EMECİK YÜRÜYÜŞÜ(KARYA KEÇİLERİ- 9)

EMECİK (DATÇA YARIMADASI)

Datça demek söylence demek. Söylencelerden biri daha Emecik için söylenir. Doğru mudur, değil midir? Bilemeyiz. Ama yine de anlatalım. Yıllar yıllar önce bir İspanyol gemisi Datça yakınlarından geçerken gemide bulunan on-on beş cüzzamlıyı sanırım, sarı limanda bırakmışlar. O zamanlar henüz Türkan Saylan Lepra hastanesini kurmamıştı, cüzzamlıların iyileştiğini bilmiyorlardı herhalde. Neyse cüzzamlılar nasıl olsa ölecek diye Datça’ya yakın bir yere bırakmışlar cüzzamlıları. Ancak Datça’nın havası iyi gelmiş ve cüzzamlılar iyileşmiş. Sonra da iyileşen cüzzamlılar Emecik’i kurmuşlar. Bizler söylentilerin yalancısıyız. Ama bugün de Datça’nın havası pek çok astımlıya iyi geliyor. Belki cüzzamlılar da iyileşmişlerdir, kim bilir?

Bizler yine gerçeğe dönelim, Datça ile Emecik arası 20 kilometre, bizler Emecik’te tuttuğumuz minibüsten indik, yürümeye başladık. her yanımız yemyeşildi ve çiçekler ve çiçek ağaçlar açmıştı. Ne de olsa bahar gelmişti, kaplumbağalar bile yuvalarından çıkmış, yürüyorlardı. Çiçekler, böcekler bize merhaba diyorlardı. Tabii bizler de bu güzelliklere merhaba dedik. Bu yürüyüş bizi ne kadar mutlandırmıştı. Açan çiçekleri, çiçek ağaçları, yuvasından çıkmış kaplumbağaları,hiç durmadan öten ve oradan oraya uçuşan kuşları görmek bize o kadar iyi geldi ki…

EMECİK ÇİÇEK
EMECİK ÇİÇEK
REYHAN GÜRSES
YÜRÜYÜŞÇÜLER FOTOĞRAF ÇEKERKEN
EMECİK -PERİLİ KÖŞK ARASI ÇİÇEK AĞAÇ
EMECİK – PERİLİ KÖŞK ARASI KAPLUMBAĞA
YÜRÜYÜŞÇÜLER EMECİKTEN PERİLİ KÖŞKE YÜRÜYORLAR
EMECİK-PERİLİ KÖŞK ARASINDAKİ MAVİ ÇİÇEKLER

Emecik’le Perili Köşk arasında araziden yürüyüşümüzü yaparken, türlü çiçekler gördük, bu bizi psikolojik olarak nasıl rahatlattı nasıl… Sonuçta deniz kenarına, yani Perili Köşk’e geldik, ikiz adacıklar dediğim adalar karşımdaydı, öndeki adayla kara arasındaki su çok sığ, sıcaklarda adaya yürüyerek rahatça gidilebiliyor. Orada denizin(su sığ olduğu için) rengi de daha açık görünüyor.

RAHİME KALKAN PAPATYALAR ARASINDA
PERİLİ KÖŞK’TEKİ İKİZ ADALAR
PERİLİ KÖŞK SAHİLİ ve ÇİÇEKLER
PERİLİ KÖŞK OTEL’İN GİRİŞİ

Perili köşkte hemen hemen her zaman rüzgar vardır. Zaten buranın Perili Köşk adını alması da rüzgar sayesinde olmuş, burada yapılan ilk köşk rüzgardan ötüp duruyormuş, sonra buraya Perili Köşk demişler. Yine söylentiler, söylenceler…

PERİLİ KÖŞK ÇİÇEK

Biz yine çiçeklere bakalım, onlar gerçek ve çok güzeller! Beyaz, sarı, kırmızı, mor çiçekler… Perili Köşk sahilini zevkle yürüdük, Çiçekler genelde kumda açmışlardı. Buranın toprağı ne kadar güzel ki bize bu çiçekleri, böyle güzellikleri yaşatıyor.

PERİLİ KÖŞK SAHİLİNDEKİ ÇİÇEK
PERİLİ KÖŞK SAHİLİNDEKİ ÇİÇEKLER
PERİLİ KÖŞK SAHİLİNDEKİ ÇİÇEKLER
ÇİÇEK AĞAÇLARDAN PAVLONYA

Pavlonya ağacı, aslında Çin’de yetişen bir ağaçmış .Pavlonya’ya Çin Kavağı da deniyormuş. En hızlı yetişen ağaçlardan biriymiş .25-45 derece arasında yaşıyormuş, Muğla ve çevresinde de Pavlonya ağacı çokça bulunuyor. Rengi ve çiçekleri çok güzel, ben bu ağacı çok seviyorum.. Ülkemizde kavağın yetiştiği her yerde pavlonya da yetişirmiş.

YÜRÜYÜŞÇÜLER BİNECEKLERİ ARACI BEKLERKEN

Aracımızı biraz bekledik, sonuçta geldi. Saatte akşam üzerini bulmuştu. Evimize geldik, birer duş alıp dinlendik.

REYHAN’IN BAHÇESİNDEKİ ÇİÇEKLER ve ÇİÇEK AĞAÇLAR

Çiçek gördüm mü dayanamıyorum, hemen onların fotoğrafını çekiyorum. Onların fotoğrafta olsa bile yaşadıklarını bilmek beni mutlandırıyor. Çiçek bakım ister, onunla konuşmak, su ister. Ben çiçekleri çok seviyorum, ama onlara bakamıyorum, toprakla uğraşmak, toprakla uğraşanların dediğine göre çok güzel ve yararlıymış, ben onun yerine okumayı ve yazmayı seviyorum. Onun için de bende çiçek ya doğadan oluyor, ya da başkasının çiçeklerini doyasıya seyrediyor sonra da fotoğraflıyorum. Bununla da kalmayıp sizlerle paylaşıyorum. Ne demişler: Güzellikler paylaştıkça çoğalır. Ben de güzelliklerin, iyiliklerin çoğalmasını ve her yanımızı sarmasını istiyorum. Evet, artık Reyhan’ın bahçesindeki çiçeklere bakabiliriz. Bir karides çiçeği var ki görülmeye değer. Ben bu çiçeğe başka yerde rastlamadım, görünce çekmeden edemedim. Bakalım sizler de çiçeği karidese benzetecek misiniz? Karides çiçeğinin yanı sıra güller, çiçek ağaçlar, bir de doğal olarak çıkan çiçekler var.

Karides Çiçeği

Sardunya ve Karides Çiçekleri

Reyhan ve Serdar Gürses

Fırça çalısı ağacı

Erguvan Ağacı Foto: REYHAN GÜRSES

ORKİDE AĞACI FOTO:REYHAN GÜRSES

MERCAN

Orkide Ağacıyla daha önce Aysellerin bahçesinde tanışmış, çok beğenmiştim. Aynı ağaçtan Reyhan’ın bahçesinde de varmış.

Sardunya

Orkide Ağacı’nın Çiçekleri

Begonvile

Begonvil
Begonvil (on bir ay çiçeği)
GÜLLER
Güller

Güller

Güller
Çiçekler
Orkide Ağacı

SÜMBÜL

TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ( KARYA KEÇİLERİ-7)


Taşlıca’ya yine bizi bir minibüs getirdi. Yürüyüşümüze başladık, hava biraz kapalı gibiydi. Taşlıca tam adı gibi Taşlıca idi. İlk olarak bizi hoş çiçekler karşılasa da taşlar öyle böyle değildi. Yürümek zor oluyordu.

TAŞLICA-ÇİÇEK
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ – ÇİÇEKLER
TAŞLICA- ÇİÇEK
TAŞLICA
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ-TAŞLICA ÖNÜNDEKİ ADA
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER- FATMA YETİŞ-ÖZGÜR ERKUT-MİTHAT OKAY
DOĞAL KAYA SAKSI
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ- RAHİME KALKAN
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ- AYSEL KARAOSMANOĞLU
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜNDE BÜLENT, KÖPÜK ve BADİ DİNLENİRKEN
DOĞAL KAYA SAKSI

Kaya saksıları çok beğendim. Onları hep bir nesneye benzettim. Saatlerce o taşlı topraklı yoldan yürüyüp Taşlıca’ya geldik, orada bir şeyler yedik, çayımızı içtik. Köyün kahvesi dikkatimizi çekti, her yerde kahveler var ve buralarda köyün tüm dedikodusu yapılıyor. Sakın dedikodunun kadınların işi olduğunu söylemeyin inanın yaşlı adamlar öyle dedikodu yapıyorlar ki ağzınız açık kalıyor.

TAŞLICA
TAŞLICA
TAŞLICA-KAHVE

Taşlıca yürüyüşü zor olduğu kadar keyifli bir yürüyüştü. Öyle güzellikler gördük ki bütün yorgunluğumuzu unutturdu. Taşlıca adası, dantel gibi koylar, çiçekler, doğal kaya saksılar,kayalar hepsi bizleri öylesine mutlu etti ki…

MİNE’NİN ÇİÇEKLERİ

Kuzenim Mine’nin Köln’deki evinin bahçesi, pek büyük değil, ancak büyük olmayan bahçedeki çiçekler, nasıl açmışlar,çok sıhhatliler. Bunun bence nedeni, Mine bahçem küçük demiyor, çiçeklerle çok güzel uğraşıyor. Çiçekleri suluyor, onlarla konuşuyor, topraklarını değiştiriyor, kuruyan yaprakları üzerinde bırakmıyor. Bunları her sabah yapıyor, en az bir buçuk- iki saatini onlara ayırıyor. Bu kadar bakıma çiçekler de çok güzel açıyorlar. Her yerden bir güzellik başını uzatıyor, biz de tüm güzelliklerimizle buradayız, diyorlar sanki. İnsan onlara bakmaya kıyamıyor, ben de fotoğraf makinemle onların geleceğe kalmasını istedim, deklanşöre basıverdim. Bazılarının ismini biliyordum, bazılarını da Mine’ye sordum, o bana Latince isimlerini gönderdi, ben de bazılarını yazdım ve bazı çiçek fotoğraflarını da Mine çekti.

Çiçekler
Değişik Bir Ortanca-Hortensien
Papatya(Margarita)
ÇİÇEKLER

FUGSCHEN
RODEDENDORUN FOTO: MİNE BRİNGMANN

KİE BLATT SCHNİE BALL

Foto: MİNE BRİNGMANN

Rodedendorun. Foto. Mine Bringmann

Vanilya Ağacı

Foto: Mine Bringmann

ALPEN WEİLCHEN FOTO: MİNE BRİNGMANN
ÇİÇEK FOTO: MİNE BRİNGMANN
DİPLEDENİA FOTO: MİNE BRİNGMANN

Köln’ün banliyosundaki evlerin çoğunun önünde öbek halinde lavantalar ekili, üstlerinde Sarıca arıya benzer arılar uçuşmakta, ama bu arılar Sarıca arılar gibi insanı sokmuyorlar ve başka arıları kafalarını kopararak öldürmüyorlar, sadece tozlaşmayı sağlıyorlar. Önce onları görünce Sarıca arı zannettim, ödüm patladı. Gerçeği öğrenince rahatladım.

Tere’nin çiçeğinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum, onu öğrenmiş oldum.

KRESSE-TERE

MP

PAPATYALAR
GÜLE BENZER BİR ÇİÇEK
ÇİÇEK
BİZİM BİLDİĞİMİZ ORTANCA- HER RENGİ OLUYOR.
ORTANCA
ÇİÇEK

OSMANİYE-EREN DAĞINA ÇIKIŞ(KARYA KEÇİLERİ-6)

Osmaniye- Kavurmacının oradan yürüyüş alanına girdik, Amacımız EREN Dağına çıkmak değildi. Eren Dağı’na çıkmak sonradan aklımıza geldi. Yoldan içeri girdik. Manzara noktasına gelince hepimiz, makinelerimizin deklanşörüne bastık. Eren Dağı’nğ Hisarönü Körfezi’nin her yerinden görebilirsiniz.Nereye giderseniz gidin, Eren Dağı karşınızdadır.

Eren Dağı’nın Turgut’tan Görünüşü

En yüksek tepe o, her yerden görünecektir elbette. Turgutlu köylüler kimi zaman Eren Dağı’ndan yeşil bir ışık Çağba Baba Türbesine akarak gelir diyorlar. Çağba Baba Türbesi aslında Diagoras adlı bir savaşçıyla, karısı Aristomakha’nın mezarıymış. M:Ö.4.-3,yüzyılda yaşamışlar, o zamanda değil islamiyet, Hristiyanlık bile yokmuş. Ama buranın halk tarafından türbe olarak ilan edilmesi, Diagoras’ın mezarını korumuş. Günümüze kadar gelmiş bu piramidal mezar.

DİAGORAS VE KARISI ARİSTOMAKHA’NIN PİRAMİDAL MEZARI
AĞNAK’TAN EREN DAĞI VE ORHANİYE KIZKUMU-ORHANİYE MERKEZ MAHALLESİ
AĞNAK’TAN HİSARÖNÜ KÖRFEZİ-MARTI MARİNA- EREN DAĞI 842 Metre
RAHİME VE AYSEL YÜRÜYÜŞE HAZIRLAR
EREN DAĞI
MANZARA NOKTASINDAN GÖRÜNÜŞ, BURASI 500 METREDEN FAZLA.
EREN DAĞI -AĞAÇLAR
SAMSUNG CAMERA PICTURES
EREN’E ÇIKARKEN BÜLENT
EREN’E ÇIKARKEN AYSEL
EREN DAĞINA ÇIKARKEN RAHİME – SEVİL
‘EREN’E ÇIKARKEN YANDAN KAYA ADAM
EREN’E ÇIKARKEN BADİ VE AĞAÇLAR
EREN DAĞI SANDAL AĞAÇLARI
ERENDEKİ AĞAÇLAR
ERENDEN HİSARÖNÜNE BAKIŞ
EREN’DE SEVİL-MİTHAT ve ARKA TARAFTA MARMARİS FOTO: RAHİME KALKAN
EREN’DEN HİSARÖNÜ KÖRFEZİNE BAKIŞ : SOL TARAF ORHANİYE, TURGUT, SELİMİYE, ADALAR, BOZBURUN DUVARI,, SİMİ ADASI; SAĞ TARAF DATÇA YARIMADASI, DİŞLİCE,, BENCİK GİRİŞİ, BODRUM

EREN Dağı, bana çok ilginç geldi, o kadar tepeye çıktıktan sonra, düzlük bir alan bizi karşıladı, bu alanda kayalar yoğundu, bir kısım ağaçlar sandal ağacıydı, diğer ağaçların ne olduğunu bilmiyorum; ama gövdeleri ve dalları beyazdı. Fotoğrafta o beyazlık çıkmamış, o ağaçlar bende değişik duygular uyandırdı.

ERDEM VE MİTHAT EREN’DE FOTOĞRAF: RAHİME KALKAN
ARAÇLARIN DURDUĞU YER FOTO- RAHİME KALKAN

Eren Dağı’ndan indik, araçlarımızın durduğu yere geldik. Oradan da kavurmacıyı bulduk, önce birer kavurma söyledik, arkadan gözlemelerimiz geldi, çay da sobanın üstünde demlenmişti. Sıcak ve yemek harikaydı. Tepelere çıkarken hiç üşümemiştik; ancak kavurmacıdaki soba gürül gürül yanıyordu, sobanın yanması bizlere çok iyi geldi.

FOTOĞRAFLAR: SEVİL OKAY

HER YER ÇİÇEK

Bahar geldi, her yer çiçek dolu, kimisi kendiliğinden çıktı ve açtı, kimisi de bazı kişiler tarafından ekildi, açtı, İster kendiliğinden ister ekilip de açsın, sonuçta her yer çiçek oldu. O çiçeklere bakmak, bizleri mutlandırıyor. Her yerin çiçeklenmesi ancak baharda mümkün. Öyle iyi ve mutluyuz ki… İlkbahar bizleri mutlu eden bir mevsim. Hele mor salkım, her yeri mora boyamamış gibi bir de güzel kokusunu etrafa yaymış. Hem görüntüsü hem de kokusu harika!

” İlkbaharda toprağa usulca basın, çünkü toprak ana hamiledir.” Kızılderili Atasözü Ne doğru söylemiş Kızılderililer, bu ne kadar toprakla iç içe olduklarını gösteriyor.Doğada her şeyin en güzelini görüyoruz, hem renk hem de biçim olarak, biz bakmasını bilirsek doğa bize her şeyin en güzelini verir.

SAMSUNG

KEÇİBÜKÜ YÜRÜYÜŞÜ(KARYA KEÇİLERİ-5)

Yukarı keçibükü, Orhaniye’nin bir mahallesi. Buradan Eren Dağı görünüyor, ancak biz Eren’e buradan çıkmadık. Buradan çıkış daha kolay görünse de bu yolu denemedik. Keçibükü yürüyüşü bizlere çok kolay geldi. Manzaralar ise harikaydı! Daha önce de Aysellerle bu yolu yürümüştük.

YUKARI KEÇİBÜKÜ YÜRÜYÜŞÜNDE REYHAN GÜRSES

Zorlu bir yürüyüş değildi, iki tarafı yeşillik, toprak bir yoldu.

VERA LANDSMAN ve OYA YAVAŞ YUKARI KEÇİBÜKÜ YÜRÜYÜŞÜNDE
ERDEM KALKAN, BÜLENT KARAOSMANOĞLU, SERDAR GÜRSES, KÖPÜK ve ŞIMARIK HEM YÜRÜYÜŞTELER HEM DE SOHBET EDİYORLAR. TABİİ SADECE BEYLER KONUŞUYOR. KÖPÜK ve ŞIMARIK DA KENDİ ARASINDA KONUŞABİLİR.

YUKARI KEÇİBÜKÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER- ÖNDE RAHİME KALKAN
YUKARI KEÇİBÜKÜ’NDEN ORHANİYE VE HİSARÖNÜ KÖRFEZİNE BAKIŞ
Hem yürüyüp hem de sohbet ediyorduk. Yeşillik yani orman, mavilik(deniz) bizleri mest etti. Orhaniye, Merkez Mahallesini tepeden yürüyerek seyrettik ve fotoğraflarını çektik.
YUKARI KEÇİBÜKÜ- DENİZ ve ORMAN
YÜRÜYÜŞ ALANI
YUKARI KEÇİBÜKÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
YUKARI KEÇİBÜKÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
ORHANİYE MERKEZ MAHALLESİ
ORHANİYELİ BİR KADIN
Yürüyüşümüz, bitmişti ki evinin önünde oturan yaşlı kadını gördüm, onunla sohbet ettikten sonra, arkadaşımız Oya’ya misafir olduk.
KIZKUMU-ORHANİYE-MERKEZ MAHALLESİ

ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ (KARYA KEÇİLERİ-4)

Çakal koyundan yürüyüşe başladık. Yine Keçibükü’nde buluştuk, bu sefer bir minibüsle Datça’nın Çakal koyuna geldik. Önce toprak yoldan bir yokuş çıktık, sonra denize doğru indik, manzara müthişti. Deniz masmavi etrafımız ağaçlarla kaplı yemyeşildi.

ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- KARYA KEÇİLERİ
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- MAVİ ve YEŞİL BİR ARADA DENİZE İNEN BİR YÜRÜYÜŞÇÜ

İyi ki Çakal yürüyüşüne gelmişiz dedik kendimize ve birbirimize gözümüz, gönlümüz şenlendi, Bir yandan mavi deniz, ormanlar, bulutlar, çiçekler, değişik ağaçlar, taşlardan çıkmış yeşil bitkiler, taşlı deniz kenarı, deniz içinde kayalar, hepsi bizi mutlu etmeye yetiyordu. Bir yandan yoruluyor, diğer yandan psikolojik olarak dinleniyorduk.

ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- YÜRÜYÜŞÇÜLER DENİZ KENARINA İNECEKLER
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-DENİZ KENARINDA NURHAN MALKOÇ

Marmaris’te deniz kenarları genellikle taşlıktır, kumsalı pek azdır. Marmara’da ve Batı Karadeniz’de kumsallar geniş ve uzundur. Marmara’ya alışanlara Marmaris’in deniz kıyılarının taşlı olması pek hoş gelmez, onun için genelde deniz ayakkabısı giyer kıyılardan denize girecek olanlar. Marmara Denizi’nde buna gerek yoktur; çünkü ayağınıza batacak taş yoktur, her yer kumdur.

ORMANDAKİ ÇİÇEKLER
KAYALIKLARDAN ÇIKAN YEŞİL BİTKİ
ORMANDAKİ ÇİÇEKLER
GÖKOVA-ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-DENİZ,ORMAN ve BULUTLAR
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-YOKUŞ ve ORMAN
HARİKA MANZARA-DENİZ,ORMAN, BULUTLAR
KOYLAR -DENİZ- BULUTLAR
DENİZ KENARI- YÜRÜYÜŞÇÜLER
DENİZ KENARINDAKİ KAYALAR
DENİZ KENARINA YAKIN BİR AĞAÇ
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- BÜLENT, ERDEM, DENİZ-AĞAÇ
DENİZ KENARI-TAŞLAR-YÜRÜYÜŞÇÜLER

Sahilde yürümezden önce ormana girdik, orada sandal ağaçlarından bir orman vardı. Sandal ağaçları saç örgüsü gibi örülüydü. Benim makinemin pili bittiği için onları çekemedim, bir arkadaşa sandal ağaçları ne kadar ilginç, sen onları fotoğraflar mısın?dedim, aldığım yanıt tabii fotoğraflarım oldu. Ama ne yazık ki o fotoğrafları arkadaşımdan alamadım, aldığım zaman mutlaka size de göstereceğim. Sanırım böyle sandal ağaçları görmemişsinizdir. Sadece sandal ağaçlarını görmek için bile bu yürüyüşe gidilirdi.

DENİZ, ORMAN, KAYALAR

Yürüyüşümüzü Gökova’nın başka bir yerinde bitirdik, telefon ettik, minibüs geldi bizi aldı. Doğada yürümek hepimizi yormuş; ama bir o kadar da rahatlatmıştı.

NÂZIM HİKMET ve VERA SERGİSİ

Yapı kredi kültür merkezindeki sergilere mümkün olduğunca giderim. Arkadaşım Günfer’le Galatasaray’a çıkmıştık. Yapı Kredi Kültür Merkezinde birden fazla sergi vardı. DSC00077DSC00078İlk önce Sermet Çifter Salonundaki Nazım Hikmet ve eşi Vera’nın Şehrime ulaşamadan bitirirken yolumu…/ Moskova’dan İstanbul’a başlıklı sergiye girdik. DSC00068-a

DSC00066-A

V

Nâzım Hikmet’in hayatının son yıllarını geçirdiği ve Vera ile yaşadığı Moskova’daki Pescannaya sokağındaki evinden getirilmiş olan özel eşyaları edebiyatçılara ve Nâzım severlere sunuluyor.

DSC00079-a

NAZIM HİKMET’İN VALİZİ

DSC00094-a

DSC00095-a

VERA TULYAKOVA

 Nâzım’ın ve eşi Vera’nın yaşadıkları ev, canlandırılıyor. Evlerinden perdeler bile getirilmiş.

DSC00088-a

Şairin Röbdöşambrı

DSC00124-a

VERA ve NÂZIM’IN MOSKOVA’DAKİ EVLERİNDEN BİR GÖRÜNTÜ

DSC00101-a

Tahta Kaşıklar

DSC00091-a

VERA’NIN SÖYLEDİKLERİ

DSC00118-a

Nâzım Hikmet Kitapları

DSC00089-a

Vera’nın Çantası-Nâzım’ın Kitapları ve Şapkası

DSC00092-a

Vera ve Nâzım

DSC00115

DSC00110

Nâzım için Basılan Pullar

DSC00104-a

NAZIM HİKMET VAPURU’NDA AZİZ NESİN-VERA TULYAKOVA

DSC00113-a

NÂZIM HİKMET’İN DAKTİLOSU

DSC00109-a

Nâzım’ın Tespihi ve Şapkası

DSC00108-A

VERA’NIN NÂZIM’IN ÇALIŞMASIYLA İLGİLİ  YAZDIKLARI

DSC00116-a

DSC00105-a

Genelde şairin özel eşyaları; şairin basılmış kitapları, oynanan oyunları, Moskova’da Nâzım Hikmet adına basılmış pullar, şapkası, tespihi, çantası, valizi, daktilosu, giydiği takım elbiseleri, yelekleri, pijaması, cüzdanı, plakları, DSC00120-aDSC00086-a

DSC00122-a

NÂZIM HİKMET EL YAZMALARI

el yazmaları,Moskova’dan getirilmiş. Sadece Nâzım’ın değil Vera’nın da bazı özel eşyaları var; Vera’nın giysileri, şapkaları, işlemeli ayakkabısı, gezi çantası hepsi …

DSC00084-a

Vera’nın ve Nâzın’ın Giysileri

DSC00097-aDSC00098-aHele Vera’nın işlemeli ayakkabıları ve onların alınma öyküsü çok hoştu! Nâzım ve Vera’nın birbirlerine söyledikleri kartonlara yazılmış. DSC00076-aOnları okudukça Nâzım Hikmet’in memleketini nasıl özlediğini, eşi Vera’yı ülkesine getirip pek çok yeri göstermek istediğini anlıyoruz. Yazıları okumak bizlere başka bir dünyanın kapılarını açıyor. Bu dünya Nâzım ‘ın ve eşinin dünyası. Nâzım’ın eşi Vera Tulyakova’nın -Nâzım’ın vefatından sonra- İstanbul’a geldiğini anlıyoruz.DSC00075-a Nâzım’ın onu götürmek istediği yerlere mutlaka gidip gezmiştir.

ALMANYA’DA BİR ORTAÇAĞ KASABASI AHRWEİLER

Köln’den yola çıktık, ilk önce Bonn’a geldik, Köln ile Bonn birbirine çok yakın iki şehir,aralarında 10 ya da 15 kilometre var. Havaalanları bile aynı, Köln-Bonn Havaalanı. Bonn eskiden başşehirmiş. İkinci Dünya Savaşı’nda bütün şehir yerle bir olmuş; ama Bonn’a bakınca sanki savaşta tüm binaları yıkılmış bir şehir gibi değildi, binalar öylesine güzeldi ki hepsi asıllarına uygun olarak yeniden yapılmış. Sanki 2. Dünya Savaşı’nı hiç yaşamamışlar gibi, Bu sadece parayla olacak bir iş değil, vizyonda gerekiyor. Bonn’u geçtik.

Görüntü107-a

Ahrweiler’a Gitmek İçin Roro’ya Bindiğimiz Yerdeki Evler ve Ağaçlar

Görüntü102aGörüntü119-aRhein nehrine gelip bir roro gemisine bindik , karşıya geçip Ahrweiler ‘a geldik Ahrweiler küçük bir kasabaydı;  tam bir ortaçağ kasabasıydı,

Görüntü137

Ahweiler

On üçüncü yüzyılda yapılmış olan kentin surları, kuleleri, kapıları ve hendekleri ile günümüze kadar gelmiş. Biz aracımızı dışarda bir yere park ettik; daracık sokakları olan bir kasabaydı ve araçlar içeri alınmıyordu. Yağmurlu bir hava da olsa keyfimize diyecek yoktu.

Görüntü130

Ahrweiler’ın Şirin Evleri ve Dar Sokakları

Renkli evleri öylesine şirindi ki,,, Tamamı değil, ama her evin yarısı ahşaptı, çok güzel süslenmişti ahşaplarla ve bir çok şarap evi vardı. Zaten ahşap her şeyi daha güzel ve sıcak gösteriyor. Yağmur da yağsa, hava soğuk da olsa her şey güzeldi. Sokaklar oldukça kalabalıktı, bizler de o kalabalığa karıştık, kendimizi farklı hissetmedik ama ben Ahrweiler’a daha sakin bir zamanda gitmek ve daracık sokaklarında kafama göre dolaşmak, şarap evlerine girip oturarak onların ürettiği şarapları tatmak isterim.

Görüntü132

Ahrweiler’da Bir Şarap Evi

Zaten burada 1874 yılından beri şarapcılık yapılıyormuş, 70’den fazla şarap üreticisi bulunuyormuş , şarap evlerinde tadılacak olan şaraplar kendi mahsulleri . İnsanlar karnavala çok değişik kıyafetlerle ve mizansenlerle katılıyorlardı. Daha önce görmediğimiz giysiler üzerlerindeydi, değişiklik hepimizi çok heyecanlandırdı. Bir Ortaçağ kentinde böylesine gösteriler izlemek çok hoştu!

Görüntü131

Ahrweiler’da Karnaval Geçidi

Görüntü123

Ahrweiler-Karnaval

Görüntü124

Ahrweiler

Görüntü126

Ahrweiler

Görüntü129

Ahrweiler, Poposuna  Başka Bir Popo Giyen Bir Kadın

Görüntü125

Ahrweiler

 

Görüntü127

Ahrweiler’ın 13.Yüzyılda Yapılmış Surları ve Karnavala Katılanlar

Görüntü128

Ahrweiler Evleri ve Rengarenk Giysileriyle Karnavala Katılanlar

Biz şarap evlerine giremedik, zira Ahrweiler’da  da karnaval vardı ve geçit töreni gözlerimizin önünde gerçekleşiyordu, herkesin giysileri çok değişik ve ilginçti.

Görüntü134

Ahrweiler Evlerinden Biri

Ahrweiler Sadece günümüzde değil eskiden de çok beğeniliyormuş Keltler, eski Romalılar, Germenler, Fransızlar art arda Ahrweiler’a yerleşip burada yaşamışlar.

Görüntü135

Ahrweiler -Karnaval Geçidinden Sonra Temizlenmeyi Bekleyen Dar Sokaklar

Karnaval geçidinden sonra sokaklar kirlendi, Ahrweiler Belediyesi’nin araçları gelip dar sokakları temizleyecekmiş, günlerce sokaklar kir-pas içinde kalmayacakmış. Bunu öğrenmek bizleri memnun etti. O güzelim kasabaya bu kirlilik yakışmıyordu.

Görüntü133

Ahrweiler

Piskoposlar, Lordlar ve bazı devlet büyükleri Ahrweiler’ı yaşamak için seçmişler. Bu kasaba’nın evlerine, surlarına hiç el değdirilmemiş, yüzlerce yıl önce yapıldığı gibi bırakılmış. Bu kasabaya girince insan kendini rüyada zannediyor. Burası sanki büyülü bir yer. Daha önce de başka bir yazıda yazmıştım, Ortaçağ’da burada yaşamak ister miydim? Hayır! İstemezdim. Oraya gezmek için gitmek en iyisi…

Aradan yıllar geçti; ama Ahrweiler kasabası  belleğimde capcanlı duruyor.  Ahrweiler’ın doğusunda Rhein nehri, batısında Eifel Dağı var. Doğu ile Batı arasındaysa Ahr Vadisi bulunuyor, Ahr Vadisi’nde iyi üzümler yetiştiği için bu yörede şarapçılık ileriymiş. İyi ki Ahrweiler diye bir kasabayı gördüm, bize ders olmalı böyle yerler her şeyi yok etmemeliyiz, yeni bir şeyler yapacağız diye. Eskinin de değeri vardır, İş ki biz ona değer verelim. Bir kent tarihiyle, yeni yapılmış değil eskiden kalmış evleriyle ve müzeleriyle vardır. Biz yeni bir yere niçin gideriz? Otantik yerler görmek, otantik yemekler yemek için değil mi? Özellikle değişik yerler  görmek ve doğanın içinde olmak  en çok istediğimiz şey…