TURGUT (Turgutköy5)

Selimiye, Bozburun, Söğüt’ü dolaştıktan sonra Marmaris’e dönmeyi düşünürken Turgut Şelalesi ve tam karşısında da Turgut levhasını gördük. Gündüz şelaleye gittiğimiz yolu hatırladık, sola sapıp dört buçuk kilometrelik dar yola girdik. Hava neredeyse kararacaktı.

Turgut’a varınca Afrodit Restoran’ın karşısına park ettik karavanımızı, tüm gün o köy senin bu köy benim dolaşmaktan yorulmuşuz, hemen yemek hazırlığına giriştik, yemeğimizi yedik, sonra da -köy ve çevresini yarın dolaşırız deyip- uykunun kollarına bıraktık kendimizi.

Sabah erkenden uyandık, köyü dolaşmaya çıktık. O gün bayramdı, yollarda gördüğümüz herkes birbiriyle bayramlaşıyordu, bu arada bize de selâm verip bayramımızı kutluyorlardı.

turgut-istanbul-martı 013a


turgut 2 057

Turgut’un Güzel Kızları,Yakışıklı Erkek Çocukları 

Bu çok hoşumuza gitti. Hele çocuklar! Tertemiz giyinmiş, evlerin kapılarını çalıp el öpüyorlardı.

Bir gün önce görüp üzerinde düşündüğümüz ‘Denize gider’ levhasının işaret ettiği yolu takip ederek deniz kıyısına vardık. Turgut’un meğer denize kıyısı varmış.

kamil dürüst 019-turgut koy sular altında a

Turgut Sahili Yağan Yağmurlardan Sular Altında

Turgut koyu bakımlı bir koy değildi; o bakımsızlığına karşın doğası harikaydı!

kamil dürüst 026-turgut koy dere ile denizin karıştığı yer a

Turgut’ta Dere ve Denizin Birleşme Noktası

Hisarönü Körfezi’nin en doğal, en bakir koylarından birinde olduğumuzu anladık. Koyu, çepeçevre kuşatan tepeler denize kadar çam ormanlarıyla bezeliydi.

DSC06009turgut koy a

Turgut Koy

Denizin rengi kıyılarda ormanların yeşil rengini almış, açıklarsa turkuazdı.

Turgutköy 069koyu ve tekneler a

Turgut’ta Denizdeki Guletler

Bulutlar dingin suya vurmuştu, denizde üç-dört gulet kırık dökük bir iskeleye bağlıydı.

Turgut 061koyu ve tekneler a

Turgut Koy’da Karaya Çekilen Tekneler

Dört-beş gulet de karaya çekilmişti. Guletlerin hemen arkasında kiliseye benzer, tavanı

Turgutköy kilise 062 a

Turgut Koy’daki Küçük Kilise Kalıntısı

olmayan, içini otlar bürümüş tarihi bir yapı ve koyun sol tarafında da kalıntılar vardı.

DSC06468turgut kümes hayvanları ella a

Turgut Koy’daki Kümes Hayvanları Özgürce Dolaşıyorlar

 

DSC06471 turgut a

Turgut Koy’un Sol Tarafı

turgut 3 006a

Turgut Sahili

DSC06456turgut sahili a

Turgut Sahili

Sahildeki restoranın sahibinden kilisenin Bizans Dönemi’nden kaldığını, diğer tarihi alanınsa üç odalı bir hamam kalıntısı olduğunu öğrendik. Koyun sağında uzanan yarımadayla ana karanın tam ortasında sekiz-on katlı yarım kalmış bir hayalet otel inşaatı duruyordu.

Turgut 129 a

Turgut’ta Denizle Birleşen Dere

Çok çirkindi! Tam on sekiz yıldır o haldeymiş. Turgut yolu deniz kenarından geçmediği için Turgut’un sahili pek bilinmiyormuş. Sahilin sağ tarafı deniz börülcelerinin yetiştiği yarı sulu yarı kuru bir alandı.

Turgut 038a

Pembe Renkli Deniz Börülceleri

Turgut 106a

Deniz Börülceleri

Turgut 108 agPembe deniz börülceleri bu alanı bir halı gibi kaplamıştı. Börülcelerin pembesiyle denizin mavisi muhteşem bir ikili oluşturmuşlardı. Baharda ve yazın yeşil olan börülcelerin rengi sonbaharda önce pembeye sonra kırmızıya, kışın da kahveye dönermiş.

Denize sırtımızı döndük, karşımızda çamlık yüksek tepelerle çevrilmiş zümrüt gibi bir vadi sere serpe uzanıyordu. Daha sonra köyün doğusundaki tepenin Mermerlik, batısındakinin Ağnak, güneyindekinin de Kuman Tepesi olduğunu öğrendik. Ve vadinin sol tarafında, köye doğru uzanan ağaçlıklı yolu görünce oraya yöneldik.

SAMSUNG

İki  Tarafında Okaliptüs Ağaçları Olan Dere

Yolun kenarına geldiğimizde bir dereyle karşılaştık. Dere denize mi akıyordu, yoksa deniz mi dereye girmişti? Derenin iki yanı toprak yoldu ve derenin iki tarafında ağaçlar yükseliyordu. Okaliptüsler! Yirmi, otuz metre boyundaki okaliptüsler derenin üstünde birleşiyorlardı. Burası, burası…

SAMSUNG

Gökova’ya Yukarıdan Bakınca İki Tarafında Okaliptüs Olan Yol Akçapınar’a Doğru Uzanıyor

Gökova’daki okaliptüs ağaçlı yola benziyordu. Muğla’dan Gökova’ya gelirken Sakar Geçidi’nin en yüksek yerinde aracımızı park edip Gökova’nın muhteşem manzarasını seyrederiz her zaman: ekili araziler, denizi döven dalgalar, ve okaliptüs ağaçlarının oluşturduğu upuzun ağaç yol. Gökova’ya inince de iki tarafında okaliptüslerin sıralandığı yolda yürümekten hoşlanırdık. Yıllardır hayran olduğumuz yolun bir benzeri buradaydı.Turgut-Bozburun yolundan farklı zamanlarda en az üç-dört kez geçmiş ve bu okaliptüsleri fark etmemiştik!

Okaliptüslü Toprak Yol A

Turgut Okaliptüslü Yol

 

20160104_134436-a.jpg

Turgut Sahilinde Karavanlar

Derenin iki yanında uzanan toprak yollardan denize giderken en sıcak günde bile okaliptüsler sayesinde sıcağı hissetmez insan diye düşündük. Biraz ileride bir köprü vardı, iki yakayı birleştiren.

Derenin sağındaki toprak yolu takip ederek köye doğru yürüdük, derede kurbağalar, su kaplumbağaları yaşıyordu; derenin suyu iki yüz metre sonra kurudu. Artık içi, irili ufaklı taşlarla dolu kuru bir dere uzanıyordu önümüzde. Kuru derenin sağı solu ekili tarlalarla çevriliydi, her yer yemyeşildi. Ağaçlar meyve doluydu. Ne kadar güzel bir köydü burası!

SAMSUNG

Turgut’un Yemyeşil Tarlaları

Burası bizim aradığımız köy müydü yoksa? Tertemiz havası, dinginliği, yeşilliği, turkuaz denizi, yüksek tepeleri, güler yüzlü insanları bizi kendine çekti, oldukça etkilendik.

Turgut Vadisi çoook eski çağlarda denizmiş, zamanla alüvyonlarla dolmuş. Günümüzde, denizden üç kilometre içeride açılan kuyulardan deniz kabukları çıkıyormuş. Turgut Köy denizden iki kilometre içeriye kurulmuş, köye dönünce önce köyle ilgili bilgi aldık, sonra da küçük bir arsa. Derenin yanıbaşında, okaliptüslerin gölgesinde, içinde kocamaaan bir incir ağacı olan bir arsa. Karavanımızı incir ağacının yanına çektik. Masamızı koltuklarımızı karavanımızın önüne attık, hamağımızı kurduk. Köylüler her sabah ineklerini, keçilerini, koyunlarını otlatmak için tarlalarına götürüyorlardı. Karavanımızın önünden geçenler, mutlaka selam verip halimizi hatırımızı soruyorlardı.

SAMSUNG

Tarlaya Giderken Turgutlu Havva Hanımı Taşıyan MERSEDES

SAMSUNG

Tarladan Toplanan Fıstıkları Taşıyan Eşek

Motorsiklete bindirilmiş bir keçi, bisikletle, eşekle ya da modern bir araçla tarlasına giden köylüleri görmek olasıydı. Tavuskuşu 2Bir tavuskuşu kuyruğunu açmış tüm haşmetiyle toprak yolda salınarak yürüyor, dış görünümünün muhteşemliğiyle tezat olan kötü sesiyle şarkılar söylüyordu. .Aralık ayının ortalarında olmamıza rağmen hava günlük güneşlikti.

Kışları ılıman geçen Turgut’un toprakları da çok verimliymiş, Turgutlular yılda üç defa ürün alırlarmış.

SAMSUNG

Dalında Yer Fıstığı

Turgut’ta yetişen yer fıstığı Türkiye’nin en kaliteli fıstığıymış; iç ve dış piyasada fıstığın istenilen fiyata satılamaması fıstık ekimini bitirmiş. Son yıllarda Turgutlular kendilerinin yiyeceği kadar fıstık yetiştiriyorlarmış. Sonbaharda ve kışın Turgut çok yağış alırmış. Yağmur, tropik ülkelerde olduğu gibi günlerce yağarmış. Üç gün, dört gün aralıksız yağan yağmurun ardından bir güneş açarmış, kendinizi ilkbaharda zannedermişsiniz.

ev-dere 079

Yağmur Fazla Yağınca Sonradan Açılan Kanal(Dere) Denize Doğru Hızla Akıyor

Aşırı yağan yağmurlar, altmışlı yılların sonuna kadar çiftçiye çok zarar vermiş. Dağlardan, tepelerden, şelaleden inen sular tüm vadiyi sular altında bırakır, mahsulü mahvedermiş.

DSC06413 kuru dere a

Turgut’ta açılan kanal ve okaliptüs ağaçları

Turgutköy 017a

Turgut’ta açılan kanalın iki yakasını birbirine bağlayan köprülerden biri

1970’te köy halkı, muhtar ve devlet el ele vermiş, şelaleden gelen derenin devamı olarak vadinin ortasından denize kadar bir kanal açılmış, kanalın her iki tarafına okaliptüs ağaçları dikilmiş. Köylüler kanalın açılabilmesi için topraklarından feragat etmişler, bu kanal sayesinde topraklarını selden kurtarmışlar. Kışın şiddetli yağışlarda kanal bir buçuk-iki metreye kadar su doluyor; gürül gürül akan su, önüne çıkanı da denize sürüklüyormuş. Turgut koyunun sağ tarafı, su altında derenin getirdiği pek çok atıkla doluymuş.

İki gündür Turgut’tayız, bu zamanlarda şiddetli yağışlar olduğu söyleniyor; ama ortalıkta yağmur falan yok, sanki yaz mevsimindeyiz.

DSC08526 karavan arsada a

Karavanımız Yeşillikler İçinde

Karavanda oturduğumuz yok, sürekli dışardayız. Yeşilin her tonuyla gözlerimiz şenleniyor, hava mis gibi, uzun yürüyüşler yapıyor, Turgut halkıyla söyleşiyor; köyü, köylüyü tanımaya çalışıyoruz. Bütün gün dolaşmaktan yorulmuş olmalıyız ki erkenden yattık, uyumuşuz. Gece yarısı büyük bir sarsıntıyla uyandık, ne olduğunu anlayamadık. Büyük bir güç karavanımızı şiddetli bir şekilde sallıyordu, dışarda ne olduğunu anlamak için karavanın kapısını açtık, kapıyı açmamızla o büyük gücün karavanı doldurması bir oldu. O anda karavanımızın uçtuğunu zannettim, o ne şiddetli rüzgârdı! Böylesine rüzgâr denmezdi, büyük bir fırtınaydı. Kaldığımız yer köyün bir kilometre dışındaydı, çevremizde bizden başka kimse yoktu. Okaliptüsler ve biz…

Turgutköy-Köprü ve Okaliptüsler 011a

Okaliptüsler ve Köprü

Okaliptüsler, bataklıkları kurutan, tonlarca suyu çeken nazlılar. İki gündür hafif esen yelde nazlı nazlı salınıp usul usul ezgiler söylüyorlardı. Şimdi fırtınanın uğultusuna okaliptüslerin ince ince haykırışları da karışıyor. İncecik bir ağlama sesi duyuyorum sanki! Bu; bir ağacın dallarının, yapraklarının birbirine sürtünmesinden çıkan bir ses değil de iç çeken, derdini anlatmaya çalışan, hoşnutsuzluğunu belirten bir insanın sesine benziyor; okaliptüslerin adeta rüzgâra direnişi bu. Nazlıların konuştuğunu, dertlerini, kızgınlıklarını dile getirebildiklerini fırtına sayesinde öğrendik.

Yağmur başladı, karavanın üstüne önce ağır aksak sonra hızlı hızlı vurdu. Karavanda yağmurun tıkırtısını dinlemek çok hoştur! Ancak fırtınanın karavanı uçuracak gibi sallaması, her geçen dakika hızını arttıran yağmur, yirmi-otuz metrelik okaliptüslerin üzerimize devrileceği düşüncesi bizi tedirgin etti, geceyi yarı uyur yarı uyanık geçirdik. Sabah olduğunda bütün gece hiç durmadan esen rüzgâr ve aralıksız yağan yağmur hâlâ devam ediyordu. Radyodan öğrendiğimize göre son yılların en büyük fırtınasıymış, saatte 60-70 kilometreyi bulmuş rüzgârın hızı. Bozburun’da, Datça’da şiddetli lodos onlarca tekneyi batırmış. Karavanımızın uçma noktasına gelmesi boşuna değilmiş.

Karavanın penceresinden dışarı bakınca bir kilometre uzaklıktaki yüksek tepeleri göremedim. Gördüğüm gri, oynak bir sis perdesiydi. Aslında sis gibi görünen yağmurdu, öyle şiddetli yağıyordu ki yoğun bir tabaka oluşturmuştu. Şiddetli rüzgâr o yoğun tabakayı denize doğru itiyordu. Yağmurun dalga dalga denize koşturmasını izlemek ilginçti! Yüzlerce metre yükseklikteki dalgalar hızla yol alıyordu. Önümüzdeki derenin iki yanında bulunan okaliptüslerin dalları da bu koşuya katılıyorlardı. Güneyden kuzeye doğru gitmeye çalışsalar da fazla uzağa gidemiyorlardı. Bulundukları yerde delicesine devinip ses çıkarıyorlardı. Yol boyunca uzanan tepeler ortalıkta yok… Sadece dalgalar görünüyor…

Günlerdir yağıyor yağmur. Zaman zaman ara verse de inatla sürdürüyor yağmayı, kimi zaman şiddetli kimi zaman yavaş. Bazen de bir iki atıp geçiyor, ardından güneş yüzünü gösteriyor. Sanki yağmur hiç yağmamış gibi ortalık ışıklar içinde kalıyor. Deniz bir başka parlıyor, ormanlar daha yeşil, gök daha mavi görünüyor. O zaman kendimizi güneşin ve mis gibi toprak kokan ılık havanın şefkatli kollarına bırakıyoruz. Bu arada şiddetli fırtınaya direnemeyen okaliptüslerin kalın dalları kırılmış, kuru derenin içi devrilen ağaçlar, kırılan dallarla dolmuş.

Güneşli, ılık havaya fazla güvenmiyoruz, az sonra yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başlayabilir. Çok geçmedi dediğim oldu, güneş ışıl ışıl parlarken deli gibi bir yağmur başladı. Eh, yağmur ormanlarında yaşamak böyle olsa gerek! İçimizde bir neşe bir neşe açtık şemsiyelerimizi, yürümeye başladık deli yağmurun altında.

DSC02589turgut köy kahvesi a

Turgut Meydanı’ndaki açık hava kahvesi

Turgut’un meydanına geldik, köyün kalbi bu meydan ve buradaki kahveler. Her şey burada konuşuluyor, kararlar burada alınıyor.

Turgut’un M.Ö. 2000’lerde kurulmuş Antik Hygassos kenti olduğunu, Roma ve Bizans dönemlerinde adının Ella olduğunu öğreniyoruz.

Turgut’ta bir hafta kaldıktan sonra İstanbul’a döndük, döndük de aklımız Turgut’taydı. Sonraki yıl (2009) Turgut’un dört mevsimini de yaşadık, halen de yaşıyoruz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s