TUNUS’UN GİULİETTA LİMANI

Akşam üstü Valletta’dan ayrıldık,malta-valetta-mdina 316-a malta-valetta-mdina 317-abütün gece yol yaptıktan sonra Tunus’un Giuletta kentine gidecektik. Valetta’dan ayrıldığımız akşam gemide ertesi gün yanaşacağmız limanla ilgili fotoğraflar, filmler gösterildi. DSC05062-aDSC05203-aNereye gideceğimize karar verip tur satın aldık.

tunus-mayorka-2 006a

Tunus’un Giulietta Limanı’na Uzaktan Bakış

Ertesi günTunus açıklarındaydık, heyecanla limana ne zaman girebileceğimizi bekliyorduk.

DSC05483tunus açıklarında deniz a

Dalgalar

Denizde büyük dalgalar vardı, fırtına kopuyordu. tunus-mayorka-2 029a

DSC05487-tunus açıklarında deniz a

Gemiden Gördüğümüz Dalgalar

Meğer böyle kötü bir havada Giulietta Limanı’na giriş olanaksızmış. Çünkü limanın doğru düzgün büyük gemilere göre yapılması gerekiyormuş. Kuzenimle eşi 3. kez bu limana giremiyorlarmış, hava kötü olunca büyük gemiler limana yanaşamıyorlarmış. Havanın düzelmesini dört-beş saat bekledik, hava düzelmedi ve biz limana giremedik.Tunus açıklarında beklerken, eşimi her zaman aramayan bir arkadaşı aradı, eşim ben yurtdışındayım, sana da bana da telefon ücreti yazar, onnn için az konuşalım, dedi. Karşı taraf, canım Afrika’da değilsin ya demiş, Eşim de evet Tunus’a girebilmek için fırtınanın durmasını bekliyoruz, deyince telefon az sonra kapandı. Bu olaya çok güldük…Fırtına durmayınca yola devam etme kararı aldı kaptan. Yapacak başka bir şey yoktu. Mayorka’nın Palma Kenti’negidecektik

.O gece  devamlı yol yaptık.

DSC05465-a

Aida-Bella Gemisi

AiGemiye Mayorka’dan binmiştik, Mayorka’da gemiden inip uçağa binecek önce Köln’e oradan da Türkiye’ye dönecektik.

DSC05501palma-a

Mayorka

DSC05507-a

Palma Katedrali-Palma/Mayorka Adası

DSC05509-aMayorka’ya vardığımız gün yine Mayorka’yı dolaştık, bu sefer Mayorka’yı bilerek dolaştık. Ertesi gün gemiden ayrılacaktık, eşyalarımızı kargo uçağına verdik, bizleri Drach Mağaralarına götüreceklerini söylediler Tunus’a giremediğimiz için bizleri Drach’a götüreceklermiş. Tunus’a karşılık Drach. Seyahate çıkmadan önce

show1

Drach Mağaraları                            fot. kartpostaldan

Drach Mağaraları’nı araştırmıştım, yol boyunca da eşime ve kuzenime anlatmıştım, Drach’ı görmeyi çok istemiştim. Tunus’u göremedik; ama Drach’ı gördük. Gerçekten görmeye değermiş.

 

Fotoğraflar; Sevil-Mithat Okay, Detlef Bringmann

MAYORKA(MALLORCA) ADASI

Ben Mayorka(Mallorca) adasını Marmara Denizi’ndeki adalarla kıyaslıyorum. Örneğin Avşa adası 36 kilometre kare, adayı bir günde yürüyerek dolaşabilirsiniz. 36 km.karelik adanın iki köyü var. Marmara Adası, Marmara Denizi’ndeki  en büyük adamız,yüz ölçümü 119 kilometre kare ve altı yerleşim yeri bulunuyor. Adaların kaç kilometre kare olduğunu söylememin nedeni  Mayorka adasının büyüklüğünü anlatabilmek.  Mayorka adası, 3640 kilometre kareymiş. Bizim Marmara Denizi’ndeki en büyük adamızdan kaç misli büyük bir ada. Marmara adasının ortalarında yaşayan denizi görmeyen insanlar bu zamanda bile var. Nasıl böyle bir şey olabilir diye düşünüyor insan; ama oluyor işte. Bir adada yaşayıp da deniz nedir bilmeyen kişiler var. Acaba Mayorka adasında yaşayıp da deniz  görmemiş insanlar var mıdır? Böyle bir şeyi herhangi bir yerde okumadım ve duymadım.

köln-mayorka 011köln'den mayorkaya giderken Paris'in uçaktan görünüşü a

Köln’den Mayorka’ya Giderken Karlar Altındaki Paris

Köln’den uçakla Mayorka’ya bir buçuk saatte gittik. Almanya’dan Mayorka Adası’na giderken karlar altındaki Paris’in üzerinden geçtik.

köln-mayorka 043 a

Uçaktan Mayorka’nın Görünüşü

Sonra da baharı yaşayan Mayorka’ya vardık. Almanya ve Fransa karlar altındayken, Mayorka’da bademler açmış, bahar gelmişti.

köln-mayorka 191 ag

Mayorka- Palma Limanı’ndaki Tekneler

Ama Mayorka’nın bir turizm cenneti olduğunu, güzel plajları, tarihi yerleri, mağaraları, çok büyük ve yaşlı ağaçları olduğunu hem okudum, hem de gördüm.

mayorka-2 060 a

Mayorka-Palma Kentinde Bir Payton(Fayton)

Turistler akın akın geliyor Mayorka’ya. Sanki Mayorka Almanların arka bahçesi gibi. Bunu Almanlar söylüyor. Uçakla bir buçuk saatte Almanya’dan geliyor turistler. Pek çok Alman buradan yazlık ev almış, sadece ev almakla kalmamışlar özellikle Mayorka’nın başkenti Palma’da iş yerleri açmışlar.

Almanlar gibi İngilizler de Mayorka’da tatil yapmaktan hoşlanıyorlarmış. Özellikle hafta sonları yüzlerce uçak inip kalkıyor binlerce kişiyi adaya getiriyormuş. Ve her yaz milyonlarca kişi Mayorka’ya geliyormuş. İstanbul’da paytonlar, prens adalarında ve İzmir Kemeraltı’nda olsa da pek fazla değil, ama İspanya’nın -Palma dışında- deniz kenarındaki dört şehrine gittik ve bu şehirlerde paytonlara rastladık, sadece İspanya’da değil İtalya’da da rastladık paytonlara, turistlerin çok ilgisini çekiyor paytonlar. Özellikle şehirleri paytonla gezmek  hoşlarına gidiyor.

mayorka-kamu binaları2 070a

Palma’daki Kamu Binaları

Katedralin önündeki yolu takip ettik, Palma’nın ünlü mağazalarının arasından aşağı yukarı yirmi dakika yürüdük, kendimizi bir meydanda bulduk, bu meydandaki bin yıllık zeytin ağacını  görmek bizleri o kadar memnun etti ki anlatamam. Ağaç kök ve gövdelerini çekmeden duramayan ben hemen ağacın fotoğrafını çektim ve ağaçla birlikte fotoğraf çektirdim. Ağacın olduğu Plaza de Cort adlı meydanda muhteşem zeytin ağacından başka Belediye ve Yönetim Binası gibi kamuya ait binalar vardı.

Malorca-1000 yıllık zeytin ağacı-photomerge a

Bin Yaşındaki Harika Zeytin Ağacı

Biz yazın sıcakta değil Şubat ayında Mayorka’daydık. Hava soğuk değildi. Bizim Ege kıyılarımızın sıcaklığındaydı. Rahatlıkla gezip dolaştık. Yılın o ayında her yer turist kaynıyordu, sadece bizim yolculuk yapacağımız  gemide bile çalışanların dışında üç bin kişi bulunuyordu ve dört kişi dışında hepsi Alman’dı.

mayorka-2 062-a

Mayorka- Palma Kenti-Katedralin Ön Tarafı

İspanya kıyılarıyla Cezayir arasında bulunan bir milyon nüfuslu Balear Adaları’nın en büyüğü ve en kalabalığıymış Mayorka(Mallorca) Adası. Mayorka’da bir milyon kişinin sekiz yüz bini yaşamaktaymış. Bu sekiz yüz bin kişinin büyük çoğunluğu da Mayorka’nın baş kenti Palma’daymış. Biz,  Aida Bella ile yaptığımız geziye Palma’dan başladık.

köln-mayorka 068 a

Palma Katedrali-La Seu

Palma’da insanı çok etkileyen bir yapı aniden sizi çarpıyor. Sarı renkli kireçtaşından yapılmış   yüksekliği 44 metre olan, 400 metre karelik bir alanı kaplayan geçmişi 14. yüzyıla kadar giden kocaman bir yapı bu! Adı Palma Katedrali, katedral neredeyse denizin içinde olduğu için Katalanca La Seu(Deniz) da deniyormuş katedrale.

-mayorka- katedral 2 057a

Palma Katedrali

Mistik bir havası vardı katedralin, bize doğunun esintilerini getirdi. Ne yazık ki içini göremedik, biz gittiğimiz zaman katedrale bakım yapılıyormuş, onun için kapalıydı.Yazılanlardan okuduğuma ve görenlerden duyduğuma göre katedralin içi çok güzelmiş. Katedralin yerinde eskiden Mağribiler zamanında yapılmış bir cami varmış.

mayorka-katedral2 044-a

Mayorka-Palma Katedrali ve Almudania Sarayı

DSC04180

Mayorka, Palma Katedrali ve Limanı

Katedralle ilgili şöyle bir öykü anlatılıyor: Aragon Kralı,  1. Jaime(Aragon, 11. -15.yy arasında bugünkü İspanya’nın kuzeydoğusunda var olan ve Endülüs’teki İslam Devletine son veren Hristiyan Krallığı) Müslümanların elinde olan Mayorka’yı almak için askerleriyle bir sefer düzenlemiş. Mayorka Adası’na gelirlerken büyük bir fırtınaya yakalanmışlar. Askerlerin başındaki kral 1. Jaime fırtınadan çok etkilenmiş ya da korkmuş, sağ kalırsa karaya ayak bastığı yere büyük bir kilise yaptıracağını söylemiş. Söylediğini de yapmış, gerçi katedral ha deyince bitmemiş, yapımı neredeyse beş yüz yıl sürmüş. Bunun için de farklı pek çok mimari tarzdan oluşmuş.

antoni gaudi(1852-1926) İspanya

Antoni Gaudi

Barselona’ya damgasını vuran meşhur mimar Gaudi bile Palma Katedrali’yle ilgili çalışmalar yapmış. Fakat her ne olduysa Katedralle ilgili çalışmalarını sonlandırmış Gaudi. Neyse pek çok mimari tarzdan etkilenmiş olsa da hakim olan mimari tarz Katalan Gotik tarzı ve de kuzey Avrupa mimarisinin etkilerini taşımaktaymış..

mayorkapalma-katedralin yan tarafı-2 046a

Mayorka-Palma Katedrali Önündeki Canlı Heykellerden Biri

Daha sonraki günlerde Barselona’nın ünlü La Rambla caddesinde gördüğümüz canlı heykellere ilk kez Palma Katedrali önünde rastladık. Bize bu canlı heykeller çok şirin göründü. Yüzlerini boyayıp giyinmişler ve öylesine hareketsiz duruyorlardı ki, önce onları gerçek heykel zannettik, sonra canlı olduklarını anlayınca hiç hareket etmeden sürekli aynı şekilde durmaları karşısında onları çok takdir ettik, önlerinde duran şapkalara ya da kutulara bozuk para attık.

mayorka-palma-katedral yanı2 047a

Almudaina Sarayı-Mayorka-Palma

Palma Katedrali’nin tam karşısında bulunan Almudaina Sarayı  Mağribiler(Müslüman Kuzey Afrikalılar) tarafından yapılmış. Vikipedi’den okuduğuma göre 1281 yılında temeli atılmış. Mağribiler bu sarayı hükümdarlıkları sürdüğü müddetçe kullanmışlar, onlardan sonra saray İspanyollar tarafından kullanılmaya başlanmış. Şimdilerdeyse kraliyet ailesi resmi törenlerde ve seramonilerde kullanıyorlarmış. Anlatılanlara göre bu sarayı en fazla Mağribilerin kullandığı anlaşılıyor

mayorka-porto kristo 029a

Palma – Monacar Arasındaki Topraklar ve Taş Evler

mayorka-porto kristo evleri- 019 a

Mayorka-Porto Kristo’daki Bazı Evler

mayorka-porto kristo plajları 024 a

Mayorka-Porto Kristo’daki Plajlardan Biri

mayorka-porto kristo-deniz 026 a

Mayorka-Porto Kristo-Deniz

 

Mayorka Adası’nın başkenti Palma’dan Monacor’a Drach Mağaralarını görmeye giderken Porto Kristo’ya uğradık. Porto Kristo’nun limanı, plajı, evleri pek hoşumuza gittik. Sonra gezmenin güzel bir şey olduğunu bir kez daha anladık. Palma’dan başlayan gezimiz yine Palma’da son bulacaktı; ama arada bir sürü farklı şehre ve ülkeye uğrayıp güzel yerler görecektik, bunun heyecanıyla doluyduk.

 

Faydalanılan Kaynaklar:

Mayorka(Mallorca) -Vikipedi

Palma de Mallorca-Vikipedi-Wikipedia

https://www.travelingturks.com/avrupa/ispanya

Fotoğraflar: Sevil Okay-Mithat Okay-Detlef Bringmann

GÜMÜŞHANE- TORUL KARACA MAĞARASI’NI GÖRDÜNÜZ MÜ?

Karaca Mağarası

Karaca Mağarası

 

Torul Karaca Mağarası'na Motorsikletlerle GidişGümüşhane’nin Torul ilçesindeki Karaca Mağarası’na Trabzon’dan motorsikletlerle gideceğiz. Temmuz ayının ilk günü, sabahleyin dört motorsikletle yedi kişi yola çıktık. Trabzon-Gümüşhane arası 90 kilometreydi. Bu mesafeyi motorsikletle gitmek gözümü korkutuyordu, aşağı yukarı yirmi yıldan fazla zamandır motorsiklete binmemiştim; üstelik bir BMW 1150 GS’ye ilk defa binecektim. Bir yanda Karaca Mağarası’nı görme heyecanı, diğer yanda büyük bir motorla yolculuk yapma korkusuyla motorsiklete bindim.Motorlar

Yolda giderken önceleri etrafıma bakamıyor, sürekli yolu kontrol ediyordum; gerçi eşim iyi bir sürücüydü, bu da beni rahatlatıyordu. Virajlı yollar, yolun kimi zaman sağından kimi zaman solundan akan dereler, yolun iki tarafından yükselen yemyeşil dağlar, dağların üzerindeki evler, camiler, seranderler… Düzlük alana rastlamak pek olası değil buralarda. Her yer bayır, yokuş…  tepeler, tepeler… Torul’a gelene kadar yirmi Değirmendere Köprüsü, en az yedi sekiz farklı köprü geçtik. Şırıl şırıl dereler akıyor tepelerden aşağılara. Sürekli tünellere giriyoruz, dağları delip tüneller oluşturmuşlar. Coğrafya dersinde okuduğumuz ünlü Zigana Geçidi’nden geçerken yıllar öncesine gittim, karanlık ve soğuk tünel bana öğrencilik yıllarımı anımsattı. Virajlı yollardan tepelere çıkıyoruz, yükseğe çıktıkça hava soğuyor, bizi üşütüyor. Torul Karaca Mağarası

Yola çıktığımızda bu kilometreler nasıl geçilecek diye düşünmüştüm, bir baktım Torul’a gelmişiz. Dağ, dere, ağaç, çiçek, tünel derken Torul’u bulduk. Oh, mağaraya geldik derken, Torul’u geçtik, yola devam ettik. Anlaşılan mağara Torul’un dışında. Yol gittikçe zorlaşmaya başladı; yalçın, genellikle de ağaçsız dağlar her iki yandan yükseliyor biz yukarılara tırmandıkça. Aşağı bakmaya korkuyorum, korkuyorum da yine de bakmaktan kendimi alamıyorum. Şu anda yüzlerce metre yüksekteyiz, ana yol incecik bir çizgi gibi görünüyor aşağılarda; başımı yukarıya kaldırıyorum: O ne? Yüzlerce metre yükseklikte girintili çıkıntılı kayalardan oluşmuş bir dağ bize tepeden bakıyor. Öyle heybetli, kendinden emin, vakur ki… Ona doğru döne dolana çıkıyoruz, her viraj yüreğimi ağzıma getiriyor. Aşırı heyecanlanıyorum, sakin olmaya çalışıyor, derin derin nefes alıp uzun uzun veriyorum. Hele Karaca Mağarası’na yaklaşırken dönülen iki viraj vardı ki dönüşte yürüsem iyi olacak diye düşündürdü beni bu virajlar. Sonunda mağaranın girişine geldik, motorlardan indik. Seyir yerinden aşağıya bakarken  başımın döndüğünü, toprağın ayaklarımın altından kaydığını hissettim ve o anda burnuma çok hoş bir koku geldi, bu kokuyu yayan ne diye etrafıma bakınırken ayaklarımın dibinde açmış olan demet halindeki pembe çiçekleri gördüm. O güzel koku bana heyecanımı ve korkumu unutturdu. Çayımı yudumlarken çevremi keyifle seyretmeye başladım. Dağlar, tepeler, kayalar; her biri farklı şekillerdeydi, aşağıdaki yeşillikler ışıltıyla parlıyordu.

Şimdi Torul Karaca Mağarası’nın kapısındayız. Bize yukarıdan bakan heybetli dağın içine gireceğiz. Dışı gibi içi de bizi heyecanlandıracak mı? Karaca’nın içine giriyoruz, girer girmez çarpılıyoruz. Aman Allahım, bu ne ihtişam! Bir anda milyonlarca yıl öncesinde buluyoruz kendimizi. Deniz seviyesinden 1550 metre yükseklikte yer alan mağara 1500 m2, uzunluğu 105 m, en yüksek yeri 16 metre kadarmış. Karaca Mağarası

Mağaranın içlerine yürüdükçe hayranlığımız kat be kat artıyor. Su damlalarının milyonlarca yılda oluşturduğu sanat eserlerine bakmaya doyamıyoruz. Su damlacıklarının sabrına hayran olmamak elde değil! Yapıtlar harika! Onları anlatmaya sözcük bulamıyorum, su damlaları ne mucizeler yaratmış! Mağaranın neresine bakacağımızı şaşırıyorum. Sarkanlar, dikilenler, kimi yerde birleşenler ne şekillere, görüntülere bürünmüşler. Her birini farklı nesnelere benzetiyorum, benzet benzetebildiğin kadar. Kimi yerler öyle incelikli işlenmiş ki Torullu bir kadının ördüğü dantel zannedersiniz… bazı yerler ise tülden oluşmuş!Karaca Mağarası

Her bölümün fotoğrafını ve filmini çekmek istiyorum, ne yazık ki fotoğraf, film çekmek yasak! Ama ben onların fotoğraflarını, filmlerini çekmek istiyorum, hem de çok istiyorum! Büyük bir hayranlık ve hayretle dolaşıyorum mağarayı! Mağaranın havası hiçbirimizi rahatsız etmiyor, rahatlıkla nefes alıyoruz.  Karaca Mağarası’nın havasının astım hastalığına iyi geldiği söyleniyor. Yollarda çektiğim korku ve heyecanın bu mağarayı görmeye değdiğini düşünüyorum. Kafamdaki her şey uçtu gitti, yalnız Karaca Mağarası’nın sunduğu doğal renklerden oluşan görsel şöleni izliyor, beynime kaydediyorum, daha sonra orayı düşündükçe o gizemli güzellikler içinde duyumsayacağım kendimi. Mağara kendisini sarıp sarmalayan azametli dağdan daha görkemli! Mağarayı gezdikten sonra istemeden dışarı çıkıyoruz, dışarı çıkmadan önce dönüp bir daha mağaranın içine bakıyorum, harikalar diyarından ayrılmanın hüznüyle kendimi dışarda buluyorum. İçerinin serinliğinden sonra, dışarının sıcaklığı daha da artmış gibi geliyor.

Torul’daki Karaca Mağarası’nı gördükten üç yıl sonra İspanya’nın Mallorca (Mayorka) Adası’ndaki Drach Mağaralarını gördüm. Drach’ı gezerken Karaca devamlı aklımdaydı. Bir ara Drach’la Karaca iç içe geçti. Hele Drach Mağarası’nın koynunda yatan göle, mağarayı keşfeden mağara bilimcisi E. A. Martel’in adının verilmesi beni Karaca Mağarası’yla ilgili çok düşündürdü.

KARACA MAĞARASINI KİM KEŞFETTİ?

Daha önce hiç aklıma gelmemişti Karaca Mağarası’nın kim ya da kimler tarafından keşfedildiği. Mağaranın herhangi bir yerinde bu konuyla ilgili bir yazı var mıydı? Böyle bir yazı dikkatimi çekmemişti doğrusu! Belki de vardı… Ya da ülkemizdeki pek çok kanyon, ören alanı, mağaranın oralarda dolaşan bir çoban veya sürüden kaçan bir koyun, keçi tarafından bulunduğu  söylentisi yaygın olduğundan mı bu konuyla ilgili düşünceler üretmemiştim?

Karaca’yı kim buldu? sorusunu sık sık kendime sorduğumu fark edince araştırmaya giriştim. Allahtan internet diye bir şey var da aradığınıza çabucak ulaşabiliyorsunuz! Ben de Torul Karaca Mağarası’nın kim tarafından keşfedildiğini daha doğrusu bizim yaşamımıza katıldığını öğrendim. Karaca Mağarası’nı ortaya çıkaran Jeoloji mühendisi Şükrü Erüz’müş.

Aslında Karaca Mağarası, o yörenin insanları tarafından bilinen bir yermiş; daha çok yaşlı insanlar bahsedermiş bu mağaradan. Kimsenin mağaranın ne kadar önemli olduğundan haberi yokmuş. Sanki çağlar öncesinde geçen bir masal anlatıyormuş gibi hissettim kendimi. Neyse biz tarih öncesini bırakıp yakın geçmişe bakalım! Mağara çocukluğundan beri Şükrü Erüz’ün ilgisini çekermiş. 1983 yılında kendisi gibi meraklı birkaç arkadaşıyla mağarayı keşfe çıkmışlar. O zamanlar mağaranın girişi çok darmış… Şükrü Erüz de jeoloji mühendisi değilmiş henüz. Daracık girişten sürünerek mağaraya girebilmişler. Mağaranın olağanüstü güzelliğinden çok etkilenmişler. Bir iki gün sonra mağaraya tekrar gitmişler. Şükrü Erüz 1984 yılında KTÜ, Jeoloji Mühendisliği Bölümü’ne girmiş. Acaba Şükrü Erüz’ün jeolojiyle ilgilenmesinde Karaca Mağarası’nın bir etkisi olmuş mudur?

1985 yılında yurt dışına çıkan Erüz, 1986’da Türkiye’ye dönünce Karaca Mağarası’nı tanıtmaya karar vermiş. Karadeniz Teknik Üniversitesi’ndeki hocalarına mağaradan bahsetmiş. Hocaları başlangıçta mağarayla pek ilgilenmemişler. Şükrü Erüz de öğrenci arkadaşlarıyla mağaraya gidip amatör kamerasıyla mağaranın filmlerini çekmiş. Sonra da KTÜ, Paleontoloji Laboratuvarı’nda hocalarına Karaca’da çektiği filmi izletmiş. Herkes filmi çok beğenmiş. Karadeniz Teknik Üniversitesinden bir grup mağarayı görmeye Torul’a gelmiş, mağaraya girenin ağzı bir karış açık kalıyormuş. Mağara herkesi büyülemiş. Üniversite hocalarının mağarayı görmesi mağaranın tanınması anlamına gelmediğinden Şükrü Erüz her gördüğüne çektiği filmi izletip mağarada gördüklerini anlatmış. Tanıdıklarının iş yerlerine mağaranın fotoğraflarını asmış. 1987’de TRT 1’in  Günaydın programında Karaca Mağarası’nı tanıtan bir konuşma yapmış. Bu da yetmemiş 1989-1990’da Karaca Mağarası’nın oluşumunu, yaşını, o yörenin kayaç yapısını, litolojik dizilimini, madenlerini, sularını bilimsel olarak incelemiş.

1966’da Torul’un Karaca köyünde doğan; ilk, orta ve liseyi  Trabzon’da okuyan Şükrü Erüz’ün 1983-1990 yılları arasında yaptığı özverili çalışmalar Karaca Mağarası’nı turizme kazandırmış. Bir mağaranın halkın malı olabilmesi, turizme açılması hiç de kolay olmuyor. Şükrü Erüz’ün Karaca’yı ortaya çıkarma çabasını ve kararlılığını kutluyorum. Milyonlarca yıllık Karaca Mağarası yirmi-yirmi beş yıl önce aramıza katılmış. Milyon yılın yanında on yıllar!!! Kim

bilir ne çok mağara kendilerini günışığına çıkaracak Şükrü Erüz’leri bekliyor?

 

MAYORKA ADASI’NDAKİ DRACH MAĞARALARI

Mayorrka (Mallorca) Adası

Mayorka (Mallorca) Adası


Mayorka(Mallorca), İspanya’nın bir adası. Baş kenti Palma. Yüzölçümü 3640 kilometre kare. Dünyaca ünlü Drach Mağaraları(Cuevas Drach) Mayorka’nın Manacor kentinde, Porto Kristo sahil kasabasına bir buçuk kilometre uzaklıkta. 

Palma kentinden Manacor’a gitmek için otobüse bindik, Palma’yla Manacor arası altmış beş kilometreydi. Yol boyunca ekili araziler, basit köyler; küçük, şirin bağ evleri, büyük taş evler, onlarca değirmen gördük. Filmlerde gördüğümüz klasik İspanyol köyleri bizlere hoş geldiniz dercesine bakıyordu.

Yolculuğumuz bir saatten fazla sürdü, önce Manacor’a, Manacor’dan on beş dakika sonra da Porto Kristo Limanı ve şirin sahil kasabasına 

vardık.

Porto Kristo Limanı

Porto Kristo Limanı

Porto Kristo

Porto Kristo



mayorka-porto kristo-mağara 028

Drach Mağarası'na Giriş

Drach Mağarası’na Giriş

Sonunda ‘Cuevas del Drach’ levhasını gördük ve ormanlık bir alana girdik, otobüsten inip çevreyi dolaştık; güzel bir piknik alanı, hediyelik eşyalar satan bir mağaza, cafe, bar ve tuvaletler gözümüze ilk çarpanlardı. Rehberimiz herkese mağaraya giriş biletlerini verdi. Biletlerimizi alıp mağaranın giriş kapısına ulaşmak için merdivenleri inmeye başladık.

Grup halinde mağaraya girdik, yerler ıslaktı. Çok yavaş yürüyorduk kaymamak için. Ancak mağaranın sarkıt dikitlerinin oluşturduğu muhteşem görsellik bizi büyüledi. Artık yürümüyor neredeyse santim santim ilerliyorduk. İnsan nereye bakacağını bilemiyor. Gözlerimiz mağaranın tavanından bastığımız yere, bastığımız yerin altında duran cam gibi suya, suyun etrafındaki mermer dantellerden, şelalelerden, işlemelere ışık hızıyla gidip geliyordu. Ne güzellik, ne güzellik! Anlatılır gibi değil! Drach Mağarası bana Gümüşhane Torul’daki Karaca Mağarası’nı anımsattı. Yalnız Drach, Karaca’ya göre daha büyük bir mağaraydı. Yaklaşık olarak 2400 metre uzunluğunda bir mağara! Görenleri büyülüyor…

Drach Mağarası

Drach Mağarası

Drach Mağarası’nda üç bölüm var; Cueva Negra (Siyah Mağara), Cueva Blanca (Beyaz Mağara), Cueva Luis Salvator (Luis Salvator Mağarası).

Aşağı yukarı 1000-1200 metre yürüdük, 60 metre kadar derine indik; karşıdan gelen kimse yoktu. Ben çıkışı başka bir kapıdan yapacağımızı düşündüm. Mağaranın olağanüstü güzelliği, turistleri etkilemişti. Herkesten hayranlık bildiren sesler yükseliyordu. Bizden de önleyemediğimiz sesler çıkıyordu. Etkilenmemek olanaksızdı. Altımızda duran su kimi yerde masmavi, kimi yerde yemyeşil, kimi yerde cam gibiydi. Hiç kıpırdamadan öylece duruyordu, su değilmiş gibi…

Drach Mağarası

Drach Mağarası

Drach Mağarası

Drach Mağarası

Ah ne güzellik, ne olağanüstülük! Boşuna İspanya’nın en ünlü mağarası unvanını almamış Drach…

Sürekli yürüdük baktık, baktık yürüdük, durduk seyrettik. Bu güzelliklerin fotoğraflarını nasıl hem de nasıl çekmek istedik. Ne yazık ki çekemedik, fotoğraf çekmek yasaktı. Suyun milyonlarca yılda oluşturduğu harikaların zarar görmemesi için buna katlandık. O muhteşem sarkıt ve dikitler, rengarenk İspanyol etekleri!

Aaa, o ne? Nereye geldik? Büyük bir alandayız, amfi-tiyatro gibi bir yer. Tahta sıralar yarım daire şeklinde yerleştirilmiş, sıraların yarısı turistlerle dolmuştu. İki görevli bizi de tahta sıralara oturmaya davet etti. Boş sıralardan birine oturduk, buranın tavanı çok yüksekti, sanırım yirmi beş metre kadardı. Oturduktan sonra çevremizi incelemeye başladık, oturma alanının ötesini göremiyorduk, büyük bir karanlığın ortasındaydık. İnsanlar sürekli geliyordu, iki görevli de onları tahta sıralara oturtuyordu. Sıralar hızla doluyordu. Yeni gelenler de otursun diye herkes yanındakine daha bir yaklaştı. O alaca karanlıkta en az yedi yüz kişiydik, belki de bin.

Bir anda içime bir fenalık çöktü, kendimi orada kıstırılmış hissettim. Gelenlerin ardı arkası kesilmiyordu. İnsanlar art arda geliyor, bir yerlere oturuyorlardı. Pek az boş yer kalmıştı. Benim, başka bir çıkış kapısı umudum, boş bir hayalden başka bir şey değilmiş meğer. Buradan nasıl çıkacaktı bu kadar kişi? Pek çok mağaraya girmiştim, hiç böyle bir sıkıntı yaşamamıştım. Sanki boğuluyordum. Mağaradan çıkmaya karar verdim; ancak düşündüğümü anında yapamadım, az sonra, az sonra derken artık bulunduğumuz yere gelen kimse olmadığını, herkesin neredeyse sıkış tıkış oturduğunu fark ettim alacakaranlıkta.

Drach Mağaraları

Drach Mağaraları

Ve o anda ilerdeki karanlık aydınlandı. O aydınlık ortaya turkuaz renkli bir göl çıkardı, turkuaz gölün etrafı suyun milyonlarca yılda oluşturduğu birbirinden güzel desenlerle, resimlerle, ince heykellerle donatılmıştı. Sarkıtlar dikitler, birbirleriyle kesişenler, sarmaş dolaş olanlar, incecik ipliklerle örülmüş danteller, usta yontucuların elinden çıkmış heykeller, iğnedenlikler, sivriler, yuvarlaklar, rengârenk İspanyol etekler… Bu görsel şölen karşısında büyülendik. Ne sıkıntım, ne kıstırılmışlık duygum kaldı. İyi ki dışarı çıkmamışım diye düşünürken ışıklar söndü, ortalık siyaha kesti. Harika mavilik, olağanüstü dikitler-sarkıtlar belleğimizi etkisi altına almıştı, o karanlıkta bile onları görebiliyorduk.

Yüzlerce kişide tıs yoktu, sanırım herkes gördüklerinden çok fazla etkilenmişti! Kendimizi cazibesine kaptırdığımız gölün uzak bir köşesinde cılız bir ışık göründü, ışıkla birlikte mağarayı klasik müzik doldurdu. Cılız ışık çoğaldı, çoğaldı, çoğaldı… Mağaranın derinliklerinden küpeşteleri boydan boya lambalarla donatılmış üç tekne ağır ağır bize doğru geliyordu.

Caballero’nun ‘Gallician-Gündoğumu’ eşliğinde güneş doğdu. Güneşin müzikle gölün üzerine doğması, güneşin göle düşürdüğü altın rengi yansısının oluşturduğu harika ötesi görüntü bizi kendimizden geçirdi. Güneşin yükselmesiyle  mağaranın eşsiz duvarları ortaya çıktı. Mağara tüm güzelliğini, gizemini, ulaşılmazlığını bizlere yansıtıyor, bizi kendine hayran bırakmak için ne gerekiyorsa yapıyordu. Ve müzik olanca haşmetiyle bizi sarıp sarmalıyordu, güneşin doğumu muhteşemdi!

Müzik, ışıklar içinde olan teknelerin birinden geliyordu;  iki viyola, bir çello ve orgdan oluşan dörtlü müzik grubu Caballero’nun Gallician-Gündoğumu’ndan sonra Martini’nin Plaisir D’amour, Chopin’in Tristesse Studio 3 opus 10 ve Offenbach’ın Barcarola-Hoffmann’ın Masalları’nı çaldı. Klasik müzik eşliğinde, küpeştedeki lambaların suya yansıması, suyun çevresindeki dantellerin, resimlerin gözler önüne serilmesi müthiş, müthişti!!! Mağaraya büyük bir sessizlik hâkimdi, herkes müziğe ve mağaradaki gün doğumuna kendini kaptırmıştı. Hiç kimse bu şölenin bitmesini istemiyordu. Birden küçük bir çocuk avaz avaz bağırmaya başladı. Ön sıralardan çocuğa ‘şışşşşt!’ diyenler oldu. Çocuk, ‘şışşşt!’ diyenlere pabuç bırakmayıp karşılık verdi. Bir anda yüzlerce kişi gülmeye başladı. Neyse gülme pek uzun sürmedi de müziğin kalan kısmını rahatlıkla dinleyip teknelerin dolaştığı alanları büyük bir keyifle seyrettik.

1935 yılından beri yapılan müzikli gösteri on-on beş dakika sürdü.  Müzik bitince tekneler ışıklarını söndürüp kıyıya yanaştı, gölü dolaşmak isteyen turistleri almak için. Bu gölün adı Martel, 177 metre uzunluğunda, 230 metre genişliğinde. Burayı araştıran, inceleyen, 1896 yılında haritasını çıkaran Fransız mağara bilimcisi E.A. Martel’in adı verilmiş dünyanın en büyük yeraltı göllerinden biri olan, Drach’ın koynunda barındırdığı bu göle.

Drach Mağaraları, yılın on iki ayı açık, en ölü mevsimde bile her gün binlerce turisti ağırlıyor. Mağaranın dünyaca ünlü olmasında, doğal güzelliğinin yanı sıra müzik-ışık gösterisinin ve de ülke içinde-dışında tanıtımının en iyi şekilde yapılmasının büyük payı var.

Ülkemizde de pek çok mağara var ve her geçen yıl da bu mağaralara yenileri ekleniyor; örneğin Torul’daki Karaca Mağarası, Demirköy’deki Dupnisa Mağarası… Bu mağaralar, Drach Mağaraları’yla yarışabilecek güzellikteler. Bu yeraltı harikalarının hem Türkiye’de hem de yabancı ülkelerde tanıtımlarının en iyi şekilde yapılması turizmimize büyük ölçüde katkı sağlayacaktır.

 

Not: Mağara içi fotoğrafları İnternetten alınmıştır.