SAN GİOVANNİ VAFTİZHANESİ ve GÖRME ENGELLİ RESSAMIMIZ EŞREF ARMAĞAN

Floransa Katedrali’nden çıktık, katedralin öndeki girişinin tam karşısındaki San Giovanni Vaftizhanesi’ne girmek için vaftizhanenin bronz kapılarının önüne geldik. Duomo Meydanı her zamanki gibi çok kalabalıktı; Giotto Çan Kulesi’ne, Floransa Katedrali’nin Kubbesi’ne çıkmak isteyenler uzun kuyruklar oluşturmuştu. Vaftizhane’nin ve Duomo’nun çevresi de turist kaynıyordu.

Floransa San Giovanni Vaftizhanesi

Floransa San Giovanni Vaftizhanesi (Battistero di San Giovanni)

San Giovanni Vaftizhanesi, Floransa’nın en eski yapılarından biri. 1059-1198 yılları arasında romanesk mimari tarzda yapılmış sekiz kenarlı, üç katlı, beyaz çatılı, dışı renkli taşlar ve çizgili sütunlarla kaplı, küçük; fakat ilginç bir yapıydı Vaftizhane. Vaftizhaneyi katlı bir pastaya benzetenler varmış. Evet, mermerden yapılmış üç katlı bir pastaya benziyor; ancak insanda yeme isteği uyandırmıyor.

San Giovanni Vaftizhanesi, Floransalı katolikler için çok önemliymiş; pek çok sanatçı, Rönesans liderleri, Medici ailesine mensup kişiler, dünyaca ünlü İtalyan şair Dante Alighieri burada vaftiz edilmişler.

Vaftizhanenin kapısı

Vaftizhanenin kapısı

San Giovanni’nin ünlü mü ünlü kapılarının önünde durup uzun süre kapıları inceledik. Kapıların orjinalleri  Museo dell’ Opera del Duomo’da sergileniyor, binadaki kapılar kopyaları.

Bu kapılar, Floransa’nın kara ölüm denilen vebadan kurtulması şerefine Heykeltraş Lorenzo Ghiberti tarafından yirmi yılda yapılmış. On panodan oluşan kapıların her panosuna İncil’de anlatılan hikayeler işlenmiş.

Ressam, heykeltraş, mimar, şair Michelangelo bu kapıları “Cennetin Kapıları-The Gates of Paradise” diye adlandırmış.

Floransa San Giovanni Vaftizhanesi'nin Kapılarının Üstündeki Heykeller

Floransa San Giovanni Vaftizhanesi’nin Kapılarının Üstündeki Heykeller

Vaftizhanenin kapısından detay

Vaftizhanenin kapısından detay

Önce San Giovanni Vaftizhanesi’nin ilginç binasını sonra da olağanüstü güzel kapılarını inceledik, doğrusunu söylemek gerekirse kendimizi kapılardan zor aldık, sonunda San Giovanni’ye girdik. Nefesimiz kesildi! Yapının içi dışından göz kamaştırıcıydı, sekizgen kubbesi çok yüksekti ve tüm kubbe altın renkli yüzey üzerine yapılmış fresklerle süslenmişti. Görüntü müthişti! Harikaydı! Küçük kilisenin tavanını ve duvarlarını kaplayan altın işlemeli resimlerin büyüsüne kapıldık, kilisenin uzun sıralarına sırt üstü yatıp dakikalarca zengin mozaikleri seyrettik. Bu mozaikler kentteki tek ortaçağ mozaikleriymiş. Sistine Şapeli’nin tavanındaki resimleri de yere sırt üstü yatıp seyretmek istemiştim; orada böyle bir şey olamazdı, ayakta bile zor duruyorduk; ama vaftizhanede bunu rahatlıkla gerçekleştirdik, şansımıza içerisi pek kalabalık değildi.

San Giovanni Vaftizhanesi'nin  kubbesi

San Giovanni Vaftizhanesi’nin kubbesi ve freskleri

My captured picture

Floransa Vaftizhane içi

Floransa Vaftizhane içi

Ne zamandı tam olarak bilmiyorum, Floransa’daki Vaftiz Kilisesi’yle ilgili Discovery’de bir belgesele rastladım, aslında bu belgesel tam olarak bu kiliseyle ilgili değildi.

Eşref Armağan

Ressam Eşref Armağan

Konu, görme engelli ressamımız Eşref Armağan’ın bir şeyi görmeden nasıl çizebildiği ve çizdiklerini renklendirebilmesiydi. Görme engelli birinin resim yapması daha da fazlası bu resimleri renklendirmesi oldukça sıra dışıydı. Amerikalı bilim adamları Eşref Armağan’ı Amerika’ya davet edip beynini incelemişler, renkleri doğru kullanabilmesinin gizini çözmeye çalışmışlar. Amerikalılardan sonra İtalyanlar da ressamımızı İtalya’ya davet etmişler.

My captured pictureİzlediğim belgeselde, Eşref Armağan’ı İtalya’nın Floransa kentindeki Vaftiz Kilisesi’nin etrafında dolaştırdılar. Ressam Eşref Armağan, yapıyı elleriyle yoklayarak dolaştı. Daha sonra ilgililer onu, kilisenin bulunduğu meydana önceden yerleştirilmiş, bir masanın başına oturttular ve vaftiz kilisesinin maketini verip resmini yapmasını istediler. Eşref Armağan maketi elleriyle inceledikten sonra kilisenin resmini çizdi perspektif kurallarına uygun olarak.

Eşref Armağan’la ilgili yazılar okumuştum, onun bir sergisine gitmiş, resimlerinden çok etkilenmiştim. Onunla ve yaptığı resimlerle ilgili bir yazı da yazmıştım. Discovery’deki belgeseli büyük bir keyifle izledim, Eşref Armağan’ı daha yakından tanıdım; ayrıca Floransa’daki San Giovanni Vaftizhanesi’ndeki altın yaldızlı resimleri nasıl hayranlıkla seyrettiğimizi anımsadım.

Eşref Armağan'ın bir resmi

Eşref Armağan’ın bir resmi

Bir sanatçıyı tanıdıktan, bir yeri gördükten sonra o kişiyle ya da yerle ilgili etkinlikler, programlar insanın ilgi alanına giriyor. Ve insan daha önce yaşadıklarını anımsayıp geçmişe yolculuk yapabiliyor.

 

DUOMO FLORANSA KATEDRALİ

Floransa’daki gezimize devam ediyoruz, Duomo (Piazza del Duomo) Meydanı’na geldik, meydanda Floransa’nın en büyük katedrali Duomo  veya Basilica di Santa Maria del Fiore, 85 metre yükseklikteki çan kulesi ve Aziz Giovanni Vaftizhanesi bulunuyor. Bu üçlü Floransa’nın en önemli binalarından. Duomo, “Tanrının evi” demekmiş ve İtalya’daki her kentin en büyük katedraline verilen admış.

Katedralin bulunduğu meydan da katedralden dolayı Duomo adıyla anılıyor.

Floransa Katedrali (Duomo-Basilica di Santa Maria del Fiore)

Floransa Katedrali (Duomo-Basilica di Santa Maria del Fiore)

Duomo Meydanı turistlerin mutlaka uğradığı bir meydan, her zaman çok kalabalık, tam bir turizm merkezi, meydanın çevresinde birçok otel, restoran ve cafe var; eskiden meydan Floransa’nın dini merkezi konumundaymış. Zaman her şeyi nasıl değiştiriyor! Floransa’ya dünyanın dört bir yanından gelen turistlerle meydan doluyor, nasıl kalabalık nasıl? Bizler de o kalabalığa karıştık, My captured pictureDuomo’ya giriş ücretsizdi; ancak kalabalıktan dolayı sıra bekledik. Giysilerimiz uzun olduğu için girişte sorun yaşamadık.

My captured picture

Katedralin dışarıdan görünüşü çok etkileyiciydi, gotik tarzda yapılmış olan yapının dış cephesi bu tarza pek de uymayan beyaz, yeşil, pembe mermerle kaplanmıştı.  Michelangelo Meydanı’ndan kenti seyrederken ilk gözümüze çarpan Duomo olmuştu, renkli silüeti onu diğer yapıların önüne çıkarıyor, kente bambaşka bir hava veriyordu. Çok göz alıcıydı, kırmızı tuğladan yapılmış müthiş bir kubbesi vardı.

Floransa katedrali Duomo’nun inşaatına 1296 yılında -7.yüzyıldan kalan eski bir kilise Santa Resparata’nın yerinde- başlanmış, ilk mimarı Arnolfo di Cambio’ymuş. İnşaata 1296 yılında başlanmış da yapımı çok uzun sürmüş, taa 1436 yılına kadar. Duomo’nun yapımı neredeyse 150 yılı bulunca pek çok mimar Duomo’nun yapımına katkıda bulunmuş.

Katedrali, kare şeklinde, 85 metre yükseklikte, yedi çanı bulunan bir çan kulesi tamamlıyor; katedral gibi beyaz, yeşil, pembe mermerle kaplanmış, hem katedrale ait hem de katedralden bağımsız olan çan kulesi mimar Giotto tarafından tasarlanmış, adı da Giotto Çan Kulesi. Uzun süre Duomo’yu dışarıdan seyrettik, içeri girince biraz hayal kırıklığına uğradık, katedralin dışı ne kadar süslü ve gösterişliyse içi de o kadar sadeydi.

Katedralin içi

Katedralin içi

Floransa Katedralin Kubbesi

Floransa Katedrali’nin Kubbesi’nin freskleri

Floransa Katedrali’nin kubbesinin fresklerini ressam, mimar  Giorgio Vasari hazırlamış, Vasari’nin tasarladığı freskler öğrencisi Frederico Zuccari tarafından boyanmış.

Brunelleschi'nin KubbesiBRUNELLESCHI-NIN-KUBBESI-ROSS-KINGDuomo’nun kubbesi çok genişti, bu kubbe Rönesans kentlerindeki benzer kubbelerin ilk örneğiymiş, kubbenin uzun süre yapılamamış olması Floransa’nın ileri gelenlerinin başını çok ağrıtmış. Onlar Floransa’nın ekonomik ve kültürel yönden çok güçlü olduğunun kanıtı olarak kubbenin çok büyük ve görkemli olmasını istemişler, istemişler de doğrusu bunun nasıl olacağını bilen yokmuş.  Kubbenin yapılması için büyük bir ödül verilen bir yarışma düzenlenmiş. Yarışmayı Filippo Brunelleschi kazanmış, 1420- 1436 yılları arasında büyük çalışmalar yapmış, 1436 yılında   kubbeyi bitirmiş. Tam istendiği gibi çok görkemli bir kubbe olmuş, işin garibi kubbeyi tasarlayan ve hayata geçiren Brunellesch’inin aslında mimar değil kuyumcu olduğu; ama mimarlıkla ve işçilerin çalışma koşullarıyla ilgili pek çok yeniliğe de imza attığı bilinen bir gerçek. Bu kubbeyle ilgili Ross King’in yazdığı Brunelleschi’nin Kubbesi adlı bir kitap var.

Santa Maria del Fiore Katedrali ve 414 basamaklı Giotto Çan Kulesi

Santa Maria del Fiore Katedrali ve 414 basamaklı Giotto Çan Kulesi

Katedral ve Giotto Çan Kulesi Unesco tarafından 1982 yılında Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Katedrali dolaştıktan sonra dışarı çıktık, 414 basamaklı çan kulesine veya 464 basamaklı kubbeye çıkmak istiyorduk; ancak her ikisinin önünde de öyle uzun kuyruklar vardı ki saatlerce bekleyecek gücü bulamadık kendimizde ve Duomo’nun ön kapısının tam karşısında bulunan San Giovanni Vaftizhanesi’ne girmeye karar verdik.


SİGNORİA MEYDANI ve VECCHİO SARAYI

Floransa’nın Uffizi Müzesi’yle Vecchio Sarayı neredeyse yan yana. Uffizi’nin avlusunu yürüyerek bitirince kendinizi

Signoria Meydanı (Piazza della Signoria)

Signoria Meydanı (Piazza della Signoria)

Signoria Meydanı’nda buluyorsunuz. Meydanda neler yok ki… Kafeler, restoranlar, tanınmış heykeltraşlar tarafından yapılmış heykeller; sanat eserlerini hayranlıkla seyreden turistler, kenti gezdirmek için turistleri bekleyen faytonlar, atların ayakları altında korkusuzca dolaşan güvercinler… ve Vecchio Sarayı.

Palazzo Vecchio (Vecchio Sarayı), Floransa’nın 1298-1314 yılları arasında inşa edilmiş en eski resmi yapılarından biri. Sarayın mimarları; Arnolfo di Cambio ve Torre d’ Arnolfo. 14. yüzyılda Floransa Cumhuriyeti Yürütme Konseyince kullanılan Vecchio, daha sonra Medici ailesinin hem evi hem de grandüklerinin yönetim merkezi olmuş. 1872 yılından beri belediye sarayı olarak kullanılan Vecchio Sarayı’na Mimar, ressam, sanat tarihçisi Giorgio Vasari 16. yüzyılın sonlarında büyük bir restorasyon yapmış. Binaya birtakım ekler yapıp sarayın içini yeniden düzenlemiş ve dekorasyonunu değiştirmiş.

Vecchio Sarayı (Palazzo Vecchio-Palazzo della Signoria)

Vecchio Sarayı (Palazzo Vecchio-Palazzo della Signoria)

Aslında Vecchio Sarayı’nın ilk adı Palazzo della Signoria’ymış. Uzun süre bu sarayda yaşayan Medici ailesi yeni sarayları Pitti’ye taşınınca, Signoria Sarayı’nın adı da eski saray demek olan Palazzo Vecchio adıyla anılmaya başlanmış. Bizi, Vecchio Sarayı’nın kapısının iki yanında bulunan Heykeltraş, ressam, mimar ve şair Michelangelo’nun meşhur “David” (Davud  1501-1504) heykelinin kopyası ve Heykeltraş Baccio Bandinelli’nin “Herakles ile Cacus”u (l534) karşılıyor.

Michelangelo'nun aslı Galleria della Accademia'da bulunan David heykelinin kopyası

Michelangelo’nun -aslı Galleria della Accademia’da bulunan- “David” heykelinin kopyası

Baccio Bandinelli'nin "Herakles ile Cacus" adlı heykeli (1534)

Baccio Bandinelli’nin “Herakles ile Cacus” adlı heykeli (1534)

Vecchio Sarayı’nın bulunduğu Signoria Meydanı’ndaki heykeller sadece Michelangelo’nun ve Bandinelli’nin heykelleriyle sınırlı değil. Giambologna’nın “Sabin Kadınlarının Kaçırılması” adlı heykelinin kopyası (heykelin aslı Academia Müzesi’nde), Bartolomeo Ammannati’nin 1565’te yaptığı “Neptün Çeşmesi” heykeli, Cosmo Di Medici’nin at üstündeki heykeli, bir açık hava müzesi gibi olan Loggia Dei Lanzi ve heykelleri Signoria Meydanı’nı da açık hava müzesi konumuna getirmiş. Dünyanın dört bir yanından turistler akın akın Floransa’ya geliyor. Floransa dünyaca ünlü bir turizm merkezi.

Neptün Çeşmesi'ndeki heykeltraş Giambologna tarafından hazırlanmış satir heykeli

Neptün Çeşmesi’ndeki heykeltraş Giambologna tarafından hazırlanmış satir heykeli ve güvercinler

Medusa'nın kesik başını elinde tutan Perseus'un heykeli (Loggia dei Lenzi)

Medusa’nın kesik başını elinde tutan Perseus’un heykeli (Loggia dei Lanzi)

Vecchio Sarayı- Beş Yüz Salonu

Vecchio Sarayı- Beş Yüz Salonu

Bugün Vecchio Sarayı hâlâ belediye sarayı olarak kullanılmakla birlikte Vecchio’nun büyük bölümü müze. Beş Yüz Salonu’nun duvarlarının bir tarafı Leonardo da Vinci diğer tarafı Michelangelo, tavanı ise Giorgio Vasari tarafından resmedilmiş. Salonda “Herakles’in Görevleri” adlı 6 dinamik (devimsel) heykelin üçü salonun sağında üçü de solunda yerini almış. Floransa Cumhuriyeti’nin 500’den fazla üyesi bulunan Büyük Konsey’in toplantı salonu olan Beş Yüz Salonu zamanında dünyanın en büyük salonuymuş (1100 m2). l. Cosimo’nun isteği üzerine Vecchio’da değişiklikler yapan Giorgio Vasari adına Vecchio Sarayı’nın hemen hemen her bölümünde rastlanıyor, Vasari Vecchio’ya damgasını vurmuş.

Vecchio'nun duvarlarındaki resimlerden biri

Vecchio’nun duvarlarındaki resimlerden biri

Vecchio Sarayı'nın tavan süslemesi

Vecchio Sarayı’nın tavan süslemesi

Vecchio Sarayı tavan süslemeleri

Vecchio Sarayı tavan süslemesi

Sarayın duvarlarını devasa resimler süslüyor, her odanın tavan süslemeleri farklı ve birbirinden güzel.

1500’lü yıllarda ölüm maskeleri çok yaygınmış, bir kişi öldükten birkaç dakika sonra yüzünün alçısı alınarak yapılırmış ölüm maskesi.

Dante Aligheiri'nin Ölüm Maskesi

Dante Alighieri’nin Ölüm Maskesi

Dünyaca ünlü, İtalyan edebiyatının en önemli epik şiiri “İlahi Komedya”nın yazarı Dante Alighieri’nin ölüm maskesi de Vecchio’da.

Andrea del Verrocchio-Yunus ile Melek heykeli (1470)

Andrea del Verrocchio-Yunus ile Melek heykeli (Putto, 1470)

Ayrıca Andrea del Verrocchio’nun bronzdan yapılmış Yunus ile Melek (Putto) adlı heykeli sarayda sergilenen eserlerden.

Vecchio'dan Floransa'ya bakış

Vecchio’dan Floransa’ya bakış

Vecchio'dan Floransa'ya bakış

Vecchio’dan Floransa’nın görünüşü

Signoria Meydanı-Solda Neptün Çeşmesi sağda l.Cosimo'nun at üzerindeki heykeli

Vecchio’dan Signoria Meydanı-Solda Neptün Çeşmesi sağda l.Cosimo’nun at üzerindeki heykeli

Vecchio Sarayı'nın terasından Signoria Meydanı'nın görünüşü

Vecchio Sarayı’nın terasından Signoria Meydanı’nın görünüşü

Vecchio Sarayı’nın terasından Signoria Meydanı’na baktığımızda oraya buraya koşuşturan insanları gördük, minicik görünüyorlardı, bana karıncaları anımsattılar.

Karıncalar yiyecek derdinde

Karıncalar

Floransa’da dolaştıkça kendimizi 15-16. yüzyıllarda yaşıyormuş gibi hissettik, sanat-tarih-kültür iç içeydi. Floransa’ya boşuna Rönesans’ın doğum yeri denmemiş; müzeleri, sanat galerileri, kültürü, mimarisiyle, buram buram tarih kokuyor, sanat kokuyor. Bu kokuyu doya doya içimize çekiyoruz…

 

Fotoğraflar: Mithat Okay

UFFİZİ’DEN PONTE VECCHİO’YA

Floransa’da Galleria Degli Uffizi’yi (Uffizi Müzesi) saatlerce dolaştık, ünlü sanatçıların yapıtlarını görmek çok keyifliydi.

Uffizi Müzesi'nin avlusu

Uffizi Müzesi’nin avlusu

Firenze (Floransa) Hatırası

Firenze (Floransa) Hatırası

Dışarı çıktığımızda Uffizi’nin avlusunda halka gösteri yapanları, Floransa (Firenze) hatıra fotoğrafı çektirenleri  izledikten sonra Arno Nehri’nin kıyısından Vecchio Köprüsü’ne (Ponte Vecchio) yürüdük, oldukça yakındı köprü. Uffizi’nin üst katından Vecchio Köprüsü’nün fotoğrafını çekmiştik. Şimdi köprünün üzerindeyiz, turistlerin mutlaka uğradığı Ponte Vecchio kentin önemli bir simgesi, Vecchio Köprüsü normal bir köprüye benzemiyor.

Vecchio Köprüsü-Kuyumcular Çarşısı

Vecchio Köprüsü-Kuyumcular Çarşısı

Genelde köprülerin görevi iki kıyıyı birbirine bağlamaktır; ama Vecchio Köprüsü’nün köprü olmaktan başka  özellikleri var, sanki köprü değil de şirin bir sokak!

Vecchio Köprüsü- Kuyumcular Çarşısı

Vecchio Köprüsü- Kuyumcular Çarşısı

Üzerinde dükkânlar olan ve dükkân sahiplerinin aileleriyle kalabildikleri evlerini de barındıran bir sokak-köprü veya çarşılı köprü Ponte Vecchio. Dünyada pek az örneği olan bir durum… Venedik’teki Rialto Köprüsü, Bulgaristan’daki Osma Köprüsü veee Bursa’daki Irgandı Köprüsü Ponte Vecchio örneği çarşılı köprüler.

Floransa-Vecchio Köprüsü(Ponte Vecchio) ve dükkanlar

Floransa-Vecchio Köprüsü(Ponte Vecchio) ve dükkanlar

Vecchio Köprüsü, Floransa’nın ilk ve en eski köprüsü… Vecchio’nun anlamı ‘eski’ymiş. Yani Ponte Vecchio eski köprü demek. Roma İmparatorluğu Döneminde Arno Nehri’nin iki yakasının birbirine en yakın olduğu noktaya kurulmuş köprü, o zamanlar tahtadanmış, nehrin taşması sel baskınlarından dolayı yıkılmış, 10. yüzyılda yeniden yapılmış, yine seller, baskınlar köprüyü yıkmış. Köprü daha sonra yine yeniden bu sefer tahta ve taştan yapılmış ve yine de yıkılmış. En son 1345’te taş olarak inşa edilmiş, zaman içinde seller rahat vermese de öyle ya da böyle ayakta kalmayı başarmış; aradan  yüz yıllaaar yüz yıllar geçmiş büyük bir savaşa -2. Dünya Savaşı’na- tanıklık etmiş Vecchio Köprüsü ve savaştan yıkılmadan kurtulabilmiş. Floransa’nın tüm köprülerini yıkan yakan Almanlar ne hikmetse Vecchio Köprüsü’nü yıkmamışlar,  ona giden yolları kesmişler. Neyse sonuçta yıkılmaktan yakılmaktan kurtulmuş sellere yenik düşen Eski Köprü (Ponte Vecchio).

1565 yılında Floransa’nın yöneticisi Grandük l. Cosimo,mimar Giorgio Vasari’den  bir geçit yapmasını istemiş.  l. Cosimo’nun yaşadığı Pitti Sarayı ile kenti yönettiği, çalışma ofisinin olduğu Vecchio Sarayı arasında güvenli geçiş amacıyla gizli bir geçit yapılmalıymış ki kentin yöneticileri halka görünmeden eski saraydan yeni saraylarına gidebilsinler. Medicilerin güvenli yol arayışları olduğuna göre halkla araları pek iyi değilmiş anlaşılan.

Mimar, ressam, sanat tarihinin babası Giorgio Vasari, Uffizi’nin batı koridorundan başlayan Arno Nehri üzerindeki Vecchio Köprüsü’nün üzerindeki dükkânların üzerinden karşı kıyıya geçip Palazzo Pitti’ye ulaşan  bir kilometre uzunluğundaki geçidi altı ay gibi kısa bir sürede yaptırmış.

Gizli geçit denince insanın aklına yer altındaki kirli paslı, örümcekli, yılanlı, pis kokulu, korkutucu geçitler geliyor, Vecchio’nun dükkânlarının üzerinden geçen geçit hiç de bizim aklımıza gelen örümcekli geçitler gibi değil.

Vasari Koridoru (1565) Ponte Vecchio Üzerindeki Dükkanların Üzerinde

Vasari Koridoru (1565)
Ponte Vecchio Üzerindeki Dükkânların Üzerinde

Vecchio Köprüsü’nün dükkânlarının üzerindeki geçide Vasari Koridoru deniyor ve bu koridorun duvarları, burayı kullananlar keyifli yürüyüşler yapsınlar diye birbirinden kıymetli ve güzel tablolarla süslenmiş.

Eski zamanlarda… ne kadar eski 300 yıl mı desem 400 mü bilemiyorum, o zamanlar köprüde kuyumcu dükkânları yokmuş, kasaplar, dericiler ve daha pek çok farklı dükkân varmış, bu dükkânlar pisliklerini Arno Nehri’ne dökünce nehir kirlenmiş, çevrede pis kokudan durulmaz olmuş.

Vasari Koridoru sanat eserleriyle donatılmış olsa da altındaki dükkânların pis kokularından nasibini almış, Floransa’nın yöneticilerinden l. Ferdinand, Vasari Koridoru’nda yürürken dükkânların yaydığı pis kokudan rahatsız olmuş dericileri, kasapları dükkânlarından attırmış, bu dükkânlara kuyumcuları getirtmiş.

Vecchio Köprüsü

Vecchio Köprüsü

Vecchio Köprüsü'nden Arno Nehri'ne Bakış

Vecchio Köprüsü’nden Arno Nehri’ne Bakış

Ponte Vecchio’dan ayrılıp tekrar Uffizi’nin avlusuna döndük avluyu boydan boya yürüyüp Palazzo Vecchio’nun yolunu tuttuk.

Uffizi'nin Avlusu ve Palazzo Vecchio (Vecchio Sarayı)

Uffizi’nin Avlusu ve Palazzo Vecchio (Vecchio Sarayı)

SANAT ve SANATÇI KENTİ FLORANSA

 

Floransa Arno nehri-Ponte Vecchio (Vecchio Köprüsü)

Floransa (Firenze) Arno Nehri-Ponte Vecchio (Vecchio Köprüsü)

Michelangelo Meydanı’ndan bakınca Arno Nehri’nin tüm kenti boylu boyunca geçtiğini ve sol tarafta Arno Nehri üzerinde bulunan köprülerin en ünlüsü Ponte Vecchio’yu görüyoruz.

Floransa

Floransa (Firenze)

Uffizi Müzesi, Vecchio Sarayı, Büyük Katedral, Santa Croce Kilisesi ve daha nicesi Floransa topraklarına sere serpe yayılmışlar, onları seyretmemizden hoşnutlar. Tüm kent buram buram tarih ve sanat kokuyor. Rönesans’ın doğum yeri; Leonardo Da Vinci, Michelangelo, Dante Alighieri, Machiavelli ve daha pek çok ünlü sanatçının yaşadığı kent Floransa’nın yaydığı sanat ve tarih kokusundan kendimizi alamıyoruz, koku bizleri kendine çekiyor.

Galeria del Uffizi/Floransa

Galeria del Uffizi/Floransa

Tepeden yavaş yavaş inerken ilk önce Uffizi Müzesi’ne girmeye karar verdik, Uffizi dünyanın en ünlü ve en eski sanat müzelerinden biri, burada ünlü Medici ailesinin sanat kolleksiyonu sergileniyor. Medici ailesi Floransa’yı uzun yıllar yöneten, sanata değer veren, sanatçıyı destekleyen bir aileymiş. Medici ailesi önce Palazzo Vecchio’dan daha sonraları da Palazzo Pitti’den yönetirmiş Floransa’yı. Uffizi; Medici ailesinden l. Cosimo tarafından inşa ettirilmiş,   Uffizi’nin tasarımını; mimar, ressam ve “En önemli Ressam, Heykeltraş ve Mimarların Hayatı” adlı eseriyle sanat tarihinin babası olarak kabul edilen Giorgio Vasari yapmış; ancak Vasari’nin ömrü yetmemiş Uffizi’nin inşaatını bitirmeye.Vasari 1574’te yaşama veda etmiş, Uffizi’nin inşaatını Vasari’nin tasarımına uygun olarak Alfonso Parigi ve Bernardo Buontalenti 1581’de bitirmiş.

Dük l. Cosimo – anlamı ofisler olan-Uffizi’yi  hem hakimlerin kullanacağı bir adalet sarayı hem de kentin yönetimiyle ilgili işler için kullanılacak ofisler olarak düşünmüş; ancak Grand Dük l. Francesco, Medicilerin yüzyıllar boyunca topladıkları sanat yapıtlarını Uffizi’ye sergilenmek üzere yerleştirince Uffizi müze olarak kullanılmaya başlanmış.

Medicilerin sonuncusu olan Anna Maria Lodovica de Medici,  Medicilerin Uffizi’deki kolleksiyonunu Floransa halkına bağışlamış.

İki katlı, ‘U’ şeklindeki Galeria del Uffizi’nin çok uzun ve dar bir iç avlusu Arno Nehri’ne kadar uzanıyor.

Uffizi avlusundaki heykeller

Uffizi avlusundaki heykeller

Uffizi'nin avlusundaki heykeller

Uffizi’nin avlusundaki heykeller

Müzeye girmeden önce avludaki heykelleri inceledik, zamanın güzel sanatlar akademisi öğrencileri tarafından yapılmış heykeller Rönesans’ın öne çıkan isimleri.

Uffizi Müzesi’ne girebilmek için saatlerce bilet kuyruğu beklendiğini duymuştuk. Saatlerce kuyrukta bekleyeceğimizi düşündüysek de düşündüğümüz gibi olmadı. Biz, bilet kuyruğunda sadece otuz dakika bekleyip biletimizi aldık. Gerçi yarım saat beklemek de az değil; ama bazı sanatseverlerin bilet alabilmek için 4-5 saat beklediğini öğrenince biz kendimizi şanslı saydık.

Uffizi Müzesi Girişi'ndeki bilet kuyruğu

Uffizi Müzesi ( Galleria del Uffizi) Girişi’ndeki bilet kuyruğu

Biletlerimizi aldıktan sonra Galleria Del Uffizi’ye girdik, ofis olarak yapılmış olsa da o bir saraydı.

Uffizi Müzesi'nin Koridoru

Uffizi Müzesi’nin Koridoru

Dünyaca ünlü sanatçılara ait heykellerin bulunduğu uzun koridorlar, bu koridorlara açılan onlarca galeri-oda, iç içe galeriler,

Uffizi'nin tavanından bir kesit

Uffizi’nin tavanından bir kesit

koridorların tavanlarına yapılmış harika freskler, galerilerdeki ünlü sanatçıların harika eserleri…

Venüs'ün Doğuşu-Sandro Botticelli

Venüs’ün Doğuşu-Sandro Botticelli

İlkbahar-Sandro Botticelli

İlkbahar-Sandro Botticelli

Simone Martini

Simone Martini’nin bir resmi

Caterina Coronaro'nun Portresi- Titian Tiziano

Caterina Coronaro’nun Portresi- Tiziano Vecellio

Uffizi’yi saatlerce o galeri senin bu galeri benim dolaştık, yapıtların asıllarını görmek harika bir duygu! Bir ara çok yorulduğumu hissettim, upuzuuun, geniş koridorlarda oturma yerleri vardı, koridora çıktım iki-üç dakika dinleneyim diye. İnsan hiç durmadan, hiçbir şeyi atlamadan müzeyi dolaşmak istiyor, iki-üç dakikalık dinlenme bile zaman kaybı gibi geliyor.

Koridordaki koltuğa oturdum, kafamı duvara dayadım, gözüm karşı duvarın üst tarafına yerleştirilmiş yapıtlara takıldı. Koridor boydan boya sanat eserleriyle doluydu. Ne o? Ben buraya dinlenmeye çıktım güya! Gözlerimi resimlerden alamıyorum, bir iki üç derken resimlerdeki kişiler tanıdık gelmeye başladı. Daha dikkatli bakınca Osmanlı padişahlarının ve şehzadelerinin resimleri olduğunu anladım. Oturduğum yerden kalkıp resimleri inceledim, bizimkileri çağırıp padişahların ve şehzadelerin resimlerini gösterdim. Tesadüfen orada oturmasam bu resimleri göremeyebilirdim. Koridordaki resimleri de inceledikten sonra galerileri dolaşmaya devam ettik, Uffizi’deki yolculuğumuz en az dört saat sürdü, gerçekten çok yorulduk. Uffizi’den çıktıktan sonra kentin en önemli simgelerinden biri olan Vecchio Köprüsü’nde bulduk kendimizi.

ROMA’DAN FLORANSA’YA

Roma’dan ayrılmak zor oldu, aklımız gidemediğimiz müzelerde, tarihi alanlarda kaldı.

Roma-Popola Meydanı

Roma-Popola Meydanı

Roma-İgnazio Kilisesi Tavanı

Roma-İgnazio Kilisesi Tavanı

İgnazio Kilisesi Tavanı-Detay

Roma İgnazio Kilisesi Tavanı-Detay

Roma Forum

Roma Forum

Roma-Konstantine Takı

Roma-Konstantine Takı

Bir kenti hele böylesine tarihle, sanatla, kültürle iç içe olan bir kenti tanımak kolay değil. Üç günde ona şöyle bir dokunup havasını kokluyorsunuz.

Roma’dan Floransa’daki kampinglere telefon ettik, dört kamping doluydu, beşinci kampingde ancak bir gün sonraya yer vardı. Bir gece başka bir yerde kalmamız gerekiyordu. Roma-Floransa arasında geze dolaşa, gide dura yol alıyorduk.

Roma-Floransa Otoyolu

Roma-Floransa Otoyolu

Akşam üzerine doğru paralı bir yola girdik, yakıt gereksinimimizi karşılamak için büyük bir istasyonda durduk, bu arada bir şeyler yemeliydik. İstasyona girerken turizm bürosunun levhasını da görmüştük. Karavanın yakıtını aldık, turizm bürosuna uğradık, İtalya’nın pek çok yerinde olduğu gibi buradaki büro da kapalıydı. Floransa’yla ilgili broşürler ve kentin yerleşim plânını almayı düşünüyorduk. Turizm bürosunun hemen karşısındaki marketin önünde Floransa’yla ilgili her türlü kitap, kitapçık sergileniyordu. Bürodan ücretsiz alabileceğimiz yayınlar, markette  satılıyordu.

Floransa’yla ilgili kitapları, kitapçıkları inceledik; tam istediğimiz gibi kent hakkında bilgi veren ve kentin yerleşim plânını içeren bir kitapçık bulduk; fakat İngilizcesi yoktu kitapçığın. Almancasını alsak mı? diye çok düşündük Mualla’yla. Üç kere girdik markete, kitapçığı üç kere baştan sona gözden geçirdik, kendi halimize öyle güldük ki…

Kamping Michelangelo'nun Yol Planı

Kamping Michelangelo’nun Yol Planı

Sonunda, yer ayırttığımız Michelangelo Kamping’in yol haritasını belleğimize kaydettik. İngilizce olmayan kitapçığı almamıza da gerek kalmadı. Gideceğimiz kampingde Floransa’yla ilgili her türlü kaynak bize verilecekti zaten.

SAMSUNGFloransa’da gideceğimiz kampingin yolunu öğrendikten sonra rahatladık, yemek yerken geceyi nerede geçireceğimize karar verdik. Yola devam etmeyecektik, bulunduğumuz yerde geceleyecektik. Yalnız hepimiz fazlasıyla heyecanlıydık, İtalya’da geceyi hiç dışarıda geçirmemiştik, sürekli kamplarda kalmıştık. Tüm  bunları düşünüp konuşurken karşı tarafa bir karavan yanaştı. Karavanı görünce çok sevindik, bir saat sonra karavan gitti sevincimiz kursağımızda kaldı. Karavanın gitmesinin hüznünü yaşarken büyük bir gürültüyle yanımızda duran TIR’a bakakaldık. Adam neredeyse üstümüze çıkacaktı, ona ne yapıyorsun? derken TIR’ın sürücüsü pencereden başını çıkarıp kocaman gülüşüyle:

“Hey! Merhaba arkadaşlar! Nasılsınız? Sizi görmek ne güzel!” demesin mi? Biz de ona gülerek karşılık verdik, beş on dakika sohbet ettik ve o da gitti. Biz ise geceyi orada geçirdik, sabah kahvaltıdan sonra yola çıktık. Floransa’ya girmeden önce paralı yoldan çıkmamız gerekiyordu, gişeye geldik, biletimizi uzattık. Aşağı yukarı beş-altı lira ödememiz gerekiyordu, görevli bizden on yedi lira istedi.

-Aaa! Neden on yedi, daha az olmalıydı? dedik.

-Geceyi otoyolda geçirmişsiniz onun için on yedi, diyen görevliye on yedi lirayı paşa paşa ödedik.

Kamping Michelangelo'nun Girişi

Kamping Michelangelo’nun Girişi

Kamping Michelangelo’yu -belleğimize kaydettiğimiz yol haritası sayesinde- kolayca bulduk, kamping çok kalabalıktı, sanata ve kültüre meraklı olan karavancılar, kampçılar Michelangelo Kamping’i doldurmuştu. Resepsiyonda kaydımızı yapan görevli bize, Floransa’nın haritasını ve Floransa’yla ilgili kitapçıklar verdi. Karavanımızı kampingde uygun bir yere yerleştirdikten sonra kenti keşfetmeye çıktık. Bir an önce Floransa’yla tanışmak istiyorduk. Kampingin önünden geçen 12 ve 13 numaralı otobüsler arzu edeni kentin merkezine götürüyordu. Biz otobüse binmeye gerek duymadık, yürüyerek kentin merkezine gitmeyi tercih ettik.

Michelangelo Meydanı

Michelangelo Meydanı

Michelangelo Meydanı kamptan beş dakikalık yürüme mesafesindeydi. Michelangelo’nun, tiranlığa karşı Floransa’nın cesaretini simgeleyen, ünlü David (Davut) Heykeli’nin bire bir kopyası meydanın ortasında yerini almıştı. Yalnızca David Heykeli değil, başka heykellerinin kopyaları da Piazzale Michelangelo’ya  yerleştirilmişti. Turistlerin uğrak yeri olan Michelangelo Meydanı (Piazzale Michelangelo) Floransalı mimar Giuseppe Poggi tarafından tasarlanmış on dokuzuncu yüzyılın ortalarında.

Hediyelik eşya satan tezgahlar meydanda yerlerini almış, bunlar meydana hem renklilik veriyor hem de turistlerin çok ilgisini çekiyor.

Bizim ilgimizi İtalyan rönesansının doğum yeri olan Floransa’nın muhteşem görüntüsü çekti. Bu meydan tepede olduğundan tüm Floransa gözümüzün önünde uzanıyordu.

Michelangelo Meydanı'ndan Floransa

Michelangelo Meydanı’ndan Floransa

Floransa Arno Nehri

Floransa Arno Nehri

Floransa

Floransa

Michelangelo Meydanı‘nda uzun müddet kaldık, kenti tepeden büyük bir keyifle seyrettik. Floransa tüm ihtişamıyla bizi büyük bir sanat şölenine davet ediyordu. Davete katılmak üzere tepeden inişe geçtik.

 

ROMA’DA CARAVAGGİO SERGİSİ

Roma’da üçüncü günümüzdü, bütün gün müzeleri, tarihi alanları, meydanları dolaştıktan sonra dinlenecek bir yer arıyorduk ki Venedik Meydanı’nda asılı kocaman bir pankarttan Caravaggio Sergisi olduğunu öğrendik.

Palazzo di Venezia (Venedik Sarayı-Ulusal Müze)

Palazzo di Venezia (Venedik Sarayı-Ulusal Müze)

Sergi, Ulusal Müze Venedik Sarayı’ndaydı. Palazzo di Venezia’ya (Venedik Sarayı) girdik,  sergiye giriş biletlerini satan bayan, serginin büyük bölümünün bulunduğu üst katın kapandığını, sadece giriş bölümünü gezebileceğimizi, serginin tamamını görebilmemiz için ertesi gün gelmemizin iyi olacağını söyledi.

Görevli aslında doğru söylüyordu da biz ertesi gün Roma’dan ayrılıp Floransa’ya gidecektik. Ne olursa olsun bu sergiye girmeliydik. Biletlerimizi aldık.

Bu, mayıs ayında başlamış olan özel bir sergiydi. Dünyanın pek çok ülkesinde bulunan

Caravaggio'nun Portresi

Ressam Ottavio Leoni tarafından çizilmiş Caravaggio’nun portresi ( Michelangelo Merisi da Caravaggio)

Caravaggio ve Caravaggio’dan etkilenen sanatçıların yapıtları sergileniyordu. Temmuz sonunda sergi sona erecek, her yapıt ait olduğu ülkeye uçacaktı. Bir daha böyle bir sergiye nerede rastlayacaktık? Gerçi üst kata çıkamayacaktık, bunu kabullendik. Alt salonda görebildiğimizi görürüz dedik, dedik de giriş katında da pek fazla tablo yoktu. Salonu şöyle bir dolaştık pek tatmin olmadık. Üst katın merdiven girişine yöneldik, bir görevli yolumuzu kesti:

“Yukarı çıkış yok, sergi kapandı. „ dedi. İster istemez ‘tamam’ dedik, bilerek girmiştik ne de olsa.

My captured pictureGörevlinin yanından ayrılıp resimlere yöneldik, bu arada galerinin bahçesine açılan otomatik, cam bir kapı gördük. Bahçeye açılan kapı dedim, aslında bahçeden galeriye giriş kapısıydı bu! Üst kattaki sergiyi gezenler bahçeye çıkıp bu kapıdan alt salona giriyorlardı. Tüm bunlar kafamızın içinde dolaşırken üst kattaki sergiden çıkmış iki kişinin cam kapının önüne geldiğini ve kapının otomatik olarak açıldığını gördük, kapının açılmasıyla iki kişi içeri girdi, içerdeki iki kişi de kendilerini dışarı attı. Birbirimizle konuşmadan ve hiçbir şey düşünmeden yaptık bunu.

Kendimizi içinde bulduğumuz bahçe çok düzenliydi. Burada fazla oyalanmadan serginin çıkış levhalarının ters yönünde ilerleyerek binaya girdik. Loş bir ışıkla aydınlatılmış dik merdivenleri tırmanmaya başladık. Biz yukarı tırmanırken aşağı inen birkaç kişi “Bu da ne? „ dercesine bize baktı. Onlara aldırmamaya çalışsak da okuldan gizlice kaçan çocukların heyecanını duymuyor değildik. Yabancı bir ülkede, kapanmış bir sergiye gizlice girecektik.

Merdiven bitince kapalı bir kapının önünde kalakaldık. Bir anlık duraksamadan sonra zili çaldık. Kapıyı güler yüzlü bir hanım açtı. Bir şey sormadı, bu da işimize geldi. Girdiğimiz yerde gözümüze çarpan ilk şey bilgisayar ekranındaki Michelangelo Merisi Caravaggio’yla ilgili yazılar oldu. Sonra büyük bir salona girdik. Büyük mü? Ne büyüğü, hangar gibi bir salondu!..

Aaa, hani kapalıydı burası??? Bir yığın insan var sergiyi dolaşan. Meğer serginin kapanma saatinden önce sergiye girmiş olanların sergiyi rahatça dolaşmalarına izin veriliyormuş. Yani sergi 19.00’da kapanıyor diye herkes o saatte dışarı çıkartılmıyormuş. Bizde böyle bir uygulama yok.

Salonlar, salonlar… iç içe, muhteşem, göz alıcı salonlar… Ne de olsa bir sarayın içindeyiz, üstüne üstlük bir de ulusal müze… Bir yandan sergileme mekânının olağanüstü süslemeleri, tarihi değeri; öte yandan çok önemli bir ressamın ve çağcıllarının harika tabloları. Yapıtlar devasa boyutlarda! Bir o kadar da çarpıcı, olağanüstüler! Heyecanımız dorukta! Gözlerimizle beynimiz arasında binlerce ileti gidip geliyor! Her eserin önünde dakikalarca kalıyoruz.

Medusa-Caravaggio

Medusa-Caravaggio

Zamanımız olsa belki de saatlerce kalacağız. Müthiş, müthiş yapıtlar!!!

Diş Çekimi- Caravaggio 140cmx195cm  Uffizi Galerisi-Floransa

Diş Çekimi- Caravaggio
140cmx195cm
Uffizi Galerisi-Floransa

Müzisyenler/Konser Caravaggio 87.9cmx115.9cm Metropolitan Sanat Müzesi New York

Müzisyenler/Konser Caravaggio 87.9cmx115.9cm Metropolitan Sanat Müzesi New York

Lute Player-Caravaggio

Lavta Çalan Müzisyen-Caravaggio

Saint Jerome /Caravaggio 112cmx157cm/ Galleria Borghese Roma

Saint Jerome /Caravaggio 112cmx157cm/ Galleria Borghese Roma

O ışık nasıl kullanılmış??? Nasıl gerçek!!!

Bir ışık kaynağı; bulunduğu mekânı, karanlığı ancak bu kadar gerçek aydınlatabilir ve anlatabilir. Sanki dört yüz yıl öncesinde o mekânda, o insanlarla, eşyalarla birlikteyiz. Hepsi bizim bir parçamız gibi! İnsan bir üfleyişle o mumu söndürebileceğini veya perdeyi kapatarak güneş ışığının içeri girmesini engelleyebileceğini zannediyor.

O mumu üflediğiniz anda her şey karanlığa gömülecek, yüz yıllar öncesinden gelenlerle birlikte o karanlıkta yitip gideceksiniz onların çektiği acılarla.

Judith ve Holofernes/ Caravaggio/ 145cmx195cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Judith ve Holofernes/ Caravaggio/ 145cmx195cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Judith ve Holofernes-Detay

Judith ve Holofernes-Detay

O ışık; acıları, derin kederi, çirkinliği, vahşiliği; sonsuz güzelliği, masumluğu nasıl aydınlatıyor?

Kin-şefkat, umut-umutsuzluk, sevgi-nefret, acı-sevinç… onlarca zıt duyguyu o ışık kaynağı nasıl belirginleştiriyor?

Gerçek ne? Hangi zaman? Şimdi mi? Geçmiş mi? Şimdi ve geçmiş iç içe… Kim gerçeğin ne olduğunu bilebilir ki?

Tablolardaki ışığa vuruldum, belleğimin bir bölümüne o aydınlık yerleşti… insanın içini acıtan, acıyla yüz yüze getiren aydınlık.

Caravaggio’nun doğal resimleri. Tablolara oldukça sert bir doğallık hakim.

Madonna ve Çıplak Çocuk/ Caravaggio/ 260cmx150cm/ Sant'Agostino Roma

Madonna ve Çıplak Çocuk/ Caravaggio/ 260cmx150cm/ Sant’Agostino Roma

Dinsel konular yoğun bir biçimde işlenmekle birlikte

Meyve sepeti ile çocuk

Meyve sepeti ile çocuk

Narciso(Narsist)-Nergis/ Caravaggio/ 112cmx92cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Narciso(Narsist)-Nergis/ Caravaggio/ 112cmx92cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Falcı/ Caravaggio/ 99cmx131cm/ Louvre Müzesi Paris

Falcı/ Caravaggio/ 99cmx131cm/ Louvre Müzesi Paris

din dışı konulu ve natürmort resimleri de var. Tüm resimlerde ışık ve gölge, siyah fon üzerine öylesine güçlü işlenmiş ki…

Caravaggio’nun resimleri de kişiliği gibi karşıtlıklar üzerine kurulmuş. Sert; sert olduğu kadar da duygusal, kırılgan biriymiş Caravaggio. Yaşamı tartışmalar, kavgalar, adli kovuşturmalarla geçmiş. Kısa; fakat fırtınalı bir yaşam.

1571’de doğan Caravaggio, Milano’da Peter Simone Peterzano’nun yanında yetişmiş. 1588’de Roma’ya gidip Cavalier D’Arpino ile çalışmış. İsmini doğduğu kasabadan alan Caravaggio, Barok sanat akımının ilk büyük sanatçısı. 1606’da polisle başı derde girince soluğu Napoli’de almış. Napoli’de İtalyan ressam Caracciolo, Caravaggio’ya çömezlik yapmış.

Giovanni Battista Caracciolo'nun bir resmi

Giovanni Battista Caracciolo’nun bir resmi

Saint Peter'ın Kurtuluşu/ Caracciolo

Saint Peter’ın Kurtuluşu/ Caracciolo

Caracciolo( 1578-1635), Caravaggio’dan çok etkilenmiş, büyük  dinsel kompozisyonlar yapmış gölge ve ışık yönünden çok uyumlu olan. Ayrıca Caracciolo, Caravaggioluk’un yayılmasına büyük katkıda bulunmuş.

Nedir bu Caravaggioluk? Ansiklopedilerin söylediğine göre: “Caravaggio’nun yapıtlarından kaynaklanan, gerçekçi betimlemelerle ve güçlü ışık-gölge karşıtlıklarıyla belirginleşen resim akımı. ”

Caravaggio’dan yalnız Caracciolo etkilenmemiş; İspanyol, Fransız, Hollandalı, İtalyan pek çok sanatçı onun etkisi altında kalmış.

Artemissa/ Rembrandt/ 142cmx152cm/ Prado Müzesi Madrit

Artemissa/ Rembrandt/ 142cmx152cm/ Prado Müzesi Madrit

Dr. Nicolaes Tulp'ın Anatomi Dersi/ Rembrandt Harmenszoon van Rijn/ 170cmx216cm/ Mauritshuis Müzesi Hollanda

Dr. Nicolaes Tulp’ın Anatomi Dersi/ Rembrandt Harmenszoon van Rijn/ 170cmx216cm/ Mauritshuis Müzesi Hollanda

Bu sanatçılar arasında Rembrant(1606-1669) bile var.

Kırk yaşına gelmeden ölen, fırtınalı bir yaşam süren Caravaggio, günümüzde modern resmin atalarından biri sayılmakta.

Caravaggio Sergisi’nde zaman kavramını yitirdik, her resmin içine girdik, o yaşamların bir parçası olduk.

İhtişamlı bir sergi alanı, ünlü ressamlar; harika, nefes kesen tablolar; ışık-gölge oyunları bizi büyüledi!

Önünde durulan her tablo, biz izleyicileri şaşırtıyor, üzüyor, heyecanın doruğuna çıkarıyor, insanı omuzlarından sıkıca kavrayıp sarsıyor, sarsıyordu.

Diğer yandan da “Bir daha nasıl başka bir sergiye giderim?” düşüncesi sarıyordu insanı. Bu serginin üzerine başka bir sergi düşünemiyorduk.

Loş ışıklı salonlardaki inanılmaz büyüklükteki, gizemli resimlerin dünyasından ayrılmanın olanağı yoktu. En son biz girmiştik sergiye, kala kala birkaç sergi görevlisiyle kaldık sergi alanında. Tüm salonları bir daha, bir daha gezme arzusunu duyuyorduk. Ama bunun olanağı yoktu! Çıkışı takip ettik, merdivenleri inip bahçeye vardık. Caravaggio’nun resimlerinin fonu gibi kararmıştı hava ve Venedik Sarayı’nın bahçesindeki tarihi lambalar aydınlatıyordu karanlığı. Caravaggio’nun karşıtlığı bu bahçede de kendini hissettiriyordu. Bu an gerçekti, şimdiydi. Peki o tablolar? Onlar neydi? Onlar belki de daha gerçekti. Yüz yıllar öncesinde yaşanmış gerçeklikler.

Son bir kez karanlıkla aydınlığın çatışmasına göz atıp cam kapıya yaklaştık. ‘Açıl susam açıl’ dememize fırsat kalmadan kapı, bu sefer bizim için açıldı. Salona girdik, salonun kapısında bizi üst kata çıkarmayan görevliyle göz göze geldik, ona bir hoşça kal selamı verip dışarı çıktık. Roma’nın en işlek caddelerinden birindeydik ve karanlık çökmüştü, oysa biz buraya girerken hava aydınlıktı.

Bir rüya mı görmüştük, yoksa yüz yıllar öncesine yolculuk mu yapmıştık? Hayaller ve gerçekler ülkesinden çıktığımız doğruydu. Düşle gerçek arası bir boyuttaydık hoş ve kekremsi tatlar aldığımız.

Otobüs durağına ayaklarımız yere basmadan vardık, Roma Kamping’e giden otobüse bindik. Kamping’e vardığımızda saat onu geçiyordu. Karavanımıza merhaba deyip düşler alemindeki yolculuğumuzu sürdürdük. Bu yolculuk uzun süreceğe benziyordu.

SAN PİETRO BAZİLİKASI VATİKAN ROMA

Vatikan Müzelerini gezdikten sonra San Pietro Bazilikası’na gitmek için yola çıktık, on dakikada Bazilika’nın olduğu San Pietro Meydanı’na geldik. Dünyanın en küçük ülkesi Vatikan’ın sembolü olan meydan kocaman bir elips şeklinde ve sütunlarla (284 adet) çevriliydi. Meydanın tam ortasında bir dikilitaş(obelisk) ve dikilitaşın iki tarafında da birer çeşme vardı. San Pietro Bazilikası bu meydana bakıyor, San Pietro Kilisesi’nin ve sütunların üstünde bulunan yüzlerce heykel tepeden turistleri seyrediyordu.

240 metre genişliğinde 340 metre uzunluğunda elips şeklinde olan meydan 1656-1667 yılları arasında heykeltraş, ressam, mimar Gian Lorenzo Bernini tarafından tasarlanmış.

San Pietro Meydanı

San Pietro Meydanı

San Pietro Meydanı, Papa’nın halka seslendiği alan ve her çarşamba burada vaaz verip milyonlarca insanı aynı anda kutsuyormuş. Çarşamba günleri meydan milyonlarca kişiyi ağırlıyormuş.  Ertesi gün çarşambaydı, iyi ki salı günündeydik, Vatikan Müzeleri’nde kalabalıktan başımız dönmüştü, o kalabalığın büyük bölümü buraya da gelmişti bir de günlerden çarşamba olsaydı meydanı, bazilikayı göremeyecek, bazilikanın kubbesine çıkıp enfes Roma manzarasını seyredemeyecektik. San Pietro Meydanı’nı dolaştıktan sonra bazilikaya doğru yürümeye başladık. Turist olduğu anlaşılan bir adam Mithat’ın yanına geldi, bir şey söylemeden koyu renkli bir pantolon verdi Mithat’a, sonra yoluna devam etti. Pantolon kağıttan yapılmıştı, adamın bu kağıt pantolonu niçin verdiğini anlamadık, 15-20 adım attık, Mithat pantolonu oradaki bariyerlere astı.

San Pietro Meydanı

San Pietro Meydanı

San Pietro Kilisesi’nin kapısına geldik, içeri girmek istediysek de bizi içeri almadılar giysilerimizden dolayı. Gerçi şortlarımız çok kısa değildi; ama erkekler pantolon, kadınlar da etek giymeliymiş. Beş dakika önce turistin Mithat’a kağıt pantolonu neden verdiğini böylece anlamış olduk. Mithat geri döndü, pantolonu bıraktığı yerden alıp giydi. Yavuz da kilisenin yanındaki bir yerden bir kağıt pantolon aldı. Mualla şalını etek yaptı, ben de rüzgârlığımı  etek yaptım, böylece kiliseye girebilecek hale geldik.

S.Pietro Bazilikası

S.Pietro Bazilikası

Vatikan’daki en göze çarpan, Roma’nın en büyük bazilikalarından biri olan, kubbesi Roma’nın pek çok yerinden görünen ve şehrin görünümünü güzelleştiren 132 metre yükseklikte, 22.000 metre karelik arazi üzerine kurulmuş, 20 bin kişinin aynı anda ibadet edebildiği, Katoliklerin göz bebeği San Pietro Bazilikası’na adımımızı attık.

İçerisi tam anlamıyla göz alıcıydı, çok çok geniş bir mekândı; duvar ve tavan süslemeleri harikaydı, çeşitli sanatçıların yaptığı yüzlerce tablo ve heykel adeta birbiriyle yarışıyordu. Kubbe olağanüstüydü, kubbenin planı Michelangelo’ya aitmiş; ancak o kubbeyi tamamlayamamış. Michelangelo’nun çizimlerine sadık kalınarak kubbe 1588-89’da Giacomo Dalla Porta tarafından tamamlanabilmiş.

Michelangelo'nun heykeli Pieta

Michelangelo’nun heykeli Pieta

Michelangelo’nun yirmili yaşlarının başında yaptığı, imzaladığı tek eseri olan Pieta da burada sergileniyor.

Michelangelo-Pieta (yakın plan)

Michelangelo-Pieta (yakın plan)

Michelangelo,  Meryem’in bakireliği ve saflığı sayesinde gençliğini koruduğunu bunun için de Pieta adlı heykelinde Meryem Ana’yı genç tasvir ettiğini söylemiş.

Bazilika M.S. 4.yy. da İmparator Constantine’in isteği üzerine Saint Peter’in(12 havariden biri) şehit düştüğü yerde inşa edilmiş. Zamanla bazilika büyümüş, zenginleşmiş. Restorasyon çalışması 15. yy.da papanın isteği üzerine rönesans ve barok tarzında yapılmış, inşaat 1506 yılında başlayıp ancak 1626 yılında bitirilmiş, mimarları da Michelangelo Buonarroti, Gian Lorenzo Bernini ve Donato Bramante’ymiş.

Kilisenin içinde yüz elli kadar Papa mezarı bulunuyor. Ayrıca Hristiyanlar kilisedeki hac işaretinin altındaki kareye alınlarını yaslayarak dua ediyor ve Vatikan’da hacı oluyorlar.

S. Pietro Bazilikası Kulesi

San Pietro Bazilikası Kubbesi

Vatikan Müzeleri’nden sonra San Pietro Bazilikası’nın da ihtişamını görünce dünyanın en küçük ülkesi Vatikan’ın aslında ne kadar zengin bir ülke olduğunu anladık.

Bazilikanın kubbesinden Roma’yı seyretmek için bazilikadan çıktık, kubbenin kilise dışında ayrı bir girişi var. Kiliseye giriş ücretsiz; ama kubbeye çıkış ücretliydi. Önümüzde iki seçenek vardı, ya 400’den fazla basamağı olan merdiveni yürüyerek çıkacaktık ya da asansörle kubbenin bir bölümüne kadar çıkıp sonra da 300’den fazla basamaklı merdiveni yine yürüyecektik. İkisinin arasında iki avroluk bir fark vardı. Biz önce asansöre bindik, asansörden inince merdiveni tırmanmaya başladık. Merdivenler oldukça dar ve boğucuydu. Döne döne yukarıya tırmandıkça merdivenler daha da daralıyordu, zaman zaman nefesimiz kesilse de bizim için sorun olmadı. Sonunda merdivenler bitti, küçük bir sahanlığa geldik, sahanlığın etrafı telle çevriliydi, tel boyumuzu aşıyordu, telin ardından aşağıya bakınca içimiz çekilir gibi oldu, işte burada gerçekten nefesim kesildi, aşağıdaki her şey minicikti; ama bazilikanın içi muhteşem görünüyordu. Harikaydı!!! Bu görüntü için değil 300, 1300 basamak bile çıkılırdı. Orada ne yazık ki fazla kalamadık, nefes nefese merdivenleri çıkan insanlar art arda geliyordu. Kubbenin balkonuna çıktık, bu sefer de Roma en güzel gülümsemesiyle bizi karşıladı. İyi ki kubbeyi tırmanmışız, yoksa bu güzellikleri göremeyecektik.

Pietro Kulesi'nden S.Pietro Bazilikası'nın Tavanı ve S.Pietro Meydanı

San Pietro Bazilikası’nın Kubbesi’nden S.Pietro Bazilikası’nın Tavanı ve S.Pietro Meydanı

Buraya gelirken yürüdüğümüz San Pietro Meydanı tüm ihtişamıyla gözlerimizin önündeydi, ileride sağda Tiber Nehri, solda S.Angel Kalesi görünüyordu. Kubbenin balkonunu döndükçe Roma’yı 360 derece görebiliyorduk. Vatikan’ın Bahçeleri, Vatikan Müzeleri, su kemerleri, koruluklar her şey ayaklarımızın altındaydı.

Kuleden bakış

Kubbeden aşağıya bakış

Vatikan Bahçeleri'nin Görünüşü

Vatikan Bahçeleri

Vatikan Bahçeleri

Vatikan Bahçeleri

Vatikan İstasyonu

Vatikan İstasyonu

Kuleden Vatikan Müzeleri'nin görünüşü

Kubbenin balkonundan Vatikan Müzeleri’nin görünüşü

Kuleden Roma'ya bakış

San Pietro Bazilikası Kubbesi’nden Roma’ya bakış

Kuleden Roma'ya bakış

Kubbeden Roma’ya bakış

My captured picture

Kubbeden aşağı inerken

Kubbeden aşağı inerken

Kubbenin balkonunu döne döne Roma’yı içimize çektik, tam bir görsel şölendi. Gözümüzü gönlümüzü doyurduktan sonra kubbeden ayrılma zamanı geldi, kubbeden aşağıya inmek kolaydı, nasıl indiğimizi anlamadık bile inerken bir yerde durup Roma’ya yukarıdan bir daha baktık.

San Pietro Bazilikası'nın Kubbesi'nden inerken Roma'ya bakış

San Pietro Bazilikası’nın Kubbesi’nden inerken Roma’ya bakış

Bazilikadan ve de Vatikan’dan ayrılıp tepeden seyrettiğimiz Roma’ya bıraktık kendimizi.

 

Fotoğraflar: Mithat Okay