HERMAFRODİT-ÇİFT CİNSİYETLİLİK (Datça’da Üç Kadın ve Bir Minik Karavan 4)

Kızılbük’e gelip Hatice Nine ile tanışıp söyleşen üç kadın, Hatice Nine’nin gelini Sevgi Hanım’la tanıştı. Sevgi Hanım, karavanlarını yerleştirmeleri için yer gösterdi onlara. Karavanlarını yerleştirdikten sonra restoranın yolunu tuttular. Sevgi Hanım’ın yaptığı zeytinyağlı yemekleri afiyetle yediler. Özellikle ‘kabak çiçeği dolması’nı çok beğendiler, tarifini aldılar.

DSC05362 kızılbük ab

Datça-Kızılbük

Akşamüstü gün batımını seyretmek için sahildeki şezlonglara kuruldular.

DSC05524 Hayıtbükü ab

Datça-Hayıtbükü

DSC05546 kızılbükten hayıtbüküne ab

Kızılbük’ten Hayıtbükü’ne Bakış

Yattıkları yerden sağ tarafta kalan Hayıtbükü’nü ve sol taraftaki uçsuz bucaksız denizi seyrediyorlardı. Güneş Hayıtbükü’nün, denize başını uzatmış yüksek tepelerinin arasından batacaktı, güneşin rengi sararıp kızardıkça Kızılbük’ü çeviren tepeler kızıllaşıyordu.

DSC05477datça kızılbükten hayıt büküne abg

Hayıtbükü’nde gün batımı

Güneş, tepeleri kızıla boyadığından bu koya Kızılbük adı yakıştırılmış.

Üç kadın, doyumsuz güzellikteki manzaraya kendilerini kaptırmış gibi görünseler de akılları yaşlı kadındaydı, onun yaşam öyküsünü bir an önce öğrenmek istiyorlardı. Bu kadın onları niçin bu kadar etkilemişti? Bu soruyu her biri önce kendine, sonra diğerlerine sordu. O yaştaki bir kadının, belleğini yitirmemesi, çektiği onca acıya karşın yaşama gülerek bakabilmesi, insanlara olan sevgisinin gözlerinden okunabilmesi onları etkilemiş olmalıydı.

Ertesi gün kahvaltılarını deniz kenarında yaptıktan sonra Hatice Nine’nin yanına vardılar.

-Gününüz aydın olsun hanım kızlarım! Nasıl Gabaklar’dan memnun kaldınız mı?

-Çok memnun kaldık da tesisin adının Gabaklar olması tuhafımıza gitti doğrusu. Gabak, kabak anlamında mı?

-Doğru bildiniz gabak, gabak demek. Size pek komik gelmiş olmalı.

-Eh, biraz öyle oldu!

-Oğlunuz ve gelininiz çok genç. Siz geç yaşta mı anne oldunuz?

-Yok canııım, daha neler! Köy yerinde geç yaşta anne olunmaz, genç yaşta dul kalınır.

-Yaaaaa!

DSC05548 kızılbük ag

Datça-Kızılbük

-Otuz beş yaşımda eşimi kaybettim, üç çocukla bir başıma kaldım. Bu arsalar o zaman beş para etmiyordu. Bir kızımı ağabeyime zorunlu olarak evlatlık verdim. Ne kadar zor bir şeydir bu! Bu acıyı anne olmayan bilemez. İnsan bazen hiç istemediği şeyleri yapmaya mecbur kalıyor. Diğer kızımla, küçük oğlumu zar zor büyüttüm. Kızım, Milas’a gelin gitti. Yazısı çok kötüymüş! Kocası içkicinin biri çıktı, kızıma az zulüm etmedi. Yavrucağım beş sene dayanabildi. Gencecik bir kadınken hayata gözlerini kapadı. İki oğul bıraktı ardında, biri iki diğeri dört yaşında.

-Vah, vah, vah!!!

-Teyzeciğim neler yaşamışsınız!

-Hiçbir şey dışardan görüldüğü gibi değilmiş, biz de sizi bu cennet yerde görünce derdiniz, tasanız yok sandık.

-Doğru dedin kızım, kimse kimsenin ne yaşadığını bilemez. Torunlarımdan büyüğünü ben, küçüğünü babaannesi büyüttü. Küçük on iki yaşındayken babaannesini kaybetti. Ben onu da yanıma aldım, iki kardeş uzun yıllar ayrı kalmıştı, birlikte yaşasınlar istedim. Ayrı kaldıkları zaman zarfında üç-dört kez görüşebilmişlerdi. Birbirlerini çok özlüyorlardı, bir görüşmelerinde öylesine sevinmişlerdi ki bir yorgan paraladılar, deli gibi oynadılar, hopladılar zıpladılar. Çocukluk işte! Allah kimseyi yakınlarından, sevdiklerinden ayırmasın, hele çocukları hiç!

-Haklısınız!

-Sevgi, dört yaşından beri benimle yaşayan büyük torunumun eşi. O, benim torunum değil, oğlum. Kızımın biricik yadigârı. Birbirimize çok düşkünüz, her sabah birlikte kahvaltı ederiz. Beni hiç üzmemiştir. Canım yavrum benim!

-Teyzeciğim, belki sırası değil ama evlâtlık verdiğinizi söylediğiniz kızınızla aranız nasıldı?

DSC05509 Kızılbük kedi ag-Ah, yavrum hiç sorma! Kızım beni hiç affetmedi, onu yakınım da olsa başka birine vermemi kabullenemedi. Çok haklıydı aslında! Durumum öyle kötüydü, öyle çaresizdim ki! Onun iyi yaşamasını istedim, üstelik her zaman görebilecektim de. Lâkin hiçbir şey düşündüğüm gibi olmadı. O benden nefret etti. Onunla konuşamadım, kendimi ona anlatamadım. Ben onun için bir ölüydüm. Onu gördükçe, düşündükçe içimdeki yara sızım sızım sızlar!

-Zor bir durum, bir annenin çocuğunu başkasına vermesi ve o çocuğun annesine yakın olduğu halde onsuz yaşaması! Her ikinizin de yaşamı kolay olmamış. Ha, bir de oğlunuz olduğunu söylemiştiniz, ondan hiç bahsetmediniz.

-Evet, bahsetmedim, bahsedemedim. Madem size açıkça her şeyi anlattım, onu da anlatmadan geçmeyeyim. İnanın bunları hatırlamak, söze dökmek bana ne kadar güç geliyor! Tüm bunları neden anlattığımı da bilmiyorum. Size kanım kaynadı, daha önemlisi siz üç kadın şu karavan denen şeyi çeke çeke buralara geldiniz ya beni en çok bu etkiledi. Keşke, keşke ben de sizin gibi yapabilseydim, erken gelmişim dünyaya erken!

Oğluma gelince… anlatması zor… çok zor… Okumayı seven bir çocuktu. İlkokulu, ortaokulu iyi dereceyle bitirdi. Liseye Antalya’ya gitti yatılı olarak. Lise son sınıfta çift cinsiyetli olduğu ortaya çıktı. Ben biliyor muydum bu durumunu? Hayır, bilmiyordum. İşin tuhafı çift cinsiyetlilik nedir? Nasıl olur? Ondan bile haberim yoktu. Oğlumu okuldan almak zorunda kaldım. Onunla ilgili ne hayallerim vardı. O, liseden sonra üniversiteye gidecek, iyi bir işi olacaktı. Sonra onu güzel bir kızla evlendirecek, torunumlarım etrafımda dört dönecekti. Benim talihsiz oğlumun ise tam olarak cinsiyeti bile belli değildi! On sekiz yaşındaki çocuk ne acılar çekti, altmışını geçti hâlâ da çekiyor. Kendi kabuğuna çekildi, köyde benimle sessiz sedasız yaşamına devam etti.

-Ne olur kusurumuza bakmayın. Biz sizin yaralarınızı deştik, nasıl üzgünüz bilemezsiniz!

– Sizin suçunuz ne? Ben anlatmak ihtiyacında olmalıyım ki tüm bunları size anlatıyorum.

-Peki oğlunuzu hastaneye götürmediniz mi tedavi ettirmek için?

-Burası Datça’nın küçük bir köyüydü, ben de genç, cahil, dul bir kadındım. Öyle olmama rağmen oğlumu hastanelere taşıdım; bundan elli-altmış yıl önce ne hastaneler ne de tıp gelişmişti. Oğlumun derdine hiçbir doktor çare bulamadı. Artık bu tip durumlar ameliyatla düzeltilebiliyormuş. Bu beni nasıl sevindiriyor bilemezsiniz. Demek ki artık oğlumun durumundaki çocuklar, gençler ve aileleri bizim çektiğimiz sıkıntıları, acıları çekmeyecekler.

Çok yoruldum, kendimi pek iyi hissetmiyorum, biraz uzansam iyi olacak.

-Elbette, dinlenirseniz iyi olur. Anlattıklarınız sizi üzdü ve yordu.

Hatice Nine, zorlukla koltuğundan kalkıp şirin, ahşap eve girdi. Üç kadın ne yapacaklarını bilemeden birbirlerine baktı, yaşlı kadının anlattıkları onları üzmüş ve sarsmıştı. Deniz kenarına konuşmadan yürüdüler, kendilerini Kızılbük’ün parlak sularına bıraktılar. Yüzdüler, daldılar, yüzdüler, daldılar. Ta ki Hatice Nine’nin yüzü gözlerinin önünden gidene kadar.

Akşam yemeğini karavanlarının bahçesinde sessizce yediler. Yemekten sonra herkes eline bir kitap alıp minik bahçelerinin bir köşesine çekildi. Hiç kimse okuduğundan bir şey anlamıyor, kitaba boş boş bakıyordu. Funda ayağa kalktı, kitabını masanın üzerine bıraktı. Karavana girdi, beş dakika geçmeden dışarı çıktı, elinde bir defter ve kalem vardı.

-Ben restorana gidiyorum, internete gireceğim. Çift cinsiyetliliği araştıracağım. Kafamı çok meşgul etti.

Semra:

-Sorma, ben de onu düşünüp duruyorum, bekle seninle geleyim.

Sevim:

-Durun, durun ben de geliyorum, Hatice Nine’nin anlattıkları hepimizi üzdü. Kadıncağız ne çile çekmiş!

Restorana yürüdüler, Sevgi Hanım gülerek karşıladı onları. Birer kahve ısmarlayıp bilgisayarın başına çöktüler.

İnternetten edindikleri bilgileri paylaştılar.

Funda:

-Çift cinsiyetlilik çok geniş kapsamlı bir konu, not almaya çalıştım; ancak araştırdıkça çoğalıyor.

Sevim:

-Hadi bizi merakta bırakma, neler öğrendin anlat.

My captured picture

Kapadokya Yılanlı Kilise’de Bir Hermafrodit(Hermit) Olan Aziz Onuphrius Freski /Aziz Onuphrius Mısır çöllerinde keşiş hayatı yaşayan bir hermitmiş.

-Bir insanda hem erkek hem de kadın cinsiyet organları mevcutsa o kişiye Hermafrodit ya da çift cinsiyetli deniyor.Çift cinsiyetlilik, erdişilik sözcüğü ile de tanımlanıyor.

Semra:

-Hermafrodit terimi, güzellik tanrısı Hermes ile aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in adlarından mı oluşturulmuş? Funda:

-Aynen! Tıbbi bakımdan kişinin gerçek cinsiyetinin ne olduğu konusunda kuşkuların bulunduğu anormal durumlar olduğundan Hermafrodit denmiş bu hastalığa. Hatırlarsanız Kapadokya Yılanlı Kilise’de uzun beyaz sakalları olan yarı erkek yarı kadın olan bir tasvir vardı. Aziz Onuphrius’muş bu tasvirdeki kişi, 4. veya 5. yüzyılda Mısır çöllerinde keşiş hayatı yaşayan bir hermafrodit yani hermit’miş.  Sevim:

-Çok ilginç, demek çok eski zamanlara dayanıyor bu çift cinsiyetlilik. Eee, nedeni neymiş peki bu hastalığın?

-Valla nedeni pek belli değilmiş; ancak insan var olduğundan beri çift cinsiyetliliğin olduğu söyleniyor. Kromozomlarda nedeni belli olmayan bir değişiklikten ötürü ortaya çıktığı sanılıyormuş erdişiliğin ya da çift cinsiyetliliğin. Yalnız bazı uzmanlar çift cinsiyetli doğum vakalarının akraba evliliğinden kaynaklandığını söylüyorlar.

Semra:

-Peki, bu hastalığın tedavisi mümkün müymüş?

Funda:

-Bu duruma göre değişiyormuş.

Sevim:

-Nasıl? Ne gibi durumlar?

Funda:

-İki türlü erdişilik varmış: Yalancı erdişilik, gerçek erdişilik. Yalancı erdişiliğin tedavisi daha kolaymış. Bazı profesörler hastalığın bazı türlerinin anne karnında bile teşhis edilebildiğini ve çift cinsiyetli doğan bebeğin, hastalığın bazı türlerinde birkaç haftada ilaç tedavisiyle iyileştirildiğini, bazı türlerinde ise hastanın ömür boyu hormon alması gerektiğini yazmışlar.

Fakat çok ilginç örnekler de var, mesela bir iki yıl önce bir kentimizde bir bebek dünyaya gelmiş, doktorlar bebeğin cinsiyetini bir türlü belirleyememişler.

Sevim:

-Bu gerçekten ilginç ve kötü bir durum! Her zaman rastlanacak bir olay değil…

Ben hastalığın teşhis edilebilmesi ve bazı türlerinin tedavi edilebilmesini iyi bir gelişme olarak görüyorum! Tıp sayesinde anneler-babalar-çocuklar Hatice Nine ve oğlu kadar acı çekmeyecekler.

Semra:

-Sen öyle san! Bir profesörümüz, çocukları cinsiyet belirsizliğiyle doğan ailelerin, psikolojik sıkıntı içine girdiklerini ve çocuklarının durumunu çevrelerinden saklamaya çalıştıklarını, sağlık kuruluşlarına iş işten geçtikten sonra başvurduklarını, bazı ailelerin ise sağlık kuruluşlarıyla temasa geçmediklerini, toplumsal baskının üst düzeyde olduğu bölgelerde hastalığın sıkça görüldüğünü ve gizlendiğini söylüyor.

Funda:

-Doğru, çok doğru! Bir başka profesör de çift cinsiyetle dünyaya gelen bebeğin ilk iki yıl içinde tedavi edilmesi gerektiğini, çift cinsiyetliliğin toplumda bir hastalık olarak kabul edilmesinin şart olduğunu yazmış.

Sevim:

-Çocuğunu doktora götürmeyenler çocuklarının cinsiyetini nasıl belirliyorlarmış?

Semra:

-Cinsiyet rolü, doğumda belirlenen cinsiyete ve kişi yetiştirilirken uygulanan davranış türüne göre belirleniyormuş.

Funda:

-Hatice Nine’nin oğlu gibi… Genellikle aileler çift cinsiyetli olan çocuklarının buluğ-ergenlik çağına geldiklerinde normale dönecekleri düşüncesindeymişler. Doktorlar bunun kesinlikle yanlış olduğunu, hastanın en kısa sürede tedavi altına alınmasını, çift cinsiyetli doğum vakalarının her geçen gün arttığını, toplumun bu hastalıkla ilgili olarak aydınlatılmasını söylüyor ve yazıyorlar.

Semra:

-Bu çift cinsiyetlilik sadece insanla ilgili değil, birçok hayvanda da görülüyormuş, hele çevre kirliliğinin artmasından sonra çift cinsiyetli doğan hayvan sayısı fazlalaşmış. Üstelik ülkemizde hermafroditlerin çok olduğu bir köy varmış. Önceleri bu köy halkı, çift cinsiyetlileri tuhaf kişiler olarak görmüşler, hermafroditler çoğalınca köylüler de bu durumu doğal görmeye başlamışlar. Hermafrodit olan kişilerden bazıları ameliyat olup erkek  veya kadın olmayı seçmişler. Ameliyat olmayan erdişiler, bunun Allahın takdiri olduğunu; Allahın vermediğini, kulun veremeyeceğini söyleyip hastalıklarını kabullenip yaşamlarını sürdürmüşler.

Onlar erdişilik-çift cinsiyetlilik-hermafrodit derken Sevgi Hanım masalarına oturdu.

-Sohbetiniz çok koyu, katılabilir miyim?

Funda:

-Tabii, buyrun. Çift cinsiyetliliği araştırdık, birbirimize anlatıyorduk.

Sevgi Hanım:

-Anneanne, size oğlundan söz etti sanırım.

Sevim:

-Öyle! Çok zor bir durum! Kadıncağız ne acılar çekmiş, yaşamı zor geçmiş.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Datça

Sevgi Hanım: Evet, yaşamı çok zor geçmiş; buralarda yaşamı zor geçmeyen yokmuş 20. yüzyılın başlarında. Bizler şanslıyız, buralar artık turizm cenneti. Herkes Datça’yı ve köylerinin güzelliğini görmeye geliyor. Datça hem gelenleri hem de bizleri mutlu ediyor. Turistlerin yöremizde rahat etmeleri, gönüllerince tatil yapabilmeleri için elimizden geleni yapıyoruz. Buradan genellikle memnun ayrılıyorlar, onların memnun olmaları bize ertesi yıl katlanarak geri dönüyor. Böylece bizler de rahat bir yaşam sürüyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s