İLGİNÇ KAYALAR-1

Doğadaki her şey beni çok etkiliyor; çiçek, böcek, taş, toprak, kaya, deniz, ağaç aklınıza ne gelirse ya da gelmezse her şey… Doğa öylesine zengin ki… Gördüğüm her şey konu oluyor, o zaman ya yazmalıyım veya fotoğrafını çekmeliyim diyorum. Taşı, toprağı, çiçeği, ağacı, kayayı, bulutları bir şeylere benzetiyorum, sadece ben mi benzetiyorum diye kendi kendime ve başkalarına soruyorum, bakıyorum başkaları da benim gibi kayaları veya bulutları bir şeylere benzetiyor. O zaman yalnız olmadığımı anlayıp derin bir nefes alıyorum. Doğada olmak güzel! Hem de çoook güzel! Yok ben bu kaya fotoğraflarını sizlerle paylaşacağım, bir de kayalara ne taraftan bakarsanız size başka bir objeyi anımsatıyor. Değişik zamanlarda aynı kayaya baksanız bile onda pek çok değişiklik bulabiliyorsunuz.

kayada adam yüzüIMG_20180326_163116

kayada adamIMG_20180326_163134

Kayada Yaşlı Bir Adam Yüzü

SAMSUNG CAMERA PICTURES

ağzını açan adam-bozburunIMG_20180423_194238

Bozburun karşısındaki koy-kurbağa-bIMG_20180425_090523 - Kopya

inbükü kayaIMG_20180423_110632

inbükü kayalarIMG_20180423_110612

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bozburun kayalar-bIMG_20180424_105103 - Kopya

DİŞLİCE ADASI

Datça ile Bozburun Yarımadaları’nın arasındadır Hisarönü Körfezi. Koyları, köyleri, adaları; turkuaz renkli, tertemiz denizi, pasifikten gelen yatların getirdiği şeffaf kanatlı uçan balıkları, denizle öpüşen ormanlarıyla görenleri kendine hayran bırakır.

Hisarönü Körfezi

Hisarönü Körfezi

Dişlice ise Hisarönü Körfezi’nin volkanik kayalardan oluşmuş bir adasıdır. Denizden göğe doğru diş diş yükseldiği, her bir kaya dişe benzediği için Dişlice adını almış.

Dişlice Adası-Hisarönü Körfezi

Dişlice Adası-Hisarönü Körfezi

Dişlice Adası’na karşıdan baktığınızda bir adadan çok, büyük bir kayalığa benzetirsiniz. Bu kayaların her biri size bir canlıyı veya bir objeyi anımsatır.

Dişlice Adası Kayaları

Dişlice Adası Kayaları

Denize henüz girmiş, saçını topuz yapmış bir kadının bedeni ya da hortumunu suya daldırmış bir fil hemen gözünüze çarpar.

Pek çok broşürde, kitapçıkta Dişlice Adası’na Aşk Adası da dendiğini yazar, Dişlice’de kayalar öylesine girintili çıkıntılıdır ki kitapçıklarda yazdığına göre gözlerden uzak kalmak isteyen aşıklar bu girintili çıkıntılı kayaların arasında buluşurmuş, onlarca kez gittim Dişlice Adası’na; ama o bahsedilen aşıklara hiç rastlamadım. Kayaların üzerine yazılmış yazıları gördüm ne yazık ki…

Dişlice Adası Kayaları

Dişlice Adası Kayaları

Dişlice Adası Kayaları

Dişlice Adası Kayaları

Dişlice Adası Kayaları

Dişlice Adası Kayaları

Dişlice’ye bir kere giden defalarca gitmek ister; adanın dişe ve onlarca nesneye, canlıya benzeyen kayaları, pırıl pırıl turkuaz renkli denizi sizi bir anda kendine bağlar; adaya sevdalanıverirsiniz hiç anlamadan. Hele denize gözlük-şinorkel-palet üçlüsüyle girmişseniz su altındaki güzellikleri seyretmeye doyamazsınız.

Dişlice Adası Su altı

Dişlice Adası Su altı

Dişlice Adası-Su altı

Dişlice Adası-Su altı

Minik Balıklar

Minik Balıklar

Dışarıdaki kayalar su altında da devam eder, güneş denizin üstünde ve altında ışınlarını saçarak oynaşır, pek fazla balık olmasa da minik, minicik balıkları izleyebilirsiniz.

Dişlice Adası-Su altındaki Süngerler

Dişlice Adası-Su altındaki Süngerler

Eski zamanlarda Marmaris ve çevresinin geçim kaynağı olan süngerler sizi “merhaba” diye karşılar.

Cevat Şakir Kabaağaçlı

Cevat Şakir Kabaağaçlı

Onların merhabası bana Mavi Yolculuğun fikir babası ve ilk yolcularından Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir’i hatırlattı. Merhabaaa büyük usta!

Dişlice Su altı Bitkisi

Dişlice Su altı Bitkisi

Dişlice Adası-Su altı

Dişlice Adası-Su altı Bitkileri

Süngerlerin dışında çeşitli deniz bitkisiyle karşılaşırsınız.

Hisarönü Körfezi(Marmaris) Deniz Kirpisi

Hisarönü Körfezi(Marmaris) Deniz Kirpisi

Daha önce herhangi bir yerde görmediğim deniz kestanesinin akrabası olan deniz kirpisiyle burada tanıştım.

Dişlice Adası-Tekneler

Dişlice Adası-Tekneler

Dişlice Adası- Özel Yatlar

Dişlice Adası- Özel Yatlar

Selimiye’den, Ucba’dan, Orhaniye’den kalkan günü birlik tur teknelerinin, özel teknelerin, mavi tur yapan teknelerin uğrak yeridir Dişlice Adası. Tekneler Dişlice’nin rüzgâr almayan, denizin kıpırdamadığı tarafına yanaşır. Günü birlik tekneler burada öğle yemeği molası verir; yemekten önce veya sonra tekne turuna çıkanlar kendilerini turkuaz sulara atıp yorgunluklarını ve havanın sıcağını üstlerinden atarlar. Özel yatlar ve mavi tur gezisi yapanlar Dişlice’de geceyi geçirebilirler.

Dişlice Adası'nın Plajlarından Biri

Dişlice Adası’nın Plajlarından Biri

Minik plajları vardır Dişlice’nin, bir de kayaların arasından adanın rüzgârlı ve dalgalı diğer tarafına geçilebilir.

Dişlice Adası'nda Kayalıkların Arasından Diğer Tarafa Geçiş

Dişlice Adası’nda Kayalıkların Arasından Diğer Tarafa Geçiş

Turkuaz renkli, sakin denizde yüzmek istemezseniz, çığlıklar atarak yükselen dalgaların bulunduğu tarafa kayalıkların arasından on adımda geçebilirsiniz. Dişlice’nin turkuaz sularında serinlemeniz, su altındaki güzellikleri seyretmeniz dileğiyle…

Fotoğraflar: Kubilay Mayadağlı

TAŞ USTASI

Ben taş ustasıyım, hem de iyi bir taş ustası! “Taş ustalığı nedir ki?” diye burun kıvırmayın. Benim kestiğim taşların üzerinde yürümemiş insan yoktur İstanbul’da.

İstanbul- Sultanahmet

İstanbul- Sultanahmet

İstanbul’un parke taşlarla döşeli yollarını bir düşünün. Anımsadınız mı o yolları?

İstanbul’un caddelerinde anne ve babanızla, arkadaşınızla, sevgilinizle, eşinizle, çocuğunuzla dolaşırken hiç aklınıza geldim mi?

Taş Ustası

Taş Ustası

Kim miyim ben? Biraz önce söyledim ya, ne çabuk unuttunuz. Taş ustasıyım ben, taş ustası!

Yürüdüğünüz yollara döşenmiş taşların arkasını görmek, o taşların ve taşçıların öykülerini öğrenmek istemediniz mi hiç?

Her taşın dili olsa da yaşanan acıları, sevgileri, yaralanmaları ölümleri dile getirse…

Bir taşın ait olduğu dağı, kayayı parçalamak için kullanılan patlayıcılar; o dağın rahatını kaçırdığı gibi bütünlüğünü de bozar. Onlar taş ocaklarından ekmeğini kazanan taşçıların sakat kalmalarına, ölmelerine neden oldu çoğu kez. Ahh! Ne analar evlatsız, ne kadınlar eşsiz, ne çocuklar babasız kaldı Avşa Adası’ndaki taş ocaklarında. Bu acılar yıllarca sürdü gitti…

İstanbul

İstanbul

İstanbul

İstanbul

İstanbul

İstanbul

Ben taşları gönderdiğimiz yeri, yani İstanbul’u düşünür, düşler kurardım; orası çok uzak gelirdi bana. İstanbul’da yaşayanların bolluk içinde, zamanlarının büyük bölümünü eğlenerek geçirdiklerini zannederdim; ama geçen zaman içinde gördüm ki onlar da benim gibi geçimini sağlama çabasında olan insanlarmış.

İstanbul

İstanbul

Fabrikalara, bürolara, okullara, devlet dairelerine, sanat kurumlarına, bankalara… koşturan, kafalarında onlarca sorunları olan, bu sorunları çözmek için uğraşan insanlar…

İstanbul

İstanbul

Eee, onlar bu durumdayken ayaklarının bastığı taşın gerisindeki dünyayı nasıl düşünebilirlerdi ki? Size düşünmediğiniz bir dünyayı anlatmaya çalışacağım. Ne? Dinlemeyecek misiniz anlatacaklarımı? Siz bilirsiniz; ama ben yine de anlatacağım.

Avşa Adası

Avşa Adası

Bir adada yaşıyorum; yazın binlerce yerli, yüzlerce yabancı turistin gelip rahatça tatil yaptığı, adanın dört bir yanını

Avşa Adası

Avşa Adası

çevreleyen kumsallarında sere serpe yatıp masmavi sularında yüzdüğü, daldığı,

Avşa'da sörf

Avşa’da sörf

sörf yaptığı, kürek çektiği, balık tuttuğu; barlarında, diskolarında, türkü evlerinde eğlendiği; adanın üzümlerinden elde edilen şaraplarını içtiği, oksijeni bol, Avşa (Türkeli) ve Yiğitler (Araplar) adlı iki köyü olan Avşa Adası’nda. Avşa Adası’na gelmeyeniniz ya da bu adayı duymayanınız yoktur.

Avşa Adası-Yiğitler Köyü

Avşa Adası-Yiğitler Köyü

Avşa Adası-Yiğitler Köyü

Avşa Adası-Yiğitler Köyü

Ben bu adanın eski adı Araplar (Yiğitler) olan köyünde doğdum. Kendimi bildim bileli dağ, tepe, ova dolaşırım.

Avşa Adası Granit Kayalar

Avşa Adası Granit Kayalar

Dolaştığım yerlerdeki granit kayalar benim en yakın arkadaşlarımdır. Onlar kimi zaman atım, kimi zaman sandalım, kimi zaman bisikletim oldular çocukluğumda.

Granit Kayalar

Granit Kayalar

O granit kayaları kendime öyle yakın hissederim ki tüm dertlerimi, sırlarımı onlara anlatırım. Biliyor musunuz delice aşık olduğumu ilk onlar öğrendi. Hiç kimseye anlatmadılar onlarla paylaştıklarımı. Onun için onlara öyle güvenirim ki… DSC04503avşa kayalar abGranitin üzerinde elimi dolaştırırım okşar gibi, yüzeyi tırtıklıdır; ama can yakmaz, üzerindeki tırtıklar onun da beni sevdiğini hissettirir bana.

Taş Ustası Hasan Ayvaz

Taş Ustası Hasan Ayvaz

Ahh, aslında benim ilk ve ömür boyu süren aşkım çocukluğumda vurulduğum bu üç yüz, beş yüz tonluk granit kayalardır! Granit kayalarla oyunlar oynarken birdenbire taş ocakları iş yerim oldu. Bir ilkokul çocuğuyken başladım çalışmaya 1950’de, daha on yaşındaydım, on…

Adanın geçimi taşçılıktı. Taş ustalığının bir değeri vardı o yıllarda. Taş ustası, bir kızı istemeye gittiğinde sorgusuz sualsiz istediği kız ona verilirdi. Kızlar taş ustası olan sevgilileri için; “Benim sevgilimin altın bileziği var” diye övünürlerdi. Ben de sevdiğim kızla, köyün en güzel kızıyla evlendim… Adadaki taş ocaklarında, taş ocakları 1967’de kapatılana kadar çalıştım. Avşa’nın bütün dağlarında taş ocakları vardı. Üç yüz, dört yüz tonluk kitleyi önce dinamitle, barutla devirip sonra murçlarla, keskilerle delikler açıp varyozla keseriz. Bir marangoz, tomruğu nasıl kesiyorsa ben de elli tonluk graniti tavla zarı büyüklüğünde parçalara ayırabilirim. Graniti incitmeden, en yararlı şekilde nasıl keseceğimi, damarlarının nerelerde attığını çabucak öğrendim. Taşın damarını bulamazsan yirmi tonluk taştan, yararlı ufacık bir parça çıkaramazsın. Ben, onun içini görmeyi başardım.Bana bunu yaptıran aşktı. Granite duyduğum aşk… İşimi her zaman severek yaptım. R001-004-taş ustası abBinlerce binlerce taş kesti, o taşlara şekil verdi bu eller. Et, kemik ve kaslardan oluşan eller… Tonlarca ağırlığı olan kayalardan parçalar kopararak onları rahatlıkla işleyen eller, eller…

Bu ellerin kestiği taşlar, önce eşeklere ve atlara yüklenerek Avşa’nın tepelerinden kumsallara indirilirdi. Zavallı hayvanlar onca taşın ağırlığı altında taş toprak, çalı çırpı arasından patika niteliğinde bile olmayan yollardan sahile inerdi. Taşlar sahile yığılırdı. Adanın hiçbir yerinde iskele olmadığı için İstanbul’dan gelen büyük motorlar açıkta demirler, motordan kıyıya uzun bir halat atılar, o halat kıyıda bir yere bağlanırdı. Köyün onlarca sandalına taşlar yüklenir, sandal sahipleri motorun kıyıya bağlanmış halatını çeke çeke motora ulaşır; yirmi bin, otuz bin taşı tek tek, karpuz atar gibi atarlardı.

Tam on yedi yıl çalıştım taş ocaklarında, sonra asfalt diye bir şey çıktı, parke taşlarının pabucu dama atıldı…  Yollar asfaltlandı; ancak asfaltlar kendi başlarına, rahatça yaşayamadılar hiç. Onları su, kanalizasyon, elektrik, telefon, doğalgaz için sık sık rahatsız ettiler; kazdılar, kazdılar, kazdılar… Kırk yıldır ne asfaltın çilesi bitti, ne de vatandaşın.

adadaaykokusuvarkitaptanıtımı

AVŞA ADASI’NDAKİ GRANİT KAYALAR

Yeşille mavinin büyük aşk yaşadığı yerler çok hoşuma gider; ama üzerinde ağaç olmayan kıraç toprakları, kayalık tepeleri de sevdiğim çok olmuştur. Her yerin kendine özgü güzellikleri vardır. Bir yerde yaşamadan o yer hakkındaki düşüncelerimiz tam olarak gerçekçi olmaz. İlk görüşte beğenmediğimiz bir yerde belli bir zaman yaşarsak o yerin farklı özelliklerini fark edip oraya gönülden bağlanabilir ve orayı sevebiliriz.

Kumsallarıyla ünlü, İstanbul’a uzaklığı 72 mil olan Avşa Adası’nın, heykel görünümlü granit kayaları beni her zaman etkilemiştir.

Granit Kayanın Penceresinden Avşa'ya Bakış

Granit Kayanın Penceresinden Avşa’ya Bakış

Avşa Adası

Avşa Adası’nın tepelerindeki granit kayalar

DSC04532-aAvşa Adası; kendisini yumuşacık, sıcacık saran kumsallarla ve bu kumsalları birbirinden yer yer ayıran, karadan denize inen ya da denizden karaya yükselen granit kayalarla çevrilidir. Bu kumsallar harikadır ve en önemlisi de birileri tarafından parsellenmemiştir.

Avşa Adası Çınar Koyu

Avşa Adası Çınar Koyu

Kumsal ve deniz herkesindir; herkes istediği yerden özgürce denize girebilir, kumsallarında güneşlenebilir. Siteler, oteller, moteller, pansiyonlar, villalar kumsallara el koymamıştır.

Avşa'nın kuzeyinde bir kumsal

Avşa’nın kuzeyinde bir kumsal

Avşa Adası-Granit Kayalar

Avşa Adası-Granit Kayalar

Avşa’nın granit kayaları çok dikkat çekicidir! Beni etkileyen, kendini bana çok çok sevdiren granit kayalar…

DSC03807 avşa adası kayalıklar abAvşa Adası’nda granit kayalıklarda dolaşmak bir kayadan diğerine atlamak; geçilemeyecek, çıkılamayacak gibi görünen kayalıkları aşmak ya da zorunlu olarak denize girip diğer tarafa geçtikten sonra kayalıklarda yürümeye devam etmek ne hoştur!

DSC04488 avşa kayalar a

DSC03728 avşa adası kayalar abGranit sağlam, güvenilir bir taş; insanı yarı yolda bırakmayan, her koşulda yanında olan dostlara benziyor.

Kimi yerlerde granitle iç içe geçmiş farklı taşlar olabiliyor. Bu taşların granit kayaların arasına nasıl girmiş olduğuna şaşıyor insan. R001-013 kayalar aGranit kayaların arasındaki değişik taşlar sağlam gibi görünüyor, granite güvendiğim gibi o taşlara da güveniyorum; ama çoğu zaman güvenim boşa çıkıyor. Güven içinde tuttuğum kayanın ucu elimde kalıyor veya un ufak oluyor. İnsan dengesini kaybedip düşüyor, ters durumlarda kalıyor.

O güvenilir gibi görünen; ancak dikkatli olunmazsa insana zarar verebilen kayaları dost gibi görünen insanlara benzetiyorum, her an yakınlarını yarı yolda bırakabilecek, onlara zarar verebilecek insanlara.

Avşa Adası-Doğal Granit Heykeller

Avşa Adası-Doğal Granit Heykeller 

DSC04448 avşa adası kaya ab

DSC04450 avşa kayalar abDSC04454 avşa kaya a

Granit Kayalar

Granit Kayalar 

DSC04458avşa ab

DSC04499 avşa kayalar ab

Avşa Adası-Granit Kayalar

Avşa Adası-Granit Kayalar

Adanın granit kayalarını bir takım nesnelere, canlılara benzetir, onların fotoğraflarını çekerim.

Avşa’nın Marmara Adası’na bakan kuzey tarafındaki –Kamburtarla- kayalıklarda granit bir koltuğum var.

Avşa Adası-Kamburtarla Kayalıkları-Granit Koltuğum

Avşa Adası-Kamburtarla Kayalıkları-Granit Koltuğum

Deniz ve rüzgâr kayayı oyarak koltuk şekline getirmiş, kim bilir ne kadar uzun zaman aldı bu kayanın koltuk şeklini alması. Ne zaman Kamburtarla’daki kayalıklara gitsem en uçtaki kayalıkların üzerindeki koltuğuma kısa bir zaman için de olsa oturur, sağ tarafımdaki Marmara’ya, karşımdaki Ekinlik Adası’na, DSC03729 avşa adası yosunlar absol tarafımda marinaya kadar uzanan kayalıklara, ayağımın altındaki yeşilin her tonunun suyun üstünden göründüğü denize ve DSC03749 avşa adası bulut abDSC03882 avşa adası bulut abbaşımın üstündeki göğe bakarım. Esen poyraz, yüzümü yalayıp geçerken saçlarımı özgürce dağıtır.

Bu granit koltukta otururken denizin kokusunu içime çekmek, rüzgârın nefesini tenimde hissetmek, denizin ve gökyüzünün renkleriyle gözlerimi şenlendirmek beni mutlu eder; kendimi öyle iyi öyle iyi hissederim ki sanki bu topraklarda yaşayan herkes mutluymuş, sorunlarını çözmüş, eşit bir şekilde yaşıyormuş gibi…

 

GÖKBEL: GÖKTEN BİR METEOR DÜŞMÜŞ

Yunanistan Meteora’daki kayalar ve manastırlar gerçekten çok ilginç ve etkileyici; fakat Meteoralıların dedikleri gibi dünyada tek değil Meteora. Meteora’ya çok benzeyen ve Meteora’nın söylencelerinden biriyle tıpatıp aynı olan bir yer var bizim ülkemizde de. Gökten bir meteor düşmüş… diye başlayan iki farklı ülkenin farklı yerlerinde anlatılan benzer söylenceler…

Gökbel-Çine (Türkiye)

Gökbel-Çine (Türkiye)

Bizim meteor bölgemiz Gökbel! Mitolojideki adı Marsiyas Vadisi. Mitolojik efsaneleri, şifalı suları, 2400 yıllık İncekemer Köprüsü, çeşitli bitki örtüsü ve dev kayalardan oluşan doğal heykelleri olan bir vadi Gökbel. Mitolojik efsaneleri günümüzde de söylenegeliyor; ancak Roma Döneminin önemli sanat eserlerinden 2400 yıllık İnce Kemer Köprüsü, antik su yolları, Gerga’nın bazı bölümleri ne yazık ki yeni yapılan barajın suları altında kaldı. En fazla yüz yıl ömrü olduğu söylenen baraja iki bin yıldan daha yaşlı olan İnce Kemer Köprüsü feda edildi. Artık İncekemer Köprüsü yok; ancak onun benzeri olan Kargı Kemeri- İncekemer Köprüsü’nün 15 kilometre batısında- Kargı çayı üzerinde keşfedilmek için meraklılarını bekliyor.  Untitled-20.-gökbel bÇine ile Yatağan arasında bulunan Gökbel’in kayalarının oluşumu altmış milyon yıl öncesine dayanıyor…

Halikarnas balıkçısı-Cevat Şakir Kabaağaçlı

Halikarnas Balıkçısı- Cevat Şakir Kabaağaçlı

Halikarnas Balıkçısı, 1925 yılında Bodrum’a sürgüne giderken görüyor Gökbel’i ve çok etkileniyor. Tabii o zamanlar Halikarnas Balıkçısı olacağını, Bodrum’a tutulacağını, onu güzelleştirmek için yabancı ülkelerden çiçek tohumları getireceğini, Mavi Yolculuklar yapacağını, Bodrum ve Bodrum insanıyla ilgili türlü öyküler yazacağını bilmiyor Cevat Şakir. Yazarımız Gökbel’den etkilenmesine etkileniyor da pek de sevecen bahsetmiyor buralardan. Bu civardaki köylerde yaşayanların geceleri evlerinden pek çıkmadıklarını, batıl inançlarının çok olduğunu anlatıyor. mavi sürgün-t  Cevat Şakir’in Mavi Sürgün adlı kitabında Gökbel bölümünü okuduğumda çok etkilendim, bu dev kayalara ilgi duydum. Nedense kayalara, taşlara, mermerlere, değişik yapıdaki topraklara aşırı ilgim var. Onlara değişik anlamlar yükler, onları türlü şekillere benzetirim. Bu da beni coşturur, heyecanlandırır. Nereden geliyor bu ilgi? Nereden gelirse gelsin onlara duyduğum ilgi, merak, sempati beni mutlu ediyor. Taşlara, kayalara olan ilgim onların sonsuzluktan gelip sonsuzluğa gitmelerinden mi kaynaklanıyor?

Gökbel(Çine-Aydın/Türkiye)

Gökbel (Çine-Aydın/Türkiye)

Meteora (Kalambaka,Kastraki/Yunanistan)

Meteora (Kalambaka,Kastraki/Yunanistan)

Gerek Gökbel gerekse Meteora’daki dev kayalar zamanın tanıkları. Bizden önce de vardılar, bizden sonra da var olacaklar. Bizler gibi kaç kuşak, ulus, uygarlık gördü onlar. Biz onlara kendi küçük penceremizden bakıyoruz. Tüm bilgimiz kısa bir zaman dilimiyle sınırlı. Onlar; milyon yıl önceden geldikleri, farklı canlılar, insanlar, uluslar, dinler gördükleri; öteki kavramını içlerine sindirdikleri için mi o kadar azametli, vakur, hoşgörülüler? Dimdik, ayakta kalabilmişler bugünlere… İnsanın dünya sahnesine çıkışından milyonlarca yıl önce oradaydılar. Hâlâ oradalar.  Zamanın tanıkları olmaya devam ediyorlar…

Gökbel Kayaları

Gökbel, Doğanın Heykelleri

Gökbel’den geçerken bin bir çeşit ve değişik şekilli kayalara bakmaktan kendimi alamıyorum. Hepsini tek tek fotoğraflamak, üzerlerinde yürümek, bir kayadan diğerine atlamak, kimisine tırmanmak istiyorum. 2008 yılının Ekim’inde otobüsle Marmaris’e gidiyordum. Eski Çine tabelasını görünce kalp atışlarım hızlandı. Ne de olsa eski dostlarımı görüp onlara kocaman bir merhaba gönderecektim. Fotoğraf makinemi de hazırladım. Otobüsün durmayacağını bildiğim halde muavine: Yolda durabilir miyiz? Fotoğraf çekmek istiyorum, dedim. Muavin gülerek: ‘Durmamız olanaksız!’ dedi. Bu yanıtı alacağımı biliyordum da ne olur ne olmaz diye şansımı denemiştim. Olur ya benim gibi bu kayalara meraklı bir muavin ve sürücüye denk gelmiş olabilirdim. Eh, ne yapalım ben de otobüs giderken çekerim fotoğraflarımı, diye düşündüm. Meteor bölgesine gelince fotoğraf çekmeye başladım. Tabii buna fotoğraf çekmek denebilirse. Körlemesine deklanşöre basıyordum. Yanımdaki ve koridorun diğer yanındaki iki koltuk boştu. Onun için boş olan koltuklarla kendi koltuğum arasında gidip gelip fotoğraf çekiyordum; lakin gördüğüm kayayı anında kaydedebilmem olanaksızdı. Hem otobüs belli bir hızla yol alıyor hem de deklanşöre basma zamanından bir iki saniye sonra digital makine pozu yakalayabiliyordu. Ben yine de sekiz-on poz çektim. Otobüste bir sağa bir sola koşup fotoğraf çekmeye çalışmam muavini pek eğlendirdi. -Abla, bak arkada kocaman bir kaya var. Sağdaki daha büyük! Sola bak ne ilginç! deyip durdu on beş-yirmi kilometrelik yol boyunca. Gökbel’i büyük bir keyifle geçtik. Doğanın heykelleri görünmez olunca kalp atışlarım yavaşladı, gözlerimi kapadım, az önce gördüğüm kayaları ve Yunanistan’daki Meteora’yı hayalimde canlandırdım, karşılaştırdım. Kayaların hayalleriyle Marmaris’i buldum. İnsan, digital makineyle hesapsızca fotoğraf çekiyor. Film bitti derdi yok! Yeter ki makinenin pili bitmesin ya da hafıza kartı dolmasın. Ancak eski fotoğraf makinemle fotoğraf çekmek daha keyifliydi; filmler banyodan çıkıncaya kadar çekilen fotoğraf karelerini zihinde defalarca tekrarlamanın, filmlerin nasıl çıktığını merakla beklemenin tadı, tatlı-tatsız sürprizlerle karşılaşma olasılığı bambaşka bir heyecandı! Digital makinede çektiğini anında görüyorsun, herhangi bir sürprizle karşılaşmak pek olası değil! Üç gündür çektiğim fotoğraflara bakmamıştım, neler çektiğime bakmak için makineyi elime aldım, beğenmediklerimi sile sile Gökbel fotoğraflarına geldim. Doğru düzgün bir kaya çekemediğimi gördüm; kimi çok uzaktı, kiminde kaya, taş diye bir şey yoktu!

Gökbel Vadisi Kayaları

Gökbel Vadisi Kayaları

Ah, sonunda bir tane kaya fotoğrafı buldum, neyse on tanede bir kaya yakalamışım derken son kareye de geldim. Şöyle bir göz attım, evet bir kaya görünüyordu. Off, gözlerim yorulmuştu yüzlerce fotoğrafa bakmaktan! Makineyi kapadım, kapadım da son fotoğrafa aklım takıldı. O fotoğrafta bir şey vardı. Bir daha baktım, yanlış mı görüyorum diye bu sefer daha dikkatlice baktım.

Gökbel

Gökbel

Kayalık bir alan vardı ekranda ve kayalık alanın sol tarafından bir çift göz bana bakıyordu gür kaşların altından. Kayanın yüzeyinde bir portre vardı. Bir erkek yüzü! Bu nasıl olmuştu, o yüz kaya duvarın üzerine nasıl oturmuştu? Belki de kaya güneş ışınlarıyla bir yüz şeklini almıştı, ya da otobüsteki yolculardan birinin yansısıydı. Bilinçli bir çekim yapmadım, o kayayı ve kayanın yüzeyindeki portreyi makinem nasıl yakaladı şaştım kaldım! Binde bir olasılığı olan bir görüntü makineme nasıl düşmüştü? Digital makinelerde sürprizlerin olmadığını düşünürken makinem beni şaşırttı! Yunanistan’ın Meteora’sından Gökbel’imize geldik. Gökbel’in de Meteora gibi tanınmasını istiyorum yıllardır.

Gökbel

Gökbel

Sanırım bu dileğim gerçekleşecek. Eni dokuz kilometre, uzunluğu 26 kilometre olan Gökbel Vadisi jeopark yapılacakmış ve dünyadaki emsallerinin en büyüğü olacakmış. Dünyada sadece 27 ülkede jeopark uygulaması varmış. Türkiye’de ise ilk kez Muğla bölgesinde bulunan Gökbel Vadisi jeopark olacakmış.Unesco da Gökbel’in jeopark yapılmasına destek veriyormuş. Gökbel’in jeopark yapılma çalışmalarına başlanmasının üzerinden en az yedi-sekiz yıl geçti. Ben bu konuda umudumu yitirmedim, dört gözle bekliyorum.

Gökbel

Gökbel

Gökbel Vadisi Kayaları

Gökbel Vadisi Kayaları

DSC02239-gökbel-abGökbel’in jeopark olması yerli-yabancı pek çok kişinin ilgisini çekecek, milyonlarca yıllık Gökbel Vadisi sonunda dünya sahnesindeki yerini alacak. Gökbel’de dolaşmak, en genci 15 milyon yaşında en yaşlısı bir milyar yaşındaki doğanın heykellerini, Paleolitik ve Neolitik çağlara ait resimleri, Helenistik ve Bizans çağı yerleşimlerini, Bizans Dönemi duvar resimlerini  sizlerle keşfetmek güzel olacak! İnsan, yazarken anlattığı yerde uzun süre kalamıyor, bir yer başka bir yeri, bir olay başka bir olayı çağrıştırıyor. O çağrılara kulak verilince de bir yerden diğerine beyin hızıyla gidilebiliyor. Beynimizde bir yığın odacık ve bu odacıkların kapıları var, tesadüfen bile olsa herhangi birini tıklattığımızda kapı açılarak bizi odacıkların gizlerine çekiyor. Önümüzde türlü yollar açılıyor, o yollar bizi bambaşka yerlere, olaylara, kişilere götürüyor. Farkında olmadığımız yetilerimizi, düşüncelerimizi, biriktirdiklerimizi açığa çıkarıyor. Sadece açığa çıkarmakla kalmıyor, onları geliştiriyor, büyütüyor. Beyin, gelişmeye açık, biz onun kapılarından girince değişiyor, gelişiyoruz. Başladığımız, yaptığımız iş, her ne ise, katlanarak çoğalıyor. Açılmadığından menteşeleri pas tutmuş kapıları açmaya çalışalım, açılan kapılardan dalalım içeriye, beynimizin serüven dolu yolculuğuna çıkalım. Heyecan, tutku, sıradışılık, güzellik, mutluluk hepsi onda. Tüm bunları açığa çıkarmanın anahtarı da bizde…