STL KÖFTE GÜNÜ

Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinin köfte günü her yıl mayıs ayının son pazarı yapılır. Ne güzeldir köfte gününde öğretmenlerin öğrencileriyle, öğretmen arkadaşlarıyla, Sutilev üyeleriyle; öğrencilerin sınıf arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle  birkaç saat geçirip geçmiş günleri anmaları, özlem gidermeleri. Sultanahmetli öğrenciler, öğretmenler, memurlar, hizmetliler birbirlerini görüp özlemle, sevgiyle kucaklaşınca adeta çocuklaşır, gençleşir, neşe içinde söyleşirler. Yaşamlarını yitirmiş olan arkadaşlarını ve öğretmenlerini sevgi ve saygıyla anarlar.

Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi Bahçesi Köfte Günü

Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi Bahçesi- Bir Köfte Günü

DSC03214-eski öğrenciler-Avni Karaşıklı-g

DSC03242

DSC03270.köfte günü g

DSC03240-aOn beş on altı yaşlarında Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinde okuyan öğrenciler artık iş güç sahibi yetişkinlerdir. Kimi yalnız, kimi eşiyle kimisi de çocuğuyla gelmiştir köfte gününe, hatta torunuyla gelen öğrenciler bile olur.

Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinin ‘Köfte Günü’ne gelenler ne kadar yetişkin olsalar da yıllar önce okuduğu sınıfa giren her öğrenci bir anda geçmişe yolculuk yapar kendini lisede okuduğu yaşta buluverir. Untitled-22

Untitled-16

Untitled-32

Untitled-21

Untitled-12

Untitled-37

İstanbul Devlet Tiyatrosu

İstanbul Devlet Tiyatrosu

Konferans salonuna girenler oynadıkları ya da izledikleri tiyatroları,

Untitled-23

IMAGE0077 M.Ş.E a

IMAGE0079

Untitled-41

Untitled-13

Untitled-15hazırladıkları dersleri, özel günler için yaptıkları çalışmaları, Untitled-7

Untitled-5

IMAGE0078 siyah inci cemil şiir ab

STL agkkütüphaneyi ziyaret edenler okudukları kitapları, kendi yazılarından ve şiirlerinden derleyerek oluşturdukları fotokopi kitapçıkları, kütüphaneyi nasıl düzenlediklerini anımsarlar. Büyük bir heyecan yaşanır köfte günlerinde. Yoğun bir enerji oluşur, bu enerji Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinin öğrencilerini, öğretmenlerini, memur ve hizmetlilerini sarar, herkes çok mutludur.

Köfte bahanedir, önemli olan sohbettir. Bugünden, gelecekten en çok da geçmişten konuşulur. Öğrenciler yaptıkları yaramazlıkları ve öğretmenlerinin o yaramazlıklar karşısındaki tutumlarını ballandıra ballandıra anlatırlar. Unutulan pek çok olay anımsanır; anılar Sultanahmetlileri kimi zaman güldürür kimi zaman kederlendirir; herkese insan olmanın güzelliğini hissettirir, Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinin bir üyesi olmanın kıvancını yaşatır.

VİVALDİ’NİN TORUNLARI

Venedik

Venedik

Venedik Alba D’oro Kamping’de üç gün kaldık ve her gün sabah erkenden kampın kapısının önünden kalkan otobüslerle Venedik’e indik. Rüya gibi bir şehirdi, ona boşuna Adriyatiğin Kraliçesi dememişler.

Venedik Köprülerinden Biri

Venedik Köprülerinden Biri

Kent, 118 ada üzerine kurulmuş bu 118 adayı birbirine bağlayan yüzlerce köprü var, dört yüz tane olduğu söyleniyor.

Venedik

Venedik

Kentin sokakları kanallar, tabii sokaklar kanal olunca tekneler özellikle de gondollar ulaşımı sağlıyor. Kentin doğal güzelliğinin yanı sıra mimarisi ve sanat eserleri de insanın başını döndürüyor. Tüm kent Dünya Mirasları Listesi’nde yerini almış. Aylardan temmuzdu, fakat bir anda havada kara bulutlar oluştu, şiddetli bir rüzgâr esmeye başladı. Yağmur ha yağdı ha yağacaktı! Kampa gitmek için saat sekizde kalkacak otobüse binecektik, otobüsün kalkmasına yarım saat vardı, ıslanmamak için koşarak gidiyorduk. DSC03819-bulutlar abKara bulutlar havada cirit atıyor, her geçen saniye hava daha kararıyor, rüzgâr şiddetini arttırıyordu.

Venedik'in dar sokakları

Venedik’in dar sokakları

Venedik’in daracık sokaklarını koşarak geçip çevresi tarihi binalarla kuşatılmış büyük bir meydana çıktık.

Venedik

Venedik

Bu büyük meydanı da koşarak geçiyorduk ki meydandaki kalabalığı fark ettik. Burada ne oluyor? diye durup çevremize baktık. İyi ki durmuşuz!

Venedik -okul orkestrası

Venedik’te Bir Okul Orkestrası

Bir orkestra kuruluyordu meydanda, orkestra elemanları lise öğrencilerinden oluşuyordu. Büyük bir gayretle müzik aletlerini kurmaya çalışıyor, nota kâğıtlarını yerleştiriyorlardı. Pek çoğunun velisi ve öğretmenleri de gençlere yardım ediyorlardı. Ne kara bulutlar, ne de şiddetli rüzgâr onları engelleyebilirdi.

Venedik Öğrenci Orkestrası

My captured picture

Orkestra Şefi (Okul Orkestrası)

Orkestra elemanları ve şefi öylesine kararlıydılar ki konser vermeye.

Venedik okul orkestrası

Venedik Okul Orkestrası

Antonio Vivaldi (1678-1741)

Antonio Vivaldi (1678-1741)

Eee, 1678’de Venedik’te doğan, virtüöz kemancı, 500’den fazla konçerto bestelediği için konçertonun babası olarak anılan, ünlü barok klâsik müzik bestecisi Antonio Vivaldi’nin torunlarına da bu yakışırdı. Onların kararlı ve coşkulu halleri bizi bulunduğumuz yere çiviledi. Yağmurun ilk damlalarını yüzümüzde hissettik… Bizi kampımıza götürecek otobüsün kalkmasına on dakika vardı. Dördümüzden de ses seda çıkmıyordu, hiç konuşmadan alçak, genişçe bir duvarın üstüne oturduk, orkestra elemanlarının her hareketini dikkatlice izlemeye başladık, konserin ilk izleyicileri bizlerdik. Rüzgâr nota kâğıtlarını uçuruyor, sandalyeleri deviriyor, yağmur damlaları yavaş yavaş iniyordu. Hazırlıklar bitti, herkes yerini aldı, klâsik müzik konseri başladı. Müzik tüm meydana yayıldı, notalar kara bulutlardan ve rüzgârdan daha hızlı ve etkileyiciydiler. DSC03812-bulutlar abBulutlar müziğe uyarak dansetmeye başladılar gökyüzünde, o asık, kararmış çehreleri yavaş yavaş aydınlanmaya, gülümsemeye başladı. Yağmur damlaları yüzümüze vurmaz oldu. Rüzgârın, saçlarımızı ve nota kâğıtlarını karıştırmaya devam etmesi hoşumuza bile gitti. Müziği içimizde hissettik, zaman hoş bir şekilde aktı! Konser bittiğinde saate bakmak aklımıza geldi, 20.45’ti. Kampa giden son otobüsün saat dokuzda olduğu kafamıza dank etti, orkestrayı içtenlikle alkışlayıp onların toplanmasını beklemeden maratona başladık. Nefes nefese otobüsün bulunduğu yere geldiğimizde otobüsümüz kalkmak üzereydi. DSC03864 bulutlar abNeyse taksi tutmamıza gerek kalmamıştı. Otobüsle kampa giderken güneş de Venedik’ten ayrılmaya hazırlanıyor, gökyüzündeki bulutlar kızarmaya başlamış, denize ışıklarını düşürmüş kızıla doğru yol alıyordu. Kampa geldiğimizde güneşin ardında bıraktığı kızıllık tüm kampı sarmıştı. Karavanımızın kapısını açarken yanımızdaki karavan komşumuz Fransız aileyle selâmlaştık, güzel ve yorucu bir gün geçirmiştik, artık dinlenebilirdik.

 

FLORANSA MİCHELANGELO KAMPİNG’DEN VENEDİK ALBA D’ORO KAMPİNG’E

Floransa’daki Michelangelo Kamping’de üç gün kaldık, üç gün sabahın erken saatlerinde kampingden çıkıp kentin merkezine yürüyerek gittik.

Floransa, Signoria Meydanı

Floransa, Signoria Meydanı

Floransa Vecchio Sarayı Tavan Freskleri

Floransa Vecchio Sarayı Tavan Freskleri

Floransa Neptün Çeşmesi'ndeki Atlar

Floransa Neptün Çeşmesi’ndeki Atlar

Rönesansın doğum yeri olan Floransa’yı tanımaya çalıştık, sanatla tarihle iç içe yaşadık. Gün boyu o müze senin bu meydan benim dolaşmaktan aşırı yorulduk, yorgunluğumuzu Michelangelo Kamping’de bizi bıkmadan usanmadan bekleyen karavanımızda giderdik.

Floransa

Floransa

Michelangelo Kamping Floransa

Michelangelo Kamping Floransa

Michelangelo Kamping; kentin en güzel manzarasına hakim yüksek bir tepede bulunan Michelangelo Meydanı’na beş, kentin kalbine on beş dakikalık yürüme mesafesinde, yeşillikler içinde bir yamaca kurulmuş olduğundan karavanların durduğu, çadırların kurulduğu yerler eğimli olsa da tuvaletleri, duşları, marketi, barı, karavan bakım yerleri, restoranı, işlerini severek en iyi şekilde yapan çalışanlarıyla güzel bir kampingdi. Kampingdeki komşularımız farklı ülkelerden gelmiş karavancı ve kampçılardı, herkesin amacı aynıydı; tarihin, sanatın, kültürün kaynaştığı Floransa’yı keşfetmek…

Ülkemizde önemsenmeyen kampçılık ve karavancılık İtalya’da ne kadar önemli! Kampingler vızır vızır işliyor, kültür elçilerinin onu gidiyor yirmisi geliyor. Kampingde sürekli bir devinim var, gidenlerin yeri anında doluyor; Floransa’nın müzeleri, tarihi alanları, kafeleri, restoranları hiç boş kalmıyor.

Floransa Venedik arası

Floransa Venedik arası

Floransa’dan istemeden ayrılıp Venedik’e gitmek için yollara düştük. Yol boyunca ormanlar bize eşlik etti. Hele Bologna’nın yeşilliği görülmeye değerdi. Avrupa’da kurulan en eski üniversite Bologna Üniversitesi; Dante, Erasmus, Kopernik ve daha pek çok ünlü bu üniversitenin öğrencileriymiş.

My captured picture

Floransa-Venedik arasındaki yerleşim yerlerinden biri

Bologna İtalya’nın kuzeyinde orta çağ mimarisiyle ünlü bir kent. Floransa Bologna arası yüz kilometreden biraz fazlaydı, bizim yolumuzsa daha uzundu, Bologna’dan sonra yüz elli kilometre daha yol yapmamız gerekiyordu Venedik’e varmak için.

Venedik’e varınca ilk işimiz Superfast’in bürosuna gitmek oldu. Yunanistan’ın Patras Limanı’ndan İtalya’nın Bari Limanı’na Süperfast’in gemisiyle geçmiştik, dönüşümüz yine Bari’den olacaktı. Hazır İtalya’nın kuzeyine çıkmışken bir daha güneye inmeyelim, Venedik’ten Rimini’ye oradan da Ancona’ya gidip Adriyatik’in öte yanındaki Yunanistan’ın İgoumenitsa Limanı’na geçelim diye düşündük. Haritaya göre böyle bir rota hem yolumuzu kısaltacaktı hem de Rimini’yi, Ancona’yı ve Yunanistan’ın farklı bölgelerini görecektik.

Yeni yerler görmek, gezdiğimiz ülkeleri yakından tanımak güzeldi. Bir ülke sayılı günlerle ne kadar tanınabilir ki? Karavanla yolculuk yapmak bizim için bir avantajdı. İstediğimiz yerde durup kalabiliyorduk. Bulunduğumuz yerlerde yaşayanlarla sohbet edip iletişim kurabiliyor, belli bir zaman için de olsa onların soluduğu havayı soluyabiliyorduk. Venedik’te Süperfast’in bürosunda biletlerimizi değiştirip Mestre’de bulunan Alba D’oro Kamping’e gittik.  Yeşillikler içinde, lagünün yanı başında çok güzel bir kampingdi. Kampingde teknesi olanlar teknelerini kanala bağlamışlardı.

Alba D’oro Kamping’de önce karavanımızı bakım yerine götürüp bakım yaptık sonra da uygun bir yere yerleştirdik. Kampingde yok yoktu; yüzme havuzu, sağlık tesisleri, restoran, bar, market… Karavan ve çadır yerlerinin dışında küçük prefabrik evler ve bungolovlar da vardı turistlerin rahatça kalabilecekleri.

Venedik Alba D'oro Kamping

Venedik-Mestre Alba D’oro Kamping

Alba D'oro Kamping/Mestre Venedik

Alba D’oro Kamping (Camping Alba D’oro) /Mestre Venedik

Alba D'oro Kamping'den Venedik'e giderken

Alba D’oro Kamping’den Venedik’e giderken

Venedik‘te Albo D’oro Kamping’de üç gün kaldık. Kampingin hemen yanında karavan market vardı. Bu markette karavanla ilgili her türlü donanım bulabiliyordu karavancılar. Türkiye’de bulamadığınız, yurt dışından gelmesini haftalarca beklediğiniz küçük-büyük her türlü aksesuar bu markette vardı, üstelik çok da ucuzdu. Karavana gerekli olan bazı parçalar aldık bu marketten. Kampingin yakınında bulunan karavan yapım yerlerine gittik. Buralarda yapılan karavanlardan onlarcasını dolaştık, hepsi birbirinden güzeldi.

Alba D’oro Kamping, Venedik’in dışındaydı; ancak Venedik’e gitmek sorun değildi, Kampingin önünden saat başı kalkan otobüslerle on beş dakikada Venedik’in merkezine ulaşılabiliyordu.

 

AVŞA ADASI’NDAKİ GRANİT KAYALAR

Yeşille mavinin büyük aşk yaşadığı yerler çok hoşuma gider; ama üzerinde ağaç olmayan kıraç toprakları, kayalık tepeleri de sevdiğim çok olmuştur. Her yerin kendine özgü güzellikleri vardır. Bir yerde yaşamadan o yer hakkındaki düşüncelerimiz tam olarak gerçekçi olmaz. İlk görüşte beğenmediğimiz bir yerde belli bir zaman yaşarsak o yerin farklı özelliklerini fark edip oraya gönülden bağlanabilir ve orayı sevebiliriz.

Kumsallarıyla ünlü, İstanbul’a uzaklığı 72 mil olan Avşa Adası’nın, heykel görünümlü granit kayaları beni her zaman etkilemiştir.

Granit Kayanın Penceresinden Avşa'ya Bakış

Granit Kayanın Penceresinden Avşa’ya Bakış

Avşa Adası

Avşa Adası’nın tepelerindeki granit kayalar

DSC04532-aAvşa Adası; kendisini yumuşacık, sıcacık saran kumsallarla ve bu kumsalları birbirinden yer yer ayıran, karadan denize inen ya da denizden karaya yükselen granit kayalarla çevrilidir. Bu kumsallar harikadır ve en önemlisi de birileri tarafından parsellenmemiştir.

Avşa Adası Çınar Koyu

Avşa Adası Çınar Koyu

Kumsal ve deniz herkesindir; herkes istediği yerden özgürce denize girebilir, kumsallarında güneşlenebilir. Siteler, oteller, moteller, pansiyonlar, villalar kumsallara el koymamıştır.

Avşa'nın kuzeyinde bir kumsal

Avşa’nın kuzeyinde bir kumsal

Avşa Adası-Granit Kayalar

Avşa Adası-Granit Kayalar

Avşa’nın granit kayaları çok dikkat çekicidir! Beni etkileyen, kendini bana çok çok sevdiren granit kayalar…

DSC03807 avşa adası kayalıklar abAvşa Adası’nda granit kayalıklarda dolaşmak bir kayadan diğerine atlamak; geçilemeyecek, çıkılamayacak gibi görünen kayalıkları aşmak ya da zorunlu olarak denize girip diğer tarafa geçtikten sonra kayalıklarda yürümeye devam etmek ne hoştur!

DSC04488 avşa kayalar a

DSC03728 avşa adası kayalar abGranit sağlam, güvenilir bir taş; insanı yarı yolda bırakmayan, her koşulda yanında olan dostlara benziyor.

Kimi yerlerde granitle iç içe geçmiş farklı taşlar olabiliyor. Bu taşların granit kayaların arasına nasıl girmiş olduğuna şaşıyor insan. R001-013 kayalar aGranit kayaların arasındaki değişik taşlar sağlam gibi görünüyor, granite güvendiğim gibi o taşlara da güveniyorum; ama çoğu zaman güvenim boşa çıkıyor. Güven içinde tuttuğum kayanın ucu elimde kalıyor veya un ufak oluyor. İnsan dengesini kaybedip düşüyor, ters durumlarda kalıyor.

O güvenilir gibi görünen; ancak dikkatli olunmazsa insana zarar verebilen kayaları dost gibi görünen insanlara benzetiyorum, her an yakınlarını yarı yolda bırakabilecek, onlara zarar verebilecek insanlara.

Avşa Adası-Doğal Granit Heykeller

Avşa Adası-Doğal Granit Heykeller 

DSC04448 avşa adası kaya ab

DSC04450 avşa kayalar abDSC04454 avşa kaya a

Granit Kayalar

Granit Kayalar 

DSC04458avşa ab

DSC04499 avşa kayalar ab

Avşa Adası-Granit Kayalar

Avşa Adası-Granit Kayalar

Adanın granit kayalarını bir takım nesnelere, canlılara benzetir, onların fotoğraflarını çekerim.

Avşa’nın Marmara Adası’na bakan kuzey tarafındaki –Kamburtarla- kayalıklarda granit bir koltuğum var.

Avşa Adası-Kamburtarla Kayalıkları-Granit Koltuğum

Avşa Adası-Kamburtarla Kayalıkları-Granit Koltuğum

Deniz ve rüzgâr kayayı oyarak koltuk şekline getirmiş, kim bilir ne kadar uzun zaman aldı bu kayanın koltuk şeklini alması. Ne zaman Kamburtarla’daki kayalıklara gitsem en uçtaki kayalıkların üzerindeki koltuğuma kısa bir zaman için de olsa oturur, sağ tarafımdaki Marmara’ya, karşımdaki Ekinlik Adası’na, DSC03729 avşa adası yosunlar absol tarafımda marinaya kadar uzanan kayalıklara, ayağımın altındaki yeşilin her tonunun suyun üstünden göründüğü denize ve DSC03749 avşa adası bulut abDSC03882 avşa adası bulut abbaşımın üstündeki göğe bakarım. Esen poyraz, yüzümü yalayıp geçerken saçlarımı özgürce dağıtır.

Bu granit koltukta otururken denizin kokusunu içime çekmek, rüzgârın nefesini tenimde hissetmek, denizin ve gökyüzünün renkleriyle gözlerimi şenlendirmek beni mutlu eder; kendimi öyle iyi öyle iyi hissederim ki sanki bu topraklarda yaşayan herkes mutluymuş, sorunlarını çözmüş, eşit bir şekilde yaşıyormuş gibi…

 

GÖVDESİ ÇİÇEK DOĞURAN AĞAÇ: ERGUVAN

Baharın gelişini müjdeleyen ağaçtır erguvan. İstanbul Boğazı’nın iki yakasını nisan-mayıs aylarında iki üç hafta şenlendirir. İstanbul’a çok ama çok yakışır. İstanbul’la adeta özdeşleşmiştir.

Erguvan ağacı

Erguvan ağacının ana vatanı Güney Avrupa ve Batı Asya olsa da Türkiye’nin Marmara ve Ege bölgelerini çok sever. Hele de İstanbul’u. Botanikçiler ona Cercis Siliquastrum, İngilizler Judas Tree (Yahuda’nın ağacı) derler. Ben en çok erguvan denmesini severim bu ağaca.

Erguvan ağacı

Erguvan ağacı

Mor ile pembe arası bir renktir yani erguvandır, başka bir renge benzetmeye gerek yoktur erguvanı. Roma İmparatorluğunda bu renk gücün sembolüymüş, sadece asiller bu renk giysiler giyerlermiş. Osmanlılar da erguvan ağacını çok sevmiş, onun adına şenlikler düzenlemişler 14.-19. yüzyıllar arasında. Osmanlı sultanları da erguvan rengini beğenerek kullanmışlar, özellikle erguvan renkli keseler her kapıyı açarmış.

Erguvan ağacı

Erguvan ağacı

Gövdesinden çiçek doğuran ağaç erguvan, yaprak vermeden önce çiçek açıyor badem ve erik ağacı gibi.

SAMSUNG

SAMSUNG

Erguvan ağacı

Erguvan ağacı

Erguvan ağacı

Marmaris ve civarında da erguvan ağaçları çoktur, aşağı yukarı on gün öncesine kadar yol kenarlarında, çam ağaçlarının arasında erguvanlar kendilerine beğenerek bakanlara tüm erguvanlıklarıyla selam veriyorlardı, on gündür erguvan ağaçlarının çiçekleri görünmez olmuştu; ama iki gün önce Muğla’da yürürken rastladık erguvan ağaçlarına. Gövdelerinde büyüttükleri çiçeklerden kendimizi alamadık, çoook güzeldiler, paylaşmadan edemedim.

Erguvan ağacı

Erguvan ağacı

Erguvan renkli ışık ağaçlar; içimizi aydınlattı, yüzümüze kocaman bir tebessüm kondurdu. Bu tebessüm uzun süre yüzümüzde kalacak…

SAMSUNG

 

HELEN KELLER ve ÖĞRETMENİ ANNE MANSFİELD SULLİVAN

İnsanın istedikten sonra her zorluğun altından kalkabileceğinin, kendisini geliştirebileceğinin, kendini geliştirmenin dışında başka insanlara da yardımcı olabileceğinin en güzel örneklerinden biridir Helen Keller’ın yaşam öyküsü. Onun reçetesi; durumundan şikâyetçi olmak değil, bulunduğu durumu en iyi şekilde değerlendirip sorunlara çözüm üretmektir.

Helen Keller (1880-1968)

Helen Keller (1880-1968)

Helen Keller, 1880-1968 yılları arasında yaşamış Amerikalı bir pedagog ve aktivist; on dokuz aylıkken bir hastalık geçirmiş ve bu hastalık onun işitme, konuşma ve görme yeteneğini yitirmesine neden olmuş. Evet, Helen Keller “kör, sağır ve dilsiz” miş. Ama öyle olması onun yüksek öğrenim görmesine ve pek çok dil -İngilizce, Almanca, Fransızca, Latince, Rusça- öğrenmesine engel olmamış. Aynı zamanda yüzen, satranç oynayan, bisiklete binen, kanoyla, yelkenliyle gezintiye çıkan, tiyatrolara, müzelere giden biriymiş. Hayatını körlere, sağır ve dilsizlere adamış. Pek çok organizasyonda görev almış, Amerikan Görme Engelliler Vakfı’ndaki görevinden dolayı Kanada’ya, Orta ve Güney Amerika’ya, Uzakdoğu ve Yakındoğu’ya gitmiş, oralarda konuşmalar yapmış. Birçok makale ve bir dizi kitap yazmış.

Ve şöyle diyor Helen Keller:

“Hayallerinizle gerçekler arasındaki mesafeden korkmayın.”

“Uçmak dürtüsünü hisseden biri sürünmeye asla razı olamaz.”

Helen Keller’a “Kör olmaktan daha kötüsü nedir?” diye sormuşlar. O da şöyle yanıtlamış: “Kör olmamak; ama yine de hiçbir şey görmemek.”

Ne kadar doğru söylemiş Helen Keller, şöyle bir çevrenize bakın ve gören körlerin çokluğunu görünce sakın şaşırmayın!

Peki Helen Keller kendisini nasıl geliştirdi? Ona yol gösteren kimdi?

Anne Mansfield Sullivan (1866-1936) İrlandalı-Amerikalı Öğretmen

Anne Mansfield Sullivan (1866-1936) İrlandalı-Amerikalı Öğretmen

Ona yol gösteren kişi, Anne Mansfield Sullivan’dı. Sullivan da kör sayılırdı, çok az görme yeteneği vardı. Anne ve babasını küçük yaşta kaybetmişti.

Helen Keller (1887)

Helen Keller (1887)

Yedi yaşında karanlık ve sessiz dünyasında yaşayan; oldukça hırçın ve sert olan bir çocuğun karşısına bir öğretmen çıkıyor. Bu öğretmen Anne Mansfield Sullivan, Helen’in karanlık dünyasını aydınlatıyor, sessiz dünyasına hoş tınılar katıyor. Helen kendisini geliştirdikçe geliştiriyor, öğrendiklerini karanlıklar içinde yaşayan başka kişilerle paylaşıyor. Başkalarının kendilerini değiştirmesine, geliştirmesine yardımcı oluyor. Helen düşündüklerini, yaptıklarını, bilgisini başkalarıyla paylaştıkça beyinler güçleniyor, karanlıklar aydınlanıyor.

Sullivan’la Helen karşılaşmamış olsaydı Helen kendini bu kadar geliştirip başkalarına yardımcı olabilir miydi?

Sullivan’la Helen, çalışmaya Helen’ın zihninde yer etmiş tek sözcükten başladılar. Bu sözcük “su”ydu.HER ŞEY SU İLE BAŞLADI-HELEN KELLERHelen Keller’ın kitabının adı da “Her Şey Suyla Başladı”.

Anne Mansfield Sullivan, Keller’a okumayı, yazmayı avucuna yazarak öğretti. Keller yaşamı parmak uçlarıyla keşfetti. Sullivan’ın çabalarıyla Helen hem okuma-yazma öğrendi hem de herkes gibi eğitim aldı. Helen’ın ve Sullivan’ın azimleri ve çalışmaları insana inanılmaz geliyor. Ama onlar çok büyük ve zor olan şeyleri başarmışlar. İnsan onlara saygı duyuyor ve onları çok takdir ediyor.

Beyin ne kadar büyük bir güç, iyi kullanıldığında neler yapabiliyor. Bütün olay insanın bir şeyler yapmak istemesi, kişide bu istek varsa beyin ona bütün kapıları açıyor, kendisini geliştirmesine olanak sağlıyor.

O zaman biz yaşamımıza farklı renkler katmak, kendimizi, yakınlarımızı geliştirmek için ne bekliyoruz? Helen Keller kaderine razı olmamış, kendi yaşam çizgisini kendi oluşturmuş. Bizler de düşündüklerimizi, hayallerimizi yaşama geçirebiliriz. Hadi ne duruyoruz, yaşam kucak açmış bizi bekliyor! 

 

 

 

Düşten Gerçeğe Bir Yol: Eğitim /Sevil Okay / Sy: 23-24

 

 

 

TÜRK DA VİNCİ’Sİ İLHAN KOMAN

Leonardo da Vinci’den Türk da Vinci’sine

Floransa ressamlar, heykeltraşlar, şairler, düşünürler kenti. Her sokakta bir sanatçının müzesiyle, eviyle karşılaşıyor ve onlara bir merhaba demek, onların yaşadıkları çağı solumak için buralara uğruyorsunuz. Dante’nin evi, Leonardo da Vinci’nin müzesi… hangi köşeyi dönsek müzeler, sanat evleri, heykellerle karşılaşıyoruz. İtalya’da dünya; tarihle, kültürle, sanatla, sanatçıyla dönüyor. Ve tüm bunları görmeye dünyanın dört bir yanından milyonlarca kişi geliyor. İtalya kültür ve sanat turizmiyle yaşıyor.

Leonardo da Vinci

Leonardo da Vinci

Leonardo da Vinci’nin yapıtlarının, icatlarının sergilendiği müzeyi gezdikçe Da Vinci’ye hayranlığımız kaç kat daha arttı.

Dünyaca ünlü bilim adamı, sanatçı, mucit! Ülkemizde onu bilmeyen, adını duymayan yoktur. Bizim Da Vinci’yi bildiğimiz kadar olmasa da İtalya’da Türk da Vinci’si de çok tanınıyor. Bu sanatçımız İlhan Koman… Sanatı ve bilimi bir araya getirdiği için ona Türk da Vinci’si  deniyor.

İlhan Koman’ın Doğduğu Evin Müzeye Dönüştürülememesinin Öyküsü

İlhan Koman’ın 2005 yılının Mayıs ve Haziran aylarında üç farklı mekânda -Fransız Kültür Merkezi, Yapı Kredi Bankası Sanat Galerisi, İsveç Konsolosluğu- ilk retrospektif sergisinin açılacağını gazetede okuduğumda bu sergiye içimde bir sızı duyarak gitmem gerektiğini düşündüm. Bu sergi haberi, beni bir yıl öncesine götürdü. Belleğimin karanlık bir köşesine sakladığım bir anı, karanlıklardan çıkarak kafamda şekillenmeye başladı. Kendimi arkadaşım Füsun ile Edirne’nin sokaklarında İlhan Koman’ın evini ararken buluverdim.

İlhan Koman (1921-1986)

İlhan Koman (1921, Edirne -1986, Stockholm)

Bir iki kişiye İlhan Koman’ın doğduğu evi sorduk, yapılan tariflere göre evi bulmaya çalışırken İlhan Koman hakkında bildiklerimizi birbirimize anlatıyorduk. Füsun da benim gibi, onun yapıtı olan, Akdeniz Heykeli’ni çok beğeniyormuş.

1958 yılına kadar İGSA (İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi)’da öğretim üyeliği yapan İlhan Koman’ın eşi ve çocuklarıyla Stockholm’de bir yük gemisinde ömrünün sonuna kadar yaşamış olması, geminin içinde bir heykel atölyesi oluşturması, dünyanın pek çok ülkesinde bulunan ve sergilenen heykellerini bu atölyede yapması, çocuklarını gemi evinde büyütüp yetiştirmesi; Füsun’a da bana da çok ilginç ve hoş geliyordu.

İlhan Koman'ın evi ve atölyesi Hulda gemisi

İlhan Koman’ın evi ve atölyesi olan Hulda gemisi

Bir gemide uzun yıllar yaşaması özgür ruhlu ve sıra dışı biri olduğunun göstergesiydi bize göre.

Füsun’a İsveç’teki ‘kara kafa’ olayını biliyor musun? dediğimde “Bilmez miyim, Avrupalıların kendilerinden olmayanları aşağılamalarını ne güzel anlatıyor, ” dedi.

Ben, Aslan Mengüç’ün ‘İlhan Koman’la Son Konuşmalar’ adlı yazısından öğrenmiştim bu olayı.

İsveç’te eski parlamento binasını onarmışlar, binanın açılmasına az bir zaman kalmış. Yalnız binanın içindeki büyük oturum salonunda devletin rölyeften yapılmış amblemini yapmayı unutmuşlar. Görevliler bu sorunu nasıl çözümleyeceklerini araştırmaya başlamışlar. Bir ay gibi kısa bir zamanda amblemin yapılması gerekiyormuş.

İlhan Koman’ı tanıyan kişiler, bu işi sadece İlhan Koman yapabilir demişler. İsveçli yetkililer İlhan Koman’a amblemin bu kadar kısa zamanda yapılıp yapılamayacağını sormuşlar. İlhan Koman, bir ayda amblemin geçici bir örneğinin yapılabileceğini söylemiş. İşi İlhan Koman’a vermişler. İlhan Koman da bir iki öğrencisiyle gece gündüz çalışıp İsveç Devleti’nin amblemini yapmış. Parlamento binası zamanında açılmış onun sayesinde.

Heykeltraş İlhan Koman

Heykeltıraş İlhan Koman

İlhan Koman, İsveç’teki yabancıların küçümsenip ‘kara kafa’ diye adlandırılmasını içine sindirememiş olduğundan bir kâğıda ‘Sizin devletin alâmet-i fârikasını da bir kara kafalı yaptı,” diye yazıp kabartmanın içine yerleştirmiş.

İlhan Koman'ın Doğduğu Ev /Edirne

İlhan Koman’ın Doğduğu Ev /Edirne

Biz bunları konuşa konuşa İlhan Koman’ın doğduğu evi bulduk. Heyecanlıydık, İlhan Koman’ın doğduğu müze evinde onun önemli yapıtlarını göreceğimizi düşünüyorduk. Zili çaldık, kapının açılmasını uzunca bir süre bekledik, nihayet kapı açıldı. Kapıyı açan görevli bize ne istediğimizi sordu. Biz de İlhan Koman’ın evini gezmek istediğimizi söyledik. Adam büyük bir şaşkınlıkla: “Allah Allah! Siz İlhan Koman’ı nereden tanıyorsunuz? Burada mı oturuyorsunuz yoksa başka bir şehirden mi geldiniz? Niçin evi gezeceksiniz? gibi bir sürü soru sordu.

Bu kadar soru karşısında şaşırma sırası bizdeydi, onun bu soruları niçin sorduğunu anlayamadığımızı, İlhan Koman’ın dünyaca ünlü, önemli bir heykeltıraş olduğunu, onun doğduğu evi görmemizin şaşılacak bir yanı olmadığını söyledik görevliye.

Görevli, bizi isteksizce içeriye aldı. İçeriye girince bir de ne görelim!

Boş bir salon ve o salona açılan boş odalar. Evin ortasında öylece kalakaldık. Üzerimizdeki şoku atınca üst kata çıkan merdivenlere yürüdük hiç konuşmadan. Üst katta da boynu bükük boş odalar karşıladı bizi. Hayal kırıklığımız çok büyüktü!

İlhan Koman, Türkiye’de İGSA’da pek çok heykeltıraş yetiştirmiş bir hocaydı. 1947-50’de Fransa’da çalışmalar yapmış, ilk sergisini Paris’te açmış, 1967’de Stockholm Uygulamalı Sanatlar Yüksek Okuluna öğretim üyesi olarak kabul edilmiş, yeni geometrik türevler ve yel değirmenleri gibi bilimsel buluşları tescil edilmiş bir sanatçıydı.

İtalyanlar, İlhan Koman’ı Leonardo da Vinci’ye benzetiyor, ona Türk Da Vincisi diyorlardı. Bunun nedeni de sanat yapıtlarını üretirken bilimsel kökenli projelere, teknolojik araştırmalara önem vermesi ve bazı eserlerinin sırrının hâlâ çözülememesiymiş. İlhan Koman için sanatçı ve bilim adamı diyebiliriz ya da bilimsel sanatçı.

Anıt Kabir Doğu Kanadı İlhan Koman

Anıtkabir Doğu Kanadı Rölyeflerinin Bir Bölümü
İlhan Koman

Anıtkabir’in büyük rölyeflerinden doğu kanadını da o yapmış; ayrıca hem Türkiye’de hem de İsveç’te çeşitli ödüller almış.

Dünyaca ünlü sanatçımızın 1921 yılında doğduğu Edirne’deki evinde onu tanıtan, hatırlatan herhangi bir eserinin olmaması üzücüydü doğrusu! Biz neler göreceğimizi hayal etmiş, neyle karşılaşmıştık. Burada İlhan Koman’ın eserlerinden bazılarının reprodüksiyonlarının olmasından vazgeçtik, en azından onun eserlerinin fotoğrafları asılıp her birinin yanına yapıtla ilgili bilgi verilebilir, İlhan Koman’ın yaşam öyküsü, sanatı anlatılabilir, onunla ilgili filmler hazırlanıp evi ziyaret edenlere izlettirilebilirdi.

Füsun’la anlayamadığımız nokta, İlhan Koman’ın akrabalarının ya da öğrencilerinin bu evle neden ilgilenmediğiydi. O kişilere oldukça kızdık; sonraları işin doğrusunu öğrenince kızgınlığımız geçti, onlara hak verdik.

İlhan Koman’ın kızkardeşi Gönül Dilan, ağabeyinin ölümünden sonra ailesinden kalan bu evi Kültür Bakanlığına, müze yapılması koşuluyla, az bir ücret karşılığında vermiş. Ayrıca Gönül Hanım, İlhan Koman Müzesi’nde sergilenmesi için İlhan Koman’ın bazı eserlerini ve özel eşyalarını da bırakmış. Daha sonra evin müzeye dönüştürülmediğini ve İlhan Koman’ın yapıtlarının ve eşyalarının zarar gördüğünü gören Gönül Dilan, İlhan Koman Evi’ndeki eserleri geri almış. Bu eserler, Edirne’deki ll. Bayezid Külliyesi’nin içindeki Resim ve Heykel Müzesi’nde bulunmaktaymış.

Sayın Gönül Dilan kimbilir ne kadar sıkıldı, üzüldü bu duruma; biz de onun üzüntüsünü içimizde duyduk. İlhan Koman Evi’ne gereken ilginin verileceğini umuyoruz; çünkü bir kent sanatçılarıyla, edebiyatçılarıyla değerlidir. Doğduğu, yaşadığı kentte değer bulan sanatçılar, kentlerinin kültür ve sanat yönünden gelişmesine katkıda bulunurlar. Onların evlerinin müzeye dönüştürülmesi kente farklı bir kimlik katacaktır. Müzeler bir ulusun nüfus kâğıdıdır, demişti bir arkeolog dostum. Ne kadar doğru bir söz, lütfen nüfus kâğıtlarımızı kaybetmeyelim.

İlhan Koman’ın doğduğu evin yaşayan, gerçek bir müzeye dönüştürülmesi Edirne’ye ve Edirne halkına sanat ve kültür adına çok şey katacaktır.

İşte 2005 yılının Mayıs ayında İlhan Koman’ın retrospektif sergisinin açılacağını öğrenmem bana bir zaman yolculuğu yaptırdı beni Edirne’ye götürdü. İçimden bir şey koptu. Bu sergiye gidip İlhan Koman’ın yapıtlarının dialarını çekip onunla ilgili yazı yazmalıyım, öğrencilerime İlhan Koman’ı tanıtıp yapıtlarının dialarını göstermeliyim, diye düşündüm.

Fotoğraf makinemi aldım, serginin ilk ayağı olan Fransız Kültür Merkezi’ne gittim. İlhan Koman’ın Paris’te yaptığı çalışmalar burada sergileniyordu: Küçük boyutlarda heykelcikler, bazı yapıtlarının fotoğrafları, kimi Koman kimi de onun hakkında başkaları tarafından Fransızca yazılmış yazılar, sanat eleştirileri…

r003-002-ab

İlhan Koman'ın küçük heykelcikleri

İlhan Koman’ın küçük heykelcikleri

İlhan Koman Küçük Heykelcikler

İlhan Koman
Küçük Heykelcikler

İlhan Koman Küçük Heykelcikler

İlhan Koman
Küçük Heykelcikler

İlhan Koman Küçük Heykelcikler

İlhan Koman
Küçük Heykelcikler

r003-005

r003-006-b

İlhan Koman Küçük Heykelcikler

İlhan Koman
Küçük Heykelcikler

İlhan Koman Küçük Heykelcikler

İlhan Koman
Küçük Heykelcikler

İlhan Koman  Küçük Heykelcikler

İlhan Koman
Küçük Heykelcikler

İlhan Koman Küçük Heykelcikler

İlhan Koman
Küçük Heykelcikler

Çoğu cam muhafazalar içine yerleştirilmiş olan küçük heykelciklerin dialarını çektim, o minik heykellerin hemen hepsinde bir devinim vardı.


r001-097Fransız Kültür Merkezi’nden sonra Galatasaray’daki Yapı Kredi Kültür Merkezi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’ne gittim.

Akdeniz Heykeli

Akdeniz Heykeli

İlhan Koman eseri

İlhan Koman eseri

İlhan Koman eseri

İlhan Koman eseri

r001-086-b

r001-076-b
r001-080Burada onun form çalışmalarını içeren büyük bir koleksiyon sergileniyordu. Bu koleksiyonla onun araştırmalarının evrimini izleyebiliyordunuz. Onun çizim ve prototiplerinden oluşan eserler zincirini merakla izleyenlerden biriydim. Mekanik eserlerin her biri hareket halindeydi, kimi belli zamanda inip kalkıyor, kimi içe veya dışa kıvrılıyordu.

İlhan Koman eserleri

İlhan Koman eserleri

r001-088-a

r001-090-b

r005-038-ab

İlhan Koman eseri

İlhan Koman eseri

Ağaçtan ve metalden öyle formlar yapmış ki o yapıtlara hayran olmamak elde değildi.

Yapı Kredi’nin ikinci katındaki Sermet Çifter Salonu’nda da ‘Bir Usta Bir Dünya’ sergisinde “Sanat, insanın bilinmeyene doğru çıktığı bir serüvendir, sanatçı devamlı kendini yenileyebilmelidir,” diyen

İlhan Koman Atölyesi

İlhan Koman Atölyesi

İlhan Koman

İlhan Koman atölyesinde

İlhan Koman'ın teknesi Hulda

İlhan Koman’ın teknesi Hulda

İlhan Koman’ın atölyesi, arkadaşları, çalışma teknikleri ve Hulda adlı teknesiyle ilgili fotoğraflar ve yazılar yer alıyordu.

Sergiyi gezip yapıtların fotoğraflarını çektikten sonra Yapı Kredi’den çıkıp İstanbul Tünel’deki İsveç Konsolosluğu’nda aldım soluğu. İsveç Konsolosluğu’nun bahçesinde İlhan Koman’ın demir döneminden altı eseri sergilenmekteydi. Bu eserler kırk yıl önce İsveç’in kamusal alanlarında sergilenmişler, kırk yıl sonra Türkiye’de ilk kez sergileniyorlardı.

İlhan Koman Umacı

İlhan Koman
Umacı

Umacı

Umacı

İsveç'te İlhan Koman'ın yapıtı Umacı'yla ilgili bir gazete yazısı

İlhan Koman’ın yapıtı Umacı’yla ilgili bir gazete yazısı (İsveç)

İsveç’in meydanlarından birinde sergilenen İlhan Koman’ın demirden yaptığı ‘Umacı‚ adını verdiği yapıtı, İsveçliler tarafından çok konuşulmuş. Sanat eleştirmenlerini birbirine düşürmüş. Kimi eleştirmenler Umacı’yı çok etkileyici bulup gerçek bir sanat eseri diye tanımlarken kimileri onu hurda yığını olarak nitelemiş.

r005-018-ab

İlhan Koman'ın yapıtları

İlhan Koman’ın demir yapıtları

Heykellerimi birer cenin olarak adlandırırım, çünkü her parça yeni fikirler üretmeyi ve farklı bilgilere duyulan ihtiyacı gidermeyi amaçlar; aynı türün daha gelişmiş örnekleri üretmede nasıl kullanılabilir, bunu ortaya koyar. Ama tabii ki sadece eski çalışmalarımın üzerinde yoğunlaşarak yeni heykeller yapmıyorum. Hatta söyleyebilirim ki genellikle hayatta karşılaştığım birtakım garipliklerin üzerine gitmeyi çok seviyorum ve yaşadıklarım eserlerimi fazlasıyla etkiliyor. Sıradanlığa özellikle de değiştirilemez ya da tartışılamaz gibi görünen tabulara meydan okumak bana büyük haz veriyor. Bana göre işte bu böyledir diyerek peşin hüküm vermek dar görüşlü olmaktan başka bir şey değildir.” diyen İlhan Koman’ın yapıtları 2005 yılındaki ilk retrospektif sergisinden sonra İstanbul Modern’de Modern Türk heykelinin on beş sanatçısının yapıtlarının ilk kez bir araya getirildiği “Bellek ve Ölçek” adlı sergide de 10 Şubat- 30 Nisan 2006’da yerini aldı.

Ve 2007 yılının Eylül ayında Santralistanbul’da açılan ‘Modern ve Ötesi‚ adlı sergide İlhan Koman’ın eserlerini yeniden görmek beni çok mutlu etti.

İlhan Koman’ın evinin son durumunu merak ettiğimden (Ekim. 2007) internete girdim, İlhan Koman’ın doğduğu evin Neo-klasik üslupta bir konak olduğunu, Rum mimarlar ve ressamlar tarafından 1908’de yapıldığını, bu sıralarda da “Konak müze olsun mu?” sorusunun sorulduğunu öğrendim.

Siz, bu soruya ne yanıt verirdiniz? Efendim, ne diyorsunuz? Evet, olsun dediğinizi duyuyorum. Yoksa yanlış mı duydum? Hayır, hayır yanlış duymuş olamam! Sizlerin, İlhan Koman’ın evi müze olmalı! diye avaz avaz bağırdığınızı çok iyi biliyorum, bunu taa içimde duyumsuyorum. Ben de sizlerle aynı fikirdeyim İlhan Koman’ın evi müze olmalı!

Bir müze kent olan Edirne’de İlhan Koman Müzesi’nin açılması, Edirne’ye ve Edirne halkına çok yakışacak çok…

Yakışacaktı! Ama yakışamadı! Yıl 2009, 2010, 2011, 2012, 2013, 2014 ve 2015 araştırmalarıma göre İlhan Koman’ın evi müze olmak için hâlâ bekliyor… Daha ne kadar bekleyecek? Bu kadar beklemek yetmedi mi?

İlhan Koman’ın doğduğu ev ne zaman müze olur bunu bilemiyorum; ama 2014 yılında Trakya Üniversitesi Karaağaç Yerleşkesi’nde İlhan Koman Heykel ve Resim Müzesi açılmış. Müze ilk kurulduğunda adı: Çağdaş Resim ve Heykel Müzesi’ymiş, daha sonra adı değişip İlhan Koman Heykel ve Resim Müzesi olmuş. Müzede İlhan Koman’ın eserlerinin yanı sıra pek çok sanatçının da eserleri sergileniyormuş. Trakya Üniversitesi’nin bu çalışması beni çok sevindirdi.

Floransa’da Leonardo da Vinci’yle yakınlaşmak bana İlhan Koman’ı çağrıştırdı. Sanatçılarımıza gereken değerin verilmediğini, onların yeteri kadar tanınmadığını ve tanıtılmadığını düşünüyorum bunun için de İtalya’da sanata verilen değeri kıskandım. Heykel, resim, mimari… sanatın her dalını kıskandım, modern sanat müzesini kıskandım! Açık hava müzelerini, tarihi alanlarını kıskandım! Milyonlarca kişinin bu müzeleri çılgınlar gibi gezmesini kıskandım!!! Aslında kıskanç biri değilimdir…

SANTA CROCE BAZİLİKASI ve CANDAROĞLU MAHMUT BEY CAMİİ

Floransa’da gün boyu dolaştıktan sonra Michelangelo Kamping’e dönmek, karavanda dinlenmek harikaydı! Kampçılar, karavancılar için Michelangelo Kamping çok özel ve güzeldi. Kampingin bulunduğu yer kentin merkezine o kadar yakındı ki yürüyerek on beş dakika bile sürmüyordu kentin merkezine ulaşmak. Kampingde sürekli bir hareket vardı, kimi kampçılar gidiyor kimileri geliyordu, kampçılar ve karavancılar değişse de kamping sürekli doluydu. Aynı kampta kaldığımız kişilerle kentin müzelerinde, kiliselerinde, sanat galerilerinde sık sık karşılaşıyorduk. Sanat ve kültür kenti Floransa, turizme çok önem veriyor, kampinglerin turizm için çok önemli olduğunun farkında, kampingde kalan her yaştan kampçı ve karavancı sabahın erken saatlerinde Floransa’yı keşfetmek için yollara düşüyor, gece geç saatlerde dönüyordu.

Michelangelo Kamping Floransa

Michelangelo Kamping Floransa

Kampingler sadece kıyı kentlerinin değil, sanat ve kültür kentlerinin de olmazsa olmazı.

Floransa Sokakları

Floransa Sokakları

Sabah erkenden yollara düştük, Floransa’nın dar, şirin sokaklarında dolaştıktan sonra Duomo’ya uzaklığı 800 metre olan Santa Croce Meydanı’na vardık, Gotik tarzda yapılmış Fransisken mezhebinin en önemli kiliselerinden biri olan Santa Croce Bazilikası bu meydanda. Sivri bir çatısı, küçük kuleleri  olan kocaman bir kilise Santa Croce, yapının yanında bizler küçücük kaldık. Kilisenin ön cephesinin sol tarafında dünyaca ünlü şair Dante Alighieri’nin anıt-heykeli bulunuyor.

Santa Croce Meydanı'nda Basilica di Santa Croce (Santa Croce Kilisesi) Floransa

Santa Croce Meydanı’nda Basilica di Santa Croce (Santa Croce Kilisesi) Floransa

Santa Croce Kilisesi, İtalyan Övünmeler Tapınağı (Tempio dell’Itale Glorie) olarak da biliniyor; çünkü burada gömülü olan 294 ünlü İtalyan varmış. Michelangelo, Galileo, Machiavelli, Rossini, Marconi’nin mezarları da Santa Croce’de. Floransalı katolikler için buraya gömülmek büyük bir onurmuş.

Floransa Croce

Floransa Santa Croce Kilisesi İçi

Croce Michelangelo'nun Mezarı

Floransa Santa Croce Bazilikası’nda Michelangelo’nun Mezarı

Croce Kapısı

Floransa Santa Croce Bazilikası’nın Kapısı

Croce vitrayları

Santa Croce vitrayları

Santa Croce Bazilikası’nın yapımına 1294 yılında Mimar Arnolfo di Cambio tarafından başlandığı tahmin ediliyor. Dünyadaki en büyük Fransisken Kilisesi olan Croce’nin yapımı 1442 yılına kadar sürmüş (13. yüzyıldan 15. yüzyıl ortalarına kadar). Kilisede Agnola Gaddi’nin Kutsal Haçın hikâyesini anlatan freskleri ve pek çok önemli sanatçının yaptığı freskler, mozaikler, vitraylar görülmeye değer.

Floransa’daki Santa Croce Kilisesi bana Kastamonu Kasaba köyündeki Candaroğlu Mahmut Bey Camii’ni çağrıştırdı. Santa Croce ile Mahmut Bey Camii arasında nedense bir benzerlik kurdum. Bu benzerliğin ne olduğunu kesin olarak bilmiyorum da aşağı yukarı aynı tarihlerde yapılmış olmalarından dolayı o çağın onların üzerinde benzer yansımaları olabilir diye düşünüyorum.

Floransa Santa Croce Kilise'si Tavanı

Floransa Santa Croce Kilisesi Tavanı

Kastamonu’nun Kasaba köyündeki Beylikler Döneminden kalmış Candaroğlu Mahmut Bey Camisi 1366’da moloz yığma taştan yapılmış, küçük bir yapı. Küçük bir cami olmasına karşın Beylikler Döneminin ahşap direkli en ilgi çekici camilerinden biri. Süsleme sanatının zengin örnekleri turistleri çekiyor, yabancılar özellikle Japonlar caminin ahşap işlemeleriyle kalem işi süslemelerine büyük ilgi duyuyorlar.

Kastamonu Kasaba Köyü Mahmut Bey Camii Tavanı

Kastamonu Kasaba Köyü Mahmut Bey Camii Tavanı

Dünyada ilk ve tek eser olan ağaç işlemeciliğinin en güzel örnekleri ile bezenmiş Mahmut Bey Camii.

Kastamonu Kasaba Köyü Mahmut Bey Camii Süslemeleri

Kastamonu Kasaba Köyü Mahmut Bey Camisi’nin Süslemeleri

Camideki süslemelerde geometrik desenlerin ve bitkisel motiflerin kullanıldığı görülüyor.

14. yüzyılda yapılan bezemeler kök boya kullanıldığı için günümüze kadar renklerini kaybetmeden ulaşabilmiş. Bu caminin en önemli özelliği de çatısının çivi kullanılmadan bindirme tekniğiyle yapılmış olması. Yangın tehlikesinin önlenmesi için  Mahmut Bey Camisi’nde elektrik kullanılmıyor.

Kastamonu Kasaba Köyü Mahmut Bey Camii'nin Kapısı

Kastamonu Kasaba Köyü Mahmut Bey Camisi’nin Kapısı

Candaroğlu Mahmut Bey Camisi’nin giriş kapısı ahşap oymacılığı açısından olağanüstü! Tarihi eser kaçakçılarının gözü bu muhteşem kapı üzerindeymiş ve caminin kapısı, tam üç kere çalınmış. 1977’de tarihi eser kaçakçıları tarafından son kez çalınan kapı, yurt dışına çıkarılamadan Manisa’da bulunmuş. Kapının aslı artık Mahmut Bey Camisi’nde değil, caminin kapısı aslının kopyası. Mahmut Bey Camisi’nin kapısının orjinali  ise “Kastamonu Liva Paşa Konağı Etnoğrafya Müzesi’nde sergileniyor.

Floransa’da dolaşırken kendimizi Kastamonu’nun Kasaba köyünde bulduk. Beynimiz birtakım çağrışımlarla, bizi -aynı ülkede olmasa bile- bir kentten başka bir kente anında götürebiliyor. İnsan bir düşünmeye görsün, beyin hemen harekete geçiyor gerekeni yapıyor, her seferinde insanı şaşırtmasını biliyor. Beynimizin çalışkanlığı, sıra dışı olması, gizemi beni çok heyecanlandırıyor, ona bayılıyorum!