DOSTOYEVSKİ’NİN KİTAPLARININ KONULARI ve KİŞİLERİ

Bir düşünür “Dünyada söylenmemiş ve yazılmamış söz yoktur,” demiş. Ne doğru söylemiş, gerçekten her şey söylenmiş ve yazılmıştır; ama biz bu durumu bilsek de pek çok konuda düşüncelerimizi söyler, yazarız.

suc-ve-ceza-dostoyevski-bDostoyevski’yi tanımayan, kitaplarını okumayan ve onlar hakkında yazı yazmayan sanırım yoktur. Ben de bunları bile bile, yine de Dostoyevski’yle ilgili yazı yazmak istiyorum, şu an Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını kim bilir kaçıncı kez okuyorum. Kaçıncı kez? Ancak ilk defa okuyormuş gibi keyif alıyorum.

Dostoyevski’nin kitaplarının konularını, büyük şehirlerde yaşayan aşağı tabakadan insanlar, malını mülkünü har vurup harman savurmuş soylular, işlerini yitirmiş, serseri bir yaşam süren orta halli insanlar, fakir öğrenciler, aç, sefil anne-babasız çocuklar, kötü yola düşmüş kadınlar oluştursa da bu çaresiz, fakir, sefil insanların ilişki içinde bulunduğu soylular, generaller, prensler, derebeyleri de Dostoyevski’nin kitaplarındaki yerlerini alırlar.

Üst ya da alt tabakadan tüm insanlar sürekli bir şeyler arar, öğrenir, öğüt verirler; sosyal problemlerini, ahlak ve din sorunlarını çözümlemeye uğraşır, suçluları kurtarır, suçsuzları mahveder, onları mahkum eder, kendileri acı çeker ve başkalarına acı çektirirler.

Dostoyevski’nin romanlarındaki kişiler çok konuşur, sinirlenir, tartışır, itiraz ederler. Öyle ki başkalarıyla tartıştıkları gibi kendileriyle de tartışırlar, sürekli çelişki içindedirler, sanki içlerinde kendileriyle zıt düşüncelerde olan başka bir kişilik daha vardır.

Suç ve Ceza adlı romanın kahramanı Raskolnikov aslında iyi yürekli bir kişidir; aynı zamanda iki kişiyi öldürecek kadar da gaddardır. Hem cinayet işler hem de sürekli kendini eleştirir, işlediği cinayetlerin yanlışlığını bilir, bunun üzerine kendi kendisiyle konuşur, tartışır. Raskolnikov ve Dostoyevski’nin diğer romanlarındaki kişilerin çelişkileri bitmez, adeta çelişkiler içinde çırpınırlar. Her yaptıkları aşırıdır; gülerken bir anda ağlayabilir, feryat figan bağırabilirler. Birileriyle konuşurken onları dinlemez, sözlerini keserler, içlerinde ne var ne yok her şeyi anlatırlar; bu kendi yaptıkları rezalet de olabilir başkalarının rezaletleri de… Hepsini aynı keyifle anlatır, olmayacak hareketlerde bulunurlar; el öper, arkadan tokat atıp dövüşebilirler… Kimi zaman öğütler verip tutmayacakları yeminler ederler. Yani söylediklerinde, yaptıklarında bir orta yol yoktur. Çelişki vardır.

Dostoyevski Rus edebiyatına girdiğinde Rus edebiyatında soylu edebiyatı egemendi. Genellikle romanlardaki olaylar köşklerde, konaklarda, çiftliklerde geçerdi; Dostoyevski’nin romanlarındaki olaylarsa şehirde, meyhanede, kırık dökük eşyaların olduğu tavanaralarında, pis pazar yerlerinde geçer. Dostoyevski geceyi, karanlığı, yağmuru, bulutlu gökyüzünü sever ve anlatır. Yine Dostoyevski romanlarında eşyalar  karanlıktır, keder yüklüdür. Yani Dostoyevski alışılmışın dışında bir yazar olarak Rus edebiyatındaki yerini alır.

Peki Dostoyevski’nin yapıtları Türkçeye ne zaman çevrilmiş?

Dostoyevski’den yapılan ilk çeviri 1918 yılındaymış.       
beyaz-geceler1918 yılında Ruşen Eşref tarafından dilimize çevrilen “Beyaz Geceler” Yeni Mecmua  dergisinin 56-62. sayılarında yayımlanmış.

1922 yılında Cenap Sahabettin Dostoyevski üzerine üç inceleme yazısı yazmış ve bu yazılar Peyam-ı Sabah gazetesinde yayımlanmış.

Dostoyevski’nin Türkçede kitap halinde ilk çevirisinin çıkması 1933 yılını bulmuş. 1821’de doğan altmış yaşında 1881’de ölen Dostoyevski Türk edebiyatına oldukça geç girmiş. Bunun nedeni çağdaşlarına göre Dostoyevski’nin Fransa’ya geç girmesiymiş. Fransa’yla Dostoyevski ve Türk edebiyatının ilgisi ne diye soracak olursanız. Bizler 1937’ye kadar Rus edebiyatını Fransız edebiyatı kanalıyla takip etmişiz, bundan dolayı Dostoyevski’yle geç tanışmışız.