KARAVANLA BODRUM GEZİSİ (Hüsniye ile Ahmet 11)

Ahmet hastalanmadan önce araba kullanmıyordum, ehliyetim vardı; ama onu bir süs olarak çantamda taşıyordum. Onun hastalığından sonra zorunlu olarak araba kullanmaya başladım. Şu anda iyi araba kullanıyorsam Ahmet’in iyi eğitmenliğinden. Sürücülüğü, yolları bana o öğretti. Yalnız İstanbul’da değil, Türkiye’nin her yerinde beni o yönlendiriyordu, yollar değişmiş olsa bile hiç şaşırmıyordu. husniye-ahmet6-bBen felçliyim, köşeme çekilip oturayım diye düşünmüyor, hayata katılabileceği her noktadan katılıyordu. Onun yaşama iyimser bakması, tükenmez bir yaşama sevincine sahip olması beni büyülüyordu. Bu kadar kendisiyle ve çevresindekilerle barışık olan bir kişi daha yoktur diye düşünüyorum.

Hüsniye’nin burada unuttuğu bir şey var ki bunu, onu ilk gören kişi bile anlardı. Hüsniye’nin Ahmet’e duyduğu büyük aşk. Sevgisi, güler yüzü, hoşgörüsü, yaşamdan doyasıya keyif alması… Ahmet yaşama bağlıydı; onun yaşama sevincini Hüsniye geliştiriyor, güçlendiriyordu. husniye-ahmet12-bAhmet’in ışık kaynağıydı Hüsniye. O, sevgisiyle Ahmet’i öyle sarıp sarmalamıştı ki… hiçbir kötü şey, bu sevgide minik bir boşluk bulup Ahmet’e ulaşamazdı. Sevgi; acıları hafifleten, insanı bulutlara ulaştıran, kötülükleri yok eden, insanın içini titreten bir duygu… Hüsniye’nin de Ahmet’in de sevgileri gözlerindeki pırıltılarda, yüzlerindeki gülümsemelerdeydi…

Araba kullanmayı biliyordum; ancak karavanı arabamızın arkasına takıp İstanbul dışında bir yere götürmeyi düşünemiyordum.

Bodrum

Bodrum

1998 yazıydı ve karavancı arkadaşlarımız Bodrum’a gideceklerdi. Biz de istiyorduk da ne yapacağımızı bilemiyorduk.  Arabayla karavan çekmeyi hiç denememiştim; Ahmet her zaman her şeyi hallederdi. Karavanla seyahat etmeyi de çok özlemiştik. Bir arkadaşımız:

-Siz İstanbul’dan karavanla feribota binin, ben sizi İzmir’de karşılar, Bodrum’a götürürüm, deyince bu bana da Ahmet’e de çok cazip geldi. Ben:

– İyi olur da, Yeşilköy’den Sirkeci’ye karavanı kim götürecek? diye sorunca karavan komşumuz Uğurtan Bey:

Karavan Komşumuz Uğurtan Bey

Karavan Komşumuz Uğurtan Bey

-Ben sizi Sirkeci’ye götürür, feribota bindiririm, dedi.

Sevincimiz görülmeye değerdi, karavanımızla geziye gideceğimizi düşünmek harikaydı, yıllardır bunun hayalini kuruyorduk, sonunda hayallerimiz gerçekleşecekti.

samsun gemisi-abtİzmir’e gidecek olan Samsun Gemisi için biletlerimizi aldık. Gideceğimiz gün, saat yedide iskeleye geldik. Uğurtan, karavanı geminin önüne getirdi, tam içeriye sokacaktı ki… Gemideki görevliler, onu durdurup: “Sizin arabanızı ve karavanınızı en son alacağız.” dediler.

Arabadan inen Uğurtan Bey:

-Karavanı tüm araçlar gemiye alındıktan sonra alacaklarmış, bu da en az bir saat sürer. Benim yapmam gereken bir işim var, onu halleder bir saate kadar gelirim, dedi.

-Tamam, sen işini hallet; bizi de burada unutma! dedim en az üç kere.

Uğurtan gitti. O arada kızkardeşimin Amerika’dan gelen arkadaşı Didem bir adamla koca bir valizi çekiştirerek yanıma geldi. Didem de bizim bineceğimiz gemiyle İzmir’e gidecekti. Didem:

-Günaydın Hüsniye abla! Nasılsın?

-Valla Didem’ciğim hiç iyi değilim! Erkenden iskeleye geldik; karavanı gemiye almadılar, en son alacaklarmış…

-Yaa!

-Ne o, sen bu koca valizle ne yapıyorsun böyle?

-Öyle ağır ki yukarıya çıkarmak sonra da indirmek çok zor olacak, senin arabanın bagajı boşsa şu valizi koysak diyorum. İzmir’de senden alırım onu. Ne dersin?

-Ne diyeceğimi çok iyi biliyorsun! Hadi koy bakalım!

Didem’le taksi şoförü, valizi bin bir güçlükle bagaja yerleştirdiler. Didem, beni mucuk mucuk öptü, sonra gemiye bindi. Didem’in gemiye binmesiyle gemiden bir görevli geldi:

-Sizi hemen alıyoruz gemiye.

-Aaa! Olur mu canım! Siz de bir öyle bir böyle diyorsunuz, karavanı gemiye yerleştirecek olan arkadaş gitti, bir saat sonra gelecek. Şimdi kim çekecek karavanı?

-Abla, bu senin araban değil mi? Bineceksin arabana, karavan da arkandan gelecek.

-Sen öyle zannet kardeşim! Bu iş senin dediğin gibi kolay değil!

-Gel abla, gel gel! Biz sana yardım ederiz. Sen bin arabaya, benim dediklerimi yap!

Hay Allah! Ne olacak şimdi! Ne yapacağım, bu karavanı gemiye nasıl sokacağım? Uğurtan da gidecek zamanı buldu! Canım ne yapsın adam, işi varmış işte! Ahmet’e bakıyorum, o da bana bakıyor. Gözlerindeki pırıltılardan bana güvendiğini anlıyorum. Bir anda kendime güvenim geliyor. Arabaya binip kontağı açıyorum. Gemiye doğru yavaş yavaş yol alıyorum arkamdaki düş evimizle. DSC02636-abKendimi dişi bir kaplan, yok canıııım(!), KAPLUMBAĞA gibi hissediyorum. Sırtımda evim burnumu gemiye sokuyorum, burnum gemide popom iskelede… Şöyle biraz gaza basıp karavanı gemiye soksam iyi olacak. Gaza dokunuyorum, sadece ses çıkıyor, ilerleyemiyorum. İskeleyle gemi arasındaki boşlukta kaldık. Adamlar bağırıyor:

-Abla, geri git! Geri git!

Geri mi gideyim? Geri??? Arkamda beş buçuk metre karavanla geri gideyim haaa! İniyorum arabadan, adamlara bağırıyorum:

-Kardeşim, gidebilsem ileri gideceğim. İleri gidemiyorken geri nasıl gidebilirim?

Arabayla karavanın ilişkisine bakıyorum, araları pek yok gibi. Araba içeri girmek istiyor, karavansa burnunu havaya kaldırmış, içeri girmeye hiç niyeti yok. Çeki demiri, gemiyle iskele arasında havada duruyor. Ne ileri ne geri gidecek halleri var araçların. Birbirlerini ters yöne çekiyorlar.

Bir arabaya bir karavana bakarken aklıma Didem’in valizi geldi, o koca valiz ağırlık yapıyor olmasın, dedim önce kendime, sonra adamlara. Valizi çıkaralım dedik, iki kişi kaldırmaya uğraştık, olacak gibi değil. Ne valizmiş! Yazlık giysiler de bu kadar ağır mı çeker? Kız, sen bunun içini taşla mı doldurdun? Bu ağırlık arabayı çökertir tabii… Ah, bu Didem her zaman başıma iş açmıştır zaten! Ben akıllanmam ki… al işte olana bak! İki adam daha geldi, dört kişi indirdik arabadan taş dolu valizi(!) arabaya bindim, hafifçe gaza bastım, kolaycacık gemiden içeri girdim. Ohh, çok şükür arabayla karavanın anlaşmazlığı çabuk çözüldü! Fakaaat işimiz karavanı yerleştirmekle bitmedi, o ağır valizi bagaja koymalıydık. Zar zor onu da arabaya attık. Ben adım adım bunları yaptıkça Ahmet ‘yaşasın, yaşasın!’ diyordu. Bir yandan benim çektiğim stresi o da çekiyor; diğer yandan çok mutlu oluyordu. Arabamızı kilitleyip yukarı kamaramıza çıktık. Daha sonra Didem’le karşılaştık, ona az söylenmedim!

Gemi yolculuğumuz yirmi saat sürdü, gemide her şey çok güzeldi! İzmir’e yaklaştıkça kaygılanmaya başladım. Ya arkadaş gelmezse ben Bodrum’a kadar karavanı götürmek zorunda kalırsam o zaman ne yaparım? gibi düşünceler yiyip bitiriyordu beni. Gemi iskeleye yanaşır yanaşmaz arabamızın yanına indik. Ahmet, beni hiç yalnız bırakmıyordu, her zaman yanımda ve bana yardımcıydı. Arabalar birer birer gemiden çıkıyordu. Ben ilk sırada girdiğim için en son çıkacaktım. Nasıl çıkarım? Ne yaparım? diye çevreyi incelerken bizi Bodrum’a götürecek olan arkadaşımızı yanı başımızda gördük. Onu görmek ikimizi de çok rahatlattı. Sevgili arkadaşımız ta Bodrumlardan gelmişti.

İzmir’den Bodrum Ortakent’teki Kaktüs Kamp’a rahatça geldik. Kaktüs Kamp’ta çok güzel günler geçirdik. Geceleri hoş eğlenceler düzenledik dostlarla. Öyle eğlendik, öyle eğlendik ki… ama her şeyin bir sonu vardı. Karavancıların çoğu, buradan başka yerlere gideceklerdi… kimi Antalya’ya… kimi Marmaris’e… kimi Bodrum’un başka köylerine… Biz ne yapacaktık???

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s