NAPOLİ’DEN ROMA’YA

Napoli (Naples)

Napoli (Naples)

Napoli- Pozzuoli’deki Solfatara Kamping’de üç gün kaldık. Karavanımızı kampingde bırakıp her sabah Pozzuoli’den metroyla Napoli’ye gittik ; kenti, kentteki yaşamı, kentin tarihini, kültürünü, insanını tanımaya çalıştık. Akşamları otobüs veya metroyla Pozzuoli’ye döndük.

My captured pictureNapoli’den sonraki durağımız Roma olacaktı. Napoli’den Roma’ya gitmek için bindik karavanımıza düştük yollara. Roma’ya giderken iki yol seçeneğimiz vardı: biri otoyol, diğeri deniz kenarından Roma’ya giden eski yoldu. Biz, otoyolu değil eski yolu tercih ettik.

Napoli-Roma arası

Napoli-Roma arası

İtalya’nın kıyılarını, köylerini, kasabalarını görür, istediğimiz yerde mola veririz diye düşündük.

Napoli-Roma arası

Napoli-Roma arasındaki yerleşimlerden biri

Kimi zaman virajları bol olan sahil yolundan, kimi zaman her iki tarafı yemyeşil, ekili alanların olduğu dümdüz yollardan geçtik. İlginç köyler, kasabalar gördük.

Napoli-Roma arası

Napoli-Roma arası

Napoli-Roma arası 200-250 km, görsel olarak zevkli bir yolculuk yapıyoruz. Roma’da Roma Kamping’de kalacağız. Karavancı dostumuz Ahmet Bey, İtalya’daki kamplarla ilgili 400 sayfalık bir kitap vermişti. Kitapta her kampın adresi, telefon numarası ve kamplarla ilgili bilgiler var. Roma’da ilk işimiz kalacağımız kampı bulup yerleşmek, sonra da toplu taşıma araçlarını kullanarak şehri gezmek olacak.

Roma Kamping otoyol üzerindeydi, otoyoldan gitseydik kampingin önünden geçecektik; oysa biz eski yoldan varacaktık Roma’ya. Bu da bize sorun yaratabilirdi. Neyse Roma’ya girdik, haritaya göre Roma Kamping’den oldukça uzaktık.

Roma-Venedik Sarayı

Venedik Meydanı (Piazza Venezzia)-Vittorio Emanuele II Anıtı

Roma’da Venedik Meydanı’nda bir gence Roma Kamping’e nasıl gideceğimizi sorduk.O, şöyle bir tarif yaptı:

“Önce sola dönün, sonra sağa, elli metre gittikten sonra yine sağa dönün, nehrin kenarındaki yolu takip edin,

Roma 1.Köprü

Roma Castel Sant’Angelo ve Sant’Angelo Kalesi’ne giden Sant’Angelo (Aziz Melek) Köprüsü

Sant’Angelo köprüsünden değil ondan sonraki köprüden karşıya geçip sola devam edin…„

Genç İtalyan’ın tarif ettiği yolu takip ettik, önce Sant’ Angelo Kalesi’ni, daha sonra Tiber nehrinin bizim bulunduğumuz tarafla karşı tarafı birbirine bağlayan iki tarafında da heykeller olan muhteşem Sant’Angelo (Aziz Melek) Köprüsü’nü gördük.

Roma Tiber nehri kenarı

Roma Tiber Nehri kenarında mola

Karavanımızı nehrin kenarına park ettik ve tarihi kaleyle köprüsünü uzun uzun seyrettik. Kaleyi de köprüyü de çok beğendik; ama kalenin geçmişini öğrenince keyfimiz kaçtı. Aziz Melek (Sant’Angelo) Kalesi II. yüzyılda Roma İmparatoru Hadrian tarafından yaptırılmış. Hristiyanlığın kabul edilmesiyle Papalık merkezi olmuş, daha sonra Papa Vatikan’a geçmiş, San Pietro Bazilikası ve Sant’Angelo Kalesi arasında 13. yy. sonlarında inşa edilen gizli bir geçit bulunmaktaymış. Bu geçidi Papalık tehlike anında kaçış yolu olarak saptamış.

Papalık Vatikan’a taşındıktan sonra Aziz Melek Kalesi hapishane olarak işlevini sürdürmüş. Pek çok davaya bakılmış burada ve pek çok kişi idam edilmiş. İdam edilenlerin kesik kafaları günlerce köprüde asılı dururmuş başkalarına ibret olsun diye. Tüm bunlar yetmezmiş gibi kaledeki küçük, havasız, rutubetli hücrelerde kalan mahkumlar olumsuz koşullardan, açlıktan, hastalıktan pek fazla yaşamazlarmış. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan da sürgündeyken uzun süre Sant’Angelo Kalesi’nde hapis yatmış. Neyse ki artık kale hapishane değil, hiç kimse orada idam edilmiyor, 1901 yılından beri ulusal müze olarak ziyaretçilerini bekliyor.

Tiber nehrine, kaleye, köprüye veda edip Sant’Angelo Köprüsü’nden sonraki köprüden karşıya geçip sola döndük 500-600 metre gittik gitmedik San Pietro Bazilikası karşımıza çıktı, oraya bak buraya bak genç İtalyan’ın tarifini unuttuk, sağa mı yoksa sola mı sapacağımıza karar veremedik. Önce sola girelim, olmazsa döneriz dedik. Yola devam ettik; bu arada şehir merkezinden de uzaklaştık. Birilerine yolu sorduk, sorduğumuz bazı kişiler İngilizce bilmiyordu. Hem İngilizce hem de Roma Kamping’i bilenlerin yaptıkları yol tarifleriyse birbirinden farklıydı. Bazıları da:

“Siz buralarda ne yapıyorsunuz, buralar tekin yerler değil, bir an önce buradan uzaklaşın!„ diyorlardı. Onların bu sözleri üzerine çevremize dikkatlice bakınca oldukça ıssız, ağaçlıklı bir yolda olduğumuzu fark ettik, yerleşim yeri değildi burası, pek fazla insan da yoktu. Sağa sola dönüp oradan uzaklaşmaya çalıştık, ters yola girmişiz, karşıdan gelen aracın sürücüsü avaz avaz bağırıyordu.

Hani Türkiye’yi hiç aramadık, trafikte bizden beş beterdiler doğrusu. Sağa dön, sola dön, düz git derken birkaç iş yerinin bulunduğu bir mahalleye geldik. Küçük bir oto tamirhanesinin önüne park ettik, kapıda yaşlı bir İtalyan duruyordu. Ona, umutsuz ve yorgun bir şekilde Roma Kamping’e nasıl gideceğimizi sorduk. Adamın İngilizce bilmediğini öğrenince umutsuzluğumuz daha da arttı. Adam bizi nasıl anlayacak da Roma Kamping’e nasıl gidileceğini anlatacaktı! Amaaa ön yargılı olmamak gerektiğini anladık; çünkü yaşlı İtalyan, bize yolu İtalyanca o kadar güzel tarif etti ki bulunduğumuz yerden sekiz kilometre uzakta olan Roma Kamping’i elimizle koymuş gibi bulduk.

My captured pictureKaravanla yolculuk yapmak çok zevkli ve güzel! Gittiğiniz yeri neredeyse adım adım dolaşıyorsunuz, o yörenin halkıyla, esnafıyla yakınlaşıyorsunuz. İlk defa gittiğiniz yabancı bir ülkenin herhangi bir kentine herhangi bir yerinden giriyorsunuz, elinizde size yardımcı olacak o kentle ilgili kitaplar, haritalar var. Bunlar kesinlikle işinize yarayacak materyaller olsa bile ilk gün o kentte bir acemilik yaşayabilir, sinirleriniz gerilebilir. Bütün bunlar o kadar önemli değil; en önemli şey konuşlanacağınız kampı bulup yerleşmek sonra toplu ulaşım araçlarının yerlerini öğrenmek.

My captured pictureToplu ulaşım araçlarıyla kentin kalbine ulaşıp oradan hangi müzeye, ören yerine, meydana, kafelere gitmek istiyorsanız gidebilirsiniz. Sonra bir gün önce tanıştığınız kentle öyle sıkı fıkı olursunuz ki kendinizi yıllardır orada yaşıyormuş gibi hisseder, bir müzeden diğerine koşturursunuz. Günde on, on iki saat ayakta kalır ve yürürsünüz. Akşam geç saatlerde kampınıza gelir, minik eviniz karavanınızda dinlenmeye çalışır, yorgunluktan bitap düşerek uykuya dalarsınız. Ertesi günkü koşturmaya gücünüzü toplamanız gerekmektedir.

Bulunduğunuz ülkenin doğal güzelliklerini, tarihi yerlerini, sanatını tanımak size yetmez; halkın yaşam tarzını, düşüncelerini, birbirlerine ve size karşı davranışlarını da öğrenmek istersiniz. Karavanla gezdiğiniz için gittiğiniz yerlerin halkıyla haşır neşir olabilirsiniz.

Aynı durum yabancı ülkelerden Türkiye’ye gelen kampçı ve karavancı turistler için de geçerlidir. Avrupa’nın değişik ülkelerinden gelen turistler yıllarca Ataköy ve Çiroz (Florya) Kamping’de kaldılar. Çadırlarını, karavanlarını kamplarda bırakıp kimi zaman 81, 72T no.lu otobüslere, kimi zaman trene, minibüslere, taksilere binerek Yenikapı’ya, Aksaray’a, Sultanahmet’e, Eminönü’ne, Taksim’e, Boğaz’a, İstanbul’un pek çok semtine gittiler. Bizim dış ülkelerde gezdiğimiz gibi onlar da bizim ülkemizde gezdiler. Müzelerimizi, saraylarımızı, köşklerimizi, camilerimizi, kiliselerimizi, kulelerimizi, sanat evlerimizi… dolaştılar; yemeklerimizi yediler, halkımızı tanıdılar, kaldıkları kamplarda Türk karavancılarla dostluk kurdular.

Üzülerek hem de çok üzülerek söylüyorum ki artık ne Ataköy Kamping ne de Çiroz Kamping var! Binlerce kampçı ve karavancı için İstanbul diye bir kent yok artık! Neden??? Nedeni onların İstanbul’da kalabilecekleri bir kamp yeri olmaması! Yazık hem de çok yazık! Avrupa Kültür Kenti İstanbul’a bu hiç yakışmıyor! İstanbul ne yapsın? O, bütün direnciyle, umuduyla yıkımlara, talanlara, betonlaşmaya, yozlaşmaya karşı duruyor. Herkes ondan bir şeyler almaya çalışsa da onu yok etmeye uğraşsa da bence o, hâlâ dimdik ayakta ve çok güzel!

Beni duyan, söylediklerimi önemseyen olur mu bilemiyorum; ama ben İstanbul’un kampinglerine kavuşmasını diliyorum. Kamplarımızı istiyorum!!!

İstanbul’daki kampinglerin acı sonunu da Avrupa’da kampçılığa-karavancılığa verilen önemi de içinde yaşayarak öğrendik.

Roma Kamping’e geldiğimizde zar zor karavanımızı yerleştireceğimiz bir yer bulduk. Kamp çok doluydu. Karavancıların, kampçıların biri gidiyor beşi geliyordu. Roma, kampçıların en fazla geldikleri yerlerden biri. Karavancılık ve kampçılık o kadar yaygın ki şaşırmamak elde değil. Çadırını, uyku tulumunu, karavanını alan düşmüş yollara değişik ülkeler, insanlar, kültürler tanımak uğruna.