NADİDE BİR BÜK-2/ ORHANİYE-KIZILYOL(KIZKUMU)-KIYI OKU SÖYLENCELERİ

 

SAMSUNG CAMERA PICTURESKızıl yol bitti. Su derinleşti. Durdum, burada artık yürünemez, yüzülür. Çevreme bakıyorum, yürüyen yüzlerce kişinin de benimle yolun sonuna vardığını umuyorum. O ne? Benden bir adım önde duran iki genç kızdan başka kimseler yok ortalıkta. İkisine de aynı uzaklıktayım. Duruyoruz. Kısa bir an  dönüp bana bakıyorlar, ikisi de uzun, kızıl saçlı, birinin saçları dalgalı diğerininki düz. Düz saçlının gözleri mavi, dalgalı saçlı kızın gözleriyse yeşil. Doğrusu hoş kızlar! Ama çok dalgın ve düşünceli görünüyorlar. Yoksa dilek mi tutuyorlar? Söylentilere göre bu yolun sonuna kadar gidip dönen kişilerin tuttukları dilekler gerçekleşiyormuş.

My captured picture

Orhaniye-Kızkumu

Ben dilek tutmadım. Kızkumu’yla ilgili değişik söylenceler (efsaneler) dolaşıyor dillerde. O söylenceler belleğimde uçuşuyor. Anadolu söylenceler diyarı, yolumuz nereye düşse orayla ilgili sayısız söylenceyle karşılaşıyoruz.

Dalgın dalgın, karşı büke bakan kızıl saçlı güzeller aniden bana döndüler ve aynı anda:

-Söylence mi dediniz? diye haykırdılar.

– Söylence dedim mi demedim mi? bunu anımsamıyorum da söylenceleri düşündüğümü biliyorum. Ya sizler, duydunuz mu Kızkumu’yla ilgili söylenceleri? diyorum.

-Duymak mı? diyor dalgalı, kızıl saçlı olan. Hayır, duymadım! Anlatılanları yaşadım, yaşadım ve öldüm.

-Aaa! Nasıl olur böyle bir raslantı? Ben de yaşadım, çok korktum; ama deniz yardımıma yetişti, beni korsanlara vermedi, dedi diğer kızıl saçlı.

– Neee? Neyi yaşadınız? Ne diyorsunuz siz? diye şaşkınlıkla sordum. Sahi, ne anlatıyorlar bunlar? Söylenceler söylencedir…

Önce ben anlatayım, dedi dalgalı, kızıl saçlı, yeşil gözlü olan:

“Çok çok eskilerde yaşadım. Size göre binlerce yıl önce. Babam bu yörenin hükümdarıydı. Beni çok sever, gözünden bile sakınırdı. Bu büke her gün küçük bir tekneyle gelen bir balıkçıya âşık oldum, o da bana sevdalandı. Birbirimizi görmeden duramıyorduk. Onunla evlenebilmem olanaksızdı. Ben bir hükümdar kızıydım o ise bir balıkçıydı. Onu küçümsediğimi sanmayın, o benim için çok değerliydi. Ancak o zamanın töresi, bizim evlenmemize izin vermiyordu. Biz bunu bile bile her gece buluşuyorduk. Ah aşk! Töre, kural, hükümdar, prenses, balıkçı tanımaz. Aşk, her zorluğa göğüs gerer, her töreyi alt üst eder, her şeye karşı koyabilir. Aşk korku nedir bilmez. İkimiz de aşkımızla ölüme meydan okuyorduk. Ben her gece kumsalda bulunduğum yeri ışıkla işaret ediyordum, o minik teknesinin küreklerini hızlı hızlı çekerek bana koşuyordu, gün doğana kadar birlikte oluyorduk.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Kızkumu

Sevgili babam bu durumu öğrenmiş, askerlerine -belirlediği bir gece- beni tutmalarını ve sevgilime (balıkçıya) işaret göndermelerini emretmiş. Ve o aysız gecede askerler beni yakalayarak sevgilime işaret gönderdiler. Karanlık, sessiz, sakin bir geceydi. O karanlıkta ve sessizlikte duyduğum tek ses sevgilimin bana bir an önce kavuşmak için çektiği küreklerin suya dalıp çıkma sesiydi. Onlarca asker onun kıyıya çıkmasına izin vermeyecek, onu acımadan öldürecekti, buna izin veremezdim. Beni tutan askerden nasıl kurtulduğumu anımsamıyorum.

SAMSUNG

Orhaniye-Kızkumu-Kızıl Yol ve Merkez Mahallesi(Turgut Ağnak Tepe’den Kızkumu’na Bakış)

Kendimi denizin içinde koşarken buldum, ben suda koştukça su derinleşeceğine bastığım yer kumdan yol oluyordu. Arkamdan koşan askerler ise denize gömülüyordu. Nefes nefese koşuyordum, çok yorulmuştum, ona çok yaklaştığımı hissettim, onun nefesini duyuyordum. Nefesini yüzümde hissettiğimde büyük bir sevinç ve aynı anda korkunç bir acı duydum. Acımın nedeni sevgilime atılan oktu, o ok beni vurmuştu. Onun kollarında son nefesimi verdim, daha sonra bizi ne gören ne duyan oldu. Söylenceye göre kanım denize karışınca bu kum yol kızıla boyanmış.”

Bitti mi? diye sordu uzun, düz, kızıl saçlı, mavi gözlü genç kız ve devam etti.

-Senin söylencen benimkinden daha anlamlı! Sen aşk için büyük bir aşkla âşığınla yitip gitmişsin. Bu güzel bir son!

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bybassos Adası
SAMSUNGOrhaniye-Kızkumu

“İki belki de üç bin yıl önceydi. Kentimizin adı Bybassos’tu. Babam Bybassos’un kralıydı. Ben de onun biricik kızıydım. Güzelliğim ve ülkemin güzelliği dillere destandı o zamanlar.Bunun için de sürekli korsanlar saldırır, savaşlar olurdu. Uzuun bir savaş sonrası düşmanlarımız Bybassos’u ele geçirdiler. Babamı ve halkımızın büyük bir bölümünü öldürdüler. Üzüntümü bir az olsun hafifletebilmek için deniz kenarında dolaşıp iri kum tanelerini ve irili ufaklı taşları topluyor, eteğime dolduruyordum. Kıyıya yanaşan korsan teknelerini fark etmedim, korsanların bana doğru geldiğini görünce onlardan kaçmak için denizin içinde koşmaya başladım, yüzme bilmiyordum. Denizde koştukça eteğimdeki kumlar ve taşlar denize dökülüyor, kumların döküldüğü yerler kumdan set oluşturuyordu. Çok korkmuştum, bir an önce karşı kıyıya ulaşmak istiyordum, ama hava karardı, nereye gittiğimi göremiyordum. Eteğimdeki taşlar da tükendi, kum ve taşlardan oluşan yol bitti. Sular derinleşti, ben sularla bütünleştim, deniz beni korsanlara vermedi.”

İşte benimle ilgili anlatılan söylence de bu! İkimiz de karanlıkta denizin koynunda yitip gitmişiz.

DSC06070-mehmet aksoy-deniz kızı heykeli a

Mehmet Aksoy’un Deniz Kızı Heykeli

Kızkumu’nun bittiği yerde Mehmet Aksoy’un Deniz Kızı Heykeli’nin durduğunu hayal ediyordum. Deniz Kızı Heykeli’yle bu olağanüstü güzellikteki doğa parçası hoş bir ikili oluştururlardı. Bu muhteşem doğaya muhteşem bir sanat eseri çoook yakışırdı doğrusu! Ama bu düşüncemden hemen vazgeçtim, Kızkumu’nda yürüyenler Mehmet Aksoy’un yontusunun üzerine olur olmaz sözcükler yazabilirdi, pek çok yerde bunun örnekleri var bildiğiniz, gördüğünüz gibi. Hiç kimse o yontu yapılırken duyulan heyecanı, verilen emeği düşünmüyor sanırım. Düşünseler o güzelim heykelleri kargacık burgacık yazılarla kirletmezlerdi. Evet evet, heykelin buraya konulmasından vazgeçtim. Çok komik, sanki hemen o heykeli oraya koymayı düşünenler var da(!) Ben kendi kendime düşünüp karar veriyorum. Bir yandan Deniz Kızı Heykeli’ni hayal ederken diğer yandan kızıl saçlı güzellerin kendileriyle ilgili anlattıkları söylenceleri dinliyordum. En son denizin koynunda yitip gitmişiz, diyordu biri. Bu doğru değildi, yitip gitseydiler binlerce yıldır söylenceleri söylenegelir miydi? Onların bu söylencelerde sonsuza kadar yaşayacaklarını düşündüm. Bu düşüncemi onlara söylemek için durdukları yere baktığımda ikisini de göremedim. Gitmişlerdi.

Kızkumu’yla ilgili söylenceler, Anadolu’nun birçok bölgesinde olduğu gibi hüzünlü, sonu ölümle biten söylenceler ne yazık ki!

My captured picture

Kızkumu

Kızkumu’nu ilk gördüğümde ona ‘kızıl ok’ demiştim, ok gibi denizin içinde ilerliyordu kızıl renkli kumdan set. Bu çeşit oluşumlara meğer ‘kıyı oku veya kıyı kordonu’ deniyormuş. Dalga ve akıntılar, kıyılardan taşıdıkları maddeleri, küçük koylarda biriktirerek bir ucu karaya bağlı ve denize ok şeklinde uzanan yığıntılar meydana getirerek kıyı okunu oluşturuyormuş, Kızkumu da böyle oluşmuş. O bir kıyı oku! Şayet kıyı oku (kordonu), bir koyun önünü kapatacak şekilde gelişirse kıyı kordonu gerisinde lagün oluşurmuş. Kıyı oku burada koyun önünü kapatmamış; ama Kızkumu’nun sol tarafında yüzmek olası değil, burası sazlık ve bataklık.

SAMSUNG

Orhaniye-Kızkumu Deniz Börülcelerinin Olduğu Alan

Vadiyi ikiye bölerek denize dökülen dere ağzının etrafı ise deniz börülcelerinin yaşam alanı. Yazın yemyeşil, sonbaharın başlarında pembe daha sonra koyu pembe, kışın kahverengiye boyanan deniz börülceleri… Turkuazla ne hoş bir armoni oluşturuyor.

PENTAX Image

Orhaniye-Kızkumu Sahili’nde Bir Restoran

Kızkumu’nun özellikle yaz aylarında ziyaretçisi çok, bilhassa ‘cip-safari’ye katılan yerli- yabancı turistlerin mutlaka uğradıkları bir yer Kızkumu. Kimi günler aynı anda bin, gün boyunca ise beş bin kişi yürüdüğünden Kızkumu zarar görüyor, köy halkı ve çevreciler Kızkumu’nun girişine turnike kurulmasını ve bu doğal yolda aynı anda en fazla elli kişinin yürümesini istiyor.

Ayrıca Marmaris Çevre ve Turizm Gönüllüleri Derneği Yöneticileri de Kızkumu’nun Orhaniye Koyu’ndaki doğal akıntılar ve su altı florasındaki değişikliklerden dolayı zarar gördüğüne dikkati çekiyor. Sorunun, bölgede deniz dolgularına izin verilmemesiyle ve yatların, teknelerin denize demir atmalarının engellenmesiyle çözülebileceğini, 25 yıl önce yürüyenlerin topuklarını ıslatan suyun, şimdilerde insanların diz kapağına ulaştığını, önlem alınmazsa Kızkumu’nun her geçen yıl daha fazla sulara gömüleceğini söylüyorlar.

Kızkumu gibi harika bir oluşumun yok olup gitmesi korkunç bir durum. Bir an önce önlem alınması gerekiyor.

IMG_20180509_124005kızkumu başlangıcı a

Kızkumu Başlangıç Noktası

Deniz üstündeki yürüyüşümü bitirip Kızkumu’nun başlangıç noktasına döndüm, karavanımız park yerinde uslu uslu bizi bekliyordu. Burada bir kafe var, Kızkumu’nda yürüyenlerin dinlenip bir şeyler yiyip içtiği… Park yerinde karavanımızdan başka en az yirmi cip park etmişti. Cip safarilerle Bozburun Yarımada’sını gezen turistler deniz okunda yürüdükten sonra kafede ve plajda Kızkumu’nun keyfini çıkarıyorlar. Ciplerin arasından geçip deniz kenarında durdum, çevreme baktım. Tam karşımda duran minik ada ve üzerindeki kale kalıntısıyla göz göze geldik. Davetkâr bakışları vardı, sanki ‘şimdi sıra bizde, bize gelin’ diyordu o bakışlar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s