EMECİK YÜRÜYÜŞÜ(KARYA KEÇİLERİ- 9)

EMECİK (DATÇA YARIMADASI)

Datça demek söylence demek. Söylencelerden biri daha Emecik için söylenir. Doğru mudur, değil midir? Bilemeyiz. Ama yine de anlatalım. Yıllar yıllar önce bir İspanyol gemisi Datça yakınlarından geçerken gemide bulunan on-on beş cüzzamlıyı sanırım, sarı limanda bırakmışlar. O zamanlar henüz Türkan Saylan Lepra hastanesini kurmamıştı, cüzzamlıların iyileştiğini bilmiyorlardı herhalde. Neyse cüzzamlılar nasıl olsa ölecek diye Datça’ya yakın bir yere bırakmışlar cüzzamlıları. Ancak Datça’nın havası iyi gelmiş ve cüzzamlılar iyileşmiş. Sonra da iyileşen cüzzamlılar Emecik’i kurmuşlar. Bizler söylentilerin yalancısıyız. Ama bugün de Datça’nın havası pek çok astımlıya iyi geliyor. Belki cüzzamlılar da iyileşmişlerdir, kim bilir?

Bizler yine gerçeğe dönelim, Datça ile Emecik arası 20 kilometre, bizler Emecik’te tuttuğumuz minibüsten indik, yürümeye başladık. her yanımız yemyeşildi ve çiçekler ve çiçek ağaçlar açmıştı. Ne de olsa bahar gelmişti, kaplumbağalar bile yuvalarından çıkmış, yürüyorlardı. Çiçekler, böcekler bize merhaba diyorlardı. Tabii bizler de bu güzelliklere merhaba dedik. Bu yürüyüş bizi ne kadar mutlandırmıştı. Açan çiçekleri, çiçek ağaçları, yuvasından çıkmış kaplumbağaları,hiç durmadan öten ve oradan oraya uçuşan kuşları görmek bize o kadar iyi geldi ki…

EMECİK ÇİÇEK
EMECİK ÇİÇEK
REYHAN GÜRSES
YÜRÜYÜŞÇÜLER FOTOĞRAF ÇEKERKEN
EMECİK -PERİLİ KÖŞK ARASI ÇİÇEK AĞAÇ
EMECİK – PERİLİ KÖŞK ARASI KAPLUMBAĞA
YÜRÜYÜŞÇÜLER EMECİKTEN PERİLİ KÖŞKE YÜRÜYORLAR
EMECİK-PERİLİ KÖŞK ARASINDAKİ MAVİ ÇİÇEKLER

Emecik’le Perili Köşk arasında araziden yürüyüşümüzü yaparken, türlü çiçekler gördük, bu bizi psikolojik olarak nasıl rahatlattı nasıl… Sonuçta deniz kenarına, yani Perili Köşk’e geldik, ikiz adacıklar dediğim adalar karşımdaydı, öndeki adayla kara arasındaki su çok sığ, sıcaklarda adaya yürüyerek rahatça gidilebiliyor. Orada denizin(su sığ olduğu için) rengi de daha açık görünüyor.

RAHİME KALKAN PAPATYALAR ARASINDA
PERİLİ KÖŞK’TEKİ İKİZ ADALAR
PERİLİ KÖŞK SAHİLİ ve ÇİÇEKLER
PERİLİ KÖŞK OTEL’İN GİRİŞİ

Perili köşkte hemen hemen her zaman rüzgar vardır. Zaten buranın Perili Köşk adını alması da rüzgar sayesinde olmuş, burada yapılan ilk köşk rüzgardan ötüp duruyormuş, sonra buraya Perili Köşk demişler. Yine söylentiler, söylenceler…

PERİLİ KÖŞK ÇİÇEK

Biz yine çiçeklere bakalım, onlar gerçek ve çok güzeller! Beyaz, sarı, kırmızı, mor çiçekler… Perili Köşk sahilini zevkle yürüdük, Çiçekler genelde kumda açmışlardı. Buranın toprağı ne kadar güzel ki bize bu çiçekleri, böyle güzellikleri yaşatıyor.

PERİLİ KÖŞK SAHİLİNDEKİ ÇİÇEK
PERİLİ KÖŞK SAHİLİNDEKİ ÇİÇEKLER
PERİLİ KÖŞK SAHİLİNDEKİ ÇİÇEKLER
ÇİÇEK AĞAÇLARDAN PAVLONYA

Pavlonya ağacı, aslında Çin’de yetişen bir ağaçmış .Pavlonya’ya Çin Kavağı da deniyormuş. En hızlı yetişen ağaçlardan biriymiş .25-45 derece arasında yaşıyormuş, Muğla ve çevresinde de Pavlonya ağacı çokça bulunuyor. Rengi ve çiçekleri çok güzel, ben bu ağacı çok seviyorum.. Ülkemizde kavağın yetiştiği her yerde pavlonya da yetişirmiş.

YÜRÜYÜŞÇÜLER BİNECEKLERİ ARACI BEKLERKEN

Aracımızı biraz bekledik, sonuçta geldi. Saatte akşam üzerini bulmuştu. Evimize geldik, birer duş alıp dinlendik.

SERÇE LİMANI (KARYA KEÇİLERİ-8)

Taşlıca köyüne yürüyerek gittik, Taşlıca gerçekten Taşlıca’ymış. Adıyla anılan bir yer adıyla bu kadar mı örtüşür. Kimi zaman o taşlar ayağımıza takıldı, kimi zaman taşları koca bir tepe olarak gördük. Taşlıca köyünde bir lokantada karnımızı doyurduk, çayımızı içtik, o arada bizim minibüs de geldi.

Taşlıca Adası

Hazır buraya gelmişken bir de Serçe Limanı’na gitsek iyi olur dedik, gerçi daha önce Serçe Limanı’na gitmiştik; ama bir yere gitmiş olmamız o yere bir daha gitmeyeceğimizi göstermez. Bindik minibüsümüze doğru Serçe Limanı’nda aldık soluğu. Serçe Limanı’na gelmeden önce bir kapı çıkıyor karşımıza, sonra o kapıyı açıyoruz. Buraya bu kapıyı neden yapmışlar ki diye birbirimize soruyoruz, sonradan öğrendik ki, hayvanlar kaçmasın diye bu kapıyı yapmışlar. İlk kez Serçe Limanı yoluna girdiğimizde kapıdan sonra bir sürü manda oraya buraya uzanmış güneşleniyorlardı mandalardan korkmuştuk Serçe Limanı’na gidememiştik. Daha sonra başka arkadaşlarımızla gittik Serçe’ye. Taşlica’ya yürüdüğümüz gün Serçe Limanı’na geldik, araçtan inip iki yüz, üç yüz metre kadar yürüdük, iskeleye geldik ve iskeleye çıktık, yaz olmadığı için iskelenin bazı tahtaları yerinde değildi. Biz rahatça iskeleye çıktık; ama arkadaşlarımızın köpeği Köpük için aynısını düşünemedik. O, iskeleye çıkarken epey zorlansa da sonuçta çıktı. İskelede bir şeyler içtik, kimimiz oturduk, kimimiz iskeleye boylu boyunca uzandık, dinlendik…harika manzarayı doyasıya seyrettik.

SERÇE LİMANI-YÜRÜYÜŞÇÜLER DİNLENİRKEN

Serçe Limanı’na bulunup da Serçe Limanı Batığı’ndan bahsetmemek olmaz. Serçe Limanı’ndan çıkarılan Cam Batığı Bodrum Kalesi Su altı Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir. 11.yüzyıldan günümüze bir selam göndermektedir. Aradan 10 yüzyıl geçmiş. 10 yüzyıl önce Orta Doğu ile Avrupa ticaret yapıyormuş, gemiler buradan geçiyormuş, günlerden bir gün fırtınaya tutulan boyu 16 eni 5 metre olan 35 ton yük taşıyabilen bir gemi Serçe Limanı’nda batmış. Bu cam batığı gemisi 1977-1979 yılları arasında George Bass yönetimindeki ekip tarafından çıkarılmış. Serçe Limanı’nda yapılan kazıda aşağı yukarı 80 adet sağlam cam eser çıkarılmış, bunların yanı sıra bir milyondan fazla kırık cam parçası da Doğu Akdeniz’deki bir cam fabrikasının artıkları az yer tutsun diye gemiye kırılarak konmuş.

SERÇE LİMANI-NURHAN MALKOÇ

Rüzgarsız bir gündü, deniz sakin mi sakindi.Serçe Limanı etrafı kayalıklarla çevrili korunaklı bir limandı. Serçe Limanı’nı dolaştık, bizden başka bir tur otobüsü daha gelmişti. O otobüsten inenler hemen oradaki restorana gittiler. Sanırım, karınları açtı, bizler karnımızı Taşlıca’da doyurmuştuk. Yeteri kadar dolaşabilirdik. Deniz nefisti, ayrıca bir insan başı da denize doğru sanki başını uzatmışti. Bu bir kaya parçasıydı ve profilden aynı insan yüzüydü. Önce genel olarak bir fotoğraf çektim, sonra da o başı büyüttüm.

SERÇE LİMANI-İSKELE
SERÇE LİMANI
SERÇE LİMANI
SERÇE LİMANI
SERÇE LİMANI-TEKNELER ve kayadan bir insan profili
SERÇE LİMANI’NDAKİ KAYADAN ADAM.
RAHİME ÇİÇEKLERDEN YAPTIĞI TACIYLA BİRLİKTE

Rahime önce Serçe Limanı’nın tepelerinden çiçek topladı, sonra o çiçeklerden kendine bir taç yaptı. Hepimiz o tacı takıp fotoğraf çektirdik.Tacı takmak çok hoşumuza gitti.

TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ( KARYA KEÇİLERİ-7)


Taşlıca’ya yine bizi bir minibüs getirdi. Yürüyüşümüze başladık, hava biraz kapalı gibiydi. Taşlıca tam adı gibi Taşlıca idi. İlk olarak bizi hoş çiçekler karşılasa da taşlar öyle böyle değildi. Yürümek zor oluyordu.

TAŞLICA-ÇİÇEK
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ – ÇİÇEKLER
TAŞLICA- ÇİÇEK
TAŞLICA
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ-TAŞLICA ÖNÜNDEKİ ADA
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER- FATMA YETİŞ-ÖZGÜR ERKUT-MİTHAT OKAY
DOĞAL KAYA SAKSI
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ- RAHİME KALKAN
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ- AYSEL KARAOSMANOĞLU
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜNDE BÜLENT, KÖPÜK ve BADİ DİNLENİRKEN
DOĞAL KAYA SAKSI

Kaya saksıları çok beğendim. Onları hep bir nesneye benzettim. Saatlerce o taşlı topraklı yoldan yürüyüp Taşlıca’ya geldik, orada bir şeyler yedik, çayımızı içtik. Köyün kahvesi dikkatimizi çekti, her yerde kahveler var ve buralarda köyün tüm dedikodusu yapılıyor. Sakın dedikodunun kadınların işi olduğunu söylemeyin inanın yaşlı adamlar öyle dedikodu yapıyorlar ki ağzınız açık kalıyor.

TAŞLICA
TAŞLICA
TAŞLICA-KAHVE

Taşlıca yürüyüşü zor olduğu kadar keyifli bir yürüyüştü. Öyle güzellikler gördük ki bütün yorgunluğumuzu unutturdu. Taşlıca adası, dantel gibi koylar, çiçekler, doğal kaya saksılar,kayalar hepsi bizleri öylesine mutlu etti ki…

OSMANİYE-EREN DAĞINA ÇIKIŞ(KARYA KEÇİLERİ-6)

Osmaniye- Kavurmacının oradan yürüyüş alanına girdik, Amacımız EREN Dağına çıkmak değildi. Eren Dağı’na çıkmak sonradan aklımıza geldi. Yoldan içeri girdik. Manzara noktasına gelince hepimiz, makinelerimizin deklanşörüne bastık. Eren Dağı’nğ Hisarönü Körfezi’nin her yerinden görebilirsiniz.Nereye giderseniz gidin, Eren Dağı karşınızdadır.

Eren Dağı’nın Turgut’tan Görünüşü

En yüksek tepe o, her yerden görünecektir elbette. Turgutlu köylüler kimi zaman Eren Dağı’ndan yeşil bir ışık Çağba Baba Türbesine akarak gelir diyorlar. Çağba Baba Türbesi aslında Diagoras adlı bir savaşçıyla, karısı Aristomakha’nın mezarıymış. M:Ö.4.-3,yüzyılda yaşamışlar, o zamanda değil islamiyet, Hristiyanlık bile yokmuş. Ama buranın halk tarafından türbe olarak ilan edilmesi, Diagoras’ın mezarını korumuş. Günümüze kadar gelmiş bu piramidal mezar.

DİAGORAS VE KARISI ARİSTOMAKHA’NIN PİRAMİDAL MEZARI
AĞNAK’TAN EREN DAĞI VE ORHANİYE KIZKUMU-ORHANİYE MERKEZ MAHALLESİ
AĞNAK’TAN HİSARÖNÜ KÖRFEZİ-MARTI MARİNA- EREN DAĞI 842 Metre
RAHİME VE AYSEL YÜRÜYÜŞE HAZIRLAR
EREN DAĞI
MANZARA NOKTASINDAN GÖRÜNÜŞ, BURASI 500 METREDEN FAZLA.
EREN DAĞI -AĞAÇLAR
SAMSUNG CAMERA PICTURES
EREN’E ÇIKARKEN BÜLENT
EREN’E ÇIKARKEN AYSEL
EREN DAĞINA ÇIKARKEN RAHİME – SEVİL
‘EREN’E ÇIKARKEN YANDAN KAYA ADAM
EREN’E ÇIKARKEN BADİ VE AĞAÇLAR
EREN DAĞI SANDAL AĞAÇLARI
ERENDEKİ AĞAÇLAR
ERENDEN HİSARÖNÜNE BAKIŞ
EREN’DE SEVİL-MİTHAT ve ARKA TARAFTA MARMARİS FOTO: RAHİME KALKAN
EREN’DEN HİSARÖNÜ KÖRFEZİNE BAKIŞ : SOL TARAF ORHANİYE, TURGUT, SELİMİYE, ADALAR, BOZBURUN DUVARI,, SİMİ ADASI; SAĞ TARAF DATÇA YARIMADASI, DİŞLİCE,, BENCİK GİRİŞİ, BODRUM

EREN Dağı, bana çok ilginç geldi, o kadar tepeye çıktıktan sonra, düzlük bir alan bizi karşıladı, bu alanda kayalar yoğundu, bir kısım ağaçlar sandal ağacıydı, diğer ağaçların ne olduğunu bilmiyorum; ama gövdeleri ve dalları beyazdı. Fotoğrafta o beyazlık çıkmamış, o ağaçlar bende değişik duygular uyandırdı.

ERDEM VE MİTHAT EREN’DE FOTOĞRAF: RAHİME KALKAN
ARAÇLARIN DURDUĞU YER FOTO- RAHİME KALKAN

Eren Dağı’ndan indik, araçlarımızın durduğu yere geldik. Oradan da kavurmacıyı bulduk, önce birer kavurma söyledik, arkadan gözlemelerimiz geldi, çay da sobanın üstünde demlenmişti. Sıcak ve yemek harikaydı. Tepelere çıkarken hiç üşümemiştik; ancak kavurmacıdaki soba gürül gürül yanıyordu, sobanın yanması bizlere çok iyi geldi.

FOTOĞRAFLAR: SEVİL OKAY

KEÇİBÜKÜ YÜRÜYÜŞÜ(KARYA KEÇİLERİ-5)

Yukarı keçibükü, Orhaniye’nin bir mahallesi. Buradan Eren Dağı görünüyor, ancak biz Eren’e buradan çıkmadık. Buradan çıkış daha kolay görünse de bu yolu denemedik. Keçibükü yürüyüşü bizlere çok kolay geldi. Manzaralar ise harikaydı! Daha önce de Aysellerle bu yolu yürümüştük.

YUKARI KEÇİBÜKÜ YÜRÜYÜŞÜNDE REYHAN GÜRSES

Zorlu bir yürüyüş değildi, iki tarafı yeşillik, toprak bir yoldu.

VERA LANDSMAN ve OYA YAVAŞ YUKARI KEÇİBÜKÜ YÜRÜYÜŞÜNDE
ERDEM KALKAN, BÜLENT KARAOSMANOĞLU, SERDAR GÜRSES, KÖPÜK ve ŞIMARIK HEM YÜRÜYÜŞTELER HEM DE SOHBET EDİYORLAR. TABİİ SADECE BEYLER KONUŞUYOR. KÖPÜK ve ŞIMARIK DA KENDİ ARASINDA KONUŞABİLİR.

YUKARI KEÇİBÜKÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER- ÖNDE RAHİME KALKAN
YUKARI KEÇİBÜKÜ’NDEN ORHANİYE VE HİSARÖNÜ KÖRFEZİNE BAKIŞ
Hem yürüyüp hem de sohbet ediyorduk. Yeşillik yani orman, mavilik(deniz) bizleri mest etti. Orhaniye, Merkez Mahallesini tepeden yürüyerek seyrettik ve fotoğraflarını çektik.
YUKARI KEÇİBÜKÜ- DENİZ ve ORMAN
YÜRÜYÜŞ ALANI
YUKARI KEÇİBÜKÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
YUKARI KEÇİBÜKÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
ORHANİYE MERKEZ MAHALLESİ
ORHANİYELİ BİR KADIN
Yürüyüşümüz, bitmişti ki evinin önünde oturan yaşlı kadını gördüm, onunla sohbet ettikten sonra, arkadaşımız Oya’ya misafir olduk.
KIZKUMU-ORHANİYE-MERKEZ MAHALLESİ

ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ (KARYA KEÇİLERİ-4)

Çakal koyundan yürüyüşe başladık. Yine Keçibükü’nde buluştuk, bu sefer bir minibüsle Datça’nın Çakal koyuna geldik. Önce toprak yoldan bir yokuş çıktık, sonra denize doğru indik, manzara müthişti. Deniz masmavi etrafımız ağaçlarla kaplı yemyeşildi.

ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- KARYA KEÇİLERİ
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- MAVİ ve YEŞİL BİR ARADA DENİZE İNEN BİR YÜRÜYÜŞÇÜ

İyi ki Çakal yürüyüşüne gelmişiz dedik kendimize ve birbirimize gözümüz, gönlümüz şenlendi, Bir yandan mavi deniz, ormanlar, bulutlar, çiçekler, değişik ağaçlar, taşlardan çıkmış yeşil bitkiler, taşlı deniz kenarı, deniz içinde kayalar, hepsi bizi mutlu etmeye yetiyordu. Bir yandan yoruluyor, diğer yandan psikolojik olarak dinleniyorduk.

ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- YÜRÜYÜŞÇÜLER DENİZ KENARINA İNECEKLER
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-DENİZ KENARINDA NURHAN MALKOÇ

Marmaris’te deniz kenarları genellikle taşlıktır, kumsalı pek azdır. Marmara’da ve Batı Karadeniz’de kumsallar geniş ve uzundur. Marmara’ya alışanlara Marmaris’in deniz kıyılarının taşlı olması pek hoş gelmez, onun için genelde deniz ayakkabısı giyer kıyılardan denize girecek olanlar. Marmara Denizi’nde buna gerek yoktur; çünkü ayağınıza batacak taş yoktur, her yer kumdur.

ORMANDAKİ ÇİÇEKLER
KAYALIKLARDAN ÇIKAN YEŞİL BİTKİ
ORMANDAKİ ÇİÇEKLER
GÖKOVA-ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-DENİZ,ORMAN ve BULUTLAR
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-YOKUŞ ve ORMAN
HARİKA MANZARA-DENİZ,ORMAN, BULUTLAR
KOYLAR -DENİZ- BULUTLAR
DENİZ KENARI- YÜRÜYÜŞÇÜLER
DENİZ KENARINDAKİ KAYALAR
DENİZ KENARINA YAKIN BİR AĞAÇ
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- BÜLENT, ERDEM, DENİZ-AĞAÇ
DENİZ KENARI-TAŞLAR-YÜRÜYÜŞÇÜLER

Sahilde yürümezden önce ormana girdik, orada sandal ağaçlarından bir orman vardı. Sandal ağaçları saç örgüsü gibi örülüydü. Benim makinemin pili bittiği için onları çekemedim, bir arkadaşa sandal ağaçları ne kadar ilginç, sen onları fotoğraflar mısın?dedim, aldığım yanıt tabii fotoğraflarım oldu. Ama ne yazık ki o fotoğrafları arkadaşımdan alamadım, aldığım zaman mutlaka size de göstereceğim. Sanırım böyle sandal ağaçları görmemişsinizdir. Sadece sandal ağaçlarını görmek için bile bu yürüyüşe gidilirdi.

DENİZ, ORMAN, KAYALAR

Yürüyüşümüzü Gökova’nın başka bir yerinde bitirdik, telefon ettik, minibüs geldi bizi aldı. Doğada yürümek hepimizi yormuş; ama bir o kadar da rahatlatmıştı.

ŞELALE YÜRÜYÜŞÜ (KARYA KEÇİLERİ-3)

Şelale yürüyüşüne çıkmadan önce araçlarımızı park ettik ve yürüyüşe başladık. Şelaleye gidene kadar onlarca değişik ağaç gördük, hemen hepsi masal kahramanları gibiydi. İki üç ağaç bir araya gelmişti çoğunlukla.

DEĞİŞİK AĞAÇLARDAN BİRİ
DEĞİŞİK AĞAÇLARDAN BİRİ

YÜRÜYÜŞÇÜLER ŞELALE YOLUNDA
ŞELALENİN GİRİŞ YOLU
ŞELALE(TURGUT)

Turgut Şelalesi’ne gitmek için Turgut Köy’den 4.5 -5 kilometre araçla ya da yürüyerek gitmek gerekiyor. Bizler kimi zaman yürüsek de zaten Bayır’a kadar yürüyüp araçları park ettiğimiz yere geleceğimiz için kendi araçlarımızla gidip bir düzlükte konuşlandık. Sonra Şelale’ye girdik. Şelale ana yoldan 500 metre içeride bulunuyor. Şelale’ye girince bir oh çektik. Hava pek sıcak değildi. Onun için suya girmeyi düşünmedik bile. Zira 45 derece sıcakta bile şelalenin suyu soğuktur. Bizler sıcak havada şelaleye girdik ; ancak o zaman bile avaz avaz bağırdık. Şelale’de günlük ağaçları gökyüzüne doğru sanki güneşe ulaşmak istercesine uzanır. Gökyüzünü görmek zordur. Köpeklerimiz buradan çok hoşlandılar, kimi zaman karşıya yuvarlak odunlara basarak geçseler de kimi zaman ayaklarını suya sokarak ağaçların arasında dolaştılar. Burada bulunan eski bina ve değirmen eski zamanlarda buralarda yaşam olduğunu söylüyor bize, hele eski binanın karşısında bir ağaç kökü var ki, ağzından içine bakınca pek çok insan içinde gizlenebilirmiş gibi görünüyor. Buraya ancak günübirlik gelebilirsiniz, kamp yapamazsınız; suya girebilirsiniz, yürüyebilirsiniz. Hava sıcak olsa suya girmeyi düşünebilirdik ve bağırırdık, sizler suya girerseniz, bağırmayı sakın unutmayın, insanı rahatlatıyor. Şayet stresiniz varsa onu atıyorsunuz.

ŞELALEDEKİ ESKİ BİNA
ESKİ BİNANIN KARŞISINDAKİ BÜYÜK AĞAÇ KOVUĞU
ŞELALE-SULAR AKIYOR
ŞELALEDEKİ YÜRÜYÜŞÇÜLER
KARŞIDAN KARŞIYA GEÇEN YÜRÜYÜŞÇÜLER: KÖPÜK ,BADİ, BÜLENT, ŞIMARIK, SERDAR
YÜRÜYÜŞÇÜLERDEN RAHİME-ERDEM KALKAN ve KÖPÜK
BUZ GİBİ SULAR DÖKÜLÜYOR
KÖPÜK, ŞELALE SULARINDA-AĞAÇLAR ARASINDA
YÜRÜYÜŞÇÜLER KARŞIYA GEÇİYOR
YÜRÜYÜŞÇÜLERDEN AYSEL KARAOSMANOĞLU ve OYA YAVAŞ
Şelalede karşıya geçtik sonra tırmanmaya başladık, Yorulanlar ‘bizler burada sizi bekleyelim’ dediler. Bizler böyle bir şey olamaz çünkü bu yoldan dönmeyeceğiz dedik. Neyse herkes yürüyüşe alıştı. Sonra kimselerden ses çıkmadı. Kimi zaman yolu bulamayıp gittiğimiz yerden dönsek bile,Çok değişik ağaçlar, yollar gördük. Sanırım o gün en az on beş kilometre yürüdük, Bayır’ın alt tarafından araçları park ettiğimiz yere geldik. Yolda su içmiş, ceviz ve meyve yemiştik. Araçlara dönünce de öyle acıkmışız ki arkadaşlarımızdan bazıları gözleme ve tatlı yapmıştı. Onları nasıl yediğimizi bilemedik, nasıl iyi geldi anlatamam.
YÜRÜYÜŞÇÜLERDEN -RAHİME-OYA-ERDEM-KÖPÜK-BÜLENT DİNLENİRKEN
SERDAR GÜRSES ve AYSEL KARAOSMANOĞLU FOTOĞRAF ÇEKERKEN
YÜRÜYÜŞÇÜLER ŞELALE-BAYIR YOLLARINDA
BAYIR’IN ALT TARAFLARI
BAYIR’IN ALT TARAFLARI
BAYIR

Evlerimize dönünce yürüyüş yapmaktan ve gözlemeleri ve tatlıları yemekten nasıl mutluyduk. Hemen duş alıp dinlenmeye çekildik.

BALIKAŞIRAN YÜRÜYÜŞÜ (KARYA KEÇİLERİ-2)

Araçlarımızla Datça’nın Balıkaşıran Mevkiine geldik. Balıkaşıran Datça(Reşadiye) yarımadası’nın en dar yeriymiş, Knidoslular M.Ö. 6. yüzyılda düşmanlarından korunmak için burayı kazarak Datça’yı ana karadan ayırarak ada yapmak istemişler; ama düşündüklerini yapamamışlar Çok eskilerde (ne zaman olduğu belli değil) balıkçılar, balığın az olduğu yandan bol olduğu yana kayıklarını sırtlarında taşıyarak geçirirlermiş, (masal bu ya, bana masal gibi geldi size de öyle gelmiş olabilir) onun için buraya kayıkaşıran da denirmiş. Halk arasındaki söylenti de Balıkaşıran adını buranın üzerinden balıkların uçmasından dolayı almış. Söylentiler, masallar havada uçuşuyor. Söylentiler, söylenceler bir türlü bitmiyor. Bir başka söylenti de buradan bir defa geçen Datçalı sayılırmış,sağlıklı ve uzun bir ömrü olurmuş.Burada kayıklar balıkçıların sırtlarında diğer tarafa geçti mi ya da balıklar uçtu mu? Onları bilmem ama Balıkaşıran’ın Ege ile Akdeniz’in bu yarımadadaki en dar yeri olduğu gözle görülüyor. Ege ile Akdeniz’i 800 metrelik bir kara parçası ayırıyor. Bir de Pasifikten gelen balıklar var, onlar gerçekten uçuyorlar, uçan balıkları gözümle gördüm. Ayrıca Datça’nın güzel bir havası var. Astımı olanlara Datça’nın havası iyi geliyormuş.

BALIKAŞIRAN

Yürüyüşümüze Balıkaşıran’dan başladık, aslında Bördübet’ ten başlayacaktık, ama Balıkaşıran’dan başlayalım,Bördübet’te bitirelim, sonra yoldan araçların olduğu yere döneriz dedik. Önce sahile indik, bir müddet deniz kenarından yürüdük. Deniz kenarında yürürken bir iskele, sandallar, ördekler gördük.Yanımızda iki de köpek vardı: Köpük ve Badi

BALIKAŞIRAN – BİR YÜRÜYÜŞÇÜ ve KÖPÜK
DENİZ KENARI, YÜRÜYÜŞÇÜLER
BALIKAŞIRAN/ RAHİME-AYSEL-SEVİL
BALIKAŞIRAN
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI
BALIKAŞIRAN BÖRDÜBET ARASI
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI – AYSEL KARAOSMANOĞLU
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI Funda çiçekleri
FUNDA ÇİÇEĞİ (ERİKA)
YÜRÜYÜŞÇÜLER: BÜLENT KARAOSMANOĞLU-RAHİME KALKAN-KÖPÜK-BADİ

Sonra yol bizi sahilden aldı, tepelere çıkardı, o tepeleri aştıktan sonra yine deniz kenarına indik, bu sefer denize doğru yola çıkmış ağaçlarla, kayalarla karşılaştık. İçimiz dışımız maviyle ve yeşille yıkandı, gözlerimiz şenlendi. O kayaları özellikle ben bir şeylere benzettim.

YIKILAN AĞAÇLAR
DENİZ-KAYA-ORMAN
DENİZ ve KAYALAR
BALIKAŞIRAN -BÖRDÜBET ARASI
BÖRDÜBET DÖNÜŞ YOLU

Yürüyüşümüz Bördübet’te sona erdi, toprak yolu takip ederek araçlarımızın olduğu yere geldik. Kimi zaman araziden kimi zaman deniz kenarından yürüyerek saatlerce süren bir yolculuk yapmıştık. Asfalt yol bizi daha çabuk götürecekti gideceğimiz yere, ancak bu durumdan hoşnut değildik. İyi ki araziden gitmiştik, bu çok hoşumuza gitmişti. Çok acıkmıştık, ızgarada yapılan sucuk ekmek ne kadar iyi geldi,anlatamam. Anlatamadım, ama afiyetle yedim, sadece ben yemedim sucuk ekmeği, tüm yürüyüşe katılanlar yedi.

HEMİTHEA YÜRÜYÜŞÜ(KARYA KEÇİLERİ-1)

Karya Keçileri: Bu bir yürüyüş grubu, 2016 yılının sonunda Rahime Kalkan tarafından kuruldu. Marmaris’in değişik rotalarına bu grubun üyeleri güzel yürüyüşİer yaptılar.. Peki kimler vardı bu grupta: RAHİME- ERDEM KALKAN, REYHAN-SERDAR GÜRSES, VERA LANDSMAN. OYA YAVAŞ, NURHAN MALKOÇ, AYSEL-BÜLENT KARAOSMANOĞLU , SEVİL-MİTHAT OKAY, FATMA -ÖZGÜR ERKUT. Kimse her yürüyüşe gelmek zorunda değildi isteyen istediği yürüyüşe geliyordu. İlk yürüyüşümüz Hemithea’ya oldu. Keçibükü’nde buluşup Hemithea’ya yürüdük.. Hemithea M.Ö. yarı tanrıçalara verilen isimmiş.

Yürüyüşümüze Keçibükü’nden başladı. Ağaçlar arasından ilerledik, buralarda pek yol yoktu, taşlı topraklı bir yerden yürüdük. Etrafımız ormanlarla kaplıydı. Aşağılarda Yukarı Keçibükü’nü görüyorduk. Her ne kadar adı Yukarı Keçibükü de olsa biz oldukça tepeye tırmandığımız için Yukarı Keçibükü aşağıda kalmıştı.

YUKARI KEÇİBÜKÜ
YUKARI KEÇİBÜKÜ-ORHANİYE-MARMARİS
KASTABOS LEVHASI

Efsaneye göre Molpedia ve Parthenos Naxos adasının prensesleridir. Asıl babaları Apollon, üvey babaları da Staphylos’tur. Kızlar Staphylos’un vahşetine tanık olup korkarlar ve okyanusa atlayıp kaçmak isterler.Tam boğulacaklarken Tanrı Apollon onları kurtarır. Partenos Bybassos’a (Orhaniye) , Molpadia ise Kastabos’a yarı tanrıça olarak gönderilirler. Molpadia bazı insanların rüyalarına girer, onların hastalıklarını tedavi eder, çocuğu olmayan kadınları iyileştirir. O bir şifacıdır.Kastaboslular onu çok sayar ve sever. Şifacı olduğu için Hemithea adıyla bugünkü Hisarönü- Kastabos köyüne ona tapınılması ve adakta bulunulması için bir sağlık merkezi ve tapınak kurulur. Bu efsaneyi değişik kaynaklardan okuyabilirsiniz, genelde bu şekildedir ancak detaylarda fark vardır.

Eski insanların anlattığına göre eski zamanlarda, buralara bir arkeolog gelmiş, köylülere kadın heykellerin göğüsleri altın dolu demiş, arkeolog gittikten sonra bütün köylüler Hemithea’ya çıkıp kadın heykelleri hep kırmışlar. Tabii ben anlatanların yalancısıyım. Böyle bir şey hiç olmamış da olabilir.

YÜRÜYÜŞÇÜLER TAŞLI YOLLARDA
YEŞİLLİKLER İÇİNDE
YÜRÜYÜŞÇÜLER
YÜRÜYÜŞÇÜLER

Neyse biz yürüyüşümüze devam edelim. Taşlı topraklı yoldan epey yürüdükten sonra Kastabos Tabelasına geldik, bundan sonra bir saat kadar toprak yoldan yürüdük, sonra yine araziye vurduk. Her taraf çamlarla kaplıydı. Orman burada yok edilmemişti. Yine araziden yukarıya çıktık, Hemithea Eren Dağı’nın Pazarlık Tepesi’ne kurulmuş, 275 metre yüksekteymiş. Tabii biz o anda ne kadar yükseğe tırmandığımızı bilmiyor, sadece yürüyorduk. Nihayet Hemithea’ya vardık.

Toprak Yoldan Yürüyen Yürüyüşçüler

Hemithea’da taş taş üzerindeydi, öyle bir iki insanın kaldırabileceği gibi taşlar değildi, çok büyük ve ağır taşlardı. Ya depremler burayı bu hale getirmişti, ya da dinamit patlatılmıştı. Her ikisi de olabilir, ne de olsa aradan 2500 yıldan fazla zaman geçmiş.

HEMİTHEA’NIN TAŞLARI
HEMİTHEA ve YÜRÜYÜŞÇÜLER
HEMİTHEA-KASTABOS TAPINAĞI

Bizi yürüyüşe götüren arkadaşımız Rahime, Hemithea’nın tarihini açıkladı bizlere.

HİSARÖNÜ DENİZİ ve HİSARÖNÜ KÖYÜ- TEPELER- DATÇA YARIMADASI AYAKLARIMIZIN ALTINDAYDI.
HİSARÖNÜ KÖRFEZİ ve YEMYEŞİL TEPELER

En hoşumuza giden oradan görünen manzaraydı. Hemithea’yı taş taş üzerinde görünce moralimiz bozulmuştu, ancak o yükseklikten görünen manzara keyfimizi yerine getirdi. İnsanlar ilk çağlarda şifa bulmak için yüksekte de olsa buraya geliyorlarmış. Bizler de burada bayağı kaldık, bir şeyler atıştırdık, manzarayı içimize çektik ve dönüşe geçtik.

Dönerken bir tiyatronun toprak altında kalan basamakları, taşlar arasında ortaya çıkmış çiçekler, sandal ağaçları ve ormanlık alan karşımıza çıktı.Sandal ağaçlarını okşamadan geçemedik, ellerimize nasıl iyi geldi onun ipek gibi bedenini okşamak.

HEMİTHEA
OTLAR
TAŞLAR ARASINDAKİ ÇİÇEKLER
SANDAL AĞACI
ÇÖPLÜK

Tam ana yola çıkacağımız sırada pis bir koku duyduk, burnumuz ve gözlerimiz yerinden oynadı, bu çöplük nasıl oluşmuştu? Petler olduğuna göre yüzyıllar öncesinden günümüze gelmemişti sanırım. Bir iki çöp gören çöplerini atmışlardı. Hemithea’yı görmeye gelenler buraya çöplerini atmamışlardır, diye düşünüyoruz. Ancak ne kadar uzağa gidersek gidelim, mutlaka böyle bir çöp yığınıyla karşılaşıyoruz. Ben, ailem ve arkadaşlarım ne kadar uzağa gidersek gidelim, çöpümüzü yanımızda geri götürür, çöpe atarız. Sizlerin de öyle yaptığınızı düşünüyorum, öyle yapmıyorsanız bile bundan sonra lütfen çöpünüzü de geri götürün. Bir kişi çöpünü attı mı herkes burası çöplük diye çöpünü atıyor. Bir yeri çöplük haline getirmek ne kolay!

MARSİLYA’DA GÜZEL BİR GÜN

Barselona’dan sonraki durağımız Fransa’nın Marsilya limanıydı. Günlerdir İspanya’nın kentlerinde dolaşıp duruyorduk, sadece şehir değil ülke de değiştirecektik. Gemimiz Aida Bella ile Marsilya’ya geldik, gece yol almıştık sabah gemiden ayrılırken Marsilya’ya yürüyerek gidelim diye konuştuk, kuzenim Mine ‘Ben yürümeyeceğim, otobüsle Marsilya’nın içine gideceğim oradan da trenle tepedeki kiliseye çıkacağım, sizler yürüyebilirsiniz.’ dedi. Ben, Mithat ve Detlef tamam deyip yürümeye başladık. Gerçi Marsilya’ya yürürken pek yürüme yolu yoktu; oldukça zorlandık, liman tarafları pek iç açıcı değildi. Yürümeseydik buraları göremeyecek veya dikkat etmeyecektik.

marsilya 002 liman tarafları a

Limana Yakın Evler

marsilya 004liman tarafındaki yollar a

Limandan Marsilya’nın İçine Giden Yollar

marsilya 006 liman tarafları a

Marsilya Liman Tarafı

Yolumuzun üzerinde büyük iş yerleri vardı, ama yürüme yolu olmadığından otobüsle şehrin merkezine gitmediğimize zaman zaman pişman olmadık değil.

DSC04825-marsilya a

Marsilya’da Yüksek Bir Bina

Kentin içine girdikçe denizi ve tepedeki Notre Dame de la Garde’yi gördük.

marsilya 198 evler ve tepede notra dame a la garte a

Marsilya’da Deniz ve Tepede Notre Dame de la Garde Kilisesi

marsilya 192devasa saksılar, deniz ve yelkenliler a

Devasa Saksılar Deniz ve Yelkenliler

Çok büyük saksılar vardı, zeytin ağaçları  bu saksılara dikilmişti. Daha önce bu kadar büyük saksılar görmemiştim.

DSC04938marsilya zeytin ağaçlarını saksıda gördünüz mü a

Devasa Bir Saksı

marsilya 191 saksılar a

Zeytin Ağaçları Dikili İnsan Boyunda Saksılar

Marsilya’da yürürken kentle daha yakınlaştığımızı duyumsadık. Bunu birbirimizle paylaştık ve fotoğraf makinelerimizle kenti fotoğrafladık.

DSC04838marsilya a

Marsilya

marsilya 020

Marsilya’da Bir Ağaç ve Bir Kuş

marsilya 187

Marsilya

Paris’e gidenler kimsenin Fransızcanın dışında bir dil konuşmadığını ve yabancılara yardımcı olmadıklarını söylerler, bize Marsilya’da bir hanım İngilizce konuşarak yardım etmek istedi. Biz yardıma ihtiyacımız olmadığını söyleyerek teşekkür ettik. Bu duruma şaşırmadık desem yalan olur.

DSC04836marsilya a

Marsilya

DSC04846marsilya a

Segway veya gingerlarla Marsilya’yı dolaşanlar

marsilya 185-a.jpg

Segway ile Marsilya’yı Dolaşanlar

Gemide ister bisiklet ister Segway ister otobüsle yapılan turlara katılabiliyordunuz. Biz genelde şehri kendimiz keşfetmeyi, yürümeyi tercih ettik. Biz şehri yürüyerek dolaşırken gemiden segwaylerle kenti dolaşmaya çıkanlarla karşılaştık, onları görmek bizleri sevindirdi. Segway veya ginger;  pek çok kentte görülen iki tekerlekli ve kendi kendini dengeleyen bir ulaşım aracı, bu ulaşım aracı vikipedide yazdığına göre elektrik motoruyla çalışıp 20 km/s hız yapıyormuş. Alet;Dean Kamen tarafından icad edilmiş, 2001 yılının sonunda tanıtılmış. Biz segway kullananları: hep şehirleri gezerken gördük. Artık bizde de bu araca rastlıyoruz, genelde ulaşım aracı olarak kullanılıyor.

marsilya 044m.sokakları a

Marsilya’nın Dar Sokakları

marsilya 075 deniz a

Marsilya’da Deniz ve Yelkenliler

marsilya 078 metro a

Marsilya’da Metro Girişi

marsilya 177 deniz a

Marsilya’da Deniz ve Tekneler

marsilya 091adalet sarayı a

Marsilya Adalet Sarayı

marsilya 173-a

Marsilya

Bütün Marsilya’yı yürüyerek dolaştık, tepedeki Notre Dame de la Garde’ye çıkacağız herkes yürüyerek çıkmanın zor olduğunu

marsilya 175-a

Marsilya-Notre Dame’a Çıkan Tren

ya trene ya da 60 numaralı otobüse binilmesi gerektiğini söylese de biz yine de yürüyeceğiz-öyle zor bir yürüyüş yolu da değil- desek de kiliseye vardığımızda bunu konuşsak daha iyi olacak sanırım. Tren dediysem bildiğimiz trenlerden değil, bizim yazlık kentlerde olan bir lokomotifin çektiği oyuncak gibi bir şey… Onunla şehri dolaşmak ve yukarı çıkmak- kiliseye- eğlenceli olsa gerek.

DSC04889marsilya a

Kiliseye çıkan merdivenler

marsilya 027merdivenleri çıkarken a

Kiliseye Çıkarken

Ne yazık ki güzelliklerin yanı sıra pislikler ve çirkinlikler de gördük, onları fotoğraflamadan edemedik.

marsilya 107de la garde a

Notre Dame de la Garde’nin Uzaktan Görünüşü

marsilya 113merdivenlerden marsilyaya bakış a.jpg

Notre Dame’a  Çıkarken Kentin Manzarası

marsilya 117-a

Marsilya-Notre Dame’ a Çıkarken

marsilya 121 notre dame'a çıkarken a

Notre Dame’a Çıkarken

marsilya 123 de la garte'ye çıkan merdivenler a

Merdivenler

Notre Dame’a çıkarken devamlı yukarıya tırmanıyorduk, kimi zaman normal yollardan yürüyor, kimi zaman merdiven tırmanıyorduk; ama tırmandıkça Marsilya’nın güzel manzaralarıyla karşılaşıyorduk, bu da bize ödül oluyordu. Tepede kiliseyi görüyor, ama moralimizi bozmadan yürümeye devam ediyorduk. Çünkü kilise Marsilya’nın en yüksek tepelerinden birine yapılmıştı.

DSC04899marsilya a

Notre Dame de la Garde

marsilya 136 notre dame mumlar a

Notre Dame’da Dilek İçin Yakılan Mumlar

Nihayet kiliseye çıktık; yorulduk, ama buraya çıkmamıza değdi. Manzara harikaydı, kilise de oldukça güzeldi. Bu kilise Marsilya’nın her yerinden görülebiliyor ve bu tepeye çıkınca da siz bütün Marsilya’yı görebiliyorsunuz. Buraya giriş ücretsiz, bir yerde Marsilya’nın sembolü olan bu kilise Garde Tepesi’nde bulunan antik bir kalenin üzerine kurulmuş. 1864 yılında hizmete giren, Meryem Ana adına on bir senede yapılan katoliklere ait bir kilise.

DSC04900marsilya a

Marsilyalılar kentin bu kilise tarafından korunduğuna inanırlarmış, eskilerde kadınlar balığa çıkan kocaları, oğulları sağ salim dönsünler diye bu kilisede dua ederlermiş. Meryem Ananın onları koruyacağını düşünürlermiş. Kilisenin tepesinde Meryem Ananın altından yapılmış heykeli duruyor.

Notre Dame de la Garde’de önce kilisenin dışını sonra içini gezdik, dışarı çıkınca Marsilya’nın muhteşem manzarasıyla karşılaştık.

DSC04896marsilya sularında aida bella a

Marsilya Sularında Gemimiz Aida Bella

İlk olarak gözümüz gemimiz Aida Bella’yı gördü. Onun olduğu yerden yürümeye başlamış ve tepeye tırmanmıştık.

marsilya 132notre dame'den mars. bakış a

Marsilya

marsilya 145-a

Marsilya

Sonra denizdeki adaları gördük deniz içimizi açtı bir kentte deniz varsa o kent güzel görünüyor gözümüze, ancak Marsilya’nın betonlaşmış olması da canımızı sıktı. Ne yazık ki büyük kentler betonlaşmadan kurtulamıyor.

DSC04898tepeden marsilyaya bakış a

Marsilya Yeşillikler, Binalar, Bulutlar ve Deniz

DSC04929marsilya binalar binalar binalar a

Betonlaşmış Marsilya

DSC04902marsilya ada a

Marsilya, Monte Kristo Kontu’nun Adası

Alexander Dumas’nın romanı Monte Kristo Kontu’nu bilmeyen ya da duymayan yoktur sanırım. İşte bu küçüçük adada 16. yüzyılda kral Francois tarafından kentin güvenliğini sağlamak için  yaptırılan château(şato) d’if sonraları bir hapishaneye dönüştürülmüş, bu hapishaneden kaçmak olanaksızmış aynı Alcatraz gibiymiş. Koşulları çok kötüymüş. Adayı meşhur eden Alexander Dumas imiş. O eserini kurgulamış, eserin kahramanı Edmond Dantes burada hapis yatmış ve sürekli kaçış planları yapmış. Sonunda kaçmayı başarmış. Edmond Dantes bir eserin kahramanı, ama yüzlerce yıl pek çok kişi koşulları kötü olan bu hapishanede yatmış, kim bilir ne acılar çektiler, nasıl zorluklar yaşadılar  burada. Günümüzde euro karşılığı bu şatoyu gezebiliyorsunuz. Artık bu küçük ada turistik bir adaymış. Turistler geliyor, dolaşıyor, fotoğraf çekiyor ve geri dönüyorlarmış.

marsilya 153n.d.a.la.garte görünümü a

Notre Dame de la Garde- Marsilya

Kiliseden Marsilya’yı seyredip fotoğraflarımızı çektikten sonra dönüşe geçtik aşağı inmeye başladık, bu yol bizi denize götürecekti.

marsilya 159-a

Marsilya-Çamaşırlar kuruyor

Bir yandan yürüyor, bir yandan da Marsilya’yı fotoğraflıyorduk.

marsilya 178tekneler, kürekçiler a

Marsilya’da Kürekçiler, Tekneler

marsilya 171.JPG

Marsilya’da Yürüyenler

DSC04935marsilya kızılderili müzisyenler a

Marsilya Sahilinde Müzik Yapan Kızılderililer

marsilya 174-a.jpg

Marsilya-Kompozitör Vincent Scotto

marsilya 084 -sanateseri a

Marsilya

marsilya 195dans eden ağaçlar a

Dans Eden Ağaçlar

marsilya 201-a

Marsilya

Bu kentte her şey vardı; deniz, tekneler, kürekçiler, dar sokaklar, ağaçlar, ilginç binalar, dini yapılar, müzik yapanlar, heykeller… böyle olmasından çok hoşlandık.

Fotoğraflar:Detlef Bringmann, Sevil Okay, Mithat Okay