İLHAN KOMAN’IN GOOGLE’DA DOODLE OLMASI

17 Haziran’da saat 15.30 gibi bloğuma baktım, ilk bakışta haftalık ya da aylık bölümü açmışım diye düşündüm. Zira 17 Haziran her günkünden daha fazla ziyaretçi almıştı. Ve wordpress’ten iki ileti vardı, iki iletide de istatistikleriniz patlıyor, bloğunuz çok trafik alıyor, diye yazıyordu. Hangi yazılar tıklanmış diye bakınca r005-037-abTürk Da Vincisi İlhan Koman, İlhan Koman ve Gemi Evi Hulda, İlhan Koman Akdeniz Heykeli adlı yazılarımın yüzlerce kez tıklanmış olduğunu gördüm. Benim yazılarım yüzlerce tıklanmışsa demek ki milyonlarca kişi İlhan Koman’la ilgili yazıları okudu.

r005-026

İlhan Koman’ın Hulda Adlı Teknesi

İlhan Koman acaba bugün mü doğmuştu? diye kendime sorarken internete girdim ve İlhan Koman’ın Google’da Doodle olduğunu gördüm.

r001-082-ba

İlhan Koman’ın Eserleri

r003-004-b

r001-089-ab

İlhan Koman Eserleri

İnternete giren pek çok kişi Google İlhan Koman adlı birini doodle yapmış, ‘bu adam kim?’ diye merak etmiş ve internetlerine sarılmış. İnternette yok yok… Her şeyi sorup yanıtını alabiliyorsunuz. Öyle ki artık ansiklopedilerin bile kütüphanelerce bir değeri kalmadı, bunun için de kütüphaneler ansiklopedileri yerimiz yok diye almıyor, sadece roman tarzı kitapları alıyor. Belki her yerde böyle değildir. Ne acıdır ki toplumumuz kütüphaneye gitmeye tam alışıyordu ki internet girdi yaşamımıza, kütüphaneler bir türlü bizlerde yerini bulamadı.

r001-087-bBilgisayar ve internetin faydaları da çok, şayet google 98. doğum gününde İlhan Koman’ı doodle yapmasaydı, kim veya kaç kişi tanıyacaktı onu.Sadece bir günde milyonlarca kişi İlhan Koman’ı tanıdı, eserlerinin fotoğraflarını gördü. İlhan Koman’ı araştıran kişilerin çoğu genç diye düşünüyorum, bu da beni çok sevindiriyor. Artık gençler de Google sayesinde İlhan Koman’ı tanıyor.

SERAMİK SANATÇISI CANDEĞER FURTUN

Seramik sanatçısı hocam Reyhan Gürses, bir başka seramik sanatçısını yazıp yazmayacağımı sordu. Ben çok net yanıtladım: “Hayır, başka bir seramik sanatçısını yazmayacağım.” Ama o anda gözlerinde Candeğer Furtun adını gördüm sanki. Ona bir başka seramik sanatçısı derken Candeğer Furtun’u mu kasdettin diye sordum. Evet, dedi. Neyse aradan on- on beş gün geçti, belleğim beni Candeğer Furtun’la ilgili düşüncelere yöneltti. Beyine tohum attınız mı siz düşünmeseniz bile o arka planda bazı konuları düşünüp atılan tohumları büyütüp geliştiriyor. Reyhan Gürses beynime Candeğer Furtun ile ilgili tohumları attı, beynim onları geliştirdi. Bana da araştırıp yazmak kaldı.

Ve Bertolt Brecht’in bir şiiri geldi aklıma.

“Yaşıyorsan hâlâ, deme hiçbir zaman:asla!

    Kesin değildir, kesin olan

   Bu olanlar sürüp gitmez böyle.

    Gün bitmeden var olacak olmaz dediklerin.”(Cesaret Ana) Bertolt Brecht

Bu şiirde söylenenler benim durumuma çok uydu. Hiçbir şey için kesin diye bir şey olmadığını pek güzel anladım.

Candeğer Furtun ile ilgili araştırmalar yaptım, bazı eserlerinin fotoğraflarını buldum internetten, hiç aklımda olmayan bir sanatçıyla ilgili yaptığım araştırmaları düzenleyip sizlere sunacağım. Reyhan Gürses gibi pek çok seramik sanatçısını etkilemiş Candeğer Furtun. 1936 doğumlu bir sanatçı, onu araştırdıkça hakkında yeni bilgiler ediniyorum. Ve iyi ki Reyhan Gürses söyledi de onu yazmaya karar verdim, diyorum. Gerçi ben onunla ilgili pek çok bilgiyi yeni öğreniyorum, onu yazanların yazılarından faydalanacağım, seramik sanatıyla ilgilenenler onu yakından tanıyabilir, ancak ilgilenmeyenler de onu tanıyacak, bu beni mutlandırıyor. Aslında fotoğraflarına baktığımız zaman sıradan bir kadın görüyoruz; eserlerine bakınca seramik sanatına yeni bir bakış açısı getirdiğini ve sıra dışı eserlere imza attığını fark ediyoruz. Fark edince de onu daha yakından tanımak istiyoruz. Kendisini  ilk seramik sanatçısı Füreya Koral’ın mirasçısı olarak görüyormuş, acaba öyle gördüğü için mi  Füreya Koral yaşarken onun ellerinin kalıbını alıp- pek çok sanat eseri oluşturan o elleri -sanat eserine dönüştürmüş Candeğer Furtun?

ilk kadın seramik san. füreyanın elleri c.f. 13

İlk Seramik Sanatçımız Füreya Koral’ın, Candeğer Furtun Tarafından Kalıbı Alınarak Yapılan Elleri

Belki de insan bedenini bir bütün halinde değil de parça parça uzuvlar şeklinde ele aldığı için  Füreya Koral’ın ellerini yapmıştır. Parçalanmış şekilleri neden yaptığını da anlatıyor Mahmut Nüvit Doksatlı’ya. İnsan biricikliğinin yitmesi, insan gövdesinin kaybolması, tıptaki ilerlemeler(bedenin çoğu bölümünün değişmesi-tıpta gövdeyi didik didik etmeleri, araştırmaları)hep onu parçaya itmiş ve anlatmak istediklerini sadece ellerle veya elin bir hareketiyle, bacaklarla anlatabileceğini düşünmüş.

Felsefede özelden genele ya da tek tek olgulardan genel önermelere geçmeye tümevarım deniyor.

Candeğer Furtun da sanki parçadan bütüne giderek eserlerinde tümevarım uyguluyor.

Eller, bacaklar, kollar yapıyor.  İnsanın parçalardan bütüne ulaşacağını, ne söylemek istiyorsa gövdenin değişik parçalarıyla söyleyebileceğini düşünüyor.

Candeğer Furtun kendini Füreya Koral’ın mirasçısı olarak görmekte haklı; çünkü çağdaş seramik tarihinin Füreya’dan sonra en önemli ismi olarak kabul ediliyor önemli sanatçılar tarafından.

c.furtun9

Candeğer Furtu

İşlevsel seramikten figüre uzanan çalışmalarıyla tanınan Seramik Sanatçısı Candeğer Furtun 1954-1957 yılları arasında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümünde, 1957-1959 yılları arasında da seramik bölümünde öğrenim görmüş. Aslında üniversiteye girmeden önce resim ve seramikle ilgilenmiyormuş , resim ve seramik ilgi alanında değilmiş. Asıl ilgi alanı felsefe ve psikolojiymiş. Kendisinin söylediğine göre “Ben kimim? Niçin buradayım? Ölüm nedir?  gibi sorular genç yaşından beri kafasını kurcalıyormuş. Her sanatçıyı etkileyen birtakım olaylar vardır, Furtun çok küçük yaşında(5) yeğenini kaybediyor, bu onu çok etkiliyor bunu da “vardı  yok oldu” diyerek anlatıyor( Mahmut Nüvit Doksatlı ile yaptığı mülakatta ve Nergis Abiyeva’nın yazdığı yazıda). İnsan onun için önemli… Çok küçük yaşlardan beri insana ilgi duyduğunu söylüyor. Akademi’deki bitirme kompozisyonunun da bir insan figürü, soyut bir çömlekçi olduğunu söylüyor Doksatlı’ya. 1970-1980 yılları arasında da anne-babasını ve yakınlarını üst üste kaybettiğini, esas o zaman var oluş, yok oluşla ilgili sorulara yanıt aradığını, ülkenin durumunun da kendisini çok etkilediğini anlatıyor.

Felsefenin sorduğu soruları sorarak seramikle düşündüklerini somut hale getirebilmiş ve kendisini izleyenlere düşündüklerini aktarabilmiş. Önce Akademinin resim bölümüne giren Furtun bu bölümde okurken modlaj derslerinde Hüseyin Hoca’sıyla çalıştığını, resimdense seramiğin kendisini daha mutlu ettiğini söyleyip 1957 yılında akademinin seramik bölümüne geçiyor ve 1959’da seramik bölümünden mezun oluyor.  Resim ve seramik bölümünde öğrenim görmesinin yanı sıra 1959-1960 yıllarında  İ.Ü. Kimya Fakültesi’nde kil araştırmaları yapmış bir sanatçı. 1960’larda Türkiye’de seramik yapım malzemelerinin ve değirmenlerin olmadığını, killeri tuğla fabrikalarından edindiklerini söylüyor kendisiyle yapılan mülakat ve röportajlarda. Toprakla öylesine haşır neşir ve toprağı öylesine seviyor ki yüzünü gözünü sarıp tavanda taş öğüttüğünü, boyalarını  kendisinin nasıl yaptığını anlatıyor. Kimya fakültesinde boşuna araştırma yapmamış, yaptığı çalışmaları yaşamına katmış. Kendi kilini kendisi yoğuran, kendi boyasını yapan usta bir sanatçı o.

1960-1961’de Eczacıbaşı Seramik Fabrikası’nda pek çok çalışmaya imza atan Candeğer Furtun 1961 yılında ABD’ye gider, Rochester Teknoloji Enstitüsünde öğrenim görür; 1963 yılında da Amerikan El Sanatları Okulu Seramik Bölümünde lisansüstü çalışmasını tamamlar. Aynı yıl Worcester El Sanatları Merkezi’nde ders verir.

B & W

Seramik Sanatçısı Candeğer Furtun

1965 yılından beri İstanbul’da bulunan özel atölyesinde çalışmalarını sürdürüyor.

c.furtun 7

Candeğer Furtun’un Elleri

Candeğer Furtun’un seramikle ilgili Nergis Abiyev ve M.Nüvit Doksatlı’ya şöyle diyor:  “Elini toprağa süren bir insanın kolay kolay topraktan ayrılabileceğini düşünmüyorum. Toprak hem çok yumuşak hem de çok inatçı, kişilikli bir malzeme.Düşüncelerimi olabildiğince toprakla gerçekleştirmeye çalışıyorum.”

c.furtun eseri 5

Candeğer Hanım gibi İstanbullu bir Seramik Sanatçısı olan Reyhan Gürses, Furtun ile ilgili olarak şunları söylüyor: “Candeğer Furtun” benim için bir idoldür. Kendisiyle tanışma fırsatı bulduğum sanatçının eserlerine hayranlık duymamak elde değildi. Candeğer Hanım 1936 yılında doğmuş, yaşına ve yaşadığı döneme rağmen bence pek çok gençten daha genç bir vizyona sahip. O, bana ve seramiğe gönül veren pek çok kişiye öncülük etmiş bir sanatçıdır.

c,furtun 6

Candeğer Furtun’un Bir Eseri

Bir başka seramikçi Sevim Çizer de Candeğer Furtun’dan etkilenmesini şöyle anlatıyor: “Seramik başlangıçta bilgi sahibi olduğum bir alan değildi, doğal olarak zaman içinde bilgilendikçe ilgim de arttı. Ancak seramiği öğrenmeye başladıktan sonra şüphesiz beni etkileyen sanatçılar oldu. O dönemlerde  Candeğer Furtun’un İstanbul’da bir sergisi olmuştu, ben müthiş etkilenmiştim.

c.furtun8--ceramic-art

Candeğer Furtun’un Bir Eseri

Seramik çamurunu plastik malzeme olarak kullanırken son derece rahat, doğal, yumuşak ve inanılmaz bir hüner ile biçimlendirmesi ve adeta ruhunu çamura aktarması beni çok etkilemişti.”

3e67d52e3e05ba39b7958a78d8521716

178c95ea1840593014dd86b8f2059138--ceramic-art

Candeğer Furtun Eserleri

c.furtun 10f8ea9626e0a6f3545beb6d82faa66e84c.furtun 11

Candeğer Furtun pek çok sergiye katılmış. 2017 yılında en son katıldığı sergi 15.İstanbul Bienali’ymiş.

c.furtun --ceramic-art-more

Candeğer Furtun Eserleri

Candeğer Furtun'un Bir Figür adlı eseri

Candeğer Furtun’un Bir Figür Adlı Eseri

candeğer furtun eseri 4candeğer furtun eseri 1

40598458_298797330713070_8822066532255507048_n

Rabia Çapa, Candeğer Furtun tarafından tasarlanan açılış kıyafeti ile

maxresdefault1950’li yıllardan beri seramikle uğraşıyor, iyi ki seramik yapmış ve birçok sanatçımızı etkilemiş. Onlara seramikle nasıl çağdaş olunabileceğini anlatmış.

15. İstanbul Bienali konusu: İyi bir komşu kimdir?

candeger-furtun-12017 yılının Eylül ayında başlayan  15.İstanbul Bienali’nin ilginç konuğu Candeğer Furtun…   İstanbul Modern’de İyi Bir Komşu Bienali’ne dokuz çift bacakla katılmış Candeğer Furtun, yaptığı her eserin yaşamından kaynaklandığını söylüyor. Bunu da şöyle anlatıyor: Maçka Sanat Galerisi’nde oturur, toplantılar yapardık. Bu arada gelenler olurdu. Biz gelenlerin ilk önce bacaklarını görürdük.  Bacaklar da bundan doğdu sanırım.  Dokuz çift bacak yan yana oturuyor. Candeğer Furtun Türkiye’nin ikisi batıda altısı doğuda ve güneyde olmak üzere sekiz komşusu olduğunu söylüyor. İlk bakışta dokuz çift bacağı eşit görüyoruz. Ama yakından bakınca bir çift bacağın-soldan üçüncü- farklı olduğunu fark ediyoruz. Bir bacağın üzerinde seramikten yapılmış bir el var. Elin bacağın üzerinde duruşu kendine güvenen, oldukça sert bir erkeğin oturuşu gibi. O bacaklar trende, otobüste büyük bir rahatlıkla oturan erkekleri hatırlatıyor bizlere…

page_15-istanbul-bienalinin-kuratorlugunu-elmgreen-dragset-ikilisi-ustlenecek_138430394

15. İstanbul Bienali’nin Kuratörleri Michael Elmgreen ve İngar Dragset İkilisi

Daha önce üç kez İstanbul Bienali’ne sanatçı olarak katılan Michael Elmgreen ve Ingar Dragset1995 yılından beri birlikte çalışıyorlar. İkili; yerleştirme, heykel, performans ve tiyatro dâhil pek çok sanat türünde faaliyet gösteriyor. 15. İstanbul Bienali’nin kuratörlüğünü üstlenen “Bir bienal, pekâlâ bir diyalog platformu olabilir ve farklı fikirlerin, bakış açılarının ve toplulukların birlikte var olabileceği bir biçimde yapılabilir” diyen Elmgreen & Dragset ikilisiyle Sanat Tarihçisi Nergis Abiyeva röportaj yapmış. Ve ikili  Bacaklar’ı gördüklerinde akıllarına dünyanın pek çok yerindeki metrolarda erkeklerin oturma tarzlarına ilişkin eleştiriler ve tartışmalar geldiğinden bahsetmiş.

37079f199142ef0d045a2bee62d057e8Bu bacaklar yıllar önce 1992 yılında yapılmış. Yirmi beş yıl olmuş bacaklar yapılalı, farklı yıllarda farklı yerlerde defalarca sergilenmişler. Candeğer Furtun, bu bacakları yaptığında düşüncesinin farklı olduğunu, vücudun parçalanmışlığını,bireyin kayboluşunu ve kimliksizliğini anlattığını söylüyor.

Bacaklar15. İstanbul Bienali’nde:Bienal’i gezip bacakları görmedim, fotoğraflardan gördüklerim, okuduklarım ve izlediğim videolara dayanarak bacakların canlı bir şekilde durduğunu, sanki bir anda ayağa kalkıp hareket edeceklerini düşünüyorum. Komşumuzun en ufak ihtiyacında hemen harekete geçmez miyiz?  Komşular arasında dayanışma, umut ne kadar önemlidir.  Candeğer Furtun da Türkiye ve sekiz komşusunun birlikte huzurla oturup iyi komşuluk yapabileceklerini ve benzerliklerinin olduğunu vurguluyor 15. İstanbul Bienali’nde.

 

İnternet’ten Faydalanılan Yazılar:

15. İstanbul Bienali Candeğer Furtun You Tube

Sanat  işleri/Maçka Sanat Galerisi’n-Mahmut Nüvit Doksatlı’nın Candeğer Furtun’la yaptığı söyleşi – You Tube

Nergis Abiyeva- Art Unlimited-Toprağın Direncinden Varoluşun Sessiz Direnişine Candeğer Furtun

Minesanat.com-Candeğer Furtun

Ariel Sanat-Candeğer Furtun

Tiyatrolar.com.tr -Candeğer Furtun

Vikipedi- Candeğer Furtun

Warhola- 15. İstanbul Bienali Üstüne

Seramik Sanatçısı Sevim Çizer-Sevgi Molya-Mimar

15. İstanbul Bienali-Sanatçı Buluşmaları-Candeğer Furtun-İstanbul Kültür Sanat Vakfı(Video)

15. İstanbul Bienali-Bienal Arşivi

Elmgreen ve Dragset- Ekşi Sözlük

Candeğer Furtun’un eserlerinin resimleri internetten alınmıştır.

SERAMİK YAPMAK BENİ ÇOK MUTLU EDİYOR

Geçtiğimiz yıl hiç seramik yapamadım, ama ondan önceki yıl gittiğim Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses atölyesinde seramikle tanıştım. Bana göre birçok eser oluşturdum. Ben zaten uğraşlarımı hep kendime göre yaparım. Daha önce de söz etmiştim, çöp adam bile çizemem; ancak seramikle haşır neşir olup pek çok çalışmaya imza attım. Seramiği oluşturan çamur; çamur deyip geçmeyin! Çamurla oynamak,  insanı çocukluğuna götürüyor, istediğiniz gibi etrafı ve üstünüzü başınızı çamurlayabiliyorsunuz. Sonunda onunla yaptığınız dansla -ben çamurla ilişkimi onunla dans etmek gibi görüyorum- ortaya hoş bir çalışma çıkarıyorsunuz. Çamuru yoğurmak,  bir şekil ortaya çıkarmak, onun kurumasını bekleyip bisküvi denilen şekilde pişirmek, pişirdikten sonra onu sırlayıp yine fırına vermek çok çok güzel!

Sır… Gizemli bir olay adı gibi, sırlarla yüklü… Bisküvi şeklinde pişirilmiş objenize sır sürüp fırına veriyorsunuz. Tahmin ettiğiniz gibi renkler çıkmayabiliyor. Yani sır size bazı oyunlar oynayabiliyor. Bu da seramiği ilginç kılıyor.

Bu yıl seramik çalışacağım, hem de çok çalışacağım. Öylesine heyecanlıyım ki… Buna ihtiyaç hissediyorum. Çamuru elime alana kadar ne yapacağımı tam olarak bilmiyorum; ama çamurla oynarken sanki büyülü bir şeyler oluyor ve birtakım objeler oluşturuyorum. Tüm bunlar değerli hocam Reyhan Gürses sayesinde oluyor. Herkesin hocasını bulmasını ve seramiğe başlamasını çok istiyorum. Seramik herkese çok iyi gelecek. Üretmek ne güzel! Ürettim ve sizlerle paylaşıyorum. Bu çok hoş bir duygu!

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

 

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURESSAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURESSAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

 

HULDA- HEYKELTRAŞ İLHAN KOMAN’IN GEMİ EVİ

İtalyanlar tarafından Türk Da Vinci’si diye anılan, dünyaca ünlü heykeltraşımız İlhan Koman’ın Hulda gemi eviyle ilgili bir yazım yarım kalmıştı, bloğunda yazılarını takip ettiğim Özlem Soydan (Öğrenincemutluyum.wordpress.com – Özlem Soydan-Özgürlük Seçeneklerin Olmasıdır) sayesinde düşüncelerim tekrar Hulda’da yoğunlaştı. İnsan bazen niye yazıyorum, ne gerek var diye düşünüyor; sonra o yazıların okunduğunu, fotoğrafların tıklandığını görünce iyi ki yazmışım diyor. Özellikle heykeltraş İlhan Koman’ın sergi fotoğrafları ve onunla ilgili yazılar en çok tıklananların başında geliyor.

özlem soydan

Özlem Soydan ( Öğrenince Mutluyum.wordpress.com)

Sevgili Özlem Soydan da İlhan Koman’la ilgili bilgi ararken benim yazıma rastlamış, biz daha önceden bloklarımız sayesinde sanal ortamda tanışmış, yazışmıştık. Özlem Hanım ne yazık ki  2015 yılından sonra İlhan Koman’ın Hulda gemi eviyle ilgili bir yazı bulamamış, ben de araştırdım, ancak herhangi bir haber ve yazı bulamadım. Bodrum Belediyesi’ne bir ileti yazdım, yanıtı ne olarak gelecek diye merak ediyordum. İletime yanıt bir hafta sonra geldi, iletimin Bodrum Belediyesi Çözüm Masası’na gönderildiği en kısa zamanda Hulda ile ilgili bilgi verecekleri yazıyordu iletide. Aşağı yukarı bir ay bekledim, herhangi bir ileti almadım, Bodrum Belediyesine telefon ettim, Çözüm Masası’ndaki görevli kişi iletiyi Kültür bölümüne gönderdiklerini söyledi. Kültür bölümünü aradım, onlar da sosyal işlere gönderdiklerini söylediler. Sosyal işler bölümünü aradım, iletimin görünmediğini, Çözüm Masası’nı aramamın doğru olacağını bildirdiler. Birçok kişiyle konuştum, hiçbirinin İlhan Koman’ın gemi evi Hulda’dan haberi yoktu. Hulda’yı ne duymuşlar ne görmüşlerdi; ama onlar artık Hulda’yı öğrendiler, onu özellikle görmeye gideceklerine inanıyorum. Daha sonra da Bodrum Belediyesi Çözüm Masası’nda görevli olan arkadaşlar beni birkaç kez arayıp Hulda’nın limanda olduğunu ve İlhan Koman’ın oğlu Prof.Dr. Ahmet Koman’ın, Bodrum Liman Müdürlüğünün ve Muğla Büyükşehir Belediyesinin Hulda ile ilgilendiğini söyleyip telefon numaralarını verdiler. Aziz Nesin’in ‘Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ adlı oyununu anımsadım. Aziz Nesin yaşasaydı, bu sefer oyunun adı ‘Hulda Var mıydı, Yok muydu?’ olacaktı sanırım.

2010 yılının Şubat ayında İlhan Koman’ın uzun yıllar Stockholm’de yaşadığı gemi-evi Hulda’yla Barselona’da karşılaştık. Hulda’yı görmek, yıllar önce kaybettiğimiz ve hiç görmediğimiz sanatçımız İlhan Koman’ı görmek gibiydi. Çok duygulandık!

DSC01177ilhan koman hulda a

Heykeltraş İlhan Koman’ın Gemi Evi Hulda Barselona’da (Şubat- 2010)

DSC01171ilhan koman b

İlhan Koman’ın Bir Eserinden ve Hulda’dan Esinlenerek Hazırlanmış Bir Afiş

DSC01175 ilhan koman hulda a

Hulda’nın Direğine İlhan Koman’ı Anlatan Yazılar Asılmış

DSC01173 ilhan koman hulda abDSC01172ilhan koman hulda abDSC01174ilhan koman hulda bDSC01176 ilhan koman a

DSC01180 ilhan koman hulda a

Hulda’nın baş tarafında bu kapakçığın ne işi var diye düşünebilirsiniz. İlhan Koman denizi görebilmek için baş tarafa minik bir pencere açmış, oradan bakınca denizle haşır neşir olabiliyormuş.

DSC01181-ilhan koman-hulda aDSC01178ilhan koman huldaHulda, İlhan Koman’ın anısını yaşatmak amacıyla Nisan 2009’da İlhan Koman Vakfı Başkanı ve sanatçının oğlu Prof. Ahmet Koman liderliğindeki ekiple Stockholm’den yola çıkmış.

Prof. Dr. Ahmet Koman Hulda'da

ilhan KOMAN’ın oğlu Prof. Dr. Ahmet Koman Hulda’da   Foto: İnternet’ten

Amsterdam, Antwerp, Lizbon’dan sonra 2009’un Ekim ayında Barselona’ya varmış. Kışı Barselona’da geçirdikten sonra Mart ayında demir alarak Napoli, Valletta ve Selanik’e uğrayıp 21 Eylül’de İstanbul’a ulaşacakmış. Hulda demirlediği kentlerde ‘Hulda Festivali’ adıyla etkinlikler gerçekleştirecekmiş; İlhan Koman’ın bilimsel eserlerinden oluşan bir sergi açılacak ve gençlere yönelik atölye çalışmaları yapılacakmış.

Kuzey Buz Denizi’nden başlayıp Marmara Denizi’nde son bulacak 12.000 kilometrelik bu yolculuk İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın destekleriyle İlhan Koman Kültür Sanat Vakfı tarafından gerçekleştiriliyormuş. Büyük bir proje!

koman vakfı b21 Eylül 2010, Hulda İstanbul’da… Hulda, İlhan Koman’ın mezun olduğu ve öğretim üyeliği yaptığı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi iskelesine yanaşıyor. 23 Eylül – 21 Kasım 2010’da Hulda’nın güvertesinde İlhan Koman’ın bilimsel eserleri sergileniyor; gençlik atölyeleri, Hulda’nın yaptığı uzun yolculukla ilgili film ve fotoğraf sergisi açılıyor.

Ve işin en güzel yanı Hulda’nın Türkiye’de kalacak olması; gezici kültür, sanat, bilim ve eğitim merkezi olarak.

r005-029 İlhan Koman eseri a

İlhan Koman Eseri         Fotoğraf: Sevil Okay

21 Kasım 2010’dan sonra Hulda, Haliç’te Koç Müzesi’nin yakınına demir attı. İlhan Koman’ın heykelle geometriyi bir araya getirdiği eserleri sergilendi, tekne her gün 10.00-19.00 arası ücretsiz olarak gezilebiliyordu. Binlerce kişi sergiyi gezdi.

ilhan koman hulda'yı tamir ederken

Dünyaca ünlü heykeltraşımız İlhan Koman, Hulda’yı Tamir Ederken        Foto: İnternet’ten

Hulda’nın ev sahipliği yapacağı pek çok serginin yaşama geçirilmesini diliyorum, Ahmet Koman’ın Hulda’yla ilgili söylediklerine bakılırsa bu dileğim fazlasıyla gerçekleşecek.

“Hulda’yı karaya çekip bir yere bağlamak ya da bir mekâna tüm eserleri koymak gibi bir düşüncemiz yok. Belli sayılarda eserleri değiştirip kullanarak, geminin Haliç’in yanı sıra komşu sahillerde gidip gelmesini, her zaman bir devinim halinde olmasını istiyoruz. Birkaç sanatçıyı gemimize alıp bir aylık sefere çıkmak, çıkılan yerlerde etkileşime girmek gibi fikirlerimiz var.„

Yıl: 2011. Araştırmalarıma göre İlhan Koman’ın doğduğu ev hâlâ müze değil! Bu konuda yanılmayı çok isterdim!

ilhan-koman-evi-edirne-b

İlhan Koman’ın- Bir Türlü Müze Olamayan- Doğduğu Ev/ Edirne   Foto: İnternet’ten

Hulda, binlerce kilometrelik yol katetti, birbirinden farklı denizlerde seyretti, iki yılda Stockholm’den İstanbul’a ulaştı; ne yazık ki Edirne’deki İlhan Koman Evi, ailesinin onca yıldır uğraşlarına rağmen müze olamadı.

Hulda’nın, gezici müze olarak İstanbul’un değişik kıyılarına demirlenmesi, sanata değer verenlerin bu müzeyi ziyaret etmeleri, gezici müzemizin İstanbul’dan diğer kıyı kentlerimize gidecek olması yüreğime su serpiyor, beni nasıl mutlandırıyor!

DSC05163-Bodrum ag

Bodrum

İlhan Koman’ın oğlu Prof. Dr. Ahmet Koman 2015 yılında Hulda’yı Bodrum’a getirip Bodrum Limanı’nın Neyzen Tevfik Caddesi kıyısına demirlemiş. Orijinalliğini koruyan Hulda gerek yerli gerekse yabancı turistlerin çok ilgisini çekmiş.

Hulda’nın Bodrum’da sanat, kültür, bilim adına yapılan çalışmalara ev sahipliği yapacağını düşünen Ahmet Koman’ı bu düşünce çok heyecanlandırmış olmalı… Düşünsenize babanızın ev ve atölye olarak kullandığı Hulda; sanat, kültür, bilim merkezi olacak…

İlhan Koman Vakfı Başkanı Prof. Dr. Ahmet Koman Bodrum’a getirdiği Hulda ile ilgili şunları söylemiş 2015 yılında: “Yarım asırdır babamın yuvası olan tekne, bizim de yuvamız haline geldi. Tekneyle bazen ahşap yat yarışmalarına katılıyoruz. Asıl amacım geçmişte yüzlerce denizcinin, süngercinin yetiştiği Bodrum’da, bu tekneyi genç denizcilerin yetişmesinde kullanmak, bilim, kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yaparak yaşamasını sağlamak. Dünya denizlerinde bu tür teknelerin sayısı oldukça azaldı. Ciddi bir destek ile 110 yıllık tekneyi yaşatabiliriz.”

lonarda-da-vinci-620x374

Leonardo da Vinci (D:15 Nisan 1452-1519)    Foto: İnternet’ten

2015 yılında Leonardo da Vinci’nin doğum günü olan 15 Nisan Dünya Sanat Günü’nde sanatla ilgili çalışmalar Hulda gemisinin önünde başlamış Bodrum’da. Ama 2015 yılından sonra 2016 ve2017’de Hulda ile ilgili tek haber veya yazı yok! Pek çok telefon konuşmasından sonra Prof. Dr. Ahmet Koman’la görüşebildim. Ahmet Bey’in söylediğine göre Hulda ile bundan böyle Muğla Büyükşehir Belediyesi ilgilenecekmiş. Prof. Dr. Ahmet Koman Muğla Büyükşehir Belediyesinin Hulda ile yakından ilgileneceğini umut ediyor. Ahmet Bey’in umudunun boşa çıkmamasını, Muğla Büyükşehir Belediyesinin İlhan Koman’ın gemi evi Hulda’ya gerçekten sahip çıkmasını ve Hulda’nın sanat, bilim, kültür merkezi olmasını; Hulda sayesinde Bodrum’da genç denizcilerin yetişmesini, 112 yaşında olan Hulda’nın hak ettiği ilgiyi ve desteği aldığını görmek, İtalya’da Türk Da Vinci’si olarak tanınan İlhan Koman’ın ülkesinde de tanınmasını ve ona gereken değerin verilmesini çok istiyorum. İlhan Koman’ın Edirne’deki doğduğu ev müze olup Edirne’ye yakışamadı; ama Hulda’nın sanat, bilim, kültür merkezi olup Muğla’ya özellikle Bodrum’a değer katmasını ve ona yakışmasını diliyorum.

Hulda’nın fotoğrafları: Mithat Okay          

SERAMİK SANATÇISI REYHAN GÜRSES

“Seramiğin sanatçıya kendini ifade edebilmesi için sınırsız imkanlar sunduğunu düşünüyorum. Ancak bu imkânları size verirken seramik çok kaprislidir. Kendine ait bir sürü kuralı vardır. Ben çalışmalarımı yaparken seramiğin bu özelliklerini çok önemsiyorum. Uzlaşmacı bir tavırla ‘doğa’ya ve ‘doğal’a meydan okumayan, estetik değerlerle uyumlu, ‘huzur’ duygusu veren renk tonlarında sırlanmış, çoğunlukla da sırsız formlar yaptığımı söyleyebilirim,”diyen Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses 1961 yılında İstanbul’da doğdu.

Dscf2484

Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses Kore’de

Lisansını 1987 yılında Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Seramik Bölümü’nde tamamladıktan sonra 1990’da Anadolu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisans yaptı. Sanatta Yeterlik Tezini(Doktorasını) 1998’de Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde tamamladı.

2008_04220043

Reyhan Gürses Çalışırken

1987-1989 yılları arasında Anadolu Üniversitesi’nde

1990-1996 yılları arasında ise İstanbul Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

1996-2012’de Eczacıbaşı,Vitra Seramik Sanat Atölyesi’nde yönetici olarak tüm sergi ve etkinliklerin kuratörlüğünü ve organizasyonunu yaptı.

2008-2010 yılları arasında Marmara Üniversitesi, GSF ve Işık Üniversitesi’nde dersler verdi.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses Marmaris’teki Atölyesinde

SAM_1253-Reyhan Gürses Atölyesi a.jpg

Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses, öğrencisi Mithat’la Atölyesinde Çalışırken

Halen Marmaris Turgut Mahallesi’ndeki  atölyesinde çalışmalarına devam ediyor ve öğrenciler yetiştiriyor. 

Ben de Reyhan Gürses’in öğrencilerinden biriyim; o, bize güler yüzüyle, içten davranışlarıyla ‘seramik sanatını’ sevdirdi. Çöp adam çizemeyen ben, seramik çamuruyla içli dışlı oldum değişik kaplar, insan yüzü ve bir kadın büstü bile yaptım. Sizler de seramiği çok sevebilir, seramik yapmaya başlayabilirsiniz. Hemen seramiğe başlayın derim ben. Çamurla oynamak, çamurdan bir şeyler üretmek çok keyifli.

Hocam Reyhan Gürses’le röportaj yapma olanağını kaçırmak istemedim, ona bazı sorular sordum, o da sorularımı yanıtladı. Haydi gelin, onun seramikle ilgili düşüncelerini öğrenelim.

  1. Toplumumuz, seramik sanatını nasıl değerlendirmektedir?

Reyhan Gürses: Toplumumuzda çoğunlukla süsleme objesi ve fonksiyonel kullanım objeleri olarak hayatımızda yer alan seramiğin sanatsal boyut içinde ele alınarak değerlendirilmesi bugün bile çok fazla kabul görmemektedir. Üç boyutlu çalışmaların  daha çok taş, metal, ahşap gibi malzemelerden yapılmasının daha bir sanatsal değer taşıyacağı ön yargısına sahip pek çok sanat eleştirmeni halen bu düşüncesini korumaktadır.

Bu nedenle uluslararası seramik akademisi toplantıları ve düzenlenen uluslararası sanat etkinlikleri dünyada seramiğin sanatsal boyutuyla nasıl ele alındığı konusunda  toplumumuz için eğitici rol oynamaktadır.

2) Günümüz seramik sanatı ve seramik sanatçılarıyla ilgili neler söyleyebilirsiniz?

Reyhan Gürses: Artık takip etmekte bile zorlanacağımız kadar çok seramik sanatçısı ve etkinlikle karşı karşıyayız. Yetişen genç sanatçılar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de seramiği  farklı eğilimler içinde ele almaktalar. Söz gelimi “Yerleştirme” sanat anlayışı Türk seramik sanatında yaygın olarak yerini almıştır. Geçmiş dönemlere göre günümüzde  “Kavram” bir sanat yapıtı için olmazsa olmaz nitelikte önem kazanmıştır.

Günümüzde ulaştığımız iletişim hızıyla dünyadaki her şeyden haberdar olabilmek, benzer etkileşimlerden kaynaklanan yönelimleri de beraberinde getirmektedir.

Her şey çok çabuk oluşup, büyük bir hızla da tüketilmektedir. Sanki durup düşünmeye bile zaman yok gibidir.

Oysa bu seramiğin doğasına hiç uymayan bir durumdur. Seramik her aşamasında sakinlikle, sindire sindire gereği gibi yapılmayı gerektiren bir süreçtir.

Biz seramikçilerin çok iyi bildiği gibi seramikte sürat tam bir felakettir.

Günümüz sürat çağında, seramik bu nedenle de cazip bulunmamaktadır. Çok az gencin onunla uğraşacak kadar sabrı ve zamanı vardır.

Bu durum, sanatçıları -seramik eğitimi almış olsalar bile- başka malzemelere yöneltmektedir. Diğer taraftan hangi inanışla ve nasıl ele alınmış olunursa olsun sanat gücü yüksek seramik eserler de ortaya konmaktadır.

3) Yıllardır seramikle iç içe yaşıyorsunuz, seramik sizin için ne ifade ediyor? desem neler anlatırsınız?

128-1

Reyhan Gürses Kore’de

Reyhan Gürses: Evet uzun yıllar geçti. Yıllardır seramikle birlikteyim. Seramikle ilk kez 1981 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin Seramik Bölümü’nde karşılaştım. Ona tutkum o yıllarda başladı ve hâlâ da devam ediyor. 36 yıl süren ilişkimize rağmen “seramik” hâlâ net olarak tanımlayamadığım bir olgudur benim için.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses

Üzerinde düşündükçe ve çalıştıkça, sanatçıya sunduğu ‘sadece seramiğe özgü’ sonsuz ve sınırsız ifade yeteneklerini keşfettikçe hâlâ hayrete düşüyorum.

Empatisiz

Reyhan Gürses’in Eserlerinden Biri

Genellikle doğadaki taş renklerini kullanıyorum, doğal taş renklerini kullanmama karşın, yaptığım formların taşın ağırlığından çok uçacakmışcasına hafifmiş duygusu veren işler olmasına dikkat ediyorum. Yaptığım işlerin heykel ya da resim formatından kesin olarak ayrılmasına özen gösteriyorum.

DSCF7120

Reyhan Gürses’in Eseri

Sadece seramiğe ait özelliklerin ön plana çıkmasını istiyorum. 

Seramik sanat eserinin, tasarım aşamasından sonuçlanana kadar geçen sürecin başlı başına bir performans olduğunu düşündüğüm için ‘seramik’ benim işlerimde salt malzeme olmanın ötesinde ele alınmaktadır. Kısaca ifade etmek gerekirse; seramiğin kuralları içerisinde sadeleşmeye çabalayan organik formlar yapıyorum.

Belki de bu nedenle irdeledikçe büyüyen bu dünyayı toparlayıp tanımlamak pek de kolay olmuyor. Öyle ki seramik; sanatçı için salt  malzeme olmanın ötesinde interaktif(etkileşimli) bir oluşum sürecidir.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses Atölyesinde Seramik Fırınının Başında

Sanatçı ile malzeme arasında yaşanan, kimyasal, fiziksel, mekanik, termik ve duygusal gel-gitlerden sonra ortaya bir eser koymak başlı başına sanatsal bir performanstır.

4) Bazı eleştirmenlerin seramiği sanat olarak görmediklerini söylemiştiniz; ama siz onlarla aynı düşüncede değilsiniz ve seramik için sanatsal bir performans diyorsunuz.

Reyhan Gürses: Evet bana göre seramik bir sanattır. Ve ben‘seramik kavramını tanımlamayı’ bir tarafa, yıllardır sürüp giden ‘sanat mı? zenaat mi?’ tartışmalarını da diğer tarafa bırakıp “Kendimi ifade etmek” için sanat anlayışıma son derece uyan bu malzeme ve oluşum sürecinin keyfine varıyorum. Nasıl söylesem, daha önce de söylediğimi sanıyorum; ben seramiğe aşığım, ona delice tutkunum. Seramik beni mutlu ediyor, bana keyif veriyor.

5) Yaptığınız çalışmalardan keyif almanız çok hoş! Siz bazı yapıtlarınıza ses özelliği de katmışsınız sesli yapıtlarınızdan bahseder misiniz?

DSCF2748Reyhan Gürses: Aynı bir canlının evrim geçirmesi gibi, gelişim ve değişim süreci içerisinde  farklı özellikler kazanan formlarım en son olarak oldukça küçülerek ‘ses’ unsuru yüklendiler. yüzeysel panolar ile ilişkilendirdiğim bu  küçük seramik formlar çok sayıda ve çeşitli şekillerdeki “çanlar” olarak karşımıza çıktılar.

6) Seramik çamurdan oluşuyor, siz de 36 yıldır çamurla haşır neşirsiniz çamur nasıl bir malzeme onunla ne kadar içli dışlı olabiliyorsunuz?

Reyhan Gürses: Seramiğin ana malzemesi olan çamur plastiklik özelliği yüksek bir malzemedir.  Plastik çamura yapılan her dokunuş tıpkı bir ayna, ya da bir fotoğraf gibi iz olarak geri yansır. Ben, duyguların da seramik üzerinde iz bıraktıklarına inanıyorum. Ve bunu fark ettiğimden bu yana çalışmalarımı “duygu “ teması üzerine kuruyorum.

DSCF3192

Reyhan Gürses’in Eserleri

Seramik bir eser, başlangıcından tamamlanana kadar geçen süreçte; sevgi, şefkat, özen, merak, endişe, kızgınlık, kırgınlık, sabır, itaat, didişme, şaşırma, üzülme, sevinç, hayal kırıklığı, hayret gibi pek çok duygu ile birlikte yoğurulur. … Seramik malzemenin yeteneğini göstermek adına bahsettiğim tüm bu duygular, seramiğin oluşum sürecinde doğal olarak zaten vardır.. Tabi ki esas olan; böyle bir yeteneğe sahip bu malzemeye, sanatçının yükleyeceği anlam ve duygulardır.

7) Seramikte duygunun ön planda olduğunu söylüyorsunuz, sanatın her dalı duyguyla yoğurulmuş, sizin duygu formlarınızı gördüm çok etkilendim. Bu duygu formlarına nasıl başladınız ve onları nasıl geliştirdiniz?

P1000689

Reyhan Gürses’in Duygu Formları

Reyhan Gürses: Benim ‘Duygu Formlarım’ın başlangıç noktası 2001 yılında, Bulgaristan’da katıldığım  bir sempozyuma dayanmaktadır. Seramik tornasında yaptığım “kap”ların ağızlarını sıkı sıkıya kapattım ve içlerine sıkıntılarımı hapsettim

P1000679

Reyhan Gürses’in Duygu Formları

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses’in Duygu Formlarından Biri

Başlangıçta “Sıkıntı Kaplarım” diye adlandırdığım işlerim daha sonra sadece sıkıntılarımı değil, farklı duygu ve düşüncelerimi de saklamaya başladı.

Bu dönemden itibaren; duygular hakkında çok az şey bildiğimizi düşünerek okumaya ve araştırmaya başladım. Toplumsal ve bireysel olarak yaşanan her olumsuz ya da depresif duruma, duygularımızı önemsemediğimiz için düştüğümüzü farkettim. Duygusallığın zaaf olarak algılandığı bizi insan yapan en önemli özelliğimizi, duygularımızı hiç dikkate almadan kurulmuş, bu dünya düzeninde, duyguların gücüne biraz olsun dikkat çekebilmek istedim.

8) 2003 yılında Tolga Eti Sanatevi’nde “Tamamen Duygusal- Absolutely Emotional” adlı kişisel bir sergi açmışsınız. Aşağıdaki eserleriniz de orada sergilenmiş. Serginizin adı Tamamen Duygusal olduğuna göre yine duygularınızla seramiği birleştirdiniz sanırım, bununla ilgili neler söyleyeceksiniz?

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses: Ben aslında büyülü bir oyun oynuyorum, bu oyunda seramiklerimle duygularımı ilişkilendiriyorum. Daha önce de sözünü ettiğim gibi duygularımı sakladığım kaplar yapıyorum ve bu kapların içlerinde gizlenen duyguları yansıtan ipuçları ile onları yeniden şekillendiriyorum. Yaptığım her form uygulaması duygularımla ilişkilendirdiğim yansımalardır.

SAMSUNG CAMERA PICTURESYok sayanlar farketsinler diye duyguları gözle görülür, elle tutulur hale getirmek için “duygu formlarım”ı oluşturdum.

SAM_1609R.G.Seramik Eseri ab.jpgSAMSUNG CAMERA PICTURESSAMSUNG CAMERA PICTURESDuygularla en iyi bildiğim şeyi, yani seramiği ilişkilendirirken, ortaya koyduğum yeni formlar, bir anlamda görünmez olanı görünür kılmak, yani soyutu somutlaştırmak çabamın nesnel sonuçlarıydılar.

9) ”Amigdala” adlı eseriniz İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nde. Amigdala beyinde bir bölüm, Yunanca badem sözcüğünden gelmekte olan ‘amigdala’nın şekli ve büyüklüğü bir bademe benziyormuş. Bilim adamları her canlının kulaklarından birkaç santim uzaklıkta iki amigdalaya sahip olduğunu söylüyor. Bu bademler kişinin duygusal ve zihinsel durumu ile ilişkilendirilmiş.

Amigdala beynin çok iyi bilinen bir parçası değil; ancak önemli bir parçası. Bu kadar önemli amigdalanın 19 yüzyıla kadar  varlığı bilinmiyormuş. 1930’larda yapılan araştırmalarda amigdalası hasar gören insanlarda korku duygusu, cinsel davranışlar ve beslenme davranışlarında değişiklikler olduğu saptanmış. Amigdala dendiğinde ilk olarak aklımıza onun korku merkezi olduğu geliyor. Örneğin amigdalası zarar gören bir insanda korku duygusu diye bir şey kalmazmış. Eserinize niçin Amigdala adını verdiniz?

DSCF3828

Seramik Sanatçısı Reyhan Gürses’in İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde Bulunan “Duygusal Yöneticimiz ve Tutkularımızın Deposu Amigdala” Adlı Eseri

Reyhan Gürses: Amigdalanın hem duygusal hem de zihinsel durumumuzla ilişkisi var. Amigdala genellikle korku merkezi olarak bilinse de onda sadece korku duygusu yok, amigdalanın fonksiyonları vücudumuz için son derece önemli, bu fonksiyonlar olmazsa duygularımızı kaybederiz. Onun sayesinde acıyı, sevinci, mutluluğu, huzuru, üzüntüyü yani  duygularımızı hissedebiliyoruz. Yaşamak ve yaşarken duyguları hissedebilmek ve de başka birinin duygularını anlayabilmek için amigdalaya ihtiyacımız bulunmakta. Sizin de söylediğiniz gibi amigdalanın yeri beyindir ve beyindeki bu yapı bizim duygusal-sosyal tepkilerimizden ve anılarımızdan sorumludur.

Ben sanata yaklaşımımı ‘Duygusal Minimalizm’ diye nitelendiriyorum. Eserlerime duygu aktarabilmeyi çok önemsiyorum. Eserlerimle izleyicilerim arasında duygusal bağ kurmam en önemli kriterimdir.

İstanbul Resim Heykel Müzesi’nde bulunan eserimin adı; ‘Duygusal Yöneticimiz ve Tutkularımızın Deposu Amigdala’dır. Ben şunu anlatmak istiyorum bu eserle, duygularımız kalbimizde değil, düşüncelerimiz gibi beynimizde oluşur.

10) Her sanatçının etkilendiği sanatçılar vardır, sizi etkileyen sanatçılar kimler, onlarla ilgili neler anlatabilirsiniz?

Reyhan Gürses: Öğrencilik yıllarımda -pek çok öğrenci gibi- doğal olarak hocalarımdan etkilendim. Sonrasında “Candeğer Furtun” benim için bir idol olarak ortaya çıktı. Kendisiyle tanışma fırsatı bulduğum sanatçının eserlerine hayranlık duymamak elde değildi. Candeğer Hanım 1936 yılında doğmuş, yaşına ve yaşadığı döneme rağmen bence pek çok gençten daha genç bir vizyona sahip. O, bana ve seramiğe gönül veren pek çok kişiye öncülük etmiş bir sanatçıdır.

candeğer furtun

Seramik Sanatçısı Candeğer Furtun

Candeğer Furtun1a72e710aedc1a4db6df584c2ba77731

Candeğer Furtun’un Bir Eseri

candeğer furtun01

Candeğer Furtun’un Eserlerinden Biri

Ayrıca Vitra Sanat Atölyesi’ni yönettiğim süreçte pek çok yerli ve yabancı değerli sanatçı ile çalışma fırsatı buldum. Hepsinden mutlaka bir şeyler öğrendiğimi söyleyebilirim. Sanatsal etkileşimin dışında disiplin, teknik gibi farklı paylaşımlar da yaşadık.

11) Sizin resimlerinizi gördüm, çok beğendim; resim yapmayı seviyorsunuz sanırım. Resim yapmanın sizin yaşamınızdaki yeri nedir?

Reyhan Gürses:  Bazı resimlerim var dönem dönem yaptığım. Genellikle spontane olarak, hiçbir teknik ve tarz kaygısı duymadan, sadece öyle istediğim için yaptığım resimler bunlar. Bu konuda iddialı değilim; ama resimlerimin beğenilmesinden oldukça memnunum. Sanırım insan iddiasız olunca daha rahat resim yapıyor, resim sanatıyla ilgilenen dostlarımın tavsiyelerini dinleyip resme biraz daha fazla zaman ayırmayı düşünüyorum. Güzel Sanatlar fakültelerinde ilk bir yıl bütün bölüm öğrencileri temel sanat eğitimi görür, sonra kendi alanlarına yönelirler. Benim resimle ilgili eğitimim bundan ibaret, gerisi ne düşünüyor ne hissediyorsam onu kağıda çizmek.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses’in Resimlerinden Biri

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses’in Yaptığı Resimlerden Biri

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Reyhan Gürses’in Bir Resmi

12) Seramik eserlerinizle kişisel sergiler açmışsınız, dünyanın pek çok ülkesinde karma sergilere katılmışsınız. Bir sergiye katılmak veya kişisel sergi açmak bir sanatçı için çok önemli bir şey, insanda değişik duygular uyandırıyor olmalı. Bu sergilerde kim bilir ne heyecanlar yaşadınız, sergilerinizle ilgili neler söylemek istersiniz.

Reyhan Gürses:  Bir sergiye katılmak veya kişisel bir sergi yapmak çok büyük bir sorumluluk aslında. Kendinizi ve sanat anlayışınızı yansıtan eserler ortaya koymak zorundasınız. Bir sergiye hazırlanırken üretim süreci oldukça sancılıdır, söylediğiniz gibi bütün süreç baştan sona heyecan içinde geçer. Sonuçta aldığınız eleştiriler tüm çabaların sonucunu belirler. Her sergiye koştura koştura iş yetiştiririm. Hep daha fazla zamanımın olmasını istemişimdir.

REYHAN GÜRSES’İN SERGİLERİ

2016   “Look 60” OTDÜ Sanat 17,Ankara TR

reyhan gürses 2thumbnail_DSC_0057-b

reyhan gürses yapıtı-kitapçıkta-thumbnail_DSC_0054 b

Reyhan Gürses’in ODTÜ- Look 60 Sergisi’ne Katıldığı RUTİN/ROUTİNE 2016 Adlı Eseri-Tuval Üzerine Seramik Formlar 100x100x10 cm

2015 Bodrum Bianeli Bodrum Mugla

2014 Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi, İstanbul TR

2013-3.Maskabal Odun Pişirimi Sempozyumu Hacettepe Üniversitesi, Ankara TR

2013-Türk Seramik Feserasyonu Sergisi İstanbul TR

2013-Koleksiyon Sergisi, IAP Galeri Nişantaşı TR

2013 “Balace” Anadolu Topraklarından Hikayeler 2, Houston ABD

2012-Füreya Koral Anısına Kuş evleri Sergisi, Maçka Sanat Galerisi İstanbul

2012- Tölerans, Anadolu Topraklarından hikayeler , Seattle ABD

2011 – “Kuzgun Acar anısına Masklar Sergisi” Galeri Bir Nokta.İstanbul TR

2010-“ Ceramİstanbul” Türk Seramikçileri Sergisi. Bolognia, İtalya

2010  Türk-Norveçli Sanatçılar Sergisi, Galeri Bir Nokta, İstanbul TR

2009- Kişisel İzler Seçkisi,Tarihi Havagazı Fabrikası Galerisi, İzmir TR

2008-“ Cevisama 2008Kişisel Sergi Valencia İspanya

2007 Seramik Sanatçıları Sergisi,  Galeri G Art Nişantaşı İstanbul TR

2007- 50 yılın Sanatçıları ve Tasarımcıları Sergisi , MÜGSF İstanbul, TR

 2007-30’lardan günümüze Türk Seramik Sanatı Sergisi, Tophaneyi Amire, İstanbul, TR

2007- Türk Plastik Sanatçıları Sergisi, Riga, Letonya

2007  – ODTÜ “Festival 9 ,Plastik Sanatlar Sergisi, Ankara

2006- IAC Uluslararası Seramik Akademisi Toplantısı, Riga, Letonya

2006  – ODTÜ “Festival 8 ,Plastik Sanatlar Sergisi, Ankara

2006- Galeri A ,Yaz Sergisi, Teşvikiye, İstanbul, Turkey

2005 “Çanlar” Kişisel Sergi ,Ömer Sunar Sanat Galerisi ,  Ankara,  TR

2005 İlahi Komedya” Çekirdek Sanatevi, Karma Sergi, Beyoğlu, İstanbul, TR

2005 – Bodrum, Yalıkavak, Sarnıç Sanat Galerisi, Karma Sergi, Muğla TR 

2005- Nazım Hikmet Vakfı, Küba Sergisi,CUBA

2005-  ODTÜ “Festival 7 ,Plastik Sanatlar Sergisi, Ankara  TR 

2004- Galeri MYRA Koleksiyon Sergisi, Selamiçeşme, İstanbul TR

2004  – Ekim Geçidi lll, Galeri X, Beyoğlu İstanbul TR

2004  – ART-ist, Sanat Fuarı, Lütfü Kırdar Kongre Merkezi, İstanbul TR

2004  –  ODTÜ “Festival 6 Plastik Sanatlar Sergisi, Ankara TR

2004“Paycheck”, Gallery X., Beyoğlu, İstanbul., TR 

2003-“Tamamen Duygusal” Tolga Eti Sanat Galerisi, İstanbul, TR 

2003-No Emphaty”, Gallery X., Beyoğlu, İstanbul., TR

2003- Interaction-Karşı/laşmak”, Modern Türk ve Japon Sanatçıları Sergisi, Gallery Fleur, Seika  University, Kyoto & Keio Plaza Hotel, Tokyo Shinjuku, JAPONYA

2002- IAC Uluslararası Seramik Akademisi Toplantısı, Modern Balkan Seramikleri Sergisi, Atina, Yunanistan.

2002- 2. Uluslararası  Terra-Cotta Sempozyumu, Eskisehir, TR

2002- 6th International Ceramic Biennale Exhibition, Cairo, MISIR

2002  “Sesav” Seramik Sergisi, Maltepe Sanat Galerisi,İstanbul TR

2002–  “Kişisel İzler 5” Atatürk Kültür Merkezi Istanbul,TR

2001-  4.Türk Yunan Seramik Sempozyumu, Istanbul, TR

2001- “ Art-Ceramica” 2001 Sempozyumu, Trojan, BULGARİSTAN

2000-  3.Türk Yunan Seramik Sempozyumu, Rafina, YUNANİSTAN

1999-  Çanakkale Seramik 42. Seramik Bayramı, Çanakkale, TR

1999-“Kişisel İzler 2”, MSÜ,  Resim Heykel Müzesi, Istanbul,TR

1999– “Seramitek’99” Türk Seramik Derneği Üyeleri Sergisi, TÜYAP Beylikdüzü, İstanbul, TR

1999– “TROYA Festivali” Seramik Sergisi, Arkeoloji Müzesi,  Çanakkale, TR

 

ERDEK 1. KYZİKOS HEYKEL SEMPOZYUMU’NUN YAPITLARI

2015 yılının Haziran ayında Erdek’ten Avşa Adası’na geçerken Erdek 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu’nun olduğunu öğrendik, Erdek Balıkçı Barınağı’nın arkasındaki düzlük alanda, sempozyuma katılan sanatçıların çalışmalarını sürdürdüğünü gördük. Kyzikos Antik Kenti’nin bulunduğu Erdek’te böyle bir etkinliğin yapılmasına çok memnun olduk. Sempozyum bir ay sürecekti Temmuzun 15’inde sanatçıların granitten yaptığı heykeller Erdek’in çeşitli alanlarına konacaktı. Avşa’dan dönüşte heykelleri görmek istiyorduk; ancak geçen yaz bu dileğimiz gerçekleşmedi.

2016 Haziranının 19’unda Erdek’ten Avşa Adası’na gitmek için sabahın altısında Erdek’teydik. İlk işimiz heykel sempozyumunun bir yıl önce yapıldığı alana gitmek oldu; ancak sempozyumla ilgili herhangi bir şey görmedik, artık o alanda küçük bir lunapark vardı. 2. Erdek Kyzikos Heykel Sempozyumu’nun yapılmadığını zannederek üzüldük.

Erdek 2. Kyzikos Heykel Sempozyumu'na Katılan Ülkelerin Bayrakları

Erdek 2. Kyzikos Heykel Sempozyumu’na Katılan Ülkelerin Bayrakları

Denize paralel olan caddede değişik ülkelerin bayraklarının asılı olduğunu görünce sabahın erken saatinde açık olan pastanede çalışan bir  kişiye sempozyumun yapılıp yapılmadığını sorduk, aldığımız yanıt bizi memnun etti. 2.Kyzikos Heykel Sempozyumu’nun Ocaklar’da yapıldığını söyledi. Ocaklar Erdek’in bir köyü; geçen yıl sempozyumun bir ayağı Ocaklar’daydı, bu yıl tamamı oradaymış.

Erdek Ocaklar Köyü (Ocaklar Mahallesi)

Erdek Ocaklar Köyü (Ocaklar Mahallesi)

Zamanımız olsaydı, Ocaklar Köyünü ziyaret edecektik;ama sadece iki saatimiz vardı. Ocaklar’a gidemedik, o iki saatte Erdek’teki 1. Erdek Kyzikos Heykel Sempozyumu’nun eserlerini gördük. Heykeller Erdek’e çok yakışmış! Sanatçılar, eserlerini büyük bir titizlikle işlemişler, o koca taşları bir sanat eserine dönüştürmek öyle kolay bir iş değil, geçen yıl sanatçıların çalışmasını izlemiştik, her yer toz dumandı; tozdan dumandan eser kalmamış güzel yapıtlar ortaya çıkmış. Her eseri tek tek inceledik, hangi eseri hangi sanatçı yapmış bilemedik, eserlerin dört bir yanını dolaştık ne yazık ki ne sanatçısının ne sanatçının ülkesinin ne de eserin adı vardı. Çok eskilerde eseri yapan değil, yaptıran kişinin adı anılırmış o eserle. Yani parayı veren eserin sahibi olurmuş; artık günümüzde eseri yapan sanatçı çok önemli, sanatçı üretiyor ortaya bir yapıt çıkarıyor. Erdek Belediyesi’ne mail attım, eserleri yapan sanatçıların adlarının ve ülkelerinin bir plaket üzerine yazılmasını ve plaketin eserin uygun bir yerine monte edilmesini rica ettim. O plakete bir de eserin adı eklenirse çok daha iyi olur.

1. Kyzikos Heykel Sempozyumu Eserlerinden Biri

1. Kyzikos Heykel Sempozyumu- Küp Adlı Eser- Sanatçısı Heykeltraş Ferit Yazıcı

İnternet’te Erdek 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu’nda yapılan eserlerin sanatçılarıyla ilgili bir bilgi bulabilir miyim diye araştırırken Yeni Erdek Gazetesi’nde çıkan bir habere rastladım ve Erdek’in Meydanı’na konan küp şeklindeki yapıtın, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümünde araştırma görevlisi Ferit Yazıcı’ya ait olduğunu öğrendim. Bu eserin bizim sanatçımız tarafından yapılmış olması beni çok mutlu etti.  Ferit Yazıcı yaptığı  eseriyle ilgili şunları söylemiş: “Küp şeklindeki bu eseri Kyzikos’a bir gönderme olarak düşündüm. Kyzikos, Doğu Roma’nın çok önemli bir kentiydi. Küp, akıl, ev ve dünyanın sembolüdür. Ben bu yapıtımda aklı temsil eden bir kompozisyon yarattım. Doğu Roma uygarlığı kapsamında Kyzikos’ta Hadrianus gibi büyük bir tapınak ve anfitiyatro vardı. Doğu Roma İmparatoru’nun başında bir taç bulunurdu. Bu yapıtın başında ya zeytin dalı ya da defne yaprağından bir taç bulunması uygun olacaktı. Erdek ve bölgesi için sofralık zeytinin önemini düşünerek, heykelin üzerindeki taca zeytin figürünü uygun gördüm. Böylece Erdek zeytinini taçlandırmayı amaçladım.”

Erdek 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu Eseri Detay

Erdek 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu-Küp Adlı Eserden Detay (2015)-Heykeltraş Ferit Yazıcı

Her bir eser oldukça büyük; ancak halk tarafından görülüp görülmediği tartışılır. Bu yapıtlara halkın ilgisi çekilmeli.Heykeller, bazı kişiler tarafından zarara uğratılmamalı, üzülerek söylüyorum ki bazı yapıtların üzerleri çizilmiş, yine heykellerin yanında, yöresinde bulunan banklara oturan kişiler çekirdek çitlemişler ve kabuklarını yerlere atmışlar, heykellerin bir kısmının bulunduğu yerler çekirdek kabuklarından oluşan bir halıyla çevrilmiş.

1. Kyzikos Heykel Sempozyumu Eserlerinden Biri

1. Kyzikos Heykel Sempozyumu Eserlerinden Biri

Anne karnındaki çocuk

1. Kyzikos Heykel Sempozyomu (2015) Cenin Adlı Eser-İvana Tsiskadze-Gürcistan

Yukarıdaki Cenin adlı eserin sanatçısının İvanaTsiskadze, sanatçının ülkesinin Gürcistan, eserin adının da Cenin ya da Anne Karnında Çocuk olduğunu biliyorum, bu bilgim bir yıl önce çektiğim fotoğraftan.

Detay

Cenin-Detay

İvana

İvanaTsiskadze-Gürcistan

Keşke tüm eserleri yapan sanatçıların adlarını, ülkelerini, eserlerinin isimlerini öğrenip yazabilseydim. Heykel sempozyumuyla ilgili yerel gazetelerde pek çok haber yazılmış, fotoğraflar çekilmiş; ancak sanatçılarla ilgili pek bilgi bulamadım.

Erdek 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu

Erdek 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu

Erdek

Erdek

Erdek 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu

Erdek 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu

Uluslararası 2. Kyzikos Heykel Sempozyumu Erdek’in Ocaklar Mahallesi’nde kurulan sempozyum alanında dördü yabancı toplam on üç heykeltraşın katılımıyla 15 Temmuza kadar devam edecek ve bu sempozyumda yapılan eserler de Erdek’teki yerlerini alacaklar. Erdek’e gidin ve  Kyzikos Antik Kenti’ni dolaşmadan, Erdek’teki eserleri görmeden dönmeyin. Sanatla kalın…

SERAMİK SANATÇISI, RESSAM NASİP İYEM

Nasip Özçapan İyem(1921-2011 İstanbul) sanat yaşamına resimle başlamış, ilk resim eğitimini Fatih Halkevi’nde almış. 1939’da Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girmiş ve Nasip Özçapan İyem Nasip İyem (Ressam: Nuri İyem)

Leopold Levy Atölyesi’nde çalışmış. 1944’te askerden dönen ve yüksek resim eğitimine başlayan Nuri İyem’le evlenerek Akademi’den ayrılan Nasip Hanım, Nuri İyem’le evlenme öyküsünü şöyle dile getirir: “O tılsımlı Akademi dünyasında biz arkadan gelen taze sürgünler ve en küçüklerdik. Nuri Ağabey, bizler için bir idoldü, yarı tanrı bir şeydi. Olağanüstü resim yeteneğiyle, kişilikli ve güçlü karakteriyle sanat loncası içinde biz en küçükler de dahil herkese son derece sıcak yaklaşırdı, kendisini bir başka türlü sayar ve severdik. Sonra bir gün bana beklenmedik biçimde ‘Nasip eşim olur musun?’ dedi.

Nasip-Nuri İyem

Nasip-Nuri İyem

Gerçek miydi rüya mıydı? Kestiremiyordum. Birkaç gün öyle esrik dolaştım. Sonra günler, haftalar çabucak geçti ve ben kendimi Bayan Nasip İyem olarak buldum.”

Nasip ve Nuri İyem’in birliktelikleri tam 61 yıl sürer. Biri kız biri erkek iki çocukları olur.

Nasip-Nuri İyem

Nasip-Nuri İyem

Birbirlerine ve sanata duydukları sevgiyi güzel bir şekilde harmanlayan çift; pek çok fedakârlığa katlanmış, sürekli üretmiş, ürettikçe güçlenmiş.

Her şey güllük gülistanlık değilmiş; ama onları zorluklar yıldırmamış, el birliğiyle tüm zorlukları yenmişler, birbirlerine hem aşık hem de yoldaş olmuşlar. Birlikteliklerine gıptayla bakılmış.

Nasip Hanım, 1944’te Akademi’den ayrılmış; ama sanattan kopmamış. Evlendikten sonra evlerinin ön ve arka balkonlarını kapatarak kendilerine atölye yapıp çalışmalarını sürdürmüşler. Nasip İyem, Ressam Neşet Günal ile bir dönem Saatli Maarif Matbaası’nda kabartma Türkiye haritası yapmış. 1954 yılında soyut resim çalışmalarına başlayarak 1955’te Beyoğlu’nda Ertem Sanat Galerisi’nde ilk kişisel sergisini açmış sonraki yıl(1956) İstanbul Belediyesi Şehir Galerisi’nde, 1957 ve 1959’da ise İstanbul Türk-Alman Kültür Merkezi’nde kişisel sergilerini sürdürmüş. 1950’li yıllar resim çalışmaları yapıp kişisel sergiler açan sanatçımız 1960’lı yıllardan itibaren seramik sanatçısı olarak sanat yaşamına devam etmiş. Resim eğitimi alan birinin resmi bırakması tuhaf geliyor insana; ama onun ilk göz ağrısı meğer seramikmiş. Çocukluk yıllarını Gönen’de geçiren Nasip Özçapan İyem, burada çamurla haşır neşir olup seramiği sevmiş. Annesinin kuzenleri Gönen’de çömlekçilik yapıyorlarmış. Nasip onların vasıtasıyla seramikle tanışmış.

1960’a kadar düzenlediği dört ayrı sergisinde resim çalışmalarına ağırlık veren sanatçımız 1958 yılında Eczacıbaşı’nın Karaköy’de Mumhane Caddesi’nde bir seramik atölyesi kurduğunu öğrenince buraya başvurmuş ve çocukluğundan beri ilgi duyduğu seramik çalışmalarına yönelmiş; önce seramik üzerine resim çalışmış.

Seramik sanatının yaygınlaşması ve gelişmesine ortaya koyduğu özgün eserleriyle katkıda bulunan Nasip İyem 1961’de İstanbul Seramikçiler Derneği’nde pişmiş toprak eserlerini sergiledi. 1962’de Prag Uluslararası Seramik Sergisi’nde gümüş madalya kazandı, yine aynı yıl İstanbul Türk-Alman Kültür Merkezi’nde resim ve seramiklerini sergiledi. 1963 yılında kendi atölyesini kurdu ve 9. Uluslararası Seramik Sergisi’ne yolladığı yapıtlarıyla sertifika aldı.

Nasip İyem-Anadolu Kadını

Nasip İyem-Anadolu Kadını

Anadolu insanını farklı ve çağdaş bir anlatımla idolleştirerek Türk seramik sanatına işlemiş; kendine özgü bir anlatım geliştirmiştir. Anadolu kadınını yöresel giysileriyle pişmiş toprakla sanata katmıştır.

Nasip İyem-Anadolu Kadını Büst

Nasip İyem-Büst-Anadolu Kadını

Sanki Nuri İyem’in portrelerindeki kadınları çamurla yoğurup ateşle pişirmiş. Nasip İyem genellikle seramiklerinde sırsız bir yüzey kullanmış ve renklendirmemiş. Onun seramik çalışmalarını nerede görseniz tanırsınız. Çamuru nasıl incelikle işlemiş, kadınların yüzüne istediği ifadeyi nasıl güzel oturtmuş, onlara nasıl ruh vermiş. Onları hiç yabancılamazsınız bu eser Nasip İyem’in elinden çıkmış dersiniz.

Nasip İyem-Anadolu Kadını

Nasip İyem-Büst-Anadolu Kadını

Çalışmalarında insanların sorunlarını, yaşam için verdikleri mücadeleleri anlatmış, Anadolu insanının özellikle kadınının yüzündeki anlamı abartıya kaçmadan, doğal bir biçimde büyük bir duyarlıkla vermiş.Yaptığı seramiklerde özellikle kadın yüzlerindeki acıyı, onların gözlerindeki derin kederi, yaşamın dertleri ve yükü altında ne kadar ezilmiş olduklarını çok güzel yansıtmış.

Nasip İyem-Çocuk

Nasip İyem-Büst-Çocuk

Çocuk deyince aklımıza yerinde duramayan, sevinçle oraya buraya koşan, neşeli kişiler gelir; ama yukarıdaki çocuk büstü bize böyle bir çocuk profili vermiyor. Küçücük yaşında büyümüş, yaşamın yükünü üzerine almış, pek mutlu olmayan olgun bir kişinin yüz ifadesi var çocuk büstünde.

Nasip İyem-Seramik Eseri

Nasip İyem-Seramik Eseri

Nasip İyem-Atölyesinde Çalışırken

Nasip İyem-Atölyesinde Çalışırken

Bir yandan çalışmalarına devam ederken sergilere katılmayı da ihmal etmez Nasip İyem. 1967’de İstanbul’da düzenlenen Uluslararası Seramik Sergisi’ne katılır. 1972’de İtalya Bassano del Grappa Uluslararası Seramik Sempozyumu’nda Türkiye’yi temsil eder.1973 Budapeşte’de gerçekleştirilen ‘Türk Seramikçileri Sergisi’ne katılır.

Nasip İyem-Sürahi

Nasip İyem-Sürahi

Bu arada kişisel ve karma sergilerinin yanı sıra eşi Nuri İyem’le de ortak sergiler açar. Bu ortak sergilerin çoğuna gitmişimdir. Ve ben bu sergilerde Nasip İyem’in kendisini gizlediğini, ön plana çıkmak istemediğini düşünmüşümdür hep.

Nasip İyem ve Beş Dul Elti Adlı Çalışması

Nasip İyem ve Beş Dul Elti Adlı Çalışması

Nasip İyem-Seramik Rölyef

Nasip İyem-Seramik Rölyef

Nasip İyem-Büst

Nasip İyem-Büst

Nasip İyem-Anadolu Kadını Büstü

Nasip İyem- Büst

Nasip İyem-Büstler

Nasip İyem-Büstler

O toprak rengi, gözlerinde derin keder görünen, yaşamın bütün yükünü omuzlarında hisseden, konuşmayan, konuşturulmayan, çektiği acıları içine atan Anadolu kadınlarının büstlerini her zaman çok beğenmişimdir; ancak Nasip İyem’in daha çok öne çıkmasını istemişimdir. Nedense Nuri İyem’in gölgesinde kaldığını düşünmüşümdür. Gerçi o, kendisiyle konuşan dostlarına hiçbir zaman geri planda kalmadığını söylemişse de benim gibi düşünenler de pek az değil.

nasip iyem7

Nasip İyem

Nasip İyem-Seramik Vazo

Nasip İyem-Seramik Tabak

Nasip İyem-Seramik Tabak

Nasip İyem

Nasip İyem

Nasip İyem-Pitcher (Sürahi)

Nasip İyem-Pitcher (Sürahi)

Nasip İyem 40. sanat yılında (1984) İstanbul Taksim Sanat Galerisi’nde, 45. sanat yılında (1989) Edpa Sanat Galerisi’nde, 1992 yılında Ankara Doku Sanat Galerisi’nde, 1996’da Ümit Yaşar Sanat Galerisi’nde, 1997’de Evin Sanat Galeri’sinde sergiler açtı. Nasip İyem 25-30 yapı için mimari seramik uygulamaları da yapmış, seramik uygulamalar yaptığı yapılardan bazıları; Tarabya Oteli Kral Dairesi, Akbank Şişli Şubesi, Yapı Kredi Bankası Galatasaray Şubesi, Vakıflar Bankası Galatasaray Şubesi, Yeniköy Necip Sait Barlas Yalısı, Gayrettepe Mimarlık ve Mühendislik Okulu, Osmanlı Bankası Ankara Şubesi, İzmir Efes Oteli…

Nasip İyem-Seramik Yapıtları

Nasip İyem-Seramik Yapıtları

Evin Sanat Galerisi Nasip İyem’in gelini Evin İyem’indir ve Nasip İyem’in eserleri hâlâ Evin Sanat Galerisi’nde sergilenmektedir.

Nasip İyem, 1921’de başlayıp 2011’de sona eren 90 yıllık yaşamının 67 yılını sanatla iç içe, doyasıya yaşamış. Önce resim sanatının renkleriyle, sonra da çamurun renksizliğiyle kendi yaşamını ve sanatseverlerin yaşamlarını renklendirmiş. İyi ki sanat, sanatçı ve sanatseverler var…

 

Kaynakçalar:

Nasip İyem- http://www.yardimcikaynaklar.com

Nasip İyem- Vikipedi

http://www.buyukefessanat.com

lebriz.com

Gölgenin Kadınları(Kitap)-Berat Günçıkan(Agora Kitaplığı)

fotoğraflar- vikipedi, pinterest, Erdinç Bakla Koleksiyonu’ndan alınmıştır.

RESSAM NURİ İYEM ve KOCAMAN YÜREKLİ, KOCA GÖZLÜ ANADOLU KADINLARI

“Karşımda Nuri’nin bir kadın portresi var. Acıyla kasılmış, her an bağırdı bağıracak, çığlıkları yeri göğü tutacak bir köy kadını bu… Ama böyleleri çığlık atmazlar, bağırmazlar dışa doğru, içlerinde kalır bütün o çığlıklar, acı birikimler… Bir sanatçı alır kor tablosuna o çığlıkları. Bir anlık acı olur mu sana yüzyıllık bir acı. Bir etkililik, bir kalıcılık kazanıverir. Nuri’nin kadın yüzlerinde bu anlam var işte. Onlar bugünde yaşıyorlar Goya’nın, Greco’nun insanları gibi…” Oktay Akbal/ 1980

Nuri İyem'in Bir Portresi

Nuri İyem’in Bir Portresi

Nuri İyem

Nuri İyem

Ressam Nuri İyem-Otoportre

Ressam Nuri İyem-Otoportre

1915 yılında İstanbul’da doğan toplumsal-gerçekçi sanat akımının önemli ressamlarından biri olan Nuri İyem 1950’li yıllarda soyut anlayışta eserler vermiş, 1960’lı yıllarda figüratif resme geri dönmüş;

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya

Nuri İyem, 1948, Tuval üstüne yağlı boya 46x38 cm, Pertev Naili Boratav Kolleksiyonunda

Nuri İyem, 1948, Tuval üstüne yağlı boya 46×38 cm, Pertev Naili Boratav Kolleksiyonunda

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, 38x46 cm, Özel kolleksiyon

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, 38×46 cm, Özel kolleksiyon

Nuri İyem, 1957, Tuval üstüne yağlı boya, 46x36 cm, A. İnge Bütün Kolleksiyonunda

Nuri İyem, 1957, Tuval üstüne yağlı boya, 46×36 cm, A. İnge Bütün Kolleksiyonunda

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, M.Taviloğlu Kolleksiyonunda

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, M.Taviloğlu Kolleksiyonunda

Anadolu insanını-her ne kadar koca gözlü Anadolu kadını resimleriyle tanınsa da-Anadolu insanının yaşamını, iç dünyalarını, göçleri, köyden kente göçenlerin kentteki gecekondu yaşamını resimlerinde canlandırmış.

Nuri İyem,1976, Karton üstüne yağlı boya, 17x22 cm. Necla Mısırlı Kolleksiyonunda

Nuri İyem,1976, Karton üstüne yağlı boya, 17×22 cm. Necla Mısırlı Kolleksiyonunda

Nuri İyem,Aşar gider/ Bir Gözleri Sürmeli/ Gecekondu Güzeli, Yağlı boya, Özel Kolleksiyon

Nuri İyem, Aşar gider/Bir Gözleri Sürmeli/Gecekondu Güzeli, Yağlı boya, Özel Kolleksiyon

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Salim Şengil Kolleksiyonunda

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Salim Şengil Kolleksiyonunda

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Özel Kolleksiyon

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Özel Kolleksiyon

Anadolu’yu topraklarının bereketliliğinden ve uygarlık beşiği olarak gördüğünden bir kadın olarak duyumsamış. Yaptığı kadın portrelerinde gözler; Anadolu kadınlarının çektiği sıkıntıları, acıları, sömürülmelerini anlatır. Genelde kadın portrelerinde kadınların ağızları kapalıdır, ağızları açık olan kadın portreleri de vardır. Kadınların ağızları ister kapalı ister açık olsun onlar acılarını, dertlerini anlatamazlar. Onların konuşması yasaktır.

Yıllar önce bir öğrencim; dedem  yirmi yıldır gelini olan annemin sesini duymamıştır dediğinde çok şaşırmış ve üzülmüş; ona böyle bir şey nasıl olabilir, dedenle annen nasıl anlaşıyorlar o zaman? diye sormuştum. O, bana:

Dedem veya annem birbirine bir şey diyecek olsa bana söylerler ben de bir diğerine iletirim, dedi.

Nuri İyem, 1977, Tuval üstüne yağlı boya, 114x89 cm. Bülent Tanla Kolleksiyonunda

Nuri İyem, 1977, Tuval üstüne yağlı boya, 114×89 cm. Bülent Tanla Kolleksiyonunda

SAMSUNG

Nuri İyem, 1970, Tuval üstüne yağlı boya, 82×66 cm. Ümit İyem Kolleksiyonunda

SAMSUNG

Nuri İyem, 1978, Duralit üstüne yağlı boya,38×46 cm. Özel Kolleksiyon

SAMSUNG

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Özel Kolleksiyon

SAMSUNG

Nuri İyem, Tuval üstüne yağlı boya, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Kolleksiyonunda

SAMSUNG

Nuri İyem, 1973, Tuval üstüne yağlı boya, 100×200 cm. Bülent Tanla Kolleksiyonunda

SAMSUNG

Nuri İyem, Duralit üstüne yağlı boya, Özel Kolleksiyon

İnsanların birbiriyle konuşamaması, birbirine duygu ve düşüncelerini anlatamaması ne acı! İşte Nuri İyem, devamlı baskı altında tutulan, korkutulan, konuşması yasak olan cefakâr, fedakâr kadınları kocaman gözleriyle konuşturmuş resimlerinde. O gözlerde Anadolu insanının yüreğindeki her şeyi görebiliyor insan.

1918 yılında babasının görevli olduğu Mardin’in Cizre ilçesine annesi ve ablasıyla giden Nuri İyem, çok sevdiği ve onunla yakından ilgilenen ablasını 1922 yılında doğumdan sonra yitirir. Ablasına duyduğu sevgi çok büyüktür, onun ölümü Nuri’yi çok etkiler. Ömrü boyunca onun yokluğunu hisseder ve yaptığı portrelere ablasının gözleri konu olur ve bu portrelerdeki kadın yüzlerinde sürekli ablasını arar.

İlkokula Mardin’de başlar, 1923’te annesi ve teyzesiyle, dedesinden kalan mirasla ilgili olarak İşkodra’ya gider. İşkodra’da (Arnavutluk) önce Mahalle Mektebine ardından İtalyan İlkokuluna devam eder. 1924’te İşkodra’dan dönerler, ilkokulu Mardin’de bitirir. Küçük yaşta resim yapmaya başlar, babasının görevinden dolayı yaşadığı yerler ve Arnavutluk ileriki yıllarda resimlerinde görülecektir.

SAMSUNG

Nuri İyem, Yağlı boya, Özel Kolleksiyon

SAMSUNG

Nuri İyem, Duralit üstüne yağlı boya, Özel Kolleksiyon

SAMSUNG

Nuri İyem, Duralit üstüne yağlı boya, Ümit Yaşar Galerisi, Halil Dostol Kolleksiyonunda

SAMSUNG

Nuri İyem, Yağlı boya, Özel Kolleksiyon

1929’da annesiyle İstanbul’a döner. Gelenbevi Ortaokulundan sonra önce Pertevniyal daha sonra Vefa Lisesine gider. Aklı fikri resimdedir, başka bir şey düşünmez, sürekli resim yapar. Pertevniyal Lisesindeyken, yaptığı resimleri Akademi hocası Nazmi Ziya Güran’a gösterir.

Ressam Nazmi Ziya Güran

Ressam Nazmi Ziya Güran-Otoportre (DT: 1881 İstanbul-ÖT: 1937 İstanbul)

Nazmi Ziya’dan Akademi’ye kabul edilebileceğini öğrenir. 1933 yılında Güzel Sanatlar Akademisi’ne girer ve Akademi’deki ilk yılında Nazmi Ziya Güran’ın öğrencisi olur.

Ressam Hikmet Onat

Ressam Hikmet Onat (DT: 1882 İst.-ÖT: 1977 İst.)

Ressam İbrahim Çallı

Ressam İbrahim Çallı (DT:1882 Çal-Denizli-ÖT: 1960 İst.)

Fransız Ressam-Gravürcü Leopold Levy

Fransız Ressam-Gravürcü Leopold Levy (DT: 1882 Paris- ÖT: 1966 Paris)

Ressam Nazmi Ziya Güran’dan sonra Hikmet Onat, İbrahim Çallı ve Leopold Levy ile çalışır.

Sanat Tarihi-Estetik-Mitoloji Hocası Ahmet Hamdi Tanpınar (DT: 1901-İst.-ÖT: 1962 İst.

Sanat Tarihi-Estetik-Mitoloji Hocası Ahmet Hamdi Tanpınar (DT: 1901-İst.-ÖT: 1962)

Akademideki hocalarından en önemlisi, onun aydın kişiliğinin oluşmasında büyük katkısı olan ve yaşamı boyunca yakın dostu olacak Sanat Tarihi, Estetik ve Mitoloji hocası Ahmet Hamdi Tanpınar’dır.

Nuri İyem 1937’de Akademi’yi birincilikle bitirdi; ancak birinciliği arkadaşı Ragıp Gürcan’la paylaştı. 1938 yılında askere gitti, 1939’da terhis oldu. 1940’ta Güzel Sanatlar Akademisi’nin yüksek bölümüne girdi.

Nuri İyem'in Nalbant adlı çalışması

Nuri İyem’in Nalbant adlı çalışması

1944’te Yüksek Resim Bölümü’nü de ‘Nalbant’ adlı çalışması ile birincilikle bitirdi.

Nasip Özçapan İyem

Nuri İyem-1959- Duralit üstüne yağlı boya-50×40 cm. Nasip Özçapan İyem’in portresi-Ümit İyem Kolleksiyonunda

1943 yılında tanıştığı Akademi öğrencisi Nasip Özçapan’la 1944’te evlendi. Mutlu evlilikleri tam altmış bir yıl sürdü.

Nuri İyem, toplumcu-gerçekçi sanat anlayışını paylaştığı arkadaşlarıylarıyla (Resim dalında: Turgut Atalay, Avni Arbaş, Abidin Dino, Selim Turan, Nejat Melih Devrim, Agop Arad, Kemal Sönmezler; heykel dalında: Faruk Morel; afiş dalında: Yusuf Karaçay; fotoğraf dalında: İlhan Arakon) “Yeniler Grubu”nu kurdu ve 1940 yılında Yeniler Grubu, Gazeteciler Cemiyeti’nin Beyoğlu Lokali’nde toplumsal içerikli, “Liman Resim Sergisi” adı altında bir sergi açtı.

Nuri İyem, meslek olarak ressamlığı seçmiştir. Yaşamı boyunca başka bir iş yapmamıştır. Askerlikten sonra -bir dönemden bile az bir süre- resim öğretmenliğini denemişse de bundan vazgeçmiştir.Ressamların yaptıkları resimleri sergileyecekleri sanat galerilerinin olmadığı bir ülkede o, ressamlığı hobi olmaktan çıkarmış profesyonel bir meslek haline getirmiş ve ömrü boyunca resmimizin kendi kaynaklarımızdan beslenmesi gerektiğini topluma, sanatçılara anlatmaya çalışmış, çalışmalarını bu yönde yapmıştır.

Nuri İyem, 1963, Duralit üstüne yağlı boya, 55x42 cm. Kızı Müjde Tanla'nın portresi

Nuri İyem, 1963, Duralit üstüne yağlı boya, 55×42 cm. Kızı Müjde Tanla’nın portresi

SAMSUNG

Nuri İyem, Duralit üstüne yağlı boya, 38×32 cm. Oğlu Ümit İyem’in portresi

Türkiye’de ilk özel resim dershanesini de arkadaşları Fethi Karakaş ve Ferruh Başağa ile birlikte Beyoğlu Asmalımescit S.Önay Apartmanı’nın çatı katında açtı. Buradan yetişen öğrenciler sonraki yıllarda ‘Tavanarası Ressamları’ adlı bir grup kurdular.

Yıllarca ve yıllarca pek çok sergi açtı kimi zaman ressam arkadaşlarıyla, kimi zaman eşi ressam-seramikçi Nasip İyem’le kimi zaman da tek başına… Sergi salonu bile olmayan bir yerde sürekli üretmek, ürettikleriyle yaşamını sürdürmek, defalarca sergi açmak… ancak kendini bu işe adamış, resme aşık biri tarafından yapılabilir. Bunu Fikret Adil ne güzel anlatmış:

“…Nuri İyem bir resim ustasıdır. Ömrü boyunca çeşitli alanlarda karşılaştığı türlü güçlükler onu sanatında bu olgunluğa getirmiş; renklerin, biçimlerin sırrına erdirmiştir. Bu denemelerden edindiklerini Nuri İyem tablolarına aktarınca kendisinin nasıl yumuşak, insancıl ve tatlı bir iç dünyasına sahip olduğunu da açıklamıştır.

…Resim sevgi demektir. Nuri İyem bir büyük ‘aşık’tır. Her tablosu da bir ‘İlan-ı aşk’ niteliğindedir.” Fikret Adil/1966

SAMSUNG

“Resimlerinde baştan başa Anadolu var. Anadolu’nun insanları… Aşık Veysel’i dinliyorsunuz. Dertleriyle, umutlarıyla, içtenliğiyle, çelişkileriyle…

Göç… Anadolu’dan İstanbul’a göç. Yüzlere bakınız. Tiyatro kişileri sanki… Bazısının gözleri yerde, bazısınınki ufukta. Büyüklü, küçüklü… Gökler altın… İstanbul’un taşı toprağı altın ya…

… Kadın, Nuri İyem’de başlıca konu. Sömürüldüğünden ötürü… Necati Cumalı’nın, Cahit Atay’ın, Adalet Ağaoğlu’nun tiyatroda yaptığını Nuri İyem resimde yapmış, resim diliyle…” Nüvit Özdoğru/ 1973

Nuri İyem, 1980, Yağlı boya

Nuri İyem, 1980, Yağlı boya

“Sırtında koca bir ot yığını altında ezilen, ama direnen, soylu gövdesiyle bir köylü kadınımızdan oluşan küçük; fakat anıtsal etkideki tuvalde bu tek figür, tıpkı eski Grek mitolojisindeki Atlas’ın günümüzdeki bir örneği gibi.” Zeki Çakaloz/ 1980

“…Nuri’nin eseri, değişik çeşnileri birbiriyle kenetli bir kitaba benzer.” Ahmet Hamdi Tanpınar/ 1952

“… Bütün resimlerindeki insani duyguya iyice varabilmek için Nuri İyem’in önce insan resimlerine, ondan sonra peyzaj ve natürmortlarına bakmak gerekir.” Bülent Ecevit/ 1953

“… Mavi ne zaman gülümser Nuri Usta

Su yürüyünce çivit badanalı duvara

Nerde geçer yeşilin çocukluğu

Derin sularda güneşin altında

Suskun bir aydın mıdır kahverengi

Sarıyla çocukluğunu anımsamazsa

Nasıl açar bir duvarın çiçeği

Dökülen badanalardan çıkan renk tomurcuklarıyla …  ” Turgay Gönenç/ 1980

“Aynı çağı bölüşmekten ve hele hele dostu olmaktan büyük gurur duyduğum bilge insanlardan biridir Nuri İyem. “Hoca Nasreddin gibi ağlayan/Bayburtlu Zihni gibi gülendir. Adına yürek denilen, yumruk büyüklüğünde bir uranyum vardır göğsünde, hiç kuşkum yok. Yaşam mı onu zenginleştirmiştir, yoksa o mu yaşamı, kolay kolay yanıtlayamam.” Demirtaş Ceyhun

SAMSUNG

SAMSUNG

SAMSUNG

SAMSUNG

“… Sergideki yine sayıca çok resimlere baktıkça kimileri için esasta kadında var olması istenen Anadolu kadınında büsbütün var olan, içindekini saklamak erdemi ile dopdolu yüzler geçiyor bir bir önümüzden. Yaşını anlayamadığımız, kişiliğini çıkaramadığımız, biraz acı ve biraz da hayretin varlığını ancak bakışlarında sezinleyebildiğimiz kadınlar… İçlerinde doludizgin var olanı kendilerine saklayan, öyle duran kadınlar. Hayatın kaynağı oldukları halde, doğanın içinde her şeyden habersizmiş gibi gösterilmeye çalışılan kadınlar! Sonra bu kadınların da yaşadıkları yerler olabilecek peyzajlar; tüm bir dokusuyla şiir olan çoğu insanlı görünümleriyle gidiliveren yerler, yollar…

Bu sergisinde de ben ‘ressamım’ diyor Nuri İyem, zaman buldukça resim yapmam; resimden zaman kalırsa başka şeyler yaparım. Sanatım benim hayatım; çok resim yapmışsam, daha çok yaşamışım demektir.”Fatma Ekeman/1986

2001 yılında karavanımızla İtalya’ya gitmiştik. İtalya tarih-kültür-sanat ülkesiydi; orada o kadar çok müzeye, sergiye gittik ki; her gittiğimiz müze ve sergiden sonra birbirimize (Mualla, Yavuz, Mithat ve ben) İstanbul’da bir müzeye veya bir sergiye nasıl gideceğiz? diye soruyorduk. Geziden döndükten üç-dört ay sonra 29 Kasım 2001’de İstanbul Tepebaşı Tüyap Sergi Sarayı’nda “Dünden Yarına Nuri İyem Retrospektif Sergisi” Evin Sanat Galerisi tarafından açıldı ve bu sergide Nuri İyem’in 1500 resmi sergilendi.

Nuri İyem, Heykeltraş Şadi Çalık'ın Portresi

Nuri İyem, Heykeltraş Şadi Çalık’ın Portresi

Nuri İyem, Ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun Portresi

Nuri İyem, Ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Portresi

Bu olağanüstü bir sergiydi, biz İtalya’da birbirimize sorduğumuz sorunun yanıtını almış olduk. Türkiye’de de geniş kapsamlı, bir sanatçının kariyeri boyunca yaratmış olduğu eserlerden derlenmiş-retrospektif-bir sergi açılabiliyormuş demek.

Dünden Yarına Nuri İyem Retrospektif Sergisi’nde, Nuri İyem’in gelini Evin İyem’in söylediğine göre 1504 resim sergilenmiş ve Nuri İyem Resimleri Arşiv/Belgeleme Projesi gerçekleştirilmiş. Bunun yanı sıra sergideki tüm yapıtların yer aldığı iki ciltlik kitabı da yayımlanmış. 13 Aralık 2001 tarihinde sergi bittiğinde arşiv kayıtlarındaki resim adedi 1710 olmuş. 2001 yılında 86 yaşında olan Nuri İyem’in tüm bunlara tanık olması onu çok mutlu etmiştir sanırım.

18 Haziran 2005’te doksan yaşında vefat eden ressam Nuri İyem ardında 3500 resim bıraktı, o artık ölümsüz, yapıtlarıyla günümüzde de yaşıyor.

 

 

Kaynakçalar:

Nuri İyem-Vikipedi

Nuri İyem -50. Sanat Yılı Kitabı-(1986) Yazılar ve Resimler

http://www.evin-art.com-exhibitions- Nuri İyem

Fotoğraflar- Vikipedi, Pinterest, 50. Sanat Yılı Kitabı ve nuriiyem.com’dan alınmıştır.

MİNİK RESSAM: DORUK DİNÇBİLEK

Doruk Dinçbilek henüz altı yaşında, ana okuluna gidiyor. “Resim yaparken kendimi mutlu hissediyorum .Resim yapmadan önce hayal kuruyorum, ne yapacağımı düşünüp aklımda tutuyorum. Sonra çiziyorum arkasından boyuyorum. Sulu boya resim yaparken çizmiyorum, resmi fırça ve boyayla yapıyorum.” diyen Doruk ilk resimlerini yapmaya Semra teyzesiyle başlamış, ondaki yeteneği Semra teyzesi keşfetmiş. Doruk’u resim kursuna yazdırmış. Her hafta birlikte kursa gidiyorlar; Doruk önce kuru ve pastel boyalarla resimler yaparken kursta sulu boya tekniğini öğrenip resimlerinin bazılarını sulu boya yapmış.

Doruk, Atölye Asuman'da, Resim Öğretmeni Asuman Erdiliballı Batur ile

Doruk, Atölye Asuman’da, Resim Öğretmeni Asuman Erdiliballı Batur ile

Geçtiğimiz hafta öğretmeni Doruk’a resimde Lavi tekniğini araştırmasını, Lavi tekniğine başlayacaklarını söylemiş, Doruk resimde yeni bir teknik öğrenip bunu kullanacağı için çok heyecanlı.

Lavi tekniğini ben de araştırdım: Sulandırılmış tek renkle veya mürekkeple yapılan suluboya tekniğine yakın bir çalışma olduğunu öğrendim. Temel maddesi çini, is mürekkebi, sepya (mürekkep balığından alınan koyu siyah boya) veya su katılmış boyaymış. Lavi tekniğinde kullanılan boya genellikle siyahmış; ancak mavi ve yeşil de kullanılabiliyormuş. Doruk’un öğretmeni Asuman Hanım, Doruk’a tek renk suluboya ile Lavi tekniğinde resim yaptırmış.

Doruk ve Lavi Tekniğine Göre Yaptığı Suluboya Çalışması

Doruk ve Lavi Tekniğine Göre Yaptığı Suluboya Çalışması

Lavi Tekniğiyle Suluboya Çalışması

Lavi Tekniğiyle Suluboya Çalışması

Kız kardeşim Funda’nın torunu olan Doruk’un yaptığı resimler, bizleri de çok heyecanlandırıyor, resimlerini çok beğeniyoruz.

SAMSUNG

Doruk

Doruk

Flamingolar-Suluboya

Flamingolar-Suluboya

Doruk Dinçbilek

Doruk Dinçbilek Resim Kursunda

Kartal ve Yavrusu-Suluboya

Kartal ve Yavrusu-Suluboya

Cadı

Cadı

Picasso'nun bir çalışmasına bakarak

Picasso’nun bir çalışmasına bakarak yaptığı resim

Doruk; bazı resimleri başka resimlere bakarak bazılarını ise kendi düşünceleri ve düş gücüyle yapıyor .

Sevimli Maymunlar

Sevimli Maymunlar-Pastel

Ben ‘Sevimli Maymunlar’ resmini görünce Doruk kardeşlerini resmetmiş herhalde dedim; ancak Doruk bunu kabul etmiyor, yaptığı resmin maymunlar olduğunu söylüyor. Maymunlarla ilgili çok hayal kurdum, diyor. Ne diyelim ressamımız ne derse doğrudur.

Ağaçlar ve Maymun

Ağaçlar ve Maymun

Doruk

Uçan Balık

Doruk

Deniz Aracı

Doruk

Kravatlı Kedi

Kuşlar

Kuşlar

Kuşlar-detay

Kuşlar-detay

Atlar

Atlar

Su altı-Balıklar

Su altı-Balıklar

Denizdeki Gemiler

Denizdeki Gemiler

Yelkenliler

Yelkenliler

Çiçekler

Çiçekler

Çiftlik

Çiftlik

Kedi

Kedi

Kuş

Kuş

Sevgili Doruk’a çıktığı resim yolculuğunda başarılar diliyorum, çok başarılı olacağına yürekten inanıyorum.

ERDEK 1. KYZİKOS ULUSLARARASI HEYKEL SEMPOZYUMU

Kyzikos Antik Kenti; Marmara Denizi kıyısında, Türkiye’nin ilk sayfiye yerlerinden biri olan Erdek ilçesinin yakınlarında bulunan bir antik çağ kentidir. Bandırma’dan Erdek’e giderken Düzler Mahallesi’nin sağ tarafında zeytin bahçeleri bulunur, bu alanda Kyzikos Antik Kenti ve Hadrianus tapınağı kalıntıları, ziyaretçilerini beklemektedirler. Kyzikos tabelası bErdek’e giden turistlerin kimisi kahverengi Kyzikos tabelasını görüp Kyzikos Antik Kenti’ne girip kalıntılar arasında dolaşarak yüz yıllar öncesini yaşayabilir, kimisi de o kahverengi tabelayı görmeden geçer gider.

SAMSUNG3000 yıllık geçmişi olan Kyzikos Antik Kenti pek çok heykeltraş ve mimar yetiştirmiş, özellikle M.Ö. 334-30 yılları arasında Helenistik Çağda, daha sonra da Roma zamanında sanatta-heykel, mimaride ve ticari alanda en iyi seviyeye ulaşmış.

SAMSUNG
SAMSUNGKyzikoslu mimarlar Milet, Efes, Bergama’daki bazı mabedlerin süslemelerini ve sütun başlıklarını; Kyzikoslu heykeltraşlar da krallara, kraliçelere, imparatorlara saraylar, tapınaklar, saray ve mezar süslemeleri, sütun başlıkları, su kemerleri ve daha nice yapıtlar yapmışlar. Kyzikos’taki dünyaca ünlü -hatta dünyanın sekizinci harikası olmaya aday- Hadrianus Tapınağı da İmparator Hadrianus adına Kyzikoslu mimarların eseridir.

23 Haziran akşam üzeri Erdek’e girdik, Erdek’in girişindeki benzin istasyonundan yakıt alırken, yolun karşısındaki reklam panoları dikkatimizi çekti. Dört-beş pano yan yana Erdek’te 15 Haziran-15 Temmuz 2015 tarihleri arasında 1. Kyzikos Uluslararası Heykel Sempozyumu yapıldığını; Çin, Ukrayna, Gürcistan, Bulgaristan ve Türkiye’den heykel sanatçılarının, ayrıca Mimar Sinan Üniversitesinden beş öğrencinin de sempozyuma katıldığını, sanatçıların  Erdek merkezde ve Ocaklar köyünde-Ocaklar Mahallesi – çalışmalarını sürdürdüğünü bildiriyordu.

SAMSUNG

Erdek

Erdek

SAMSUNG

Sempozyumun gerçekleştirildiği alana gittik; deniz kenarında, balıkçı teknelerinin yanı başında genişçe bir alandı, belediye tarafından her sanatçıya bir bölüm ayrılmıştı.

Mert Çıkılmazkaya-Türkiye

Mert Çıkılmazkaya-Türkiye

SAMSUNG

SAMSUNG

İvane Tsiskadze- Gürcistan

SAMSUNG

Petre Petrov-Bulgaristan

Petre Petrov-Bulgaristan

Tonlarca ağırlıktaki mermerler ve granitler büyük bir emekle verilmek istenen şekli alıyordu. Sanatçılar mermer ve granit üzerinde çalışıp heykellerini gerçekleştiriyorlardı. Mermer ve graniti işledikçe her bölümden yoğun bir toz tabakası havaya karışıyor, her yeri sarıyor, rüzgâr eşliğinde oraya buraya savruluyordu. SAMSUNGÇevredeki çam ağaçları ne yazık ki bu toz bulutundan etkilenmiş, ağaçların rengi yeşilden griye dönmüştü. Heykeltraşların taşları kırdıkları, yonttukları el aletleri büyük bir gürültü çıkarıyordu.

Lin Shenghuang-Çin Halk Cumhuriyeti

Lin Shenghuang-Çin Halk Cumhuriyeti

Sanatçılar gürültüden ve tozdan etkilenmemek için kulaklıklarını ve maskelerini takmışlar, hatta bazıları havanın sıcak olmasına aldırmadan uzun muşamba önlükler giymiş öyle çalışıyorlardı. Büyük bir titizlikle ve güçle heykellerini oluşturma çabası içindeydiler.

Biz tozdan ve gürültüden dolayı sempozyum alanında fazla kalamadık, heykeltraşların işleri çok zor! Onları mermer ve granit kayalarla, toz, gürültü ve sıcakla baş başa bıraktık. 15 Temmuz’dan sonra o tonlarca ağırlıktaki kayalardan her biri bir sanat eserine dönüşecek ve Erdek Meydanı, sahilleri bu heykellerle şenlenecek, güzelleşecek. SAMSUNG21. yüzyılın eserleriyle 3000 yıllık Kyzikos eserleri bütünleşecek. Böyle bir heykel sempozyumunun çok daha önce yapılması gerekiyordu Erdek’te; ancak hiç olmamasındansa ilk adımın atılıp 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu’nun başlaması çok önemli bir olay. Her yıl bu sempozyumun tekrarlanmasını ve uzun ömürlü olmasını diliyorum. Turizmle, yazlıkçılarıyla tanınan Erdek’in bundan böyle sanat yönüyle de tanınacağını, Erdek halkının sanata sahip çıkacağını umuyorum