KINDILÇEŞME’DEN SAKLIKENT’E (Gezici Doğa Evim 11)

Köprülüçay’dan sonra Antalya Kemer’deki Kındılçeşme Kampı’nda kaldık bir gece. Kındılçeşme’de daha önce defalarca kalmıştık, çok beğendiğimiz kampinglerden biriydi. Hava öylesine sıcaktı ki sıcağa fazla dayanamayıp kendimizi yollara vurduk.

Kaş

Kaş

Kumluca, Finike derken Kaş’ı bulduk, Kaş’ta hava daha iyiydi; hafif hafif esen yel, sıcağı Antalya’daki kadar hissettirmiyordu. Kaş’ta bir kampingde iki gün kaldık. Avşa’daki komşularımızdan Neriman teyzenin oğlu Mehmet ve ailesinin evleri vardı Kaş’ta. Onlarla buluşup hasret giderdik.

Kaş’tan Kalkan’a giderken yol çok virajlıydı, ama manzara müthişti tam bir görsel şölen yaşadık.

Kaputaş Plajı (Kaş-Kalkan arası)

Kaputaş Plajı (Kaş-Kalkan arası)

Kalkan’a gelmeden beş on kilometre önce mavi mağarasıyla ünlü, harika Kaputaş Plajı’nı gördük, aklımız oynadı, denizin turkuazı, kumsal ve kumsala çarpan bembeyaz dalgalar muhteşem bir görüntü oluşturuyordu.

Karavanlarımız Kaputaş'ta

Karavanlarımız Kaputaş’ta

Önce karavanlarımızı yolun sağ tarafına park ettik; sonra yolun karşısına geçip masa ve sandalyelerimizi plajı en iyi görebileceğimiz bir yere yerleştirdik ve Kaputaş’ı seyrederek afiyetle yemeğimizi yedik. Aslında aklımız denizdeydi, buraya kadar gelmişken bu plajda yüzmesek olmazdı.

Kaputaş Plajı

Kaputaş Plajı

Plaja inen merdivenlere yöneldik, yüzlerce basamak vardı inilecek. Bu basamaklar bizi korkutmadı sayarak aşağı indik, 180 basamak saydık; sonradan öğrendiğimize göre 187 basamakmış, demek ki basamakları sayarken bazılarını atlamışız. Kumsala indik, yukarıdan kumsal gibi görünüyorsa da çakıldan oluşmuştu. Kaputaş’ta büyük bir keyifle yüzdük.

Kaputaş Plajı Köprüsü

Kaputaş Köprüsü

Gitme vakti gelince bindik karavanlarımıza Kalkan’a doğru yola çıktık. Kaputaş Köprüsü’nden geçerken buranın yapımında çalışan işçilerden bazılarının buradan düşerek öldüğünü öğrendik; onların adlarının yazılı olduğu bir metal levha yaşamla ölüm arasında incecik bir köprü olduğunu anımsattı bize. Kaputaş bizi çok mutlu etmişti, yaşadığımız mutluluk bazı insanların mutsuzluğu üzerine kurulmuştu. Hüzün-sevinç, mutluluk-mutsuzluk iç içe geçti, yüreğimizde bir burukluk yolumuza devam ettik.

Kalkan

Kalkan

Kalkan’a varmamız on dakika sürmedi, Kalkan küçük bir koyda kurulmuş bir liman kasabasıydı. İrili ufaklı pek çok ada Kalkan’ı koruyor gibi görünüyordu. Denizi pırıl pırıldı; Kalkan’ı dolaştık, Kaputaş’ta yeterince yüzdüğümüzden denize girmedik, orada kamp yapmayı çok istedik; ancak görülecek çok yer var deyip soluğu Patara’da aldık.

Patara Antik Kenti

Patara Harabeleri

Önce Patara antik kentini dolaştık sonra Akdeniz’in en büyük plajlarından olan Patara Plajı’na yürüdük.

Patara Plajı

Patara Plajı

On iki kilometre uzunluğundaki kumsalın genişliği en az 200 metre vardı, hava çok sıcak, kumlar ateş gibiydi; kuma çıplak ayakla basılacak gibi değildi. Yana yakıla denizi bulduk, deniz kenarında dalgaların ıslattığı incecik kumsalda yürümek harikaydı. Deniz çok sığdı ve dalgalar kumları karıştırıyordu, su bulanık görünüyordu. Deniz bulanık görününce insanın yüzesi de gelmiyor. Eski çağlarda burası çok önemli bir limanmış; ama liman kumla dolduğundan liman özelliği kalmamış, Patara da liman olarak önemini kaybetmiş. Günümüzde Caretta carettaların yumurtalarını bıraktığı bir plaj ve koruma altında.

Patara

Patara

Patara plajının uzun ve geniş kumsalı adeta bir çölü andırıyor, pek çok Yeşilçam filminin çöl sahnelerinde kullanılmış Patara kumsalı; yani sadece Patara’yı biz çöle benzetmemişiz.

Patara’dan Saklıkent’e geçtik, Patara’yla Saklıkent arası kısa bir mesafeydi; kanyonun yan duvarları 200 metre yükseklikte, uzunluğu 18 kilometre, en dar yeri ise 2 metre kadarmış. Bu kanyonun keşfi, yine bir keçi çobanına dayanıyor; çok bildiğimiz bir öykü bu: Keçisi kaçan çoban onu aramaya çıkar ve keçiyi ararken bu kanyona rastlar. Peki kim bu keçi çobanı? Doğa harikası bir yer keşfetmiş, hiçbir yerde adı geçmiyor. Adı bir yerlerde yazılı da ben mi görmedim.

Saklıkent Kanyonu

Saklıkent Kanyonu

Kâşif çoban, bakanlığa Saklıkent’i bildirdikten sonra Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından Saklıkent Milli Park ilan edilmiş 1996 yılında.

Saklıkent

Saklıkent

Kanyona girmek kolay değildi, kanyonun tabanından gürül gürül su akıyordu, suyun içinden geçmenin olanağı yoktu.

Saklıkent'e Giriş Köprüsü

Saklıkent’e Giriş Köprüsü

Kanyonun dik yamaçlarına tutturulmuş iki yüz metrelik tahta bir köprüden yürüyerek kanyona girdik.

Saklıkent Kanyonunda Yürüyüş

Saklıkent Kanyonunda Yürüyüş

Kanyonda yürüyüş yaptık; su çok soğuktu ayaklarımız dondu. Suyun soğukluğunun yanı sıra akıntı da vardı.

Saklıkent Kanyonu Duvarları

Saklıkent Kanyonu Duvarları

Kanyonun iki yandaki duvarları çok yüksekti, kayalar çok hoş ve değişikti.

Buket-Sevil-Nesrin

Buket-Sevil-Nesrin

Kanyonun bir yerinde çamur vardı, faydalı olduğunu söylediler biz de yüzümüze sürdük. Kanyonda yürüyüş, yüksek kaya duvarlar, buz gibi sular bizi eğlendirdiği kadar acıktırdı.

Saklıkent

Saklıkent

Gürül gürül akan suların üstüne kurulmuş yer sofralarından birine oturduk gerekeni yaptık. Saklıkent gezimiz bittikten sonra karavanlarımıza binip yollara düştük, düşüncemiz Ölüdeniz’e gidip geceyi orada geçirmekti.