PAŞALİMANI ADASI ve SAİT AMCA

Avşa Adası, Avşa Adası'nın karşısında Paşalimanı Adası, Paşalimanı'nın arkasında Kapıdağ Yarımadası

Avşa Adası, Avşa Adası’nın karşısında Paşalimanı Adası, Paşalimanı’nın arkasında Kapıdağ Yarımadası

Paşalimanı Adası, Marmara Takımadaları’nın ikinci büyük adasıdır. Yüzölçümü 21.3 km2’dir. Ada, kuzeyden Kapıdağ Yarımadası, kuzey-batıdan Mamalı ve Koyun Adası’yla sarılıp sarmalanmıştır. Paşalimanı Adası; Marmara Adası’nın güneyinde, Avşa Adası’nın doğusundadır.

Sol taraf: Mamalı Adası Sağ taraf Koyun Adası  İki adanın arasındaki ada Paşalimanı

Sol taraf: Mamalı Adası
Sağ taraf Koyun Adası
İki adanın arasındaki Paşalimanı Adası

Adanın güney tarafında Paşalimanı ve Harmanlı köyleri, diğer taraflarında Balıklı, Poyrazlı, Tuzla adlı köyler  bulunmaktadır. Paşalimanı ve Harmanlı karşıdan bakıldığında tek köymüş gibi görünür. Yeşillikler içinde şirin köylerdir bunlar. Harmanlı’ya bir kıyı beldesi demek çok zor. Harmanlı’nın kumsalında tavuklar, horozlar, kazlar özgürce dolaşır. Çok hoş bir görüntüdür bu! Kendinizi bir Anadolu köyündeymiş gibi hissedersiniz.

Paşalimanı köyü; her yönden gelen fırtınaya kapalı, gemilerin yanaşmasına uygun doğal bir limandır. Ancak bu doğal liman, ne yazık ki, Denizyolları İşletmesi’nin güzergâhında olmadığından gemilerin uğradığı canlı bir liman değildir. Yıllardır liman olmanın tadını çıkaramamıştır. Adının Halone ve Alonya olduğu zamanlarda önemli bir liman mıydı acaba? Bunu her zaman merak etmişimdir. Buraya Denizyolları’nın gemileri uğramadığı için turizm de pek gelişmemiştir. Paşalimanı Adası’na Marmara Adası’ndan Avşa’dan ya da Erdek’ten gelen motorlar ve arabalı vapurlarla ulaşılabilir. Paşalimanı Adası’nın kimi yeri kayalık kimi yeri kumsallardan oluşan girintili çıkıntılı uzun kıyıları vardır. Kukumav Tepesi’ne çıkıldığında Marmara Takımadaları ve Kapıdağ Yarımadası rahatlıkla görülür.

Koyun Adası'nın kayalıkları

Koyun Adası’nın Paşalimanı’na bakan kayalıkları

Koyun Adası-Midye Kabuğu Koyu

Koyun Adası-Midye Kabuğu Koyu

Koyun Adası’nın Midye Kabuğu Koyu’nun kayalıklarında oturuyorum. Paşalimanı Adası’nın Paşalimanı ve Harmanlı köylerinin karşısındayım. Oturduğum kayadan adanın tüm yüzeyini tarıyorum, köyler sağımda. Gözlerim köylerden ayrılıp hızla adanın sol tarafına kayıyor, adanın ucuna yakın bir yerdeki yeşil alana takılıyor. Aslında tesadüfen görmüş değilim o yeşilliği, başından beri aklım oradaydı. Beni Paşalimanı’yla ilişkilendiren o yeşil alan! Adanın Paşalimanı ve Harmanlı köylerinin dışında kalan bölgeleri makilik, makiliğin ortasındaki bu koru neyin nesi diye düşünebilirsiniz. İsterseniz gelin o koruya girelim, Paşalimanı Adası ve köyüne âşık olan ve bu koruyu oluşturan Sait Öztürk’ün aşkını herkese anlatalım.

Aşk nedir? Aşk sadece iki insanın birbirine deli gibi sevdalanması, tutkuyla bağlanması, onun için türlü güçlüklere katlanması, acı çekmesi ya da çılgınca mutlu olması, neşelenmesi; çelişkili davranışlarda bulunması; değişik duygular arasında gidip gelmesi, iyi ya da kötü her duyguyu zirvede yaşaması mıdır?

Aşk, insan dışındaki canlı, cansız varlıklara duyulduğunda aşk olmaz mı? Bir köpeğe, papağana, ağaca, çiçeğe, böceğe; bir kente, köye, adaya da âşık olunamaz mı?

Adada doğup büyümeyen; ama adalara büyük bir aşkla bağlanan, uzun yıllar adalarla aşklarını sürdürerek gerçek adalı olan çok insan tanıdım. İşte Sait Amca da o kişilerden biriydi!

O, Paşalimanı’na öyle sevdalıydı ki adaya ulaşımın zor olması, köyün dışında bulunan arazisinde tatlı su olmaması, eğimli arazinin toprağının taşlı olması onu hiçbir zaman yıldırmamıştı. Paşalimanı’na olan aşkı, geçen yıllar içinde azalmamış; adada yaşadıkça, ada insanını tanıdıkça, toprakla uğraştıkça bu aşk daha da büyümüş, ailesine ve çevresindekilere de sirayet etmişti. Eşi ve çocukları da Paşalimanı’na sevdalanmışlardı. Ve bizler de…

Sait Amca, çorak toprağa dikmek için İstanbul’dan yüzlerce yüzlerce fidan getirdi gemilerin uğramadığı, ulaşımı güç olan Paşalimanı Adası’na. Taşlı, kaya gibi sert toprağı kazdı, kazdı, kazdı… Çoğu yeri kazamadı, murçla delikler açıp fidanları o deliklere yerleştirdi. O fidanları sulayacak suyu yoktu, deniz kenarında bir kuyu açtı. Deniz kenarından tepelere bir düzenekle suyu çıkardı, özenle diktiği fidanları suladı ailesiyle… Fidanların çoğu kurudu, o gitti İstanbul’dan yüzlerce fidan daha aldı, kuruyanların yerine yenilerini dikti. Her gece, ertesi gün yeni bir fidan yeri açmak düşüncesiyle başını yastığa koydu. Paşalimanı Adası ve Sait AmcaDüşlerinde o fidanların ağaç olduklarını, o ağaçların dallarının gökyüzüyle kucaklaşmak istercesine metrelerce uzadığını, hep birlikte özgürce ve kardeşçe yaşadıkları bir ormana dönüştüklerini gördü.

Düşlerini gerçekleştirmek için aşkla, şevkle çalıştı; yoruldu çok yoruldu ama sonunda istediği ormanı oluşturdu. Ferhat’a dağları deldiren, Mecnun’a çölleri aştıran aşk, Sait Amca’ya kurak, çorak topraklarda bir koru yaratma gücü verdi.

Midye Kabuğu Koyu’nun kayalıklarında oturmuşum, karşı adaya, Paşalimanı Adası’ndaki Sait Amca’nın cennetine bakıyorum. Boz toprakların ortasında bir cennet! Sait Amca artık bizim yaşadığımız dünyada değil; ama ben karşımda duran yeşilliğe baktıkça o yeşilliğin ardındaki büyük aşkı; sevgi yüklü, dost canlısı bir aileyi ve onların bu koruyu oluşturmak için harcadıkları emeği görüyorum. Onlara Midye Kabuğu Koyu’ndan sevgilerimi gönderiyorum dostlarım rüzgâr ve dalgalarla…

Paşalimanı Adası ve Sait AmcaSevgimle yüklü dalgalar, Paşalimanı’na gidip Sait Amca’nın iskelesini büyük bir sevecenlikle yıkayacak; rüzgâr ağaçlar arasında dolaşıp her ağaca aşkla dokunup sevgi sözcükleri fısıldayacak…

Belki bir gün yolunuz Paşalimanı’na düşer, ‘aşk ve emek’ korusunu görür; bir adaya duyulan aşkı, aşkın gücünü ve güzelliğini taa yüreğinizde duyumsarsınız.

Adada Ay Kokusu Var/ Sayfa;124-125 Artshop Yayıncılık

SU ALTINDAKİ GÜZELLİKLERE MERHABA!

Avşa Adası karşısındaki Fener Adası

Avşa Adası’nın karşısındaki Fener Adası

Avşa Adası’nın karşısındaki Fener Adası’na kanoyla gidiyoruz. Avşa İskelesi’nden Fener Adası’na gitmek on beş dakikamızı aldı. Önce kanomuzla adanın çevresini dolaşıp martılara ve karabataklara hal hatır sorduk. Adanın çevresi kayalık. Küreklerimizi sakin sakin çekerek adanın etrafını dolaşıp Fener Adası’nın Avşa’ya bakan yüzündeki mini minnacık limana girdik, kanoyu karaya çektik daha sonra da fenerin yanına çıktık.

Avşa Adası'nda Tomonori Fujioka (Japon)nın eseri ve Fener Adası

Avşa Adası’nda
Tomonori Fujioka’nın eseri ve Fener Adası

Fenerin üzerindeki “Ali Ayşeyi seviyo! Zeynep ve Emin, Ben sensiz naparım Sinem! Bu hayat acımasız!” vb. yazıları okuduk. Zavallı Fener! Aşk ve sevgi sözcükleri onu berbat hale getirmiş. Biçare feneri kendi haline bırakıp bu sefer de yürüyerek adayı dolaşıyoruz. Adanın üzerindeki otlar sararmış, kurumuş; rüzgâr estikçe onlar hışırdıyor. Bu hışırtı aklıma yılanları getiriyor, bunu arkadaşıma söylüyorum. O, bana: “Korkacak bir şey yok!” diyor. Bunu o kadar kendine güvenerek söylüyor ki yılan korkum ‘pısss’ diye sönüveriyor. Doğa ve doğadaki canlılar onun yakın dostları.

Her yer börtü böcek dolu… Kertenkeleler kovalamaca oynuyor. Yerlerde kurumuş otlar, gökyüzünde yakıcı güneş, adanın ortasında sıcaktan kavrulmuş iki kadın… Su altındaki güzelliklere merhaba!

Deniz ise pırıl pırıl, şıkır şıkır; sanki bize nispet yapıyor. Yok yok nispet yapmıyor, bizi yüzmeye davet ediyor! Bu davet geri çevrilmez deyip kendimizi kanonun yanında buluyoruz. Apar topar gözlüklerimizi, şinorkellerimizi takıp denize atıyoruz kendimizi. Paletlerimizi denizde giyiyor, adanın çevresini bu kez de su altından dolaşıyoruz.

Su altı fotoğrafları  Kubilay Mayadağlı

Su altı fotoğrafları
Kubilay Mayadağlı

Artık başka bir dünyadayız, su altında yer çekimi olmayan bir ortamda dans ediyoruz. Haaayııır! Dans etmiyor, uçuyoruz; üstelik düşme tehlikesi de yok! Balıklar da bize eşlik ediyor. Yalnız balıklar mı?

Su altındaki güzelliklere merhaba! Ya yosunlar, sessiz müzik eşliğinde nazlı nazlı nasıl da sallanıyorlar! Yeşilin ne kadar çeşitli tonu var; koyu yeşil, açık yeşil, çimen yeşili, zümrüt yeşili, çağla yeşili… yosun yeşili diyeceğim de diyemiyorum; çünkü yosunların hepsinin yeşili aynı değil. Gözlerimiz bayram ediyor, içimiz nasıl yeşilleniyor, şenleniyor…
Su altında dinginliğin sesini dinliyor, denizin parklarında dolaşıyoruz.

Değişik boyutlarda ve şekillerde kayalar, kayaların arasında daracık patikalar, Su altındaki güzelliklere merhaba!geniş yollar, kovuklar, oyuklar var.  Kimi kayaların üzeri yosunlarla, kimisi midyelerle, deniz kestaneleriyle kaplı.

 Su altı fotoğrafları Kubilay Mayadağlı

Çok değişik bitkiler, deniz çiçekleri içimizi coşturuyor.

Deniz kestanelerinin üzerine konuşlanmış sedefler ne güzel parlıyor! Ya midyeler, ağızlarına layık bir yiyecek bulunca kabuklarını aralayıp anında kapıyorlar. Şu pavuryaların yan yan gidişlerine bayılıyorum! Kolları öyle kuvvetli ki birine uzunca bir tahta parçası IMG_3363uzatıyoruz, elimizden çekip alıyor. Deniz yıldızları kollarını açmış, kumlara-kayalara sere serpe yayılmışlar; pinalar onların başlarına dikilmişler sohbet etmek ister gibi bir halleri var.

Lapinler birbirleriyle oynaşıyor, gümüş balıkları gruplar halinde dolaşıyor. Aaa, şuradaki taşın altına bir eşkina saklanmış, çok da büyük! Nasıl da merakla çevresini izliyor. Eşkina’nın kafasında, gözlerinin arkasında bembeyaz, mermer gibi sert, düğme şeklinde iki taş bulunur. Bu taşların böbrek taşlarını erittiği ve böbrek taşlarının düşürülmesine yardımcı olduğu söyleniyor.

Su altı güzelliklerine merhaba! IMG_3193




Avşa Adası’nın suları çok zengin, kiklalar, karagözler, kefaller, yılan balıkları, istavritler, adını bilmediğim pek çok balık cirit atıyor. İrili ufaklı tokalaklar, şeytan minareleri, her boyda yengeç, minik ahtapotlar gözümüze çarpıyor. Kocaman bir deniz kulağı gördüm, arkadaşım da onu görmüş, eliyle işaret ediyor.
Denizciler, deniz kulağının sivri ucunu kesiSu altındaki güzelliklere merhaba!p haberleşme aracı olarak kullanırlarmış eski çağlarda. Kesilen uçtan dudaklar titreştirilip üflendiğinde gemilerin düdük sesi gibi bir ses çıkıyor deniz kulağından. Belki de deniz kulağının sesine öykünmüştür gemilerin düdükleri. Şayet deniz kulağının oyuk kısmını kulağımıza dayarsak denizin sesini duyar gibi oluruz. Aslında duyduğumuz denizin sesi değildir, kendi kalp atışımızdır.

DSC01189-aKumun içinde kımıl kımıl bir şey hareket ediyor. Hay Allah, kuma gizlenmiş küçük bir vatozmuş! Çok büyükleri var bu vatozların, o kocamanlar insanı ürkütüyor; ancak suda dans eder gibi tüm vücutlarını yumuşak, kıvrak bir şekilde hareket ettirerek öyle güzel gidiyorlar ki… Onları seyrederken adeta büyüleniyorsunuz! İnanın İspanyol dansçılarıyla yarışabilirler vatozlar…

Su altı güzelliklerine merhaba!Arada başımızı sudan çıkarıyoruz üstümüzde martılar uçuşuyor, karabatakların bazıları suda bazıları da kayalıklarda… Tekrar suya sokuyoruz başlarımızı, dibe dalıp beğendiğimiz kabukları topluyoruz.

Su altındaki güzelliklere merhaba!Dalmak, kendini bambaşka bir dünyada hissetmek, şehrin karmaşasından, gürültüsünden soyutlanmak, doğanın içinde deniz canlılarıyla dostça yaşamak, kendini dalgalara bırakıp ahenkle salınmak, ahh ne güzel! Ne hoş!

Mutluluğumuzu; suyun dibinde gördüğümüz kola, bira şişeleri, petler, naylon torbalar bozuyor.

Avşa Adası İskelesi

Avşa Adası İskelesi

Atıklara hüzünle bakarken Avşa İskelesi’nden geminin kalktığını duyuyoruz. Su altındaki canlı, cansız varlıklara istemeden veda ediyoruz, en kısa zamanda onları tekrar ziyaret edeceğiz.

Avşa Adası

Avşa Adası

 

46961_427504099723_2482815_n-can sualtı

60282_427503929723_1038246_n-can sualtı

 

 

 

 

 

Yazı, “Adada Ay Kokusu Var” adlı kitabın ‘Kanoyla Avşa Turu’ bölümünün 129-130. sayfasından alınmıştır.

Su altı fotoğrafları: Kubilay Mayadağlı

Diğer fotoğraflar: Mithat Okay