TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ( KARYA KEÇİLERİ-7)


Taşlıca’ya yine bizi bir minibüs getirdi. Yürüyüşümüze başladık, hava biraz kapalı gibiydi. Taşlıca tam adı gibi Taşlıca idi. İlk olarak bizi hoş çiçekler karşılasa da taşlar öyle böyle değildi. Yürümek zor oluyordu.

TAŞLICA-ÇİÇEK
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ – ÇİÇEKLER
TAŞLICA- ÇİÇEK
TAŞLICA
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ-TAŞLICA ÖNÜNDEKİ ADA
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER- FATMA YETİŞ-ÖZGÜR ERKUT-MİTHAT OKAY
DOĞAL KAYA SAKSI
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ- RAHİME KALKAN
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ- AYSEL KARAOSMANOĞLU
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
TAŞLICA YÜRÜYÜŞÜNDE BÜLENT, KÖPÜK ve BADİ DİNLENİRKEN
DOĞAL KAYA SAKSI

Kaya saksıları çok beğendim. Onları hep bir nesneye benzettim. Saatlerce o taşlı topraklı yoldan yürüyüp Taşlıca’ya geldik, orada bir şeyler yedik, çayımızı içtik. Köyün kahvesi dikkatimizi çekti, her yerde kahveler var ve buralarda köyün tüm dedikodusu yapılıyor. Sakın dedikodunun kadınların işi olduğunu söylemeyin inanın yaşlı adamlar öyle dedikodu yapıyorlar ki ağzınız açık kalıyor.

TAŞLICA
TAŞLICA
TAŞLICA-KAHVE

Taşlıca yürüyüşü zor olduğu kadar keyifli bir yürüyüştü. Öyle güzellikler gördük ki bütün yorgunluğumuzu unutturdu. Taşlıca adası, dantel gibi koylar, çiçekler, doğal kaya saksılar,kayalar hepsi bizleri öylesine mutlu etti ki…

MİNE’NİN ÇİÇEKLERİ

Kuzenim Mine’nin Köln’deki evinin bahçesi, pek büyük değil, ancak büyük olmayan bahçedeki çiçekler, nasıl açmışlar,çok sıhhatliler. Bunun bence nedeni, Mine bahçem küçük demiyor, çiçeklerle çok güzel uğraşıyor. Çiçekleri suluyor, onlarla konuşuyor, topraklarını değiştiriyor, kuruyan yaprakları üzerinde bırakmıyor. Bunları her sabah yapıyor, en az bir buçuk- iki saatini onlara ayırıyor. Bu kadar bakıma çiçekler de çok güzel açıyorlar. Her yerden bir güzellik başını uzatıyor, biz de tüm güzelliklerimizle buradayız, diyorlar sanki. İnsan onlara bakmaya kıyamıyor, ben de fotoğraf makinemle onların geleceğe kalmasını istedim, deklanşöre basıverdim. Bazılarının ismini biliyordum, bazılarını da Mine’ye sordum, o bana Latince isimlerini gönderdi, ben de bazılarını yazdım ve bazı çiçek fotoğraflarını da Mine çekti.

Çiçekler
Değişik Bir Ortanca-Hortensien
Papatya(Margarita)
ÇİÇEKLER

FUGSCHEN
RODEDENDORUN FOTO: MİNE BRİNGMANN

KİE BLATT SCHNİE BALL

Foto: MİNE BRİNGMANN

Rodedendorun. Foto. Mine Bringmann

Vanilya Ağacı

Foto: Mine Bringmann

ALPEN WEİLCHEN FOTO: MİNE BRİNGMANN
ÇİÇEK FOTO: MİNE BRİNGMANN
DİPLEDENİA FOTO: MİNE BRİNGMANN

Köln’ün banliyosundaki evlerin çoğunun önünde öbek halinde lavantalar ekili, üstlerinde Sarıca arıya benzer arılar uçuşmakta, ama bu arılar Sarıca arılar gibi insanı sokmuyorlar ve başka arıları kafalarını kopararak öldürmüyorlar, sadece tozlaşmayı sağlıyorlar. Önce onları görünce Sarıca arı zannettim, ödüm patladı. Gerçeği öğrenince rahatladım.

Tere’nin çiçeğinin bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum, onu öğrenmiş oldum.

KRESSE-TERE

MP

PAPATYALAR
GÜLE BENZER BİR ÇİÇEK
ÇİÇEK
BİZİM BİLDİĞİMİZ ORTANCA- HER RENGİ OLUYOR.
ORTANCA
ÇİÇEK

KÖLN’DEKİ BİR NİKAH SALONUNUN BAHÇESİNDEKİ ÇİÇEKLER

Köln’e yakın bir nikah salonu, kuzenimin oğlu Meriç’in nikahındayız. Nikah salonunun bahçesinin ortasına çiçek ekmişler, Her bir çiçek bir diğerinden güzel, bildiğim çiçeklerden değil; ama ben yine de onların fotoğraflarını çekmek istedim .Çok güzeldiler. Hepsi toplu halde bir bütün oluşturmuştu. Bazı çiçekler bizim ülkemizde olsa da ben onların isimlerini bilmiyordum. Benim gözlerim ve gönlüm şenlendi. Sizler de çiçekleri görünce umarım mutlu olursunuz. Çiçekleri fotoğrafladım, öyle güzel bir birliktelik oluşturmuşlardı ki…Bahçenin ortasından bize sanki gülümseyerek bakıyorlardı.

Nikah Salonu Binası
Nikah Salonu

ŞİİRLER(1)

Bir defterimin arasında bazı gazetelerden kesilmiş şiirler buldum. Neredeyse bir saat onları okudum,sonra onları sizlerle paylaşmayı düşündüm. Hem onları yazmış olurum, hem de bu kadar yıl sakladığıma göre sizler de okursunuz.

Sessiz Olgunlaşma

Her şey oluyor ve yerini buluyor

beklemeye mecburuz yalnızca

ve mutluluğun

olgunlaşmasına

yılları ve yolları cömertçe

harcamaya

Ta ki bir gün

tanelerin olgun kokusunu duyasın

ve işe koyulup

tüm hasadı

derin depolarına

doldurasın. Christian Morgenstern

Şiirime Güz Damladı

Yorgunum, çok yorgunum

Gelincik dalına konan kelebek

Senin peşinden koşamam artık

Hayatın ipi kısaldı

Ceviz ağacına salıncak

Kuramam artık. Ali Çapan

Doyum

Tüm yaşamını

inandığı uğraşa veren için

en mutlu sondur bir gün,

‘biz insana inandık

biz yaşama inandık

insanla yaşam terketmedi bizi’

demek.

Hele kazanan halk ise

ölümsüz örnekler verildiyse…

Yaşamın bir bölümünü değil

tümünü vermişlerse…

İnsan ancak böyle insan olur:

Sabah-akşam kavgasını vererek

insan olmanın… Otto Castillo

Yaşadıkça

Yaşamalıyız mutlaka

Büyümesi için peşin çocukların

Binbir keyifle akan suyun,

hatta çiçekteki ağacın hatırına

Bir şey var ki biz dünyadakiler için

boyuna üzülmesi, boyuna dayanması düşüyor

Yaşadıkça altın yüreğinin bu pırıl pırıl dünyayı

bizimle yaşar her şey, sonsuz bir sevinç içinde

Bizimle hiç şüphesiz

alabalıklar, dere otları

Hiçbir şey daha güzel değildir herhalde

Dünyada hiçbir şey bizim ona baktığımız

duyduğumuz kadar yüreğimizde

Mutlaka yaşamalıyız

En çok da rüzgarda bir ağaç gibi hür

En çok keder içinde

En çok yaşamasını istediğimiz İlhan Berk

OSMANİYE-EREN DAĞINA ÇIKIŞ(KARYA KEÇİLERİ-6)

Osmaniye- Kavurmacının oradan yürüyüş alanına girdik, Amacımız EREN Dağına çıkmak değildi. Eren Dağı’na çıkmak sonradan aklımıza geldi. Yoldan içeri girdik. Manzara noktasına gelince hepimiz, makinelerimizin deklanşörüne bastık. Eren Dağı’nğ Hisarönü Körfezi’nin her yerinden görebilirsiniz.Nereye giderseniz gidin, Eren Dağı karşınızdadır.

Eren Dağı’nın Turgut’tan Görünüşü

En yüksek tepe o, her yerden görünecektir elbette. Turgutlu köylüler kimi zaman Eren Dağı’ndan yeşil bir ışık Çağba Baba Türbesine akarak gelir diyorlar. Çağba Baba Türbesi aslında Diagoras adlı bir savaşçıyla, karısı Aristomakha’nın mezarıymış. M:Ö.4.-3,yüzyılda yaşamışlar, o zamanda değil islamiyet, Hristiyanlık bile yokmuş. Ama buranın halk tarafından türbe olarak ilan edilmesi, Diagoras’ın mezarını korumuş. Günümüze kadar gelmiş bu piramidal mezar.

DİAGORAS VE KARISI ARİSTOMAKHA’NIN PİRAMİDAL MEZARI
AĞNAK’TAN EREN DAĞI VE ORHANİYE KIZKUMU-ORHANİYE MERKEZ MAHALLESİ
AĞNAK’TAN HİSARÖNÜ KÖRFEZİ-MARTI MARİNA- EREN DAĞI 842 Metre
RAHİME VE AYSEL YÜRÜYÜŞE HAZIRLAR
EREN DAĞI
MANZARA NOKTASINDAN GÖRÜNÜŞ, BURASI 500 METREDEN FAZLA.
EREN DAĞI -AĞAÇLAR
SAMSUNG CAMERA PICTURES
EREN’E ÇIKARKEN BÜLENT
EREN’E ÇIKARKEN AYSEL
EREN DAĞINA ÇIKARKEN RAHİME – SEVİL
‘EREN’E ÇIKARKEN YANDAN KAYA ADAM
EREN’E ÇIKARKEN BADİ VE AĞAÇLAR
EREN DAĞI SANDAL AĞAÇLARI
ERENDEKİ AĞAÇLAR
ERENDEN HİSARÖNÜNE BAKIŞ
EREN’DE SEVİL-MİTHAT ve ARKA TARAFTA MARMARİS FOTO: RAHİME KALKAN
EREN’DEN HİSARÖNÜ KÖRFEZİNE BAKIŞ : SOL TARAF ORHANİYE, TURGUT, SELİMİYE, ADALAR, BOZBURUN DUVARI,, SİMİ ADASI; SAĞ TARAF DATÇA YARIMADASI, DİŞLİCE,, BENCİK GİRİŞİ, BODRUM

EREN Dağı, bana çok ilginç geldi, o kadar tepeye çıktıktan sonra, düzlük bir alan bizi karşıladı, bu alanda kayalar yoğundu, bir kısım ağaçlar sandal ağacıydı, diğer ağaçların ne olduğunu bilmiyorum; ama gövdeleri ve dalları beyazdı. Fotoğrafta o beyazlık çıkmamış, o ağaçlar bende değişik duygular uyandırdı.

ERDEM VE MİTHAT EREN’DE FOTOĞRAF: RAHİME KALKAN
ARAÇLARIN DURDUĞU YER FOTO- RAHİME KALKAN

Eren Dağı’ndan indik, araçlarımızın durduğu yere geldik. Oradan da kavurmacıyı bulduk, önce birer kavurma söyledik, arkadan gözlemelerimiz geldi, çay da sobanın üstünde demlenmişti. Sıcak ve yemek harikaydı. Tepelere çıkarken hiç üşümemiştik; ancak kavurmacıdaki soba gürül gürül yanıyordu, sobanın yanması bizlere çok iyi geldi.

FOTOĞRAFLAR: SEVİL OKAY

HER YER ÇİÇEK

Bahar geldi, her yer çiçek dolu, kimisi kendiliğinden çıktı ve açtı, kimisi de bazı kişiler tarafından ekildi, açtı, İster kendiliğinden ister ekilip de açsın, sonuçta her yer çiçek oldu. O çiçeklere bakmak, bizleri mutlandırıyor. Her yerin çiçeklenmesi ancak baharda mümkün. Öyle iyi ve mutluyuz ki… İlkbahar bizleri mutlu eden bir mevsim. Hele mor salkım, her yeri mora boyamamış gibi bir de güzel kokusunu etrafa yaymış. Hem görüntüsü hem de kokusu harika!

” İlkbaharda toprağa usulca basın, çünkü toprak ana hamiledir.” Kızılderili Atasözü Ne doğru söylemiş Kızılderililer, bu ne kadar toprakla iç içe olduklarını gösteriyor.Doğada her şeyin en güzelini görüyoruz, hem renk hem de biçim olarak, biz bakmasını bilirsek doğa bize her şeyin en güzelini verir.

SAMSUNG

KEÇİBÜKÜ YÜRÜYÜŞÜ(KARYA KEÇİLERİ-5)

Yukarı keçibükü, Orhaniye’nin bir mahallesi. Buradan Eren Dağı görünüyor, ancak biz Eren’e buradan çıkmadık. Buradan çıkış daha kolay görünse de bu yolu denemedik. Keçibükü yürüyüşü bizlere çok kolay geldi. Manzaralar ise harikaydı! Daha önce de Aysellerle bu yolu yürümüştük.

YUKARI KEÇİBÜKÜ YÜRÜYÜŞÜNDE REYHAN GÜRSES

Zorlu bir yürüyüş değildi, iki tarafı yeşillik, toprak bir yoldu.

VERA LANDSMAN ve OYA YAVAŞ YUKARI KEÇİBÜKÜ YÜRÜYÜŞÜNDE
ERDEM KALKAN, BÜLENT KARAOSMANOĞLU, SERDAR GÜRSES, KÖPÜK ve ŞIMARIK HEM YÜRÜYÜŞTELER HEM DE SOHBET EDİYORLAR. TABİİ SADECE BEYLER KONUŞUYOR. KÖPÜK ve ŞIMARIK DA KENDİ ARASINDA KONUŞABİLİR.

YUKARI KEÇİBÜKÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER- ÖNDE RAHİME KALKAN
YUKARI KEÇİBÜKÜ’NDEN ORHANİYE VE HİSARÖNÜ KÖRFEZİNE BAKIŞ
Hem yürüyüp hem de sohbet ediyorduk. Yeşillik yani orman, mavilik(deniz) bizleri mest etti. Orhaniye, Merkez Mahallesini tepeden yürüyerek seyrettik ve fotoğraflarını çektik.
YUKARI KEÇİBÜKÜ- DENİZ ve ORMAN
YÜRÜYÜŞ ALANI
YUKARI KEÇİBÜKÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
YUKARI KEÇİBÜKÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
ORHANİYE MERKEZ MAHALLESİ
ORHANİYELİ BİR KADIN
Yürüyüşümüz, bitmişti ki evinin önünde oturan yaşlı kadını gördüm, onunla sohbet ettikten sonra, arkadaşımız Oya’ya misafir olduk.
KIZKUMU-ORHANİYE-MERKEZ MAHALLESİ

ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ (KARYA KEÇİLERİ-4)

Çakal koyundan yürüyüşe başladık. Yine Keçibükü’nde buluştuk, bu sefer bir minibüsle Datça’nın Çakal koyuna geldik. Önce toprak yoldan bir yokuş çıktık, sonra denize doğru indik, manzara müthişti. Deniz masmavi etrafımız ağaçlarla kaplı yemyeşildi.

ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- KARYA KEÇİLERİ
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- MAVİ ve YEŞİL BİR ARADA DENİZE İNEN BİR YÜRÜYÜŞÇÜ

İyi ki Çakal yürüyüşüne gelmişiz dedik kendimize ve birbirimize gözümüz, gönlümüz şenlendi, Bir yandan mavi deniz, ormanlar, bulutlar, çiçekler, değişik ağaçlar, taşlardan çıkmış yeşil bitkiler, taşlı deniz kenarı, deniz içinde kayalar, hepsi bizi mutlu etmeye yetiyordu. Bir yandan yoruluyor, diğer yandan psikolojik olarak dinleniyorduk.

ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-YÜRÜYÜŞÇÜLER
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- YÜRÜYÜŞÇÜLER DENİZ KENARINA İNECEKLER
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-DENİZ KENARINDA NURHAN MALKOÇ

Marmaris’te deniz kenarları genellikle taşlıktır, kumsalı pek azdır. Marmara’da ve Batı Karadeniz’de kumsallar geniş ve uzundur. Marmara’ya alışanlara Marmaris’in deniz kıyılarının taşlı olması pek hoş gelmez, onun için genelde deniz ayakkabısı giyer kıyılardan denize girecek olanlar. Marmara Denizi’nde buna gerek yoktur; çünkü ayağınıza batacak taş yoktur, her yer kumdur.

ORMANDAKİ ÇİÇEKLER
KAYALIKLARDAN ÇIKAN YEŞİL BİTKİ
ORMANDAKİ ÇİÇEKLER
GÖKOVA-ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-DENİZ,ORMAN ve BULUTLAR
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ-YOKUŞ ve ORMAN
HARİKA MANZARA-DENİZ,ORMAN, BULUTLAR
KOYLAR -DENİZ- BULUTLAR
DENİZ KENARI- YÜRÜYÜŞÇÜLER
DENİZ KENARINDAKİ KAYALAR
DENİZ KENARINA YAKIN BİR AĞAÇ
ÇAKAL YÜRÜYÜŞÜ- BÜLENT, ERDEM, DENİZ-AĞAÇ
DENİZ KENARI-TAŞLAR-YÜRÜYÜŞÇÜLER

Sahilde yürümezden önce ormana girdik, orada sandal ağaçlarından bir orman vardı. Sandal ağaçları saç örgüsü gibi örülüydü. Benim makinemin pili bittiği için onları çekemedim, bir arkadaşa sandal ağaçları ne kadar ilginç, sen onları fotoğraflar mısın?dedim, aldığım yanıt tabii fotoğraflarım oldu. Ama ne yazık ki o fotoğrafları arkadaşımdan alamadım, aldığım zaman mutlaka size de göstereceğim. Sanırım böyle sandal ağaçları görmemişsinizdir. Sadece sandal ağaçlarını görmek için bile bu yürüyüşe gidilirdi.

DENİZ, ORMAN, KAYALAR

Yürüyüşümüzü Gökova’nın başka bir yerinde bitirdik, telefon ettik, minibüs geldi bizi aldı. Doğada yürümek hepimizi yormuş; ama bir o kadar da rahatlatmıştı.

ŞELALE YÜRÜYÜŞÜ (KARYA KEÇİLERİ-3)

Şelale yürüyüşüne çıkmadan önce araçlarımızı park ettik ve yürüyüşe başladık. Şelaleye gidene kadar onlarca değişik ağaç gördük, hemen hepsi masal kahramanları gibiydi. İki üç ağaç bir araya gelmişti çoğunlukla.

DEĞİŞİK AĞAÇLARDAN BİRİ
DEĞİŞİK AĞAÇLARDAN BİRİ

YÜRÜYÜŞÇÜLER ŞELALE YOLUNDA
ŞELALENİN GİRİŞ YOLU
ŞELALE(TURGUT)

Turgut Şelalesi’ne gitmek için Turgut Köy’den 4.5 -5 kilometre araçla ya da yürüyerek gitmek gerekiyor. Bizler kimi zaman yürüsek de zaten Bayır’a kadar yürüyüp araçları park ettiğimiz yere geleceğimiz için kendi araçlarımızla gidip bir düzlükte konuşlandık. Sonra Şelale’ye girdik. Şelale ana yoldan 500 metre içeride bulunuyor. Şelale’ye girince bir oh çektik. Hava pek sıcak değildi. Onun için suya girmeyi düşünmedik bile. Zira 45 derece sıcakta bile şelalenin suyu soğuktur. Bizler sıcak havada şelaleye girdik ; ancak o zaman bile avaz avaz bağırdık. Şelale’de günlük ağaçları gökyüzüne doğru sanki güneşe ulaşmak istercesine uzanır. Gökyüzünü görmek zordur. Köpeklerimiz buradan çok hoşlandılar, kimi zaman karşıya yuvarlak odunlara basarak geçseler de kimi zaman ayaklarını suya sokarak ağaçların arasında dolaştılar. Burada bulunan eski bina ve değirmen eski zamanlarda buralarda yaşam olduğunu söylüyor bize, hele eski binanın karşısında bir ağaç kökü var ki, ağzından içine bakınca pek çok insan içinde gizlenebilirmiş gibi görünüyor. Buraya ancak günübirlik gelebilirsiniz, kamp yapamazsınız; suya girebilirsiniz, yürüyebilirsiniz. Hava sıcak olsa suya girmeyi düşünebilirdik ve bağırırdık, sizler suya girerseniz, bağırmayı sakın unutmayın, insanı rahatlatıyor. Şayet stresiniz varsa onu atıyorsunuz.

ŞELALEDEKİ ESKİ BİNA
ESKİ BİNANIN KARŞISINDAKİ BÜYÜK AĞAÇ KOVUĞU
ŞELALE-SULAR AKIYOR
ŞELALEDEKİ YÜRÜYÜŞÇÜLER
KARŞIDAN KARŞIYA GEÇEN YÜRÜYÜŞÇÜLER: KÖPÜK ,BADİ, BÜLENT, ŞIMARIK, SERDAR
YÜRÜYÜŞÇÜLERDEN RAHİME-ERDEM KALKAN ve KÖPÜK
BUZ GİBİ SULAR DÖKÜLÜYOR
KÖPÜK, ŞELALE SULARINDA-AĞAÇLAR ARASINDA
YÜRÜYÜŞÇÜLER KARŞIYA GEÇİYOR
YÜRÜYÜŞÇÜLERDEN AYSEL KARAOSMANOĞLU ve OYA YAVAŞ
Şelalede karşıya geçtik sonra tırmanmaya başladık, Yorulanlar ‘bizler burada sizi bekleyelim’ dediler. Bizler böyle bir şey olamaz çünkü bu yoldan dönmeyeceğiz dedik. Neyse herkes yürüyüşe alıştı. Sonra kimselerden ses çıkmadı. Kimi zaman yolu bulamayıp gittiğimiz yerden dönsek bile,Çok değişik ağaçlar, yollar gördük. Sanırım o gün en az on beş kilometre yürüdük, Bayır’ın alt tarafından araçları park ettiğimiz yere geldik. Yolda su içmiş, ceviz ve meyve yemiştik. Araçlara dönünce de öyle acıkmışız ki arkadaşlarımızdan bazıları gözleme ve tatlı yapmıştı. Onları nasıl yediğimizi bilemedik, nasıl iyi geldi anlatamam.
YÜRÜYÜŞÇÜLERDEN -RAHİME-OYA-ERDEM-KÖPÜK-BÜLENT DİNLENİRKEN
SERDAR GÜRSES ve AYSEL KARAOSMANOĞLU FOTOĞRAF ÇEKERKEN
YÜRÜYÜŞÇÜLER ŞELALE-BAYIR YOLLARINDA
BAYIR’IN ALT TARAFLARI
BAYIR’IN ALT TARAFLARI
BAYIR

Evlerimize dönünce yürüyüş yapmaktan ve gözlemeleri ve tatlıları yemekten nasıl mutluyduk. Hemen duş alıp dinlenmeye çekildik.

BALIKAŞIRAN YÜRÜYÜŞÜ (KARYA KEÇİLERİ-2)

Araçlarımızla Datça’nın Balıkaşıran Mevkiine geldik. Balıkaşıran Datça(Reşadiye) yarımadası’nın en dar yeriymiş, Knidoslular M.Ö. 6. yüzyılda düşmanlarından korunmak için burayı kazarak Datça’yı ana karadan ayırarak ada yapmak istemişler; ama düşündüklerini yapamamışlar Çok eskilerde (ne zaman olduğu belli değil) balıkçılar, balığın az olduğu yandan bol olduğu yana kayıklarını sırtlarında taşıyarak geçirirlermiş, (masal bu ya, bana masal gibi geldi size de öyle gelmiş olabilir) onun için buraya kayıkaşıran da denirmiş. Halk arasındaki söylenti de Balıkaşıran adını buranın üzerinden balıkların uçmasından dolayı almış. Söylentiler, masallar havada uçuşuyor. Söylentiler, söylenceler bir türlü bitmiyor. Bir başka söylenti de buradan bir defa geçen Datçalı sayılırmış,sağlıklı ve uzun bir ömrü olurmuş.Burada kayıklar balıkçıların sırtlarında diğer tarafa geçti mi ya da balıklar uçtu mu? Onları bilmem ama Balıkaşıran’ın Ege ile Akdeniz’in bu yarımadadaki en dar yeri olduğu gözle görülüyor. Ege ile Akdeniz’i 800 metrelik bir kara parçası ayırıyor. Bir de Pasifikten gelen balıklar var, onlar gerçekten uçuyorlar, uçan balıkları gözümle gördüm. Ayrıca Datça’nın güzel bir havası var. Astımı olanlara Datça’nın havası iyi geliyormuş.

BALIKAŞIRAN

Yürüyüşümüze Balıkaşıran’dan başladık, aslında Bördübet’ ten başlayacaktık, ama Balıkaşıran’dan başlayalım,Bördübet’te bitirelim, sonra yoldan araçların olduğu yere döneriz dedik. Önce sahile indik, bir müddet deniz kenarından yürüdük. Deniz kenarında yürürken bir iskele, sandallar, ördekler gördük.Yanımızda iki de köpek vardı: Köpük ve Badi

BALIKAŞIRAN – BİR YÜRÜYÜŞÇÜ ve KÖPÜK
DENİZ KENARI, YÜRÜYÜŞÇÜLER
BALIKAŞIRAN/ RAHİME-AYSEL-SEVİL
BALIKAŞIRAN
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI
BALIKAŞIRAN BÖRDÜBET ARASI
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI – AYSEL KARAOSMANOĞLU
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI
BALIKAŞIRAN-BÖRDÜBET ARASI Funda çiçekleri
FUNDA ÇİÇEĞİ (ERİKA)
YÜRÜYÜŞÇÜLER: BÜLENT KARAOSMANOĞLU-RAHİME KALKAN-KÖPÜK-BADİ

Sonra yol bizi sahilden aldı, tepelere çıkardı, o tepeleri aştıktan sonra yine deniz kenarına indik, bu sefer denize doğru yola çıkmış ağaçlarla, kayalarla karşılaştık. İçimiz dışımız maviyle ve yeşille yıkandı, gözlerimiz şenlendi. O kayaları özellikle ben bir şeylere benzettim.

YIKILAN AĞAÇLAR
DENİZ-KAYA-ORMAN
DENİZ ve KAYALAR
BALIKAŞIRAN -BÖRDÜBET ARASI
BÖRDÜBET DÖNÜŞ YOLU

Yürüyüşümüz Bördübet’te sona erdi, toprak yolu takip ederek araçlarımızın olduğu yere geldik. Kimi zaman araziden kimi zaman deniz kenarından yürüyerek saatlerce süren bir yolculuk yapmıştık. Asfalt yol bizi daha çabuk götürecekti gideceğimiz yere, ancak bu durumdan hoşnut değildik. İyi ki araziden gitmiştik, bu çok hoşumuza gitmişti. Çok acıkmıştık, ızgarada yapılan sucuk ekmek ne kadar iyi geldi,anlatamam. Anlatamadım, ama afiyetle yedim, sadece ben yemedim sucuk ekmeği, tüm yürüyüşe katılanlar yedi.