SERAMİK SANATÇISI REYHAN GÜRSES

“Seramiğin sanatçıya kendini ifade edebilmesi için sınırsız imkanlar sunduğunu düşünüyorum. Ancak bu imkânları size verirken seramik çok kaprislidir. Kendine ait bir sürü kuralı vardır. Ben çalışmalarımı yaparken seramiğin bu özelliklerini çok önemsiyorum. Uzlaşmacı bir tavırla ‘doğa’ya ve ‘doğal’a meydan okumayan, estetik değerlerle uyumlu, ‘huzur’ duygusu veren renk tonlarında sırlanmış, çoğunlukla da sırsız formlar yaptığımı söyleyebilirim,”diyen Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses 1961 yılında İstanbul’da doğdu.

Dscf2484

Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses Kore’de

Lisansını 1987 yılında Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Seramik Bölümü’nde tamamladıktan sonra 1990’da Anadolu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisans yaptı. Sanatta Yeterlik Tezini(Doktorasını) 1998’de Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde tamamladı.

2008_04220043

Reyhan Gürses Çalışırken

1987-1989 yılları arasında Anadolu Üniversitesi’nde

1990-1996 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

1996-2012’de Eczacıbaşı,Vitra Seramik Sanat Atölyesi’nde yönetici olarak tüm sergi ve etkinliklerin kuratörlüğünü ve organizasyonunu yaptı.

2008-2010 yılları arasında Marmara Üniversitesi, GSF ve Işık Üniversitesi’nde dersler verdi.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses Marmaris’teki Atölyesinde

SAM_1253-Reyhan Gürses Atölyesi a.jpg

Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses, öğrencisi Mithat’la Atölyesinde Çalışırken

Halen Marmaris Turgut Mahallesi’ndeki  atölyesinde çalışmalarına devam ediyor ve öğrenciler yetiştiriyor. 

Ben de Reyhan Gürses’in öğrencilerinden biriyim; o, bize güler yüzüyle, içten davranışlarıyla ‘seramik sanatını’ sevdirdi. Çöp adam çizemeyen ben, seramik çamuruyla içli dışlı oldum değişik kaplar, insan yüzü ve bir kadın büstü bile yaptım. Sizler de seramiği çok sevebilir, seramik yapmaya başlayabilirsiniz. Hemen seramiğe başlayın derim ben. Çamurla oynamak, çamurdan bir şeyler üretmek çok keyifli.

Hocam Reyhan Gürses’le röportaj yapma olanağını kaçırmak istemedim, ona bazı sorular sordum, o da sorularımı yanıtladı. Haydi gelin, onun seramikle ilgili düşüncelerini öğrenelim.

  1. Toplumumuz, seramik sanatını nasıl değerlendirmektedir?

Reyhan Gürses: Toplumumuzda çoğunlukla süsleme objesi ve fonksiyonel kullanım objeleri olarak hayatımızda yer alan seramiğin sanatsal boyut içinde ele alınarak değerlendirilmesi bugün bile çok fazla kabul görmemektedir. Üç boyutlu çalışmaların  daha çok taş, metal, ahşap gibi malzemelerden yapılmasının daha bir sanatsal değer taşıyacağı ön yargısına sahip pek çok sanat eleştirmeni halen bu düşüncesini korumaktadır.

Bu nedenle uluslararası seramik akademisi toplantıları ve düzenlenen uluslararası sanat etkinlikleri dünyada seramiğin sanatsal boyutuyla nasıl ele alındığı konusunda  toplumumuz için eğitici rol oynamaktadır.

2) Günümüz seramik sanatı ve seramik sanatçılarıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Reyhan Gürses: Artık takip etmekte bile zorlanacağımız kadar çok seramik sanatçısı ve etkinlikle karşı karşıyayız. Yetişen genç sanatçılar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de seramiği  farklı eğilimler içinde ele almaktalar. Söz gelimi “Yerleştirme” sanat anlayışı Türk seramik sanatında yaygın olarak yerini almıştır. Geçmiş dönemlere göre günümüzde  “Kavram” bir sanat yapıtı için olmazsa olmaz nitelikte önem kazanmıştır.

Günümüzde ulaştığımız iletişim hızıyla dünyadaki her şeyden haberdar olabilmek, benzer etkileşimlerden kaynaklanan yönelimleri de beraberinde getirmektedir.

Her şey çok çabuk oluşup, büyük bir hızla da tüketilmektedir. Sanki durup düşünmeye bile zaman yok gibidir.

Oysa bu seramiğin doğasına hiç uymayan bir durumdur. Seramik her aşamasında sakinlikle, sindire sindire gereği gibi yapılmayı gerektiren bir süreçtir.

Biz seramikçilerin çok iyi bildiği gibi seramikte sürat tam bir felakettir.

Günümüz sürat çağında, seramik bu nedenle de cazip bulunmamaktadır. Çok az gencin onunla uğraşacak kadar sabrı ve zamanı vardır.

Bu durum, sanatçıları -seramik eğitimi almış olsalar bile- başka malzemelere yöneltmektedir. Diğer taraftan hangi inanışla ve nasıl ele alınmış olunursa olsun sanat gücü yüksek seramik eserler de ortaya konmaktadır.

3) Yıllardır seramikle iç içe yaşıyorsunuz, seramik sizin için ne ifade ediyor? desem neler anlatırsınız?

128-1

Reyhan Gürses Kore’de

Reyhan Gürses: Evet uzun yıllar geçti. Yıllardır seramikle birlikteyim. Seramikle ilk kez 1981 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin Seramik Bölümü’nde karşılaştım. Ona tutkum o yıllarda başladı ve hâlâ da devam ediyor. 36 yıl süren ilişkimize rağmen “seramik” hâlâ net olarak tanımlayamadığım bir olgudur benim için.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses

Üzerinde düşündükçe ve çalıştıkça, sanatçıya sunduğu ‘sadece seramiğe özgü’ sonsuz ve sınırsız ifade yeteneklerini keşfettikçe hâlâ hayrete düşüyorum.

Empatisiz

Reyhan Gürses’in Eserlerinden Biri

Genellikle doğadaki taş renklerini kullanıyorum, doğal taş renklerini kullanmama karşın, yaptığım formların taşın ağırlığından çok uçacakmışcasına hafifmiş duygusu veren işler olmasına dikkat ediyorum. Yaptığım işlerin heykel ya da resim formatından kesin olarak ayrılmasına özen gösteriyorum.

DSCF7120

Reyhan Gürses’in Eseri

Sadece seramiğe ait özelliklerin ön plana çıkmasını istiyorum. 

Seramik sanat eserinin, tasarım aşamasından sonuçlanana kadar geçen sürecin başlı başına bir performans olduğunu düşündüğüm için ‘seramik’ benim işlerimde salt malzeme olmanın ötesinde ele alınmaktadır. Kısaca ifade etmek gerekirse; seramiğin kuralları içerisinde sadeleşmeye çabalayan organik formlar yapıyorum.

Belki de bu nedenle irdeledikçe büyüyen bu dünyayı toparlayıp tanımlamak pek de kolay olmuyor. Öyle ki seramik; sanatçı için salt  malzeme olmanın ötesinde interaktif(etkileşimli) bir oluşum sürecidir.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses Atölyesinde Seramik Fırınının Başında

Sanatçı ile malzeme arasında yaşanan, kimyasal, fiziksel, mekanik, termik ve duygusal gel-gitlerden sonra ortaya bir eser koymak başlı başına sanatsal bir performanstır.

4) Bazı eleştirmenlerin seramiği sanat olarak görmediklerini söylemiştiniz; ama siz onlarla aynı düşüncede değilsiniz ve seramik için sanatsal bir performans diyorsunuz.

Reyhan Gürses: Evet bana göre seramik bir sanattır. Ve ben‘seramik kavramını tanımlamayı’ bir tarafa, yıllardır sürüp giden ‘sanat mı? zenaat mi?’ tartışmalarını da diğer tarafa bırakıp “Kendimi ifade etmek” için sanat anlayışıma son derece uyan bu malzeme ve oluşum sürecinin keyfine varıyorum. Nasıl söylesem, daha önce de söylediğimi sanıyorum; ben seramiğe aşığım, ona delice tutkunum. Seramik beni mutlu ediyor, bana keyif veriyor.

5) Yaptığınız çalışmalardan keyif almanız çok hoş! Siz bazı yapıtlarınıza ses özelliği de katmışsınız sesli yapıtlarınızdan bahseder misiniz?

DSCF2748Reyhan Gürses: Aynı bir canlının evrim geçirmesi gibi, gelişim ve değişim süreci içerisinde  farklı özellikler kazanan formlarım en son olarak oldukça küçülerek ‘ses’ unsuru yüklendiler. yüzeysel panolar ile ilişkilendirdiğim bu  küçük seramik formlar çok sayıda ve çeşitli şekillerdeki “çanlar” olarak karşımıza çıktılar.

6) Seramik çamurdan oluşuyor, siz de 36 yıldır çamurla haşır neşirsiniz çamur nasıl bir malzeme onunla ne kadar içli dışlı olabiliyorsunuz?

Reyhan Gürses: Seramiğin ana malzemesi olan çamur plastiklik özelliği yüksek bir malzemedir.  Plastik çamura yapılan her dokunuş tıpkı bir ayna, ya da bir fotoğraf gibi iz olarak geri yansır. Ben, duyguların da seramik üzerinde iz bıraktıklarına inanıyorum. Ve bunu fark ettiğimden bu yana çalışmalarımı “duygu “ teması üzerine kuruyorum.

DSCF3192

Reyhan Gürses’in Eserleri

Seramik bir eser, başlangıcından tamamlanana kadar geçen süreçte; sevgi, şefkat, özen, merak, endişe, kızgınlık, kırgınlık, sabır, itaat, didişme, şaşırma, üzülme, sevinç, hayal kırıklığı, hayret gibi pek çok duygu ile birlikte yoğurulur. … Seramik malzemenin yeteneğini göstermek adına bahsettiğim tüm bu duygular, seramiğin oluşum sürecinde doğal olarak zaten vardır.. Tabi ki esas olan; böyle bir yeteneğe sahip bu malzemeye, sanatçının yükleyeceği anlam ve duygulardır.

7) Seramikte duygunun ön planda olduğunu söylüyorsunuz, sanatın her dalı duyguyla yoğurulmuş, sizin duygu formlarınızı gördüm çok etkilendim. Bu duygu formlarına nasıl başladınız ve onları nasıl geliştirdiniz?

P1000689

Reyhan Gürses’in Duygu Formları

Reyhan Gürses: Benim ‘Duygu Formlarım’ın başlangıç noktası 2001 yılında, Bulgaristan’da katıldığım  bir sempozyuma dayanmaktadır. Seramik tornasında yaptığım “kap”ların ağızlarını sıkı sıkıya kapattım ve içlerine sıkıntılarımı hapsettim

P1000679

Reyhan Gürses’in Duygu Formları

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses’in Duygu Formlarından Biri

Başlangıçta “Sıkıntı Kaplarım” diye adlandırdığım işlerim daha sonra sadece sıkıntılarımı değil, farklı duygu ve düşüncelerimi de saklamaya başladı.

Bu dönemden itibaren; duygular hakkında çok az şey bildiğimizi düşünerek okumaya ve araştırmaya başladım. Toplumsal ve bireysel olarak yaşanan her olumsuz ya da depresif duruma, duygularımızı önemsemediğimiz için düştüğümüzü farkettim. Duygusallığın zaaf olarak algılandığı bizi insan yapan en önemli özelliğimizi, duygularımızı hiç dikkate almadan kurulmuş, bu dünya düzeninde, duyguların gücüne biraz olsun dikkat çekebilmek istedim.

8) 2003 yılında Tolga Eti Sanatevi’nde “Tamamen Duygusal- Absolutely Emotional” adlı kişisel bir sergi açmışsınız. Aşağıdaki eserleriniz de orada sergilenmiş. Serginizin adı Tamamen Duygusal olduğuna göre yine duygularınızla seramiği birleştirdiniz sanırım, bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses: Ben aslında büyülü bir oyun oynuyorum, bu oyunda seramiklerimle duygularımı ilişkilendiriyorum. Daha önce de sözünü ettiğim gibi duygularımı sakladığım kaplar yapıyorum ve bu kapların içlerinde gizlenen duyguları yansıtan ipuçları ile onları yeniden şekillendiriyorum. Yaptığım her form uygulaması duygularımla ilişkilendirdiğim yansımalardır.

SAMSUNG CAMERA PICTURESYok sayanlar farketsinler diye duyguları gözle görülür, elle tutulur hale getirmek için “duygu formlarım”ı oluşturdum.

SAM_1609R.G.Seramik Eseri ab.jpgSAMSUNG CAMERA PICTURESSAMSUNG CAMERA PICTURESDuygularla en iyi bildiğim şeyi, yani seramiği ilişkilendirirken, ortaya koyduğum yeni formlar, bir anlamda görünmez olanı görünür kılmak, yani soyutu somutlaştırmak çabamın nesnel sonuçlarıydılar.

9) ”Amigdala” adlı eseriniz İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde. Amigdala beyinde bir bölüm, Yunanca badem sözcüğünden gelmekte olan ‘amigdala’nın şekli ve büyüklüğü bir bademe benziyormuş. Bilim adamları her canlının kulaklarından birkaç santim uzaklıkta iki amigdalaya sahip olduğunu söylüyor. Bu bademler kişinin duygusal ve zihinsel durumu ile ilişkilendirilmiş.

Amigdala beynin çok iyi bilinen bir parçası değil; ancak önemli bir parçası. Bu kadar önemli amigdalanın 19 yüzyıla kadar  varlığı bilinmiyormuş. 1930’larda yapılan araştırmalarda amigdalası hasar gören insanlarda korku duygusu, cinsel davranışlar ve beslenme davranışlarında değişiklikler olduğu saptanmış. Amigdala dendiğinde ilk olarak aklımıza onun korku merkezi olduğu geliyor. Örneğin amigdalası zarar gören bir insanda korku duygusu diye bir şey kalmazmış. Eserinize niçin Amigdala adını verdiniz?

DSCF3828

Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses’in İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde Bulunan “Duygusal Yöneticimiz ve Tutkularımızın Deposu Amigdala” Adlı Eseri

Reyhan Gürses: Amigdalanın hem duygusal hem de zihinsel durumumuzla ilişkisi var. Amigdala genellikle korku merkezi olarak bilinse de onda sadece korku duygusu yok, amigdalanın fonksiyonları vücudumuz için son derece önemli, bu fonksiyonlar olmazsa duygularımızı kaybederiz. Onun sayesinde acıyı, sevinci, mutluluğu, huzuru, üzüntüyü yani  duygularımızı hissedebiliyoruz. Yaşamak ve yaşarken duyguları hissedebilmek ve de başka birinin duygularını anlayabilmek için amigdalaya ihtiyacımız bulunmakta. Sizin de söylediğiniz gibi amigdalanın yeri beyindir ve beyindeki bu yapı bizim duygusal-sosyal tepkilerimizden ve anılarımızdan sorumludur.

Ben sanata yaklaşımımı ‘Duygusal Minimalizm’ diye nitelendiriyorum. Eserlerime duygu aktarabilmeyi çok önemsiyorum. Eserlerimle izleyicilerim arasında duygusal bağ kurmam en önemli kriterimdir.

İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde bulunan eserimin adı; ‘Duygusal Yöneticimiz ve Tutkularımızın Deposu Amigdala’dır. Ben şunu anlatmak istiyorum bu eserle, duygularımız kalbimizde değil, düşüncelerimiz gibi beynimizde oluşur.

10) Her sanatçının etkilendiği sanatçılar vardır, sizi etkileyen sanatçılar kimler, onlarla ilgili neler anlatabilirsiniz?

Reyhan Gürses: Öğrencilik yıllarımda -pek çok öğrenci gibi- doğal olarak hocalarımdan etkilendim. Sonrasında “Candeğer Furtun” benim için bir idol olarak ortaya çıktı. Kendisiyle tanışma fırsatı bulduğum sanatçının eserlerine hayranlık duymamak elde değildi. Candeğer Hanım 1936 yılında doğmuş, yaşına ve yaşadığı döneme rağmen bence pek çok gençten daha genç bir vizyona sahip. O, bana ve seramiğe gönül veren pek çok kişiye öncülük etmiş bir sanatçıdır.

candeğer furtun

Seramik Sanatçısı Candeğer Furtun

Candeğer Furtun1a72e710aedc1a4db6df584c2ba77731

Candeğer Furtun’un Bir Eseri

candeğer furtun01

Candeğer Furtun’un Eserlerinden Biri

Ayrıca Vitra Sanat Atölyesi’ni yönettiğim süreçte pek çok yerli ve yabancı değerli sanatçı ile çalışma fırsatı buldum. Hepsinden mutlaka bir şeyler öğrendiğimi söyleyebilirim. Sanatsal etkileşimin dışında disiplin, teknik gibi farklı paylaşımlar da yaşadık.

11) Sizin resimlerinizi gördüm, çok beğendim; resim yapmayı seviyorsunuz sanırım. Resim yapmanın sizin yaşamınızdaki yeri nedir?

Reyhan Gürses:  Bazı resimlerim var dönem dönem yaptığım. Genellikle spontane olarak, hiçbir teknik ve tarz kaygısı duymadan, sadece öyle istediğim için yaptığım resimler bunlar. Bu konuda iddialı değilim; ama resimlerimin beğenilmesinden oldukça memnunum. Sanırım insan iddiasız olunca daha rahat resim yapıyor, resim sanatıyla ilgilenen dostlarımın tavsiyelerini dinleyip resme biraz daha fazla zaman ayırmayı düşünüyorum. Güzel Sanatlar fakültelerinde ilk bir yıl bütün bölüm öğrencileri temel sanat eğitimi görür, sonra kendi alanlarına yönelirler. Benim resimle ilgili eğitimim bundan ibaret, gerisi ne düşünüyor ne hissediyorsam onu kağıda çizmek.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses’in Resimlerinden Biri

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses’in Yaptığı Resimlerden Biri

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses’in Bir Resmi

12) Seramik eserlerinizle kişisel sergiler açmışsınız, dünyanın pek çok ülkesinde karma sergilere katılmışsınız. Bir sergiye katılmak veya kişisel sergi açmak bir sanatçı için çok önemli bir şey, insanda değişik duygular uyandırıyor olmalı. Bu sergilerde kim bilir ne heyecanlar yaşadınız, sergilerinizle ilgili neler söylemek istersiniz.

Reyhan Gürses:  Bir sergiye katılmak veya kişisel bir sergi yapmak çok büyük bir sorumluluk aslında. Kendinizi ve sanat anlayışınızı yansıtan eserler ortaya koymak zorundasınız. Bir sergiye hazırlanırken üretim süreci oldukça sancılıdır, söylediğiniz gibi bütün süreç baştan sona heyecan içinde geçer. Sonuçta aldığınız eleştiriler tüm çabaların sonucunu belirler. Her sergiye koştura koştura iş yetiştiririm. Hep daha fazla zamanımın olmasını istemişimdir.

REYHAN GÜRSES’İN SERGİLERİ

2016   “Look 60” OTDÜ Sanat 17,Ankara TR

reyhan gürses 2thumbnail_DSC_0057-b

reyhan gürses yapıtı-kitapçıkta-thumbnail_DSC_0054 b

Reyhan Gürses’in ODTÜ- Look 60 Sergisi’ne Katıldığı RUTİN/ROUTİNE 2016 Adlı Eseri-Tuval Üzerine Seramik Formlar 100x100x10 cm

2015 Bodrum Bianeli Bodrum Mugla

2014 Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi, İstanbul TR

2013-3.Maskabal Odun Pişirimi Sempozyumu Hacettepe Üniversitesi, Ankara TR

2013-Türk Seramik Feserasyonu Sergisi İstanbul TR

2013-Koleksiyon Sergisi, IAP Galeri Nişantaşı TR

2013 “Balace” Anadolu Topraklarından Hikayeler 2, Houston ABD

2012-Füreya Koral Anısına Kuş evleri Sergisi, Maçka Sanat Galerisi İstanbul

2012- Tölerans, Anadolu Topraklarından hikayeler , Seattle ABD

2011 – “Kuzgun Acar anısına Masklar Sergisi” Galeri Bir Nokta.İstanbul TR

2010-“ Ceramİstanbul” Türk Seramikçileri Sergisi. Bolognia, İtalya

2010  Türk-Norveçli Sanatçılar Sergisi, Galeri Bir Nokta, İstanbul TR

2009- Kişisel İzler Seçkisi,Tarihi Havagazı Fabrikası Galerisi, İzmir TR

2008-“ Cevisama 2008Kişisel Sergi Valencia İspanya

2007 Seramik Sanatçıları Sergisi,  Galeri G Art Nişantaşı İstanbul TR

2007- 50 yılın Sanatçıları ve Tasarımcıları Sergisi , MÜGSF İstanbul, TR

 2007-30’lardan günümüze Türk Seramik Sanatı Sergisi, Tophaneyi Amire, İstanbul, TR

2007- Türk Plastik Sanatçıları Sergisi, Riga, Letonya

2007  – ODTÜ “Festival 9 ,Plastik Sanatlar Sergisi, Ankara

2006- IAC Uluslararası Seramik Akademisi Toplantısı, Riga, Letonya

2006  – ODTÜ “Festival 8 ,Plastik Sanatlar Sergisi, Ankara

2006- Galeri A ,Yaz Sergisi, Teşvikiye, İstanbul, Turkey

2005 “Çanlar” Kişisel Sergi ,Ömer Sunar Sanat Galerisi ,  Ankara,  TR

2005 İlahi Komedya” Çekirdek Sanatevi, Karma Sergi, Beyoğlu, İstanbul, TR

2005 – Bodrum, Yalıkavak, Sarnıç Sanat Galerisi, Karma Sergi, Muğla TR 

2005- Nazım Hikmet Vakfı, Küba Sergisi,CUBA

2005-  ODTÜ “Festival 7 ,Plastik Sanatlar Sergisi, Ankara  TR 

2004- Galeri MYRA Koleksiyon Sergisi, Selamiçeşme, İstanbul TR

2004  – Ekim Geçidi lll, Galeri X, Beyoğlu İstanbul TR

2004  – ART-ist, Sanat Fuarı, Lütfü Kırdar Kongre Merkezi, İstanbul TR

2004  –  ODTÜ “Festival 6 Plastik Sanatlar Sergisi, Ankara TR

2004“Paycheck”, Gallery X., Beyoğlu, İstanbul., TR 

2003-“Tamamen Duygusal” Tolga Eti Sanat Galerisi, İstanbul, TR 

2003-No Emphaty”, Gallery X., Beyoğlu, İstanbul., TR

2003- Interaction-Karşı/laşmak”, Modern Türk ve Japon Sanatçıları Sergisi, Gallery Fleur, Seika  University, Kyoto & Keio Plaza Hotel, Tokyo Shinjuku, JAPONYA

2002- IAC Uluslararası Seramik Akademisi Toplantısı, Modern Balkan Seramikleri Sergisi, Atina, Yunanistan.

2002- 2. Uluslararası  Terra-Cotta Sempozyumu, Eskisehir, TR

2002- 6th International Ceramic Biennale Exhibition, Cairo, MISIR

2002  “Sesav” Seramik Sergisi, Maltepe Sanat Galerisi,İstanbul TR

2002–  “Kişisel İzler 5” Atatürk Kültür Merkezi Istanbul,TR

2001-  4.Türk Yunan Seramik Sempozyumu, Istanbul, TR

2001- “ Art-Ceramica” 2001 Sempozyumu, Trojan, BULGARİSTAN

2000-  3.Türk Yunan Seramik Sempozyumu, Rafina, YUNANİSTAN

1999-  Çanakkale Seramik 42. Seramik Bayramı, Çanakkale, TR

1999-“Kişisel İzler 2”, MSÜ,  Resim Heykel Müzesi, Istanbul,TR

1999– “Seramitek’99” Türk Seramik Derneği Üyeleri Sergisi, TÜYAP Beylikdüzü, İstanbul, TR

1999– “TROYA Festivali” Seramik Sergisi, Arkeoloji Müzesi,  Çanakkale, TR

 

SERAMİK SANATÇISI, RESSAM NASİP İYEM

Nasip Özçapan İyem(1921-2011 İstanbul) sanat yaşamına resimle başlamış, ilk resim eğitimini Fatih Halkevi’nde almış. 1939’da Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girmiş ve Nasip Özçapan İyem Nasip İyem (Ressam: Nuri İyem)

Leopold Levy Atölyesi’nde çalışmış. 1944’te askerden dönen ve yüksek resim eğitimine başlayan Nuri İyem’le evlenerek Akademi’den ayrılan Nasip Hanım, Nuri İyem’le evlenme öyküsünü şöyle dile getirir: “O tılsımlı Akademi dünyasında biz arkadan gelen taze sürgünler ve en küçüklerdik. Nuri Ağabey, bizler için bir idoldü, yarı tanrı bir şeydi. Olağanüstü resim yeteneğiyle, kişilikli ve güçlü karakteriyle sanat loncası içinde biz en küçükler de dahil herkese son derece sıcak yaklaşırdı, kendisini bir başka türlü sayar ve severdik. Sonra bir gün bana beklenmedik biçimde ‘Nasip eşim olur musun?’ dedi.

Nasip-Nuri İyem

Nasip-Nuri İyem

Gerçek miydi rüya mıydı? Kestiremiyordum. Birkaç gün öyle esrik dolaştım. Sonra günler, haftalar çabucak geçti ve ben kendimi Bayan Nasip İyem olarak buldum.”

Nasip ve Nuri İyem’in birliktelikleri tam 61 yıl sürer. Biri kız biri erkek iki çocukları olur.

Nasip-Nuri İyem

Nasip-Nuri İyem

Birbirlerine ve sanata duydukları sevgiyi güzel bir şekilde harmanlayan çift; pek çok fedakârlığa katlanmış, sürekli üretmiş, ürettikçe güçlenmiş.

Her şey güllük gülistanlık değilmiş; ama onları zorluklar yıldırmamış, el birliğiyle tüm zorlukları yenmişler, birbirlerine hem aşık hem de yoldaş olmuşlar. Birlikteliklerine gıptayla bakılmış.

Nasip Hanım, 1944’te Akademi’den ayrılmış; ama sanattan kopmamış. Evlendikten sonra evlerinin ön ve arka balkonlarını kapatarak kendilerine atölye yapıp çalışmalarını sürdürmüşler. Nasip İyem, Ressam Neşet Günal ile bir dönem Saatli Maarif Matbaası’nda kabartma Türkiye haritası yapmış. 1954 yılında soyut resim çalışmalarına başlayarak 1955’te Beyoğlu’nda Ertem Sanat Galerisi’nde ilk kişisel sergisini açmış sonraki yıl(1956) İstanbul Belediyesi Şehir Galerisi’nde, 1957 ve 1959’da ise İstanbul Türk-Alman Kültür Merkezi’nde kişisel sergilerini sürdürmüş. 1950’li yıllar resim çalışmaları yapıp kişisel sergiler açan sanatçımız 1960’lı yıllardan itibaren seramik sanatçısı olarak sanat yaşamına devam etmiş. Resim eğitimi alan birinin resmi bırakması tuhaf geliyor insana; ama onun ilk göz ağrısı meğer seramikmiş. Çocukluk yıllarını Gönen’de geçiren Nasip Özçapan İyem, burada çamurla haşır neşir olup seramiği sevmiş. Annesinin kuzenleri Gönen’de çömlekçilik yapıyorlarmış. Nasip onların vasıtasıyla seramikle tanışmış.

1960’a kadar düzenlediği dört ayrı sergisinde resim çalışmalarına ağırlık veren sanatçımız 1958 yılında Eczacıbaşı’nın Karaköy’de Mumhane Caddesi’nde bir seramik atölyesi kurduğunu öğrenince buraya başvurmuş ve çocukluğundan beri ilgi duyduğu seramik çalışmalarına yönelmiş; önce seramik üzerine resim çalışmış.

Seramik sanatının yaygınlaşması ve gelişmesine ortaya koyduğu özgün eserleriyle katkıda bulunan Nasip İyem 1961’de İstanbul Seramikçiler Derneği’nde pişmiş toprak eserlerini sergiledi. 1962’de Prag Uluslararası Seramik Sergisi’nde gümüş madalya kazandı, yine aynı yıl İstanbul Türk-Alman Kültür Merkezi’nde resim ve seramiklerini sergiledi. 1963 yılında kendi atölyesini kurdu ve 9. Uluslararası Seramik Sergisi’ne yolladığı yapıtlarıyla sertifika aldı.

Nasip İyem-Anadolu Kadını

Nasip İyem-Anadolu Kadını

Anadolu insanını farklı ve çağdaş bir anlatımla idolleştirerek Türk seramik sanatına işlemiş; kendine özgü bir anlatım geliştirmiştir. Anadolu kadınını yöresel giysileriyle pişmiş toprakla sanata katmıştır.

Nasip İyem-Anadolu Kadını Büst

Nasip İyem-Büst-Anadolu Kadını

Sanki Nuri İyem’in portrelerindeki kadınları çamurla yoğurup ateşle pişirmiş. Nasip İyem genellikle seramiklerinde sırsız bir yüzey kullanmış ve renklendirmemiş. Onun seramik çalışmalarını nerede görseniz tanırsınız. Çamuru nasıl incelikle işlemiş, kadınların yüzüne istediği ifadeyi nasıl güzel oturtmuş, onlara nasıl ruh vermiş. Onları hiç yabancılamazsınız bu eser Nasip İyem’in elinden çıkmış dersiniz.

Nasip İyem-Anadolu Kadını

Nasip İyem-Büst-Anadolu Kadını

Çalışmalarında insanların sorunlarını, yaşam için verdikleri mücadeleleri anlatmış, Anadolu insanının özellikle kadınının yüzündeki anlamı abartıya kaçmadan, doğal bir biçimde büyük bir duyarlıkla vermiş.Yaptığı seramiklerde özellikle kadın yüzlerindeki acıyı, onların gözlerindeki derin kederi, yaşamın dertleri ve yükü altında ne kadar ezilmiş olduklarını çok güzel yansıtmış.

Nasip İyem-Çocuk

Nasip İyem-Büst-Çocuk

Çocuk deyince aklımıza yerinde duramayan, sevinçle oraya buraya koşan, neşeli kişiler gelir; ama yukarıdaki çocuk büstü bize böyle bir çocuk profili vermiyor. Küçücük yaşında büyümüş, yaşamın yükünü üzerine almış, pek mutlu olmayan olgun bir kişinin yüz ifadesi var çocuk büstünde.

Nasip İyem-Seramik Eseri

Nasip İyem-Seramik Eseri

Nasip İyem-Atölyesinde Çalışırken

Nasip İyem-Atölyesinde Çalışırken

Bir yandan çalışmalarına devam ederken sergilere katılmayı da ihmal etmez Nasip İyem. 1967’de İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Seramik Sergisi’ne katılır. 1972’de İtalya Bassano del Grappa Uluslararası Seramik Sempozyumu’nda Türkiye’yi temsil eder.1973 Budapeşte’de gerçekleştirilen ‘Türk Seramikçileri Sergisi’ne katılır.

Nasip İyem-Sürahi

Nasip İyem-Sürahi

Bu arada kişisel ve karma sergilerinin yanı sıra eşi Nuri İyem’le de ortak sergiler açar. Bu ortak sergilerin çoğuna gitmişimdir. Ve ben bu sergilerde Nasip İyem’in kendisini gizlediğini, ön plana çıkmak istemediğini düşünmüşümdür hep.

Nasip İyem ve Beş Dul Elti Adlı Çalışması

Nasip İyem ve Beş Dul Elti Adlı Çalışması

Nasip İyem-Seramik Rölyef

Nasip İyem-Seramik Rölyef

Nasip İyem-Büst

Nasip İyem-Büst

Nasip İyem-Anadolu Kadını Büstü

Nasip İyem- Büst

Nasip İyem-Büstler

Nasip İyem-Büstler

O toprak rengi, gözlerinde derin keder görünen, yaşamın bütün yükünü omuzlarında hisseden, konuşmayan, konuşturulmayan, çektiği acıları içine atan Anadolu kadınlarının büstlerini her zaman çok beğenmişimdir; ancak Nasip İyem’in daha çok öne çıkmasını istemişimdir. Nedense Nuri İyem’in gölgesinde kaldığını düşünmüşümdür. Gerçi o, kendisiyle konuşan dostlarına hiçbir zaman geri planda kalmadığını söylemişse de benim gibi düşünenler de pek az değil.

nasip iyem7

Nasip İyem

Nasip İyem-Seramik Vazo

Nasip İyem-Seramik Tabak

Nasip İyem-Seramik Tabak

Nasip İyem

Nasip İyem

Nasip İyem-Pitcher (Sürahi)

Nasip İyem-Pitcher (Sürahi)

Nasip İyem 40. sanat yılında (1984) İstanbul Taksim Sanat Galerisi’nde, 45. sanat yılında (1989) Edpa Sanat Galerisi’nde, 1992 yılında Ankara Doku Sanat Galerisi’nde, 1996’da Ümit Yaşar Sanat Galerisi’nde, 1997’de Evin Sanat Galeri’sinde sergiler açtı. Nasip İyem 25-30 yapı için mimari seramik uygulamaları da yapmış, seramik uygulamalar yaptığı yapılardan bazıları; Tarabya Oteli Kral Dairesi, Akbank Şişli Şubesi, Yapı Kredi Bankası Galatasaray Şubesi, Vakıflar Bankası Galatasaray Şubesi, Yeniköy Necip Sait Barlas Yalısı, Gayrettepe Mimarlık ve Mühendislik Okulu, Osmanlı Bankası Ankara Şubesi, İzmir Efes Oteli…

Nasip İyem-Seramik Yapıtları

Nasip İyem-Seramik Yapıtları

Evin Sanat Galerisi Nasip İyem’in gelini Evin İyem’indir ve Nasip İyem’in eserleri hâlâ Evin Sanat Galerisi’nde sergilenmektedir.

Nasip İyem, 1921’de başlayıp 2011’de sona eren 90 yıllık yaşamının 67 yılını sanatla iç içe, doyasıya yaşamış. Önce resim sanatının renkleriyle, sonra da çamurun renksizliğiyle kendi yaşamını ve sanatseverlerin yaşamlarını renklendirmiş. İyi ki sanat, sanatçı ve sanatseverler var…

 

Kaynakçalar:

Nasip İyem- http://www.yardimcikaynaklar.com

Nasip İyem- Vikipedi

http://www.buyukefessanat.com

lebriz.com

Gölgenin Kadınları(Kitap)-Berat Günçıkan(Agora Kitaplığı)

fotoğraflar- vikipedi, pinterest, Erdinç Bakla Koleksiyonu’ndan alınmıştır.

RESSAM NURİ İYEM ve KOCAMAN YÜREKLİ, KOCA GÖZLÜ ANADOLU KADINLARI

“Karşımda Nuri’nin bir kadın portresi var. Acıyla kasılmış, her an bağırdı bağıracak, çığlıkları yeri göğü tutacak bir köy kadını bu… Ama böyleleri çığlık atmazlar, bağırmazlar dışa doğru, içlerinde kalır bütün o çığlıklar, acı birikimler… Bir sanatçı alır kor tablosuna o çığlıkları. Bir anlık acı olur mu sana yüzyıllık bir acı. Bir etkililik, bir kalıcılık kazanıverir. Nuri’nin kadın yüzlerinde bu anlam var işte. Onlar bugünde yaşıyorlar Goya’nın, Greco’nun insanları gibi…” Oktay Akbal/ 1980

Nuri İyem'in Bir Portresi

Nuri İyem’in Bir Portresi

Nuri İyem

Nuri İyem

Ressam Nuri İyem-Otoportre

Ressam Nuri İyem-Otoportre

1915 yılında İstanbul’da doğan toplumsal-gerçekçi sanat akımının önemli ressamlarından biri olan Nuri İyem 1950’li yıllarda soyut anlayışta eserler vermiş, 1960’lı yıllarda figüratif resme geri dönmüş;

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya

Nuri İyem, 1948, Tuval üstüne yağlı boya 46x38 cm, Pertev Naili Boratav Kolleksiyonunda

Nuri İyem, 1948, Tuval üstüne yağlı boya 46×38 cm, Pertev Naili Boratav Kolleksiyonunda

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, 38x46 cm, Özel kolleksiyon

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, 38×46 cm, Özel kolleksiyon

Nuri İyem, 1957, Tuval üstüne yağlı boya, 46x36 cm, A. İnge Bütün Kolleksiyonunda

Nuri İyem, 1957, Tuval üstüne yağlı boya, 46×36 cm, A. İnge Bütün Kolleksiyonunda

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, M.Taviloğlu Kolleksiyonunda

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, M.Taviloğlu Kolleksiyonunda

Anadolu insanını-her ne kadar koca gözlü Anadolu kadını resimleriyle tanınsa da-Anadolu insanının yaşamını, iç dünyalarını, göçleri, köyden kente göçenlerin kentteki gecekondu yaşamını resimlerinde canlandırmış.

Nuri İyem,1976, Karton üstüne yağlı boya, 17x22 cm. Necla Mısırlı Kolleksiyonunda

Nuri İyem,1976, Karton üstüne yağlı boya, 17×22 cm. Necla Mısırlı Kolleksiyonunda

Nuri İyem,Aşar gider/ Bir Gözleri Sürmeli/ Gecekondu Güzeli, Yağlı boya, Özel Kolleksiyon

Nuri İyem, Aşar gider/Bir Gözleri Sürmeli/Gecekondu Güzeli, Yağlı boya, Özel Kolleksiyon

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Salim Şengil Kolleksiyonunda

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Salim Şengil Kolleksiyonunda

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Özel Kolleksiyon

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Özel Kolleksiyon

Anadolu’yu topraklarının bereketliliğinden ve uygarlık beşiği olarak gördüğünden bir kadın olarak duyumsamış. Yaptığı kadın portrelerinde gözler; Anadolu kadınlarının çektiği sıkıntıları, acıları, sömürülmelerini anlatır. Genelde kadın portrelerinde kadınların ağızları kapalıdır, ağızları açık olan kadın portreleri de vardır. Kadınların ağızları ister kapalı ister açık olsun onlar acılarını, dertlerini anlatamazlar. Onların konuşması yasaktır.

Yıllar önce bir öğrencim; dedem  yirmi yıldır gelini olan annemin sesini duymamıştır dediğinde çok şaşırmış ve üzülmüş; ona böyle bir şey nasıl olabilir, dedenle annen nasıl anlaşıyorlar o zaman? diye sormuştum. O, bana:

Dedem veya annem birbirine bir şey diyecek olsa bana söylerler ben de bir diğerine iletirim, dedi.

Nuri İyem, 1977, Tuval üstüne yağlı boya, 114x89 cm. Bülent Tanla Kolleksiyonunda

Nuri İyem, 1977, Tuval üstüne yağlı boya, 114×89 cm. Bülent Tanla Kolleksiyonunda

SAMSUNG

Nuri İyem, 1970, Tuval üstüne yağlı boya, 82×66 cm. Ümit İyem Kolleksiyonunda

SAMSUNG

Nuri İyem, 1978, Duralit üstüne yağlı boya,38×46 cm. Özel Kolleksiyon

SAMSUNG

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Özel Kolleksiyon

SAMSUNG

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Kolleksiyonunda

SAMSUNG

Nuri İyem, 1973, Tuval üstüne yağlı boya, 100×200 cm. Bülent Tanla Kolleksiyonunda

SAMSUNG

Nuri İyem, Duralit üstüne yağlı boya, Özel Kolleksiyon

İnsanların birbiriyle konuşamaması, birbirine duygu ve düşüncelerini anlatamaması ne acı! İşte Nuri İyem, devamlı baskı altında tutulan, korkutulan, konuşması yasak olan cefakâr, fedakâr kadınları kocaman gözleriyle konuşturmuş resimlerinde. O gözlerde Anadolu insanının yüreğindeki her şeyi görebiliyor insan.

1918 yılında babasının görevli olduğu Mardin’in Cizre ilçesine annesi ve ablasıyla giden Nuri İyem, çok sevdiği ve onunla yakından ilgilenen ablasını 1922 yılında doğumdan sonra yitirir. Ablasına duyduğu sevgi çok büyüktür, onun ölümü Nuri’yi çok etkiler. Ömrü boyunca onun yokluğunu hisseder ve yaptığı portrelere ablasının gözleri konu olur ve bu portrelerdeki kadın yüzlerinde sürekli ablasını arar.

İlkokula Mardin’de başlar, 1923’te annesi ve teyzesiyle, dedesinden kalan mirasla ilgili olarak İşkodra’ya gider. İşkodra’da (Arnavutluk) önce Mahalle Mektebine ardından İtalyan İlkokuluna devam eder. 1924’te İşkodra’dan dönerler, ilkokulu Mardin’de bitirir. Küçük yaşta resim yapmaya başlar, babasının görevinden dolayı yaşadığı yerler ve Arnavutluk ileriki yıllarda resimlerinde görülecektir.

SAMSUNG

Nuri İyem, Yağlı boya, Özel Kolleksiyon

SAMSUNG

Nuri İyem, Duralit üstüne yağlı boya, Özel Kolleksiyon

SAMSUNG

Nuri İyem, Duralit üstüne yağlı boya, Ümit Yaşar Galerisi, Halil Dostol Kolleksiyonunda

SAMSUNG

Nuri İyem, Yağlı boya, Özel Kolleksiyon

1929’da annesiyle İstanbul’a döner. Gelenbevi Ortaokulundan sonra önce Pertevniyal daha sonra Vefa Lisesine gider. Aklı fikri resimdedir, başka bir şey düşünmez, sürekli resim yapar. Pertevniyal Lisesindeyken, yaptığı resimleri Akademi hocası Nazmi Ziya Güran’a gösterir.

Ressam Nazmi Ziya Güran

Ressam Nazmi Ziya Güran-Otoportre (DT: 1881 İstanbul-ÖT: 1937 İstanbul)

Nazmi Ziya’dan Akademi’ye kabul edilebileceğini öğrenir. 1933 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer ve Akademi’deki ilk yılında Nazmi Ziya Güran’ın öğrencisi olur.

Ressam Hikmet Onat

Ressam Hikmet Onat (DT: 1882 İst.-ÖT: 1977 İst.)

Ressam İbrahim Çallı

Ressam İbrahim Çallı (DT:1882 Çal-Denizli-ÖT: 1960 İst.)

Fransız Ressam-Gravürcü Leopold Levy

Fransız Ressam-Gravürcü Leopold Levy (DT: 1882 Paris- ÖT: 1966 Paris)

Ressam Nazmi Ziya Güran’dan sonra Hikmet Onat, İbrahim Çallı ve Leopold Levy ile çalışır.

Sanat Tarihi-Estetik-Mitoloji Hocası Ahmet Hamdi Tanpınar (DT: 1901-İst.-ÖT: 1962 İst.

Sanat Tarihi-Estetik-Mitoloji Hocası Ahmet Hamdi Tanpınar (DT: 1901-İst.-ÖT: 1962)

Akademideki hocalarından en önemlisi, onun aydın kişiliğinin oluşmasında büyük katkısı olan ve yaşamı boyunca yakın dostu olacak Sanat Tarihi, Estetik ve Mitoloji hocası Ahmet Hamdi Tanpınar’dır.

Nuri İyem 1937’de Akademi’yi birincilikle bitirdi; ancak birinciliği arkadaşı Ragıp Gürcan’la paylaştı. 1938 yılında askere gitti, 1939’da terhis oldu. 1940’ta Güzel Sanatlar Akademisi’nin yüksek bölümüne girdi.

Nuri İyem'in Nalbant adlı çalışması

Nuri İyem’in Nalbant adlı çalışması

1944’te Yüksek Resim Bölümü’nü de ‘Nalbant’ adlı çalışması ile birincilikle bitirdi.

Nasip Özçapan İyem

Nuri İyem-1959- Duralit üstüne yağlı boya-50×40 cm. Nasip Özçapan İyem’in portresi-Ümit İyem Kolleksiyonunda

1943 yılında tanıştığı Akademi öğrencisi Nasip Özçapan’la 1944’te evlendi. Mutlu evlilikleri tam altmış bir yıl sürdü.

Nuri İyem, toplumcu-gerçekçi sanat anlayışını paylaştığı arkadaşlarıylarıyla (Resim dalında: Turgut Atalay, Avni Arbaş, Abidin Dino, Selim Turan, Nejat Melih Devrim, Agop Arad, Kemal Sönmezler; heykel dalında: Faruk Morel; afiş dalında: Yusuf Karaçay; fotoğraf dalında: İlhan Arakon) “Yeniler Grubu”nu kurdu ve 1940 yılında Yeniler Grubu, Gazeteciler Cemiyeti’nin Beyoğlu Lokali’nde toplumsal içerikli, “Liman Resim Sergisi” adı altında bir sergi açtı.

Nuri İyem, meslek olarak ressamlığı seçmiştir. Yaşamı boyunca başka bir iş yapmamıştır. Askerlikten sonra -bir dönemden bile az bir süre- resim öğretmenliğini denemişse de bundan vazgeçmiştir.Ressamların yaptıkları resimleri sergileyecekleri sanat galerilerinin olmadığı bir ülkede o, ressamlığı hobi olmaktan çıkarmış profesyonel bir meslek haline getirmiş ve ömrü boyunca resmimizin kendi kaynaklarımızdan beslenmesi gerektiğini topluma, sanatçılara anlatmaya çalışmış, çalışmalarını bu yönde yapmıştır.

Nuri İyem, 1963, Duralit üstüne yağlı boya, 55x42 cm. Kızı Müjde Tanla'nın portresi

Nuri İyem, 1963, Duralit üstüne yağlı boya, 55×42 cm. Kızı Müjde Tanla’nın portresi

SAMSUNG

Nuri İyem, Duralit üstüne yağlı boya, 38×32 cm. Oğlu Ümit İyem’in portresi

Türkiye’de ilk özel resim dershanesini de arkadaşları Fethi Karakaş ve Ferruh Başağa ile birlikte Beyoğlu Asmalımescit S.Önay Apartmanı’nın çatı katında açtı. Buradan yetişen öğrenciler sonraki yıllarda ‘Tavanarası Ressamları’ adlı bir grup kurdular.

Yıllarca ve yıllarca pek çok sergi açtı kimi zaman ressam arkadaşlarıyla, kimi zaman eşi ressam-seramikçi Nasip İyem’le kimi zaman da tek başına… Sergi salonu bile olmayan bir yerde sürekli üretmek, ürettikleriyle yaşamını sürdürmek, defalarca sergi açmak… ancak kendini bu işe adamış, resme aşık biri tarafından yapılabilir. Bunu Fikret Adil ne güzel anlatmış:

“…Nuri İyem bir resim ustasıdır. Ömrü boyunca çeşitli alanlarda karşılaştığı türlü güçlükler onu sanatında bu olgunluğa getirmiş; renklerin, biçimlerin sırrına erdirmiştir. Bu denemelerden edindiklerini Nuri İyem tablolarına aktarınca kendisinin nasıl yumuşak, insancıl ve tatlı bir iç dünyasına sahip olduğunu da açıklamıştır.

…Resim sevgi demektir. Nuri İyem bir büyük ‘aşık’tır. Her tablosu da bir ‘İlan-ı aşk’ niteliğindedir.” Fikret Adil/1966

SAMSUNG

“Resimlerinde baştan başa Anadolu var. Anadolu’nun insanları… Aşık Veysel’i dinliyorsunuz. Dertleriyle, umutlarıyla, içtenliğiyle, çelişkileriyle…

Göç… Anadolu’dan İstanbul’a göç. Yüzlere bakınız. Tiyatro kişileri sanki… Bazısının gözleri yerde, bazısınınki ufukta. Büyüklü, küçüklü… Gökler altın… İstanbul’un taşı toprağı altın ya…

… Kadın, Nuri İyem’de başlıca konu. Sömürüldüğünden ötürü… Necati Cumalı’nın, Cahit Atay’ın, Adalet Ağaoğlu’nun tiyatroda yaptığını Nuri İyem resimde yapmış, resim diliyle…” Nüvit Özdoğru/ 1973

Nuri İyem, 1980, Yağlı boya

Nuri İyem, 1980, Yağlı boya

“Sırtında koca bir ot yığını altında ezilen, ama direnen, soylu gövdesiyle bir köylü kadınımızdan oluşan küçük; fakat anıtsal etkideki tuvalde bu tek figür, tıpkı eski Grek mitolojisindeki Atlas’ın günümüzdeki bir örneği gibi.” Zeki Çakaloz/ 1980

“…Nuri’nin eseri, değişik çeşnileri birbiriyle kenetli bir kitaba benzer.” Ahmet Hamdi Tanpınar/ 1952

“… Bütün resimlerindeki insani duyguya iyice varabilmek için Nuri İyem’in önce insan resimlerine, ondan sonra peyzaj ve natürmortlarına bakmak gerekir.” Bülent Ecevit/ 1953

“… Mavi ne zaman gülümser Nuri Usta

Su yürüyünce çivit badanalı duvara

Nerde geçer yeşilin çocukluğu

Derin sularda güneşin altında

Suskun bir aydın mıdır kahverengi

Sarıyla çocukluğunu anımsamazsa

Nasıl açar bir duvarın çiçeği

Dökülen badanalardan çıkan renk tomurcuklarıyla …  ” Turgay Gönenç/ 1980

“Aynı çağı bölüşmekten ve hele hele dostu olmaktan büyük gurur duyduğum bilge insanlardan biridir Nuri İyem. “Hoca Nasreddin gibi ağlayan/Bayburtlu Zihni gibi gülendir. Adına yürek denilen, yumruk büyüklüğünde bir uranyum vardır göğsünde, hiç kuşkum yok. Yaşam mı onu zenginleştirmiştir, yoksa o mu yaşamı, kolay kolay yanıtlayamam.” Demirtaş Ceyhun

SAMSUNG

SAMSUNG

SAMSUNG

SAMSUNG

“… Sergideki yine sayıca çok resimlere baktıkça kimileri için esasta kadında var olması istenen Anadolu kadınında büsbütün var olan, içindekini saklamak erdemi ile dopdolu yüzler geçiyor bir bir önümüzden. Yaşını anlayamadığımız, kişiliğini çıkaramadığımız, biraz acı ve biraz da hayretin varlığını ancak bakışlarında sezinleyebildiğimiz kadınlar… İçlerinde doludizgin var olanı kendilerine saklayan, öyle duran kadınlar. Hayatın kaynağı oldukları halde, doğanın içinde her şeyden habersizmiş gibi gösterilmeye çalışılan kadınlar! Sonra bu kadınların da yaşadıkları yerler olabilecek peyzajlar; tüm bir dokusuyla şiir olan çoğu insanlı görünümleriyle gidiliveren yerler, yollar…

Bu sergisinde de ben ‘ressamım’ diyor Nuri İyem, zaman buldukça resim yapmam; resimden zaman kalırsa başka şeyler yaparım. Sanatım benim hayatım; çok resim yapmışsam, daha çok yaşamışım demektir.”Fatma Ekeman/1986

2001 yılında karavanımızla İtalya’ya gitmiştik. İtalya tarih-kültür-sanat ülkesiydi; orada o kadar çok müzeye, sergiye gittik ki; her gittiğimiz müze ve sergiden sonra birbirimize (Mualla, Yavuz, Mithat ve ben) İstanbul’da bir müzeye veya bir sergiye nasıl gideceğiz? diye soruyorduk. Geziden döndükten üç-dört ay sonra 29 Kasım 2001’de İstanbul Tepebaşı Tüyap Sergi Sarayı’nda “Dünden Yarına Nuri İyem Retrospektif Sergisi” Evin Sanat Galerisi tarafından açıldı ve bu sergide Nuri İyem’in 1500 resmi sergilendi.

Nuri İyem, Heykeltraş Şadi Çalık'ın Portresi

Nuri İyem, Heykeltraş Şadi Çalık’ın Portresi

Nuri İyem, Ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Portresi

Nuri İyem, Ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Portresi

Bu olağanüstü bir sergiydi, biz İtalya’da birbirimize sorduğumuz sorunun yanıtını almış olduk. Türkiye’de de geniş kapsamlı, bir sanatçının kariyeri boyunca yaratmış olduğu eserlerden derlenmiş-retrospektif-bir sergi açılabiliyormuş demek.

Dünden Yarına Nuri İyem Retrospektif Sergisi’nde, Nuri İyem’in gelini Evin İyem’in söylediğine göre 1504 resim sergilenmiş ve Nuri İyem Resimleri Arşiv/Belgeleme Projesi gerçekleştirilmiş. Bunun yanı sıra sergideki tüm yapıtların yer aldığı iki ciltlik kitabı da yayımlanmış. 13 Aralık 2001 tarihinde sergi bittiğinde arşiv kayıtlarındaki resim adedi 1710 olmuş. 2001 yılında 86 yaşında olan Nuri İyem’in tüm bunlara tanık olması onu çok mutlu etmiştir sanırım.

18 Haziran 2005’te doksan yaşında vefat eden ressam Nuri İyem ardında 3500 resim bıraktı, o artık ölümsüz, yapıtlarıyla günümüzde de yaşıyor.

 

 

Kaynakçalar:

Nuri İyem-Vikipedi

Nuri İyem -50. Sanat Yılı Kitabı-(1986) Yazılar ve Resimler

http://www.evin-art.com-exhibitions- Nuri İyem

Fotoğraflar- Vikipedi, Pinterest, 50. Sanat Yılı Kitabı ve nuriiyem.com’dan alınmıştır.

MİNİK RESSAM: DORUK DİNÇBİLEK

Doruk Dinçbilek henüz altı yaşında, ana okuluna gidiyor. “Resim yaparken kendimi mutlu hissediyorum .Resim yapmadan önce hayal kuruyorum, ne yapacağımı düşünüp aklımda tutuyorum. Sonra çiziyorum arkasından boyuyorum. Sulu boya resim yaparken çizmiyorum, resmi fırça ve boyayla yapıyorum.” diyen Doruk ilk resimlerini yapmaya Semra teyzesiyle başlamış, ondaki yeteneği Semra teyzesi keşfetmiş. Doruk’u resim kursuna yazdırmış. Her hafta birlikte kursa gidiyorlar; Doruk önce kuru ve pastel boyalarla resimler yaparken kursta sulu boya tekniğini öğrenip resimlerinin bazılarını sulu boya yapmış.

Doruk, Atölye Asuman'da, Resim Öğretmeni Asuman Erdiliballı Batur ile

Doruk, Atölye Asuman’da, Resim Öğretmeni Asuman Erdiliballı Batur ile

Geçtiğimiz hafta öğretmeni Doruk’a resimde Lavi tekniğini araştırmasını, Lavi tekniğine başlayacaklarını söylemiş, Doruk resimde yeni bir teknik öğrenip bunu kullanacağı için çok heyecanlı.

Lavi tekniğini ben de araştırdım: Sulandırılmış tek renkle veya mürekkeple yapılan suluboya tekniğine yakın bir çalışma olduğunu öğrendim. Temel maddesi çini, is mürekkebi, sepya (mürekkep balığından alınan koyu siyah boya) veya su katılmış boyaymış. Lavi tekniğinde kullanılan boya genellikle siyahmış; ancak mavi ve yeşil de kullanılabiliyormuş. Doruk’un öğretmeni Asuman Hanım, Doruk’a tek renk suluboya ile Lavi tekniğinde resim yaptırmış.

Doruk ve Lavi Tekniğine Göre Yaptığı Suluboya Çalışması

Doruk ve Lavi Tekniğine Göre Yaptığı Suluboya Çalışması

Lavi Tekniğiyle Suluboya Çalışması

Lavi Tekniğiyle Suluboya Çalışması

Kız kardeşim Funda’nın torunu olan Doruk’un yaptığı resimler, bizleri de çok heyecanlandırıyor, resimlerini çok beğeniyoruz.

SAMSUNG

Doruk

Doruk

Flamingolar-Suluboya

Flamingolar-Suluboya

Doruk Dinçbilek

Doruk Dinçbilek Resim Kursunda

Kartal ve Yavrusu-Suluboya

Kartal ve Yavrusu-Suluboya

Cadı

Cadı

Picasso'nun bir çalışmasına bakarak

Picasso’nun bir çalışmasına bakarak yaptığı resim

Doruk; bazı resimleri başka resimlere bakarak bazılarını ise kendi düşünceleri ve düş gücüyle yapıyor .

Sevimli Maymunlar

Sevimli Maymunlar-Pastel

Ben ‘Sevimli Maymunlar’ resmini görünce Doruk kardeşlerini resmetmiş herhalde dedim; ancak Doruk bunu kabul etmiyor, yaptığı resmin maymunlar olduğunu söylüyor. Maymunlarla ilgili çok hayal kurdum, diyor. Ne diyelim ressamımız ne derse doğrudur.

Ağaçlar ve Maymun

Ağaçlar ve Maymun

Doruk

Uçan Balık

Doruk

Deniz Aracı

Doruk

Kravatlı Kedi

Kuşlar

Kuşlar

Kuşlar-detay

Kuşlar-detay

Atlar

Atlar

Su altı-Balıklar

Su altı-Balıklar

Denizdeki Gemiler

Denizdeki Gemiler

Yelkenliler

Yelkenliler

Çiçekler

Çiçekler

Çiftlik

Çiftlik

Kedi

Kedi

Kuş

Kuş

Sevgili Doruk’a çıktığı resim yolculuğunda başarılar diliyorum, çok başarılı olacağına yürekten inanıyorum.

SAN GİOVANNİ VAFTİZHANESİ ve GÖRME ENGELLİ RESSAMIMIZ EŞREF ARMAĞAN

Floransa Katedrali’nden çıktık, katedralin öndeki girişinin tam karşısındaki San Giovanni Vaftizhanesi’ne girmek için vaftizhanenin bronz kapılarının önüne geldik. Duomo Meydanı her zamanki gibi çok kalabalıktı; Giotto Çan Kulesi’ne, Floransa Katedrali’nin Kubbesi’ne çıkmak isteyenler uzun kuyruklar oluşturmuştu. Vaftizhane’nin ve Duomo’nun çevresi de turist kaynıyordu.

Floransa San Giovanni Vaftizhanesi

Floransa San Giovanni Vaftizhanesi (Battistero di San Giovanni)

San Giovanni Vaftizhanesi, Floransa’nın en eski yapılarından biri. 1059-1198 yılları arasında romanesk mimari tarzda yapılmış sekiz kenarlı, üç katlı, beyaz çatılı, dışı renkli taşlar ve çizgili sütunlarla kaplı, küçük; fakat ilginç bir yapıydı Vaftizhane. Vaftizhaneyi katlı bir pastaya benzetenler varmış. Evet, mermerden yapılmış üç katlı bir pastaya benziyor; ancak insanda yeme isteği uyandırmıyor.

San Giovanni Vaftizhanesi, Floransalı katolikler için çok önemliymiş; pek çok sanatçı, Rönesans liderleri, Medici ailesine mensup kişiler, dünyaca ünlü İtalyan şair Dante Alighieri burada vaftiz edilmişler.

Vaftizhanenin kapısı

Vaftizhanenin kapısı

San Giovanni’nin ünlü mü ünlü kapılarının önünde durup uzun süre kapıları inceledik. Kapıların orjinalleri  Museo dell’ Opera del Duomo’da sergileniyor, binadaki kapılar kopyaları.

Bu kapılar, Floransa’nın kara ölüm denilen vebadan kurtulması şerefine Heykeltraş Lorenzo Ghiberti tarafından yirmi yılda yapılmış. On panodan oluşan kapıların her panosuna İncil’de anlatılan hikayeler işlenmiş.

Ressam, heykeltraş, mimar, şair Michelangelo bu kapıları “Cennetin Kapıları-The Gates of Paradise” diye adlandırmış.

Floransa San Giovanni Vaftizhanesi'nin Kapılarının Üstündeki Heykeller

Floransa San Giovanni Vaftizhanesi’nin Kapılarının Üstündeki Heykeller

Vaftizhanenin kapısından detay

Vaftizhanenin kapısından detay

Önce San Giovanni Vaftizhanesi’nin ilginç binasını sonra da olağanüstü güzel kapılarını inceledik, doğrusunu söylemek gerekirse kendimizi kapılardan zor aldık, sonunda San Giovanni’ye girdik. Nefesimiz kesildi! Yapının içi dışından göz kamaştırıcıydı, sekizgen kubbesi çok yüksekti ve tüm kubbe altın renkli yüzey üzerine yapılmış fresklerle süslenmişti. Görüntü müthişti! Harikaydı! Küçük kilisenin tavanını ve duvarlarını kaplayan altın işlemeli resimlerin büyüsüne kapıldık, kilisenin uzun sıralarına sırt üstü yatıp dakikalarca zengin mozaikleri seyrettik. Bu mozaikler kentteki tek ortaçağ mozaikleriymiş. Sistine Şapeli’nin tavanındaki resimleri de yere sırt üstü yatıp seyretmek istemiştim; orada böyle bir şey olamazdı, ayakta bile zor duruyorduk; ama vaftizhanede bunu rahatlıkla gerçekleştirdik, şansımıza içerisi pek kalabalık değildi.

San Giovanni Vaftizhanesi'nin  kubbesi

San Giovanni Vaftizhanesi’nin kubbesi ve freskleri

My captured picture

Floransa Vaftizhane içi

Floransa Vaftizhane içi

Ne zamandı tam olarak bilmiyorum, Floransa’daki Vaftiz Kilisesi’yle ilgili Discovery’de bir belgesele rastladım, aslında bu belgesel tam olarak bu kiliseyle ilgili değildi.

Eşref Armağan

Ressam Eşref Armağan

Konu, görme engelli ressamımız Eşref Armağan’ın bir şeyi görmeden nasıl çizebildiği ve çizdiklerini renklendirebilmesiydi. Görme engelli birinin resim yapması daha da fazlası bu resimleri renklendirmesi oldukça sıra dışıydı. Amerikalı bilim adamları Eşref Armağan’ı Amerika’ya davet edip beynini incelemişler, renkleri doğru kullanabilmesinin gizini çözmeye çalışmışlar. Amerikalılardan sonra İtalyanlar da ressamımızı İtalya’ya davet etmişler.

My captured pictureİzlediğim belgeselde, Eşref Armağan’ı İtalya’nın Floransa kentindeki Vaftiz Kilisesi’nin etrafında dolaştırdılar. Ressam Eşref Armağan, yapıyı elleriyle yoklayarak dolaştı. Daha sonra ilgililer onu, kilisenin bulunduğu meydana önceden yerleştirilmiş, bir masanın başına oturttular ve vaftiz kilisesinin maketini verip resmini yapmasını istediler. Eşref Armağan maketi elleriyle inceledikten sonra kilisenin resmini çizdi perspektif kurallarına uygun olarak.

Eşref Armağan’la ilgili yazılar okumuştum, onun bir sergisine gitmiş, resimlerinden çok etkilenmiştim. Onunla ve yaptığı resimlerle ilgili bir yazı da yazmıştım. Discovery’deki belgeseli büyük bir keyifle izledim, Eşref Armağan’ı daha yakından tanıdım; ayrıca Floransa’daki San Giovanni Vaftizhanesi’ndeki altın yaldızlı resimleri nasıl hayranlıkla seyrettiğimizi anımsadım.

Eşref Armağan'ın bir resmi

Eşref Armağan’ın bir resmi

Bir sanatçıyı tanıdıktan, bir yeri gördükten sonra o kişiyle ya da yerle ilgili etkinlikler, programlar insanın ilgi alanına giriyor. Ve insan daha önce yaşadıklarını anımsayıp geçmişe yolculuk yapabiliyor.

 

SİGNORİA MEYDANI ve VECCHİO SARAYI

Floransa’nın Uffizi Müzesi’yle Vecchio Sarayı neredeyse yan yana. Uffizi’nin avlusunu yürüyerek bitirince kendinizi

Signoria Meydanı (Piazza della Signoria)

Signoria Meydanı (Piazza della Signoria)

Signoria Meydanı’nda buluyorsunuz. Meydanda neler yok ki… Kafeler, restoranlar, tanınmış heykeltraşlar tarafından yapılmış heykeller; sanat eserlerini hayranlıkla seyreden turistler, kenti gezdirmek için turistleri bekleyen faytonlar, atların ayakları altında korkusuzca dolaşan güvercinler… ve Vecchio Sarayı.

Palazzo Vecchio (Vecchio Sarayı), Floransa’nın 1298-1314 yılları arasında inşa edilmiş en eski resmi yapılarından biri. Sarayın mimarları; Arnolfo di Cambio ve Torre d’ Arnolfo. 14. yüzyılda Floransa Cumhuriyeti Yürütme Konseyince kullanılan Vecchio, daha sonra Medici ailesinin hem evi hem de grandüklerinin yönetim merkezi olmuş. 1872 yılından beri belediye sarayı olarak kullanılan Vecchio Sarayı’na Mimar, ressam, sanat tarihçisi Giorgio Vasari 16. yüzyılın sonlarında büyük bir restorasyon yapmış. Binaya birtakım ekler yapıp sarayın içini yeniden düzenlemiş ve dekorasyonunu değiştirmiş.

Vecchio Sarayı (Palazzo Vecchio-Palazzo della Signoria)

Vecchio Sarayı (Palazzo Vecchio-Palazzo della Signoria)

Aslında Vecchio Sarayı’nın ilk adı Palazzo della Signoria’ymış. Uzun süre bu sarayda yaşayan Medici ailesi yeni sarayları Pitti’ye taşınınca, Signoria Sarayı’nın adı da eski saray demek olan Palazzo Vecchio adıyla anılmaya başlanmış. Bizi, Vecchio Sarayı’nın kapısının iki yanında bulunan Heykeltraş, ressam, mimar ve şair Michelangelo’nun meşhur “David” (Davud  1501-1504) heykelinin kopyası ve Heykeltraş Baccio Bandinelli’nin “Herakles ile Cacus”u (l534) karşılıyor.

Michelangelo'nun aslı Galleria della Accademia'da bulunan David heykelinin kopyası

Michelangelo’nun -aslı Galleria della Accademia’da bulunan- “David” heykelinin kopyası

Baccio Bandinelli'nin "Herakles ile Cacus" adlı heykeli (1534)

Baccio Bandinelli’nin “Herakles ile Cacus” adlı heykeli (1534)

Vecchio Sarayı’nın bulunduğu Signoria Meydanı’ndaki heykeller sadece Michelangelo’nun ve Bandinelli’nin heykelleriyle sınırlı değil. Giambologna’nın “Sabin Kadınlarının Kaçırılması” adlı heykelinin kopyası (heykelin aslı Academia Müzesi’nde), Bartolomeo Ammannati’nin 1565’te yaptığı “Neptün Çeşmesi” heykeli, Cosmo Di Medici’nin at üstündeki heykeli, bir açık hava müzesi gibi olan Loggia Dei Lanzi ve heykelleri Signoria Meydanı’nı da açık hava müzesi konumuna getirmiş. Dünyanın dört bir yanından turistler akın akın Floransa’ya geliyor. Floransa dünyaca ünlü bir turizm merkezi.

Neptün Çeşmesi'ndeki heykeltraş Giambologna tarafından hazırlanmış satir heykeli

Neptün Çeşmesi’ndeki heykeltraş Giambologna tarafından hazırlanmış satir heykeli ve güvercinler

Medusa'nın kesik başını elinde tutan Perseus'un heykeli (Loggia dei Lenzi)

Medusa’nın kesik başını elinde tutan Perseus’un heykeli (Loggia dei Lanzi)

Vecchio Sarayı- Beş Yüz Salonu

Vecchio Sarayı- Beş Yüz Salonu

Bugün Vecchio Sarayı hâlâ belediye sarayı olarak kullanılmakla birlikte Vecchio’nun büyük bölümü müze. Beş Yüz Salonu’nun duvarlarının bir tarafı Leonardo da Vinci diğer tarafı Michelangelo, tavanı ise Giorgio Vasari tarafından resmedilmiş. Salonda “Herakles’in Görevleri” adlı 6 dinamik (devimsel) heykelin üçü salonun sağında üçü de solunda yerini almış. Floransa Cumhuriyeti’nin 500’den fazla üyesi bulunan Büyük Konsey’in toplantı salonu olan Beş Yüz Salonu zamanında dünyanın en büyük salonuymuş (1100 m2). l. Cosimo’nun isteği üzerine Vecchio’da değişiklikler yapan Giorgio Vasari adına Vecchio Sarayı’nın hemen hemen her bölümünde rastlanıyor, Vasari Vecchio’ya damgasını vurmuş.

Vecchio'nun duvarlarındaki resimlerden biri

Vecchio’nun duvarlarındaki resimlerden biri

Vecchio Sarayı'nın tavan süslemesi

Vecchio Sarayı’nın tavan süslemesi

Vecchio Sarayı tavan süslemeleri

Vecchio Sarayı tavan süslemesi

Sarayın duvarlarını devasa resimler süslüyor, her odanın tavan süslemeleri farklı ve birbirinden güzel.

1500’lü yıllarda ölüm maskeleri çok yaygınmış, bir kişi öldükten birkaç dakika sonra yüzünün alçısı alınarak yapılırmış ölüm maskesi.

Dante Aligheiri'nin Ölüm Maskesi

Dante Alighieri’nin Ölüm Maskesi

Dünyaca ünlü, İtalyan edebiyatının en önemli epik şiiri “İlahi Komedya”nın yazarı Dante Alighieri’nin ölüm maskesi de Vecchio’da.

Andrea del Verrocchio-Yunus ile Melek heykeli (1470)

Andrea del Verrocchio-Yunus ile Melek heykeli (Putto, 1470)

Ayrıca Andrea del Verrocchio’nun bronzdan yapılmış Yunus ile Melek (Putto) adlı heykeli sarayda sergilenen eserlerden.

Vecchio'dan Floransa'ya bakış

Vecchio’dan Floransa’ya bakış

Vecchio'dan Floransa'ya bakış

Vecchio’dan Floransa’nın görünüşü

Signoria Meydanı-Solda Neptün Çeşmesi sağda l.Cosimo'nun at üzerindeki heykeli

Vecchio’dan Signoria Meydanı-Solda Neptün Çeşmesi sağda l.Cosimo’nun at üzerindeki heykeli

Vecchio Sarayı'nın terasından Signoria Meydanı'nın görünüşü

Vecchio Sarayı’nın terasından Signoria Meydanı’nın görünüşü

Vecchio Sarayı’nın terasından Signoria Meydanı’na baktığımızda oraya buraya koşuşturan insanları gördük, minicik görünüyorlardı, bana karıncaları anımsattılar.

Karıncalar yiyecek derdinde

Karıncalar

Floransa’da dolaştıkça kendimizi 15-16. yüzyıllarda yaşıyormuş gibi hissettik, sanat-tarih-kültür iç içeydi. Floransa’ya boşuna Rönesans’ın doğum yeri denmemiş; müzeleri, sanat galerileri, kültürü, mimarisiyle, buram buram tarih kokuyor, sanat kokuyor. Bu kokuyu doya doya içimize çekiyoruz…

 

Fotoğraflar: Mithat Okay

SANAT ve SANATÇI KENTİ FLORANSA

 

Floransa Arno nehri-Ponte Vecchio (Vecchio Köprüsü)

Floransa (Firenze) Arno Nehri-Ponte Vecchio (Vecchio Köprüsü)

Michelangelo Meydanı’ndan bakınca Arno Nehri’nin tüm kenti boylu boyunca geçtiğini ve sol tarafta Arno Nehri üzerinde bulunan köprülerin en ünlüsü Ponte Vecchio’yu görüyoruz.

Floransa

Floransa (Firenze)

Uffizi Müzesi, Vecchio Sarayı, Büyük Katedral, Santa Croce Kilisesi ve daha nicesi Floransa topraklarına sere serpe yayılmışlar, onları seyretmemizden hoşnutlar. Tüm kent buram buram tarih ve sanat kokuyor. Rönesans’ın doğum yeri; Leonardo Da Vinci, Michelangelo, Dante Alighieri, Machiavelli ve daha pek çok ünlü sanatçının yaşadığı kent Floransa’nın yaydığı sanat ve tarih kokusundan kendimizi alamıyoruz, koku bizleri kendine çekiyor.

Galeria del Uffizi/Floransa

Galeria del Uffizi/Floransa

Tepeden yavaş yavaş inerken ilk önce Uffizi Müzesi’ne girmeye karar verdik, Uffizi dünyanın en ünlü ve en eski sanat müzelerinden biri, burada ünlü Medici ailesinin sanat kolleksiyonu sergileniyor. Medici ailesi Floransa’yı uzun yıllar yöneten, sanata değer veren, sanatçıyı destekleyen bir aileymiş. Medici ailesi önce Palazzo Vecchio’dan daha sonraları da Palazzo Pitti’den yönetirmiş Floransa’yı. Uffizi; Medici ailesinden l. Cosimo tarafından inşa ettirilmiş,   Uffizi’nin tasarımını; mimar, ressam ve “En önemli Ressam, Heykeltraş ve Mimarların Hayatı” adlı eseriyle sanat tarihinin babası olarak kabul edilen Giorgio Vasari yapmış; ancak Vasari’nin ömrü yetmemiş Uffizi’nin inşaatını bitirmeye.Vasari 1574’te yaşama veda etmiş, Uffizi’nin inşaatını Vasari’nin tasarımına uygun olarak Alfonso Parigi ve Bernardo Buontalenti 1581’de bitirmiş.

Dük l. Cosimo – anlamı ofisler olan-Uffizi’yi  hem hakimlerin kullanacağı bir adalet sarayı hem de kentin yönetimiyle ilgili işler için kullanılacak ofisler olarak düşünmüş; ancak Grand Dük l. Francesco, Medicilerin yüzyıllar boyunca topladıkları sanat yapıtlarını Uffizi’ye sergilenmek üzere yerleştirince Uffizi müze olarak kullanılmaya başlanmış.

Medicilerin sonuncusu olan Anna Maria Lodovica de Medici,  Medicilerin Uffizi’deki kolleksiyonunu Floransa halkına bağışlamış.

İki katlı, ‘U’ şeklindeki Galeria del Uffizi’nin çok uzun ve dar bir iç avlusu Arno Nehri’ne kadar uzanıyor.

Uffizi avlusundaki heykeller

Uffizi avlusundaki heykeller

Uffizi'nin avlusundaki heykeller

Uffizi’nin avlusundaki heykeller

Müzeye girmeden önce avludaki heykelleri inceledik, zamanın güzel sanatlar akademisi öğrencileri tarafından yapılmış heykeller Rönesans’ın öne çıkan isimleri.

Uffizi Müzesi’ne girebilmek için saatlerce bilet kuyruğu beklendiğini duymuştuk. Saatlerce kuyrukta bekleyeceğimizi düşündüysek de düşündüğümüz gibi olmadı. Biz, bilet kuyruğunda sadece otuz dakika bekleyip biletimizi aldık. Gerçi yarım saat beklemek de az değil; ama bazı sanatseverlerin bilet alabilmek için 4-5 saat beklediğini öğrenince biz kendimizi şanslı saydık.

Uffizi Müzesi Girişi'ndeki bilet kuyruğu

Uffizi Müzesi ( Galleria del Uffizi) Girişi’ndeki bilet kuyruğu

Biletlerimizi aldıktan sonra Galleria Del Uffizi’ye girdik, ofis olarak yapılmış olsa da o bir saraydı.

Uffizi Müzesi'nin Koridoru

Uffizi Müzesi’nin Koridoru

Dünyaca ünlü sanatçılara ait heykellerin bulunduğu uzun koridorlar, bu koridorlara açılan onlarca galeri-oda, iç içe galeriler,

Uffizi'nin tavanından bir kesit

Uffizi’nin tavanından bir kesit

koridorların tavanlarına yapılmış harika freskler, galerilerdeki ünlü sanatçıların harika eserleri…

Venüs'ün Doğuşu-Sandro Botticelli

Venüs’ün Doğuşu-Sandro Botticelli

İlkbahar-Sandro Botticelli

İlkbahar-Sandro Botticelli

Simone Martini

Simone Martini’nin bir resmi

Caterina Coronaro'nun Portresi- Titian Tiziano

Caterina Coronaro’nun Portresi- Tiziano Vecellio

Uffizi’yi saatlerce o galeri senin bu galeri benim dolaştık, yapıtların asıllarını görmek harika bir duygu! Bir ara çok yorulduğumu hissettim, upuzuuun, geniş koridorlarda oturma yerleri vardı, koridora çıktım iki-üç dakika dinleneyim diye. İnsan hiç durmadan, hiçbir şeyi atlamadan müzeyi dolaşmak istiyor, iki-üç dakikalık dinlenme bile zaman kaybı gibi geliyor.

Koridordaki koltuğa oturdum, kafamı duvara dayadım, gözüm karşı duvarın üst tarafına yerleştirilmiş yapıtlara takıldı. Koridor boydan boya sanat eserleriyle doluydu. Ne o? Ben buraya dinlenmeye çıktım güya! Gözlerimi resimlerden alamıyorum, bir iki üç derken resimlerdeki kişiler tanıdık gelmeye başladı. Daha dikkatli bakınca Osmanlı padişahlarının ve şehzadelerinin resimleri olduğunu anladım. Oturduğum yerden kalkıp resimleri inceledim, bizimkileri çağırıp padişahların ve şehzadelerin resimlerini gösterdim. Tesadüfen orada oturmasam bu resimleri göremeyebilirdim. Koridordaki resimleri de inceledikten sonra galerileri dolaşmaya devam ettik, Uffizi’deki yolculuğumuz en az dört saat sürdü, gerçekten çok yorulduk. Uffizi’den çıktıktan sonra kentin en önemli simgelerinden biri olan Vecchio Köprüsü’nde bulduk kendimizi.

ROMA’DA CARAVAGGİO SERGİSİ

Roma’da üçüncü günümüzdü, bütün gün müzeleri, tarihi alanları, meydanları dolaştıktan sonra dinlenecek bir yer arıyorduk ki Venedik Meydanı’nda asılı kocaman bir pankarttan Caravaggio Sergisi olduğunu öğrendik.

Palazzo di Venezia (Venedik Sarayı-Ulusal Müze)

Palazzo di Venezia (Venedik Sarayı-Ulusal Müze)

Sergi, Ulusal Müze Venedik Sarayı’ndaydı. Palazzo di Venezia’ya (Venedik Sarayı) girdik,  sergiye giriş biletlerini satan bayan, serginin büyük bölümünün bulunduğu üst katın kapandığını, sadece giriş bölümünü gezebileceğimizi, serginin tamamını görebilmemiz için ertesi gün gelmemizin iyi olacağını söyledi.

Görevli aslında doğru söylüyordu da biz ertesi gün Roma’dan ayrılıp Floransa’ya gidecektik. Ne olursa olsun bu sergiye girmeliydik. Biletlerimizi aldık.

Bu, mayıs ayında başlamış olan özel bir sergiydi. Dünyanın pek çok ülkesinde bulunan

Caravaggio'nun Portresi

Ressam Ottavio Leoni tarafından çizilmiş Caravaggio’nun portresi ( Michelangelo Merisi da Caravaggio)

Caravaggio ve Caravaggio’dan etkilenen sanatçıların yapıtları sergileniyordu. Temmuz sonunda sergi sona erecek, her yapıt ait olduğu ülkeye uçacaktı. Bir daha böyle bir sergiye nerede rastlayacaktık? Gerçi üst kata çıkamayacaktık, bunu kabullendik. Alt salonda görebildiğimizi görürüz dedik, dedik de giriş katında da pek fazla tablo yoktu. Salonu şöyle bir dolaştık pek tatmin olmadık. Üst katın merdiven girişine yöneldik, bir görevli yolumuzu kesti:

“Yukarı çıkış yok, sergi kapandı. „ dedi. İster istemez ‘tamam’ dedik, bilerek girmiştik ne de olsa.

My captured pictureGörevlinin yanından ayrılıp resimlere yöneldik, bu arada galerinin bahçesine açılan otomatik, cam bir kapı gördük. Bahçeye açılan kapı dedim, aslında bahçeden galeriye giriş kapısıydı bu! Üst kattaki sergiyi gezenler bahçeye çıkıp bu kapıdan alt salona giriyorlardı. Tüm bunlar kafamızın içinde dolaşırken üst kattaki sergiden çıkmış iki kişinin cam kapının önüne geldiğini ve kapının otomatik olarak açıldığını gördük, kapının açılmasıyla iki kişi içeri girdi, içerdeki iki kişi de kendilerini dışarı attı. Birbirimizle konuşmadan ve hiçbir şey düşünmeden yaptık bunu.

Kendimizi içinde bulduğumuz bahçe çok düzenliydi. Burada fazla oyalanmadan serginin çıkış levhalarının ters yönünde ilerleyerek binaya girdik. Loş bir ışıkla aydınlatılmış dik merdivenleri tırmanmaya başladık. Biz yukarı tırmanırken aşağı inen birkaç kişi “Bu da ne? „ dercesine bize baktı. Onlara aldırmamaya çalışsak da okuldan gizlice kaçan çocukların heyecanını duymuyor değildik. Yabancı bir ülkede, kapanmış bir sergiye gizlice girecektik.

Merdiven bitince kapalı bir kapının önünde kalakaldık. Bir anlık duraksamadan sonra zili çaldık. Kapıyı güler yüzlü bir hanım açtı. Bir şey sormadı, bu da işimize geldi. Girdiğimiz yerde gözümüze çarpan ilk şey bilgisayar ekranındaki Michelangelo Merisi Caravaggio’yla ilgili yazılar oldu. Sonra büyük bir salona girdik. Büyük mü? Ne büyüğü, hangar gibi bir salondu!..

Aaa, hani kapalıydı burası??? Bir yığın insan var sergiyi dolaşan. Meğer serginin kapanma saatinden önce sergiye girmiş olanların sergiyi rahatça dolaşmalarına izin veriliyormuş. Yani sergi 19.00’da kapanıyor diye herkes o saatte dışarı çıkartılmıyormuş. Bizde böyle bir uygulama yok.

Salonlar, salonlar… iç içe, muhteşem, göz alıcı salonlar… Ne de olsa bir sarayın içindeyiz, üstüne üstlük bir de ulusal müze… Bir yandan sergileme mekânının olağanüstü süslemeleri, tarihi değeri; öte yandan çok önemli bir ressamın ve çağcıllarının harika tabloları. Yapıtlar devasa boyutlarda! Bir o kadar da çarpıcı, olağanüstüler! Heyecanımız dorukta! Gözlerimizle beynimiz arasında binlerce ileti gidip geliyor! Her eserin önünde dakikalarca kalıyoruz.

Medusa-Caravaggio

Medusa-Caravaggio

Zamanımız olsa belki de saatlerce kalacağız. Müthiş, müthiş yapıtlar!!!

Diş Çekimi- Caravaggio 140cmx195cm  Uffizi Galerisi-Floransa

Diş Çekimi- Caravaggio
140cmx195cm
Uffizi Galerisi-Floransa

Müzisyenler/Konser Caravaggio 87.9cmx115.9cm Metropolitan Sanat Müzesi New York

Müzisyenler/Konser Caravaggio 87.9cmx115.9cm Metropolitan Sanat Müzesi New York

Lute Player-Caravaggio

Lavta Çalan Müzisyen-Caravaggio

Saint Jerome /Caravaggio 112cmx157cm/ Galleria Borghese Roma

Saint Jerome /Caravaggio 112cmx157cm/ Galleria Borghese Roma

O ışık nasıl kullanılmış??? Nasıl gerçek!!!

Bir ışık kaynağı; bulunduğu mekânı, karanlığı ancak bu kadar gerçek aydınlatabilir ve anlatabilir. Sanki dört yüz yıl öncesinde o mekânda, o insanlarla, eşyalarla birlikteyiz. Hepsi bizim bir parçamız gibi! İnsan bir üfleyişle o mumu söndürebileceğini veya perdeyi kapatarak güneş ışığının içeri girmesini engelleyebileceğini zannediyor.

O mumu üflediğiniz anda her şey karanlığa gömülecek, yüz yıllar öncesinden gelenlerle birlikte o karanlıkta yitip gideceksiniz onların çektiği acılarla.

Judith ve Holofernes/ Caravaggio/ 145cmx195cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Judith ve Holofernes/ Caravaggio/ 145cmx195cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Judith ve Holofernes-Detay

Judith ve Holofernes-Detay

O ışık; acıları, derin kederi, çirkinliği, vahşiliği; sonsuz güzelliği, masumluğu nasıl aydınlatıyor?

Kin-şefkat, umut-umutsuzluk, sevgi-nefret, acı-sevinç… onlarca zıt duyguyu o ışık kaynağı nasıl belirginleştiriyor?

Gerçek ne? Hangi zaman? Şimdi mi? Geçmiş mi? Şimdi ve geçmiş iç içe… Kim gerçeğin ne olduğunu bilebilir ki?

Tablolardaki ışığa vuruldum, belleğimin bir bölümüne o aydınlık yerleşti… insanın içini acıtan, acıyla yüz yüze getiren aydınlık.

Caravaggio’nun doğal resimleri. Tablolara oldukça sert bir doğallık hakim.

Madonna ve Çıplak Çocuk/ Caravaggio/ 260cmx150cm/ Sant'Agostino Roma

Madonna ve Çıplak Çocuk/ Caravaggio/ 260cmx150cm/ Sant’Agostino Roma

Dinsel konular yoğun bir biçimde işlenmekle birlikte

Meyve sepeti ile çocuk

Meyve sepeti ile çocuk

Narciso(Narsist)-Nergis/ Caravaggio/ 112cmx92cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Narciso(Narsist)-Nergis/ Caravaggio/ 112cmx92cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Falcı/ Caravaggio/ 99cmx131cm/ Louvre Müzesi Paris

Falcı/ Caravaggio/ 99cmx131cm/ Louvre Müzesi Paris

din dışı konulu ve natürmort resimleri de var. Tüm resimlerde ışık ve gölge, siyah fon üzerine öylesine güçlü işlenmiş ki…

Caravaggio’nun resimleri de kişiliği gibi karşıtlıklar üzerine kurulmuş. Sert; sert olduğu kadar da duygusal, kırılgan biriymiş Caravaggio. Yaşamı tartışmalar, kavgalar, adli kovuşturmalarla geçmiş. Kısa; fakat fırtınalı bir yaşam.

1571’de doğan Caravaggio, Milano’da Peter Simone Peterzano’nun yanında yetişmiş. 1588’de Roma’ya gidip Cavalier D’Arpino ile çalışmış. İsmini doğduğu kasabadan alan Caravaggio, Barok sanat akımının ilk büyük sanatçısı. 1606’da polisle başı derde girince soluğu Napoli’de almış. Napoli’de İtalyan ressam Caracciolo, Caravaggio’ya çömezlik yapmış.

Giovanni Battista Caracciolo'nun bir resmi

Giovanni Battista Caracciolo’nun bir resmi

Saint Peter'ın Kurtuluşu/ Caracciolo

Saint Peter’ın Kurtuluşu/ Caracciolo

Caracciolo( 1578-1635), Caravaggio’dan çok etkilenmiş, büyük  dinsel kompozisyonlar yapmış gölge ve ışık yönünden çok uyumlu olan. Ayrıca Caracciolo, Caravaggioluk’un yayılmasına büyük katkıda bulunmuş.

Nedir bu Caravaggioluk? Ansiklopedilerin söylediğine göre: “Caravaggio’nun yapıtlarından kaynaklanan, gerçekçi betimlemelerle ve güçlü ışık-gölge karşıtlıklarıyla belirginleşen resim akımı. ”

Caravaggio’dan yalnız Caracciolo etkilenmemiş; İspanyol, Fransız, Hollandalı, İtalyan pek çok sanatçı onun etkisi altında kalmış.

Artemissa/ Rembrandt/ 142cmx152cm/ Prado Müzesi Madrit

Artemissa/ Rembrandt/ 142cmx152cm/ Prado Müzesi Madrit

Dr. Nicolaes Tulp'ın Anatomi Dersi/ Rembrandt Harmenszoon van Rijn/ 170cmx216cm/ Mauritshuis Müzesi Hollanda

Dr. Nicolaes Tulp’ın Anatomi Dersi/ Rembrandt Harmenszoon van Rijn/ 170cmx216cm/ Mauritshuis Müzesi Hollanda

Bu sanatçılar arasında Rembrant(1606-1669) bile var.

Kırk yaşına gelmeden ölen, fırtınalı bir yaşam süren Caravaggio, günümüzde modern resmin atalarından biri sayılmakta.

Caravaggio Sergisi’nde zaman kavramını yitirdik, her resmin içine girdik, o yaşamların bir parçası olduk.

İhtişamlı bir sergi alanı, ünlü ressamlar; harika, nefes kesen tablolar; ışık-gölge oyunları bizi büyüledi!

Önünde durulan her tablo, biz izleyicileri şaşırtıyor, üzüyor, heyecanın doruğuna çıkarıyor, insanı omuzlarından sıkıca kavrayıp sarsıyor, sarsıyordu.

Diğer yandan da “Bir daha nasıl başka bir sergiye giderim?” düşüncesi sarıyordu insanı. Bu serginin üzerine başka bir sergi düşünemiyorduk.

Loş ışıklı salonlardaki inanılmaz büyüklükteki, gizemli resimlerin dünyasından ayrılmanın olanağı yoktu. En son biz girmiştik sergiye, kala kala birkaç sergi görevlisiyle kaldık sergi alanında. Tüm salonları bir daha, bir daha gezme arzusunu duyuyorduk. Ama bunun olanağı yoktu! Çıkışı takip ettik, merdivenleri inip bahçeye vardık. Caravaggio’nun resimlerinin fonu gibi kararmıştı hava ve Venedik Sarayı’nın bahçesindeki tarihi lambalar aydınlatıyordu karanlığı. Caravaggio’nun karşıtlığı bu bahçede de kendini hissettiriyordu. Bu an gerçekti, şimdiydi. Peki o tablolar? Onlar neydi? Onlar belki de daha gerçekti. Yüz yıllar öncesinde yaşanmış gerçeklikler.

Son bir kez karanlıkla aydınlığın çatışmasına göz atıp cam kapıya yaklaştık. ‘Açıl susam açıl’ dememize fırsat kalmadan kapı, bu sefer bizim için açıldı. Salona girdik, salonun kapısında bizi üst kata çıkarmayan görevliyle göz göze geldik, ona bir hoşça kal selamı verip dışarı çıktık. Roma’nın en işlek caddelerinden birindeydik ve karanlık çökmüştü, oysa biz buraya girerken hava aydınlıktı.

Bir rüya mı görmüştük, yoksa yüz yıllar öncesine yolculuk mu yapmıştık? Hayaller ve gerçekler ülkesinden çıktığımız doğruydu. Düşle gerçek arası bir boyuttaydık hoş ve kekremsi tatlar aldığımız.

Otobüs durağına ayaklarımız yere basmadan vardık, Roma Kamping’e giden otobüse bindik. Kamping’e vardığımızda saat onu geçiyordu. Karavanımıza merhaba deyip düşler alemindeki yolculuğumuzu sürdürdük. Bu yolculuk uzun süreceğe benziyordu.

ROMA VATİKAN SİSTİNE (SİXTİNE) ŞAPELİ

Vatikan Müzelerini saatlerce dolaştık, 1400 odası olduğu söyleniyor, müthiş bir müzeler kompleksi. Dünyanın en zengin kolleksiyonuna sahip müzelerden biri. Etkilenmemek imkansız.

Vatikan Müzeleri

Vatikan Müzeleri

Müzeyi büyük bir kalabalıkla dolaştık, insanlar sel gibi akıyordu müzenin içinde, bizler zaman zaman birbirimizi kaybettik bulduk, bulduk kaybettik.

Saatler sonra oldukça yorulmuş olarak Sistine (Sixtine) Şapeli’ne geldik, zorlukla içeri girdik, çünkü kilisenin kapısının önü çok kalabalıktı. Kendimizi içeride bulduğumuzda dışarının kalabalıklığının hiç olduğunu anladık. İçerisi öyle böyle kalabalık değildi, hınca hınç doluydu…“İğne atsan yere düşmez„ sözü burası için söylenmiş olsa gerek. Ancak herkesin ayakta durabileceği kadar yer vardı Sistine’de. Ayakta dikilen, kafaları yukarıya bakan bir insan kalabalığı… büyük bir uğultu… Görevliler, Sistine‘dekileri sürekli uyarıyor sessiz olmaları için; ancak uğultu kesilmiyor. Uğultu nasıl kesilsin ki o kadar kişi hiç konuşmasa sadece nefes alsa bile gürültü olur.

Kilisede duracak bir yer bulduktan sonra herkes gibi ben de kafamı yukarı kaldırıyorum, gördüklerim karşısında içimde bir şey büyüyor, büyüyor çığlık olarak dışarı çıkmaya hazırlanıyor; çığlık atmamayı başarıyorum, çok zorlandığımı söyleyebilirim.

Sistine (Sixtine) Şapeli'nin tavanının bir bölümü

Sistine (Sixtine) Şapeli’nin tavanının bir bölümü

Dünyaca ünlü İtalyan heykeltraş, ressam Michelangelo-kendini tavana asılı tutarak- dört yılda yapmış bu resimleri, dört yılın sonunda bu şaheserler ortaya çıkmış, kendisi de kamburlaşmış.

Hangi resme bakacağımı şaşırıyorum. Bir yandan aşırı yorgunluk, diğer yandan aşırı heyecan. Kendimi resimlerden alamıyorum, kafam sanki gökyüzü çekiminin etkisine girmiş, normal halini alamıyor. Gözlerim tüm resimleri yutmak, belleğime kaydetmek istiyor.Yüzyıllar önce yapılmış bu resimlerde öyle bir devinim var ki!..

Roma-Sistine Şapeli-Libyalı Falcı

Roma-Sistine Şapeli-Libyalı Falcı

Bir bölümde bir kadın kitabı açıyor; açmış değil açıyor, sanki resme baktığım anda kadın kitabı açıyor. Michelangelo yüzyıllar öncesinde yüzyıllar sonrasını, şimdiyi nasıl yakalamış!

Roma-Vatikan Müzeleri-Sistine Şapeli

Roma-Vatikan Müzeleri-Sistine Şapeli

Başka bir resimde bir adam bacaklarını aşağıya sarkıtıp oturmuş, adam aşağıya indi inecek, bu resimler üç boyutlu!

Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni (1475-1564 İtalya) Rönesans Dönemi İtalyan ressam, heykeltraş, mimar, şair

Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni (1475-1564 İtalya) Rönesans Dönemi İtalyan ressam, heykeltraş, mimar, şair

Michelangelo:

“Benim gözümde resim, kabartma ve heykel tarzına yaklaştığı oranda değerlidir.„ demiş ve dediği gibi resimlerini de heykel tarzına yaklaştırmış.

Sistine Kilisesi ve Michelangelo ile ilgili olarak kaç gündür resim öğretmeni olan Yavuz’un anlattıklarını dinlemiştik. Burayı gezmeden önce bilgi sahibi olmuştuk. Şimdi resimlerin karşısındayım; onların ihtişamı tüm öğrendiklerimi unutturdu. Neler söylemişti Yavuz? Anımsamaya çalışayım.

“Michelangelo’nun sanata başlamasının resimle olduğunu, insanı bir mimar gibi işlediğini, fırçasıyla hayat verdiği bedenlerin en zorlu hareketlerin ağırlığı altında eğilip bükülürken bile haşmetli görünümlerinden bir şey kaybetmediklerini, resimde biçimi çok önemsediğini, keskin ve usta çizgileri olduğunu, öyle ki yapıtlarındaki kişilerle onları saran kumaşların kıvrımlarını bile değişik plânlara ayırdığını…„

 

Roma-Vatikan Müzeleri-Sistine Şapeli

Roma-Vatikan Müzeleri-Sistine Şapeli

Tüm söylenenler doğru, resimlerdeki kişiler ve giysileri öyle ustaca çizilmiş ki… hepsi sanki canlı, hareketli… üzerlerindeki giysiler kıvrım kıvrım dökümlü…

6 Mart 1475’de İtalya, Casentino Bölgesi’ndeki Caprese köyünde doğan Michelangelo, 1508 yılında Sistine Kilisesi’nin kubbeli tavanını süslemeyi üzerine almış ve durup dinlenmeden çalışarak 1510 yılında tamamlamış.

Sistine (Sixtine) Şapeli Tavan Fresklerinin Bir Bölümü

Sistine (Sixtine) Şapeli Tavan Fresklerinin Bir Bölümü

Sistine Şapeli

Sistine Şapeli

“Bu eserimin ilk kısmı, kemerli gözlere rastlayan on iki havari resmidir. Gerisini ihtiyaca göre düzenleyip bölümlere ayırdım,” diyen Michelangelo bu yapıtında, milattan önceki yıllarda dünyanın ve insanlığın halini tema olarak ele almış, insan zekâsının sağ duyuya ve bilime yönelişini temsili bir şekilde canlandırmak istemiş.

Kubbenin altına gelen üçgen şeklindeki kirişlerin arasındaki bölmelere muhtemeşem tahtlar ve bu tahtlara Hz. İsa’nın dünya yüzüne ineceğini önceden haber veren peygamberler, sihirbazlar ve falcı kadınlar oturtulmuş. Bunlar on iki kişiymiş. İşte daha önce sözünü ettiğim kitabı açan kadın, Libyalı falcıymış;

Sistine Şapeli-Delfli Güzel Falcı

Sistine Şapeli-Delfli Güzel Falcı

ya şu Delfli falcı kızın güzelliğine ne demeli! Peygamberler ve falcılar bu eserde umudu ve bekleyişi ifade ediyormuş.

Cumaeli Falcı Kadın

Cumaeli Falcı Kadın

Fresklerdeki bütün falcılar Delfli falcı kız gibi güzel değil, Cumaeli falcı kadının karanlık bir yüzü var. Her iki falcının yüz ifadeleri birbirine zıt.

Evet, başka neler söylemişti Yavuz?

Sistine Şapeli-Yaratılış Safhaları'ndan bir bölüm

Sistine Şapeli-Yaratılışın Safhaları

Sistine Şapeli-Yaratılışın Safhaları'ndan bir bölüm

Sistine Şapeli-Yaratılışın Safhaları

“Peygamber tahtlarının üst kısmı ile sınırlanan eserin orta bölümünde dünyanın yaratılması; “ilk günah” ve bunun sonuçlarını temsil eden dokuz değişik sahne yer alıyor: Işığın karanlıklar aleminden kopması, gökyüzündeki büyük yıldızların doğuşu, denizlerin karalardan ayrılması, hayvanların, erkeğin, kadının yaratılması, ilk günah, Adem ile Havva’nın cennetten kovulması, Nuh’un fedakarlığı, tufan; Nuh’un sarhoşluğu…

Alttan, tahtlar dizisinin bulunduğu hat ile bağlantı sağlayacak şekilde, yuvarlak kabartma süsleri taşıyormuş hissini veren dev yapılı, çıplak yaratıklarla desteklenmiştir.„

Bu yaratıkların kimlikleri ve ne anlam ifade ettikleri belli değilmiş. Bu kimlikleri ve anlamları belli olmayan devler havada uçar gibiler, bize doğru geliyormuşçasına… tavana çizilmemişler de boşlukta oluşturulmuşlar; üç boyutlu, devinimli, çarpıcı!..

Sistine’in tüm dünyada dillere destan olması boşuna değil, olağanüstü güzellikte ışık oyunları yaratmış, tavan kirişlerinden yararlanarak görkemli yapıtını bölümlere ayırmış sanatçı; her bölüm başlı başına bir sanat şaheseri, hepsi değişik anlamlar ve değerler içeriyor; insan bedenleri, şekiller, cisimler gökyüzünden kabartma olarak fırlamış, gökten yeryüzüne inmekteler sanki.

Sistine’in tavanının hangi tarafına baksan seni alıp başka bir aleme götürüyor, her nokta bu eseri yaratan kişinin dehasına, yeteneğine, çalışma azmine hayran bırakıyor insanı.

Michelangelo’nun,

“İnsanlar, benim ustalığımı elde etmek için ne kadar sıkı çalıştığımı bilseler, onun o kadar hayret edilecek bir şey olmadığını anlarlardı.„ sözünü anımsıyor, ona daha fazla saygı duyuyorum.

Bu kadar kalabalık buraya boşuna gelmemiş, diye düşünürken sürekli iteleniyoruz. Kilise tıklım tıklım, yeni gelenlerin ardı arkası kesilmiyor, çıkan yok! Kiliseye giren kalıyor, burada uzun süre kalmamak olanaksız. Ne kadar kalırsanız kalın bu dev şaheseri bütünüyle özümseyemezsiniz. Görevliler sürekli herkesin sessiz olması için uyarıda bulunuyor, ne kadar uyarsalar da faydası yok!

Sistine Kilisesi’nin tavanını dört yılda büyük bir emekle tamamlayan Michelangelo, uzun süre paletini ve fırçasını rafa kaldırmış; yine de resim yapmaktan geri durmamış, yeni sanat akımları ve devrin olaylarıyla da ilgilenmiş.

Bu arada itelene ötelene kilisenin diğer ucuna getirildik, tavandan başımı güçlükle alıp karşı tarafa baktığımda bir anda çarpıldım. Karşı duvarda, dev bir halı asılıydı tüm duvarı kaplayan. Gözlerimi dev halıdan ayıramadan ‘Mithat şuraya bak! Olamaz böyle bir şey! Harika! Olağanüstü!‚ diye fısıldadım. Aslında avaz avaz bağırmak geliyordu içimdeki fırtınaları anlatmak için. İtelenmeden ötelenmeden önce o duvarın yakınındaydım; yakından bakınca insan yapıtın tamamını göremiyor.

Sistine (Sixtine) Şapeli-Son Yargılama (Kıyamet Günü)

Sistine (Sixtine) Şapeli-Son Yargılama (Kıyamet Günü)

Bu yapıtın adı: Son Yargılama yani Kıyamet Günü!

Son Yargılama’yla ilgili olarak sanat danışmanımız Yavuz şunları anlatmıştı:

“Son Yargılama, insanın maddeciliğe ve şer kuvvetlerine karşı tek başına mücadelesini canlandırmaktadır. Değişik konular, çarpıcı olduğu kadar duygulu bir biçemle gözler önüne serilmiş, hepsi de bütünün bir parçasıdır.

Dev bir halı gibi kilisenin büyük mihrabına ait duvarı baştan başa kaplayan Son Yargılama, bu yapıtta kendini aşan Michelangelo’nun bile bir daha erişemeyeceği adeta bir serap ve hiçbir ressamın taklit edemeyeceği bir şaheserdir. En sıkışık noktalarda bile şekiller kusursuzdur. Renk tonları inanılmayacak kadar yumuşak ve göz okşayıcıdır. Sanatçı en küçük alanı bile çok başarılı bir şekilde kullanmış, karışık insan gruplarını ustalıkla canlandırmıştır.

En karışık sahnelerde bile her şahıs ve cismin bütünden tek tek ayrılabilme özelliği, sanatçının resme getirdiği yapıcı bir kuraldır.„

Ve daha anımsayamadığım bir sürü bilgi vermişti Yavuz, sadece dinlemek yetmez, not almak gerekirmiş.

Sistine Şapeli-Son Yargılama

Sistine Şapeli-Son Yargılama (Hakim Hz. İsa bölümünden detay)

Condivi bu eserle ilgili şunları söylemiş: “Michelangelo, resim sanatında en basit bir hareketi hatta bir kıpırdanmayı bile gözden kaçırmadan insan vücudunun değişik durumlardaki halini nasıl canlandırabileceğini göstermiştir.”

Sistine Şapeli-Son Yargılama'dan detay

Sistine Şapeli-Son Yargılama’dan detay

Son Yargılama‘yı yedi yıl süren yorucu bir çalışmadan sonra 1541 yılında bitirebilmiş sanatçı. Resim bittikten sonra bazı çevreler Son Yargılama‘yı sıcak bir ilgi ile karşılamış, bazıları ise şiddetle yermişler.

Hayattayken gelmiş geçmiş en büyük heykeltraş ve ressam sıfatına layık görülen Michelangelo yaşadığı çağın sanatını etkilemekte önemli rol oynamış.

Michelangelo’nun Son Yargılama‘da mahşer temasını kendine has bir şekilde işlediği ve hayran olduğu Dante’nin bir şiirine atıfta bulunduğu yazmaktaymış birtakım kaynaklarda.

Kıyamet gününe öyle dalmışım ki, kalabalığın akışıyla Sistine‘in çıkış kapısına sürüklenmişim farkında olmadan. Mithat’ın yanımda olduğunu düşündüğümden kafam hâlâ karşı duvarda, ona yolun sonuna geldik herhalde, diye fısıldadım. Soruma:

“Hayır, yolun sonu değil! Görülecek pek çok yapıt var daha, „ diye yanıt aldım. Ben şaşkınlıkla, bana yabancı olan sesin geldiği yöne çevirdim başımı, konuşan Mithat değildi! Hemen yanımda soruma Türkçe yanıt veren kumral, kıvırcık saçlı, zayıf bir genç gördüm. Gülümseyerek bakıyordu bana. Ben de ona gülümseyip:

-Eşimi yanımda sanıyordum; şaşılacak bir şey, bunca kalabalıkta Türkçe konuşan biriyle yan yana düşmek. Delikanlı:

-Gerçekten öyle, ben de sorunuzu duyunca, yanlış mı duydum diye sordum kendime, yanıt vermeden duramadım.

Sistine’i biraz daha yaşadıktan sonra istemeden yeni gelen ziyaretçilere bıraktık. Aslında ayakta değil de, yere uzanarak Sistine Şapeli’nin tavanını izlemek isterdim. Ama bu isteğimin gerçekleşmesinin böyle bir kalabalıkta olanaksız olduğunu çok iyi biliyordum..

Üniversite öğrencisi olan genci; dışarı çıkınca bizim grupla tanıştırdım, uzun uzun sohbet ettik onunla, bütün gün bizimle birlikte dolaştı Roma’yı. Bize hırsızlardan korunma yollarını öğretti. Pasaportunu ve parasını gömleğinin altında annesinin diktiği bir kesede sakladığını, bize de öyle yapmamız gerektiğini, İtalya’da hırsızlığın çok yaygın olduğunu söyledi. Biz de ona, Napoli’de tanık olduğumuz hırsızlık olayını anlattık.

İtalya’nın kuzeyine çıktıkça yaşam koşullarının daha iyi olduğunu gördük, pek çok Romalının Güney İtalya’dan şikayet ettiğine tanık olduk. Biz çalışıyoruz, Güneyliler yan gelip yatıyorlar diye yakınıyorlardı. Roma’da üniversiteli Umut’un anlattığı kadar hırsızlık olabileceğine ihtimal vermedik; ancak İtalya’nın hangi şehrine gidersek gidelim elimizden geldiğince temkinli davrandık.

 

GÖRME ENGELLİ RESSAM EŞREF ARMAĞAN

Eşref Armağan

Eşref Armağan

Eşref Armağan'ın resmi

Eşref Armağan’ın resmi

Eşref Armağan'ın resmi

Eşref Armağan’ın resmi

 

            Yaşamak… Nedir yaşamak? Yemek, içmek, uyumaktan mı ibarettir? Gördüklerimizi, duyduklarımızı, hissettiklerimizi nasıl algılarız? Ne kadarını algılarız? Algıladıklarımızdan kaçta kaçını dışa vurabiliriz? Onları başkalarına nasıl iletebiliriz?

Konuşarak, yazarak, resim-heykel-karikatür yaparak, fotoğraf-film çekerek diğer insanlara düşüncelerimizi anlatabiliriz. Toplumumuzda düşüncelerini bu araçlarla dışa vuranlar çoğunlukta mı? Çoğunluk konuşur. Bu konuşmalar ne kadar doyurucudur? İnsanlar birbirlerini olumlu yönde etkileyip üretici hale getirebilirler mi?

Siz, siz! Hangi yolu kullanıyorsunuz? Yazıyor musunuz?

Hayır mı? Neden yazmıyorsunuz? Yeteneğiniz yok, öyle mi?

Peki, siz resim yapar mısınız?

Öyle şeylerle işiniz olmaz mı?

Fotoğraf ya da film çeker misiniz? Evet mi?

Çalışan beş duyu organımız var, onların algıladıklarının beyinde işlem görmesi gerekir başkalarına iletilebilmesi için. Beyin o işlemi yapmazsa görülenlerden, işitilenlerden, tadılanlardan, hissedilenlerden kuru birkaç sözcükten başka bir şey kalmaz geriye.

Kimi zaman -aslında genellikle demek daha doğru olur- bizi çok etkileyen bir kitap, kişi, film, oyun, yapıtla ilgili bir iki cümle etmekten bile kaçınırız. Beş duyu organından biri eksik olan kişiler ne yapıyorlar acaba? Duymuyorlarsa konuşamayacak, müzik dinleyemeyecek, dans edemeyecek, şarkı söyleyemeyecekler mi?

Duyma sorunu olmayan herkesin konuştuğunu, şarkı söylediğini, müzik dinleyip dans ettiğini mi düşünüyorsunuz? İşitebildiği halde bunlardan hiçbirini yapmayan dünya kadar insan var.

Görmeyen kişiler, kendilerini bir karanlığa mı hapsetmişlerdir? Görmedikleri için kitap okuyamaz, televizyon seyredemez, bilgisayar kullanamazlar mı?

Gören kişiler çok okurlar mı? Ya da bilgisayar kullanırlar mı?

Görme sorunu olmayan milyonlarca kişi kitap okumaktan hoşlanmamakta, onların yaşamlarında kitap yer almamaktadır toplumumuzda veya başka toplumlarda. Televizyonsa toplumun büyük çoğunluğunun yaşamının her saatini ele geçirmiş durumdadır.

Toplumda görebilen insanların çoğunluğu böyleyse görme engellilere ne diyebiliriz ki? Aslında onlar yapmak istediklerini yapabiliyorlar.

Kitap okuyabiliyor, bilgisayar kullanabiliyor, fotoğraf çekebiliyor, resim-heykel yapabiliyor, yabancı dil öğrenebiliyor, öğretebiliyor ve daha pek çok etkinliğe katılabiliyorlar. Onlar okudukları kitapları, yazarlarıyla tartışıp beyin fırtınası yaratıyorlar. Okudukları, dinledikleri kitapları öylesine derinden duyumsayıp algılıyorlar ki… O kitaplarla ilgili gözlemlerine, eleştirilerine, ilgilerine, dikkatlerine, en küçük ayrıntıları yakalamalarına, okudukları kitabı taa içlerinde yaşamalarına, zekâlarına hayran kalıyor insan. İçlerindeki coşku, öğrenme isteği, düşünce güçleri onları dinleyenleri de coşturuyor. Ve görme sorunu olmadığı halde okumayan; beynini, yüreğini karanlıklara zincirleyenlere “Uyanın, uyanın artık, kurtarın kendinizi bu karanlığın zincirlerinden„ diye bağırmak istiyorsunuz. Zaman zaman da bağırıyorsunuz.

Bazıları derin uykularından başlarını kaldırıp:

-Ne oluyor sana, ne karışıyorsun? Bozma rahatımızı! diye söyleniyor.

Kimisi:

-Sahi, doğru söylüyorsun, ben de bir şeyler yapmalıyım, diyor.

Onlar kendileri ve toplumları için ne yaparlar veya yapmazlar, bunu bilemeyeceğim. Ancak görme engelli ressam Eşref Armağan’ın bakmaya doyamadığım, bir renk ve düşünce cümbüşü olan resimler yaptığını biliyorum.

Doğuştan görme engelli olan Eşref Armağan hiçbir eğitim almamış. Kendi çabasıyla yazmayı öğrenmiş. Altı yaşında resim yapmaya başlamış. Resim ya! Resim! Yazı değil resim!

Eşref Armağan’ın yaptığı resimlerde; düşüncesinin derinliğini, ufkunun genişliğini, hayal gücünün sonsuzluğunu görüyorsunuz. O, mitolojiden uzay çağına, su altından dağlara, nehirlere, ormanlardan düşlere, camilerden ren geyiklerine, notalardan müziğe, müzikten dansa, siyahtan beyaza, kırmızıdan yeşile, böcekten çiçeğe, korkudan aşka, sevgiden tutkuya, kederden mizaha, insandan canavara, melekten şeytana, düşten gerçeğe, soyuttan somuta… yani yaşama, insana dair ne varsa tuvaline yansıtmış.

Eşref Armağan ne güneşin doğuşunu ne de batışını görmüş. Denizin mavisini, laciverdini; dağların kahvesini, bozunu, karlısını, dumanlısını; göğün açığını, bulutlusunu; arının, kelebeğin, çiçeğin, böceğin çeşitli renklisini de görmemiş. Görmemiş de bunların tümünü hatta fazlasını çizmiş ve hepsini doğadaki renkleriyle boyamış. Resimlerindeki kompozisyon bütünlüğü, renk uyumu, perspektif müthiş!

Yunusu nerede gördü de çizdi. Sadece yunusu çizmekle kalmamış resmine mizah da katmış. Bir yunus kemençe çalıyor, üç yunus onun karşısında yan yana dizilmiş horon tepiyor su altında. Nasıl oluyor bu? Olağanüstü bir durum!

Eşref Armağan bizlerden daha çok yabancı bilim adamlarını şaşkınlığa düşürmüş. Amerika’da beyni incelemeye alınmış. Ve de İtalya’da…

Eşref Armağan görmediği varlıkları, yerleri, olayları, özellikle de renkleri nasıl biliyor? Ve onları tuvale yansıtabiliyor!

Görmeden mi? Kim görmüyor? Eşref Armağan mı, yoksa bizler mi?

Bizler gören körleriz! Gördüklerimizi dışa vuramayan, donmuş, kalıplaşmış kişiler! Kim bilir, belki önce içimize düşürmemiz gerekir gördüklerimizi. Görülenler içselleşmeyince dışarıya da çıkamıyorlar anlaşılan.

Eşref Armağan o renkleri, canlıları, nesneleri nasıl gördü beyniyle? Gözler görüp beyne bir takım dalgalar göndermese de beyinde tüm evren var gibi görünüyor Eşref Armağan’ın resimlerine baktığımızda. Beyin görüyor demek ki! Tüm dünyanın sandığı gibi görme engellilerin dünyası kapkara değil!

Doğa, doğadaki renkler beynin bir bölümünde saklı duruyor da onu kullanmak için gayret gösterenlere gizini açıyor mu uçsuz bucaksız insan beyni?