DERİNKUYU YERALTI ŞEHRİ (Gezici Doğa Evim 7)

Derinkuyu Yeraltı Şehri, yumuşak tüfün oyulmasıyla oluşturulmuş çok ilginç bir şehir. Kapadokya bölgesinde bulunan onlarca yeraltı şehrinden en büyüğü. 1965 yılında keşfedilen, dört buçuk kilometre karelik bir alana yayılan Derinkuyu Yeraltı Şehri’nin sadece yüzde onu turizme açık.

My captured picture

Derinkuyu

Derinkuyu

Yeraltı şehrinin mükemmel bir doğal havalandırma sistemi var. Belim rahatsızdı; ancak bel ağrısına aldırmadan

Derinkuyu Koridoru

Derinkuyu Tünelleri

Derinkuyu’nun dar ve basık tünellerinde iki büklüm dolaştım grubumuzla.

Derinkuyu Koridorları

Derinkuyu Tünelleri

Sekiz katlı yeraltı şehrinin gidilebilen en derin yerinde bile olağanüstü havalandırma sayesinde hiç rahatsızlık hissetmiyor insan.

Derinkuyu

Derinkuyu

Derinkuyu'da Günlük Yaşam

Eski Zamanlarda Derinkuyu’da Günlük Yaşam

Eski zamanlarda insanlar düşmanlardan korunmak için buralarda yaşamışlar, can korkusu insanoğluna yeraltında yaşama alanları yaptırmış, insanların o zamanlar yaşamları hiç de kolay değilmiş.

Yeraltı şehrinde yaşayan insanlar düşmanlarının, yaşadıkları yerlere girmemeleri için tünellere yuvarlak taştan sürgü kapılar yapmışlar; düşmanlarının saldıracağı haberini alan yeraltı şehri sakinleri tünellerin kapılarını acilen kapatırlarmış.

Derinkuyu

Derinkuyu Tünel Kapısı

Yeraltı şehri Derinkuyu'dan Köye Çıkan Yollar

Yeraltı şehri Derinkuyu’dan Köye Çıkan Yollar

Pek çok evden ve Üzümlü Kilise’den Derinkuyu’ya giden yollar varmış.

Üzümlü Kilise İçinden Derinkuyu'ya Açılan Kapılar

Üzümlü Kilise İçinden Derinkuyu’ya Açılan Kapılar

Derinkuyu-Üzümlü Kilise

Derinkuyu-Üzümlü Kilise

Üzümlü Kilise İçi

Üzümlü Kilise İçi

Üzümlü Kilise İçi

Üzümlü Kilise İçi

Derinkuyu-Karavanlar

Derinkuyu- Üzümlü Kilise Yanına Park Ettiğimiz Karavanlarımız

Derinkuyu

Derinkuyu

Üzümlü Kilise’yi gezerken kilisenin tabanının tam ortasından yeraltı şehrine giden yolun girişini gördük, tabii ki bu giriş kapalıydı. Yıllar önce Derinkuyu’yu gezen turistlerin pek çoğu, yollarını kaybedip çıkışı ararken köylülerin evlerinden veya kilisenin ortasından çıkarlarmış. Bu çıkışların pek çoğu günümüzde kapatılmış, hiç kimse günün herhangi bir vakti oturma odasında veya mutfağında bir Fransız, Alman veya Hollandalıyla karşılaşmak istemez.

Derinkuyu’da gezip dolaşmak, yüz yıllar öncesine gitmek, zor yaşam koşullarına, ölüm korkusuna tanık olmak bizi bedenen ve ruhen yordu. O arada yemek yemediğimizin farkına vardık. Fena halde acıkmıştık, ekmek alıp arasına kaşar, domates, salatalık koyup ayaküstü atıştırmaya karar verdik. Önümüze ilk çıkan bakkala girdik, ekmek istedik. Bakkal:

-Ekmek yok!

-Ne zaman gelir? Adam:

-Gelmez.

-Neden, saat daha beş bile değil.

-Biz ekmek satmayız.

-Aaa, burada kimse ekmek yemez mi?

-Yeeer!

-Eee, o zaman niye ekmek satmıyorsunuz?

-Herkes kendi ekmeğini yapar buralarda.

-O zaman fırına gidelim. Fırın nerede?

-Fırın da yok! Dedim ya herkes kendi yapar ekmeğini.

Bizi fırına götüren bisikletli genç

Bizi fırına götüren bisikletli genç

Açlıktan midemiz sırtımıza yapışmış halde bakkaldan çıktık, canımız sıkılmış, söyleniyorduk. Birbirimize yakınırken 17-18 yaşlarında bisikletli bir genç geldi yanımıza. Ona:

-Fırın arıyoruz, ekmek alacağız, dedik. O gülerek:

-Beni takip edin, bizim mahallede fırın var, oradan alırsınız, dedi.

Bisikletli genç önde, üç karavan bisikletin ardında, köyün daracık sokaklarına daldık; sağa sap, sola sap, düz git. Sonunda çocuk durdu, bize yolun kenarına park etmemizi söyledi.

Derinkuyu'da Bir Mahalle Fırını

Derinkuyu’da Bir Mahalle Fırını

Karavanlardan inince bir açık hava fırınının daha doğrusu taştan yapılmış bir ocağın yakınında durduğumuzu gördük. Fırın koca ağzını açmış, odunlar alev alev yanıyor, bir sürü kadın oradan oraya koşturuyor; kimi hamur açıyor, kimi daha önce hazırladığı hamuru şekillendirip kocaman bir küreğe yerleştirip fırına atıyor, kimi pişenleri çıkarıyordu. Çoluk çocuk da fırının etrafında oyun oynuyordu.

Derinkuyu-Mahalle Fırınının Önü

Derinkuyu-Mahalle Fırınının Önü

Bayram yeri gibiydi fırının etrafı. Anlaşılan bir biz eksiktik, biz de gelince her şey yerli yerine oturdu. Hep bir ağızdan:

-Ekmek almak istiyoruz, diye seslendik. Herhangi biri ‘tamam’ dedi mi demedi mi? Ocağın karşısına sıralandık, ekmekler piştikçe ocağa daha yakınlaşıyorduk, o sıcakta sıcak fırının karşısında durup pişmekten hiçbirimiz şikâyetçi değildik. Aklımız çıkan ekmeklerdeydi. Ekmek diyorum da ekmekten ziyade görüntüleri pideye benziyordu. Pişenler çıktıkça ocağa yaklaşıp pidelere uzanıyorduk tam alacakken nereden geldiği belli olmayan bir kadın pideleri alıp gidiyordu. Bir, iki, üç… pideler çıktıkça farklı kadınlar beliriyor, pidelerimizi götürüyordu.

Öyle acıkmıştık ki bayağı kızdık; biz niye ekmek alamıyoruz diye söylenmeye başladık. Bir hanım bir iki ekmek getirdi. Baktık ekmekler soğuk, biz yeni çıkan, dumanı tütenlerden almak istiyoruz, dedik. Bize ekmekleri getiren hanım, sıcak ekmek istememize bir anlam veremedi. Biz bu ekmekleri satmıyoruz, herkes kendi hamurunu yoğurup burada pişirip evine götürüyor. Size burada ekmek satıldığını mı söylediler? deyince gözlerimiz bisikletli genci aradı. Sahi nerelerdeydi o? Biz buraya kendiliğimizden gelmemiştik. İlerde biriyle konuşuyordu genç çocuk. Onu işaret edip bizi buraya onun getirdiğini, buradan ekmek alabileceğimizi söylediğini anlattık. Fırına ekmeklerini atan kadınlardan biri:

-Ah, körolasıca, o benim oğlum! Madem sizi buraya ekmek almanız için getirdi, ekmeklerim pişince ben size veririm. Ah, çocuk ah! Bu benim oğlum her zaman yapar bunu.

Bisikletli gencin annesi pişen ekmeklerinden dört tanesini bize verdi. Ona para verince de kesinlikle almadı. Biz ekmeğimizi satmayız, siz bu kadar beklediniz afiyetle yiyin, dedi.

Kadının verdiği pideler sıcacıktı! Karavanlarımızın önüne geldik, pidelerden buram buram duman tütüyor, hepsi mis gibi kokuyordu. Bir anda ortaya bir tabak tereyağ geldi, kim getirdi anımsamıyorum; yolun kenarına oturduk sıcacık, puf puf kabarmış pidelere yani ekmeklere halis, taze tereyağını sürdük sürdük yedik. Nasıl bir lezzet, nasıl bir lezzetti! Tarifi mümkün değil! Dört değil sekiz pide olsa silip süpürürdük. O lezzetle karavanlara binip Ihlara yollarına düştük…

AVANOS’TAN SOĞANLI VADİSİ’NE (Gezici Doğa Evim 6)

Kapadokya’ya gidip de Avanos’a uğramamak olur mu? Antik adı Venessa ya da Zuwinasa olan Avanos’ta taa Hititlerden beri çanak çömlek yapılıyor. O zamanlardan bugünlere kavimden kavime, babadan oğula geçerek günümüze kadar gelmiş bu sanat. Önce Avanos’un dağ ve tepelerinden, Kızılırmak’ın eski yataklarından yağlı, yumuşak killi topraklar eleniyor, sonra yoğurulup çamur haline getiriliyor, ayakla döndürülen bir tezgahta çamur şekillendiriliyor. Biz bu tezgahların birinde çanak yapan bir ustayı izledik, usta bizim de deneyebileceğimizi söylediyse de hiçbirimiz buna yanaşmadık, aslında zevkli bir uğraştı. Önceden yapılmış çanakların bazıları güneşli bir yerde bazıları da gölgeli bir yerde kurutulmaya bırakılmıştı. Meğer önce güneşte sonra gölgede kurutulurmuş bu çanak çömlek en sonunda da 800 ile 1200 derece sıcaklıktaki fırınlarda pişirilirmiş. Neler neler üretilmiş; yemek kapları, su testileri, çömlekler, küpler, mumluklar…

Avanos’u ortadan ikiye bölen Türkiye’nin en uzun nehri Kızılırmak eskiden kızıl kızıl akarmış, çanak çömlek yapılan killi toprak sayesinde. Baraj yapıldıktan sonra bu renk değişmiş.

Avanos ve bizim grup

Avanos’ta…

Avanos’ta çanak çömleğin yanı sıra halıcılık ve mağaralarda, doğal depolarda yapılan şaraplar da önemli.

Kapadokya-Avanos'ta bir kilim çadırı

Kapadokya-Avanos’ta Halı ve Kilim Dokunan Bir Çadır

Bir halı atölyesine uğradık bir hanım kilim dokuyordu, uzun süre onu izledik..Avanosluların söylediğine göre eskiden kök boyalarla yapılan halı ve kilimlerde artık yapay boyalar kullanılıyormuş. Ne diyelim talep arttıkça herkes işin kolayına kaçıyor; başka yerlerden getirilen halı ve kilimler satılıyormuş artık buralarda.

Avanos Saç Müzesi-Galip'in Yeri

Avanos Saç Müzesi-Galip’in Yeri

Guinnes Rekorlar Kitabı’na giren Galip Körükçü’nün oluşturduğu sadece kadınların saçlarından oluşan Saç Müzesi’ne uğradık. Bu ilginç müze yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı. Aslında bir çömlek ustası olan Galip Körükçü’nün bir de lakabı var: Chez Galip.

Chez Galip’in aklında aslında bir saç müzesi oluşturma düşüncesi yokmuş. Yıllar yıllar önce sanırım 1979’da bir Fransıza aşık olmuş, Fransız hanım üç ay kalmış Türkiye’de, sonra ülkesine dönmek zorunda kalmış, Türkiye’den ayrılırken saçından bir tutam kesmiş, atölyenin duvarına asmış. Daha sonraları Galip Bey’in atölyesine gelen bayan ziyaretçiler atölyedeki saçın öyküsünden etkilenerek kendi saçlarını kesip duvarlara asmaya başlamışlar. Asılan her saçın üstüne sahibinin adı-soyadı-ülkesi-adresi de yazılıyormuş. Böylece binlerce kişinin saçları bir müze oluşturmuş. Ülkemizden pek çok ünlünün de saçları bu müzede bulunmaktaymış.

Göreme Yollarında/Kadın-Çocuk ve Eşek

Göreme Yollarında/Kadın-Çocuk ve Eşek

Karavanlarımızla gide kala, döne dolaşa ilerlerken Göreme-Ürgüp yolunda yürüyen köylü kadınlara ve eşekle yolculuk yapan yaşlı bir kadın ve torununa rastladık, aman teyzenin ve ufaklığın fotoğrafını çekelim diyerek karavanlarımızı durdurduk, teyze eşeği durdur fotoğrafını çekelim dedikçe kadın:

-Eşek durmaaaaz, eşek durmaaaaz! diye bağırıyordu.

Eşek durmadı; ama biz fotoğrafımızı çektik. Göreme ile Ürgüp arası çok kısaydı, sadece sekiz kilometre gittik ve turizm bakımından oldukça gelişmiş bir yer, volkanik tüflerden yapılmış damları düz olan evler, otantik oteller, restoranlar bizleri büyük bir sevecenlikle karşıladı. Kayaların oyulmasıyla yapılmış yerleşimler, peri bacaları, yer altı şehirleri bize peri masallarını anımsattı, biz de bu masalların kahramanları gibi duyumsadık kendimizi.

Ürgüp

Ürgüp

Kapadokya bölgesinin en önemli merkezlerinden biri olan Ürgüp; Bizanslılar zamanında Osiana, Hagios Prokopios; Selçuklular zamanında Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut adıyla anılmış. Cumhuriyet döneminde Ürgüp adıyla tanınmış. Biz Ürgüp olarak tanıdık ve sevdik Ürgüp’ü.

Harita

Mustafapaşa-Soğanlı Haritası

Masallar kenti Ürgüp’ten düşlerimizle ayrıldık, beş kilometre gittik gitmedik kendimizi bir müze kent olan Mustafapaşa’da eski adıyla Sinasos’ta bulduk, 1924’te yapılan mübadeleye kadar Ortodoks Hristiyanların yaşadığı bir yermiş burası. Günümüzde camiler ve kiliseler yan yana, ayrıca Selçukluların eserleri de bulunuyor bu köyde.

Mustafapaşa köyü

Mustafapaşa (Sinasos) Köyü

Yolumuzun üzerinde Ürgüp’e uzaklığı l7 kilometre olan Damsa Barajı vardı, baraj gölü olsa da içimizi serinletti sıcak yaz gününde, göl kıyısında piknik yapan insanlar vardı.

Ürgüp Damsa Barajı

Ürgüp Damsa Barajı

Damsa kenarında dinlendikten sonra Cemilköy, Şahinefendi Köyü, Güzelöz gibi köylerden geçtik, hepsi yörenin özelliğini taşıyan köylerdi.

Ürgüp Derinkuyu Arasındaki Güzelöz Köyü

Ürgüp -Derinkuyu Arasındaki Güzelöz Köyü

Ürgüp/Derinkuyu-Soğanlı

Ürgüp/Derinkuyu-Soğanlı

Soğanlı Vadisi çok hoş ve gizemli bir vadiydi. Soğanlı Vadisi’nde çok değişik peri bacalarının yanı sıra müthiş bir doğal güzellik de vardı. Vadinin yamaçları olağanüstüydü, oyulan kayaları zamanında Romalılar mezarlık, Bizanslılar manastır ve kilise olarak kullanmışlar. Bu bölgede 850 yılında aşağı yukarı iki yüz kilise ve manastır varken günümüze ancak elli kadarı ulaşabilmiş. Bu yörenin karşımıza çıkardıkları her an bizleri büyülüyor, şaşırtıyor; çoğu kilisede kök boyalarla 9.yy-13.yy arasında yapılan freskler bulunuyor.

Bu yöre gezmekle bitecek gibi değil; taşı, toprağı, kayası, tepesi, köyleri, insanları onları daha yakından tanımamız, araştırmamız ve tüm bunları tanıtmamız için bizleri bekliyor.

 

Fotoğraflar: Mithat Okay

GÖREME AÇIK HAVA MÜZESİ (Gezici Doğa Evim 5)

Göreme

Göreme

Göreme Açık Hava Müzesi

Göreme Açık Hava Müzesi

Göreme Açık Hava Müzesi’ndeyiz, burası 1985 yılında Unesco’nun Dünya Mirası Listesi’ne alınmış. Göreme Açık Hava Müzesi, Unesco tarafından doğal ve kültürel bir varlık olarak kabul edilmiş. Kaya içlerine oyulmuş manastırları, kiliseleri, şapelleri, yemekhaneleri, şaraphaneyi, yaşam alanlarını görmek hepimizi çok etkiledi. Buranın havasını soluyunca insan kendini binlerce yıl öncesinde yaşıyormuş gibi hissediyor. Bu kaya yerleşim yeri, MS. 4. yy.dan 13. yüzyıla kadar manastır hayatına ev sahipliği yapmış, üstelik manastır eğitiminin başlatıldığı yermiş.

Göreme

Göreme

Göreme Açık Hava Müzesi’nde Kızlar ve Erkekler Manastırlarının yanı sıra pek çok kilise var; Azize Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Tokalı Kilise, Elmalı Kilise, Çarıklı Kilise, Karanlık Kilise, Aziz Basileus Kilisesi gezilebilen önemli kiliseler.

Açık Hava Müzesi-Barbara Kilisesi

Açık Hava Müzesi-Azize Barbara Kilisesi

Azize Barbara Kilisesi’nde kırmızı boya ile kaya üzerine geometrik süslemeler yapılmış, bu çeşit süslemeler hristiyanlığın ilk dönemlerinde kullanılmış. Daha sonra yapılan fresklerde genel olarak İncil’den ve Hz. İsa’nın hayatından sahneler betimlenmiş.

Açık Hava Müzesi Yemekhane

Açık Hava Müzesi’ndeki Yemekhanelerden Biri

Binlerce yıl en az kırk- elli kişinin karşılıklı oturarak yemek yediği yemekhaneleri görünce  upuzun taş masanın iki yanındaki oturma yerlerine oturmadan edemedik, masaya oturduk ve hayali yemeklerden yedik. Öyle çok yemişiz ki… Masada otururken buradaki yaşamı taa içimizde hissettik.

Açık Hava Müzesi Kilise İçi

Açık Hava Müzesi’nde Yılanlı Kilise

A.H.M. Kilise Girişi

A.H.M.Bir Kilise Girişi

Göreme Açık Hava Müzesi -Şaraphane

Göreme Açık Hava Müzesi -Şaraphane

Kapadokya Kilise İçi

Kapadokya -Göreme Bir Kilise İçi

A.H.M. Kiliseder dışarıya bakış

A.H.M. Kiliseden Dışarıya Bakış

Yılanlı Kilise

Yılanlı Kilise

Yılanlı Kilise’de ilginç figürler vardı; uzun sakallı yarı kadın yarı erkek olarak tasvir edilmiş Aziz Onuphrius, çöllerde keşiş yaşamı süren bir hermafroditmiş. Bu kilise adını yılana benzeyen bir ejderhadan almış.

Yılanlı Kilise

Yılanlı Kilise

Tokalı Kilise

Tokalı Kilise Freskleri

Kilise İçi Resimleri

Karanlık Kilise İçi Freskleri

Kilise İçi Resimleri

Kilise İçi Resimleri

Kilise İçi Resimleri

Kilise İçi Resimleri

Kilise İçi Freskleri

Karanlık Kilise İçi Freskleri

Açık Hava Müzesi’ne girerken bir ücret ödeniyor; günümüzde müze kartla gezilebiliyor burası; yalnız girişte verdiğiniz ücret Karanlık Kilise’yi kapsamıyor, Karanlık Kilise’ye girmek için ayrıca para ödemeniz gerekiyor. Açık Hava Müzesi’ne gelmişken mutlaka Karanlık Kilise görülmeli deyip biletlerimizi aldık ve Karanlık Kilise’ye girdik.  Adı gibi karanlıktı; ancak kilise içi resimleri bozulmamıştı, anlaşılan karanlık bu resimleri korumuş. Diğer kiliselerdeki freskler ne yazık ki Karanlık Kilise’dekiler kadar şanslı değildi. Yüzyıllardır hem doğa tarafından hem de insanlar tarafından zarara uğratılmış, kimi resimlerin üzerleri kazınmış, kimi resimlerin üzerlerine de isimler yazılmıştı.

Bu durum sadece buraya özgü değil, ülkemizin neresine giderseniz, ören yerlerinde mutlaka isim yazma hastalığıyla karşılaşırsınız. Sanat yapıtlarına zarar verilmemesini dileyerek Göreme Açık Hava Müzesi’nden ayrıldık.

KARAVANLARIMIZLA KAPADOKYA (Gezici Doğa Evim 4)

Karavanımızla ne güzel yerlere gittik. Ülkemizin her yeri bir başka güzel! Düşüncelerimi karavandan alamıyorum. Yaptığımız geziler, kaldığımız kampingler belleğimde geziniyor. En keyif aldığımız gezilerden biri de Kapadokya gezisiydi. Kapadokya’ya gitmek için kendimizi İç Anadolu’nun yollarına vurduk. Yollar kıştan yeni çıkmış, henüz bakım görmemişti, daracık, engebeli yollarda ilerledik. Yolumuzun üzerinde pek kamping yoktu; otellerin, pansiyonların bahçelerinde ya da doğasını beğendiğimiz açık alanlarda kalıyorduk. Üç karavanı ‘U’ şeklinde yerleştirip ortaya bir avlu oluşturuyor; masalarımızı, sandalyelerimizi avlumuza koyup kampingimizi kuruyorduk. İç Anadolu’da gecelerin hoş bir serinliği vardı.

Kapadokya

Kapadokya

My captured pictureKapadokya- güzel atlar ülkesi- bizi adeta büyüledi, kendimizi bambaşka bir dünyada yaşıyormuş gibi hissettik. Buranın büyüsüne kapılmamak olanaksızdı.

harita

Çok eskilerde Kapadokya Krallığı kurulmuş Nevşehir, Kırşehir, Niğde, Aksaray ve Kayseri illerini içine alan bölgede. Doğayla tarihin iç içe geçtiği yerlerde bir masal dünyasındaymış gibi dolaştık, bizler de doğa ve tarihle içli dışlı olduk.

Kapadokya Kızıl Kayalar

Kapadokya Kızıl Kayalar

Günümüzden aşağı yukarı altmış milyon yıl önce oluşmuş Kapadokya. Kapadokya’nın çevresinde bulunan Erciyes, Hasandağı ve Güllüdağ’ın püskürttüğü lâvların oluşturduğu tabakalar, yağmurun ve rüzgârın aşındırmasıyla halkın peribacaları dediği şekilleri almış.

Uçhisar

Uçhisar Kalesi

Uçhisar'dan bakış

Uçhisar’dan vadiye bakış

Bu peribacaları kolayca oyulabildiğinden insanlar yaşam alanlarını peribacalarını oyarak oluşturmuşlar ve Kapadokya’nın pek çok bölgesinde bin yıldan fazla yaşamışlar. Örneğin, Uçhisar’da 1950’li yıllara kadar kale içine oyulmuş odalarda yaşayan insanlar varmış. Uçhisar’ın yanı sıra Hıristiyanlığın bölgede ilk yayılmaya başladığı yer olarak bilinen;

Kapadokya Kilise İçi

Kapadokya Kilise İçi

içinde manastırlar, kiliseler ve yerleşim yerleri bulunan Zelve, hıristiyanlık döneminin sonra ermesinden sonra bile yirminci yüzyılın ortalarına kadar köy olarak kullanılmış.

Zelve

Zelve

Yirminci ve yirmi birinci yüzyılda Kapadokya’yı dolaşırken kendimizi sihirli bir dünyadaymış gibi hissediyoruz; oysa binlerce yıl burada yaşamış olan insanlar kaya evler içinde kim bilir ne zorluklarla yaşıyorlardı.

Hıristiyanlar MS lll. yüzyılda buraya gelip peribacalarının içlerini oyup kendilerine evler, kiliseler yapmakla kalmamışlar,

Kilise İçi Resimleri

Kilise İçi Resimleri

yaptıkları kiliseleri fresklerle süslemişler. Romalıların baskılarından ve zulümlerinden de kendilerini korumaya çalışmışlar. Oyum oyum oyulmuş peribacalarını, bacaları birbirine bağlayan tünelleri, kiliseleri, Uçhisar-Ortahisar Kalelerini, Çavuşin, Paşabağ, Zelve’yi büyük bir merak ve hayranlıkla dolaştık.My captured picture

Çavuşin Kilisesi İçi

Çavuşin Kilisesi İçi

Kapadokya-Zelve

Kapadokya-Zelve

Kapadokya-Zelve-Taş Dinozor

Kapadokya-Zelve-Taş Dinozor

Açık Hava Müzesi

Göreme Açık Hava Müzesi

Göreme Açık Hava Müzesi’ni bir başka gün dolaşmaya karar verdik; çünkü burası bir iki saatte gezilecek bir yer değildi. Kaya içine oyulmuş manastırlar, şapeller, kiliseler ve yaşam alanlarından oluşan bu özel alana özel bir zaman ayırmaya karar verip karavanlarımıza döndük.