CARTAGENA

Malaga Gibraltar’da yaşadığımız kötü olay bizi çok etkiledi, kafamıza takmamaya çalıştık, konusunu etmedik zira sürekli o konuyu konuşursak gezimizi etkileyebilir diye düşündük, gemimiz bütün gece yol aldı, biz sabahın erken saatinde Cartagena’ya girdik. Adından da anlaşıldığı gibi Kartacalılar tarafından kurulmuş kente quart hadas adı verilmiş. Quart hadas yeni şehir demekmiş.cartegena 002-aBurası küçük bir sanayi kenti, sabah kente girdiğimizde bacalardan çıkan dumanları da gördük. cartegena 009-aCartagena denizle iç içe, doğal limanı olan bir kent . Kartacalılardan sonra kent Romalılar tarafından fethedilmiş, Romalılar kente Yeni Kartaca( Carthago Nova) adını vermişler. cartegena 015-a subCartagena’da -rıhtımda- bir denizaltı sergileniyor. Bu denizaltı İsaac Peral tarafından 1888 yılında dünyada tasarlanan ilk denizaltıymış. Denizaltı’yı gördükten sonra cartegena 020-aCartagena’nın içine doğru giderken rastladık bu ağaca, ne yazık ki bu ağaç da üzerine yazılar kazınmasından kurtulamamıştı. Hemen ülkemizdeki buna benzer ağaçları anımsadık.  

cartegena 021cartagena 068-acartagena 064-acartegena 045cartegena 085-a arka tarafCartagena’nın denize yakın caddelerini dolaştıktan sonra arka taraflarını da gezdik, oralarda şehrin gerçek öyküsünü daha iyi hissedebiliyor insan. Halk araçlarını gelişi güzel park etmiş,arka tarafları dolaştıktan sonra cartegena 097acartegena 090acartegena 094acartegena 098a kale

Ücretli asansörle Castillo de la Concepcion’a çıktık. Bu asansöre panoromik asansör de deniyor.Asansörle yukarı çıkarken aşağıda araçlar küçüçük görünüyordu,hele dönüşlü yollara ve Cartagena manzarasına doyamadık, zaten kalenin olduğu yer Cartagena’yı rahatlıkla seyredeceğimiz bir yerdi. IMGP8455-a-cartegena 115aTavus kuşları özgürce dolaşıyorlardı, kimisi yüksekçe bir yerdeydi, kimileri ağaçlar altında dolanıyorlardı.

 

IMGP8468-aOldukça geniş bir meydana çıktık. Meydanın kenarına geldik ve tüm Cartagena’nın ayaklarımızın altına serildiğini gördük. IMGP8466-aOrada şehre bakan toplar vardı. cartegena 121-aAyrıca öğretmenler öğrencilerini getirmişlerdi, bu çok hoşumuza gitti. cartegena 128-a aidabella ve marinaCartagena limanında onlarca yelkenli ve motorlu tekne aheste aheste salınıyordu. cartegena 123-a aidabellaBizi buraya getiren Aidabella’da limandaydı.

IMGP8459cartegena 139aAntik zamanlardan kalan Roma tiyatrosu ve kenti Cartagena’ya olağanüstü bir güzellik veriyordu, onlar aşağılardan bize bakıyor ve sanki bizleri selamlıyorlardı. cartegena 138a roma tiyatrosu-evlerGünümüz evleri ve antik kentin sütunları iç içeydi.

IMGP8457-aBurada konser verilen başka bir anfi-tiyatro vardı. Onun yeni yapıldığı meydandaydı. Bizler yine de antik Roma Tiyatrosunu çok beğendik, asansörle çıktığımız tepeyi yürüyerek indik, hem Roma Tiyatrosu’nun hem de kentin içinden geçip aşağıya indik. IMGP8477-a evin camlarıYola çıkmıştık ki bir binanın camlarına yansımış bulutlara çarptı gözümüz, “Nasıl oluyor böyle bir şey derken” binanın gerçek bina olmadığını, pencerelerde cam olmadığını farkettik,IMGP8478 -a-evin sadece ön yüzü var cama yansımış dediğimiz bulutlar gerçekti, hepsi gökyüzündeydi. Sonra biz binanın yalnızca duvar ve camsız pencerelerden oluştuğunu anladık, üstelik biz yukarıdan bu duvarları görmüştük. IMGP8431-aCartagena’yı dolaşırken bir binanın ön yüzünün korumaya alındığı dikkatimizi çekmişti. Demek tarihi binaların yüzlerini böyle koruyorlardı.

cartegena 149a c.sokaklarıcartegena 152aCartagena’nın Sokaklarında eski evler arasında dolaşmak bizleri mutlandırdı. Gemimizin kalkış saati yaklaşıyordu, aklımız Cartagena’nın gidemediğimiz müzelerinde kalarak Aidabella’nın yolunu tuttuk.cartegena 035-a bronz heykelBronz adam heykelinin önünden geçerken ona bir selam verdik ve denizdeki balina kuyruğunu da dikkatlice inceledik, tabii suya girmeden . Sabahleyin Bronz Adam heykeli daha çok dikkatimizi çekmişti. Bu heykellerden başka heykeller de vardı; ama her ne kadar onların yanına oturup fotoğraf çektirdiysek de bunlar her zaman görebileceğimiz cinstendi. Şimdilerde bizim sahil kasabalarımıza da bunlara benzer heykeller yapıyorlar. Örneğin kitap okuyan yaşlı bir adam ve el işi yapan yaşlı bir kadın; ayrıca genç kadın, genç adam, adamın sırtında bir çocuk vb. cartegena 006Sahil yolunu takip ederek gemimizi bulduk. Hemen pizza yapılan restorana çıktık, gemide yemekler o kadar lezzetliydi ki Cartagena’da herhangi bir şey yemeği düşünmedik… Deniz ürünlü pizzaları yemeye doyamadık, pizza hamurunu incecik yapıyorlar, üstüne öylesine bol malzeme koyuyorlardı ki…cartegena 014-acartagena'dan ayrılış-a.jpgcartagena- 007-acartagena 010- acartagena 002.JPGYemeğimizi yedikten sonra güverteye çıktık, Cartagena’dan ayrılma zamanı gelmişti, limandan ayrılırken her zamanki müzik çalıyordu, bir an hüzünlensek de bu hüzün çok sürmedi. Ertesi sabah Valencia’da olacaktık, bakalım Valencia bizi nasıl karşılayacaktı.

 

Fotoğraflar: Mithat Okay, Detlef Bringmann, Sevil Okay

MALAGA TURİZM KENTİ

Malaga tam bir tatil beldesi görünümünde. Akdeniz sahilinde kurulmuş olan bir sahil kenti. Uzun kumsalları olan kent zaten Costa del Sol bulunuyor.Costa del Sol güneş sahilleri anlamına geliyormuş.

DSC04220-a malaga

Malaga-İspanya 

Yılın neredeyse üç yüz günü güneşliymiş Malaga. Bu da onu turizm yönünden cazip hale getiriyor.

DSC04211-a malaga

Malaga-İspanya Deniz-Kumsal ve Güneş

Avrupa’nın Akdeniz’e açılan kapısı ve sıcak bir iklimi var. Sadece turizm yönünden cazip değil sanat yönünden de oldukça ilgi çekici.

640xauto

Pablo Picasso                     Fotoğraf: Mynet/ İnternet

Dünyaca tanınan ünlü ressam, kübizmin babası Pablo Picasso burada 1881 yılında doğmuş ve burada onun bir müzesi var.Malaga’da doğan Picasso’nun burada bir müzesi olması size, bize, herkese çok doğal geliyor. Ama burada bir Picasso müzesi oluşması öyle kolay olmamış. 1953 yılında 72 yaşındaki Pablo Picasso, doğduğu kent Malaga’da adına bir müze açılmasını arzu etmiş ve gerekli yerlerle görüşmüş. Malaga’da Picasso adına bir müze açılması gündeme gelmiş ve ciddi bir biçimde tartışılmış; ama bir sonuca ulaşılamamış, bir daha da böyle bir şey sanatçı yaşarken konu edilmemiş. Picasso müzesi açılamamış. Picasso 1973 yılında yaşama veda etmiş. Bu durum bana hiç yabancı gelmedi, bizde de Edirne’de İlhan Koman’ın doğduğu evin müze olmasını dilemiştim. Oğlu, yeğeni, kız kardeşi çok uğraşmışlar; ama hâlâ İlhan Koman’ın Edirne’deki evinin müze olduğunu duymadım. Neyse kendi sorunumuzu bir yana bırakıp Picasso’ya dönersek ölümünden 20 yıl sonra Pablo Picasso’nun büyük oğlu Paulo Ruiz Picasso ve eşi Christine Ruiz Picasso Malaga’da iki Picasso sergisi düzenlemişler. İki yıl arayla düzenlenen bu sergiler yoğun ilgi görünce Picasso müzesi açma fikri gündeme gelmiş.

gettyimages-2646763-2048x2048

MALAGA, SPAIN: Christine Ruiz Picasso poses 25 October 2003 during a press conference about the Inauguration of the Picasso Museum next Monday 27 October in Malaga. AFP Photo Cristina Quicler. (Photo credit should read CRISTINA QUICLER/AFP/Getty Images)

Picasso’nun gelini Christine Ruiz Picasso ile Picasso’nun torunu Bernard Ruiz Picasso müzenin kurulması için çalışmaya başlamışlar. Picasso sağken müzeyi hayata geçirememiş; ama gelini bunu başarabilmiş. Ben Christine Ruiz Picasso’yu çok takdir ettim, onun isteklerine uyularak Picasso müzesi için Endülüs binası tarzında olan Buenavista Sarayı uygun görülmüş. Gemi Malaga’da bir gün kaldığı için ne yazık ki Picasso Müzesi’ne gidemedik; ama Malaga’da Picasso Müzesi’nin olduğunu bilmek beni çok mutlu etti. Otobüsle Gibraltar’a giderken de Picasso’nun doğduğu evi gordük.Picasso’nun doğduğu ev 2009 yılında ‘Museo Casa Natal’ olarak açılmıştır. Picasso bu evde doğmuş ve kısa bir süre burada yaşamış. Müzenin yanı sıra Pablo Ruiz Picasso Vakfı(Fundacion Picasso) da Picasso’nun doğduğu evdedir.Bu  vakıf Picasso’nun çalışmalarını tanıtmak amacıyla kurulmuş.

casa-picasso

Picasso’nun Doğduğu Ev-            foto: Gezi-yorum.net

8-0

Picasso’nun Doğduğu Ev          Foto: Wilfried Wiegand

1137_banderas_antonioPicasso’dan başka yine dünyaca ünlü bir isim olan Antonio Banderas da 1960 yılında Malaga’da doğmuş. Çocukluğu Franco’nun baskıcı rejiminde geçmiş. Çocukken futbolcu olmak isteyen Banderas önemli bir sakatlık geçirince futbolcu olmaktan vazgeçmiş ve oyuncu olmaya karar vermiş. 10 yaşında sahneye çıkmaya başlamış. Ve dünyaca ünlü bir futbolcu değil de oyuncu olmuş.

159238.350x197

Antonio Banderas-Picasso Rolünde

Ben Banderas’ın pek çok filmini gördüm; ancak beni televizyonda izlediğim Picasso Belgeseli çok etkiledi. Banderas sanki Picasso olmuş, iki Malagalıyı bir belgeselde tek kişi olarak izlemek olağanüstüydü.

Malaga’da Picasso Müzesi’ne ve evine gidemedim;ama İstanbul’da Sabancı Müzesi’nde Picasso Sergisi’ne gittim. Pera Müzesi’nde 2014 yılında gerçekleştirilen “Picasso doğduğu evden gravürler ve seramikler” sergisini de gezip fotoğraf çektim. Yakın zamana kadar o fotoğraflar bilgisayarımda duruyordu, bilgisayarıma virüs girince Picasso sergisinin ve başka sergilerin fotoğrafları yok olmuş, ya da ben bulamıyorum. Sergideki bazı fotoğrafları internetten indireceğim sanırım. 20.yüzyılın en tanınmış ressamı ve heykeltraşı olan Picasso’nun tam adı öyle uzun ki… O adı yazmadan geçemeyeceğim. 1881 yılında Malaga’da doğan 1973 yılında Fransa’da ölen kübizmin temelini atıp geliştiren İspanyol ressamın adı şöyle…
Pablo Diego Jose Francisco de Paula Juan Nepomuceno Maria de los Remedios Cipriano de la Santisima Trinidad Ruiz y Picasso, ressam “Pablo Picasso” adıyla dünyaca ünlenmiştir.
4f39a2f061fa759d00ebef6d23391a49

Pablo Picasso’nun Resimlerinden Biri

AĞLAYAN KADIN KANVAS TABLOpablopicasso-1

Pablo Picasso’nun Ağlayan Kadın Resmi

 

Pablo Picasso ile anlatacaklarımız bitmez biz yine Malaga’ya dönelim. Çok güzel plajları olan bir kent Malaga. Malagueta, Palo ve Pedregalejo bu plajlardan en önemlileri.

DSC04219a- malaga

Malaga’nın Önemli Plajlarından Biri

Malaga’nın öyle geniş kumsalları var ki bu kumsallar turistlere çok çekici geliyor. Malaga’nın tepelerinden birinde Gibralfaro Kalesi bulunmakta, bu kaleye çıkarken biraz yorulabilirsiniz ancak neredeyse tüm Malaga’yı rahatlıkla seyredebilirsiniz.

DSC04252-a malaga ve aidabella

Malaga ve Gemimiz Aidabella

DSC04280-A MALAGA

 Gibralfaro Kalesi’ne Çıkan Merdivenler

DSC04310-A MALAGA

 Gibralfaro Kalesi

DSC04270-a malaga

Kaleden Malagueta Arenası’nın Görünüşü

DSC04299-A MALAGA

Gibralfaro Kalesi

DSC04313-a malaga

Kaleden Malaga’ya Bakış

DSC04244 -a malaga

Malaga-İspanya

Zamanım olsaydı, mutlaka Picasso’nun doğduğu eve ve Buenavista Sarayı’ndaki müzeye giderdim. Her zaman söylediğim gibi bir kentte bir gün kalmak yetmiyor, ancak kentin havasını soluyabiliyor ve kenti dolaşabiliyorsunuz. Malaga’da da faytonla şehri gezebiliyorsunuz, ama onlar da işin kolayını bulmuşlar 30 euroya biraz dolaştırıyorlar sizi. Bu da Malaga’yı gezmek isteyenlere pek hoş gelmiyor.

 

Fotoğraflar: Mine Bringmann-Detlef Bringmann

Faydalanılan Kaynak: Vikipedi    

CEBELİTARIK(GİBRALTAR)

Gemide bir gün önce Seetag/Denizgünü’nü büyük bir keyifle geçirdik. Havuza, jakuziye girip güneşlendik. Denizde olmaktan çok mutluyduk.

Malaga-aidabella DSC04199-a

Malaga’da Aidabella

malaga-gibralta 001-a

Malaga Haritası

Şubat’ın ikinci günü gemimiz sabah erkenden Malaga’ya girdi. Biz tur satın almıştık, Gibraltar’a gidecektik. Sabah erken saatte Malaga’yı dolaştık, Cebelitarık’tan dönüşte dolaşmaya devam ederiz diye düşündük.

malaga-gibralta 002-a

Geziye Götürecek Otobüsler

Otobüse bindik, aşağı yukarı bir buçuk saat gittik, 100 kilometreden fazlaydı Malaga ile Gibraltar arası, yolda deniz kenarında pek çok yazlık ev gördük, bu evler Avrupalılar tarafından özellikle Almanlar tarafından alınmış. Mayorka’da olduğu gibi burada da Almanlar çoğunlukta. Buraları kendi arka bahçeleri gibi görüyorlar, bir buçuk saatte uçakla buraya geliyorlar, kendi ülkelerine göre burası oldukça sıcak, deniz kenarı. Malaga’nın çok uzun sahil bandı var. Malaga’dan Cebelitarık’a giderken genellikle denizi görüyorsunuz. Neyse neredeyse  Cebelitarık’a geldik, derken, rehberimiz Juan herkes pasaportlarını çıkarsın deyince beni bir tedirginlik aldı, pasaportlara ne gerek var? Acaba Cebelitarık başka bir ülkeye mi ait? diye düşündüm. Bizim pasaportlarımız için İngiltere dışında herhangi bir Avrupa ülkesinden vize almamıza gerek yoktu. Pasaport istediklerine göre Cebelitarık İngiltere’ye ait olabilir miydi? Otobüse bindiğimizde iki kişilik yer olmadığı için eşimle ayrı yerlerde oturuyorduk. Ben bir Alman hanımın yanında oturuyordum, o da iki sıra arkamda başka bir kişinin yanında oturuyordu. Zaten otobüste ikimizden başka farklı ülkeden kimse yoktu, herkes Almandı. Neyse otobüse bir kadın polis bindi, pasaportlarımıza baktı, hiçbir şey demedi.

malaga-gibralta 010-a

Otobüse Binen Polis

Ben bir oh çektim, ama erken zamanda oh çekmişim, kadın polis indi, arkadan bir erkek polis otobüse bindi ve bize otobüsten inmemiz gerektiğini, vizesiz İngiltere topraklarına giremeyeceğimizi söyledi. Otobüsün sürücüsü bayan ve rehberimiz bu duruma çok üzüldü ve arabadan inip görevlilerle konuştular bizlerin de Cebelitarık’a girmemiz için. Görevliler bunu kesinlikle kabul etmedi, inmemiz gerektiğini söylediler. Hiç aklımıza gelmemişti, İspanya’daki Cebelitarık’ın  İngiltere’nin toprakları olacağı. Bunu bilmiyorduk. Düşünebiliyor musunuz tam olarak 7 kilometre kare bile olmayan Akdeniz’in girişinde yer alan ve İber Yarımadası’nın güneyinde bulunan Cebelitarık başka bir ülkeye ait, ve o ülkede  bizim yeşil pasaportlara bile vize uygulanıyor. İstemeden otobüsten indik, sanki onlarca kişiyi öldürmüşüz gibi hissettik kendimizi. Çok üzüldük çoook… Hem kendi adımıza hem de ülkemiz adına… Bir anda bir hiç olduğumuz kafamıza vuruldu. Çok büyük hakarete uğradık. Bunu anlatmak beni ne kadar üzüyor, anlatamam. Ama bizim oranın İngilizlere ait olduğunu bilmemiz gerekiyordu. Bunu bilseydik oraya gitmeye kalkışmazdık ve o kadar euro vermezdik.

malaga-gibraltar sınırı 013-a

İspanya’dan İngiltere’ye Geçiş-Sınır Kapısı

Rehberimiz bizi saat 14.30’da otobüsten indiğimiz yerden alacaklarını söyledi. Ama biz orada beş dakika bile geçirmek istemiyorduk, hemen La linea’nın otogarına gittik, Malaga’ya dönmek istediğimizi söyledik. Aldığımız yanıt olumsuzdu, günde iki otobüs varmış Malaga’ya sabahki yarım saat önce kalkmış, öğleden sonraki de 16.00’da kalkacakmış. Taksi tutmayı düşündük, çok pahalı olacağı için bu düşünceden vazgeçtik. Bizim otobüsümüz bizi 14.30’da alacaktı.Çok üzgün ve kızgın olsak da burada iyi zaman geçirmeliydik. Cebelitarık’ın yanında La Linea de la Concepcion’u kim tanır ki?

malaga-gibraltar kayası 012- a

Cebelitarık Kayası

malaga-gibraltar-linea 015a

La Linea Kentinin Evleri Arasından Gibraltar Kayası Görünüyor

Cebelitarık’ın yüksek tepesinin, yani 400 metreyi geçen kayasının, bulunduğumuz yerin ara sokaklarını, bazı evlerde yıkanmış ve asılı olan çamaşırları, özellikle kadın külotlarının fotoğrafını çekti Mithat.

malaga-gibraltar-la linea-çamaşırlar 026a

La Linea’nın Evleri ve Çamaşırlar

Bazı kadınlar sanki o gün sadece külotlarını yıkamış ve asmışlardı.Evet Malaga’ya sadece günde iki otobüs kalkan, halkının pek çoğu İngiliz bölgesi olan Gibraltar’da çalışan, halkının İspanyolca yanında İngilizce de konuştuğu küçük bir kentti Linea.

malaga-gibraltar kayası-la linea 035-a

Gibraltar Kayası’na La Linea’dan Bakış

Cebelitarık için İngilizler ve İspanyollar yıllarca süren savaşlar yapmışlar, en sonunda halka sormak gelmiş akıllarına, referandum yapmışlar ve halk İngilizlerin olmasına karar vermiş Cebelitarık’ın. Böylelikle İngilizler deniz aşırı olan bu toprakların idarecisi olmuş. Artık hayat boyu unutmam Gibraltar’ın İngilizlerin idaresi altında olduğunu.

malaga-gibraltar-la linea 025a

La Linea’nın Evleri

La Linea’yı ister istemez tanıdık, şayet Cebelitarık’a girebilseydik, La Linea’nın lafını bile etmezdik, Cebelitarık’ın gölgesinde kalmış küçük bir yerleşim yeri Linea. Otobüsümüz bizi 14.30’da aldı, Malaga’ya geri döndük. Yolda kuzenime ve eşine bu durumdan bahsetmemeye karar verdik. O gün kuzenimin doğum günüydü, bu tatsız olayın geceye ve geziye damgasını vurmasını istemedik; ama biz bu olayı hiç bir zaman unutmadık ve unutmayacağız…

AİDA BELLA GEMİSİ

Mayorka’da gemimiz Aida Bella’ya bindik, bizim kamaramızla Jefri adlı Filipinli bir genç ilgilenecekti, güler yüzlü en fazla yirmi yaşında zayıf, esmer biriydi. Önce onunla tanıştık, sonra kamaramıza yerleştik. Gemide çalışanların çoğu Filipinliydi. Sanırım bu ucuz işgücü ile ilgili. Sanki bu bir gemi değil de fabrikaymış gibi geldi bana.yolcu sayısı üç bindi, bir de gemide çalışanlar vardı ki onlar da binlerce kişiydi. Gemideki insanların beslenmesini, kullandıkları suyu, atıklarını düşününce işin içinden çıkmak zor oluyordu. Ve böyle o kadar çok gemi var ki uluslararası sularda, denizler ne kadar dayanabilecek gemilerin atıklarına… Gerçi gemilerden denize hiçbir şey atılmayacak deniyor da gerçekten hiç bir şey atılmıyor mu? Bunu bilebilmemiz zor!   mayorka-2 124aAkşam yemeğinden sonra geminin güvertesinde Hoş geldin partisi vardı, ona katıldık, pek eğlendik.

tunus-mayorka-2 027ab

Aidabella ile Gidilecek Limanlar

DSC05064aidabella ertesi gün yapı. geziyle ilgili a

Aidabella’da Genç Kızlar Yapılacak Turlarla İlgili Bilgi Veriyorlar

DSC05061aidabella sahnesi ertesi gün yapılacak turlar a

DSC05584aidabella sahne karşısı seyirci yeri ag

Sahnenin Karşısında Oturan Seyirciler

Her gün geminin gideceği limanlar hakkında bilgi veriliyor ve tur satılıyordu. Genç kızlar ertesi gün varılacak limanı fotoğraflar eşliğinde anlatıyorlardı. Kuzenim Mine ile eşi Detlef bize Gibraltar’a yani Cebelitarık’a gidin, orayı mutlaka görün diyorlardı. Onlar bir önceki turlarında gitmişler, orayı çok beğenmişler, bizim de görmemizi istiyorlardı. Biz de gemiden Gibraltar için tur satın aldık. Ertesi gün( 2 şubat) sabah 10’da otobüsümüz kalkacaktı Gibraltar’a gitmek için.

O gün yani ayın birinde devamlı denizde yol alacaktık, ancak ertesi sabah Malaga’ya varacaktık. Almanlar gemide geçirilen günlere “Seetag”- “deniz günü” diyorlardı.

aidabella 035 güverte a

Aidabella Seetag’da Dinlenenler

aidabella 026güverte a

Aidabella’nın Güvertesinde Giyinik Olarak Güneşlenenler

aidabella 032güverte a

Aidabella Güvertesi

Deniz günlerinde yolcular, güvertedeki şezlonglara uzanıp dinleniyorlardı. İsteyen havuza ya da jakuziye giriyordu. Biz de önce havuza sonra da jakuziye girdik.

aidabella 028

Aidabella Güvertesi Havuz, Duşlar, Jakuzi

aidabella 015 a

Aidabella Güvertesindeki Jakuzi

Hava 13-14 dereceydi; ama havuz suyu 20 dereceydi, biz daha soğuk havalarda soğuk sulara giriyorduk. Havuz bize oldukça sıcak geldi.

DSC05200aidabella sahnesi a

Aidabella’nın Sahnesi ve Seyirciler  

aidabella- 064 a

Aidabella Sahnesi, Yuvarlak Olan Bölüm Oyuna Göre Aşağıya İnip Yukarıya Çıkabiliyordu

-aidabella 059a

Gemi de yok yoktu; canlı yayın yapan bir televizyon kanalı, akşamları profesyonel dansçılar tarafından (Rus, Ukraynalı bale sanatçıları) müzikaller, bilinen baleler oynanıyor, yine profesyonel şarkıcılar şarkılar söylüyordu. IMGP8550aidabella sahnesinde şarkı söyleyenler aÖnce yapılan eğlenceler geminin sahnesinde canlı olarak yapılıyor, sonra da gemi halkının dans etmesi için müzik çalınıyordu. İnsan kendini bir gemide değil de büyük bir tiyatro sahnesinde zannediyordu. Ayrıca her sabah gemiden yeni bir kente çıkarken fotoğrafçılar hemen hemen herkesin fotoğraflarını çekip sonra sergiliyorlardı, isteyen de o fotoğrafları satın alıyordu. .

Sabahın erken saatlerinde, her gün  her kamaranın kapısına bir ya da iki sayfalık bir gazete bırakılıyordu. Bu gazetede o gün uğranılan limanla, görülecek yerlerle ve gidilecek müzelerle ilgili yazılar vardı. Gemimiz Aidabella sabah gün ışırken bir limana giriyor, akşam üstü o limandan ayrılıyordu. Limandan ayrılırken hep aynı müzik çalınıyordu. Sabah ve akşam limana giriş ve çıkışlar her kamarada bulunan televizyonlarda gösteriliyordu. Bu aslında iyi bir şeydi, çünkü Avrupa’da büyük bir grip salgını vardı, gemideki bazı kişiler hastalandıkları için kamaralarından çıkamıyorlardı. Bu büyük bir şanssızlıktı!  Çıktığımız limandan gemiye herhangi bir hastalık taşımamak için geminin girişinde sterilize ediliyorduk.

Geminin 13. Katı yoktu, 12.kattan 14’e atlanıyordu. Bu bize çok saçma geldi. 13 sayısının uğursuzluğuna inananlar gemiye 13. Katı koymamıştı. Sanki 14. kat 13. kat değilmiş gibi.

aidabella 029 güverte a

aidabella 041güverte yürüyenler a

Aidabella’nın Güvertesinde Oturanlar, Yürüyenler, Koşanlar

aidabella 001 spor salonu a

Aidabella Spor Salonu

aidabella 006 spor salonunda bisikletler a

Aidabella Spor Salonundaki Bisikletler

aidabella 003 spor salonu a

Aidabelle’nın Spor Salonu

IMGP8554aidabella'da spor yapanlar a

Gemide Spor Yapanlar

aidabella 014basket sahası a

Geminin 14. Katındaki Basket Sahası

Biz 14. kattaki basket sahasını çok beğendik, denizin ortasında basket oynamak çok hoşumuza gitti. Almanlar seetag günlerinde spor salonlarında bisiklete biniyor, kültür fizik yapıyor, geminin çevresinde yürüyüşe, koşuya çıkıyor, giyinik olarak ya da battaniyelerle güneşleniyor spa’ya gidiyor, saat beşte çayla birlikte kek ve pastalarını yiyorlardı.

aidabella 054aGemiye bindiğimizin ertesi günü sabah gemi görevlileri can yeleklerinin nerede olduğunu, nasıl giyileceğini, ters bir durumda ne yapmamız gerektiğini anlattılar, bizlere ders verdiler.

aidabella 078a

Aidabella’daki Restoranlardan Biri

Gemi halkı akşam yemeğini hiç atlamıyordu, öyle çok yiyorlardı ki, gemide yemekler güzeldi ve çok çeşit vardı. Hele yemekten sonra yedikleri peynir miktarı bana göre çok aşırıydı.

aidabella 041a

Gemideki Restoranlardan Biri

aidabella042a

Gemi Sakinleri Yemeklerini Alırken

Üstelik bu kadar çok yiyen insanlar genç de değillerdi. Bir de Almanların çok meraklı olduklarını öğrendik, genellikle gemideki yemek masaları sekiz-on kişilikti, dört kişilik masalar da vardı; ama onlar çoğunlukla hemen kapıldıklarından genellikle yemeğimizi kalabalık masalarda yiyorduk, bu arada bizim konuştuğumuz dili anlayamıyorlardı, hangi ülkeden olduğumuzu çok merak edip soruyorlardı, hangi ülkeden olduğumuzu söyleyince de bir türlü inanmak istemiyorlardı. Duyduğumuza göre diliniz çok melodik, kulağımıza çok hoş geliyor diyorlardı. Aslında dedikleri doğruydu, dünya üzerindeki dillerin hangilerinde ünlü uyumları vardır ki benim bildiğime göre Avrupa dillerinde böyle bir uyum yok. Dilimizdeki ünlü uyumları dilin melodik olmasını sağlıyor.

Konumuzla bir ilgisi olmasa da Alman erkeklerin eşleri çoğunlukla kendilerinden çok yaşlı görünüyor, ya anlaştıktan sonra yaşın önemi yok diye düşünüyorlar, ya da kadınlar çok fazla yıprandıkları için yaşlı görünüyorlar. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar kadın ve erkekler oldukça samimi ve güler yüzlüydüler. Sabah, öğle, akşam ne zaman karşılaşırsak karşılaşalım selam veriyor ve iyi günler diliyorlardı. Bir Alman aileyle bir kentin merkezine gitmek için ortaklaşa bir taksi tutmuştuk, biz de bozuk para yoktu, taksinin sürücüsü parayı bozamadı, kente birlikte gittiğimiz Alman aile taksi parasını verdi, parayı bozdurup hemen vermek istedik, onlar önemli olmadığını söylediler; ancak biz kesinlikle rahat hissetmedik kendimizi, kaldıkları katı ve oda numarasını öğrendik, ne zaman odalarına gitsek onları bulamadık, sonra borcumuz olan ….euroyu kapılarına yazdığımız bir kâğıtla asıp bıraktık. Almış olduklarını sanıyoruz, çünkü ertesi gün gezimiz bitti.

aidabella 032a

Gemide Oynanan Bir Oyun

DSC05036aidabella koridor a

Gemide Kamaraların Bulunduğu Koridorlardan Biri

aidabella 047 a

Geminin Merdivenleri

aidabella 043 a

Gemi öyle büyüktü ki kendimizi gemideymiş gibi hissetmiyorduk. Geminin merdivenleri olsa da genellikle asansörleri kullanıyorduk. Gemide en az dört tane asansör vardı.

aidabella 035-a

aidabella 009gemiden denize bakış a

Gemiden Denize Bakış

Aidabella’nın barları, kumar oynanan yerleri, satış mağazaları, oturma ve denizi seyredebileceğiniz alanlar ve unuttuğum pek çok şey vardı. Hele o yeşil, yuvarlak koltuklara uzanıp denizi seyretmek öyle hoştu ki…

aidabella 031 dalgalar a

Denizin Dalgalı Olduğu Zamanlar

Geminin sahnesinde oynanan oyunları, dansları izledikçe, söylenen şarkıları dinledikçe-daha önce de söylediğim gibi- kendimizi İstanbul-AKM’de bir performansta zannediyorduk.

aidabellaDSC05475-aGemi yolculuğu oldukça iyiydi. Yalnız varılan limanda bir gün geçirmek bize az geldi. Bir şehirde en az üç gün kalınmalı diye düşünüyorum. Böylece uğradığınız kenti  dolaşabilir ve müzelerine de  gidebilirsiniz. Bir kentte üç gün kalmak bile az diyeniniz olabilir, doğru söylüyordur söyleyen, ama ne kadar uzun kalırsanız kalın yine de bir ülkeyi, bir şehri tanımak, her yeri görmek olanaksız. Bir düşünün yıllardır bu ülkede yaşıyoruz, her yeri gördük mü yeteri kadar inceledik mi? Onun için bir yerde kaç gün kalabiliyorsak o zaman diliminde mümkün olduğunca fazla yer görmeye, şehri ve şehrin ait olduğu ülkeyi tanımaya, yaşam tarzlarını, düşüncelerini öğrenmeye çalışalım.

 

Fotoğraflar:Sevil Okay- Mithat Okay- Detlef Bringmann

TURGUT KALESİ (Turgutköy 9)

Biz Turgut’ta her gün farklı bir parkuru denedik. Bir gün de aşağı yukarı üç yüz metre yüksekliğinde bir tepede Antik Bybassos Krallığı’na ya da Hydas’a ait olduğu söylenen Turgut Kalesi’ne çıktık. Kalenin iki yüz elli-üç yüz metre yakınına kadar toprak bir yoldan istenirse araçla da çıkılabiliyor, oldukça dik olan geri kalan bölümü yürümek gerekiyor. Bizler yürümeyi tercih ettik, yürürken türlü güzellikler gördük.

SAMSUNG

Turgut’un Kırmızı Damlı Evleri ve Eren Dağı

Rengarenk çiçekler, granit heykeller, karabaş otları, ada çayı, kekikler, ağaçlar ve türlü kayalar…

SAMSUNG

Kaleye Giderken Karşımıza Çıkan Kaya Heykeller

SAMSUNG

Kaleye Giderken Gördüğümüz Ağaçlar ve Kayalar

SAMSUNG

Kaleye Giden Toprak Yol, Ağaçlar ve Eren Dağı

Kaleye çıkarken önce patika gibi yol bile olmayan bir yerden tırmandık. Bizden önceki ayak izlerini takip ederek yürüdük. Halil İbrahim Uçurumu’ndan geçerken kırk yıl önce hayvanlarını otlatırken uçuruma yuvarlanıp yaşamını yitiren on üç yaşındaki talihsiz Halil İbrahim’in kaderine isyan ettik. Rehberimizin anlattığına göre -rehberimiz de Turgutlu Erol Kaya idi, aynı zamanda da Halil İbrahim’in kardeşiymiş- otuz yıl(2009 yılına göre) önce bu ormanlık alanlar orman değil, Turgutluların tarlalarıymış. Çamlar yayılarak Turgut’un tepelerini ormanlık bir alana dönüştürmüş. Erol Kaya, annesinin her zaman sorduğu ‘keçi boynuzu ağacı’nı gösterdi bizlere, o tepeler eskiden onların tarlalarıymış. Sonra nasıl olmuşsa her yer çam ormanı olmuş. Araziler orman haline gelince devlet oraları kamulaştırmış….

kamil dürüst 047

Kaleye Giderken Keçilerin Su İçtiği Yalak

Patikadan sonra kırmızı toprak bir yola çıktık, 10 dakika kadar toprak yolda yürüdük yolun kenarında bir kuyu ve kuyunun yanında keçilerin su içmesi için yapılmış bir yalak gördük, orada durduk. Biraz daha ilerleyince sağ tarafta çok büyük kayaların üst üste, yan yana gelmesiyle oluşmuş, çobanların sürülerini barındırdıkları yarı kapalı yarı açık doğal bir ağıl gördük, kayaların üstüne tırmanıp yukardan ağılın içine baktık, içini çeşitli otlar bürümüştü.

Aslında Alman arkeolog Mathias Benter’in söylediğine, Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezi’ne göre kalenin olduğu yere Hydas Akropolü deniyormuş. Öyle diyorlar da burada yüzey araştırmalarının dışında bir inceleme yapılmadığından buranın Hydas Akropolü olduğu kesinlik kazanmamış.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Hydas Akropol Planı- Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezi’nden alınmıştır.

Geniş toprak yolda yürürken yokuş çıkıyorduk, ayak seslerimizden ürken keklikler toplu halde aniden havalanıp bizleri ürkütüyorlardı. Yani ürkmemiz karşılıklıydı. On-on beş dakika inişli çıkışlı yolda ilerledikten sonra küçük bir meydana vardık. Kaleye sağdan mı soldan mı çıkacağız diye düşünmedik bile çünkü…

kaleyi gösteren ok a 099

Turgut Kalesi’ni Gösteren Ok İşareti

Meydanın orta yerinde taşlarla yapılmış kocaman bir ok işareti vardı, tahminen eni bir, boyu altı-yedi metre. Ok kalenin yolunu işaret ediyordu.

kamil dürüst 050

Eski Zamanlardan Kalmış Kaç Ton Olduğu Bilinmeyen Kocaman Bir Taş

Yol lafın gelişi söylenen bir söz, yol yok aslında. Kimi zaman taşlı topraklı bir patikada kimi zaman kayalık alanlarda yürüyerek yukarıya tırmanıyorduk. Yukarılara çıktıkça çevremizi daha iyi görüyorduk.

kamil dürüst 057

Turgut-Hisarönü Körfezi-Çubucak Orman Kampı

kamil dürüst 074

Rehberimiz Erol Kaya ve Kızı Eda

Çam ağaçlarıyla kaplı kaya duvarların gerisinde Turgut Vadisi, sahili, yarımadası, Hisarönü Körfezi’nin bir bölümü, İnbükü ve Çubucak ayaklarımızın altına serildi. Manzaranın güzelliği başımızı döndürdü, başımızın döngüsüyle kafamızı arka tarafa çevirdik ve Selimiye’nin girişindeki ada ve adacıkları gördük.

kamil dürüst 073

Selimiye-Sığ Liman-Yarım ada -Kameriye Adası-Koca Ada

kamil dürüst 090

Selimiye ve Adalar

Adacıklar, yarımadalar turkuaz denizin üzerindeki mücevherler gibiydi.

kamil dürüst 088

Turgut Kalesi’ndeki Taş Duvarlar

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Turgut Kalesi’ndeki Bazı Taş Duvarlar

Yolumuz gittikçe dikleşiyordu, kimi zaman taş basamaklardan çıktık, kimi zaman yığıntı halindeki taş ve toprak üzerinden tırmandık. Bu yığıntılar içinde yığınla kırık amfora parçaları vardı. Bu parçaların oldukça kalın olmasından amforaların çok büyük olduğu anlaşılıyor. Bazı duvarların sapasağlam durmasına karşın pek çok duvar yıkılmış, taş taş üstüne yığılmış. Depremler mi yoksa kaçak kazılar mı kaleyi bu hale getirmiş? Yukarı çıktıkça ayakta kalmayı başarmış duvarları daha iyi görebiliyoruz.

kamil dürüst 067

Turgut Kalesi’nde Küçük Bir Kapı veya Büyük Bir Pencere

Küçük bir kapıdan geçtik, belki de büyükçe bir pencereydi!

kamil dürüst 095

Halkın Kırk Merdivenler dediği yere gelince hayal kırıklığına uğradık, çünkü kırk basamaklı bir merdiven yerine eni elli santim olan on üç basamaklı bir merdiven çıktı karşımıza.

kamil dürüst 094

On Üç Basamaklı Merdivenin İndiği Alan

On-on iki metre derinliğinde yirmi-yirmi beş metre karelik içi taş toprak dolu bir çukura iniyordu on üç basamaklı merdiven. Tahminimize göre duvarlarda freskler varmış, üzerleri sıvanmış. Kırk merdiven gerçekten kırk merdivenken sanırım denize kadar iniyormuş. Acaba kimler, hangi amaçlarla o merdivenleri kullandı? Ancak yüz yıllar denize inen merdivenleri azaltmış ve yolu kapamış.

Kırk merdivenin on üç basamağını geçmişte yaşadıklarıyla baş başa bırakıp tepedeki kaleye bir an önce ulaşmak üzere tırmanışımıza devam ettik.Kaleye tırmanırken yolumuza taştan yapılmış bazı yıkık binalar, ağaç ve taşlarla kaplı yerler çıkıyordu.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Kaleye Çıkarken Yolumuzun Üzerinde Olan Yıkık Bir Yapı

Bu ağaçların bazıları sandal ağaçlarıydı, sandal ağacının gövdesi çok hoş! Ağacın gövdesini okşayıp yolumuza devam ettik. Sandal ağacının gövdesi üzerinde elimiz kayar gibiydi, onun gövdesinde elini dolaştırmak insana büyük bir haz veriyor.

DSC05874 Sandal ağacı a

Sandal Ağacı

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Kaleye Tırmanırken Yolumuza Çıkan Ağaçlar ve Kayalar

DSC03471turgut kalesi a

Yıkıntı Halindeki Kalenin Uzaktan Görünümü

DSC03477Turgut Kalesi Hisarönü Körfezi a

Kaleden Turgut, Orhaniye Martı Marina, Hisarönü Körfezi

Antik Bybassos kentine ya da Hydas’a ait olduğu zannedilen kaleye nefes nefese vardık. Nefesimiz normale dönünce aşağılara bakabildik, bu sefer de gördüğümüz manzara karşısında nefesimiz kesildi.

Bizim Turgut Kale’sine ilk çıkışımız Turgutlu Erol Kaya ve kızı Eda ile oldu, sonra defalarca arkadaşlarımızla kaleye çıktık, onlar da kalenin manzarasını çok beğendiler.

DSC03467Kaleden orhaniye martı marina ve hisarönü kör. a

Orhaniye Martı Marina ve Hisarönü Körfezi

DSC03513kaleden delikli yol a

Kale’den Delikyol’a Bakış

DSC05875delikliyol a

Delikyol ve Selimiye’ye Giden Sahil Yolu

DSC03504kaleden selimiyeye bakış a

Kale’den Selimiye

DSC03516kaleden selimiyeye bakış a

Kaleden Selimiye

Hisarönü Körfezi’nin bir bölümü, Orhaniye Martı Marina’daki tekneler, Delik Yol, Selimiye, adalar,savaşçı Diagoras’ın ve karısı Aristomakha’nın anıt mezarı ya da Turgutluların dediği gibi Çağba Baba Türbesi… tüm Turgut ayaklarımızın altında. Kimi yerde mavi kimi yerde lacivert deniz… Deniz kenarındaki karavanımız ve komşu karavanlar doğru dürüst seçilemiyordu. Yeşilin her tonu Turgut Köy’ü sarıp sarmalamış, yeşil örtünün arasından köyün evlerinin kırmızı damları görülüyordu.

kamil dürüst 057okaliptüslü yol ab

Denize Yürüyen Okaliptüs Ağaçları

Okaliptüs ağaçlarının oluşturduğu upuzun ağaç yol Turgut Vadisi’ni ortadan ikiye bölerek denize kadar ulaşıyor. Gökyüzündeki bulutlar gölgelerini yeşil denizin üzerine düşürmüşler, bulutlar hareket ettikçe gölgelerin vadideki yerleri de değişiyordu. Turgut’a tepeden bakmak ne hoş! Turgut Köy, güneşin parlak ışıkları altında tatlı tatlı geriniyordu doğaya sevdalı kişilere güzelliğini göstermek istercesine.

Turgut Kalesi’nin duvarları üzerine oturup seyrettik tüm bu güzellikleri. Şu oturduğumuz taşlarda bizden başka kimbilir hangi uygarlıkların insanları oturdu. Onlar da bizim aldığımız hazzı aldılar mı ki? Yoksa burada korku içinde mi yaşadılar? Sürekli aşağılardan gelecek düşmanları mı gözlediler? Neler yaşadılar, neler gördüler, neler düşündüler? Bir yandan geçmişte yaşamış Hydaslıların veya Bybassosluların nasıl yaşadıklarını düşünüyor, diğer yandan muhteşem manzaradan gözlerimizi alamıyor, kaleden ayrılmak istemiyorduk.

Turgut Köy harika doğası, binlerce yıldır çeşitli uygarlıklarla oluşturduğu tarihi; güler yüzlü, canayakın, konuşkan, konuksever halkı; akıllı, sosyal, güzel çocukları, çalışkan gençleri; kışın yağışlı, yazın sıcak, oksijeni bol havası; vadide klima etkisi yapan kuzey ve güney rüzgârlarıyla bambaşka bir dünya!

SAMSUNG

Yeşillikler İçinde Çiçek Açmış Karabaş Otu

Turgut Kalesi’ni binlerce yıllık yalnızlığıyla baş başa bırakarak inişe geçtik, kayalık alanı bitirip toprak yolu bulduk. Kulaklarımızda kuş cıvıltıları, burnumuzda kekik, karabaş, adaçayı kokuları yürüyüşün tadını çıkararak karavanımızın durduğu deniz kenarına indik.

DSC06486turgut koyu a

Turgut Sahili

Karavanımızın önünde duran koltuklarımızda bir müddet dinlenip gördüklerimizi, yaşadıklarımızı içselleştirdik. Yürüyüşümüzün yorgunluğunu Hisarönü Körfezi’nin parlak sularında yüzerek attık.

DSC08173-turgut a

Turgut’ta Gün Batımını Göremezsiniz, ama Doğanın Kızıllığını Yaşarsınız

Güneş Datça Yarımadası’nın arkasında batmış kızıllığını tüm koya yaymıştı.

DSC06491turgutta okaliptüsler arasından parlayan ay a

Ay ise okaliptüs ağaçlarının arasından yükseliyordu, gündüz kırk dereceyi geçen sıcaktan eser yoktu, en sıcak günün gecesinde bile Marmaris akşamlarının tatlı bir serinliği vardı. Sessiz, dingin, ılık; çam ve deniz kokan Marmaris akşamları…

Fotoğraflar: Sevil Okay-Mithat Okay

AĞNAK TEPE’YE ÇIKIŞ (Turgutköy 8)

Ağnak Tepe, Turgut’un en yüksek tepesi, Ağnak çam ormanlarıyla kaplı bir tepedir.

DSC03554ağnak tepesi havvahanım-sevil a

Turgutlu Havva Hanım’la Ağnak Tepe’den Turgut’a Bakış

İlk defa Ağnak Tepe’ye Turgutlu Havva Hanım ile çıktık. Ağnak’tan dört bir yan en güzel şekliyle görülüyordu. Sonra Mithat’la Ağnak’a bir iki kez daha gittik, bizi öylesine büyüledi ki Ağnak, arkadaşlarımızın da onu görmesini istedik daha sonra da Aysel- Bülent ve yeğenleri Yeşim’le çıktık Ağnak’a.

Ağnak Tepe’ye çıkış bir buçuk saat sürüyor, öyle yol falan yok; ancak eski zamanlarda da Karia zamanında da kullanılan patika bile olmayan bir yerden tırmandık. Yolun başlarında  Havva Hanım’ın keçilerinin olduğu kayaların altında kalan bir keçi ini bulunuyor. Havva Hanım’ın yavru  keçilerine merhaba demeden Ağnak’a çıkmadık.

DSC01388-a

Yavru Keçiler 

Gerçi yavru keçilerin pek de umurlarında değildik. Onlar bizlere aldırmadılar bile.

DSC01394-a

Yavru Keçiler

Ağnak Tepe’ye nefesimiz kesilerek çıktık; ama esas nefesimizin kesilmesi Ağnak’tan görünen müthiş manzara karşısında oldu. Hisarönü Körfezi, Martı Marina, Turgut Koyu, Dişlice, Tavşan, Kameriye Adaları, Koca Ada ve Selimiye’nin granit duvarları gözümüzün önündeydi. Hatta Yunanistan’a ait Simi Adası bile görünüyordu. Termosumuzda çay vardı, çayla birlikte sandviçlerimizi yedik aşağılarda uzanan manzara karşısında. Deniz, çam ağaçları, evler, boş topraklar, Orhaniye’den gelip Bozburun’a devam eden yol upuzun aşağılarda uzanıyordu.

DSC03583Ağnak'tan Turgut-kızkumu-orhaniye a

Ağnak Tepe’den Turgut. Kızkumu, Orhaniye’ye Bakış

DSC03595Ağnak'tan kızkumu-orhaniye merkez mahallesi a

Orhaniye-Merkez Mahallesi’nin Ağnak Tepe’den Görünüşü

 

DSC03578ağnaktan hisarönü körfezi a

Hisarönü Körfezi-Martı Marina-Turgut Koy

 

DSC03584ağnaktan hisarönü körfezi, datça yarımadası ve gökova a

Hisarönü Körfezi-Datça Yarımadası-Gökova Körfezi

SAMSUNG

Ağnak Tepeden Hisarönü Körfezi- Datça Yarımadası ve Gökova Körfezine Bakış

DSC03560ağnaktan hisarönü körfezine-dişliceye bakış a

Hisarönü Körfezi- Dişlice Adası-Tavşan Adası-Bencik Koyuna Giriş

 

DSC03568ağnaktan turgut

Ağnak’tan Turgut ve Selimiye Yoluna Bakış

DSC03589Ağnak'tan Turgut-Okaliptüslü Yol a

Turgut’un Denize Giden Kanalı ve Kanalın İki Yanındaki Okaliptüslerin Tepeden Görünümü ve Bozburun Yolu

IMG_20190330_133226turguttan ağnak'a bakış-ılgın ağacı ve ağnak

Ilgın Ağacı ve Turgut’un Tepeleri

SAMSUNG

Ağnak Tepe’ye Çıkarken Selimiye-Selimiye Yarımadası ve Yeşillikler İçindeki Cennet Koyu – Sığ Liman (Akkum Koyu)

 

SAMSUNG

Ağnak’a Çıkarken Selimiye-Sığ Liman ve Selimiye Yarımadası- Teknelerin Konuşlandığı Cennet Koyu

SAMSUNG

Ağnak Tepe’den Delikyol ve Selimiye’ye Gidiş Yolu

SAMSUNG

Ağnak’tan Bakış: Sağ Tarafta Minik Nergis Adası(Kargı) Ortada Kameriye ve Koca Ada, Solda Selimiye’nin Kaya Duvarı ve Bozburun’un Hisarönü Körfezine Bakan Yanı, En Arkada Simi Adası Karşısında Datça

Kameriye-Hisarönü_Panorama1.jpg

Ağnak Tepe’den Hisar önü Körfezi, Gökova Körfezi Panorama

Pek çok yazıda Ağnak Tepe’nin yüksekliğinin 309 metre, Turgut Kalesi için  ise270 metre yükseklikte olduğu yazıyordu. Ağnak Tepe’ye çıkıp aşağılara bakınca Turgut Kalesi de görünüyor ve Turgut Kalesi’nin çok aşağılarda olduğunu anlıyorsunuz. Bu epeydir kafamı kurcalıyordu, açıkça kaleyle, tepenin yüksekliklerinin birbirine yakın olmadığı görülüyordu. Aysellerle tepeye çıktığımızda Aysel’in yeğeni Yeşim’e Ağnak Tepe’nin yüksekliğini merak ediyorum, bazı yazılı kaynaklarda 309 metre olduğu yazıyor, ancak bana bu pek inandırıcı gelmiyor, telefonundan yüksekliğin ne kadar olduğunu öğrenebilir misin? deyince Yeşim hemen telefonuna baktı ve yüksekliği söyledi. Ağnak Tepe’nin yüksekliği 488 metreymiş. Bu bana çok mantıklı geldi. Turgut Kalesi’ne bakınca  bulunduğumuz yükseklik  çok doğruydu. Demek her yazılana inanmamak gerekiyor, Ağnak Tepe’nin yüksekliği 488 metre. Ağnak’a çıkınca yükseklikten bir kuşkunuz varsa mutlaka ölçün.

TURGUT (Turgutköy 6)

Marmaris’e uzaklığı otuz kilometre olan Turgut’a ulaşım minibüslerle yapılıyor. Yaz ve kış Marmaris ve Turgut’tan karşılıklı yapılan seferler, sabah 07.30’da başlayıp 23.00’a kadar sürüyor.

Geçmişte Turgutlular ulaşımla ilgili büyük güçlükler yaşamışlar. 1950’den önce tekneyle Çubucak’a geçip oradan kara yoluyla Datça’ya gidebiliyorlarmış. 1950’den sonra bazı yolların yapılmasıyla Marmaris’e ulaşım Bayır-Turunç yolu üzerinden yapılmaya başlanmış. Son yıllarda yapılan Bozburun yolu ile Orhaniye, Hisarönü üzerinden Datça ve Marmaris’e ulaşım kolaylaşmış. Böylece Turgut’la bağlı olduğu ilçe arasındaki ilişki oldukça kuvvetlenmiş. Artık Turgut, Marmaris’e çok yakın.

turgutköy-kubilay mayadağlı

Turgut            Fotoğraf: Kubilay Mayadağlı

SAMSUNG

Turgut’ta Arı Kovanları

Turgut’un geçim kaynağı arıcılık, bunun yanı sıra hayvancılık, organik tarım ve turizm de burada önemli.

Turgutköy 037aTurgut 031aa

turgutlu kadın 034aTurgut'ta Bir Büyükanne-aÖzellikle Turgutlu kadınlar toprakla, hayvanlarıyla uğraşmayı ve kendi işlerinde çalışmayı çok seviyorlar.  Genç kızlar ve genç hanımlar sadece toprakla uğraşmayı değil, motora binmeyi, motoru ulaşım aracı olarak kullanmaktan çok hoşnutlar.

turgut 2 087motorlu turgut kızları a

Turgutlu Bir Genç Kız ve Genç Bir Anne Minik Kızıyla Motorsiklette

Gençler beş-altı ay süren turizm mevsiminde turistik otellerde ve genellikle Turgutlu ailelere ait mavi yolculuk yapan büyük teknelerde çalışıyorlar.

Turgut, Marmaris ve çevre köyler gibi önce Karia’nın, ardından Roma’ya bağlı Rodos Birleşik Devleti’nin, Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma yani Bizans’ın, 13. yüzyılda Menteşoğulları’nın daha sonra da Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde yaşamış. Cumhuriyetin ilanına kadar Turgut, eski adıyla Ella, Rumların yaşadığı bir köymüş. Turgut sapağını geçtikten iki yüz metre sonra sol tarafta Rum köyünün kalıntılarını görmek mümkün. Bazı evlerin taş duvarları, bir kuyu vb günümüze ulaşabilmiş. Söylentiye göre Cumhuriyet’ten önce ve sonra buraya yerleşen Türklerle Rumlar bir süre bir arada yaşamışlar.

Günümüzde Turgut’ta yaşayanların atalarının Alanya’dan, Mısır’dan, Malatya’dan ve mübadele yıllarında da Rodos’tan geldiği tespit edilmiş. 141 haneli Turgut’un nüfusu 2000 yılında yapılan sayıma göre 458’miş. Nüfusa paralel olarak hane sayısı da artmış. Turgut’ta hemen hemen herkes birbiriyle akraba; bunun nedeni de dışarıya kız vermemeleri. Turgut halkı, en küçüğünden en yaşlısına köylerini çok seviyor, hiç kimse Turgut’tan başka yerde yaşamak istemiyor. Ne genç kızında ne de delikanlısında büyük kentlerde yaşama tutkusu var. Turgut deyince hepsinin gözleri sevgiyle, ışıl ışıl parlıyor.

DSC04415

DSC04431Gelin ve Damat düğünlerinde keyifle oynar. Özellikle Zeybek buraların baş oyunudur.

DSC06391turgutta asker düğünü ag

Turgut’ta Asker Düğünü

kamil dürüst 118

Köy Düğünlerinde Yemekler İmece Usulüyle Yapılıyor

Turgut Köy’de düğün çok önemli. Düğünler genellikle bahar (ilkbahar-sonbahar) aylarında yapılıyor. Düğünlere köyün tamamı davet ediliyor. 1980’den önce düğünlerde kadınlarla erkekler aynı yerde bulunmazlarmış. Günümüzde kaç- göç yok, herkes bir arada eğleniyor.

Köyün her hanesine davetiye veriliyor. Davetiye, gazete kâğıdına sarılı ya da bir poşete konmuş bir erkek fanilası ya da bir yemeni, kimi zaman da havlu. Köyde 2010 yılına kadar bir düğün salonu yoktu. Düğünler okulun bahçesinde veya muz, portakal, avokado ağaçlarının çevrelediği geniş bahçelerde yapılıyordu. 2010 yılında yapılan düğün salonunun  sadece üstü kapalı, bu alan aynı zamanda pazar yeri olarak kullanılıyor, haftada iki gün pazar kuruluyor burada. Yani şehirlerdeki düğün salonlarına pek benzemiyor buradaki düğün salonu.

Turgut Köy’de düğünler iki gün sürüyor. İlk gün kız evinde yöresel türküler eşliğinde geline kına yakılıyor, ikinci gün köylülerin çoğunluğundan oluşan düğün alayı damatla birlikte kızı almaya gidiyor, o gün damada da kına yakılıyor. Kınadan sonra düğün alayı gelini alarak düğünün yapıldığı alana geliyor. Büyük kazanlarda yemekler pişiyor; en az on çeşit yemek hazırlanıyor, et yemeklerinden çeşitli sebzelere, tatlılara kadar… Meyve suları, biralar, rakılar açılıyor…

Düğüne gelen herkese imeceyle yapılan yemekler ve içecekler ikram ediliyor.

Konuklara servisi köyün gençleri yapıyor, gençler büyük bir özveriyle, sevecenlikle bu görevi yerine getiriyorlar. Gündüz başlayan düğün geç saatlere kadar sürüyor. Davullar çalıyor, zeybekler oynanıyor. Tüm köy bu oyunlara katılıyor; kadını erkeği, çocuğu genci, dedesi ninesi… Yüzlerce kişi, müziği taa içlerinde hissederek büyük bir coşkuyla zeybek oynuyor. Aynı anda eller havaya kalkıyor, sonra dizler yere vuruyor. Tüm köy tek vücut oluyor zeybek oynarken.

Askere giden gençler için gündüz mevlit okutulup gece asker düğünü yapılıyor. Asker düğünleri de aynı diğer düğünler gibi oluyor. Diğer düğünlerden farkı, düğün sonrasında ve ertesi gün yapılan silah atışları.

Köyde birinin ölmesi halinde, cenaze bekletilmeden aynı gün defnediliyor, mevlit okutuluyor. O gün hiç kimse çalışmıyor, hanımlar ev işi dahi yapmıyor.

Turizm mevsiminde şelaleye her gün jiplerle, otobüslerle gelen yüzlerce  turist, şelale dönüşü köye uğruyor;

Turgut Köyün 160 yıllık çınarı a

Turgut’un yüz yetmiş yaşındaki çınarı

köy meydanında, yetmiş yıllık caminin yanındaki yüz yetmiş yaşındaki çınarın altında serinleyip yorgunluklarını giderdikten sonra eski köy evlerini ve köyün üç sınıflı okulunu ziyaret ediyorlar.

DSC08242 turgut esk ev a

Turgut Eski Bir Köy Evi

DSC08247 turgut eski ev içi a

Turgut’ta Eski Bir Köy Evinin İçi

DSC08253turgut eski ev içi a

Eski Bir Köy Evinin İçi

Eski köy evleri, küçük birer etnoğrafya müzesi gibi. Şimdilerde bu evlerde oturan yok, turistik bakımdan hizmet görmekteler.

DSC08241 turgut eski ev önü

Eski Bir Köy Evinin Önü

Köy evindeTurgutlu Genç Kız ve Ninesinin Gelinliği

Turgutlu Bir Genç Kız Ninesinin Gelinliğiyle

Evlerin sahipleri gelen turistleri bu evlerde ağırlıyor, onlara çay, bitki çayları ve yörenin fıstığını ikram ediyorlar. Her evin bir köşesinde hediyelik eşya standı var; ayrıca yörenin balı, fıstığı, kekiği, adaçayı bu standlarda yerlerini çoktan almış.

Turgut İlköğretim Okulu Öğrencileri Öğretmenleriyle 23.Nisan Töreninde

Turgut İlköğretim Okulu Öğrencileri Öğretmenleri ve Velilerle

Turistlerin ziyaret etmeden geçmedikleri okulda, 1.2.3. sınıflar aynı derslikte eğitim görüyorlar. Yıllar önce bittiğini sandığımız böyle bir eğitimin; 21. yüzyılda turistik bir kent Marmaris’in, turizmle içli dışlı olmuş bir köyünde  karşımıza çıkması bizi çok şaşırttı ve üzdü.

Turgutköy 040

Turgut İlköğretim Okulu

Sadece Turgut Köy’de değil Türkiye’nin hiçbir yerinde böyle bir eğitim olmamalı. Turgut’un akıllı çocukları iyi bir okulu ve eğitimi hak ediyorlar. Okulda görevli tek öğretmen var. Okulun hem müdürü hem öğretmeni o, tüm yük onun üzerinde. Üç sınıfa da yeterli eğitimi verebilmek için büyük bir özveriyle çalışıyor.

Görüntü0095

Turgut İlköğretim Okulu ve Öğrencileri- 23 Nisan Etkinliklerinde

Okulu gezen Avrupalı yaşlı turistler, Turgut’un küçük okulundan çok etkileniyorlar, elli-altmış yıl öncesine kendi çocukluklarına gittiklerini, kendilerinin de böyle bir okulda okuduklarını söylüyorlar. Elli-altmış yıl öncesine… elli-altmış yıl…

DSC04539turgut ve orhaniyeli öğrenciler a

Turgutlu ve Orhaniyeli Öğrenciler Orhaniye İlköğretim Okulu’ndaki 23 Nisan Etkinliklerinde

Turgut İlköğretim Okulunda üçüncü sınıfı bitiren çocuklar, Turgut’tan altı kilometre mesafede olan Orhaniye’deki ilköğretim okulunda eğitimlerine devam ediyor. Lise eğitimi almakta olan gençler de genellikle Marmaris’e gidiyor.

Turgut’ta bir ebenin görev yaptığı sağlık evi var, 2010 yılının baharında bir ambulans da hizmete girdi. Artık Turgut’ta bir doktor görevli olarak bulunuyor.

Köyün su şebekesi var; kanalizasyon şebekesi, PTT şubesi veya acentası yok. Köyde dört-beş restoran ve en az beş-altı kahve var. Deniz kenarında da iki-üç restoran-kafe bulunmakta.

Turgut’ta bir butik otel ve dört-beş apart dışında turistlerin konaklayabileceği yerler pek yok; ancak sürekli yeni apartlar, oteller yapılıyor.

Turgut sahilinin sağ tarafında dereyle deniz birleşir, dere ağzına yakın yerler derenin yığdığı topraklarla sığlaşmıştır. Sol tarafta siyah renkli toprak-kum karışımı bir kumsal uzanır. SAMSUNG CAMERA PICTURESDenizin zemini de toprak-kumdur ve deniz girişte çok sığdır.  Dört-beş kulaç attıktan sonra bir anda derinleşir, suyun rengi turkuaza döner. Suyun dibi görünmez olur. Deniz suyu çok sıcaktır, yalnız derinlere daldıkça alttan gelen soğuk su akıntılarını hissedersiniz. Burada kışın bile rahatlıkla denize girilebilir. Kimi zaman mavi, kimi zaman turkuaz bir deniz, yemyeşil ormanlarla kaplı tepeler, masmavi gökyüzü insana ‘İyi ki Turgut’tayım!’ dedirtir. Bu sularda rahatlıkla yüzebilir, dalabilir, kanoyla kürek çekebilir, sörf yapabilirsiniz.

turgut 3 005a

Turgut Sahili

Turistleri mavi yolculuğa çıkaran büyük tekneler yani guletler sahildeki kırık dökük iskelelere kolayca yanaşıp gecelerler.

TURGUT-KUBİLAY MAYADAĞLI

Turgut                                                             Fotoğraf: Kubilay Mayadağlı

 

 

Fotoğraflar: Sevil Okay-Mithat Okay

TURGUT (Turgutköy5)

Selimiye, Bozburun, Söğüt’ü dolaştıktan sonra Marmaris’e dönmeyi düşünürken Turgut Şelalesi ve tam karşısında da Turgut levhasını gördük. Gündüz şelaleye gittiğimiz yolu hatırladık, sola sapıp dört buçuk kilometrelik dar yola girdik. Hava neredeyse kararacaktı.

Turgut’a varınca Afrodit Restoran’ın karşısına park ettik karavanımızı, tüm gün o köy senin bu köy benim dolaşmaktan yorulmuşuz, hemen yemek hazırlığına giriştik, yemeğimizi yedik, sonra da -köy ve çevresini yarın dolaşırız deyip- uykunun kollarına bıraktık kendimizi.

Sabah erkenden uyandık, köyü dolaşmaya çıktık. O gün bayramdı, yollarda gördüğümüz herkes birbiriyle bayramlaşıyordu, bu arada bize de selâm verip bayramımızı kutluyorlardı.

turgut-istanbul-martı 013a


turgut 2 057

Turgut’un Güzel Kızları,Yakışıklı Erkek Çocukları 

Bu çok hoşumuza gitti. Hele çocuklar! Tertemiz giyinmiş, evlerin kapılarını çalıp el öpüyorlardı.

Bir gün önce görüp üzerinde düşündüğümüz ‘Denize gider’ levhasının işaret ettiği yolu takip ederek deniz kıyısına vardık. Turgut’un meğer denize kıyısı varmış.

kamil dürüst 019-turgut koy sular altında a

Turgut Sahili Yağan Yağmurlardan Sular Altında

Turgut koyu bakımlı bir koy değildi; o bakımsızlığına karşın doğası harikaydı!

kamil dürüst 026-turgut koy dere ile denizin karıştığı yer a

Turgut’ta Dere ve Denizin Birleşme Noktası

Hisarönü Körfezi’nin en doğal, en bakir koylarından birinde olduğumuzu anladık. Koyu, çepeçevre kuşatan tepeler denize kadar çam ormanlarıyla bezeliydi.

DSC06009turgut koy a

Turgut Koy

Denizin rengi kıyılarda ormanların yeşil rengini almış, açıklarsa turkuazdı.

Turgutköy 069koyu ve tekneler a

Turgut’ta Denizdeki Guletler

Bulutlar dingin suya vurmuştu, denizde üç-dört gulet kırık dökük bir iskeleye bağlıydı.

Turgut 061koyu ve tekneler a

Turgut Koy’da Karaya Çekilen Tekneler

Dört-beş gulet de karaya çekilmişti. Guletlerin hemen arkasında kiliseye benzer, tavanı

Turgutköy kilise 062 a

Turgut Koy’daki Küçük Kilise Kalıntısı

olmayan, içini otlar bürümüş tarihi bir yapı ve koyun sol tarafında da kalıntılar vardı.

DSC06468turgut kümes hayvanları ella a

Turgut Koy’daki Kümes Hayvanları Özgürce Dolaşıyorlar

 

DSC06471 turgut a

Turgut Koy’un Sol Tarafı

turgut 3 006a

Turgut Sahili

DSC06456turgut sahili a

Turgut Sahili

Sahildeki restoranın sahibinden kilisenin Bizans Dönemi’nden kaldığını, diğer tarihi alanınsa üç odalı bir hamam kalıntısı olduğunu öğrendik. Koyun sağında uzanan yarımadayla ana karanın tam ortasında sekiz-on katlı yarım kalmış bir hayalet otel inşaatı duruyordu.

Turgut 129 a

Turgut’ta Denizle Birleşen Dere

Çok çirkindi! Tam on sekiz yıldır o haldeymiş. Turgut yolu deniz kenarından geçmediği için Turgut’un sahili pek bilinmiyormuş. Sahilin sağ tarafı deniz börülcelerinin yetiştiği yarı sulu yarı kuru bir alandı.

Turgut 038a

Pembe Renkli Deniz Börülceleri

Turgut 106a

Deniz Börülceleri

Turgut 108 agPembe deniz börülceleri bu alanı bir halı gibi kaplamıştı. Börülcelerin pembesiyle denizin mavisi muhteşem bir ikili oluşturmuşlardı. Baharda ve yazın yeşil olan börülcelerin rengi sonbaharda önce pembeye sonra kırmızıya, kışın da kahveye dönermiş.

Denize sırtımızı döndük, karşımızda çamlık yüksek tepelerle çevrilmiş zümrüt gibi bir vadi sere serpe uzanıyordu. Daha sonra köyün doğusundaki tepenin Mermerlik, batısındakinin Ağnak, güneyindekinin de Kuman Tepesi olduğunu öğrendik. Ve vadinin sol tarafında, köye doğru uzanan ağaçlıklı yolu görünce oraya yöneldik.

SAMSUNG

İki  Tarafında Okaliptüs Ağaçları Olan Dere

Yolun kenarına geldiğimizde bir dereyle karşılaştık. Dere denize mi akıyordu, yoksa deniz mi dereye girmişti? Derenin iki yanı toprak yoldu ve derenin iki tarafında ağaçlar yükseliyordu. Okaliptüsler! Yirmi, otuz metre boyundaki okaliptüsler derenin üstünde birleşiyorlardı. Burası, burası…

SAMSUNG

Gökova’ya Yukarıdan Bakınca İki Tarafında Okaliptüs Olan Yol Akçapınar’a Doğru Uzanıyor

Gökova’daki okaliptüs ağaçlı yola benziyordu. Muğla’dan Gökova’ya gelirken Sakar Geçidi’nin en yüksek yerinde aracımızı park edip Gökova’nın muhteşem manzarasını seyrederiz her zaman: ekili araziler, denizi döven dalgalar, ve okaliptüs ağaçlarının oluşturduğu upuzun ağaç yol. Gökova’ya inince de iki tarafında okaliptüslerin sıralandığı yolda yürümekten hoşlanırdık. Yıllardır hayran olduğumuz yolun bir benzeri buradaydı.Turgut-Bozburun yolundan farklı zamanlarda en az üç-dört kez geçmiş ve bu okaliptüsleri fark etmemiştik!

Okaliptüslü Toprak Yol A

Turgut Okaliptüslü Yol

 

20160104_134436-a.jpg

Turgut Sahilinde Karavanlar

Derenin iki yanında uzanan toprak yollardan denize giderken en sıcak günde bile okaliptüsler sayesinde sıcağı hissetmez insan diye düşündük. Biraz ileride bir köprü vardı, iki yakayı birleştiren.

Derenin sağındaki toprak yolu takip ederek köye doğru yürüdük, derede kurbağalar, su kaplumbağaları yaşıyordu; derenin suyu iki yüz metre sonra kurudu. Artık içi, irili ufaklı taşlarla dolu kuru bir dere uzanıyordu önümüzde. Kuru derenin sağı solu ekili tarlalarla çevriliydi, her yer yemyeşildi. Ağaçlar meyve doluydu. Ne kadar güzel bir köydü burası!

SAMSUNG

Turgut’un Yemyeşil Tarlaları

Burası bizim aradığımız köy müydü yoksa? Tertemiz havası, dinginliği, yeşilliği, turkuaz denizi, yüksek tepeleri, güler yüzlü insanları bizi kendine çekti, oldukça etkilendik.

Turgut Vadisi çoook eski çağlarda denizmiş, zamanla alüvyonlarla dolmuş. Günümüzde, denizden üç kilometre içeride açılan kuyulardan deniz kabukları çıkıyormuş. Turgut Köy denizden iki kilometre içeriye kurulmuş, köye dönünce önce köyle ilgili bilgi aldık, sonra da küçük bir arsa. Derenin yanıbaşında, okaliptüslerin gölgesinde, içinde kocamaaan bir incir ağacı olan bir arsa. Karavanımızı incir ağacının yanına çektik. Masamızı koltuklarımızı karavanımızın önüne attık, hamağımızı kurduk. Köylüler her sabah ineklerini, keçilerini, koyunlarını otlatmak için tarlalarına götürüyorlardı. Karavanımızın önünden geçenler, mutlaka selam verip halimizi hatırımızı soruyorlardı.

SAMSUNG

Tarlaya Giderken Turgutlu Havva Hanımı Taşıyan MERSEDES

SAMSUNG

Tarladan Toplanan Fıstıkları Taşıyan Eşek

Motorsiklete bindirilmiş bir keçi, bisikletle, eşekle ya da modern bir araçla tarlasına giden köylüleri görmek olasıydı. Tavuskuşu 2Bir tavuskuşu kuyruğunu açmış tüm haşmetiyle toprak yolda salınarak yürüyor, dış görünümünün muhteşemliğiyle tezat olan kötü sesiyle şarkılar söylüyordu. .Aralık ayının ortalarında olmamıza rağmen hava günlük güneşlikti.

Kışları ılıman geçen Turgut’un toprakları da çok verimliymiş, Turgutlular yılda üç defa ürün alırlarmış.

SAMSUNG

Dalında Yer Fıstığı

Turgut’ta yetişen yer fıstığı Türkiye’nin en kaliteli fıstığıymış; iç ve dış piyasada fıstığın istenilen fiyata satılamaması fıstık ekimini bitirmiş. Son yıllarda Turgutlular kendilerinin yiyeceği kadar fıstık yetiştiriyorlarmış. Sonbaharda ve kışın Turgut çok yağış alırmış. Yağmur, tropik ülkelerde olduğu gibi günlerce yağarmış. Üç gün, dört gün aralıksız yağan yağmurun ardından bir güneş açarmış, kendinizi ilkbaharda zannedermişsiniz.

ev-dere 079

Yağmur Fazla Yağınca Sonradan Açılan Kanal(Dere) Denize Doğru Hızla Akıyor

Aşırı yağan yağmurlar, altmışlı yılların sonuna kadar çiftçiye çok zarar vermiş. Dağlardan, tepelerden, şelaleden inen sular tüm vadiyi sular altında bırakır, mahsulü mahvedermiş.

DSC06413 kuru dere a

Turgut’ta açılan kanal ve okaliptüs ağaçları

Turgutköy 017a

Turgut’ta açılan kanalın iki yakasını birbirine bağlayan köprülerden biri

1970’te köy halkı, muhtar ve devlet el ele vermiş, şelaleden gelen derenin devamı olarak vadinin ortasından denize kadar bir kanal açılmış, kanalın her iki tarafına okaliptüs ağaçları dikilmiş. Köylüler kanalın açılabilmesi için topraklarından feragat etmişler, bu kanal sayesinde topraklarını selden kurtarmışlar. Kışın şiddetli yağışlarda kanal bir buçuk-iki metreye kadar su doluyor; gürül gürül akan su, önüne çıkanı da denize sürüklüyormuş. Turgut koyunun sağ tarafı, su altında derenin getirdiği pek çok atıkla doluymuş.

İki gündür Turgut’tayız, bu zamanlarda şiddetli yağışlar olduğu söyleniyor; ama ortalıkta yağmur falan yok, sanki yaz mevsimindeyiz.

DSC08526 karavan arsada a

Karavanımız Yeşillikler İçinde

Karavanda oturduğumuz yok, sürekli dışardayız. Yeşilin her tonuyla gözlerimiz şenleniyor, hava mis gibi, uzun yürüyüşler yapıyor, Turgut halkıyla söyleşiyor; köyü, köylüyü tanımaya çalışıyoruz. Bütün gün dolaşmaktan yorulmuş olmalıyız ki erkenden yattık, uyumuşuz. Gece yarısı büyük bir sarsıntıyla uyandık, ne olduğunu anlayamadık. Büyük bir güç karavanımızı şiddetli bir şekilde sallıyordu, dışarda ne olduğunu anlamak için karavanın kapısını açtık, kapıyı açmamızla o büyük gücün karavanı doldurması bir oldu. O anda karavanımızın uçtuğunu zannettim, o ne şiddetli rüzgârdı! Böylesine rüzgâr denmezdi, büyük bir fırtınaydı. Kaldığımız yer köyün bir kilometre dışındaydı, çevremizde bizden başka kimse yoktu. Okaliptüsler ve biz…

Turgutköy-Köprü ve Okaliptüsler 011a

Okaliptüsler ve Köprü

Okaliptüsler, bataklıkları kurutan, tonlarca suyu çeken nazlılar. İki gündür hafif esen yelde nazlı nazlı salınıp usul usul ezgiler söylüyorlardı. Şimdi fırtınanın uğultusuna okaliptüslerin ince ince haykırışları da karışıyor. İncecik bir ağlama sesi duyuyorum sanki! Bu; bir ağacın dallarının, yapraklarının birbirine sürtünmesinden çıkan bir ses değil de iç çeken, derdini anlatmaya çalışan, hoşnutsuzluğunu belirten bir insanın sesine benziyor; okaliptüslerin adeta rüzgâra direnişi bu. Nazlıların konuştuğunu, dertlerini, kızgınlıklarını dile getirebildiklerini fırtına sayesinde öğrendik.

Yağmur başladı, karavanın üstüne önce ağır aksak sonra hızlı hızlı vurdu. Karavanda yağmurun tıkırtısını dinlemek çok hoştur! Ancak fırtınanın karavanı uçuracak gibi sallaması, her geçen dakika hızını arttıran yağmur, yirmi-otuz metrelik okaliptüslerin üzerimize devrileceği düşüncesi bizi tedirgin etti, geceyi yarı uyur yarı uyanık geçirdik. Sabah olduğunda bütün gece hiç durmadan esen rüzgâr ve aralıksız yağan yağmur hâlâ devam ediyordu. Radyodan öğrendiğimize göre son yılların en büyük fırtınasıymış, saatte 60-70 kilometreyi bulmuş rüzgârın hızı. Bozburun’da, Datça’da şiddetli lodos onlarca tekneyi batırmış. Karavanımızın uçma noktasına gelmesi boşuna değilmiş.

Karavanın penceresinden dışarı bakınca bir kilometre uzaklıktaki yüksek tepeleri göremedim. Gördüğüm gri, oynak bir sis perdesiydi. Aslında sis gibi görünen yağmurdu, öyle şiddetli yağıyordu ki yoğun bir tabaka oluşturmuştu. Şiddetli rüzgâr o yoğun tabakayı denize doğru itiyordu. Yağmurun dalga dalga denize koşturmasını izlemek ilginçti! Yüzlerce metre yükseklikteki dalgalar hızla yol alıyordu. Önümüzdeki derenin iki yanında bulunan okaliptüslerin dalları da bu koşuya katılıyorlardı. Güneyden kuzeye doğru gitmeye çalışsalar da fazla uzağa gidemiyorlardı. Bulundukları yerde delicesine devinip ses çıkarıyorlardı. Yol boyunca uzanan tepeler ortalıkta yok… Sadece dalgalar görünüyor…

Günlerdir yağıyor yağmur. Zaman zaman ara verse de inatla sürdürüyor yağmayı, kimi zaman şiddetli kimi zaman yavaş. Bazen de bir iki atıp geçiyor, ardından güneş yüzünü gösteriyor. Sanki yağmur hiç yağmamış gibi ortalık ışıklar içinde kalıyor. Deniz bir başka parlıyor, ormanlar daha yeşil, gök daha mavi görünüyor. O zaman kendimizi güneşin ve mis gibi toprak kokan ılık havanın şefkatli kollarına bırakıyoruz. Bu arada şiddetli fırtınaya direnemeyen okaliptüslerin kalın dalları kırılmış, kuru derenin içi devrilen ağaçlar, kırılan dallarla dolmuş.

Güneşli, ılık havaya fazla güvenmiyoruz, az sonra yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya başlayabilir. Çok geçmedi dediğim oldu, güneş ışıl ışıl parlarken deli gibi bir yağmur başladı. Eh, yağmur ormanlarında yaşamak böyle olsa gerek! İçimizde bir neşe bir neşe açtık şemsiyelerimizi, yürümeye başladık deli yağmurun altında.

DSC02589turgut köy kahvesi a

Turgut Meydanı’ndaki açık hava kahvesi

Turgut’un meydanına geldik, köyün kalbi bu meydan ve buradaki kahveler. Her şey burada konuşuluyor, kararlar burada alınıyor.

Turgut’un M.Ö. 2000’lerde kurulmuş Antik Hygassos kenti olduğunu, Roma ve Bizans dönemlerinde adının Ella olduğunu öğreniyoruz.

Turgut’ta bir hafta kaldıktan sonra İstanbul’a döndük, döndük de aklımız Turgut’taydı. Sonraki yıl (2009) Turgut’un dört mevsimini de yaşadık, halen de yaşıyoruz.

TURGUTKÖY ŞELALESİ (Turgutköy 4)

Piramidal yapıyı, daha sonra gitmek ve incelemek üzere yol üzerinde bırakıp Turgut Şelalesi’ne gittik. Ve doğaya merhaba dedik. Şelalede dev günlük ağaçları başlarını göğe değdirmek istercesine uzatmış, dev sarmaşıklar da bu ağaçlara sarılarak zirveyi bulmuş.

SAMSUNG

Günlük Ağaçları

Günlük ağaçları, dünyanın en fazla oksijen üreten ağacı olarak biliniyor, yaprakları çınar ağacının yapraklarına çok benziyor; yalnız daha küçük. Günlük ağacından çıkarılan sığla yağı ilaç, kozmetik ve gıda sanayiinde kullanılıyormuş. SAMSUNGEski çağlarda yaşamış olan Mısır Kraliçesi Kleopatra sığla yağını ‘aşk iksiri ve parfüm’ olarak kullanırmış. Kleopatra’nın gitmediği yer, kullanmadığı herhangi bir şey de yok gibi görünüyor. Belki de onun hakkında söylenenler, yazılanlar efsaneden öteye geçmiyordur. Ayrıca bu yağdan Hipokrat döneminden beri ilaç olarak yararlanılmaktaymış.

Halk arasında sığla yağının mide ülserine, on iki parmak bağırsağı rahatsızlıklarına, uyuz, mantar gibi deri hastalıklarına, nefes darlığına, yaralara iyi geldiği söyleniyor. Bu yağı kullananlarla da konuştuk, genellikle çok yararlandıklarını, hastalıklarına iyi geldiğini söylediler.

SAMSUNG

Günlük Ağaçları

Anadolu günlük ağacı Türkiye’de sadece Marmaris-Dalaman arasında yetişmekte olup dünyada sığla yağı üreten iki ülkeden biri Türkiye diğeri de Honduras’mış. Muğla’da yakın geçmişe kadar yirmi ton sığla yağı üretilirken son yıllarda üretim üç tona düşmüş. Bunun nedeni de ormanlık alanların azalmasıymış. Tütsü ve yakı olarak da kullanılan günlük ağacına akamber, günnük ve sığla ağacı da deniyor.

halikarnas balıkçısı bHalikarnas Balıkçısı’nın yıllar önce okuduğum sığla yağının parfümü çoğalttığı ile ilgili bir yazısı geliyor aklıma; ama yazının adını, hangi kitapta olduğunu bir türlü anımsayamadım. Tütsü olarak kullanılır deyince yazıyı anımsadım. Halikarnas Balıkçısı, önce sığla ağacını tanıtıyor, ne yazık ki eskisi kadar sığla(günlük) ağaçlarının olmadığı sığla yağının üretiminin azaldığını sonra da sığla yağının bir hoparlöre benzediğini hoparlör, sesi nasıl duyulur hale getirip çoğaltıyorsa sığlanın da kokuyu o denli büyüttüğünü, çoğalttığını yazıyordu o yazısında.

Şelale-ağaç 2IMG_20180712_181634-EFFECTS

Günlük Ağacı

Günlük ağacı kışın yapraklarını dökmediği ve yirmi metreye kadar boylandığı için

IMG_20180712_183022

Turgut Şelalesi Ağaçlar

 

IMG_20180712_18252şelale

Turgut Şelalesi

Turgut Şelalesi her mevsim yemyeşil. Şelalede göğe bakan gözler, mavi gökyüzünü değil, yemyeşil orman denizini görüyor. Mavi gökyüzü ve gün ışıkları günlük ağaçlarının yıldız şeklindeki yapraklarının arasından göz kırparak merhaba diyorlar.

Turgut Şelalesi a

Turgut Şelalesi

Sular şırıl şırıl akarak tertemiz turkuaz renkli göletler oluşturmuş. Minik şelalecikler tatlı ezgiler mırıldanıyor, ağaç kökleri toprağın üzerini kalın saç örgüleriyle kaplamış. Saç örgülerine basarak dört-beş metreden çağıldayarak bir gölete düşen şelaleye gelince kendimizi suya atmak istedik Aralık ayında olduğumuzu anımsayınca bundan vazgeçtik.

Yaz aylarında safari yapan jipler buraya her gün yüzlerce turist getirir. Rahatça suya girebilmek için safaricilerden önce şelalede olmak gerekir.

Turgut Şelalesi'nde Kayalardan Akan Sular

Turgut Şelalesi’nde Kayadan Akan Sular

Yoksa değil suya girmek çevreyi bile aşırı kalabalıktan yeteri kadar göremez insan. Burada gölete girmek harika bir şeydir! Su önce buz gibi gelir, yüzdükçe alışır kendinizi iyi hissedersiniz. Şelalenin altına kadar yüzüp suyun gücünü duyumsarsınız, akan suyun altında fazla kalamazsınız, yukardan düşen suyun gücü sizi göletin diğer tarafına iter. Göletten çıkıp sol taraftaki merdivenleri takip ederek bir başka gölete çıkar, onu da geçerek bir diğerine ulaşırsınız. Yeni vardığınız gölete on- on beş metre yüksekliğindeki kayalıkların üzerinden şarıl şarıl kayarak akmaktadır sular. Akan sulara meydan okurcasına kayalıkların en üstüne tırmanabilirsiniz. Yok, tırmanmak istemiyorsanız gölete girin kayalıkların üstüne çıkıp oturun, arkanıza yaslanın, yukardan buz gibi, oldukça sert inen sular bırakın bedeninize masaj yapsın, içinizi coştursun. Suyun sesine kendi sesinizi katın, sesiniz çıktığı kadar bağırın, içinizdeki tüm stresi atın. Nefis bir şeydir gürül gürül akan suyun altında durmaya çalışmak!..

SAMSUNG

Delikyol

Şelaleden istemeden ayrılıp Delikyol, Selimiye, Bozburun ve Söğüt’e gittik. Hepsi birbirinden güzel yerler.

SAMSUNG

Selimiye

IMG_20180705_120542temmuz18 söğüt

Söğüt

Dura kalka, gülüşe konuşa güzel yerleri dolaştık. Turistik bir gezi yapmıyoruz, bir amacımız var. Bir köy arıyoruz, yılın yedi-sekiz ayı orada kalıp yaşayabileceğimiz bir köy. O köyü bulabilmiş değiliz henüz. Yıllardır ülkemizin değişik yörelerinde gezdik, gezip dolaştığımız pek çok yeri çok beğendik; ‘tamam burası aradığımız yer’ diyemedik.

IMG_20180507_143451BOZBURUN

Bozburun

Yıllar önce köyden kente göçler oldu, beş-on yıldan beri de kentten köylere göç var. Büyük şehirlerin kalabalığından, kargaşasından, trafiğinden yorulanlar köylere, kasabalara yerleşmeye başladılar. Yazlık evi olanların pek çoğu artık yazlık evlerinde yaşıyor.

Ne Selimiye ne Bozburun ne de Söğüt yerleşebileceğimiz yerler olarak gelmedi bize. Hepsini çok beğenmemize karşın adını tam olarak koyamadığımız eksik bir şeyler vardı. Marmaris’e dönmeye karar verdik, bu arada akşam olmuş hava kararmış, biz de oldukça yorulmuştuk. Yirmi kilometre yol almıştık ki karşımıza Turgut Şelalesi’nin levhası çıktı. Levhayı görünce geceyi Turgut’ta geçirmeye karar verdik. Ne de olsa karavanımız bizim evimizdi, nerede istersek orada kalabilirdik.

076orhaniye-kızkumu a

Orhaniye-Kızkumu

Bir gece önce Marmaris-Kızkumu’nda deniz kenarında konuşlanmış, akşam yemeğimizi deniz kenarında yemiş, sabahleyin kahvaltımızı denize karşı yapmıştık. Orhaniye pazarı arkamızdaydı.Karavanın güzelliği bu işte! İster deniz kenarında ister dağ başında ister ormanlık bir alanda kal. Her yer senin!..

TURGUTKÖY’E İKİNCİ KEZ GELİŞ(Turgutköy 3)

Turgut’a gelmişken halıcılara uğramadan geçmeyelim, dedik ve halı mağazalarının bulunduğu yere geldik. Aaaa! O da ne?

DSC06532 turgut halıcı- ağaç-karavan ab

Turgutköy Halıcıların Eski Yeri

Taş ahırlar yıkılmaya yüz tutmuş; kiminin damı çökmüş, içinden koca bir badem ağacı çıkmış- daha doğrusu o badem ağacı yıllar önce de vardı da ahırın damı çökük değildi- kiminin kapısı kırılmış, ahırların bulunduğu bahçedeki rengârenk çiçeklerden eser kalmamış. Bizim için hayal kırıklığıydı bu görüntü! O zamandan bu zamana on üç yıl geçmişti, bu kadar uzun zaman her şey aynı kalamazdı.

Karavandan inip terk edilmiş, yıkık dökük ahırların avlusunda dolaştık, birini görsek de burada ne olduğunu sorsak diye düşünüyorduk. Ortalıkta kimsecikler yoktu.

DSC06524 turgut-afrodit a

Turgutköy Afrodit Restoran Bahçesi

Ahırların yan tarafında bir restoran vardı, yola çıkıp Afrodit Restoran’ın bahçesine girdik, bahçede genç bir kız ve genç  bir hanım vardı. Halı mağazalarına ne olduğunu sorduk. Güler yüzlü hanım, halıcıların eskiden kiracıları olduklarını, artık ana yolda kendi mağazalarını açtıklarını, çalışmalarına orada devam ettiklerini söyledi.

Halıcıların durumlarını öğrendikten sonra rahatladık, çevremize alıcı gözle bakmaya başladık.

Turgutköy 009

Turgut’un Çam Ormanlarıyla Kaplı Tepeleri

Bulunduğumuz yeri çevreleyen tepeler en üst noktalarına kadar çam ağaçlarıyla donanmıştı.

DSC06530 avokado ağacı a

Avokado Ağacı

Restoranın bahçesinde avokado, gremantin; yolun diğer tarafında da portakal, mandalina, limon ağaçları göze çarpıyordu. ev-dere 084-turgut aAğaçlar meyve yüklüydü, ayrıca yeşil otların üzeri de limon ve mandalina kaplıydı.

SAMSUNG

Portakallar

DSC06349turgut, mandaline ağaçları a

Mandalina Ağaçları

Serbestçe dolaşan tavuklar, horozlar, kazlar meyveleri gagalayıp duruyordu. Yazık oluyor bu meyvelere! Niye toplamıyorsunuz? diye sorunca genç kızdan şöyle bir yanıt aldık:

DSC05616

Muz Ağacı

-Bütün köy portakal, mandalina, limon, avokado, muz, nar, incir, dut, ceviz, badem ağaçlarıyla dolu, yiye yiye bitiremiyoruz, kimse de bu meyveleri satmayı düşünmüyor. Meyveler de çoğunlukla ziyan oluyor.

-Çok yazık! Tüm bunlar değerlendirilse ne iyi olur… Ne kadar güzel bir köyünüz var?

DSC06374avokado-çiçeği a

Avokado Çiçeği

SAMSUNG

Avokado Çiçeği

-Siz bir de köyümüzü bahar da görün!

IMG_20190215_124839badem ağacı ve bulutlar a

Badem Ağaçları

Asıl güzelliği o zaman; erikler, bademler, portakallar, mandalinalar çiçek açar, Turgut yemyeşil ovada bir gelin gibi parlar,

SAMSUNG

Hoş Kokulu Portakal Çiçeği

SAMSUNG

Portakal Çiçeği

portakal çiçeklerinin harika kokusu bütün köyü sarar.

IMG_20190215_125422badem ağacı a

Badem Ağacı

 Doğanın ürettiği doğal parfüm Turgut’u dolaşanların başını döndürür. Ne görüntüye ne de kokuya doyabilirsiniz, diyen genç kadının gözleri ışıl ışıl parlıyordu.

Baharda mı? Zaten baharda değil miyiz? diye düşünürken Aralık ayında olduğumuzu anımsadık.

Hanımlar bizi bir şeyler içmeye davet ettiler, yolumuzun uzun olduğunu; dönüşte uğrayabileceğimizi söyleyip onlara veda ettik. Karavanımıza bindik, elli metre gittik yol sola dönüyordu, sola dönmeden önce sağa giden dar bir yol gördük, küçük bir levhada ‘Denize gider’ yazıyordu. Deniz mi? Turgut Köy’ün denizle ne alâkası var diye düşünüp sola döndük. Sahi Turgut’un denize kıyısı var mıydı? Doğrusu bunu bilmiyorduk! Bildiğimiz Turgut’un şelalesiydi, şimdi de şelale yolundaydık.

SAMSUNG

Turgut Şelalesi’ne Giden Yol

Köyden çıktık, sağlı sollu tarlaların ortasından geçen her iki tarafı da ağaçlık olan daracık bir yoldu bu. Yüksek tepelerle çevrili bir vadideydik.

Sağ tarafımızda yükselen tepeleri ve kayaları incelerken kayaların üzerinde kayaymış izlenimi veren piramit gibi bir yapı gördük.

SAMSUNG

Turgut’tan Turgut Şelalesi’ne Giderken Görünen Piramit Yapı

İlk anda doğal mı yoksa insan eliyle mi yapılmış olduğunu anlayamadık. Karavandan indik, yapıyı uzaktan inceledik, doğal olmadığına karar verdik. Çevredeki ve üzerinde oturduğu kayalıklarla öylesine bütünleşmişti ki kayalarla piramidi birbirinden ayırmak olanaksızdı. Yörenin taşlarından yapıldığı anlaşılıyordu. Piramit yapıyla ilgili bilgilenmeyi daha sonraya bırakıp bir an önce dört buçuk kilometre uzakta olan şelalede olmak için yolumuza devam ettik.