MALAGA TURİZM KENTİ

Malaga tam bir tatil beldesi görünümünde. Akdeniz sahilinde kurulmuş olan bir sahil kenti. Uzun kumsalları olan kent zaten Costa del Sol bulunuyor.Costa del Sol güneş sahilleri anlamına geliyormuş.

DSC04220-a malaga

Malaga-İspanya 

Yılın neredeyse üç yüz günü güneşliymiş Malaga. Bu da onu turizm yönünden cazip hale getiriyor.

DSC04211-a malaga

Malaga-İspanya Deniz-Kumsal ve Güneş

Avrupa’nın Akdeniz’e açılan kapısı ve sıcak bir iklimi var. Sadece turizm yönünden cazip değil sanat yönünden de oldukça ilgi çekici.

640xauto

Pablo Picasso                     Fotoğraf: Mynet/ İnternet

Dünyaca tanınan ünlü ressam, kübizmin babası Pablo Picasso burada 1881 yılında doğmuş ve burada onun bir müzesi var.Malaga’da doğan Picasso’nun burada bir müzesi olması size, bize, herkese çok doğal geliyor. Ama burada bir Picasso müzesi oluşması öyle kolay olmamış. 1953 yılında 72 yaşındaki Pablo Picasso, doğduğu kent Malaga’da adına bir müze açılmasını arzu etmiş ve gerekli yerlerle görüşmüş. Malaga’da Picasso adına bir müze açılması gündeme gelmiş ve ciddi bir biçimde tartışılmış; ama bir sonuca ulaşılamamış, bir daha da böyle bir şey sanatçı yaşarken konu edilmemiş. Picasso müzesi açılamamış. Picasso 1973 yılında yaşama veda etmiş. Bu durum bana hiç yabancı gelmedi, bizde de Edirne’de İlhan Koman’ın doğduğu evin müze olmasını dilemiştim. Oğlu, yeğeni, kız kardeşi çok uğraşmışlar; ama hâlâ İlhan Koman’ın Edirne’deki evinin müze olduğunu duymadım. Neyse kendi sorunumuzu bir yana bırakıp Picasso’ya dönersek ölümünden 20 yıl sonra Pablo Picasso’nun büyük oğlu Paulo Ruiz Picasso ve eşi Christine Ruiz Picasso Malaga’da iki Picasso sergisi düzenlemişler. İki yıl arayla düzenlenen bu sergiler yoğun ilgi görünce Picasso müzesi açma fikri gündeme gelmiş.

gettyimages-2646763-2048x2048

MALAGA, SPAIN: Christine Ruiz Picasso poses 25 October 2003 during a press conference about the Inauguration of the Picasso Museum next Monday 27 October in Malaga. AFP Photo Cristina Quicler. (Photo credit should read CRISTINA QUICLER/AFP/Getty Images)

Picasso’nun gelini Christine Ruiz Picasso ile Picasso’nun torunu Bernard Ruiz Picasso müzenin kurulması için çalışmaya başlamışlar. Picasso sağken müzeyi hayata geçirememiş; ama gelini bunu başarabilmiş. Ben Christine Ruiz Picasso’yu çok takdir ettim, onun isteklerine uyularak Picasso müzesi için Endülüs binası tarzında olan Buenavista Sarayı uygun görülmüş. Gemi Malaga’da bir gün kaldığı için ne yazık ki Picasso Müzesi’ne gidemedik; ama Malaga’da Picasso Müzesi’nin olduğunu bilmek beni çok mutlu etti. Otobüsle Gibraltar’a giderken de Picasso’nun doğduğu evi gordük.Picasso’nun doğduğu ev 2009 yılında ‘Museo Casa Natal’ olarak açılmıştır. Picasso bu evde doğmuş ve kısa bir süre burada yaşamış. Müzenin yanı sıra Pablo Ruiz Picasso Vakfı(Fundacion Picasso) da Picasso’nun doğduğu evdedir.Bu  vakıf Picasso’nun çalışmalarını tanıtmak amacıyla kurulmuş.

casa-picasso

Picasso’nun Doğduğu Ev-            foto: Gezi-yorum.net

8-0

Picasso’nun Doğduğu Ev          Foto: Wilfried Wiegand

1137_banderas_antonioPicasso’dan başka yine dünyaca ünlü bir isim olan Antonio Banderas da 1960 yılında Malaga’da doğmuş. Çocukluğu Franco’nun baskıcı rejiminde geçmiş. Çocukken futbolcu olmak isteyen Banderas önemli bir sakatlık geçirince futbolcu olmaktan vazgeçmiş ve oyuncu olmaya karar vermiş. 10 yaşında sahneye çıkmaya başlamış. Ve dünyaca ünlü bir futbolcu değil de oyuncu olmuş.

159238.350x197

Antonio Banderas-Picasso Rolünde

Ben Banderas’ın pek çok filmini gördüm; ancak beni televizyonda izlediğim Picasso Belgeseli çok etkiledi. Banderas sanki Picasso olmuş, iki Malagalıyı bir belgeselde tek kişi olarak izlemek olağanüstüydü.

Malaga’da Picasso Müzesi’ne ve evine gidemedim;ama İstanbul’da Sabancı Müzesi’nde Picasso Sergisi’ne gittim. Pera Müzesi’nde 2014 yılında gerçekleştirilen “Picasso doğduğu evden gravürler ve seramikler” sergisini de gezip fotoğraf çektim. Yakın zamana kadar o fotoğraflar bilgisayarımda duruyordu, bilgisayarıma virüs girince Picasso sergisinin ve başka sergilerin fotoğrafları yok olmuş, ya da ben bulamıyorum. Sergideki bazı fotoğrafları internetten indireceğim sanırım. 20.yüzyılın en tanınmış ressamı ve heykeltraşı olan Picasso’nun tam adı öyle uzun ki… O adı yazmadan geçemeyeceğim. 1881 yılında Malaga’da doğan 1973 yılında Fransa’da ölen kübizmin temelini atıp geliştiren İspanyol ressamın adı şöyle…
Pablo Diego Jose Francisco de Paula Juan Nepomuceno Maria de los Remedios Cipriano de la Santisima Trinidad Ruiz y Picasso, ressam “Pablo Picasso” adıyla dünyaca ünlenmiştir.
4f39a2f061fa759d00ebef6d23391a49

Pablo Picasso’nun Resimlerinden Biri

AĞLAYAN KADIN KANVAS TABLOpablopicasso-1

Pablo Picasso’nun Ağlayan Kadın Resmi

 

Pablo Picasso ile anlatacaklarımız bitmez biz yine Malaga’ya dönelim. Çok güzel plajları olan bir kent Malaga. Malagueta, Palo ve Pedregalejo bu plajlardan en önemlileri.

DSC04219a- malaga

Malaga’nın Önemli Plajlarından Biri

Malaga’nın öyle geniş kumsalları var ki bu kumsallar turistlere çok çekici geliyor. Malaga’nın tepelerinden birinde Gibralfaro Kalesi bulunmakta, bu kaleye çıkarken biraz yorulabilirsiniz ancak neredeyse tüm Malaga’yı rahatlıkla seyredebilirsiniz.

DSC04252-a malaga ve aidabella

Malaga ve Gemimiz Aidabella

DSC04280-A MALAGA

 Gibralfaro Kalesi’ne Çıkan Merdivenler

DSC04310-A MALAGA

 Gibralfaro Kalesi

DSC04270-a malaga

Kaleden Malagueta Arenası’nın Görünüşü

DSC04299-A MALAGA

Gibralfaro Kalesi

DSC04313-a malaga

Kaleden Malaga’ya Bakış

DSC04244 -a malaga

Malaga-İspanya

Zamanım olsaydı, mutlaka Picasso’nun doğduğu eve ve Buenavista Sarayı’ndaki müzeye giderdim. Her zaman söylediğim gibi bir kentte bir gün kalmak yetmiyor, ancak kentin havasını soluyabiliyor ve kenti dolaşabiliyorsunuz. Malaga’da da faytonla şehri gezebiliyorsunuz, ama onlar da işin kolayını bulmuşlar 30 euroya biraz dolaştırıyorlar sizi. Bu da Malaga’yı gezmek isteyenlere pek hoş gelmiyor.

 

Fotoğraflar: Mine Bringmann-Detlef Bringmann

Faydalanılan Kaynak: Vikipedi    

AİDA BELLA GEMİSİ

Mayorka’da gemimiz Aida Bella’ya bindik, bizim kamaramızla Jefri adlı Filipinli bir genç ilgilenecekti, güler yüzlü en fazla yirmi yaşında zayıf, esmer biriydi. Önce onunla tanıştık, sonra kamaramıza yerleştik. Gemide çalışanların çoğu Filipinliydi. Sanırım bu ucuz işgücü ile ilgili. Sanki bu bir gemi değil de fabrikaymış gibi geldi bana.yolcu sayısı üç bindi, bir de gemide çalışanlar vardı ki onlar da binlerce kişiydi. Gemideki insanların beslenmesini, kullandıkları suyu, atıklarını düşününce işin içinden çıkmak zor oluyordu. Ve böyle o kadar çok gemi var ki uluslararası sularda, denizler ne kadar dayanabilecek gemilerin atıklarına… Gerçi gemilerden denize hiçbir şey atılmayacak deniyor da gerçekten hiç bir şey atılmıyor mu? Bunu bilebilmemiz zor!   mayorka-2 124aAkşam yemeğinden sonra geminin güvertesinde Hoş geldin partisi vardı, ona katıldık, pek eğlendik.

tunus-mayorka-2 027ab

Aidabella ile Gidilecek Limanlar

DSC05064aidabella ertesi gün yapı. geziyle ilgili a

Aidabella’da Genç Kızlar Yapılacak Turlarla İlgili Bilgi Veriyorlar

DSC05061aidabella sahnesi ertesi gün yapılacak turlar a

DSC05584aidabella sahne karşısı seyirci yeri ag

Sahnenin Karşısında Oturan Seyirciler

Her gün geminin gideceği limanlar hakkında bilgi veriliyor ve tur satılıyordu. Genç kızlar ertesi gün varılacak limanı fotoğraflar eşliğinde anlatıyorlardı. Kuzenim Mine ile eşi Detlef bize Gibraltar’a yani Cebelitarık’a gidin, orayı mutlaka görün diyorlardı. Onlar bir önceki turlarında gitmişler, orayı çok beğenmişler, bizim de görmemizi istiyorlardı. Biz de gemiden Gibraltar için tur satın aldık. Ertesi gün( 2 şubat) sabah 10’da otobüsümüz kalkacaktı Gibraltar’a gitmek için.

O gün yani ayın birinde devamlı denizde yol alacaktık, ancak ertesi sabah Malaga’ya varacaktık. Almanlar gemide geçirilen günlere “Seetag”- “deniz günü” diyorlardı.

aidabella 035 güverte a

Aidabella Seetag’da Dinlenenler

aidabella 026güverte a

Aidabella’nın Güvertesinde Giyinik Olarak Güneşlenenler

aidabella 032güverte a

Aidabella Güvertesi

Deniz günlerinde yolcular, güvertedeki şezlonglara uzanıp dinleniyorlardı. İsteyen havuza ya da jakuziye giriyordu. Biz de önce havuza sonra da jakuziye girdik.

aidabella 028

Aidabella Güvertesi Havuz, Duşlar, Jakuzi

aidabella 015 a

Aidabella Güvertesindeki Jakuzi

Hava 13-14 dereceydi; ama havuz suyu 20 dereceydi, biz daha soğuk havalarda soğuk sulara giriyorduk. Havuz bize oldukça sıcak geldi.

DSC05200aidabella sahnesi a

Aidabella’nın Sahnesi ve Seyirciler  

aidabella- 064 a

Aidabella Sahnesi, Yuvarlak Olan Bölüm Oyuna Göre Aşağıya İnip Yukarıya Çıkabiliyordu

-aidabella 059a

Gemi de yok yoktu; canlı yayın yapan bir televizyon kanalı, akşamları profesyonel dansçılar tarafından (Rus, Ukraynalı bale sanatçıları) müzikaller, bilinen baleler oynanıyor, yine profesyonel şarkıcılar şarkılar söylüyordu. IMGP8550aidabella sahnesinde şarkı söyleyenler aÖnce yapılan eğlenceler geminin sahnesinde canlı olarak yapılıyor, sonra da gemi halkının dans etmesi için müzik çalınıyordu. İnsan kendini bir gemide değil de büyük bir tiyatro sahnesinde zannediyordu. Ayrıca her sabah gemiden yeni bir kente çıkarken fotoğrafçılar hemen hemen herkesin fotoğraflarını çekip sonra sergiliyorlardı, isteyen de o fotoğrafları satın alıyordu. .

Sabahın erken saatlerinde, her gün  her kamaranın kapısına bir ya da iki sayfalık bir gazete bırakılıyordu. Bu gazetede o gün uğranılan limanla, görülecek yerlerle ve gidilecek müzelerle ilgili yazılar vardı. Gemimiz Aidabella sabah gün ışırken bir limana giriyor, akşam üstü o limandan ayrılıyordu. Limandan ayrılırken hep aynı müzik çalınıyordu. Sabah ve akşam limana giriş ve çıkışlar her kamarada bulunan televizyonlarda gösteriliyordu. Bu aslında iyi bir şeydi, çünkü Avrupa’da büyük bir grip salgını vardı, gemideki bazı kişiler hastalandıkları için kamaralarından çıkamıyorlardı. Bu büyük bir şanssızlıktı!  Çıktığımız limandan gemiye herhangi bir hastalık taşımamak için geminin girişinde sterilize ediliyorduk.

Geminin 13. Katı yoktu, 12.kattan 14’e atlanıyordu. Bu bize çok saçma geldi. 13 sayısının uğursuzluğuna inananlar gemiye 13. Katı koymamıştı. Sanki 14. kat 13. kat değilmiş gibi.

aidabella 029 güverte a

aidabella 041güverte yürüyenler a

Aidabella’nın Güvertesinde Oturanlar, Yürüyenler, Koşanlar

aidabella 001 spor salonu a

Aidabella Spor Salonu

aidabella 006 spor salonunda bisikletler a

Aidabella Spor Salonundaki Bisikletler

aidabella 003 spor salonu a

Aidabelle’nın Spor Salonu

IMGP8554aidabella'da spor yapanlar a

Gemide Spor Yapanlar

aidabella 014basket sahası a

Geminin 14. Katındaki Basket Sahası

Biz 14. kattaki basket sahasını çok beğendik, denizin ortasında basket oynamak çok hoşumuza gitti. Almanlar seetag günlerinde spor salonlarında bisiklete biniyor, kültür fizik yapıyor, geminin çevresinde yürüyüşe, koşuya çıkıyor, giyinik olarak ya da battaniyelerle güneşleniyor spa’ya gidiyor, saat beşte çayla birlikte kek ve pastalarını yiyorlardı.

aidabella 054aGemiye bindiğimizin ertesi günü sabah gemi görevlileri can yeleklerinin nerede olduğunu, nasıl giyileceğini, ters bir durumda ne yapmamız gerektiğini anlattılar, bizlere ders verdiler.

aidabella 078a

Aidabella’daki Restoranlardan Biri

Gemi halkı akşam yemeğini hiç atlamıyordu, öyle çok yiyorlardı ki, gemide yemekler güzeldi ve çok çeşit vardı. Hele yemekten sonra yedikleri peynir miktarı bana göre çok aşırıydı.

aidabella 041a

Gemideki Restoranlardan Biri

aidabella042a

Gemi Sakinleri Yemeklerini Alırken

Üstelik bu kadar çok yiyen insanlar genç de değillerdi. Bir de Almanların çok meraklı olduklarını öğrendik, genellikle gemideki yemek masaları sekiz-on kişilikti, dört kişilik masalar da vardı; ama onlar çoğunlukla hemen kapıldıklarından genellikle yemeğimizi kalabalık masalarda yiyorduk, bu arada bizim konuştuğumuz dili anlayamıyorlardı, hangi ülkeden olduğumuzu çok merak edip soruyorlardı, hangi ülkeden olduğumuzu söyleyince de bir türlü inanmak istemiyorlardı. Duyduğumuza göre diliniz çok melodik, kulağımıza çok hoş geliyor diyorlardı. Aslında dedikleri doğruydu, dünya üzerindeki dillerin hangilerinde ünlü uyumları vardır ki benim bildiğime göre Avrupa dillerinde böyle bir uyum yok. Dilimizdeki ünlü uyumları dilin melodik olmasını sağlıyor.

Konumuzla bir ilgisi olmasa da Alman erkeklerin eşleri çoğunlukla kendilerinden çok yaşlı görünüyor, ya anlaştıktan sonra yaşın önemi yok diye düşünüyorlar, ya da kadınlar çok fazla yıprandıkları için yaşlı görünüyorlar. Hangi yaşta olurlarsa olsunlar kadın ve erkekler oldukça samimi ve güler yüzlüydüler. Sabah, öğle, akşam ne zaman karşılaşırsak karşılaşalım selam veriyor ve iyi günler diliyorlardı. Bir Alman aileyle bir kentin merkezine gitmek için ortaklaşa bir taksi tutmuştuk, biz de bozuk para yoktu, taksinin sürücüsü parayı bozamadı, kente birlikte gittiğimiz Alman aile taksi parasını verdi, parayı bozdurup hemen vermek istedik, onlar önemli olmadığını söylediler; ancak biz kesinlikle rahat hissetmedik kendimizi, kaldıkları katı ve oda numarasını öğrendik, ne zaman odalarına gitsek onları bulamadık, sonra borcumuz olan ….euroyu kapılarına yazdığımız bir kâğıtla asıp bıraktık. Almış olduklarını sanıyoruz, çünkü ertesi gün gezimiz bitti.

aidabella 032a

Gemide Oynanan Bir Oyun

DSC05036aidabella koridor a

Gemide Kamaraların Bulunduğu Koridorlardan Biri

aidabella 047 a

Geminin Merdivenleri

aidabella 043 a

Gemi öyle büyüktü ki kendimizi gemideymiş gibi hissetmiyorduk. Geminin merdivenleri olsa da genellikle asansörleri kullanıyorduk. Gemide en az dört tane asansör vardı.

aidabella 035-a

aidabella 009gemiden denize bakış a

Gemiden Denize Bakış

Aidabella’nın barları, kumar oynanan yerleri, satış mağazaları, oturma ve denizi seyredebileceğiniz alanlar ve unuttuğum pek çok şey vardı. Hele o yeşil, yuvarlak koltuklara uzanıp denizi seyretmek öyle hoştu ki…

aidabella 031 dalgalar a

Denizin Dalgalı Olduğu Zamanlar

Geminin sahnesinde oynanan oyunları, dansları izledikçe, söylenen şarkıları dinledikçe-daha önce de söylediğim gibi- kendimizi İstanbul-AKM’de bir performansta zannediyorduk.

aidabellaDSC05475-aGemi yolculuğu oldukça iyiydi. Yalnız varılan limanda bir gün geçirmek bize az geldi. Bir şehirde en az üç gün kalınmalı diye düşünüyorum. Böylece uğradığınız kenti  dolaşabilir ve müzelerine de  gidebilirsiniz. Bir kentte üç gün kalmak bile az diyeniniz olabilir, doğru söylüyordur söyleyen, ama ne kadar uzun kalırsanız kalın yine de bir ülkeyi, bir şehri tanımak, her yeri görmek olanaksız. Bir düşünün yıllardır bu ülkede yaşıyoruz, her yeri gördük mü yeteri kadar inceledik mi? Onun için bir yerde kaç gün kalabiliyorsak o zaman diliminde mümkün olduğunca fazla yer görmeye, şehri ve şehrin ait olduğu ülkeyi tanımaya, yaşam tarzlarını, düşüncelerini öğrenmeye çalışalım.

 

Fotoğraflar:Sevil Okay- Mithat Okay- Detlef Bringmann

AİDABELLA GEMİSİ İLE AKDENİZ SEYAHATİ

Denizde olmayı, deniz araçlarıyla gezip dolaşmayı çok severim. Kuzenim Mine ile eşi Detlef, Köln’den bize konuk olarak gelmişlerdi. Dünyanın pek çok yerine gemiyle seyahat eden çifte, gemiyle seyahati çok sevdiğimizi söyleyince onlar ‘uygun ve güzel bir gemi turu bulursak hep birlikte gider miyiz?’ diye sordular. Biz onların sorularına olumlu yanıt verdik. Misafirlerimiz birkaç gün kalıp evlerine döndüler. Günlük yaşamımıza devam ederken onlarla konuştuğumuz gemi seyahatini unutup gittik. Biz bunu unuttuk da Mine ile Detlef unutmamışlar. malta-valetta-mdina 022-AİDABELLA AGTam tarihi hatırlayamayacağım da aşağı yukarı aradan üç-dört ay geçti, Mine telefon etti, Aida bella gemisi ile Akdeniz’e bir seyahate ne diyeceğimizi sordu, olumlu yanıt verirsek gezi biletlerini alacağını söyledi. Bu gezinin altı ay sonra olacağını söyleyip gezi haritasını gönderdi. Türkiye’de değil altı ay sonranın planını yapmak, ertesi günün planını yapmanın bile zor olduğunu bile bile tamam dedik. O gemi biletlerini aldı, biz de Köln’e gidecek uçak biletlerini aldık. Köln’e vardığımızda seyahatin ücretini onlara verecektik.

DSC01501-kar a

İstanbul’da Kar

İstanbul’da 2010 yılının Ocak ayı karlıydı; Köln’e gideceğimiz uçağın kalkıp kalkmayacağı şüpheliydi. Neyse kar yağışı yağmura döndü de uçaklar normal seferlerine çıkabilecek duruma geldi. Bir cuma akşamı Bakırköy’den Sabiha Gökçen Havaalanı’na gitmek tam dört saatimizi aldı. Yeğenimiz bizi arabasıyla havaalanına götürüyordu. Cuma akşamı hava yağışlı ve işten çıkanlarla trafik öylesine kötüydü ki… Üstelik Bakırköy’den saat beşte yola çıkmıştık. Saat erken en geç saat yedide orada oluruz diye düşündük. Uçağımız dokuzdaydı. Ama ne mümkün biz ancak dokuzda havaalanında olabildik. Uçağı kaçırdığımızı düşünüyorduk ki Havaş’ın aracının da trafiğe takıldığını uçağın kalkmadığını; ancak on birde kalkabileceğini öğrenip rahatladık.

köln-mayorka 006köln-bonn havaalanı a

Köln-Bonn Havaalanı

Neyse üç saatte Köln’e vardık. Bakırköy’den havaalanına dört saatte, Köln’e ise üç saatte gittik. Köln’de de her yer karla kaplıydı.

köln-mayorka 017 a

Köln’den Mayorka’ya giderken

köln-mayorka 049a

Mayorka Adası’nın Uçaktan Görünüşü

Ama biz ertesi günü uçakla Mayorka’ya gidecektik. Gemimiz Aidabella bizi orada bekliyordu, on beş gün sürecek bir yolculuğa çıkacaktık.

köln-mayorka 054 a

Mayorka’nın Palma Limanı’nda Aida Bella Gemisi

Mayorka Adası’nın Palma şehrinden yola çıkıp önce İspanya’nın Malaga, Cartegena, Valencia ve Barselona Limanlarına uğrayacak oradan Fransa’nın Marsilya şehrine, daha sonra İtalya’nın Napoli Limanı ve Civitaveccia’ya gidecek, Civitaveccia’dan Sicilya’ya, Sicilya’dan Malta’ya, Malta’dan Tunus’a, Tunus’tan Mayorka’ya, Mayorka’dan da Köln’e uçakla geri dönecektik.

Uçağımız Mayorka(Mallorca) hava alanına indi, uçaktan bineceğimiz gemiyi limanda görmüştük. Bir otobüs bizi gemiye götürecekti, otobüse bindik; ancak saat erken olduğu için bizi Palma’da gezdirdiler, önce yeni çiçek açmış badem ağaçlarını gösterdiler. Ağaçlar küçüktü; ama onlar badem yetiştirmekten  ve badem ağaçlarını bizlere göstermekten çok mutluydular. Biz İstanbul’a Marmaris’ten gelmiştik ve Mayorka’yla Marmaris’in hava sıcaklığı aşağı yukarı aynıydı. Marmaris’in köylerinde bütün badem ağaçları çiçek içindeydi, köyler sanki beyaz gelinlik giymiş gibiydiler. Üstelik bademler alabildiğine boyluydu, bu yüzden Palma’daki badem ağaçları bizi pek etkilemedi..

Badem ağaçlarını gördükten sonra, Palma’ya yakın bir Orta Çağ  köyü olan Vallde Mossa(Musa’nın Vadisi)ne gittik. Burası hoş bir yerleşim yeriydi; daracık taş sokaklar, pencereleri yeşil boyalı taş evler, evlerin duvarlarına yerleştirilmiş saksılar içindeki çiçekler çok çok güzeldi.  İnsan, yüzyıllar öncesinden kalan evleri, sokakları görünce kendini Orta Çağ’da gibi hissediyor. Orada epey dolaştıktan sonra Palma’ya döndük.

DSC04187-Palma a

Bellver Kalesi/ Palma-Mayorka Adası

Gemimiz hâlâ hazır değildi, bizi gezdiren tur şirketi bu sefer Palma’da çok eskilerde yapılmış Bellver Kalesi’ne götürdü bizi.

DSC04181-Palma a

Palma Katedrali ve Marina/ Mayorka Adası-İspanya

Yapının manzarası harikuladeydi. Tam karşımızda Katedral ve marina kendilerini olanca güzellikleriyle gösteriyorlardı. İyi ki gemi hazır değildi de bu güzelliği gördük diye düşünmeden edemedik. Güneş katedrale vurmuş sarı olan binayı neredeyse kızıla boyamıştı.

DSC04179

Aidabella Palma Limanı’nda

Neyse hava kararmadan AidaBella’nın hazır olduğunu öğrendik, otobüsümüz bizleri gemiye bıraktı.

Fotoğraflar: Mithat Okay-Detlef Bringmann