SAVAŞÇI DİAGORAS (ÇAĞBA BABA) ve KARISI ARİSTOMAKHA’NIN PİRAMİDAL ANIT MEZARI (Turgutköy 7)

Şelale’ye giderken piramit şeklinde bir yapı gördüğümüzden bahsetmiştim, yukarıya doğru yükselen kayalıkların üzerine oturtulmuş olan bu yapı bir anıt-mezarmış. Turgutlular bu anıt-mezarı yakın zamana kadar türbe olarak kullanıyorlarmış. Bu mezarda yatan kişiye Çağba Baba küçük çocuklarsa Çağba Dede diyorlar. Uzun yıllar, yağmur yağması için Çağba Baba’ya çıkıp dua etmişler. Nineler, analar, gelinler çeşit çeşit yemekler hazırlar, çoluk çocuk Çağba Baba’nın alt tarafındaki büyük pînar ağacının bulunduğu alanda piknik yapar, dualar okurlarmış. Sonra da Çağba Baba’ya çıkılıp yağmur duası edilirmiş. Bazı kişiler mezara bozuk para, bazıları da su bırakırmış.

Arkeologlar, yakın zamanlarda yaptıkları araştırmalarla Çağba Baba’nın aslında M.Ö. 4.-3. yüzyılda yaşamış Diagoras adlı bir savaşçı olduğunu ortaya çıkarmışlar. Ve bu piramit yapının, savaşçı Diagoras ve karısı Aristomakha’nın anıt mezarı olduğunu saptamışlar. Anıt mezarın üzerindeki yazıtta yazılıymış burada yatan kişilerin adları.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Savaşçı Diagoras ve Karısı Aristomakha’nın Anıt Mezarı’nın Yeniden Kurulması -Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezinden Alınmıştır.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezinden alınmıştır.  Mezar Odasının Planı ve Piramidal Çatının Kesiti

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezinden Alınmıştır.

Yazıta göre piramit şeklindeki anıt mezarın tepesinde Diagoras’ın heykeli ve mezarın güneye bakan kapısının bulunduğu yönde piramidin başlangıç noktasının her iki tarafında aslan heykelleri varmış.

george e.Bean

İngiliz Arkeolog George Ewart Bean(1903-1977)

Uzun yıllar Türkiye’de kalan İngiliz arkeolog George E.Bean( 1903-1977) 1950 yılında Turgut Piramidal Mezarı’nı dolaşmış ve aslan heykellerinin parçalarının bulunduğunu söylemiş.

Türkiye’de bulunan tek piramidal mezar olduğu söylenen anıt-mezarın günümüze kadar gelebilmiş olmasını arkeologlar, mezarın türbe olarak kullanılmasına bağlıyorlar ve anıtsal mezarın Mısır yapılarından etkilenerek yapıldığını söylüyorlar.

SAMSUNG

Diagoras ve Aristomakha’nın Anıt Mezarı’nın Tabelası

Savaşçı Diagoras’ın anıt-mezarını yakından görmek için yola çıktık, köy merkezinden bir kilometre yürüdükten sonra anıt-mezarın olduğu yere geldik. Belli belirsiz bir patika görünüyordu, hava çok sıcaktı, cırcır böcekleri aralıksız ötüyordu, halkın ‘elengerek’ dediği zehirli bir yılana rastlamak kaygısıyla bastığımız yere çok dikkat ediyorduk.

Savaşçı Diagoras'ın Kayanın Üzerine Oturtulmuş Anıt-mezarı

Piramidal Anıt Mezar Bir Kayalık Alana Oturtulmuş- Fotoğraf: Mithat Okay

Büyük pînar ağacının bulunduğu söylenen yere geldik, o büyük pînar ağacının yerini çam ağaçları almıştı; görünürde söylendiği gibi büyük bir alan da yoktu. Patikamsı yolu takip ederek yukarıya anıt-mezara çıktık. Piramidal anıt-mezar vadi tabanından otuz beş, deniz seviyesinden altmış beş metre yükseklikte konumlanmış.

Savaşçı Diagoras ve eşi Aristomakha'nınPiramidal Anıt-Mezarı

Diagoras’ın ve karısı Aristomakha’nın Piramidal Anıt Mezarı ya da Turgutluların deyişiyle Çağba Baba’nın Türbesi     Fotoğraf: Mithat Okay

Anıtın küçük bir kapısı vardı, kapının önünde bir litrelik bir pet duruyordu içi su doluydu. Acaba biri bir dilekte mi bulunmuştu Diagoras’tan daha doğrusu Çağba Baba’dan? Önce mezarın içine baktık, sonra girdik. Aşağı yukarı dokuz-on metre kare bir alandı, yer kazılmış, toprak alt üst edilmişti. Anıt-mezarın içinde bir yığın çöp vardı. Binlerce yıl öncesinden günümüze kadar gelen bu yapıya gereken özenin gösterilmediği açıkça görülüyordu. Dışarıdan piramit şeklinde olan mezarın içi kubbe şeklindeydi. Anıt-mezarın dıştan görünüşü içine göre daha etkileyiciydi. Mezarın içi çok sadeydi, herhangi bir süsleme yoktu.

Hydas’ta ve Turgut’ta araştırmalar yapan Alman arkeolog Mathias Benter ve arkadaşları anıt-mezarın defineciler tarafından tahrip edildiğini, köy halkı da bazı kişilerin mezardan hazineler çıkardığını, o hazineleri çıkaran kişilerin hepsinin başına kötü olaylar geldiğini söylüyor.Turgutlular gerçek hazinenin Turgut’un kendisinin olduğunu çok iyi biliyorlar. Yine arkeologlar bu çevredeki tarlalarda pek çok keramik eser ve amfora bulduklarını bunu da eskiden Turgut’ta amfora atölyelerinin olmasına bağladıklarını yazmışlar.

Anıt-mezarın içinin fotoğraflarını çektikten sonra dışarı çıktık, anıt-mezardaki hazineler ne kadar güzel ve kıymetliydi bilmiyorum da anıt-mezardan görünen manzara olağanüstüydü. Tüm vadi ve çevresi ayaklar altındaydı, mezarın yeri çok doğru seçilmiş. Piramit mezarın en üstüne Diagoras’ın heykelini dikenler, Diagoras’ın tüm vadiye hakim olacağını, saygınlığının ve yaşamla olan bağının süreceğini düşünmüş olmalılar. Bin yıllar önce aslan heykellerinin durduğu yerler boştu.

Şahin Gümüş, Muğla Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Arkeoloji Anabilim Dalı’nda, 2003 yılında bu anıt-mezarla ilgili Yüksek Lisans Tezi hazırlamış. Tezinde yazdığına göre

s200_mathias.benter

Alman Arkeolog Mathias Benter

Alman arkeolog Mathias Benter’le görüşmüş, M. Benter, Şahin Gümüş’ü Turgut ve çevresinde 1998 ve 2000 yıllarında yapmış olduğu yüzey araştırmaları hakkında bilgilendirmiş ve ona kendi kişisel çizimlerini kullanması için izin vermiş.

SAMSUNG CAMERA PICTURESAnıt-mezar yazıtının Türkçe çevirisini, Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezi’nden aldım:

«Siz beyaz dişli hayvanlar, her zaman size öngörülen yerde kalın.

Çünkü ben en yukarıda olarak her şeyi gözetleyeceğim.

Ki hiçbir korkak adam gelip de mezara zarar vermesin.

Çünkü bu, savaşta ölen Diagoras isimli bir adamın ve

Örnek çocuklar yetiştirmesiyle

Ve kocasına sadakat anlayışıyla herkesten üstün olan

Ve babasının Aristomakha olarak adlandırdığı

Tanrılarla kıyaslanası karısının mezarıdır.»

Şahin Gümüş, yazıtta bahsedilen kişilerin adlarının Yunanca olduğunu, bu adların geçtiği başka yazıtlar bulunmadığını, Diagoras’ın bölgenin tarihsel sürecinde, kim olduğuna ve ne zaman yaşadığına dair bilgi olmadığını da belirtiyor. Arkeologlar Anıt Mezar’ın günümüze kadar gelebilmesini Turgutluların orayı Çağba Baba Türbesi olarak kullanmalarına bağlıyorlarmış. Gerçi bu piramidal anıt mezar yapıldığında değil İslam dini, Hristiyanlık bile yokmuş.

Bana Diagoras’ın eşi Aristomakha ile birlikte aynı anıt mezara gömülmüş olması ilginç geldi. Aynı zamanda ölmüş olmaları biraz tuhaf. Eskiden ölen eşle birlikte gömülmek için önemli kişilerin eşlerinin yarıştıkları, kendilerini feda ettikleri söylenegelir. Acaba Aristomakha da çok sevilen bir eş olduğundan dolayı eşi Diagoras’la birlikte gömülmek istemiş olabilir mi? Eşiyle birlikte gömülmek için ölümü tercih mi etti? Bunu bilmemiz ve o kadını anlamamız zor hatta olanaksız.

Savaşçı Diagoras’ın anıt-mezarına gittiğimiz günün gecesi mezara tekrar gitmek için içimizde büyük bir istek oluştu. Bu isteğe direnemedik. Aysız bir geceydi, gökyüzü yıldızlarla bezeliydi. Çevrede ışık olmadığından yıldızlar çok parlak görünüyordu. Hani elini uzatsan tutacakmış gibi! Anıt-mezarın olduğu yere geldik, asfaltı bırakıp taşlı topraklı araziden yukarı çıktık, yolumuzu başımıza taktığımız lâmbalar aydınlatıyordu, her yer kapkaranlıktı, doğanın sesinden başka ses duyulmuyordu. Sessizliğin sesi. Ben biraz korkarak, biraz ürkerek Mithat’ı takip ediyordum. Nereden aklımıza düşmüştü gece yarısı Diagoras’ı ziyaret etmek. Bir kere yola çıktık işte!

Mezarın üzerine oturduğu kayaya yaklaşırken bir takım karaltılar görünce durduk. Onlar da bizi fark etmiş olmalıydılar, başımızda yanan ışıkları mutlaka görmüşlerdir. Bir iki dakika bekledikten sonra yürümeye devam ettik, mezarın ön yüzüne vardığımızda geldiğimiz yönün ters tarafından aşağıya doğru koşturuyordu karaltılar. Çok tedirgin oldum, hadi geri dönelim, dedim. Mithat:

«Buraya gelmeyi benden çok sen istedin, şimdi niye geri dönecekmişiz. Hadi, şu anın tadını çıkar,» dedi.

Kendimi gözleniyormuş gibi hissediyordum, anıt-mezarın açık olan küçük kapısına bakarken gözüm biraz yukarı kaydı, anıtın iki yanına oturmuş yeleleri rüzgârda uçuşan iki iri kafa, kızgın iki çift göz ve sivri bembeyaz dişlerle karşılaştım. Korkudan kaskatı kesildim, bunlar gündüz yoktu. Ne zaman gelmişlerdi buraya? Tam durmaları gereken yerde duran iki aslan! Mithat’ın sesini duydum:

Yukarıya bak, diyordu. Felç olmuş gibiydim, başımı nasıl kaldırır da yukarı bakardım? O, yineledi:

Yukarı bak!

Büyük bir gayretle gözlerimi aslanların gözlerinin etkisinden kurtarıp başımı yukarı kaldırdım. O ne? Bu nasıl olabilir? Yukarda, piramidin tepesinde dimdik bir adam duruyordu, yüzü Hydas Akropolü olduğu söylenen yere dönüktü. O karanlıkta ben o adamı nasıl gördüm? Mantıksız bir durum vardı, önce aslanlar şimdi de tepedeki adam. Yoksa bu Diagoras mıydı? Yok canım, olmaz böyle şey! Hayal gücüm bana oyun oynuyor olmalı. Ya Mithat, onunla aynı hayali mi görüyoruz? Akşam yediklerimiz dokunmuş olmalı, ağır bir şey de yemedik ki… Gözlerimi yumdum, bir iki saniye öyle kaldım, sonra gözümü açıp bir daha yukarı baktım. Evet, evet adam orada hareketsiz duruyordu, yoksa o bir heykel miydi? Offf! Nereden bileyim? Karavanımıza gitmek istiyorum ben! Korkuyorum! Aslanlar hâlâ aynı yerdeydiler, hiç bu kadar yakından aslan görmemiştim.

-Gel mezara girelim!

-Hadi canım sen de, ben mezara falan giremem!

-Neden? İstedin geldik, içeri bir bakalım, gündüzden farklı mı değil mi?

-Aslanlara baksana, bizi içeri sokmaz bunlar.

-Çok komiksin, onlar heykel, bize ne yapabilirler ki?

-Ne heykeli yaaa! Şu gözlere baksana ateş saçıyor! Sen korkmuyor musun?

-Yooo! Neden korkacakmışım? Lâmbalarımız mezarın içini aydınlatır, hadi gel bakalım Diagoras’ın mezarına.

Bacaklarım titreye titreye bir iki adım attım, aslanlara bakmamaya çalışarak mezarın kapısına geldim. Sabah gördüğümüz içi su dolu pet şişe devrilmiş, yan yatıyordu. Mithat mezarın içine atladı, arkadan elini uzattı, kafamı eğdim, iki büklüm olup küçük kapıdan içeri girdim. Artık mezarın içindeydik yavaşça başımı yere eğdim, başımdaki lâmba üzerine bastığımız yeri aydınlattı. Sabah yer, toprak ve taş yığınından ibaretti, şimdiyse tam ortada bir lahit ve lahitin üzerinde iki tahta sandık duruyordu. Bu kadarı da fazlaydı! Artık hiç olmayacak şeyler görmeye başlamıştım. Mithat’ın yüzüne baktım, gergindi, böyle bir şey beklemiyordu anlaşılan. O anda yukarda bir hareketlenme oldu. Bu da ne derken kubbeye yerleşmiş yarasalar uçuşmaya başladı. Mezarın kubbesi çok esrarengiz görünüyordu. Titrediğimi hissettim.

-Buradan çıkalım, diye fısıldadım.

-Önce sandıkların içine bakalım.

-Ben hayatta bakmam!

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Anıt Mezarın Kapısının İçten Görünüşü

Geri döndüm yerden elli-altmış santim yüksekliğindeki kapı girişine çıkmaya çalışırken, elim sert, soğuk bir madene değdi. Eğilince lâmbam elimin değdiği şeyi aydınlattı, işaret parmağımın yarısı kadar parlak sarı madeni, korka korka elime aldım. Bir kadın başıydı bu ve kadının göğsünden boynuna doğru bir yılan sarılmıştı, yılanın kafası kadının çenesindeydi. Bazı köylüler kırk-elli yıl önce buldukları gövdesine yılan sarılı bir kadın başından bahsediyorlardı, bu onların bulduklarından biri miydi? Yoksa bu! Anıt-mezarda yatan Diagoras’ın karısı Aristomakha’nın altın büstü müydü? Pek güzel bir kadın değilmiş doğrusu! Altın büstü elimden bırakmak istiyorum, bir türlü bırakamıyorum, sanki elime yapıştı. Onu atamıyorum. Elim ağırlaştı, külçe gibi oldu, kolum da öyle… Elim, kolum! İmdaaaat! Kolumu kurtaramıyorum! Yardım edin lütfen! Ben bu altını istemiyorum!!! Bırak beni! Her yanım altın büstlerle doldu, hepsi bir yerime yapışıp beni toprağın altına çekiyor, toprağa gömülüyorum… Kurtarın beni… Kurtarıııııın! Bağırıyorum, bağırıyorum sesim çıkmıyor… Boğuluyorum, kolum, kolumu hissetmiyorum. İmdaaaaaaaaat!!! Nihayet sesimi çıkarabildim. Sesimi duymamla gözümü açmam bir oldu. Ohhh! Şükürler olsun kâbusmuş! Kolumun üzerine yatmışım, uyuşmuş. Kolumu oynatamıyorum. Gözümü kapatmak istemiyorum, kendimi o mezarda bulacakmış gibi oluyorum. Yataktan kalktım, bir bardak su içip kendime gelmeye çalıştım.

Uzmanlara göre gördüğümüz rüyalar aynı gün yaşadıklarımızın muhasebesiymiş, beyin hiç uyumazmış, biz uyurken de gün boyu yaşananları saklamak için belli bir sıraya dizermiş. Bugün yaşadıklarımdan çok etkilenmiş olmalıyım ki gerçek gibi bir rüya, daha doğrusu kâbus gördüm. Kâbusun etkisini üzerimden atmadan yatağa giremedim.

Ertesi gün anıt-mezarı, hazineleri, defineleri, Aristomakha’nın altın büstlerini unutup uzun bir yürüyüş yapmaya karar verdik. Turgut ve çevresinde yürüyüş yapmak çok keyifli. Pek çok yürüyüş rotası izleyebiliyorsunuz. Yorucu bir yürüyüş yapmak istemiyorsanız Turgut’un merkezindeki ‘Denize gider’ levhasının gösterdiği yoldan sahile inip okaliptüslü yoldan köye geri dönebilirsiniz. Aşağı yukarı beş kilometre olan bu turu bir saatte tamamlayabilirsiniz.

Biraz daha uzun bir parkur isterseniz köyün merkezinden sola saparak şelaleye yürür şelalenin sularında serinledikten sonra geri dönebilirsiniz. Bu da toplam dokuz kilometredir. Şelaleye ana yoldan gidip gelirseniz en az on bir kilometreyi göze almanız gerekir.

Turgut’tan Bayırköy’e gitmek dokuz kilometre, bir buçuk-iki saatte yürünebilir. Bu yolda oklu kirpilere rastlamak mümkün.

oklu kirpi

Oklu Kirpi           Foto: İnternet’ten

Merak etmeyin oklarını atmazlar, sizi görünce olanca hızlarıyla kaçarlar. Biz oklu kirpi gördük, ancak fotoğrafını çekemedik.

IMG_20190329_200707 oklu kirpinin okları ab

Oklu Kirpinin Okları

Yürüyüş yaptığımız yerlerde oklu kirpilerin attıkları okları görüp topladık.

Turgut-Selimiye arası da 11-12 kilometre, yürünebilecek bir mesafe yani.

Başka bir rota da Bozburun-Hisarönü yolunu takip ederek Orhaniye’ye gitmek, gidiş geliş on iki kilometreyi bulur. Yolu uzatmak isterseniz Orhaniye’den Hisarönü’ne devam edebilirsiniz.

BOZBURUN YARIMADASI- ORHANİYE’DEN TURGUT’A (Turgutköy2)

Eski çağlarda antik kentlerin bulunduğu koylar ve köyler günümüzde olağanüstü güzellikleriyle görenlerin aklını başından alıyor. Bu güzellikleri görmek ve yaşamak için Marmaris-Datça yolunun 18. kilometresinde gördüğümüz Bozburun-Selimiye-Turgut Şelalesi levhalarının işaret ettiği yöne, sola döndük karavanımızla. Böylelikle Marmaris’in en nadide koylarının bulunduğu Bozburun Yarımadası’nı keşfe çıktık. Tabii günümüzde buraları artık mahalle oldu. Selimiye Mahallesi, Turgut Mahallesi, Hisarönü Mahallesi, Bayır Mahallesi, Söğüt Mahallesi vb.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Hisarönü Körfezi

Hisarönü’nü geçtikten sonra art arda iki üç nefis koyun sıralandığını gördük. Yeşillikler içindeki mavi koylar…

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi-Ucba

Döne kıvrıla virajları geçtik, her viraj bizi bir başka güzellikle karşılaştırıyordu. Maviyle yeşilin buluştuğu, diz dize, göz göze, koyun koyuna, sarmaş dolaş olduğu; büyük aşk yaşadığı koylar.

IMG_20180822_075429-a

Hisarönü Körfezi-İnbükü

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bozburun Yolu

Sağ tarafımız deniz, sol tarafımız ormanlarla kaplı yükseltilerle çevrili. Keskin bir virajı döner dönmez oldukça aşağıda ışıltılı turkuazın üzerine sıralanmış yüzlerce beyaz tekne karşıladı bizleri, martılar misali salınmaktaydılar Martı Marina’da.

DSC06493-orhaniye a

Orhaniye-Kızkumu

DSC05897orhaniye bük a

Orhaniye-Bük

DSC05899orhaniye bük a

Orhaniye-Bük

DSC05243orhaniye bybasos adası a

Orhaniye-Bybassos Adası, Kızkumu

DSC06009orhaniye bük a

Orhaniye-Bük

Koyun ortasındaki adacıkta antik Bybassos Krallığı’nı anımsatan kale kalıntısı, zamana meydan okurcasına yıkık dökük yükseliyordu. Yola devam edip Orhaniye’nin ünlü Kızkumu’nu geçiyor, denize sıfır yolu bitirip bir yokuşu tırmanıyoruz. Orhaniye bitti. Ancaaak yokuşun en üst noktasında Orhaniye-Kızkumu’nu seyretmek için durduk. Denizin ortasında uzayıp giden ‘kızıl yol’ üzerinde karıncalar gibi yürüyen insanlar; Kızkumu’nu çevreleyen üstü çam ormanlarıyla kaplı yüksek tepeler, yüksek tepelerin her yandan kol kanat gerdiği yemyeşil vadi.

DSC08296orhaniye-kızkumu-deve a

Orhaniye-Kızkumu ve Deve

Orhaniye-Kızkumu 056A

Orhaniye-Kızkumu-Martı Marina

SAMSUNG

Orhaniye

IMG_20180509_123043orhaniye deresi a

Orhaniye Deresi

Vadinin ortalarından kıvrıla kıvrıla denize yürüyen dere, derenin iki yanında boy atmış sazlıklar, denizle derenin birleşim yerinde yaşam alanlarını oluşturmuş deniz börülceleri…

DSC05878

Hisarönü Körfezi

Güneş, ışıklarını denizin üstüne yaymış; denizin üstü pırıl pırıl, şıkır şıkır ışığa kesmiş. Doğa tüm renkleri ve ışıltısıyla görenleri kendine hayran bırakıyor. Denizin rengine, sakinliğine, çevrenin güzelliğine bakmaya doyamıyoruz.

Kızkumu’nun enfes manzarasını bırakmaya gönlümüz razı olmuyor da sonraki köylerde de pek çok güzellik olduğunu düşünerek yola devam ediyoruz.

IMG_20181213_173203

Orhaniye-Turgut Yolu

Tepeden inerken yolun sağ tarafında kayalar, sol tarafındaysa çam ağaçları duvar oluşturmuş, ağaç-duvar aşağıda neler olduğunu bize göstermiyor. Yokuş keskin bir virajla noktalanıyor, sola dönüyoruz.

Orhaniye-Kızkumu 051a

Orhaniye-Kızkumu-Bük

Keskin virajı dönerken, kısa bir an, bir deniz görüntüsü mü çarptı gözümüze? Pek de oralı olmadık, aklımız hâlâ Kızkumu’nun görsel şölenindeydi, bir iki kilometre sonra yol ikiye ayrıldı. Sağ tarafı işaret eden tabelada Turgut, soldakinde Bozburun yazıyordu.

DSC06515 turgut a

Turgutköy

DSC06534turgut a

Turgutköy

Turgutköy’e ilk kez 1995’te gelmiştik, ünlü halı mağazalarını ve şelalesini görmek üzere. Turgut’a girdikten iki yüz metre sonra solda taştan yapılmış eski ahırlar silsilesindeydi halıcılar. halı 1halıBurada Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde dokunmuş halılar satılıyor, dışarıya ihraç ediliyor, aynı zamanda imalat da yapılıyordu. Amacımız halı mağazalarını gezmek, değişik yörelerin halılarını görmekti. Halı almak gibi bir niyetimiz yoktu! Ama burada görev yapan satış elemanları hiç düşünmediğimiz halde bize halı sattılar. O mağaza senin bu mağaza benim diyerek restore edilmiş ahırlara girdik çıktık, çeşit çeşit halı gösterdiler… Biz:

“Halı almayı düşünmüyoruz,” dedikçe onlar:

“Hiç önemi yok, siz şunları da görün,” diyorlar, halıları ayağımızın dibine atıveriyorlardı. Ahırdan ahıra dolaştıkça onlarca halı ayağımızın altına seriliyordu. Öyle böyle derken bir de baktık bir halı almışız.