MOTOKARAVAN BİR BAŞKA GÜZELLİK (Kibele’nin Gözleri 6)

1995 yılında emekli olduk, çekme karavanımızı değiştirip motokaravan alma zamanı gelmişti. Ancak 2000 yılında çekme karavanımızı sattık, motokaravan aldık. Artık daha uzun gezilere çıkabilirdik. Karavan demek yaşam demekti bizim için. Uzun soluklu geziler yaptık. Türkiye’nin dörtte üçünü gezdik, hâlâ da geziyoruz. Bizim gezilerimiz sadece yer görmek değildir, kültürel gezilerdir. Gittiğimiz yerlerdeki müzeleri, tarihi alanları, ören yerlerini mutlaka dolaşır, yöre insanıyla dostluklar kurar, yaşamlarıyla, adet ve gelenek görenekleriyle ilgili bilgi ediniriz. Her kent, kasaba, köy farklı bir renktir. Her rengin kendine özgü hoş bir lezzeti vardır. O lezzetlerin tadına varmaktır önemli olan.

Motokaravan bizi çekme karavana göre daha özgür kıldı, motokaravanı çalıştırdığımız gibi kendimizi yollarda buluyorduk. Türkiye’yi neredeyse adım adım gezdik, istediğimiz yerlerde konakladık.

14914719_1287647031265991_153725378_n

Orhan-Raziye Arslan (Raziye-Orhan Arslan Fotoğraf Albümünden)

Doğu ve Güneydoğu gezimiz tam iki ay sürdü, 7.500 km yol yaptık. Konakladığımız yerler çok çeşitliydi; öyle olmasına rağmen hiç kimseden rahatsız edici bir davranış görmedik, kötü bir söz duymadık. Bizlere çok yardımcı oldular. Nereye gitsek içtiğimiz çayın parasını ödetmediler bize. ‘Misafirden çay parası mı alınır?’ dediler. Nereye varsak evlerine davet ettiler, ekmek, yoğurt, soğan verdiler. Onların dostane davranışları, konukseverlikleri bizi çok duygulandırdı. Büyük şehirlerde kaybettiğimiz değerleri oralarda yaşadık.

Maddiyat, çıkar ilişkisi yok; bir şeyler sorup öğrenme isteği var çoğu insanda. Diyarbakır Müzesi’nde bir bekçiyle tanıştık. Onunla konuşurken oğlum aradı. Telefonla konuştuk. Oğlumla konuşmamız bitince bekçiyle sohbet ettik:

-Ağbi kaç çocuğun var?

-İki, bir kız bir oğlan…

-Aman ağbi, nasıl olur iki çocuk, çok az değil mi?

-Senin kaç tane?

-Yedi.

-Çok gençsin! Ne olacak şimdi? Bu çocukları nasıl büyütüp iş güç sahibi yapacaksın? Tarlan, bağın, bahçen de yoktur senin.

-Yok ya, ben de çocuklarımı nasıl büyüteceğimi düşünüyorum zaten. Bu maaşla onları nasıl okutacağım? Ağbi, sen hanımınla kavga eder misin?

-Yoo!

-Hanımını dövmez misin?

-Sen ne diyorsun oğlum, insan eşini döver mi hiç? Ne biçim soru bu?

-Peki, sen eşini dövüyor musun?

-Şeyyy! Bazen dövüyorum ağbi.

-Bak, bu hiç olmadı. İyi yapmıyorsun!

-Ne yapacağız ağbi?

-Sen akşam eve gidince hanımına şöyle diyeceksin:

«Ben eşşeklik etmişim şimdiye kadar seni dövmekle, bir daha yaparsam ellerim kırılsın!» Ve bir daha da hanımını dövmeyeceksin.

-Tamam ağbi, dediklerini aynen yapacağım, uyarıların için çok teşekkür ederim.

O bekçinin benimle konuştuktan sonra bir daha eşini dövmediğini çok iyi biliyorum.

14858531_1287647091265985_985093949_o

Raziye-Orhan Arslan Fotoğraf Albümünden

Başka bir yıl da Karadeniz gezisine çıktık, Giresun Gümbet Yaylası’nda yolumuzu kaybettik. Bunun karşılığında çok sevdiğimiz dostlar edindik.

Resim 404-karadeniz ag.jpg

Karadeniz

Karadeniz, yeşilin anayurdu; o sizi yeşille yıkar, yeşille okşar. Ormansız tek karış toprak yoktur Karadeniz’de; ekinler, çimenler, çiçekler, ağaçlar toprağı büyük bir aşkla sarıp sarmalamıştır. O büyük aşk sizi de içine alır; aşkı doyasıya yaşarsınız. Sanmayın ki orada yeşile doyacaksınız, o yeşile bir türlü doyamazsınız; ama ruhunuz arınır, kafanız rahatlar Karadeniz’de.

resim-414-ba

Karadeniz

Daha çok, daha çok ormanların içinde, dağların tepesinde olmak istersiniz, vurursunuz kendinizi incecik, yılan gibi kıvrılarak giden dağ yollarına. Yaylalar diyarı Karadeniz’in tüm yaylalarına ayak basmak; bulutlarla dans eden tepelerine çıkmak; konuksever, çalışkan halkıyla söyleşmek; delicesine akan, buz gibi sularında yıkanmak;

resim-360-karadeniz-kopru-ab

Karadeniz

rüyalarınızı süsleyen kemerli, taş köprülerinde yürüyerek karşı kıyıyı bulmak; hamsili pilavını, tereyağlı mıhlamasını, baklavalı sütlacını yemek için deli olursunuz. Karadeniz’den büyülenmemek elde değildir.

14876275_1287648841265810_341821843_o

Fotoğraf Orhan Arslan

Karavan nasıl bir güzelliktir! Onunla her yerde her havada, her koşulda kalabiliriz. Karavan başka bir şeyyy! O, yürüyen özgürlük!