş feryadıyla arkamıza döndük ne oluyor diye! Ve ne olduğunu gördük; motorsikletli bir genç, bir turistin elindeki torbayı almaya çalışıyordu. Kadının torbası yırtıldı, içindekiler yerlere saçıldı. Motorsikletli gaza bastı, gitti. Biz de motorsikletlinin gittiği yere doğru yürümeye başladık, bu bizim gittiğimiz istikametin tam tersiydi. Kadının torbasını çeken motorsikletli adam yüz metre ilerde başka motorlarla buluştu. Gruba yaklaşmaya başladık herhangi bir şey düşünmeden. Aaa, o da ne? Motorunun önünde çocuğunu taşıyan adam da onların arasında değil mi? Adam hırsızlığa oğluyla çıkmış, olacak şey mi? diye söylendik. Motorlulara doğru yürümemiz, onlara dikkatli bakmamız, hırsızları rahatsız etmiş olacak ki hepsi gürültülü bir şekilde farklı yönlere dağıldılar. Ortada tek bir motor kalmadı.

Bu olayı konuşa konuşa geri dönüp müzeye girdik. My captured pictureNapoli Müzesi çok büyük bir müze, müze binası çok etkileyici!

Napoli Ulusal Müzesi Giriş Bölümü

Napoli Ulusal Müzesi Giriş Bölümü

My captured picture

Mozaik Eser

Mozaik Eser-Çingeneler

My captured picture

Napoli Ulusal Müzesi Üst Kat

Napoli Ulusal Müzes’nin Üst Katı

Dünyayı sırtında taşıyan Atlas

Dünyayı sırtında taşıyan Atlas

Burada Pompei’den kurtarılmış eserleri, Romalılarla ilgili yapıtları, dünyayı sırtında taşıyan Atlas’ı, dünyanın her yerinden getirilmiş sanat eserlerini gördük.

Müzedeki Mısır Bölümünden Mumya

Müzedeki Mısır Bölümünde Mumyalanmış Ayaklar

İtalya’daki hemen hemen her müzede olan Mısır Bölümü burada da vardı. Mısır eserlerinin yabancı ülkelerde bu kadar çok olması, insanı ciddi biçimde düşündürüyor.

Yavuz İnce ve Romalı heykel

Arkadaşımız Yavuz ve Roma heykeli

Roma dönemi heykellerini incelerken bir heykelin burnuyla arkadaşımız Yavuz’un burnu arasındaki benzerlik ilgimizi çekti. Mithat, Yavuz’la heykelin fotoğrafını çekerken benzerliği gören turistler şaşkınlıklarını gizlemeden durmuş onları seyrediyorlardı.

Napoli Müzesi’nin içinde birçok bölüm var. Günün değişik saatlerinde açılan bazı bölümlere ayrı ücret ödemeniz gerekiyor.

Henüz açılma saati gelmemiş bir bölümün önünde upuzun bir kuyruk gördük, kuyrukta bekleyenlerin yaş ortalaması 65-70’ti. Mithat: “Bu bölüm neyle ilgili?„ diye sorarken kuyruğun önüne geçip kafasını kapının camlı bölümüne uzatınca kuyruktaki yaşlılardan bir bağırış koptu:

“Sıraya girin!

Mithat:

“Ben içeri girmeyeceğim, „ dese de insanların söylenmeleri kolay kolay bitmedi. Müzenin bu bölümünde özellikle Pompei’den çıkarılan cinsellikle ilgili yapıtlar sergileniyormuş. İlk çağdan günümüze cinsellik! Binlerce yıl önce Pompei’deki yaşamı eleştirenler, Pompei’ye lanetli kent diyenler, bu kuyrukları görseydiler ne düşünürlerdi acaba? Kuyrukta bekleyen yaşlı insanlara bir daha bakıp o bölümden ayrıldık. Böyle büyük bir müzeyi dolaşmaktan çok yorulmuştuk, özellikle yaşlıların ilgisini çeken ‘özel bölümü’ gezecek halimiz kalmamıştı(!)

pompei-napoli 279-agkMüzeden çıkıp deniz kenarına gitmek için yürümeye başladık. Napoli’de gezerken çok fakir semtler, içinde yaşanamayacak, eski, bakımsız binalar gördük. İnsanların buralarda nasıl yaşadıklarını merak ettik. Çamaşırların yolun iki tarafındaki evlerin arasına asılmış olduğunu görünce Kumkapı’yı anımsadık.

Napoli Duomo Meydanı

Napoli’nin en büyük meydanı Piazza del Plebiscito (Plebiscito Meydanı) ve San Francesco di Paola Bazilikası

Napoli’deki tarihi binalara, geniş mi geniş meydanlara bayıldık. Napoli’nin ana meydanı Piazza del Plebiscito’da büyük bir katedral olan San Francesco di Paola,

İspanya kralı III. Charles'ın heykeli

İspanya kralı III. Charles’ın heykeli


katedralin önünde 1732-1734 yılları arasında Napoli’nin kralı olan III. Charles’ın heykeli ve onun tam karşısında

Palazzo Reale-Royal Palace(Royal Sarayı)

Palazzo Reale-Royal Palace(Royal Sarayı)

Royal Palace bulunuyordu. III. Charles 1759’da -kardeşi ölünce- İspanya kralı olmuş. Bu meydanda zaman zaman açık hava konserleri yapılıyormuş. Dünyaca ünlü sanatçılar burada konser veriyorlarmış.

Ülkemizde bu kadar geniş meydanlar olmamasına hayıflandık. Boş alanlar insanımızı rahatsız ediyor sanki, boşluklar anında binalarla dolduruluyor. Hiç boş alan, öyle boş boş durur mu? Orası kaç para eder biliyor musunuz? Eee, o zaman meydana ne gerek var? Satılsın; işyerleri, evler yapılsın,. Hem öyle sıradan evler değil, depreme dayanıklı evler yapılsın yüzme havuzları olan. Bunlar trilyonlara satılsın, halkımız da kolayca bu evlere, işyerlerine sahip olsun. Boş boş duran, başı boş meydanların kime ne faydası var(!) Ne o, siz aynı fikirde değil misiniz? Olmaaaz(!) Farklı düşünemezsiniz(!)

Napoli’nin geniş meydanlarından birinde sabah Pompei’de tanıştığımız İranlıyla karşılaştık. Gezip gördüğümüz yerleri karşılıklı anlattık, birbirimize birtakım önerilerde bulunduk. Napoli’de kaldığımız üç gün boyunca Napoli’nin değişik yerlerinde onunla rastlaştık. Kendi aramızda bu adam mutlaka bizi takip ediyor diye şakalaştık.

napoli birRoyal Palace’a yakın bir alış-veriş merkezi olan Galleria Umberto I’i gezdik. Galeride çeşitli dükkanlar, kafeler, özel yaşam alanları bulunuyor.

The Galleria Umberto I kapısından alış-veriş merkezinin görünüşü

Galleria Umberto I’in ana kapısından alış-veriş merkezinin görünüşü

Galerinin dört kapısı var değişik caddelerden girilen. Galerinin planı haç biçiminde yapılmış. Galeri geniş bir alana kurulmuş ve çok yüksek olan tavanı demir çerçeve ve camdan yapılmış.

The Galleria Umberto I

Galleria Umberto I

Alış-veriş merkezinin tam ortasında da büyük bir kubbe var ve bu kubbe Napoli’nin pek çok yerinden kolaylıkla görülebiliyor. Galleria, Napoli’de sosyal yaşamın aktif bir merkezi görünümünde; çocuklar, gençler, orta yaşlılar ve yaşlıların toplanma merkezi. Napoli’ye gelen turistlerin mutlaka uğradıkları bir yer Galleria.

Galleria'nın Kubbesi

16 metal kiriş ile desteklenen Galleria’nın  Cam kubbesi

pompei-napoli 208-a

The Galleria'nın tabanının merkezine mozaik olarak yapılmış on iki burçtan biri

Galleria’nın tabanının merkezine mozaik olarak yapılmış on iki burçtan biri

San Carlo Opera Binası  Galleria Umberto I'in ana kapısının karşısında

San Carlo Opera Binası
Galleria Umberto I’in ana kapısının karşısında

Royal Palace, San Carlo Opera Binası, Anno Alış-veriş Merkezi, Galleria Umberto I

Royal Palace, San Carlo Opera Binası, Anno Alış-veriş Merkezi, Galleria Umberto I

Napoli Mithat-Mualla-Yavuz ve güvercinler

Napoli-Nuovo Kalesi önündeki park/ Mithat-Mualla-Yavuz ve güvercinler

Bir başka gün Napoli’de dolaşmaktan bitap düşmüş halde kendimizi Castel Nuovo (Nuovo Kalesi)’nun önündeki parkın yeşilliklerine bıraktık, önce çimlere uzanıp dinlendik. Çay saatimiz gelmişti, sırt çantalarımızdan termoslarımızı, kek ve sandviçlerimizi çıkardık. Ohh! O yorgunluğa çay nasıl iyi geldi. Hiç kolay değil en az altı-yedi saat o müze senin bu galeri benim dolaşmak. Biz çayımızı içerken kuşlar gelip bulunduğumuz yere kondular, kek kırıntılarıyla besledik onları.

Çaylarımızı yudumlarken yoldan geçen turist otobüslerindeki rehberlerin My captured picturearkamızda yükselen kaleyi gösterip bir şeyler anlattıklarını gördük. Kaleyi ne güzel gezdiler deyip gülüştük. Dinlenip biraz güç topladıktan sonra pompei-napoli 194-abgCastel Nuovo’ya girmek için kalenin kapısına geldik, geldik de o kapıdan ha deyince girmek olacak şey değildi! Muhteşem bir kapıydı! Napoli-Nuovobir.Kale kapısının üzerindeki ve etrafındaki heykelleri, kabartmaları inceledik uzun süre. İnsan nereye bakacağını, hangisini inceleyeceğini şaşırıyor.

napoli 186-a

Kendimizi Castel Nuovo’nun girişinden zorlukla ayırıp içeri attık. Gişedeki görevliler bizlerle çok ilgilendiler, bizden Türkiye hakkında bilgi aldılar. Kaleyi gezmemize çok memnun oldular. Onların bizlere gösterdikleri içten ilgi çok hoşumuza gitti. napoli 183-aNeşeyle kaleyi ve Museo Cıvıco’yu dolaşmaya başladık.

Üst kattaki salonlarından birinde Napoli’yle özellikle Vezüv Yanardağı ile ilgili fotoğraf sergisi, diğer bölümdeyse iç içe salonlar, bu salonlara açılan odalar, odaların içinde odalar ve My captured picture

My captured pictureher birinde kıymetli eşyalar, sanat yapıtları vardı.

Castel Nuovo'dan Napoli Limanı

Castel Nuovo’dan Napoli Limanı’na bakış

Kalenin manzarası güzeldi, üst kattaki pencerelerden Napoli Limanı ve sahil yolu görünüyordu.

Müzede o salon senin bu oda benim derken saatler akıp gitti. Saatin kaç olduğunun farkında değildik, bir görevlinin yanımıza gelip bizi uyarmasıyla saatin yedi olduğunu anladık. Görevli de kalenin kapanacağını, kaleden çıkmamız gerektiğini söyledi. Canımız sıkıldı, isteksizce:

“Ne yapalım, çıkmamız gerekiyorsa çıkarız, „ dedik. napoli 184-aAşağıya kalenin avlusuna indik, çıkışa doğru yürürken görevli kendisini takip etmemizi söyleyip sağ tarafa yöneldi, bir kapının önünde durdu. Görevlinin önünde durduğu kapı kapalıydı. Adam kapanmış olan bu bölümün kapısını açtı, karanlık bir yere girdik. My captured pictureGörevli, bir dakika dedikten sonra bir düğmeye bastı, bir anda bulunduğumuz yer ve cam bir kapıdan girilen büyük salon ışıl ışıl aydınlandı. My captured pictureCam kapıdan girmeden önce sol tarafımızda tabanın aydınlandığını fark ettik. Burası üstü camla kaplı bir mezardı ve mezarın içinde iki iskelet vardı. Ürperdiğimi hissettim, sanırım diğerleri de ürperdiler.

Salona girince başka bir sürprizle karşılaştık, salonun tabanı boydan boya camdı, salonun dört bir yanını çevreleyen yürüme alanı vardı. My captured pictureSalonu dolaşırken camın altında kazılmış tarihi alanı ve buradan çıkan eserleri görüyorduk. Çok esrarengiz bir atmosferdi.

Napoli’deki o salondayken bir anda kendimi Sultanahmet’te bir halı atölyesi ve satış mağazasında buldum. Beynin işleyişi çok ilginç; benzer yerleri, olayları aylar, yıllar öncesinden çıkarıp bugünle birleştiriveriyor. Herhangi bir nesne, olay, kişi bize daha önce yaşanan olayları anımsatıveriyor.

Sultanahmet’ten Gedikpaşa’ya giden yola girdikten iki yüz metre sonraydı bu halıcı. Büyük bir kapıdan girdiğinizde yüksek tavanlı, geniş bir atölyeyle karşılaşıyordunuz. Kadınlar burada halı dokuyorlardı tezgâhlarda. İlgili kişinin, bize halıları göstermesi için alt kata indik, satış elemanı bir iki halıyı yere serdi, halıları serdiği yer tahta veya beton değil, camdı.

Üzerinde durduğumuz alan da siyah camdı, ilk etapta bastığımız yerin cam olduğunu fark etmemiştik. Ne zamanki halılar yere atıldı o zaman tabanın cam olduğunu anladık. Bu arada bir şey daha oldu, siyah camın altı aydınlandı, ortaya Eski Roma ya da Bizans’a ait tarihi bir alan çıktı. Satıcı Hereke, Bünyan, Milas, Uşak… çeşit çeşit halıları cam tabanın üzerine seriyordu, halıların hepsi birbirinden güzeldi; ama bizi halılardan çok camın altındaki tarihi yer ilgilendiriyordu. Halıcıya aşağıya inip inemeyeceğimizi sorduk.

“Tabii buyrun!„ dedi. Aşağıya inince buranın yemekhane olduğunu gördük. Halıcının anlattığına göre burası toprakla kaplıymış, temizlenince eski kalıntılar, taş duvarlar ortaya çıkmış. İş yeri sahibi de: “Burayı yemekhane yapalım, çalışanlar yemeklerini burada yesinler.„ demiş. Böylelikle bu tarihi alan ilginç bir yemekhane olmuş!

Napoli’deki üzeri camla kaplanmış tarihi mekân, bana Sultanahmet’teki tarihi yemekhaneyi anımsattı. Napoli’yle Sultanahmet birbirine karıştı. Ben Napoli’yle İstanbul arasında gidip gelirken görevlinin sesiyle daldığım hayal âleminden uyandım.

Görevliye nasıl teşekkür edeceğimizi bilemedik, bize kalenin bu bölümünü gösterdiği için. Bizim memnuniyetimiz onu mutlu etmişti. Kale kapandığı halde o, bizi buraya getirmişti, ne kadar teşekkür etsek azdı. Yoksa bu ilginç bölümü göremeyecektik. İnsanın işini severek yapması ne kadar güzel bir şeydi! Kaleden çıktık, sahil boyunca yürümeye başladık.

My captured pictureNapoli’nin merkezine gidecektik bunun için de sahil yolundan ayrılıp içeri girdik. Napoli’de otobüs duraklarının ve metro istasyonunun bulunduğu alana doğru yürürken bir iki gün önce Pozzuoli’de kendilerinden bilgi aldığımız bir iki kişiye rastladık farklı zamanlarda. Onlar bizi tanıdılar neşeyle el salladılar, biz de onları selâmladık.

Toplu taşıma araçlarının bulunduğu meydana gelince

“Otobüsle mi metroyla mı gitsek?„ diye konuşurken Pozzuoli otobüsünü gördük. Bu sefer de otobüsle gidelim Pozzuoli’ye, yol boyunca farklı yerler görürüz, diye düşündük. Pozzuoli otobüsünün yanına geldiğimizde otobüs kalkmak üzereydi. Bilet alıp geliyoruz, dedik. Sürücü:

“Sizi bekleyemem, kalkıyorum, „ dedi. Ve kalktı.

Biraz bekleseydi ne olurdu sanki, bir sonraki otobüs kim bilir kaçta kalkar? diye söylenirken, makineden biletlerimizi aldık. Biletleri alıp döndüğümüzde Pozzuoli’ye gidecek olan başka bir otobüsün durakta durduğunu gördük, kapıları kapalıydı.  Elimizde biletler, otobüsün yanında beklerken yanımıza bir bey geldi. Elimizdeki biletlere bakıp:

“Yanlış bilet almışsınız 1.500 liretlik değil 2.500 liretlik bilet almalıydınız, „ dedi. Nedenini sorduk.

“Pozzuoli, Napoli’nin dışında bir yer, onun için biletleri daha pahalı, „ diye yanıtladı sorumuzu. O zaman biletleri değiştirelim diye kendi aramızda konuşurken adam:

“Boş verin, otobüsün sürücüsüne söyleyin ve bu biletleri makineye atın, değiştirmeyin.„ dedi. Otobüsün sürücüsünü bulup durumu anlatalım, dedik. Adama sürücüyü nerede bulacağımızı sorduk. O da gülerek:

“Sürücü benim, „ demesin mi?

Buna öyle güldük, öyle güldük ki… Sürücü, hangi ülkeden geldiğimizi, daha sonra nerelere gideceğimizi sordu. Sorularını yanıtladık. Ona, Solfatara Kamping’de kaldığımızı, bizi oraya yakın bir durakta indirmesini söyledik. Tamam, dedi. Otobüsün sürücüsüyle yarım saat sohbet ettik, adam çok konuşkan ve espriliydi. Öyle hoş ve gırgır olaylar anlatıyordu ki… Biz de ondan aşağı kalmıyorduk, karşılıklı anlattıkça anlattık…. Bu söyleşiden çok keyif aldık, çok eğlendik, çok güldük.

Sizler şimdi ne var bunda, anlatmaya değecek bir olay mı bu? diyebilirsiniz. Burada ilginç olan İtalyan sürücüyle aynı dili konuşmuyor olmamızdı. O, bize her şeyi İtalyanca anlattı;  biz de Türkçe ve İngilizce anlattık. İşin komik tarafı o, ne Türkçe ne de İngilizce biliyordu. Bizler de İtalyanca bilmiyorduk. Birbirimizin dilini bilmediğimiz halde birbirimizin anlattıklarını, tüm esprileri anlayabiliyorduk.

İnsan bazen kendi ülkesinde aynı dili konuştuğu insanlara derdini, düşüncelerini anlatmaya çalışır anlatamaz; ya da onların anlattıklarını anlayamaz, doğru iletişim kuramazken yabancı bir ülkede dilini bilmediği bir insanla iletişim kurabiliyor. Onun beyninin kıvrımlarını okuyabiliyor, esprilerini anlayıp gülebiliyor. İlginç ve komik!

Otobüsün sürücüsüyle konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık, sürücü otobüsün kapısını açıp şoför mahalline girdi, biz de otobüse binip biletlerimizi makineye attık. Otobüsün arka sıralarına oturduk. Şoför mahallinin şeffaf bir kapısı vardı, sürücü kapıyı kapattı; artık onun yolcularla hiçbir ilgisi kalmamıştı, o camlı bölmede görevini yapıyordu. Bu durum bize tuhaf geldi. Ülkemizde sürücüyü yolculardan ayıran camlı bir kapı yoktur. Bizim sürücülerimiz sürekli yolcularla muhatap olur, kutuya atılan biletleri ya da basılan akbilleri kontrol eder. İtalya’da ise sürücü sadece arabayı kullanıyor; “Kim bilet attı, kim atmadı?„ onu hiç ilgilendirmiyor.

Otobüsümüz saat dokuzda Napoli’den hareket etti, on beş-yirmi dakika geçtiğimiz yerleri gördük, hava kararınca dışarısını göremez olduk. Otobüs her durakta durup yolcu alıyor ya da indiriyordu. Otobüse zencisi, beyazı, efendisi, serserisi, sarhoşu… çeşit çeşit insan biniyordu. Çoğu bilet atmıyordu, bazıları bizim yabancı olduğumuzu anlıyor, bize dik dik bakıyordu. O tipleri gördükçe sürücünün kendisini o bölmeye neden kilitlediğini anlayıp ona hak verdik. Bir ara iki üç kişi tartışmaya, itişip kakışmaya başladı. Bir an önce kampa varmak istiyorduk; yol da bitecekmiş gibi görünmüyor, uzadıkça uzuyordu.

Aramızda “Sürücü bizi Solfatara Kamping’de indireceğini anımsayacak mı, ya bizi anlamadıysa?„ diye konuşuyorduk.

Saat onu geçti, otobüsün camından dışarı bakıp bir şeyler görmeye çalışıyorduk; fakat her yer zifiri karanlıktı, geçtiğimiz yerlerde yerleşim yok gibiydi. Kimi zaman düz gidiyor, kimi zaman virajları döne döne yukarılara çıkıyorduk. Sonunda otobüs durdu, sürücü camlı kapıyı açıp dışarı çıktı, bize seslendi, gülerek Solfatara Kamping’e geldiğimizi söyledi. Otobüs durakta değil, tam kampingin kapısının hizasında durmuştu. Ona teşekkür ettik, indikten sonra otobüsün hareket etmesini bekleyip sürücüye el salladık, o da bize dostça gülümseyip el salladı. Oh, sonunda kampımıza gelmiştik!

Yorucu, zorlu, neşeli, üzüntülü, kaygılı, heyecanlı anlar geçirmiştik, karavanımızın önünde duran koltuklara yerleştik, hayal ve düşünce denizimize bıraktık kendimizi. Kampta ses seda yoktu, ortalık çok sakindi; çevremiz ağaçlarla, gökyüzü yıldızlarla kaplıydı ve bunları Solfatara’nın o eşsiz sülfür kokusu tamamlıyordu(!) Bu koku ilk günkü kadar kötü gelmiyordu artık. Alışmak böyle bir şeydi demek ki!

Gün boyu yaşadıklarımızı, gördüklerimizi, öğrendiklerimizi; özümseyip, ayrıştırıp uygun bölümlere yerleştirmesi için beynimize teslim ettik.