NÂZIM HİKMET ve VERA SERGİSİ

Yapı kredi kültür merkezindeki sergilere mümkün olduğunca giderim. Arkadaşım Günfer’le Galatasaray’a çıkmıştık. Yapı Kredi Kültür Merkezinde birden fazla sergi vardı. DSC00077DSC00078İlk önce Sermet Çifter Salonundaki Nazım Hikmet ve eşi Vera’nın Şehrime ulaşamadan bitirirken yolumu…/ Moskova’dan İstanbul’a başlıklı sergiye girdik. DSC00068-a

DSC00066-A

V

Nâzım Hikmet’in hayatının son yıllarını geçirdiği ve Vera ile yaşadığı Moskova’daki Pescannaya sokağındaki evinden getirilmiş olan özel eşyaları edebiyatçılara ve Nâzım severlere sunuluyor.

DSC00079-a

NAZIM HİKMET’İN VALİZİ

DSC00094-a

DSC00095-a

VERA TULYAKOVA

 Nâzım’ın ve eşi Vera’nın yaşadıkları ev, canlandırılıyor. Evlerinden perdeler bile getirilmiş.

DSC00088-a

Şairin Röbdöşambrı

DSC00124-a

VERA ve NÂZIM’IN MOSKOVA’DAKİ EVLERİNDEN BİR GÖRÜNTÜ

DSC00101-a

Tahta Kaşıklar

DSC00091-a

VERA’NIN SÖYLEDİKLERİ

DSC00118-a

Nâzım Hikmet Kitapları

DSC00089-a

Vera’nın Çantası-Nâzım’ın Kitapları ve Şapkası

DSC00092-a

Vera ve Nâzım

DSC00115

DSC00110

Nâzım için Basılan Pullar

DSC00104-a

NAZIM HİKMET VAPURU’NDA AZİZ NESİN-VERA TULYAKOVA

DSC00113-a

NÂZIM HİKMET’İN DAKTİLOSU

DSC00109-a

Nâzım’ın Tespihi ve Şapkası

DSC00108-A

VERA’NIN NÂZIM’IN ÇALIŞMASIYLA İLGİLİ  YAZDIKLARI

DSC00116-a

DSC00105-a

Genelde şairin özel eşyaları; şairin basılmış kitapları, oynanan oyunları, Moskova’da Nâzım Hikmet adına basılmış pullar, şapkası, tespihi, çantası, valizi, daktilosu, giydiği takım elbiseleri, yelekleri, pijaması, cüzdanı, plakları, DSC00120-aDSC00086-a

DSC00122-a

NÂZIM HİKMET EL YAZMALARI

el yazmaları,Moskova’dan getirilmiş. Sadece Nâzım’ın değil Vera’nın da bazı özel eşyaları var; Vera’nın giysileri, şapkaları, işlemeli ayakkabısı, gezi çantası hepsi …

DSC00084-a

Vera’nın ve Nâzın’ın Giysileri

DSC00097-aDSC00098-aHele Vera’nın işlemeli ayakkabıları ve onların alınma öyküsü çok hoştu! Nâzım ve Vera’nın birbirlerine söyledikleri kartonlara yazılmış. DSC00076-aOnları okudukça Nâzım Hikmet’in memleketini nasıl özlediğini, eşi Vera’yı ülkesine getirip pek çok yeri göstermek istediğini anlıyoruz. Yazıları okumak bizlere başka bir dünyanın kapılarını açıyor. Bu dünya Nâzım ‘ın ve eşinin dünyası. Nâzım’ın eşi Vera Tulyakova’nın -Nâzım’ın vefatından sonra- İstanbul’a geldiğini anlıyoruz.DSC00075-a Nâzım’ın onu götürmek istediği yerlere mutlaka gidip gezmiştir.

ALMANYA’DA BİR ORTAÇAĞ KASABASI AHRWEİLER

Köln’den yola çıktık, ilk önce Bonn’a geldik, Köln ile Bonn birbirine çok yakın iki şehir,aralarında 10 ya da 15 kilometre var. Havaalanları bile aynı, Köln-Bonn Havaalanı. Bonn eskiden başşehirmiş. İkinci Dünya Savaşı’nda bütün şehir yerle bir olmuş; ama Bonn’a bakınca sanki savaşta tüm binaları yıkılmış bir şehir gibi değildi, binalar öylesine güzeldi ki hepsi asıllarına uygun olarak yeniden yapılmış. Sanki 2. Dünya Savaşı’nı hiç yaşamamışlar gibi, Bu sadece parayla olacak bir iş değil, vizyonda gerekiyor. Bonn’u geçtik.

Görüntü107-a

Ahrweiler’a Gitmek İçin Roro’ya Bindiğimiz Yerdeki Evler ve Ağaçlar

Görüntü102aGörüntü119-aRhein nehrine gelip bir roro gemisine bindik , karşıya geçip Ahrweiler ‘a geldik Ahrweiler küçük bir kasabaydı;  tam bir ortaçağ kasabasıydı,

Görüntü137

Ahweiler

On üçüncü yüzyılda yapılmış olan kentin surları, kuleleri, kapıları ve hendekleri ile günümüze kadar gelmiş. Biz aracımızı dışarda bir yere park ettik; daracık sokakları olan bir kasabaydı ve araçlar içeri alınmıyordu. Yağmurlu bir hava da olsa keyfimize diyecek yoktu.

Görüntü130

Ahrweiler’ın Şirin Evleri ve Dar Sokakları

Renkli evleri öylesine şirindi ki,,, Tamamı değil, ama her evin yarısı ahşaptı, çok güzel süslenmişti ahşaplarla ve bir çok şarap evi vardı. Zaten ahşap her şeyi daha güzel ve sıcak gösteriyor. Yağmur da yağsa, hava soğuk da olsa her şey güzeldi. Sokaklar oldukça kalabalıktı, bizler de o kalabalığa karıştık, kendimizi farklı hissetmedik ama ben Ahrweiler’a daha sakin bir zamanda gitmek ve daracık sokaklarında kafama göre dolaşmak, şarap evlerine girip oturarak onların ürettiği şarapları tatmak isterim.

Görüntü132

Ahrweiler’da Bir Şarap Evi

Zaten burada 1874 yılından beri şarapcılık yapılıyormuş, 70’den fazla şarap üreticisi bulunuyormuş , şarap evlerinde tadılacak olan şaraplar kendi mahsulleri . İnsanlar karnavala çok değişik kıyafetlerle ve mizansenlerle katılıyorlardı. Daha önce görmediğimiz giysiler üzerlerindeydi, değişiklik hepimizi çok heyecanlandırdı. Bir Ortaçağ kentinde böylesine gösteriler izlemek çok hoştu!

Görüntü131

Ahrweiler’da Karnaval Geçidi

Görüntü123

Ahrweiler-Karnaval

Görüntü124

Ahrweiler

Görüntü126

Ahrweiler

Görüntü129

Ahrweiler, Poposuna  Başka Bir Popo Giyen Bir Kadın

Görüntü125

Ahrweiler

 

Görüntü127

Ahrweiler’ın 13.Yüzyılda Yapılmış Surları ve Karnavala Katılanlar

Görüntü128

Ahrweiler Evleri ve Rengarenk Giysileriyle Karnavala Katılanlar

Biz şarap evlerine giremedik, zira Ahrweiler’da  da karnaval vardı ve geçit töreni gözlerimizin önünde gerçekleşiyordu, herkesin giysileri çok değişik ve ilginçti.

Görüntü134

Ahrweiler Evlerinden Biri

Ahrweiler Sadece günümüzde değil eskiden de çok beğeniliyormuş Keltler, eski Romalılar, Germenler, Fransızlar art arda Ahrweiler’a yerleşip burada yaşamışlar.

Görüntü135

Ahrweiler -Karnaval Geçidinden Sonra Temizlenmeyi Bekleyen Dar Sokaklar

Karnaval geçidinden sonra sokaklar kirlendi, Ahrweiler Belediyesi’nin araçları gelip dar sokakları temizleyecekmiş, günlerce sokaklar kir-pas içinde kalmayacakmış. Bunu öğrenmek bizleri memnun etti. O güzelim kasabaya bu kirlilik yakışmıyordu.

Görüntü133

Ahrweiler

Piskoposlar, Lordlar ve bazı devlet büyükleri Ahrweiler’ı yaşamak için seçmişler. Bu kasaba’nın evlerine, surlarına hiç el değdirilmemiş, yüzlerce yıl önce yapıldığı gibi bırakılmış. Bu kasabaya girince insan kendini rüyada zannediyor. Burası sanki büyülü bir yer. Daha önce de başka bir yazıda yazmıştım, Ortaçağ’da burada yaşamak ister miydim? Hayır! İstemezdim. Oraya gezmek için gitmek en iyisi…

Aradan yıllar geçti; ama Ahrweiler kasabası  belleğimde capcanlı duruyor.  Ahrweiler’ın doğusunda Rhein nehri, batısında Eifel Dağı var. Doğu ile Batı arasındaysa Ahr Vadisi bulunuyor, Ahr Vadisi’nde iyi üzümler yetiştiği için bu yörede şarapçılık ileriymiş. İyi ki Ahrweiler diye bir kasabayı gördüm, bize ders olmalı böyle yerler her şeyi yok etmemeliyiz, yeni bir şeyler yapacağız diye. Eskinin de değeri vardır, İş ki biz ona değer verelim. Bir kent tarihiyle, yeni yapılmış değil eskiden kalmış evleriyle ve müzeleriyle vardır. Biz yeni bir yere niçin gideriz? Otantik yerler görmek, otantik yemekler yemek için değil mi? Özellikle değişik yerler  görmek ve doğanın içinde olmak  en çok istediğimiz şey…  

KÖLN KARNAVALI

Köln’de 11. ayın 11. günü saat 11.11’de başlar bu karnaval, sokaklarda geçitler düzenlenir, karnaval severler farklı, renkli karnaval giysileri giyerlerDSC00722-a DSC00728-aGenelde çok resmi olan Almanlar, sanki o resmiliklerini üstlerinden atıp bambaşka kişiler oluyor, neşeleri Köln sokaklarını dolduruyor. Hep birlikte karnaval şarkıları söyleyip restoranlara, diskolara, barlara gidiyorlar. Köln karnavalı hristiyan geleneklerine dayanıyor, karnavala noelde ara veriliyor. Şubat ayının karnavalın en güzel, en renkli günleri olduğu söyleniyor, bu günlere çılgın günler deniyor. Almanya’da karnaval ve festival zamanlarına 5. mevsim deniyormuş. Köln karnavalı paskalya yortusundan aşağı yukarı kırk  gün  tam olarak kırk iki gün önce başlayıp, hristiyan aleminde et ve et ürünlerinin tüketilmediği kırk gün süren ve paskalya yortusunda sona eren oruç döneminin başlangıcıymış. Karnavalın bitmesiyle oruç dönemi başlıyormuş Paskalya bu yıl nisanın ortasına geldiği için karnaval 2020’de 18 Şubat’ta başlayacakmış. Bir perşembe günü başlayıp çarşamba günü bitiyormuş Köln Karnavalı.

DSC00663-aİlk gün kadınlar günüymüş. Hele çarşambadan önceki pazartesi herkes karnaval için aldığı giysileri giyip maskeleri takıp eğlenmeye gidiyormuş. Köln’e ait Kölsch birasını içip şarkılar söylüyorlarmış.-mış,-miş’le anlatıyorum; ama ben bunları gördüm ve yaşadım. Köln’de anlatılanlara göre Carne Vale; ete veda anlamındaymış. Aynı zamanda da kış mevsiminin gönderilmesi, baharın müjdecisiymiş.

Şimdi Köln karnavalı da nereden aklına geldi diyeceksiniz; yıllar önce 2008 yılında Köln’e gittik ve Köln karnavalını izledik, aradan yıllar geçmiş bu kadar zaman sonra yazmak da neyin nesi diyebilirsiniz. Evet çok zaman geçti; ama  yazmak zamanı şimdiymiş. Şimdi yazıyorsam demek ki zamanı diye düşünüyorum. Bir yazar aklımdakileri zamanı gelince yazarım diyordu, ben de düşündüklerini nasıl karıştırmıyor diye düşünüyordum. Demek ki karıştırılmıyormuş. Önemli olan o zamana yolculuk yapmakmış. Kuzenim, eşi ve çocukları Köln’de yaşıyorlardı, yıllar önce Köln’e gitmiştim, sonra da tekrar oraya gitmek çok cazip gelmedi bana. Bir yere gidip orada yaşamadıkça orayla ilgili herhangi bir şey yazmak ve söylemek çok doğru değil. Hiç beğenmediğimiz bir yerde yaşadıkça orayı sevebiliriz, tam tersi de olabilir çok sevdiğimiz bir yerde yaşamak da o yeri sevmememize neden olabilir. Onun için bir yerle veya bir kişiyle ilgili önyargılı olmamalıyız. Önce o yerde yaşamalı veya hakkında konuşacağımız  kişiyi iyi tanımalıyız. Tüm bunların ışığında kuzenim şubat ayındaki karnavaldan bahsetti ve görmemiz gerektiğini söyledi. Üstelik bizlere de karnaval için kıyafetler hazırlamıştı. Şubat ayının başlarıydı. Pazartesi gecesi, bir alış-veriş merkezine gidip eğlenecektik.

DSC00666-a

Pazartesi Gecesi Gittiğimiz Alış- Veriş Merkezi Merdivenleri

DSC00660-a

Köln/Alış- Veriş Merkezi’ne Gelen Kişiler

DSC00659-a

Köln/Alış-Veriş Merkezinde

 

DSC00665-a

DSC00670-a

DSC00681-a

DSC00680-a

DSC00669-a

Köln/Alış-Veriş Merkezi

Galeria gibi bir alış-veriş merkezini kapatmışlardı, herkes sanki faşingdeymiş gibi değişik makyajlar yapmış, rengarenk giysiler giymişti. Her zamanki gibi değillerdi, resmiyeti bir kenara bırakmış bira içip şarkı söylüyor ve müthiş eğleniyorlardı. Toplu halde eğlenen her yaştan Almanı görmek bizleri şaşırttı. Alış-veriş mağazasının her katında farklı müzikler çalıyordu.Herkes çılgınca eğleniyordu. Merdivenlerden farklı giysili kişiler iniyordu; cadılar, periler, papazlar, korsanlar, soytarılar,palyaçolar…Hepsine bakıyorduk, daha doğrusu gözlerimizi alamıyorduk.

Papaz giysisi giymiş bir kişi elinde bir tepsi ile bira dağıtıyordu, varil giymiş bir adam ortalıkta dolaşıyordu. Normalde o kişileri bu giysilerle görmek olanaksızdı. Bira veren kişiler Türkiye’den Almanya’ya gelmiş Kürt vatandaşlarımızdı, onlarla hemen dost olduk, Türkçe konuştuk, bizler bira istedikçe kuyruğa girmeye gerek kalmadan hemen veriyorlardı. O gece çok eğlendik, ertesi gün Köln’e yakın bir yer olanDSC00716-a

DSC00727-a

Köln

Frechen’de yol kenarında duran yüzlerce kişiye karıştık.

DSC00707

Köln

DSC00703-a

Köln

Her yer değişik kılıklara girmiş insanlarla doluydu.

DSC00743-a

Köln

DSC00740-a

DSC00742-a

Köln

DSC00741-a

Köln

DSC00724-a

Köln

DSC00726-a

Köln

Ve önümüzden çok büyük araçlar geçiyordu; bunlar büyük kamyonlar, kamyonetler, traktörlerdi. Bütün araçlar süslenmiş, üzerindeki kişiler iyi giyinmişlerdi.

DSC00732-a

Köln

DSC00734-a

Köln

DSC00733-a

Önümüzden Geçen Atlılar

DSC00714-a

Köln/Flüt Çalarak Geçit Törenine Katılanlar

DSC00735-a

Köln/Bir At Arabası

DSC00737-a

DSC00704-a

DSC00723-aYolun kenarında geçit törenini seyreden halktan bazı kişiler yine değişik kıyafetler içindeydi. Bazıları şemsiyeleriyle gelmişti, bu kişiler şemsiyelerini ters çevirerek bu büyük araçlardan atılan tonlarca oyuncağı, şekeri, çikolatayı, makyaj malzemelerini tutmaya çalışıyorlardı. Bu bize çok eğlenceli bir oyun gibi geldi. Biz de atılan şekerlemelerden, çikolatalardan, oyuncaklardan yakaladık. 1990’larda Köln’e yakın bir yerde oturan arkadaşlarımızla Alaçatı’daydık, arkadaşlarımızdan biri oğlunun prens seçildiğini, bunun Almanya’da çok önemli olduğunu anlatıyordu. O zaman onun anlattıklarını masal dinler gibi dinliyorduk. Çok haklıymış, insan gözüyle görünce gerçekten önemli olduğunu daha iyi anlıyor. Bizler oradakilere Köln Karnavalı çalışmaları ne zaman başlıyor?, diye sorduk. Aldığımız yanıt; karnaval biter bitmez çalışmalar başlıyor, oldu. Her yıl, Almanya Karnavalı’nın yeni prensi seçiliyormuş.

DSC00739-a

Köln

Bu prens herkese tonlarca hediye atıyordu, kenarlardaki yüz binlerce kişiye. Yolun kenarındaki kişiler de maskalerini takmış ve ilginç giysiler giymişlerdi. Araçlardan atılanları kapıyorlardı. Bizler de kaptığımız hediyeleri alarak akşamüstü eve dindük. Sonraki günler nereye gittiysek karnaval severler bizleri orada karşıladı. Sadece Köln’de değil Almanya’nın pek çok kentinde, kasabasında ve Hollanda’nın Maastriçh kentinde de değişik kıyafetlerle eğlenen insanlara rastladık.,

DSC00763-a

Maastricht/Hollanda

DSC00780-a

Maastricht

DSC00776-a

Maastricht

DSC00762-a

Maastricht/ Hollanda

DSC00813-a

Maastricht/Hollanda

DSC00808-a

Maastricht’te Bir Sokak

Hollanda’nın Maastricht kentinde de insanlar ilginç ve renkli elbiselerini giymiş, kalabalık gruplar halinde eğleniyorlardı, Hele çekiç kıyafeti giymiş insanlar bana çok ilginç geldi.

DSC00772-a

Maastricht

DSC00773-a

Maastricht

DSC00769-a

Maastricht

DSC00771-a

Maastricht

DSC00775-a

Maastricht’te Karnaval Zamanı

DSC00760-a

Maastricht

DSC00755-a

Maastricht’te Bir Grup

Kimi insanlar  beş ya da on kişilik gruplar halindeydi ya da bir veya iki kişiydiler, değişik mizansenler yapanlar da vardı. Sokaklarda o kıyafetlerle dolaşmak kimseye garip gelmiyordu.

DSC00774-karnaval için yapılan tuvaletler-amsterdam a

Maastricht’te Karnaval İçin Kurulan Tuvalet

DSC00784-a

Maastricht/ İki Tuvalet ve Bir Adam

Üstelik karnavala katılan kişilerin ihtiyaçlarını karşılamak için sokaklara tuvalet bile kurmuşlardı. Tabii bu tuvaletlerde erkekler ihtiyaçlarını görüyorlardı. Peki kadınlar ne yapıyordu, onlar da kapalı yerlerdeki tuvaletlere gidiyorlardı sanırım. Ya da öyle düşünmek istiyorum, sadece erkeklere özgü bir karnaval olmadığına göre kadınların da gittikleri kapalı tuvaletler olmalı.

DSC00809-a

Maastricht /Hollanda’da Karnaval Giysileriyle Bir Aile

Almanya’da ve Hollanda’da sokaklar, metrolar, tramvaylar sabahtan başlayarak   rengarenk kostümlerini giymiş, makyajlarını yapmış  ve maskelerini takmış  dolaşan insanlarla dolu…  Ortaçağ’da Katolik Kilisesi karnavala karşı çıkmış. Halk da değişik kıyafetler ve ilginç maskelerle karnavala karşı olan Katolik Kilisesini alaya alıyormuş. Almanya’ya başka ülkelerden azımsanmayacak kadar çok turist geliyor. Bu da ülke ekonomisine katkı sağlıyor. Halk buna boşuna 5. mevsim demiyor sanırım. Bizler de Köln’e bu karnaval için gitmedik mi? Asıl karnaval 11. ayın, 11.günü, saat 11.11’de başlıyor. Peki bu on bir neyin nesi, on bir Almanca elf demek, elf de Fransızca eşitlik(egalite), özgürlük(liberte), kardeşlik(fraternite) sözcüklerinin baş harflerinden oluşuyor. Yani bu karnaval eşitlik, özgürlük, kardeşlik anlamına geliyor, ne kadar ihtiyacımız var bunlara… Bu karnaval sadece eşitlik, özgürlük, kardeşlik için yapılmıyor bence. Oteller, restoranlar, barlar dışarıdan gelen misafirler ve çılgınca eğlenen Alman halkı sayesinde cirolarını ikiye, üçe belki de beş’e katlıyorlar 

DSC00738-a

Peki Almanlar giydikleri kostümleri kendileri mi yapıyorlaç? Hiç sanmıyorum, Köln’de  o kostümleri satan ve kiralayan pek  çok dükkan varmış. Köln’de yaşayanlar öyle söylediler, bizler de bu dükkanlardan bir ikisini gördük. Köln Karnavalı’nda bu giysilerin yüzde doksanı, kalan yüzde on ise Cadılar Bayramı’nda satılıyormuş. Bu giysileri hazırlayanlar hayal güçlerini çok çalıştırıp tasarımlarını çiziyorlar ve sonra da giysileri dikiyorlar. Eee bu da ekonomiyi canlandırır tabii ki…

DSC00718-a

Köln/Frechen

DSC00725-a

Köln//Büyük Araçlardan Görevli Kişiler Tonlarca Çikolata, Şekerleme ve Oyuncak Atıyorlar

Ayrıca araçlardan atılan tonlarca şekerleme çikolata ile, makyaj malzemeleri ve oyuncakları yapanlar da yaptıklarının karşılığını alıyorlardır. Bir karnaval deyip geçmeyelim, ne kadar çok kişiye iş imkanı sağlıyor ve pek çok insan para kazanıyor tüm bunlardan.

Bir gece diskoya gittik; kırmızı, yeşil, mavi peruklar takmış, değişik giysiler giymiş insanlar çılgınca eğleniyorlardı. Aklıma, perukları görünce, geldi peruklar peynir ekmek gibi satılıyordu, biz bile üç (kırmızı, siyah, sarı) renkli iki peruk aldık.  Gelelim diskoya, disko deyince  aklınıza büyük bir yer gelmesin. Çok  kalabalık bir yerdi, herkes sıkış tıkış olduğu yerde sağa sola ya da öne arkaya sallanıp duruyordu, papaz giysisi giymiş olan DJ de genellikle onların bildiği şarkıları çalıyor, onlar da hep birlikte söylüyorlardı. Onların tüm şarkıları bilmeleri ve  söylemeleri bizleri etkiledi. Bu insanların mutlaka resmi bir işleri vardı, bir haftalığına resmiyetten kurtulup istedikleri gibi yaşıyorlardı. Belki bir gece belki de bir hafta sürecek yeni aşklara yelken açıyorlardı. Bunu nereden mi anladım hem şarkı söyleyip hem de öpüşüyorlardı. Belki de  bir hafta sonra birbirlerini görmeyecekler ya da görmezden geleceklerdi.

Fotoğraflar: Sevil- Mithat Okay

CARTAGENA

Malaga Gibraltar’da yaşadığımız kötü olay bizi çok etkiledi, kafamıza takmamaya çalıştık, konusunu etmedik zira sürekli o konuyu konuşursak gezimizi etkileyebilir diye düşündük, gemimiz bütün gece yol aldı, biz sabahın erken saatinde Cartagena’ya girdik. Adından da anlaşıldığı gibi Kartacalılar tarafından kurulmuş kente quart hadas adı verilmiş. Quart hadas yeni şehir demekmiş.cartegena 002-aBurası küçük bir sanayi kenti, sabah kente girdiğimizde bacalardan çıkan dumanları da gördük. cartegena 009-aCartagena denizle iç içe, doğal limanı olan bir kent . Kartacalılardan sonra kent Romalılar tarafından fethedilmiş, Romalılar kente Yeni Kartaca( Carthago Nova) adını vermişler. cartegena 015-a subCartagena’da -rıhtımda- bir denizaltı sergileniyor. Bu denizaltı İsaac Peral tarafından 1888 yılında dünyada tasarlanan ilk denizaltıymış. Denizaltı’yı gördükten sonra cartegena 020-aCartagena’nın içine doğru giderken rastladık bu ağaca, ne yazık ki bu ağaç da üzerine yazılar kazınmasından kurtulamamıştı. Hemen ülkemizdeki buna benzer ağaçları anımsadık.  

cartegena 021cartagena 068-acartagena 064-acartegena 045cartegena 085-a arka tarafCartagena’nın denize yakın caddelerini dolaştıktan sonra arka taraflarını da gezdik, oralarda şehrin gerçek öyküsünü daha iyi hissedebiliyor insan. Halk araçlarını gelişi güzel park etmiş,arka tarafları dolaştıktan sonra cartegena 097acartegena 090acartegena 094acartegena 098a kale

Ücretli asansörle Castillo de la Concepcion’a çıktık. Bu asansöre panoromik asansör de deniyor.Asansörle yukarı çıkarken aşağıda araçlar küçüçük görünüyordu,hele dönüşlü yollara ve Cartagena manzarasına doyamadık, zaten kalenin olduğu yer Cartagena’yı rahatlıkla seyredeceğimiz bir yerdi. IMGP8455-a-cartegena 115aTavus kuşları özgürce dolaşıyorlardı, kimisi yüksekçe bir yerdeydi, kimileri ağaçlar altında dolanıyorlardı.

 

IMGP8468-aOldukça geniş bir meydana çıktık. Meydanın kenarına geldik ve tüm Cartagena’nın ayaklarımızın altına serildiğini gördük. IMGP8466-aOrada şehre bakan toplar vardı. cartegena 121-aAyrıca öğretmenler öğrencilerini getirmişlerdi, bu çok hoşumuza gitti. cartegena 128-a aidabella ve marinaCartagena limanında onlarca yelkenli ve motorlu tekne aheste aheste salınıyordu. cartegena 123-a aidabellaBizi buraya getiren Aidabella’da limandaydı.

IMGP8459cartegena 139aAntik zamanlardan kalan Roma tiyatrosu ve kenti Cartagena’ya olağanüstü bir güzellik veriyordu, onlar aşağılardan bize bakıyor ve sanki bizleri selamlıyorlardı. cartegena 138a roma tiyatrosu-evlerGünümüz evleri ve antik kentin sütunları iç içeydi.

IMGP8457-aBurada konser verilen başka bir anfi-tiyatro vardı. Onun yeni yapıldığı meydandaydı. Bizler yine de antik Roma Tiyatrosunu çok beğendik, asansörle çıktığımız tepeyi yürüyerek indik, hem Roma Tiyatrosu’nun hem de kentin içinden geçip aşağıya indik. IMGP8477-a evin camlarıYola çıkmıştık ki bir binanın camlarına yansımış bulutlara çarptı gözümüz, “Nasıl oluyor böyle bir şey derken” binanın gerçek bina olmadığını, pencerelerde cam olmadığını farkettik,IMGP8478 -a-evin sadece ön yüzü var cama yansımış dediğimiz bulutlar gerçekti, hepsi gökyüzündeydi. Sonra biz binanın yalnızca duvar ve camsız pencerelerden oluştuğunu anladık, üstelik biz yukarıdan bu duvarları görmüştük. IMGP8431-aCartagena’yı dolaşırken bir binanın ön yüzünün korumaya alındığı dikkatimizi çekmişti. Demek tarihi binaların yüzlerini böyle koruyorlardı.

cartegena 149a c.sokaklarıcartegena 152aCartagena’nın Sokaklarında eski evler arasında dolaşmak bizleri mutlandırdı. Gemimizin kalkış saati yaklaşıyordu, aklımız Cartagena’nın gidemediğimiz müzelerinde kalarak Aidabella’nın yolunu tuttuk.cartegena 035-a bronz heykelBronz adam heykelinin önünden geçerken ona bir selam verdik ve denizdeki balina kuyruğunu da dikkatlice inceledik, tabii suya girmeden . Sabahleyin Bronz Adam heykeli daha çok dikkatimizi çekmişti. Bu heykellerden başka heykeller de vardı; ama her ne kadar onların yanına oturup fotoğraf çektirdiysek de bunlar her zaman görebileceğimiz cinstendi. Şimdilerde bizim sahil kasabalarımıza da bunlara benzer heykeller yapıyorlar. Örneğin kitap okuyan yaşlı bir adam ve el işi yapan yaşlı bir kadın; ayrıca genç kadın, genç adam, adamın sırtında bir çocuk vb. cartegena 006Sahil yolunu takip ederek gemimizi bulduk. Hemen pizza yapılan restorana çıktık, gemide yemekler o kadar lezzetliydi ki Cartagena’da herhangi bir şey yemeği düşünmedik… Deniz ürünlü pizzaları yemeye doyamadık, pizza hamurunu incecik yapıyorlar, üstüne öylesine bol malzeme koyuyorlardı ki…cartegena 014-acartagena'dan ayrılış-a.jpgcartagena- 007-acartagena 010- acartagena 002.JPGYemeğimizi yedikten sonra güverteye çıktık, Cartagena’dan ayrılma zamanı gelmişti, limandan ayrılırken her zamanki müzik çalıyordu, bir an hüzünlensek de bu hüzün çok sürmedi. Ertesi sabah Valencia’da olacaktık, bakalım Valencia bizi nasıl karşılayacaktı.

 

Fotoğraflar: Mithat Okay, Detlef Bringmann, Sevil Okay

MALAGA TURİZM KENTİ

Malaga tam bir tatil beldesi görünümünde. Akdeniz sahilinde kurulmuş olan bir sahil kenti. Uzun kumsalları olan kent zaten Costa del Sol bulunuyor.Costa del Sol güneş sahilleri anlamına geliyormuş.

DSC04220-a malaga

Malaga-İspanya 

Yılın neredeyse üç yüz günü güneşliymiş Malaga. Bu da onu turizm yönünden cazip hale getiriyor.

DSC04211-a malaga

Malaga-İspanya Deniz-Kumsal ve Güneş

Avrupa’nın Akdeniz’e açılan kapısı ve sıcak bir iklimi var. Sadece turizm yönünden cazip değil sanat yönünden de oldukça ilgi çekici.

640xauto

Pablo Picasso                     Fotoğraf: Mynet/ İnternet

Dünyaca tanınan ünlü ressam, kübizmin babası Pablo Picasso burada 1881 yılında doğmuş ve burada onun bir müzesi var.Malaga’da doğan Picasso’nun burada bir müzesi olması size, bize, herkese çok doğal geliyor. Ama burada bir Picasso müzesi oluşması öyle kolay olmamış. 1953 yılında 72 yaşındaki Pablo Picasso, doğduğu kent Malaga’da adına bir müze açılmasını arzu etmiş ve gerekli yerlerle görüşmüş. Malaga’da Picasso adına bir müze açılması gündeme gelmiş ve ciddi bir biçimde tartışılmış; ama bir sonuca ulaşılamamış, bir daha da böyle bir şey sanatçı yaşarken konu edilmemiş. Picasso müzesi açılamamış. Picasso 1973 yılında yaşama veda etmiş. Bu durum bana hiç yabancı gelmedi, bizde de Edirne’de İlhan Koman’ın doğduğu evin müze olmasını dilemiştim. Oğlu, yeğeni, kız kardeşi çok uğraşmışlar; ama hâlâ İlhan Koman’ın Edirne’deki evinin müze olduğunu duymadım. Neyse kendi sorunumuzu bir yana bırakıp Picasso’ya dönersek ölümünden 20 yıl sonra Pablo Picasso’nun büyük oğlu Paulo Ruiz Picasso ve eşi Christine Ruiz Picasso Malaga’da iki Picasso sergisi düzenlemişler. İki yıl arayla düzenlenen bu sergiler yoğun ilgi görünce Picasso müzesi açma fikri gündeme gelmiş.

gettyimages-2646763-2048x2048

MALAGA, SPAIN: Christine Ruiz Picasso poses 25 October 2003 during a press conference about the Inauguration of the Picasso Museum next Monday 27 October in Malaga. AFP Photo Cristina Quicler. (Photo credit should read CRISTINA QUICLER/AFP/Getty Images)

Picasso’nun gelini Christine Ruiz Picasso ile Picasso’nun torunu Bernard Ruiz Picasso müzenin kurulması için çalışmaya başlamışlar. Picasso sağken müzeyi hayata geçirememiş; ama gelini bunu başarabilmiş. Ben Christine Ruiz Picasso’yu çok takdir ettim, onun isteklerine uyularak Picasso müzesi için Endülüs binası tarzında olan Buenavista Sarayı uygun görülmüş. Gemi Malaga’da bir gün kaldığı için ne yazık ki Picasso Müzesi’ne gidemedik; ama Malaga’da Picasso Müzesi’nin olduğunu bilmek beni çok mutlu etti. Otobüsle Gibraltar’a giderken de Picasso’nun doğduğu evi gordük.Picasso’nun doğduğu ev 2009 yılında ‘Museo Casa Natal’ olarak açılmıştır. Picasso bu evde doğmuş ve kısa bir süre burada yaşamış. Müzenin yanı sıra Pablo Ruiz Picasso Vakfı(Fundacion Picasso) da Picasso’nun doğduğu evdedir.Bu  vakıf Picasso’nun çalışmalarını tanıtmak amacıyla kurulmuş.

casa-picasso

Picasso’nun Doğduğu Ev-            foto: Gezi-yorum.net

8-0

Picasso’nun Doğduğu Ev          Foto: Wilfried Wiegand

1137_banderas_antonioPicasso’dan başka yine dünyaca ünlü bir isim olan Antonio Banderas da 1960 yılında Malaga’da doğmuş. Çocukluğu Franco’nun baskıcı rejiminde geçmiş. Çocukken futbolcu olmak isteyen Banderas önemli bir sakatlık geçirince futbolcu olmaktan vazgeçmiş ve oyuncu olmaya karar vermiş. 10 yaşında sahneye çıkmaya başlamış. Ve dünyaca ünlü bir futbolcu değil de oyuncu olmuş.

159238.350x197

Antonio Banderas-Picasso Rolünde

Ben Banderas’ın pek çok filmini gördüm; ancak beni televizyonda izlediğim Picasso Belgeseli çok etkiledi. Banderas sanki Picasso olmuş, iki Malagalıyı bir belgeselde tek kişi olarak izlemek olağanüstüydü.

Malaga’da Picasso Müzesi’ne ve evine gidemedim;ama İstanbul’da Sabancı Müzesi’nde Picasso Sergisi’ne gittim. Pera Müzesi’nde 2014 yılında gerçekleştirilen “Picasso doğduğu evden gravürler ve seramikler” sergisini de gezip fotoğraf çektim. Yakın zamana kadar o fotoğraflar bilgisayarımda duruyordu, bilgisayarıma virüs girince Picasso sergisinin ve başka sergilerin fotoğrafları yok olmuş, ya da ben bulamıyorum. Sergideki bazı fotoğrafları internetten indireceğim sanırım. 20.yüzyılın en tanınmış ressamı ve heykeltraşı olan Picasso’nun tam adı öyle uzun ki… O adı yazmadan geçemeyeceğim. 1881 yılında Malaga’da doğan 1973 yılında Fransa’da ölen kübizmin temelini atıp geliştiren İspanyol ressamın adı şöyle…
Pablo Diego Jose Francisco de Paula Juan Nepomuceno Maria de los Remedios Cipriano de la Santisima Trinidad Ruiz y Picasso, ressam “Pablo Picasso” adıyla dünyaca ünlenmiştir.
4f39a2f061fa759d00ebef6d23391a49

Pablo Picasso’nun Resimlerinden Biri

AĞLAYAN KADIN KANVAS TABLOpablopicasso-1

Pablo Picasso’nun Ağlayan Kadın Resmi

 

Pablo Picasso ile anlatacaklarımız bitmez biz yine Malaga’ya dönelim. Çok güzel plajları olan bir kent Malaga. Malagueta, Palo ve Pedregalejo bu plajlardan en önemlileri.

DSC04219a- malaga

Malaga’nın Önemli Plajlarından Biri

Malaga’nın öyle geniş kumsalları var ki bu kumsallar turistlere çok çekici geliyor. Malaga’nın tepelerinden birinde Gibralfaro Kalesi bulunmakta, bu kaleye çıkarken biraz yorulabilirsiniz ancak neredeyse tüm Malaga’yı rahatlıkla seyredebilirsiniz.

DSC04252-a malaga ve aidabella

Malaga ve Gemimiz Aidabella

DSC04280-A MALAGA

 Gibralfaro Kalesi’ne Çıkan Merdivenler

DSC04310-A MALAGA

 Gibralfaro Kalesi

DSC04270-a malaga

Kaleden Malagueta Arenası’nın Görünüşü

DSC04299-A MALAGA

Gibralfaro Kalesi

DSC04313-a malaga

Kaleden Malaga’ya Bakış

DSC04244 -a malaga

Malaga-İspanya

Zamanım olsaydı, mutlaka Picasso’nun doğduğu eve ve Buenavista Sarayı’ndaki müzeye giderdim. Her zaman söylediğim gibi bir kentte bir gün kalmak yetmiyor, ancak kentin havasını soluyabiliyor ve kenti dolaşabiliyorsunuz. Malaga’da da faytonla şehri gezebiliyorsunuz, ama onlar da işin kolayını bulmuşlar 30 euroya biraz dolaştırıyorlar sizi. Bu da Malaga’yı gezmek isteyenlere pek hoş gelmiyor.

 

Fotoğraflar: Mine Bringmann-Detlef Bringmann

Faydalanılan Kaynak: Vikipedi    

CEBELİTARIK(GİBRALTAR)

Gemide bir gün önce Seetag/Denizgünü’nü büyük bir keyifle geçirdik. Havuza, jakuziye girip güneşlendik. Denizde olmaktan çok mutluyduk.

Malaga-aidabella DSC04199-a

Malaga’da Aidabella

malaga-gibralta 001-a

Malaga Haritası

Şubat’ın ikinci günü gemimiz sabah erkenden Malaga’ya girdi. Biz tur satın almıştık, Gibraltar’a gidecektik. Sabah erken saatte Malaga’yı dolaştık, Cebelitarık’tan dönüşte dolaşmaya devam ederiz diye düşündük.

malaga-gibralta 002-a

Geziye Götürecek Otobüsler

Otobüse bindik, aşağı yukarı bir buçuk saat gittik, 100 kilometreden fazlaydı Malaga ile Gibraltar arası, yolda deniz kenarında pek çok yazlık ev gördük, bu evler Avrupalılar tarafından özellikle Almanlar tarafından alınmış. Mayorka’da olduğu gibi burada da Almanlar çoğunlukta. Buraları kendi arka bahçeleri gibi görüyorlar, bir buçuk saatte uçakla buraya geliyorlar, kendi ülkelerine göre burası oldukça sıcak, deniz kenarı. Malaga’nın çok uzun sahil bandı var. Malaga’dan Cebelitarık’a giderken genellikle denizi görüyorsunuz. Neyse neredeyse  Cebelitarık’a geldik, derken, rehberimiz Juan herkes pasaportlarını çıkarsın deyince beni bir tedirginlik aldı, pasaportlara ne gerek var? Acaba Cebelitarık başka bir ülkeye mi ait? diye düşündüm. Bizim pasaportlarımız için İngiltere dışında herhangi bir Avrupa ülkesinden vize almamıza gerek yoktu. Pasaport istediklerine göre Cebelitarık İngiltere’ye ait olabilir miydi? Otobüse bindiğimizde iki kişilik yer olmadığı için eşimle ayrı yerlerde oturuyorduk. Ben bir Alman hanımın yanında oturuyordum, o da iki sıra arkamda başka bir kişinin yanında oturuyordu. Zaten otobüste ikimizden başka farklı ülkeden kimse yoktu, herkes Almandı. Neyse otobüse bir kadın polis bindi, pasaportlarımıza baktı, hiçbir şey demedi.

malaga-gibralta 010-a

Otobüse Binen Polis

Ben bir oh çektim, ama erken zamanda oh çekmişim, kadın polis indi, arkadan bir erkek polis otobüse bindi ve bize otobüsten inmemiz gerektiğini, vizesiz İngiltere topraklarına giremeyeceğimizi söyledi. Otobüsün sürücüsü bayan ve rehberimiz bu duruma çok üzüldü ve arabadan inip görevlilerle konuştular bizlerin de Cebelitarık’a girmemiz için. Görevliler bunu kesinlikle kabul etmedi, inmemiz gerektiğini söylediler. Hiç aklımıza gelmemişti, İspanya’daki Cebelitarık’ın  İngiltere’nin toprakları olacağı. Bunu bilmiyorduk. Düşünebiliyor musunuz tam olarak 7 kilometre kare bile olmayan Akdeniz’in girişinde yer alan ve İber Yarımadası’nın güneyinde bulunan Cebelitarık başka bir ülkeye ait, ve o ülkede  bizim yeşil pasaportlara bile vize uygulanıyor. İstemeden otobüsten indik, sanki onlarca kişiyi öldürmüşüz gibi hissettik kendimizi. Çok üzüldük çoook… Hem kendi adımıza hem de ülkemiz adına… Bir anda bir hiç olduğumuz kafamıza vuruldu. Çok büyük hakarete uğradık. Bunu anlatmak beni ne kadar üzüyor, anlatamam. Ama bizim oranın İngilizlere ait olduğunu bilmemiz gerekiyordu. Bunu bilseydik oraya gitmeye kalkışmazdık ve o kadar euro vermezdik.

malaga-gibraltar sınırı 013-a

İspanya’dan İngiltere’ye Geçiş-Sınır Kapısı

Rehberimiz bizi saat 14.30’da otobüsten indiğimiz yerden alacaklarını söyledi. Ama biz orada beş dakika bile geçirmek istemiyorduk, hemen La linea’nın otogarına gittik, Malaga’ya dönmek istediğimizi söyledik. Aldığımız yanıt olumsuzdu, günde iki otobüs varmış Malaga’ya sabahki yarım saat önce kalkmış, öğleden sonraki de 16.00’da kalkacakmış. Taksi tutmayı düşündük, çok pahalı olacağı için bu düşünceden vazgeçtik. Bizim otobüsümüz bizi 14.30’da alacaktı.Çok üzgün ve kızgın olsak da burada iyi zaman geçirmeliydik. Cebelitarık’ın yanında La Linea de la Concepcion’u kim tanır ki?

malaga-gibraltar kayası 012- a

Cebelitarık Kayası

malaga-gibraltar-linea 015a

La Linea Kentinin Evleri Arasından Gibraltar Kayası Görünüyor

Cebelitarık’ın yüksek tepesinin, yani 400 metreyi geçen kayasının, bulunduğumuz yerin ara sokaklarını, bazı evlerde yıkanmış ve asılı olan çamaşırları, özellikle kadın külotlarının fotoğrafını çekti Mithat.

malaga-gibraltar-la linea-çamaşırlar 026a

La Linea’nın Evleri ve Çamaşırlar

Bazı kadınlar sanki o gün sadece külotlarını yıkamış ve asmışlardı.Evet Malaga’ya sadece günde iki otobüs kalkan, halkının pek çoğu İngiliz bölgesi olan Gibraltar’da çalışan, halkının İspanyolca yanında İngilizce de konuştuğu küçük bir kentti Linea.

malaga-gibraltar kayası-la linea 035-a

Gibraltar Kayası’na La Linea’dan Bakış

Cebelitarık için İngilizler ve İspanyollar yıllarca süren savaşlar yapmışlar, en sonunda halka sormak gelmiş akıllarına, referandum yapmışlar ve halk İngilizlerin olmasına karar vermiş Cebelitarık’ın. Böylelikle İngilizler deniz aşırı olan bu toprakların idarecisi olmuş. Artık hayat boyu unutmam Gibraltar’ın İngilizlerin idaresi altında olduğunu.

malaga-gibraltar-la linea 025a

La Linea’nın Evleri

La Linea’yı ister istemez tanıdık, şayet Cebelitarık’a girebilseydik, La Linea’nın lafını bile etmezdik, Cebelitarık’ın gölgesinde kalmış küçük bir yerleşim yeri Linea. Otobüsümüz bizi 14.30’da aldı, Malaga’ya geri döndük. Yolda kuzenime ve eşine bu durumdan bahsetmemeye karar verdik. O gün kuzenimin doğum günüydü, bu tatsız olayın geceye ve geziye damgasını vurmasını istemedik; ama biz bu olayı hiç bir zaman unutmadık ve unutmayacağız…

AİDA BELLA GEMİSİ

Mayorka’da gemimiz Aida Bella’ya bindik, bizim kamaramızla Jefri adlı Filipinli bir genç ilgilenecekti, güler yüzlü en fazla yirmi yaşında zayıf, esmer biriydi. Önce onunla tanıştık, sonra kamaramıza yerleştik. Gemide çalışanların çoğu Filipinliydi. Sanırım bu ucuz işgücü ile ilgili. Sanki bu bir gemi değil de fabrikaymış gibi geldi bana.yolcu sayısı üç bindi, bir de gemide çalışanlar vardı ki onlar da binlerce kişiydi. Gemideki insanların beslenmesini, kullandıkları suyu, atıklarını düşününce işin içinden çıkmak zor oluyordu. Ve böyle o kadar çok gemi var ki uluslararası sularda, denizler ne kadar dayanabilecek gemilerin atıklarına… Gerçi gemilerden denize hiçbir şey atılmayacak deniyor da gerçekten hiç bir şey atılmıyor mu? Bunu bilebilmemiz zor!   mayorka-2 124aAkşam yemeğinden sonra geminin güvertesinde Hoş geldin partisi vardı, ona katıldık, pek eğlendik.

tunus-mayorka-2 027ab

Aidabella ile Gidilecek Limanlar

DSC05064aidabella ertesi gün yapı. geziyle ilgili a

Aidabella’da Genç Kızlar Yapılacak Turlarla İlgili Bilgi Veriyorlar

DSC05061aidabella sahnesi ertesi gün yapılacak turlar a

DSC05584aidabella sahne karşısı seyirci yeri ag

Sahnenin Karşısında Oturan Seyirciler

Her gün geminin gideceği limanlar hakkında bilgi veriliyor ve tur satılıyordu. Genç kızlar ertesi gün varılacak limanı fotoğraflar eşliğinde anlatıyorlardı. Kuzenim Mine ile eşi Detlef bize Gibraltar’a yani Cebelitarık’a gidin, orayı mutlaka görün diyorlardı. Onlar bir önceki turlarında gitmişler, orayı çok beğenmişler, bizim de görmemizi istiyorlardı. Biz de gemiden Gibraltar için tur satın aldık. Ertesi gün( 2 şubat) sabah 10’da otobüsümüz kalkacaktı Gibraltar’a gitmek için.

O gün yani ayın birinde devamlı denizde yol alacaktık, ancak ertesi sabah Malaga’ya varacaktık. Almanlar gemide geçirilen günlere “Seetag”- “deniz günü” diyorlardı.

aidabella 035 güverte a

Aidabella Seetag’da Dinlenenler

aidabella 026güverte a

Aidabella’nın Güvertesinde Giyinik Olarak Güneşlenenler

aidabella 032güverte a

Aidabella Güvertesi

Deniz günlerinde yolcular, güvertedeki şezlonglara uzanıp dinleniyorlardı. İsteyen havuza ya da jakuziye giriyordu. Biz de önce havuza sonra da jakuziye girdik.

aidabella 028

Aidabella Güvertesi Havuz, Duşlar, Jakuzi

aidabella 015 a

Aidabella Güvertesindeki Jakuzi

Hava 13-14 dereceydi; ama havuz suyu 20 dereceydi, biz daha soğuk havalarda soğuk sulara giriyorduk. Havuz bize oldukça sıcak geldi.

DSC05200aidabella sahnesi a

Aidabella’nın Sahnesi ve Seyirciler  

aidabella- 064 a

Aidabella Sahnesi, Yuvarlak Olan Bölüm Oyuna Göre Aşağıya İnip Yukarıya Çıkabiliyordu

-aidabella 059a

Gemi de yok yoktu; canlı yayın yapan bir televizyon kanalı, akşamları profesyonel dansçılar tarafından (Rus, Ukraynalı bale sanatçıları) müzikaller, bilinen baleler oynanıyor, yine profesyonel şarkıcılar şarkılar söylüyordu. IMGP8550aidabella sahnesinde şarkı söyleyenler aÖnce yapılan eğlenceler geminin sahnesinde canlı olarak yapılıyor, sonra da gemi halkının dans etmesi için müzik çalınıyordu. İnsan kendini bir gemide değil de büyük bir tiyatro sahnesinde zannediyordu. Ayrıca her sabah gemiden yeni bir kente çıkarken fotoğrafçılar hemen hemen herkesin fotoğraflarını çekip sonra sergiliyorlardı, isteyen de o fotoğrafları satın alıyordu. .

Sabahın erken saatlerinde, her gün  her kamaranın kapısına bir ya da iki sayfalık bir gazete bırakılıyordu. Bu gazetede o gün uğranılan limanla, görülecek yerlerle ve gidilecek müzelerle ilgili yazılar vardı. Gemimiz Aidabella sabah gün ışırken bir limana giriyor, akşam üstü o limandan ayrılıyordu. Limandan ayrılırken hep aynı müzik çalınıyordu. Sabah ve akşam limana giriş ve çıkışlar her kamarada bulunan televizyonlarda gösteriliyordu. Bu aslında iyi bir şeydi, çünkü Avrupa’da büyük bir grip salgını vardı, gemideki bazı kişiler hastalandıkları için kamaralarından çıkamıyorlardı. Bu büyük bir şanssızlıktı!  Çıktığımız limandan gemiye herhangi bir hastalık taşımamak için geminin girişinde sterilize ediliyorduk.

Geminin 13. Katı yoktu, 12.kattan 14’e atlanıyordu. Bu bize çok saçma geldi. 13 sayısının uğursuzluğuna inananlar gemiye 13. Katı koymamıştı. Sanki 14. kat 13. kat değilmiş gibi.

aidabella 029 güverte a

aidabella 041güverte yürüyenler a

Aidabella’nın Güvertesinde Oturanlar, Yürüyenler, Koşanlar

aidabella 001 spor salonu a

Aidabella Spor Salonu

aidabella 006 spor salonunda bisikletler a

Aidabella Spor Salonundaki Bisikletler

aidabella 003 spor salonu a

Aidabelle’nın Spor Salonu

IMGP8554aidabella'da spor yapanlar a

Gemide Spor Yapanlar

aidabella 014basket sahası a

Geminin 14. Katındaki Basket Sahası

Biz 14. kattaki basket sahasını çok beğendik, denizin ortasında basket oynamak çok hoşumuza gitti. Almanlar seetag günlerinde spor salonlarında bisiklete biniyor, kültür fizik yapıyor, geminin çevresinde yürüyüşe, koşuya çıkıyor, giyinik olarak ya da battaniyelerle güneşleniyor spa’ya gidiyor, saat beşte çayla birlikte kek ve pastalarını yiyorlardı.

aidabella 054aGemiye bindiğimizin ertesi günü sabah gemi görevlileri can yeleklerinin nerede olduğunu, nasıl giyileceğini, ters bir durumda ne yapmamız gerektiğini anlattılar, bizlere ders verdiler.

aidabella 078a

Aidabella’daki Restoranlardan Biri

Gemi halkı akşam yemeğini hiç atlamıyordu, öyle çok yiyorlardı ki, gemide yemekler güzeldi ve çok çeşit vardı. Hele yemekten sonra yedikleri peynir miktarı bana göre çok aşırıydı.

aidabella 041a

Gemideki Restoranlardan Biri

aidabella042a

Gemi Sakinleri Yemeklerini Alırken

Üstelik bu kadar çok yiyen insanlar genç de değillerdi. Bir de Almanların çok meraklı olduklarını öğrendik, genellikle gemideki yemek masaları sekiz-on kişilikti, dört kişilik masalar da vardı; ama onlar çoğunlukla hemen kapıldıklarından genellikle yemeğimizi kalabalık masalarda yiyorduk, bu arada bizim konuştuğumuz dili anlayamıyorlardı, hangi ülkeden olduğumuzu çok merak edip soruyorlardı, hangi ülkeden olduğumuzu söyleyince de bir türlü inanmak istemiyorlardı. Duyduğumuza göre diliniz çok melodik, kulağımıza çok hoş geliyor diyorlardı. Aslında dedikleri doğruydu, dünya üzerindeki dillerin hangilerinde ünlü uyumları vardır ki benim bildiğime göre Avrupa dillerinde böyle bir uyum yok. Dilimizdeki ünlü uyumları dilin melodik olmasını sağlıyor.

Konumuzla bir ilgisi olmasa da Alman erkeklerin eşleri çoğunlukla kendilerinden çok yaşlı görünüyor, ya anlaştıktan sonra yaşın önemi yok diye düşünüyorlar, ya da kadınlar çok fazla yıprandıkları için yaşlı görünüyorlar. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar kadın ve erkekler oldukça samimi ve güler yüzlüydüler. Sabah, öğle, akşam ne zaman karşılaşırsak karşılaşalım selam veriyor ve iyi günler diliyorlardı. Bir Alman aileyle bir kentin merkezine gitmek için ortaklaşa bir taksi tutmuştuk, biz de bozuk para yoktu, taksinin sürücüsü parayı bozamadı, kente birlikte gittiğimiz Alman aile taksi parasını verdi, parayı bozdurup hemen vermek istedik, onlar önemli olmadığını söylediler; ancak biz kesinlikle rahat hissetmedik kendimizi, kaldıkları katı ve oda numarasını öğrendik, ne zaman odalarına gitsek onları bulamadık, sonra borcumuz olan ….euroyu kapılarına yazdığımız bir kâğıtla asıp bıraktık. Almış olduklarını sanıyoruz, çünkü ertesi gün gezimiz bitti.

aidabella 032a

Gemide Oynanan Bir Oyun

DSC05036aidabella koridor a

Gemide Kamaraların Bulunduğu Koridorlardan Biri

aidabella 047 a

Geminin Merdivenleri

aidabella 043 a

Gemi öyle büyüktü ki kendimizi gemideymiş gibi hissetmiyorduk. Geminin merdivenleri olsa da genellikle asansörleri kullanıyorduk. Gemide en az dört tane asansör vardı.

aidabella 035-a

aidabella 009gemiden denize bakış a

Gemiden Denize Bakış

Aidabella’nın barları, kumar oynanan yerleri, satış mağazaları, oturma ve denizi seyredebileceğiniz alanlar ve unuttuğum pek çok şey vardı. Hele o yeşil, yuvarlak koltuklara uzanıp denizi seyretmek öyle hoştu ki…

aidabella 031 dalgalar a

Denizin Dalgalı Olduğu Zamanlar

Geminin sahnesinde oynanan oyunları, dansları izledikçe, söylenen şarkıları dinledikçe-daha önce de söylediğim gibi- kendimizi İstanbul-AKM’de bir performansta zannediyorduk.

aidabellaDSC05475-aGemi yolculuğu oldukça iyiydi. Yalnız varılan limanda bir gün geçirmek bize az geldi. Bir şehirde en az üç gün kalınmalı diye düşünüyorum. Böylece uğradığınız kenti  dolaşabilir ve müzelerine de  gidebilirsiniz. Bir kentte üç gün kalmak bile az diyeniniz olabilir, doğru söylüyordur söyleyen, ama ne kadar uzun kalırsanız kalın yine de bir ülkeyi, bir şehri tanımak, her yeri görmek olanaksız. Bir düşünün yıllardır bu ülkede yaşıyoruz, her yeri gördük mü yeteri kadar inceledik mi? Onun için bir yerde kaç gün kalabiliyorsak o zaman diliminde mümkün olduğunca fazla yer görmeye, şehri ve şehrin ait olduğu ülkeyi tanımaya, yaşam tarzlarını, düşüncelerini öğrenmeye çalışalım.

 

Fotoğraflar:Sevil Okay- Mithat Okay- Detlef Bringmann

TURGUT KALESİ (Turgutköy 9)

Biz Turgut’ta her gün farklı bir parkuru denedik. Bir gün de aşağı yukarı üç yüz metre yüksekliğinde bir tepede Antik Bybassos Krallığı’na ya da Hydas’a ait olduğu söylenen Turgut Kalesi’ne çıktık. Kalenin iki yüz elli-üç yüz metre yakınına kadar toprak bir yoldan istenirse araçla da çıkılabiliyor, oldukça dik olan geri kalan bölümü yürümek gerekiyor. Bizler yürümeyi tercih ettik, yürürken türlü güzellikler gördük.

SAMSUNG

Turgut’un Kırmızı Damlı Evleri ve Eren Dağı

Rengarenk çiçekler, granit heykeller, karabaş otları, ada çayı, kekikler, ağaçlar ve türlü kayalar…

SAMSUNG

Kaleye Giderken Karşımıza Çıkan Kaya Heykeller

SAMSUNG

Kaleye Giderken Gördüğümüz Ağaçlar ve Kayalar

SAMSUNG

Kaleye Giden Toprak Yol, Ağaçlar ve Eren Dağı

Kaleye çıkarken önce patika gibi yol bile olmayan bir yerden tırmandık. Bizden önceki ayak izlerini takip ederek yürüdük. Halil İbrahim Uçurumu’ndan geçerken kırk yıl önce hayvanlarını otlatırken uçuruma yuvarlanıp yaşamını yitiren on üç yaşındaki talihsiz Halil İbrahim’in kaderine isyan ettik. Rehberimizin anlattığına göre -rehberimiz de Turgutlu Erol Kaya idi, aynı zamanda da Halil İbrahim’in kardeşiymiş- otuz yıl(2009 yılına göre) önce bu ormanlık alanlar orman değil, Turgutluların tarlalarıymış. Çamlar yayılarak Turgut’un tepelerini ormanlık bir alana dönüştürmüş. Erol Kaya, annesinin her zaman sorduğu ‘keçi boynuzu ağacı’nı gösterdi bizlere, o tepeler eskiden onların tarlalarıymış. Sonra nasıl olmuşsa her yer çam ormanı olmuş. Araziler orman haline gelince devlet oraları kamulaştırmış….

kamil dürüst 047

Kaleye Giderken Keçilerin Su İçtiği Yalak

Patikadan sonra kırmızı toprak bir yola çıktık, 10 dakika kadar toprak yolda yürüdük yolun kenarında bir kuyu ve kuyunun yanında keçilerin su içmesi için yapılmış bir yalak gördük, orada durduk. Biraz daha ilerleyince sağ tarafta çok büyük kayaların üst üste, yan yana gelmesiyle oluşmuş, çobanların sürülerini barındırdıkları yarı kapalı yarı açık doğal bir ağıl gördük, kayaların üstüne tırmanıp yukardan ağılın içine baktık, içini çeşitli otlar bürümüştü.

Aslında Alman arkeolog Mathias Benter’in söylediğine, Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezi’ne göre kalenin olduğu yere Hydas Akropolü deniyormuş. Öyle diyorlar da burada yüzey araştırmalarının dışında bir inceleme yapılmadığından buranın Hydas Akropolü olduğu kesinlik kazanmamış.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Hydas Akropol Planı- Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezi’nden alınmıştır.

Geniş toprak yolda yürürken yokuş çıkıyorduk, ayak seslerimizden ürken keklikler toplu halde aniden havalanıp bizleri ürkütüyorlardı. Yani ürkmemiz karşılıklıydı. On-on beş dakika inişli çıkışlı yolda ilerledikten sonra küçük bir meydana vardık. Kaleye sağdan mı soldan mı çıkacağız diye düşünmedik bile çünkü…

kaleyi gösteren ok a 099

Turgut Kalesi’ni Gösteren Ok İşareti

Meydanın orta yerinde taşlarla yapılmış kocaman bir ok işareti vardı, tahminen eni bir, boyu altı-yedi metre. Ok kalenin yolunu işaret ediyordu.

kamil dürüst 050

Eski Zamanlardan Kalmış Kaç Ton Olduğu Bilinmeyen Kocaman Bir Taş

Yol lafın gelişi söylenen bir söz, yol yok aslında. Kimi zaman taşlı topraklı bir patikada kimi zaman kayalık alanlarda yürüyerek yukarıya tırmanıyorduk. Yukarılara çıktıkça çevremizi daha iyi görüyorduk.

kamil dürüst 057

Turgut-Hisarönü Körfezi-Çubucak Orman Kampı

kamil dürüst 074

Rehberimiz Erol Kaya ve Kızı Eda

Çam ağaçlarıyla kaplı kaya duvarların gerisinde Turgut Vadisi, sahili, yarımadası, Hisarönü Körfezi’nin bir bölümü, İnbükü ve Çubucak ayaklarımızın altına serildi. Manzaranın güzelliği başımızı döndürdü, başımızın döngüsüyle kafamızı arka tarafa çevirdik ve Selimiye’nin girişindeki ada ve adacıkları gördük.

kamil dürüst 073

Selimiye-Sığ Liman-Yarım ada -Kameriye Adası-Koca Ada

kamil dürüst 090

Selimiye ve Adalar

Adacıklar, yarımadalar turkuaz denizin üzerindeki mücevherler gibiydi.

kamil dürüst 088

Turgut Kalesi’ndeki Taş Duvarlar

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Turgut Kalesi’ndeki Bazı Taş Duvarlar

Yolumuz gittikçe dikleşiyordu, kimi zaman taş basamaklardan çıktık, kimi zaman yığıntı halindeki taş ve toprak üzerinden tırmandık. Bu yığıntılar içinde yığınla kırık amfora parçaları vardı. Bu parçaların oldukça kalın olmasından amforaların çok büyük olduğu anlaşılıyor. Bazı duvarların sapasağlam durmasına karşın pek çok duvar yıkılmış, taş taş üstüne yığılmış. Depremler mi yoksa kaçak kazılar mı kaleyi bu hale getirmiş? Yukarı çıktıkça ayakta kalmayı başarmış duvarları daha iyi görebiliyoruz.

kamil dürüst 067

Turgut Kalesi’nde Küçük Bir Kapı veya Büyük Bir Pencere

Küçük bir kapıdan geçtik, belki de büyükçe bir pencereydi!

kamil dürüst 095

Halkın Kırk Merdivenler dediği yere gelince hayal kırıklığına uğradık, çünkü kırk basamaklı bir merdiven yerine eni elli santim olan on üç basamaklı bir merdiven çıktı karşımıza.

kamil dürüst 094

On Üç Basamaklı Merdivenin İndiği Alan

On-on iki metre derinliğinde yirmi-yirmi beş metre karelik içi taş toprak dolu bir çukura iniyordu on üç basamaklı merdiven. Tahminimize göre duvarlarda freskler varmış, üzerleri sıvanmış. Kırk merdiven gerçekten kırk merdivenken sanırım denize kadar iniyormuş. Acaba kimler, hangi amaçlarla o merdivenleri kullandı? Ancak yüz yıllar denize inen merdivenleri azaltmış ve yolu kapamış.

Kırk merdivenin on üç basamağını geçmişte yaşadıklarıyla baş başa bırakıp tepedeki kaleye bir an önce ulaşmak üzere tırmanışımıza devam ettik.Kaleye tırmanırken yolumuza taştan yapılmış bazı yıkık binalar, ağaç ve taşlarla kaplı yerler çıkıyordu.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Kaleye Çıkarken Yolumuzun Üzerinde Olan Yıkık Bir Yapı

Bu ağaçların bazıları sandal ağaçlarıydı, sandal ağacının gövdesi çok hoş! Ağacın gövdesini okşayıp yolumuza devam ettik. Sandal ağacının gövdesi üzerinde elimiz kayar gibiydi, onun gövdesinde elini dolaştırmak insana büyük bir haz veriyor.

DSC05874 Sandal ağacı a

Sandal Ağacı

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Kaleye Tırmanırken Yolumuza Çıkan Ağaçlar ve Kayalar

DSC03471turgut kalesi a

Yıkıntı Halindeki Kalenin Uzaktan Görünümü

DSC03477Turgut Kalesi Hisarönü Körfezi a

Kaleden Turgut, Orhaniye Martı Marina, Hisarönü Körfezi

Antik Bybassos kentine ya da Hydas’a ait olduğu zannedilen kaleye nefes nefese vardık. Nefesimiz normale dönünce aşağılara bakabildik, bu sefer de gördüğümüz manzara karşısında nefesimiz kesildi.

Bizim Turgut Kale’sine ilk çıkışımız Turgutlu Erol Kaya ve kızı Eda ile oldu, sonra defalarca arkadaşlarımızla kaleye çıktık, onlar da kalenin manzarasını çok beğendiler.

DSC03467Kaleden orhaniye martı marina ve hisarönü kör. a

Orhaniye Martı Marina ve Hisarönü Körfezi

DSC03513kaleden delikli yol a

Kale’den Delikyol’a Bakış

DSC05875delikliyol a

Delikyol ve Selimiye’ye Giden Sahil Yolu

DSC03504kaleden selimiyeye bakış a

Kale’den Selimiye

DSC03516kaleden selimiyeye bakış a

Kaleden Selimiye

Hisarönü Körfezi’nin bir bölümü, Orhaniye Martı Marina’daki tekneler, Delik Yol, Selimiye, adalar,savaşçı Diagoras’ın ve karısı Aristomakha’nın anıt mezarı ya da Turgutluların dediği gibi Çağba Baba Türbesi… tüm Turgut ayaklarımızın altında. Kimi yerde mavi kimi yerde lacivert deniz… Deniz kenarındaki karavanımız ve komşu karavanlar doğru dürüst seçilemiyordu. Yeşilin her tonu Turgut Köy’ü sarıp sarmalamış, yeşil örtünün arasından köyün evlerinin kırmızı damları görülüyordu.

kamil dürüst 057okaliptüslü yol ab

Denize Yürüyen Okaliptüs Ağaçları

Okaliptüs ağaçlarının oluşturduğu upuzun ağaç yol Turgut Vadisi’ni ortadan ikiye bölerek denize kadar ulaşıyor. Gökyüzündeki bulutlar gölgelerini yeşil denizin üzerine düşürmüşler, bulutlar hareket ettikçe gölgelerin vadideki yerleri de değişiyordu. Turgut’a tepeden bakmak ne hoş! Turgut Köy, güneşin parlak ışıkları altında tatlı tatlı geriniyordu doğaya sevdalı kişilere güzelliğini göstermek istercesine.

Turgut Kalesi’nin duvarları üzerine oturup seyrettik tüm bu güzellikleri. Şu oturduğumuz taşlarda bizden başka kimbilir hangi uygarlıkların insanları oturdu. Onlar da bizim aldığımız hazzı aldılar mı ki? Yoksa burada korku içinde mi yaşadılar? Sürekli aşağılardan gelecek düşmanları mı gözlediler? Neler yaşadılar, neler gördüler, neler düşündüler? Bir yandan geçmişte yaşamış Hydaslıların veya Bybassosluların nasıl yaşadıklarını düşünüyor, diğer yandan muhteşem manzaradan gözlerimizi alamıyor, kaleden ayrılmak istemiyorduk.

Turgut Köy harika doğası, binlerce yıldır çeşitli uygarlıklarla oluşturduğu tarihi; güler yüzlü, canayakın, konuşkan, konuksever halkı; akıllı, sosyal, güzel çocukları, çalışkan gençleri; kışın yağışlı, yazın sıcak, oksijeni bol havası; vadide klima etkisi yapan kuzey ve güney rüzgârlarıyla bambaşka bir dünya!

SAMSUNG

Yeşillikler İçinde Çiçek Açmış Karabaş Otu

Turgut Kalesi’ni binlerce yıllık yalnızlığıyla baş başa bırakarak inişe geçtik, kayalık alanı bitirip toprak yolu bulduk. Kulaklarımızda kuş cıvıltıları, burnumuzda kekik, karabaş, adaçayı kokuları yürüyüşün tadını çıkararak karavanımızın durduğu deniz kenarına indik.

DSC06486turgut koyu a

Turgut Sahili

Karavanımızın önünde duran koltuklarımızda bir müddet dinlenip gördüklerimizi, yaşadıklarımızı içselleştirdik. Yürüyüşümüzün yorgunluğunu Hisarönü Körfezi’nin parlak sularında yüzerek attık.

DSC08173-turgut a

Turgut’ta Gün Batımını Göremezsiniz, ama Doğanın Kızıllığını Yaşarsınız

Güneş Datça Yarımadası’nın arkasında batmış kızıllığını tüm koya yaymıştı.

DSC06491turgutta okaliptüsler arasından parlayan ay a

Ay ise okaliptüs ağaçlarının arasından yükseliyordu, gündüz kırk dereceyi geçen sıcaktan eser yoktu, en sıcak günün gecesinde bile Marmaris akşamlarının tatlı bir serinliği vardı. Sessiz, dingin, ılık; çam ve deniz kokan Marmaris akşamları…

Fotoğraflar: Sevil Okay-Mithat Okay

AĞNAK TEPE’YE ÇIKIŞ (Turgutköy 8)

Ağnak Tepe, Turgut’un en yüksek tepesi, Ağnak çam ormanlarıyla kaplı bir tepedir.

DSC03554ağnak tepesi havvahanım-sevil a

Turgutlu Havva Hanım’la Ağnak Tepe’den Turgut’a Bakış

İlk defa Ağnak Tepe’ye Turgutlu Havva Hanım ile çıktık. Ağnak’tan dört bir yan en güzel şekliyle görülüyordu. Sonra Mithat’la Ağnak’a bir iki kez daha gittik, bizi öylesine büyüledi ki Ağnak, arkadaşlarımızın da onu görmesini istedik daha sonra da Aysel- Bülent ve yeğenleri Yeşim’le çıktık Ağnak’a.

Ağnak Tepe’ye çıkış bir buçuk saat sürüyor, öyle yol falan yok; ancak eski zamanlarda da Karia zamanında da kullanılan patika bile olmayan bir yerden tırmandık. Yolun başlarında  Havva Hanım’ın keçilerinin olduğu kayaların altında kalan bir keçi ini bulunuyor. Havva Hanım’ın yavru  keçilerine merhaba demeden Ağnak’a çıkmadık.

DSC01388-a

Yavru Keçiler 

Gerçi yavru keçilerin pek de umurlarında değildik. Onlar bizlere aldırmadılar bile.

DSC01394-a

Yavru Keçiler

Ağnak Tepe’ye nefesimiz kesilerek çıktık; ama esas nefesimizin kesilmesi Ağnak’tan görünen müthiş manzara karşısında oldu. Hisarönü Körfezi, Martı Marina, Turgut Koyu, Dişlice, Tavşan, Kameriye Adaları, Koca Ada ve Selimiye’nin granit duvarları gözümüzün önündeydi. Hatta Yunanistan’a ait Simi Adası bile görünüyordu. Termosumuzda çay vardı, çayla birlikte sandviçlerimizi yedik aşağılarda uzanan manzara karşısında. Deniz, çam ağaçları, evler, boş topraklar, Orhaniye’den gelip Bozburun’a devam eden yol upuzun aşağılarda uzanıyordu.

DSC03583Ağnak'tan Turgut-kızkumu-orhaniye a

Ağnak Tepe’den Turgut. Kızkumu, Orhaniye’ye Bakış

DSC03595Ağnak'tan kızkumu-orhaniye merkez mahallesi a

Orhaniye-Merkez Mahallesi’nin Ağnak Tepe’den Görünüşü

 

DSC03578ağnaktan hisarönü körfezi a

Hisarönü Körfezi-Martı Marina-Turgut Koy

 

DSC03584ağnaktan hisarönü körfezi, datça yarımadası ve gökova a

Hisarönü Körfezi-Datça Yarımadası-Gökova Körfezi

SAMSUNG

Ağnak Tepeden Hisarönü Körfezi- Datça Yarımadası ve Gökova Körfezine Bakış

DSC03560ağnaktan hisarönü körfezine-dişliceye bakış a

Hisarönü Körfezi- Dişlice Adası-Tavşan Adası-Bencik Koyuna Giriş

 

DSC03568ağnaktan turgut

Ağnak’tan Turgut ve Selimiye Yoluna Bakış

DSC03589Ağnak'tan Turgut-Okaliptüslü Yol a

Turgut’un Denize Giden Kanalı ve Kanalın İki Yanındaki Okaliptüslerin Tepeden Görünümü ve Bozburun Yolu

IMG_20190330_133226turguttan ağnak'a bakış-ılgın ağacı ve ağnak

Ilgın Ağacı ve Turgut’un Tepeleri

SAMSUNG

Ağnak Tepe’ye Çıkarken Selimiye-Selimiye Yarımadası ve Yeşillikler İçindeki Cennet Koyu – Sığ Liman (Akkum Koyu)

 

SAMSUNG

Ağnak’a Çıkarken Selimiye-Sığ Liman ve Selimiye Yarımadası- Teknelerin Konuşlandığı Cennet Koyu

SAMSUNG

Ağnak Tepe’den Delikyol ve Selimiye’ye Gidiş Yolu

SAMSUNG

Ağnak’tan Bakış: Sağ Tarafta Minik Nergis Adası(Kargı) Ortada Kameriye ve Koca Ada, Solda Selimiye’nin Kaya Duvarı ve Bozburun’un Hisarönü Körfezine Bakan Yanı, En Arkada Simi Adası Karşısında Datça

Kameriye-Hisarönü_Panorama1.jpg

Ağnak Tepe’den Hisar önü Körfezi, Gökova Körfezi Panorama

Pek çok yazıda Ağnak Tepe’nin yüksekliğinin 309 metre, Turgut Kalesi için  ise270 metre yükseklikte olduğu yazıyordu. Ağnak Tepe’ye çıkıp aşağılara bakınca Turgut Kalesi de görünüyor ve Turgut Kalesi’nin çok aşağılarda olduğunu anlıyorsunuz. Bu epeydir kafamı kurcalıyordu, açıkça kaleyle, tepenin yüksekliklerinin birbirine yakın olmadığı görülüyordu. Aysellerle tepeye çıktığımızda Aysel’in yeğeni Yeşim’e Ağnak Tepe’nin yüksekliğini merak ediyorum, bazı yazılı kaynaklarda 309 metre olduğu yazıyor, ancak bana bu pek inandırıcı gelmiyor, telefonundan yüksekliğin ne kadar olduğunu öğrenebilir misin? deyince Yeşim hemen telefonuna baktı ve yüksekliği söyledi. Ağnak Tepe’nin yüksekliği 488 metreymiş. Bu bana çok mantıklı geldi. Turgut Kalesi’ne bakınca  bulunduğumuz yükseklik  çok doğruydu. Demek her yazılana inanmamak gerekiyor, Ağnak Tepe’nin yüksekliği 488 metre. Ağnak’a çıkınca yükseklikten bir kuşkunuz varsa mutlaka ölçün.

TURGUT (Turgutköy 6)

Marmaris’e uzaklığı otuz kilometre olan Turgut’a ulaşım minibüslerle yapılıyor. Yaz ve kış Marmaris ve Turgut’tan karşılıklı yapılan seferler, sabah 07.30’da başlayıp 23.00’a kadar sürüyor.

Geçmişte Turgutlular ulaşımla ilgili büyük güçlükler yaşamışlar. 1950’den önce tekneyle Çubucak’a geçip oradan kara yoluyla Datça’ya gidebiliyorlarmış. 1950’den sonra bazı yolların yapılmasıyla Marmaris’e ulaşım Bayır-Turunç yolu üzerinden yapılmaya başlanmış. Son yıllarda yapılan Bozburun yolu ile Orhaniye, Hisarönü üzerinden Datça ve Marmaris’e ulaşım kolaylaşmış. Böylece Turgut’la bağlı olduğu ilçe arasındaki ilişki oldukça kuvvetlenmiş. Artık Turgut, Marmaris’e çok yakın.

turgutköy-kubilay mayadağlı

Turgut            Fotoğraf: Kubilay Mayadağlı

SAMSUNG

Turgut’ta Arı Kovanları

Turgut’un geçim kaynağı arıcılık, bunun yanı sıra hayvancılık, organik tarım ve turizm de burada önemli.

Turgutköy 037aTurgut 031aa

turgutlu kadın 034aTurgut'ta Bir Büyükanne-aÖzellikle Turgutlu kadınlar toprakla, hayvanlarıyla uğraşmayı ve kendi işlerinde çalışmayı çok seviyorlar.  Genç kızlar ve genç hanımlar sadece toprakla uğraşmayı değil, motora binmeyi, motoru ulaşım aracı olarak kullanmaktan çok hoşnutlar.

turgut 2 087motorlu turgut kızları a

Turgutlu Bir Genç Kız ve Genç Bir Anne Minik Kızıyla Motorsiklette

Gençler beş-altı ay süren turizm mevsiminde turistik otellerde ve genellikle Turgutlu ailelere ait mavi yolculuk yapan büyük teknelerde çalışıyorlar.

Turgut, Marmaris ve çevre köyler gibi önce Karia’nın, ardından Roma’ya bağlı Rodos Birleşik Devleti’nin, Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra Doğu Roma yani Bizans’ın, 13. yüzyılda Menteşoğulları’nın daha sonra da Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde yaşamış. Cumhuriyetin ilanına kadar Turgut, eski adıyla Ella, Rumların yaşadığı bir köymüş. Turgut sapağını geçtikten iki yüz metre sonra sol tarafta Rum köyünün kalıntılarını görmek mümkün. Bazı evlerin taş duvarları, bir kuyu vb günümüze ulaşabilmiş. Söylentiye göre Cumhuriyet’ten önce ve sonra buraya yerleşen Türklerle Rumlar bir süre bir arada yaşamışlar.

Günümüzde Turgut’ta yaşayanların atalarının Alanya’dan, Mısır’dan, Malatya’dan ve mübadele yıllarında da Rodos’tan geldiği tespit edilmiş. 141 haneli Turgut’un nüfusu 2000 yılında yapılan sayıma göre 458’miş. Nüfusa paralel olarak hane sayısı da artmış. Turgut’ta hemen hemen herkes birbiriyle akraba; bunun nedeni de dışarıya kız vermemeleri. Turgut halkı, en küçüğünden en yaşlısına köylerini çok seviyor, hiç kimse Turgut’tan başka yerde yaşamak istemiyor. Ne genç kızında ne de delikanlısında büyük kentlerde yaşama tutkusu var. Turgut deyince hepsinin gözleri sevgiyle, ışıl ışıl parlıyor.

DSC04415

DSC04431Gelin ve Damat düğünlerinde keyifle oynar. Özellikle Zeybek buraların baş oyunudur.

DSC06391turgutta asker düğünü ag

Turgut’ta Asker Düğünü

kamil dürüst 118

Köy Düğünlerinde Yemekler İmece Usulüyle Yapılıyor

Turgut Köy’de düğün çok önemli. Düğünler genellikle bahar (ilkbahar-sonbahar) aylarında yapılıyor. Düğünlere köyün tamamı davet ediliyor. 1980’den önce düğünlerde kadınlarla erkekler aynı yerde bulunmazlarmış. Günümüzde kaç- göç yok, herkes bir arada eğleniyor.

Köyün her hanesine davetiye veriliyor. Davetiye, gazete kâğıdına sarılı ya da bir poşete konmuş bir erkek fanilası ya da bir yemeni, kimi zaman da havlu. Köyde 2010 yılına kadar bir düğün salonu yoktu. Düğünler okulun bahçesinde veya muz, portakal, avokado ağaçlarının çevrelediği geniş bahçelerde yapılıyordu. 2010 yılında yapılan düğün salonunun  sadece üstü kapalı, bu alan aynı zamanda pazar yeri olarak kullanılıyor, haftada iki gün pazar kuruluyor burada. Yani şehirlerdeki düğün salonlarına pek benzemiyor buradaki düğün salonu.

Turgut Köy’de düğünler iki gün sürüyor. İlk gün kız evinde yöresel türküler eşliğinde geline kına yakılıyor, ikinci gün köylülerin çoğunluğundan oluşan düğün alayı damatla birlikte kızı almaya gidiyor, o gün damada da kına yakılıyor. Kınadan sonra düğün alayı gelini alarak düğünün yapıldığı alana geliyor. Büyük kazanlarda yemekler pişiyor; en az on çeşit yemek hazırlanıyor, et yemeklerinden çeşitli sebzelere, tatlılara kadar… Meyve suları, biralar, rakılar açılıyor…

Düğüne gelen herkese imeceyle yapılan yemekler ve içecekler ikram ediliyor.

Konuklara servisi köyün gençleri yapıyor, gençler büyük bir özveriyle, sevecenlikle bu görevi yerine getiriyorlar. Gündüz başlayan düğün geç saatlere kadar sürüyor. Davullar çalıyor, zeybekler oynanıyor. Tüm köy bu oyunlara katılıyor; kadını erkeği, çocuğu genci, dedesi ninesi… Yüzlerce kişi, müziği taa içlerinde hissederek büyük bir coşkuyla zeybek oynuyor. Aynı anda eller havaya kalkıyor, sonra dizler yere vuruyor. Tüm köy tek vücut oluyor zeybek oynarken.

Askere giden gençler için gündüz mevlit okutulup gece asker düğünü yapılıyor. Asker düğünleri de aynı diğer düğünler gibi oluyor. Diğer düğünlerden farkı, düğün sonrasında ve ertesi gün yapılan silah atışları.

Köyde birinin ölmesi halinde, cenaze bekletilmeden aynı gün defnediliyor, mevlit okutuluyor. O gün hiç kimse çalışmıyor, hanımlar ev işi dahi yapmıyor.

Turizm mevsiminde şelaleye her gün jiplerle, otobüslerle gelen yüzlerce  turist, şelale dönüşü köye uğruyor;

Turgut Köyün 160 yıllık çınarı a

Turgut’un yüz yetmiş yaşındaki çınarı

köy meydanında, yetmiş yıllık caminin yanındaki yüz yetmiş yaşındaki çınarın altında serinleyip yorgunluklarını giderdikten sonra eski köy evlerini ve köyün üç sınıflı okulunu ziyaret ediyorlar.

DSC08242 turgut esk ev a

Turgut Eski Bir Köy Evi

DSC08247 turgut eski ev içi a

Turgut’ta Eski Bir Köy Evinin İçi

DSC08253turgut eski ev içi a

Eski Bir Köy Evinin İçi

Eski köy evleri, küçük birer etnoğrafya müzesi gibi. Şimdilerde bu evlerde oturan yok, turistik bakımdan hizmet görmekteler.

DSC08241 turgut eski ev önü

Eski Bir Köy Evinin Önü

Köy evindeTurgutlu Genç Kız ve Ninesinin Gelinliği

Turgutlu Bir Genç Kız Ninesinin Gelinliğiyle

Evlerin sahipleri gelen turistleri bu evlerde ağırlıyor, onlara çay, bitki çayları ve yörenin fıstığını ikram ediyorlar. Her evin bir köşesinde hediyelik eşya standı var; ayrıca yörenin balı, fıstığı, kekiği, adaçayı bu standlarda yerlerini çoktan almış.

Turgut İlköğretim Okulu Öğrencileri Öğretmenleriyle 23.Nisan Töreninde

Turgut İlköğretim Okulu Öğrencileri Öğretmenleri ve Velilerle

Turistlerin ziyaret etmeden geçmedikleri okulda, 1.2.3. sınıflar aynı derslikte eğitim görüyorlar. Yıllar önce bittiğini sandığımız böyle bir eğitimin; 21. yüzyılda turistik bir kent Marmaris’in, turizmle içli dışlı olmuş bir köyünde  karşımıza çıkması bizi çok şaşırttı ve üzdü.

Turgutköy 040

Turgut İlköğretim Okulu

Sadece Turgut Köy’de değil Türkiye’nin hiçbir yerinde böyle bir eğitim olmamalı. Turgut’un akıllı çocukları iyi bir okulu ve eğitimi hak ediyorlar. Okulda görevli tek öğretmen var. Okulun hem müdürü hem öğretmeni o, tüm yük onun üzerinde. Üç sınıfa da yeterli eğitimi verebilmek için büyük bir özveriyle çalışıyor.

Görüntü0095

Turgut İlköğretim Okulu ve Öğrencileri- 23 Nisan Etkinliklerinde

Okulu gezen Avrupalı yaşlı turistler, Turgut’un küçük okulundan çok etkileniyorlar, elli-altmış yıl öncesine kendi çocukluklarına gittiklerini, kendilerinin de böyle bir okulda okuduklarını söylüyorlar. Elli-altmış yıl öncesine… elli-altmış yıl…

DSC04539turgut ve orhaniyeli öğrenciler a

Turgutlu ve Orhaniyeli Öğrenciler Orhaniye İlköğretim Okulu’ndaki 23 Nisan Etkinliklerinde

Turgut İlköğretim Okulunda üçüncü sınıfı bitiren çocuklar, Turgut’tan altı kilometre mesafede olan Orhaniye’deki ilköğretim okulunda eğitimlerine devam ediyor. Lise eğitimi almakta olan gençler de genellikle Marmaris’e gidiyor.

Turgut’ta bir ebenin görev yaptığı sağlık evi var, 2010 yılının baharında bir ambulans da hizmete girdi. Artık Turgut’ta bir doktor görevli olarak bulunuyor.

Köyün su şebekesi var; kanalizasyon şebekesi, PTT şubesi veya acentası yok. Köyde dört-beş restoran ve en az beş-altı kahve var. Deniz kenarında da iki-üç restoran-kafe bulunmakta.

Turgut’ta bir butik otel ve dört-beş apart dışında turistlerin konaklayabileceği yerler pek yok; ancak sürekli yeni apartlar, oteller yapılıyor.

Turgut sahilinin sağ tarafında dereyle deniz birleşir, dere ağzına yakın yerler derenin yığdığı topraklarla sığlaşmıştır. Sol tarafta siyah renkli toprak-kum karışımı bir kumsal uzanır. SAMSUNG CAMERA PICTURESDenizin zemini de toprak-kumdur ve deniz girişte çok sığdır.  Dört-beş kulaç attıktan sonra bir anda derinleşir, suyun rengi turkuaza döner. Suyun dibi görünmez olur. Deniz suyu çok sıcaktır, yalnız derinlere daldıkça alttan gelen soğuk su akıntılarını hissedersiniz. Burada kışın bile rahatlıkla denize girilebilir. Kimi zaman mavi, kimi zaman turkuaz bir deniz, yemyeşil ormanlarla kaplı tepeler, masmavi gökyüzü insana ‘İyi ki Turgut’tayım!’ dedirtir. Bu sularda rahatlıkla yüzebilir, dalabilir, kanoyla kürek çekebilir, sörf yapabilirsiniz.

turgut 3 005a

Turgut Sahili

Turistleri mavi yolculuğa çıkaran büyük tekneler yani guletler sahildeki kırık dökük iskelelere kolayca yanaşıp gecelerler.

TURGUT-KUBİLAY MAYADAĞLI

Turgut                                                             Fotoğraf: Kubilay Mayadağlı

 

 

Fotoğraflar: Sevil Okay-Mithat Okay