SAVAŞÇI DİAGORAS (ÇAĞBA BABA) ve KARISI ARİSTOMAKHA’NIN PİRAMİDAL ANIT MEZARI (Turgutköy 7)

Şelale’ye giderken piramit şeklinde bir yapı gördüğümüzden bahsetmiştim, yukarıya doğru yükselen kayalıkların üzerine oturtulmuş olan bu yapı bir anıt-mezarmış. Turgutlular bu anıt-mezarı yakın zamana kadar türbe olarak kullanıyorlarmış. Bu mezarda yatan kişiye Çağba Baba küçük çocuklarsa Çağba Dede diyorlar. Uzun yıllar, yağmur yağması için Çağba Baba’ya çıkıp dua etmişler. Nineler, analar, gelinler çeşit çeşit yemekler hazırlar, çoluk çocuk Çağba Baba’nın alt tarafındaki büyük pînar ağacının bulunduğu alanda piknik yapar, dualar okurlarmış. Sonra da Çağba Baba’ya çıkılıp yağmur duası edilirmiş. Bazı kişiler mezara bozuk para, bazıları da su bırakırmış.

Arkeologlar, yakın zamanlarda yaptıkları araştırmalarla Çağba Baba’nın aslında M.Ö. 4.-3. yüzyılda yaşamış Diagoras adlı bir savaşçı olduğunu ortaya çıkarmışlar. Ve bu piramit yapının, savaşçı Diagoras ve karısı Aristomakha’nın anıt mezarı olduğunu saptamışlar. Anıt mezarın üzerindeki yazıtta yazılıymış burada yatan kişilerin adları.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Savaşçı Diagoras ve Karısı Aristomakha’nın Anıt Mezarı’nın Yeniden Kurulması -Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezinden Alınmıştır.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezinden alınmıştır.  Mezar Odasının Planı ve Piramidal Çatının Kesiti

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezinden Alınmıştır.

Yazıta göre piramit şeklindeki anıt mezarın tepesinde Diagoras’ın heykeli ve mezarın güneye bakan kapısının bulunduğu yönde piramidin başlangıç noktasının her iki tarafında aslan heykelleri varmış.

george e.Bean

İngiliz Arkeolog George Ewart Bean(1903-1977)

Uzun yıllar Türkiye’de kalan İngiliz arkeolog George E.Bean( 1903-1977) 1950 yılında Turgut Piramidal Mezarı’nı dolaşmış ve aslan heykellerinin parçalarının bulunduğunu söylemiş.

Türkiye’de bulunan tek piramidal mezar olduğu söylenen anıt-mezarın günümüze kadar gelebilmiş olmasını arkeologlar, mezarın türbe olarak kullanılmasına bağlıyorlar ve anıtsal mezarın Mısır yapılarından etkilenerek yapıldığını söylüyorlar.

SAMSUNG

Diagoras ve Aristomakha’nın Anıt Mezarı’nın Tabelası

Savaşçı Diagoras’ın anıt-mezarını yakından görmek için yola çıktık, köy merkezinden bir kilometre yürüdükten sonra anıt-mezarın olduğu yere geldik. Belli belirsiz bir patika görünüyordu, hava çok sıcaktı, cırcır böcekleri aralıksız ötüyordu, halkın ‘elengerek’ dediği zehirli bir yılana rastlamak kaygısıyla bastığımız yere çok dikkat ediyorduk.

Savaşçı Diagoras'ın Kayanın Üzerine Oturtulmuş Anıt-mezarı

Piramidal Anıt Mezar Bir Kayalık Alana Oturtulmuş- Fotoğraf: Mithat Okay

Büyük pînar ağacının bulunduğu söylenen yere geldik, o büyük pînar ağacının yerini çam ağaçları almıştı; görünürde söylendiği gibi büyük bir alan da yoktu. Patikamsı yolu takip ederek yukarıya anıt-mezara çıktık. Piramidal anıt-mezar vadi tabanından otuz beş, deniz seviyesinden altmış beş metre yükseklikte konumlanmış.

Savaşçı Diagoras ve eşi Aristomakha'nınPiramidal Anıt-Mezarı

Diagoras’ın ve karısı Aristomakha’nın Piramidal Anıt Mezarı ya da Turgutluların deyişiyle Çağba Baba’nın Türbesi     Fotoğraf: Mithat Okay

Anıtın küçük bir kapısı vardı, kapının önünde bir litrelik bir pet duruyordu içi su doluydu. Acaba biri bir dilekte mi bulunmuştu Diagoras’tan daha doğrusu Çağba Baba’dan? Önce mezarın içine baktık, sonra girdik. Aşağı yukarı dokuz-on metre kare bir alandı, yer kazılmış, toprak alt üst edilmişti. Anıt-mezarın içinde bir yığın çöp vardı. Binlerce yıl öncesinden günümüze kadar gelen bu yapıya gereken özenin gösterilmediği açıkça görülüyordu. Dışarıdan piramit şeklinde olan mezarın içi kubbe şeklindeydi. Anıt-mezarın dıştan görünüşü içine göre daha etkileyiciydi. Mezarın içi çok sadeydi, herhangi bir süsleme yoktu.

Hydas’ta ve Turgut’ta araştırmalar yapan Alman arkeolog Mathias Benter ve arkadaşları anıt-mezarın defineciler tarafından tahrip edildiğini, köy halkı da bazı kişilerin mezardan hazineler çıkardığını, o hazineleri çıkaran kişilerin hepsinin başına kötü olaylar geldiğini söylüyor.Turgutlular gerçek hazinenin Turgut’un kendisinin olduğunu çok iyi biliyorlar. Yine arkeologlar bu çevredeki tarlalarda pek çok keramik eser ve amfora bulduklarını bunu da eskiden Turgut’ta amfora atölyelerinin olmasına bağladıklarını yazmışlar.

Anıt-mezarın içinin fotoğraflarını çektikten sonra dışarı çıktık, anıt-mezardaki hazineler ne kadar güzel ve kıymetliydi bilmiyorum da anıt-mezardan görünen manzara olağanüstüydü. Tüm vadi ve çevresi ayaklar altındaydı, mezarın yeri çok doğru seçilmiş. Piramit mezarın en üstüne Diagoras’ın heykelini dikenler, Diagoras’ın tüm vadiye hakim olacağını, saygınlığının ve yaşamla olan bağının süreceğini düşünmüş olmalılar. Bin yıllar önce aslan heykellerinin durduğu yerler boştu.

Şahin Gümüş, Muğla Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Arkeoloji Anabilim Dalı’nda, 2003 yılında bu anıt-mezarla ilgili Yüksek Lisans Tezi hazırlamış. Tezinde yazdığına göre

s200_mathias.benter

Alman Arkeolog Mathias Benter

Alman arkeolog Mathias Benter’le görüşmüş, M. Benter, Şahin Gümüş’ü Turgut ve çevresinde 1998 ve 2000 yıllarında yapmış olduğu yüzey araştırmaları hakkında bilgilendirmiş ve ona kendi kişisel çizimlerini kullanması için izin vermiş.

SAMSUNG CAMERA PICTURESAnıt-mezar yazıtının Türkçe çevirisini, Şahin Gümüş’ün Yüksek Lisans Tezi’nden aldım:

«Siz beyaz dişli hayvanlar, her zaman size öngörülen yerde kalın.

Çünkü ben en yukarıda olarak her şeyi gözetleyeceğim.

Ki hiçbir korkak adam gelip de mezara zarar vermesin.

Çünkü bu, savaşta ölen Diagoras isimli bir adamın ve

Örnek çocuklar yetiştirmesiyle

Ve kocasına sadakat anlayışıyla herkesten üstün olan

Ve babasının Aristomakha olarak adlandırdığı

Tanrılarla kıyaslanası karısının mezarıdır.»

Şahin Gümüş, yazıtta bahsedilen kişilerin adlarının Yunanca olduğunu, bu adların geçtiği başka yazıtlar bulunmadığını, Diagoras’ın bölgenin tarihsel sürecinde, kim olduğuna ve ne zaman yaşadığına dair bilgi olmadığını da belirtiyor. Arkeologlar Anıt Mezar’ın günümüze kadar gelebilmesini Turgutluların orayı Çağba Baba Türbesi olarak kullanmalarına bağlıyorlarmış. Gerçi bu piramidal anıt mezar yapıldığında değil İslam dini, Hristiyanlık bile yokmuş.

Bana Diagoras’ın eşi Aristomakha ile birlikte aynı anıt mezara gömülmüş olması ilginç geldi. Aynı zamanda ölmüş olmaları biraz tuhaf. Eskiden ölen eşle birlikte gömülmek için önemli kişilerin eşlerinin yarıştıkları, kendilerini feda ettikleri söylenegelir. Acaba Aristomakha da çok sevilen bir eş olduğundan dolayı eşi Diagoras’la birlikte gömülmek istemiş olabilir mi? Eşiyle birlikte gömülmek için ölümü tercih mi etti? Bunu bilmemiz ve o kadını anlamamız zor hatta olanaksız.

Savaşçı Diagoras’ın anıt-mezarına gittiğimiz günün gecesi mezara tekrar gitmek için içimizde büyük bir istek oluştu. Bu isteğe direnemedik. Aysız bir geceydi, gökyüzü yıldızlarla bezeliydi. Çevrede ışık olmadığından yıldızlar çok parlak görünüyordu. Hani elini uzatsan tutacakmış gibi! Anıt-mezarın olduğu yere geldik, asfaltı bırakıp taşlı topraklı araziden yukarı çıktık, yolumuzu başımıza taktığımız lâmbalar aydınlatıyordu, her yer kapkaranlıktı, doğanın sesinden başka ses duyulmuyordu. Sessizliğin sesi. Ben biraz korkarak, biraz ürkerek Mithat’ı takip ediyordum. Nereden aklımıza düşmüştü gece yarısı Diagoras’ı ziyaret etmek. Bir kere yola çıktık işte!

Mezarın üzerine oturduğu kayaya yaklaşırken bir takım karaltılar görünce durduk. Onlar da bizi fark etmiş olmalıydılar, başımızda yanan ışıkları mutlaka görmüşlerdir. Bir iki dakika bekledikten sonra yürümeye devam ettik, mezarın ön yüzüne vardığımızda geldiğimiz yönün ters tarafından aşağıya doğru koşturuyordu karaltılar. Çok tedirgin oldum, hadi geri dönelim, dedim. Mithat:

«Buraya gelmeyi benden çok sen istedin, şimdi niye geri dönecekmişiz. Hadi, şu anın tadını çıkar,» dedi.

Kendimi gözleniyormuş gibi hissediyordum, anıt-mezarın açık olan küçük kapısına bakarken gözüm biraz yukarı kaydı, anıtın iki yanına oturmuş yeleleri rüzgârda uçuşan iki iri kafa, kızgın iki çift göz ve sivri bembeyaz dişlerle karşılaştım. Korkudan kaskatı kesildim, bunlar gündüz yoktu. Ne zaman gelmişlerdi buraya? Tam durmaları gereken yerde duran iki aslan! Mithat’ın sesini duydum:

Yukarıya bak, diyordu. Felç olmuş gibiydim, başımı nasıl kaldırır da yukarı bakardım? O, yineledi:

Yukarı bak!

Büyük bir gayretle gözlerimi aslanların gözlerinin etkisinden kurtarıp başımı yukarı kaldırdım. O ne? Bu nasıl olabilir? Yukarda, piramidin tepesinde dimdik bir adam duruyordu, yüzü Hydas Akropolü olduğu söylenen yere dönüktü. O karanlıkta ben o adamı nasıl gördüm? Mantıksız bir durum vardı, önce aslanlar şimdi de tepedeki adam. Yoksa bu Diagoras mıydı? Yok canım, olmaz böyle şey! Hayal gücüm bana oyun oynuyor olmalı. Ya Mithat, onunla aynı hayali mi görüyoruz? Akşam yediklerimiz dokunmuş olmalı, ağır bir şey de yemedik ki… Gözlerimi yumdum, bir iki saniye öyle kaldım, sonra gözümü açıp bir daha yukarı baktım. Evet, evet adam orada hareketsiz duruyordu, yoksa o bir heykel miydi? Offf! Nereden bileyim? Karavanımıza gitmek istiyorum ben! Korkuyorum! Aslanlar hâlâ aynı yerdeydiler, hiç bu kadar yakından aslan görmemiştim.

-Gel mezara girelim!

-Hadi canım sen de, ben mezara falan giremem!

-Neden? İstedin geldik, içeri bir bakalım, gündüzden farklı mı değil mi?

-Aslanlara baksana, bizi içeri sokmaz bunlar.

-Çok komiksin, onlar heykel, bize ne yapabilirler ki?

-Ne heykeli yaaa! Şu gözlere baksana ateş saçıyor! Sen korkmuyor musun?

-Yooo! Neden korkacakmışım? Lâmbalarımız mezarın içini aydınlatır, hadi gel bakalım Diagoras’ın mezarına.

Bacaklarım titreye titreye bir iki adım attım, aslanlara bakmamaya çalışarak mezarın kapısına geldim. Sabah gördüğümüz içi su dolu pet şişe devrilmiş, yan yatıyordu. Mithat mezarın içine atladı, arkadan elini uzattı, kafamı eğdim, iki büklüm olup küçük kapıdan içeri girdim. Artık mezarın içindeydik yavaşça başımı yere eğdim, başımdaki lâmba üzerine bastığımız yeri aydınlattı. Sabah yer, toprak ve taş yığınından ibaretti, şimdiyse tam ortada bir lahit ve lahitin üzerinde iki tahta sandık duruyordu. Bu kadarı da fazlaydı! Artık hiç olmayacak şeyler görmeye başlamıştım. Mithat’ın yüzüne baktım, gergindi, böyle bir şey beklemiyordu anlaşılan. O anda yukarda bir hareketlenme oldu. Bu da ne derken kubbeye yerleşmiş yarasalar uçuşmaya başladı. Mezarın kubbesi çok esrarengiz görünüyordu. Titrediğimi hissettim.

-Buradan çıkalım, diye fısıldadım.

-Önce sandıkların içine bakalım.

-Ben hayatta bakmam!

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Anıt Mezarın Kapısının İçten Görünüşü

Geri döndüm yerden elli-altmış santim yüksekliğindeki kapı girişine çıkmaya çalışırken, elim sert, soğuk bir madene değdi. Eğilince lâmbam elimin değdiği şeyi aydınlattı, işaret parmağımın yarısı kadar parlak sarı madeni, korka korka elime aldım. Bir kadın başıydı bu ve kadının göğsünden boynuna doğru bir yılan sarılmıştı, yılanın kafası kadının çenesindeydi. Bazı köylüler kırk-elli yıl önce buldukları gövdesine yılan sarılı bir kadın başından bahsediyorlardı, bu onların bulduklarından biri miydi? Yoksa bu! Anıt-mezarda yatan Diagoras’ın karısı Aristomakha’nın altın büstü müydü? Pek güzel bir kadın değilmiş doğrusu! Altın büstü elimden bırakmak istiyorum, bir türlü bırakamıyorum, sanki elime yapıştı. Onu atamıyorum. Elim ağırlaştı, külçe gibi oldu, kolum da öyle… Elim, kolum! İmdaaaat! Kolumu kurtaramıyorum! Yardım edin lütfen! Ben bu altını istemiyorum!!! Bırak beni! Her yanım altın büstlerle doldu, hepsi bir yerime yapışıp beni toprağın altına çekiyor, toprağa gömülüyorum… Kurtarın beni… Kurtarıııııın! Bağırıyorum, bağırıyorum sesim çıkmıyor… Boğuluyorum, kolum, kolumu hissetmiyorum. İmdaaaaaaaaat!!! Nihayet sesimi çıkarabildim. Sesimi duymamla gözümü açmam bir oldu. Ohhh! Şükürler olsun kâbusmuş! Kolumun üzerine yatmışım, uyuşmuş. Kolumu oynatamıyorum. Gözümü kapatmak istemiyorum, kendimi o mezarda bulacakmış gibi oluyorum. Yataktan kalktım, bir bardak su içip kendime gelmeye çalıştım.

Uzmanlara göre gördüğümüz rüyalar aynı gün yaşadıklarımızın muhasebesiymiş, beyin hiç uyumazmış, biz uyurken de gün boyu yaşananları saklamak için belli bir sıraya dizermiş. Bugün yaşadıklarımdan çok etkilenmiş olmalıyım ki gerçek gibi bir rüya, daha doğrusu kâbus gördüm. Kâbusun etkisini üzerimden atmadan yatağa giremedim.

Ertesi gün anıt-mezarı, hazineleri, defineleri, Aristomakha’nın altın büstlerini unutup uzun bir yürüyüş yapmaya karar verdik. Turgut ve çevresinde yürüyüş yapmak çok keyifli. Pek çok yürüyüş rotası izleyebiliyorsunuz. Yorucu bir yürüyüş yapmak istemiyorsanız Turgut’un merkezindeki ‘Denize gider’ levhasının gösterdiği yoldan sahile inip okaliptüslü yoldan köye geri dönebilirsiniz. Aşağı yukarı beş kilometre olan bu turu bir saatte tamamlayabilirsiniz.

Biraz daha uzun bir parkur isterseniz köyün merkezinden sola saparak şelaleye yürür şelalenin sularında serinledikten sonra geri dönebilirsiniz. Bu da toplam dokuz kilometredir. Şelaleye ana yoldan gidip gelirseniz en az on bir kilometreyi göze almanız gerekir.

Turgut’tan Bayırköy’e gitmek dokuz kilometre, bir buçuk-iki saatte yürünebilir. Bu yolda oklu kirpilere rastlamak mümkün.

oklu kirpi

Oklu Kirpi           Foto: İnternet’ten

Merak etmeyin oklarını atmazlar, sizi görünce olanca hızlarıyla kaçarlar. Biz oklu kirpi gördük, ancak fotoğrafını çekemedik.

IMG_20190329_200707 oklu kirpinin okları ab

Oklu Kirpinin Okları

Yürüyüş yaptığımız yerlerde oklu kirpilerin attıkları okları görüp topladık.

Turgut-Selimiye arası da 11-12 kilometre, yürünebilecek bir mesafe yani.

Başka bir rota da Bozburun-Hisarönü yolunu takip ederek Orhaniye’ye gitmek, gidiş geliş on iki kilometreyi bulur. Yolu uzatmak isterseniz Orhaniye’den Hisarönü’ne devam edebilirsiniz.

KNİDOS (Datça’da Üç Kadın ve Bir Minik Karavan)

Üç kadın, Palamutbükü’ne kadar gelip de Knidos’a gitmemek olmaz diye düşündüler ve karavanlarını Palamutbükü’nde bırakıp arabalarıyla Knidos’a gittiler.

Lacivert‘in doğum yeri, tarih ve doğanın tüm gizemiyle konuşlandığı, Ege Denizi’yle Akdeniz’in birleştiği yer Knidos!

My captured picture

Knidos/ Datça Yarımadası

Datça Yarımada’sının Tekir Burnu’nda yer alan antik kent Knidos eski zamanlarda  Antik Çağ’ın önemli bir ticaret merkezi olduğu kadar bir kültür ve sanat kentiymiş de; bilim, mimarlık ve sanatta oldukça ileri bir kent… Knidos’ta kimler yaşamamış ki Matematikçi ve astronom Eudoksus, ünlü ressam Polygnotos, doktor Euryphon, İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos…

My captured picture

Knidos/ Datça Yarımadası

My captured picture

Knidos/ Datça Yarımadası

My captured picture

Knidos / Datça Yarımadası

My captured picture

Knidos/ Datça Yarımadası

M.Ö. 4. yüzyılda heykeltraş Praksiteles’in yaptığı, aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit (Venüs) heykelinin burada yapılmış olmasına, Atinalı Praksiteles’in uzun yıllar Knidos’ta yaşamasına hiç şaşmadı üç kadın. Sanatçıların, Knidos’un harika doğasından ilham almamaları, muhteşem yapıtlar ortaya çıkarmamaları olası değildi!

Söylentiye göre Praksiteles, Kos Adası’nın isteği üzerine iki Afrodit heykeli yapmış; bu heykellerden biri giysili diğeri çıplakmış. Kos halkı çıplak heykeli istememiş, onların istemediği çıplak Afrodit heykelini Knidoslular satın alıp Akdeniz’den de Ege’den de görülebilmesi için kentin yüksek bir yerine  yerleştirmişler. Çıplak Afrodit heykeli öyle ünlenmiş ki onun ünü Knidos’u efsaneleştirmiş. Knidos’a heykeli görmeye binlerce kişi gelmiş. O zamana kadar tanrı heykelleri çıplak, tanrıça heykelleri giysili olarak yapılırmış. Aşk ve güzellik tanrıçası Afrodit’in çıplak heykeli, yapılan ilk çıplak tanrıça heykeliymiş.

Knidos Afroditi’nin bugün adı var kendi yok! Antik Çağ’da beğenilen bir yapıtın kopyasını yapmak çok yaygınmış. Knidos Afroditi’nin de tam 53 kopyası yapılmış.  Afrodit’in kopyaları, günümüzde dünya müzelerinde sergileniyor. Bu müzeler içinde Vatikan, Louvre, Münih Müzesi de var.

Knidos afroditinin Roma Kopyası Vatikan Müzesi-5

Knidos Afrodit’inin Roma Kopyası Vatikan Müzesi’nde

Knidos Afrodit'inin kopyası

Braschi Afroditi adıyla anılan MÖ 1. yüzyıldan kalma heykel, Praksiteles’in Knidos Afroditi isimli heykelinden serbest tarzda yapılmış bir kopya

Praksiteles’in çıplak Afrodit heykelini yapmasının üzerinden yirmi iki asır, yani iki bin yıldan fazla zaman geçmiş. 1749 -1832 yılları arasında birçok İngiliz gezgini, araştırmacısı Knidos’u ziyaret etmiş. Bu kişiler Knidos ve tüm yarımadayı inceleyip hakkında yazılar yazmış, haritalar çizmiş; arkeoloji dünyasına tanıtmışlar.

My captured picture

Knidos’taki Küçük Tiyatro

Osmanlı Devleti de Knidos’un mermerlerinden faydalanmış. 1800’lü yılların başlarında Knidos’taki büyük tiyatronun mermerleri, Afrodit Tapınağı’nın sütunları Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Kahire’de yaptırdığı sarayın inşaatında kullanılmış. Knidos’ta artık Büyük Tiyatro diye bir şey yok, deniz kenarındaki Küçük Tiyatro’da antik çağda oynanan oyunları düşündüler tiyatroyu gezenler. Knidos’ta zamanında dört tiyatro varmış.

1843-1855 yılları arasında inşa edilen Dolmabahçe Sarayı’nın yapımında da Knidos’un mermerleri kullanılmış. İzzettin Vapuru taşımış Knidos’un mermerlerini İstanbul’a.

charles thomas newton arkeolog

İngiliz Arkeolog Charles Thomas Newton (1816-1894)     Fotoğraf: İnternet’ten

1857 yılında İngiliz  Arkeolog Charles Thomas Newton, bir harp gemisiyle Knidos’a gelmiş. 250 tayfası olan gemi, Kraliyet tarafından Newton’a verilmiş. Newton; elektriği, suyu olmayan bir yerde Knidos eserlerini ortaya çıkarmak için iki yıl toprakla mücadele etmiş. Köylüler ona “toprakta delik açan deli İngiliz„ diyorlarmış. Newton da, Knidos’un ömrünün yirmi yılını aldığını söylemiş.

british_museum_lion_of_knidos

British Museum’daki Knidos Aslanı      Fotoğraf: İnternet’ten

Newton, yaptığı kazılardan çıkardıklarını 212 sandığa yerleştirip gemiye yüklemiş, yüklenenler arasında Knidos Aslanı, oturur durumdaki Demeter heykelinin yanı sıra Dionysos ve Rahibe Nikokleia heykeli de varmış. Tüm heykeller ve eserler British Museum’daki yerlerini almış.

Datçalı köylülerin deli İngiliz’ine, Knidos’taki çalışmalarından dolayı Londra Üniversitesi “arkeoloji doktoru„ Kraliyet ise “sir„ unvanını vermiş.

Aradan yüz yıldan fazla zaman geçmiş, 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra Amerika Long İsland Üniversitesinden bir profesör gelmiş Knidos topraklarına.

313_1326-İris Loveb

Profesör İris Cornelia Love… neredeyse ömrünü Knidos Afroditi’ni bulmaya adamış bu hanım. Afrodit’i bulmak onda saplantı haline gelmiş. Bunun için de Knidos’u delik deşik etmiş.

My captured picture

Knidos /Datça Yarımadası

Knidos’a arkeolog gibi değil de tarihi eser kaçakçısı gibi hoyrat davranmış. Bulduğu pek çok eseri Amerika’ya göndermiş, neler gönderdiğini kimseler bilmiyormuş. Afrodit Tapınağı’nı ve Afrodit heykelinin üzerinde durduğu kaideyi  onun ortaya çıkardığı söylense de, durum hâlâ gizini koruyormuş; zira arkeolog hanımın bulduğu söylenen kaidenin Afrodit heykelinin kaidesi olup olmadığı kesin olarak bilinmiyormuş. Öyle ya da böyle neyse ki kaide hâlâ Knidos’ta(!) İris Cornelia’nın Knidos Afroditi’ni bulup bulmadığı da belli değilmiş. 1967-1977 yılları arasında tam on yıl çılgınca sürdürmüş kazılarını, 1977’de kazı izni iptal edilmiş, Love, alelacele ABD’ye dönmüş. Knidos’tan kaçırılanlar bu sefer de ABD müzelerini süslemiş! Cornelia Love da Charles Newton gibi ülkesi tarafından ödüllendirilmiş. Onlar ermiş muradına(!)…  Demek ki Knidos’tan çıkarılan eserleri görmek için İngiltere ve Amerika’ya gitmek gerekiyor. Meraklısına duyurulur…

My captured picture

Knidos’taki Güneş Saati

DSC03646 günbatımı abKnidos hakkındaki bilgiler ışığında Knidos’u gezen, gün batımını Afrodit heykeline ait olduğu söylenen kaidenin bulunduğu tepeden seyreden üç kadın Knidos’a hayran; Knidos’taki eserleri yurtdışına götürenlere, bu eserlerin götürülmesine izin verenlere öfkeli olarak ayrıldılar Knidos’tan. Düşünceleri karışık, içleri buruktu…

Knidos Fotoğrafları: Sevil Okay- Mithat Okay

KİM DERDİ Kİ SULTANAHMET ESKİ CEZAEVİ LÜKS BİR OTEL OLACAK (Kentlerin Kraliçesi İstanbul 10)

Sultanahmet Cezaevi çok ünlüdür. Ünü pek çok önemli şairimiz ve yazarımızdan kaynaklanıyor. Türk Edebiyatı’nın önemli şair ve yazarları; Nazım Hikmet, Can Yücel, Necip Fazıl, Aziz Nesin, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Vedat Türkali… Sultanahmet Cezaevi’nde yatmış, orada zor yıllar geçirmiş; hiçbir zaman yazmayı bırakmamış, yeni eserler yaratmışlardı. Orada kim bilir ne acılar çektiler, neler düşündüler!

Sultanahmet Cezaevi

Sultanahmet Cezaevi                       Fotoğraf: İnternet’ten

80’li yıllara kadar cezaevi olan bina artık beş yıldızlı lüks bir otel. Sultanahmet Cezaevi’nin adı: Four Seasons. Sultanahmet Cezaevi’nde hapis yatan şairler, yazarlar, düşünürler yıllar yıllar sonra bu cezaevinin pahalı ve lüks bir otel olacağını akıllarının ucuna dahi getirmemişlerdir. Kimin aklına gelirdi Sultanahmet Cezaevi’nde bir kişinin, gecelik oda ücretinin binlerce lira olacağı, dünyanın dört bir yanından gelen turistleri ağırlayacağı. Bu durum benim içimi çok acıtıyor, o lüks Four Seasons otelini ne görmek ne de oraya gitmek istiyorum.

VEDAT TÜRKALÝ ROP. KENT-YAÞAM. FOTOGRAF:GURCAN OZTURK. BIRGUN-IST. EKÝM-2004

Şair, roman yazarı, senarist Vedat Türkali (1919-2016)

Vedat Türkali ‘Sultanahmet Cezaevi’ adlı bir şiir yazmış. Birlikte okuyalım mı?

Sultanahmet Cezaevi

Sabah serinliği gün ağarıyor

Demir taş küf yosun

Sen böyle gecenin ortasında

Olan bitenden habersiz

Uyuyor musun?

Güvercin sesi çocuk sesi tren sesi

Parmaklıklara yakışmayan ne varsa

Duvarlarında

Güneş bütün gün çağıradursun

Elden ne gelir

Yaşamak böyle kanlı akarsa

Maviliğin dibinde böyle gözyaşları

Kirli ağır durgun

Daha bir süre akıp gidecek duvarlarında

DSC01856.-STL ESKİ CEZAEVİ ESERLERİ Ajpg

Sultanahmet Eski Cezaevi Kazılarından Çıkarılan Bir Eserin Parçası

Lüks otelin 17 dönümlük bahçesinden Büyük Bizans Sarayı’nın kalıntıları, Bizans’la birlikte Osmanlı ve Hellenistik döneme ait yüz binlerce eser, 7. ve 10. yüzyıla ait freskler, mozaik döşemeler, hamam kalıntıları, sarnıçlar ve Büyük Saray’ın Halke Kapısı adı verilen giriş kapısı ortaya çıkarılmış. Bu alan arkeolojik park yapılacakmış. Bu arada Four Seasons da 50 odalık bir ek inşaat yapmaya başlamış tarihi alanın üzerine, gerekli yerlerden izin alarak.

DSC01864STL-e.cezaevi hamam ab

Sultanahmet Eski Cezaevi Kazılarında Bulunan Hamam

DSC01852stl ESKİ CEZAEVİ ATarihi alana temel atılmamış, 2,5 metre yüksekliğinde çelik ayaklar üzerine inşa etmeye başlamışlar ek otel inşaatını. Nasıl olduysa Unesco’dan bile olur almışlar! Ama bazı yayın organları ve kuruluşlar durumu mahkemeye götürüp otel inşaatını durdurmuşlar, bu arada kazılar da durmuş. Otel yöneticilerinin söylemlerine göre tarihi alanın ortaya çıkarılmasının finansmanını otel üstlenmiş, milyonlarca dolar harcamış.

DSC01867-Sul. eski cezaevi Osmanlı kabı a

Sultanahmet Eski Cezaevi Kazılarında Bulunan Osmanlı Kabı

Mahkemenin otel inşaatını durdurma kararını Kültür ve Turizm Bakanlığı, Fatih Belediyesi ve inşaatı yapan firma Sultanahmet Turizm A.Ş. Danıştay’da temyiz etmiş. Danıştay, yerel mahkemenin verdiği kararı doğru bulmuş, itirazı geri çevirmiş. Bakalım bundan sonrası ne olacak? diye sorsak da. Ne olduğu belli, Four Seasons Oteli, günümüzde lüks otellerden biri olarak turizme hizmet ediyor. Oda- restoran fiyatları yüksek olduğu halde müşterisi bol.

DSC01859-a.jpgTarih öğretmenim Nuran Hanım; Sultanahmet’te yürürken bastığınız her taşa dikkat edin, yürüdüğünüz yerin altında başka uygarlıklara ait saraylar, hamamlar, dini mekânlar, dehlizler, kanallar olabilir, derdi. Onun anlattıklarını heyecan, korku ve şaşkınlıkla dinlerdik. Yerin altında başka yerleşimlerin olabileceğini aklımız almazdı. Aradan yıllar geçti, Nuran Öğretmenimin anlattıkları bir bir çıktı! Gazetelerden okuduğuma göre Avrupa’nın ilk üniversitesi sayılan ve Bizans imparatorlarının misafir ağırladığı Magnaura Sarayı, yapılan kazılarla toprağın on üç metre altından tüm ihtişamıyla çıkmış, dört katlı saraydan çıkarılan tarihi eserler Büyük Saray Mozaikler Müzesi’ne teslim edilmiş. Özel mülk olan saray, sahibi tarafından 12 milyon avroya satışa çıkarılmış.  Böyle bir şey nasıl olabilir diye düşünebilirsiniz, şayet siz bir bina almışsanız ve o binanın altında daha sonra eski bir yapı bulursanız bulduğunuz eski yapının mülkü de size geçiyormuş kanunen. Yani bulduğunuz daha önceki uygarlıklara ait bir saray da olsa onu istediğiniz gibi satabiliyormuşsunuz. Bunun bir örneği de Magnaura Sarayı. Sultanahmet’teki restoran ve cafelerden birinin altında da Magnaura Sarayının bazı bölümleri var,  restoranda yemek yedikten sonra altında bulunan sarayı da gezebiliyorsunuz.

Magnaura-Sarayi-1

Sultanahmet’te Bir Restoranın Altında Bulunan Magnaura Sarayı’nın Bir Bölümü   Fot. İnternet

Magnaura Sarayı’nın kayıp olan zevk odası ve hamam bölümü de Sultanahmet’teki Başdoğan Halı Sarayı’nın altında tesadüfen bulunmuş. Halı sarayının sahibi Mehmet Başdoğan Kültür Bakanlığı’na başvurup molozların çıkarılması için gereken izni almış ve iki arkeolog gözetiminde kazı çalışmalarına başlamış, yerin sekiz metre altındaki sarayın odalarından kısa sürede 670 kamyon moloz çıkarılmış. Bu kazının tüm masrafını Mehmet Başdoğan karşılamış.

Tarihe karşı sorumluluğumu yerine getirdim, burası tüm insanlığın ortak malı, Magnaura’yı görmek isteyenlere kapım açık, diyen Mehmet Bey gelen ziyaretçileri genellikle kendisi gezdiriyormuş. Uzun zamandır Mehmet Başdoğan’ın müzesini gezmek istiyordum. Belki müze demem yanlış, zira Devlet özel mülkiyete ait bir yerin müze olamayacağını söylemiş Mehmet Başdoğan’a. O da burayı sanat galerisi ve tiyatro oyunlarının oynanacağı bir sahne yapmak istiyormuş. Yıllar önce İstanbul Tiyatro Festivali’nde burada bir oyun sergilenmiş.

Yurdanur-Ergun Öztan-g ab

Yurdanur-Ergün Öztan ( Yurdanur-Ergün Öztan Albümünden)

Mehmet Başdoğan’ın halı sarayına gittik, Mehmet Bey mağazada yoktu. Magnaura’yı onunla dolaşamadık. Ergün’le ışıklandırılmış tarihi mekânı gezerken Bizans Dönemi’nde yaşıyor gibi hissettik kendimizi.

Magnaura’yı gezdikten sonra Arkadia Oteli’nin terasına çıktık, dört ay Aktur Kamping’de karavanımızda yaşamış, İstanbul’dan ayrı kalmıştık. İstanbul’u gezip dolaştıkça onu ne kadar çok özlemiş olduğumuzu anladık. Bugün bizim için tarihi yakından soluduğumuz özel bir gün oldu. Kahvelerimizi yudumlayıp Arkadia’dan görünen muhteşem manzarayı seyrettik.

R001-025 a-Arkadia'dan Sultanahmet ve Marmara Denizi

Arkadia Oteli’nin Terasından Sultanahmet’e Bakış  Foto; Sevil Okay

Sultanahmet benim için çok çok önemlidir; uzun yıllar yaşadığım, Ergün’e âşık olduğum yer! Sultanahmet demek annem, babam, ağabeyim demektir! Sultanahmet sevgidir, aşktır benim için!

R001-022.-Arkadia martısı ajpg

Arkadia’nın Martılarından Biri             Foto: Sevil Okay

DSC04890-Arkadia martılar a

Arkadia’nın Martılarından İkisi                  Foto: Sevil Okay

Arkadia Oteli’nin terasındaki martıları çok sevdik, herkes onları besliyordu, biz de onlara yiyecek verdik, nasıl akıllı bakıyorlardı anlatamam.

R001-028-ab Ayasofya-Sultanahmet Camii

Arkadia’dan Sultanahmet Camii ve Aya Sofya’nın Görünüşü        Foto: Sevil Okay

Sultanahmet Camii ile karşılıklı bakışan, söyleşen Aya Sofya, Aya Sofya’nın gerisindeki Topkapı Sarayı, Arkadia’nın karşısındaki Adalet Sarayı, İbrahim Paşa Sarayı’nın kubbeleri, karşı kıyıda Kadıköy, hayal meyal görünen adalar, sol tarafta Boğaziçi Köprüsü, arkamızda Yedikule, Bakırköy, Yeşilköy sahilleri… İstanbul ayaklarımızın altında, gözlerimiz İstanbul’u içmek istercesine seyrediyor.

R001-026-Arkadia'dan İstanbul'a bakış a

Arkadia’dan İstanbul’a Bakış                       Foto: Sevil Okay

İstanbul dört bir yandan yüksek mi yüksek binalarla kuşatılmış olsa da çok güzel! İstanbul, kendine değer vermeyenlere, onu hor kullananlara rağmen inadına güzel! İnadına çekici!

r001-054-a İstanbul Boğazı motorlarO, gizemli bir şehir! Zaman zaman gizlerini ortaya döküp bizi şaşırtıyor. O hep başrolde; başrolü hak etmek için de elinden geleni yapıyor doğrusu! 8.500 yıl önce tarih sahnesindeki yerini alan İstanbul’da kazılar devam ettikçe İstanbul’un kim bilir daha ne sırları ortaya çıkacak…

turgut-istanbul-martı 035-ag.jpgKültür, sanat kenti, güzeller güzeli İstanbul sen dün olduğu gibi bugün de ‘Kentlerin Kraliçesi’sin!..

KRAL MİDAS ve EZOP ( Kibele’nin Gözleri 3)

Ana tanrıça Kibele’yle karşılaşmak beni çok hoşnut etti, onunla söyleşimiz oldukça uzun sürebilir. Ona soracağım bir sürü soru var. Hazır ona rastlamışken Frigya ve Friglerle ilgili her şeyi öğrenmeliyim, kitaplarda yazmayan pek çok konuyu bana yalnız o açıklayabilir diye düşünüyorum, öyle heyecanlıyım ki…

-Buraya gelmeden önce Friglerle ilgili çok araştırma yaptım, eskiçağ yazarlarının yazdıklarından ve arkeolojik kazılarla ortaya çıkanlardan Friglerle ilgili bilgilere ulaştım; yalnız yüz yıllardan beri tanınan bu kişilerin söyledikleri birbirinden çok farklı.

Örneğin; Homeros Friglerin, savaşa girmek için yanıp tutuştuğunu; Strabon barışsever; Arrianos, çok mutlu insanlar; Livius ise cesaretten yoksun, korkak bir halk olduklarını yazmış. Ah bir de Frigyalıların müzik ve dansta üstün performans gösterdiklerini söyleyen Athenaeus var. O da Frigya usulü flüt çalmayı Friglerin keşfettiğini, müzik alanında çok iyi olduklarını, bu yüzden Yunanlıların flütçülere Frigyalı isimler verdiklerini yazmış. Tarihçi Herodot ise Friglerin ormanlarına, hayvancılığa, dokumacılığa önem verdiklerinden, zenginliklerinin buradan geldiğinden bahsetmiş.

Areyastis Anıtı-Frig Vadisi

Areyastis Anıtı-Midas Vadisi

Frigler hakkında söylenenler birbirini tutmuyor; bu halkla ilgili ne düşüneceğimi şaşırdım. Onların Ana tanrıçası olduğunuz için onları en iyi siz tanırsınız, bana bu konuda nasıl bir açıklama yapacaksınız, çok merak ediyorum doğrusu.

Yonca ağızlı sürahi

Yonca ağızlı sürahi

Frig eseri

Frig eseri

Bronz tas

Bronz tas

Frig Eseri

Frig Eseri

Tanrıça Kibele başı/Kum taşı/ Yük. 38 cm.-Gen. 32.5 cm.-Kal. 32.5 cm./Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Tanrıça Kibele başı-Anadolu Medeniyetleri Müzesi

-Ne desen haklısın güzel kızım. Frigler; savaşçı olmasalar, düşmanlarını nasıl alt ederler büyük bir krallık kurabilirlerdi, barışçı olmasalar komşularıyla nasıl iyi ilişkilerde bulunup onları etkileyebilirlerdi, üretmeseler nasıl mutlu olurlardı, sanatçı ruhlu olmasalar nasıl olağanüstü flüt çalıp dans edebilirlerdi? Korkaklıklarına gelince; zenginliklerini, mutluluklarını kaybetme korkusu onları korkaklaştırdı; bu korkaklık da Kimmerlere yenilmelerine, krallıklarının sona ermesine neden oldu. Frigler ve Frig kültürü çok gelişmişti, Friglerden sonra bölgeye Lidyalılar, Persler, Yunanlılar, Romalılar hâkim oldu.

Gordion (Yassıhöyük) Kral Tümülüsü

Gordion (Yassıhüyük) Kral Tümülüsü

740 yılında ölmüş

740 yılında ölmüş birinin kafatasının etlendirme çalışması

Her gelen uygarlık kendi kültürünü getirdi; ancak Friglerin kültürü öyle güçlüydü ki hepsi bundan çok etkilendiler.

– Açıklamanız mantıklı… Bir de Kral Midas aklımı kurcalıyor. Çocukluğumda Midas efsanelerini çok dinledim, Midas’ı gerçek bir ülkenin kralı, hem de bizim topraklarımızda hüküm sürmüş bir kral olarak hiç düşünmedim. O, her devirde çocukların efsanevi kralıydı, kimi zaman kulakları eşek kulağı olan, kimi zaman da dokunduğu her şeyi altına dönüştüren… Gerçek yaşamda böyle gerçeküstü olaylar görülmez diye düşünüyorum.

-Kral Midas M.Ö. 738-696 yılları arasında yaşamış bir kraldır. Onun zamanında Frigya altın çağını yaşamıştır.Hem Kral Midas’tan başka, yazınımızda önemli yer tutan, M.Ö. Vl. yüzyılda yaşamış, kahramanları hayvanlar olan masallarıyla büyük ün kazanmış olan Ezop da Frigyalıydı.ezop-masallari-tudem Ezop’un her ne kadar Yunanlı olduğu söylense de, Frigya’nın önemli kentlerinden biri olan Amorium’da doğmuş ve yaşamıştır. Biliyor musun, Frigyalılar hayvan öykülerini ilk anlatan halktır. Yani Ezop Anadoluludur.

Midas’ın kulaklarının eşek kulağına dönüşmesi efsanesi ve Ezop masalları Friglerin mizahi yönlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösterir. Ayrıca Kral Midas’ın her nesneyi altına dönüştüren öyküsünün temelinde Frigyalıların zenginliklerinin anlatılması yatar.

-Seni biraz şaşkın görüyorum Raziye kızım, hem anlatacaklarım daha bitmedi.

Midas Dönemi’nde Frigya büyük bir güçtü. Sizin, modern çağ insanlarının, günlük yaşamınızda iyi dilekler için kullandığınız ‘Tuttuğun altın olsun,’ sözünün Frigyalılardan miras kalmış olabileceğini düşündün mü hiç?

Midas’ın zenginliği yakın ilişkiler içinde oldukları Yunanlıları bile çok şaşırtmıştı. Midas tahtını Delfoi’deki tapınağa adamış, Yunanlılar bu tahtı görünce Frigya’nın zenginliğine inanamamışlardı; zaten Yunanlılara göre en eski halk Friglerdi.

-Frigleri ne kadar iyi tanıyorsunuz, buna şaşırmamak gerek ne de olsa onların ana tanrıçasısınız.

Raziye! Raziye! Ne yapıyorsun burada tek başına? Kendi kendine mi konuşuyorsun? Öğretmen arkadaşlar ve öğrencilerle seni arıyoruz uzun süredir. Haydi diğer anıtları gezmeye gidiyoruz!

Raziye Arslan

Raziye Arslan (Raziye Arslan fotoğraf albümünden)

Orhan, ben yalnız değilim, bak yanımda kim var?

Kim var? Ben kimseyi görmüyorum yanında.

Ana tanrıça Kibele, işte burada! Aaa! Yok!.. Gitmiş…

Orhan Arslan

Orhan Arslan (Orhan Arslan fotoğraf albümünden)

Şimdi bana bak Raziye Arslan! Günlerce Frigleri araştırdın; kitaplara,ansiklopedilere gömüldün, kendini fazla kaptırdın Friglere. Böyle olacağı belliydi, sabah sabah Tanrıça Kibeleli hayaller görüyorsun.

Hayır! Onu gerçekten gördüm, onunla konuştum. Yüzü kırış kırış, gözleri ışıl ışıldı.

Hadi canım sen de, neredeyse üç bin yaşında bir tanrıçanın gözleri nasıl ışıl ışıl olabilir?

O gözler öylesine canlıydı ki Orhan, onlar hayal olamazlar!

Bak bana; ışıl ışıl olan senin gözlerin! Unut Kibele’yi yoksa Gordion’da Gordias’la ve doğuştan asimetrik kulaklara sahip Midas’la, Amorium’da da Ezop’la buluşup söyleşmeye kalkışırsan ne yaparım ben(!)

 

Frigya ve Friglerle ilgili fotoğraflar; Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’ndeki Friglerin Gizemli Uygarlığı adlı sergide çekilmiştir.

Kaynakça:

Friglerin Gizemli Uygarlığı Sergisi-Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi

Frigler-Vikipedi

Frigyalılar- Anadolu Uygarlıkları

Midas-Vikipedi

Kibele-kübele: Vikipedi

William Martin Leake- Wikipedia

National Geographic

Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi

Kübele(oyun)-İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanatçıları- Günışığı Dergisi(Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi Dergisi S: 4)

 

TANRIÇA KİBELE ve FRİGLER(Kibele’nin Gözleri 2)

Ormanlarla kaplı Frigya, hayal gibi! Albay Leake’in kitabından etkilenip Frigya Bölgesi’ne gelen arkeologlar, tarihçiler, gezginler; vadileri sınırlayan sarp kayalıklarda Friglere ait birçok kale ve kaya anıtı saptamışlar. Bunların gravür ve çizimlerini yapmışlar. Bu belgeler sayesinde unutulmuş bir uygarlık olan Frigler ana hatlarıyla da olsa tanınmaya başlamış.

Yazılıkaya Anıtı-Frig Vadisi

Yazılıkaya Anıtı-Frig Vadisi

Kendimi gözleniyormuş gibi hissediyorum, bu duygu anıtın önünde tek başıma durduğumdan beri var. Acaba eşim Orhan geldi de bir köşeden beni izleyip sesli düşüncelerimi mi dinliyor?

Raziye Arslan

Raziye Arslan

Orhan’ı göreceğinden emin olarak çevresine dikkatlice bakar kimseyi göremez. Ama birinin bakışlarının hâlâ üzerinde olduğunu duyumsamaktadır.

Frig Vadisi Kayalıkları

Frig Vadisi Kayalıkları

Peri bacalarına benzeyen kayalıklara ilişir gözü, bunlar da Frig peri bacaları olmalı diye düşünür. Kayalar çok ilginçtir! Birden onu görür… Büyükçe bir kayanın üstünde oturan yaşlı kadını… Kadın gözlerini kırpmadan ona bakmaktadır. Genç öğretmen ne yapacağını bilemeden başını başka yöne çevirdi. Şaşkındı. Daha önce bu kadar yaşlı birini görmemişti. Kadın, 295 yıl yaşadığı söylenen Dede Korkut’tan bile yaşlı olmalıydı. Binlerce yıldır yaşıyormuş izlenimini veriyordu. Yaşlı kadını bir daha görmek için başını kaldırdı, kadın az önce durduğu yerde yoktu. Merakla sağa sola bakındı, onu göremedi. Yanı başında bir soluk duydu. Yoksa yaşlı kadının soluğu muydu bu?

Genç kadın, büyük bir içtenlikle gülümsedi bin belki de üç bin yaşındaki kadına, kadın da ona… O gülümseyişlerle gözleri çakıştı, birbirlerinin gözlerinde kendilerini gördüler. Yirmili yaşlardaki kadınla binlerce yaşındaki kadının pırıl pırıl gözleri, heyecanla, umutla parlıyordu. Gencecik, ışıl ışıl gözlerle birbirine bakan iki kadın. İkisi de Frigyalı… Birbirlerine geçtiler, tek ruh oldular sanki.

Yaşlı kadının büyük bir coşkuyla parlayan gözleri, genç öğretmeni şaşırttı, o gözler öğretmen okulundaki edebiyat öğretmeni Meral (Garan) Hanım’ı anımsattı. Bir edebiyat dersinde, tiyatro konusunu işliyorlardı. Meral Hanım önceki yıllarda sahneye koyduğu bir oyunu anlatıyordu. Öğrencilerinden biri yaşlı bir hanımı oynayacakmış, öğrencinin makyajı, kostümü o kadar başarılı yapılmış ki, gencecik kız yaşlı bir kadına dönüştürülmüş. Görenler 16 yaşındaki kızı tanıyamıyorlarmış. Yalnız bir sorun varmış. Genç kızın gözlerini bir türlü yaşlandıramamışlar. O yaşlı yüzdeki gözler capcanlı, ışıl ışılmış.
Öğretmenimin dedikleri dün gibi hatırımda. Ne demişti?

“Bazı insanların gözleri öylesine canlı, coşkulu, pırıl pırıl, ışıl ışıldır ki o kişiler yetmiş-seksen yaşına da gelseler gözlerindeki pırıltı yok olmaz, o gözler hiç yaşlanmaz.”

Sonra öğretmenimiz sınıftaki herkese dikkatlice baktı, ben ikinci sırada oturuyordum; tüm sınıfı taramayı bitirmişti ki gözlerimiz karşılaştı. Meral Hanım heyecanla,

“İşte, anlatmaya çalıştığım gözler arkadaşınızın gözleri gibiydi. Hiçbir zaman yaşlanmayacak gözler,” dedi. Öğretmenimizin heyecanı hepimizi sarmıştı, tuhaf duygular içindeydim, sanırım utanmıştım! Tüm sınıf ‘Raziye! Raziye! Raziyeeee bana bak! Bize bak!’ diye sesleniyordu. Gözlerimi nereye saklayacağımı bilememiştim!

-Ne oldu kızım? Nerelere daldın gittin öyle?

-Şeyyy! Sizin gözleriniz… Sizin gözleriniz bana öğretmen okulundaki bir anımı hatırlattı.

-Ne var gözlerimde? Seni etkileyen ne?

-Öylesine parlak ki gözleriniz! O parlaklıkta kendimi yitireceğim sanki!

-Seninkiler de pırıl pırıl, ben de gözlerinde kendimi buldum.

-Daha önce karşılaştık mı? Ben sizi tanıyor gibiyim.

Ana Tanrıça Kibele/Matar Kübele Heykeli

Ana Tanrıça Kibele/Matar Kübele Heykeli-Kibele’nin yanında flüt ve kithara çalan müzisyenler

Raziye Öğretmen, gözlerini Frigyalı kadının elbisesinden ayıramaz. Değişik bir kumaş… Herhangi bir kumaşçıda rastlanan türden değil. Elbiseyi bir kemer süslemekte… Ayrıca kumaşın iki ucu at nalı şeklinde altın bir iğneyle, daha doğrusu çengel iğneyle birleştirilmiş… Çengel iğne, çengelli iğne…

Ben böyle bir şeyi daha önce nerede gördüm diye düşünür Raziye Öğretmen. Onun altın iğneye dikkatle baktığını gören yaşlı kadın:

-Bak, buna fibula denir. Sizin çengelli iğnenizin atasıdır fibula, hem iki parça kumaşı birbirine tutturur, hem de bir çeşit süstür.

Fibulalar, çengelli iğnenin ataları

Fibulalar

-Tamam, şimdi buldum. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde görmüştüm buna benzer iğneleri; onlar çoğunlukla tunçtan yapılmıştı. Sizinki altından…

-Haklısın, tunçtan fibulalar çoğunluktadır; pirinç, gümüş, altından yapılmış olanları da vardır. Benimkinin altın olması çok doğal…

-Neden?

-Çünkü ben Matar Kubele’yim. Yani Friglerin Ana Tanrıçası Kübele ya da Kibele…

Başsız Ana Tanrıça Kibele Heykeli

Başsız Ana Tanrıça Kibele Heykeli

Kibele Heykelcikleri

Kibele Heykelcikleri

-Demek… demek siz Kibele’siniz!.. Sizi nereden tanıdığımı buldum! Pek çok betiminizi gördüm doğanın ortasındaki kayalara oyulmuş. O betimlerden birinde başınızda süslü bir başlık, üzerinizde şu anda giymiş olduğunuz giysiye benzer bir giysi, bir elinizde yırtıcı bir kuş, diğerinde ise bir kâse vardı. Giysinizin kumaşı bana çok değişik geldi.

dsc00135-frigya-har-b

-Frigya, sizin Eskişehir, Afyonkarahisar ve Kütahya illeriniz arasında kalan bölgede kurulmuştu. O zamanlar her taraf ormanlarla kaplıydı, hayvanları besleyen otlaklar çoktu. Toprak ürünleri ve hayvan sürüleri bakımından çok zengindi. Hayvancılığa bağlı olarak dokumacılık da çok gelişmişti Frigya’da. Dokumacılık, önemli bir iş koluydu. İşte sana değişik gelen elbisemin kumaşı da Frig Vadisi’nde dokunmuştur. Friglerin yakın ilişkiler kurduğu Helenler, bu dokumaları öylesine beğenirlerdi ki neredeyse tüm Helenli kadınların bedenlerini Frig kumaşları sarardı.

-Bu, Yunan Uygarlığı’nın Frigya’dan etkilendiği anlamına mı geliyor?

-Aslında etkilenme çift taraflı olmuş, Frigyalılar, hem Helen (Yunan) hem de Hitit etkisinde kalmış; ancaaak özgün ve Anadolu ağırlıklı bir kültür oluşturup Yunan Uygarlığı’nı çok etkilemişler.

Frig Eseri Ahşap Tabure

Maden, ağaç, taş işçiliğinde ve dokumacılıkta ortaya çıkardıkları eserler Helenli ustalar tarafından beğenilmiş ve taklit edilmişti. Frig halkı pek çok ilke imza atmıştır.

a

dsc00183-a

dsc00212-frigya-a

Büyük Tümülüs, Gordion/Yassıhöyük

Büyük Tümülüs, Gordion/Yassıhöyük

Süzgeçli kap

Süzgeçli kap

Bir Oyuncak

Bir Oyuncak

Dünyada ilk mozaik yapan ve mimaride kullanan Friglerdir. Fibulalar, altın sim işlemeciliği, flüt ve tümülüsler (yığma mezar) de ilk olarak Frigyalılar tarafından kullanılmıştır.

-Frigya ve Friglerle ilgili araştırma yapmıştım buraya gelmeden önce. Frigler, M.Ö. 1200’lerde Trakya ve Boğazlar üzerinden Anadolu’ya gelen Balkan kökenli boylarmış. Ancak tarih sahnesinde yerlerini almaları M.Ö. 750’lere rastlıyormuş. Friglerin ilk kralı Gordias’mış, ülkenin başkenti Gordion’a adını veren. Yine ansiklopedilerin yazdığına göre Gordias, Thelmessoslu (Fethiyeli) bir kadınla evlenmiş ve Midas adını verdikleri bir oğulları olmuş. Midas Dönemi’nde (M.Ö. 725-695/675) Frigler bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu’ya egemen olmuşlar, Frigya güçlü bir krallık olmuş.

-Anlattıkların doğru!.. Frigler çok çalışkan bir halktı. Topraklarını ekip biçer, hayvancılığa önem verirlerdi. Hayvanlarına, topraklarına, ekinlerine zarar vereni cezalandırırlardı. Topraklarını korumak için acımasız kanunlar yapmışlardı. Örneğin bir öküzü öldürmenin cezası ölümdü… Frigya’da doğayı katleden katledilirdi. Onlar doğaya zarar verirlerse kendilerinin zararlı çıkacaklarının, yaşam kaynaklarının yok olacağının bilincindeydiler. Ben Matar Kubileya, onların tanrıçasıydım. Benden hiçbir zaman kuru kuruya bolluk bereket istememişlerdir. Her zaman çalışmış, emek harcamışlardır. Ben de onlara fazlasıyla zenginlik vermişimdir.

 

Frigya ve Friglerle ilgili fotoğraflar; Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’ndeki Friglerin Gizemli Uygarlığı adlı sergide çekilmiştir.

Kaynakça:

Friglerin Gizemli Uygarlığı Sergisi-Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi

Frigler-Vikipedi

Frigyalılar- Anadolu Uygarlıkları

Midas-Vikipedi

Kibele-kübele: Vikipedi

William Martin Leake- Wikipedia

National Geographic

Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi

Kübele(oyun)-İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanatçıları- Günışığı Dergisi(Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi Dergisi S: 4)

 

 

YAZILIKAYA ANITI-FRİG VADİSİ (Kibele’nin Gözleri1)

-Çocuklar şu anda bulunduğumuz yer neresi?

Raziye Arslan'ın öğrencileri

Raziye Arslan’ın öğrencileri  (Raziye Arslan’ın fotoğraf albümünden)

-Frig Vadisi öğretmenim!!!

-M.Ö. 750 yılında hangi devlet kurulmuş burada?

raziye-arslan-ogrenciler-b

Raziye Öğretmen’in Öğrencileri(Raziye Arslan fotoğraf albümünden)

-Frigya Krallığı öğretmeniiiiim!

-Aferin size çocuklar! Frigya’nın önemli şehirlerinden Midas’tayız.

-Midas, kral değil miydi öğretmenim? Hani eşek kulakları olan! Kulaklarını herkesten gizleyen eşek kulaklı, dokunduğu her şeyi altına çeviren Kral Midas!!!

Raziye Arslan

Öğretmen Raziye Arslan (Raziye Arslan’ın fotoğraf albümünden)

-Midas, Frigya’nın en meşhur kralıydı. Onun zamanında Frigya en güçlü dönemini yaşamıştır. Frigler, başlangıçta köy düzeyinde bir yaşam biçimini benimsemişler, köy düzeyindeki yaşam biçiminden siyasal örgütlü bir devlet düzenine nasıl geçtikleriyse bugün dahi bilinmiyor, Gordion, krallığın başkenti ve en güçlü politik merkezidir. Frigler için en önemli dini merkez de Midas Kenti’dir.

Önünde durduğumuz kaya-anıta Midas Anıtı ya da üzerindeki yazılardan dolayı Yazılıkaya Anıtı deniyor. Friglerin esrarengiz bir yönü de dilleri ve yazıları! Bilim adamları Frigcenin Makedonların atalarının diline benzediğini, Yunanca ile de benzerlik gösterdiğini söylemektelerse de Frig yazısını hâlâ tam olarak çözebilmiş değiller.

Kral Midas ile uygarlıklarının ve sanatın zirvesine ulaşan Frigler kendilerine özgü ahşap mimari işçiliğini kayalara taşımış; bölgede ve dünyada eşi benzeri olmayan anıtlar, açık hava tapınakları, sunaklar, kaleler, sarnıçlar inşa etmişlerdir.dsc00139-yazilikaya-aniti-abg Bu yapıtların en görkemlisi de Tanrıça Kibele için yapılmış Midas Anıtı’dır.

Genç öğretmen, gözlerini anıttan ayırmadan arkasında duran öğrencilerine sorar:

-Anıtı nasıl buldunuz çocuklar?

-…………..

-Neden susuyorsunuz? Soruma cevap versenize.

-………….

Genç kadın gözlerini zorlukla anıttan ayırarak geriye döner, bir de ne görsün! Hiçbir şey!!!. Çocuklar, çocuklar nerede? diye kendi kendine konuşurken çevresine bakınır. Öğrencileri yoktur, telaşlanır, kaygılanır, ne yöne gideceğini kestiremez. İleride hem de oldukça ileride eşi Orhan Öğretmeni ve öğrencilerini görür. Çocuklar biraz önce etrafımda duruyorlardı. Hangi ara oraya gittiler? Friglerle ilgili fazla bilgi verdim, canları sıkıldı, çareyi kaçmakta buldular diye düşünür, çocukların emin ellerde olduğunu bilmek onu rahatlatmıştır.

Tüf-kaya üzerine oyulmuş, yüksekliği 17, genişliği 16.5 metre olan dikdörtgen şeklindeki anıta döner yüzünü, anıtın yüzeyi bir tapınağın cephesi nasıl işlenirse öyle işlenmiştir bin yıllar önce. Tam 400 metre kare olan bu yüzeyin çekim alanına girmiştir, onun görkemini tüm duyularıyla hisseder. Güneş ışıkları, kayayı pembe bir renge boyamış; genç öğretmenin yüzü, kaya-anıtın ihtişamından duyduğu heyecan ve kayadan yansıyan güneş ışıklarıyla pembeleşmiştir. Öğretmen kendi kendine konuşur:

dsc03646-gunes-a

-Ne güzel! Kaya-anıt güneşin doğduğu yere bakıyor, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla uyanıyor, harika gün doğumunu seyrediyor, herkesten önce güneşi o selamlıyor, gün boyu onun bakırdan altına, altından gümüşe dönüşen tüm renklerini giyiyor… William M. Leake, acaba günün hangi saatinde buldu bu anıtı?

William Martin Leake

William Martin Leake(1777-1860) Mermer Büst/Heykeltraş William Behnes/Fitzwilliam Museum Cambridge

Ne ilginç! Leake bir İngiliz askeri, bir albay. 1800 yılında İstanbul’dan Mısır’a askeri bir görevle gidiyormuş; tabii yalnız değilmiş, o askeri bir birliğin üyesiymiş. Birlik, Eskişehir Seyitgazi’den geçerken yöre sakinlerinden yakınlarda anıtlar ve tarihi eserler olduğunu öğrenmiş.

Hangi dilde anlaştı W. M. Leake ve arkadaşları, Seyitgazi halkıyla? Osmanlı Devleti adına Mısır’a gidiyorlarsa belki de Türkçe biliyorlardı ya da Seyitgazililer arasında İngilizce bilen vardı. Tarifle anıtın bulunduğu yere gidebildiklerine göre İngilizce veya Türkçe anlaşabilmişler demek ki. İşin güzel yanı Albay Leake’in tarihi coğrafya ve eski çağ tarihi tutkunu olması. Kim bilir nasıl heyecanlandı anıtı bulduğunda Albay Leake!

dsc00134-frigya-haritasi-a

Frigyalıların Yaşadıkları Bölge     (Fotoğraf İnternet’ten Alınmıştır-Bilgibirikimi.net’ten)

Frigyalılar Tanrıça Kibele adına yaptıkları anıtları, çoğunlukla yerleşim alanlarının dışına, ormanlık, ıssız ve gizemli doğanın ortasındaki kayalık alanlara yaparlarmış. Aslında onlara göre gökyüzünün altındaki uçsuz bucaksız doğa bütünüyle tanrıçanın tapınağıymış.

Tanrıça Kibele başı/Kum taşı/ Yük. 38 cm.-Gen. 32.5 cm.-Kal. 32.5 cm./Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Tanrıça Kibele başı/Kum taşı/ Yük. 38 cm.-Gen. 32.5 cm.-Kal. 32.5 cm./Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Tanrıça Kibele’ye ait birçok betim doğanın ortasındaki kayalara oyulmuş. Bu kabartmaların büyük bölümünde tanrıça dikdörtgen bir yapının kısa kenarındaki kapı eşiğini anımsatan mimari bir yapı içinde görülüyor, sembolik kapının yapılma amacı, her an tanrıçanın varlığını hissettirmekmiş. Friglere göre kapı bir gün açılacak ve tanrıça kayaların derinliklerinden görünecekmiş…

Böyle bir şey olabilir mi? Bilmiyorum! Bu Frigyalıların inancıymış! Belki Tanrıça Kibele ile karşılaşan olmuştur. Kim bilebilir ki?..

journal-of-a-tour-in-asia-minor1800’lü yıllarda bu yöre ormanlıkmış, bundan W. M. Leake 1824 yılında yazdığı gezi anılarını anlattığı “Journal of a Tour in Asia Minor” adlı kitabında da bahsetmiş. Yazılıkaya’nın yoğun ormanın içinde olduğunu yazmış. Gerçi o, bu anıtı Kral Midas’ın mezarı sanmış ilk gördüğünde, çünkü anıt üzerindeki eski Frig dilinde ve Yunan alfabesine benzeyen harflerle yazılmış yazıtta Midas adını okumuş, daha o zaman bu anıtın Friglere ait olduğunu saptamış. M.Ö. 750’lerde ortaya çıkan bir uygarlık iki bin beş yüz yıl göz önünde nasıl da saklanabilmiş! Yörede yaşayanların binlerce yıl hiç ilgisini çekmemiş mi buradaki yapıtlar? Neyse ki tarihe meraklı Albay Leake’le Midas Anıtı’nın yolları çakışmış! Albay Leake’in kitabı birçok Avrupalı arkeoloğu, bilim adamını, araştırmacıyı 20. yüzyılın ortalarına kadar Dağlık Frigya Bölgesi’ne çekmiş.

Bazı araştırmacılar; buradaki yoğun ormanlardan Midas Anıtı’nın zorlukla bulunabildiğini hatta bazı bilim adamlarının, anıtı bulamadıklarını yazmışlar 1880’li yıllarda. 19. yüzyılın sonlarında 20. yüzyılın başlarındaysa anıtın çevresinde ormanın lâfı edilmez olmuş.

 

untitled-55

Fotoğraf Sevil Okay

Ne oldu o yoğun ormanlara? Durup dururken yok olmadılar herhalde! Ne üzücüdür ki Türkiye her geçen gün çölleşiyor, sularımız azalıyor, denizlerimiz kirleniyor, topraklarımızın verimi azalıyor.

Frigya ve Friglerle ilgili fotoğraflar; Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’ndeki Friglerin Gizemli Uygarlığı adlı sergide çekilmiştir.

Kaynakça:

Friglerin Gizemli Uygarlığı Sergisi-Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi

Frigler-Vikipedi

Frigyalılar- Anadolu Uygarlıkları

Midas-Vikipedi

Kibele-kübele: Vikipedi

William Martin Leake- Wikipedia

National Geographic

Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi

Kübele(oyun)-İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanatçıları- Günışığı Dergisi(Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi Dergisi S: 4)

KAVALALI MEHMET ALİ PAŞA

Kavala deyince aklıma Kavalalı Mehmet Ali Paşa ve Kavala’nın bademli un kurabiyesi geliyor. Kavala’ya gidip de kurabiye almamak düşünülemez. Gerçi Türkiye’de de Kavala kurabiyesi yaygın olarak yapılıyor ve satılıyor.

Kavala kurabiyesi

Kavala kurabiyesi

Büyük marketlerin çoğunda Kavala kurabiyesi bulmak mümkün. Biz yine de Kavala’dan kurabiyemizi aldık.

My captured pictureBir gün önce yaşlı Yunanlı’nın Mehmet Ali Paşa’nın evini tarif ettiğini unutmamıştık. Tabelalar da gideceğimiz yeri gösteriyordu. Kolayca Mehmet Ali Paşa’nın Konağı ve heykelinin bulunduğu yeri bulduk. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın konağı 1720 yılında inşa edilmiş. Tarihi ve mimari açıdan önemli olan konak 1925 yılında Yunan Tarih Kurumu tarafından tarihi eser olarak tescil edilmiş.

Günümüzde Eski Şehir’deki İmaret ile Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın konağının Mısır’a ait olduğu söyleniyor.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa Konağı

Kavalalı Mehmet Ali Paşa Konağı

Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın Heykeli

Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Heykeli

Oksitlenmiş, yazıları neredeyse silinmek üzere olan Mehmet Ali Paşa’nın bronz heykeli 1934 yılında Yunanlı heykeltraş Dimitriadis tarafından yapılmış.

Mehmet Ali Paşa, Osmanlı’ya hem yardım eden hem de karşı gelen paşaymış. Doğum yeri Kavala (1769) olsa da Kavala’dan daha çok Mısır’da yaşamış. Vali olarak Mısır’ı elli yıla yakın bir zaman idare etmiş. Napolyon’un Mısır’ı işgaline engel olmak için Osmanlı İmparatorluğu tarafından Mısır’a bir ordu gönderilmiş, bu orduda Mehmet Ali Paşa da görevliymiş.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa

Kavalalı Mehmet Ali Paşa

Kısa zamanda Osmanlı Ordusu’nun komutanlığına yükselen Mehmet Ali Paşa 1805’te Mısır valisi olmuş.

Gilbert Sinoue (1947 Kahire- )

Gilbert Sinoue (1947 Kahire- )

Mısır’da doğan, Yakındoğu’yu iyi tanıyan bir yazar Gilbert Sinoue; Kavala’da doğmuş, Mısır için ömrünü vermiş Mehmet Ali Paşa’yı anlatan bir kitap yazmış.

KAVALALI-MEHMET-ALi-PAsA-_105560_1Kitabın adı: Son Firavun Mehmet Ali Paşa.

Yazar Sinoue, Kavalalı Mehmet Ali Paşa’yla ilgili şunları söylüyor:

«Yıl 1801 okuma yazma bilmeyen küçük bir tütün tüccarı Nil Vadisi’ne ayak basıyor. Dört yıl sonra Mısır’ın başına geçerek ll. Ramses’ten yaklaşık otuz yüz yıl sonra Mısır’ın son firavunu, mutlak hakimi olacaktır. İmkânsızı başarır, ülkeyi karanlığın pençesinden kurtarır. Basra Körfezi’nden Libya çöllerine, Sudan’dan Akdeniz’e kadar uzanan bir imparatorluk yaratır. Ormansız bir ülkede bir donanma oluşturur.Okullar, hastaneler, silah fabrikaları, sanayi ve bir ordu, Ortadoğu’nun en güçlü ordusunu kurar, buhar makineleri getirtir. Mısır’a toplam uzunluğu yüz altmış kilometreyi aşan su kanalları kazandırır. Telgraf sistemini getirir, çölün kıyısına yüz bin zeytin, on milyon erik ağacı diker. Elli yıla yakın süren iktidarı sırasında Hartum kentini kurar. Arabistan ve Suriye’yi ele geçirir, İstanbul kapılarına dayanır.»

Osmanlı Devleti’nin yanı sıra Avrupa Devletleri’ne de korkulu bir yarım yüzyıl yaşatan Mehmet Ali Paşa’nın yıkılmaya yüz tutmuş ahşap evini gezerken bastığımız tahtalardan çıkan gıcırtılar bizi geçmişte uzun bir yolculuğa çıkardı. Zaman tünelinin merdivenlerinden, bastığımız yerler çöker mi kaygısıyla indik. Mehmet Ali Paşa’nın evi bu halde mi olmalıydı? Üstelik turistlerin Kavala’da en fazla ziyaret ettikleri yerlerden biriydi burası.