ŞİİR- ŞAİR EDİTH SÖDERGRAN

YILDIZLAR

Gece olunca

merdivenlerde durup dinliyorum,

yıldızların dans edişini bahçemde.

Duydunuz mu, bir yıldız düştü

gürültüyle!

Çıplak ayaklarla yürümeyin çimenlerin üzerinde;

bahçem kırık yıldız parçalarıyla dolu.

ORMANDAKİ GÖL

Yalnızdım ormandaki soluk mavi gölün

güneşli kıyısında,

gökyüzünden tek bir bulut geçti

gölde tek bir ada.

İnciler gibi döküldü

sıcak yaz günleri ağaçlardan,

açık penceresinden de kalbimin

düştü bir damla yere. Edith Södergran(1892-1923) /İsveçli Kadın Şairlerin Aşk Şiirleri’nden/ARTSHOP/ Çeviren: Özkan Mert

SAMSUNG

DSC06483-kır çiçekleri a

ŞİİR- ŞAİR MARİA WİNE

CESARET ETMEK

Kadın

uyuyamıyor

korkuyor ölümün üzerine atlamasından uykuda

Erkek

ağlayamıyor

korkuyor kadının denizinde boğulmaktan

Kadın

gülemiyor

korkuyor yüzündeki maskenin yırtılmasından

Erkek

yeniden yapamadı evini

korkuyor ölümsüz gerçeklerin

sarsmasından temellerini

Kadın

metroya binemiyor

korkuyor karanlığın bilet kesmesinden

sonsuzluğa

Erkek

geçmiyor bomboş bir alandan

korkuyor boşluğun fahişesinin

kendini sunmasından

Kadın

bir davete yalnız gidemiyor

korkuyor bir panterin üzerine atlamasından

daha da kötüsü

yok saymasından kendisini

Erkek

gülemiyor küçük bir çocuğa

korkuyor içindeki çocuktan

Kadın ve erkek

konuşamıyorlar üçüncü bir kişinin

tuzunu serpmesinden

Ne kadın ne de erkek

gelecekten bir ses duyamıyorlar

kendi yankılarını bile dinleyemiyorlar

korkuyorlar aptallıklarının yinelenmesini dinlemekten.   Maria Wine(1912-2002)

İsveçli Kadın Şairlerin Aşk Şiirleri’nden/ ARTSHOP/ Çeviren: Özkan Mert

SAMSUNG

SAMSUNG

ŞİİR-ŞAİR NUR SAKA-2

ANNE DE OLABİLİR İNSAN HAYATTA ÂŞIK DA

Anne de olabilir insan hayatta

âşık da

gün gelir sen de büyürsün

büyürsün hiçbir yere sığamayacak kadar

oğlum

gün gelir kazınır acından

kazınır senin de hiçbir şeyle

hiçbir şeyle doyamayacak kadar kalbin

 

“çocuğu içinden atarsan anne olursun”*

içinde bir yabancıyı barındırırsan âşık

ben seni aşk ile aşk için doğurdum

bir yabancıyı barındırır gibi içinde

attım içimden seni

 

başıma gelen en tatlı şeydin, en

güzel şeydin

ete dönüşmesi gibi bir şeydin içimde

zamanın

anne de olabilir insan hayatta, âşık da

ikisi de birbirine benzer çünkü

ikisi de birbirini besler

ikisi de yeni şeyleri sever

 

Biri büyütmeye çalışırken bir başka bedende

kendinde büyütemediğini

kendinden bir parça ayırıp

emzirir gibi kendi etini

 

diğeri

insan olmanın tüm hallerini yaşar

desem ki desem ki

tıpkı ortak devrimlerin ortak özelliklerini

ararcasına oğlum

ararcasına kurtarılmış odalarda

 

ah benim ölümle aşkı bir tutanım

bir tutanım sevdayla deliliği

nefretle sevgiyi, acıyla sevinci

ah benim herkes özgür olmadan

hiç kimsenin özgür olamayacağını

bir türlü öğretemediğim

ah benim! ah benim hayatta en çok

en çok sevdiğini üzenim

 

ansızın bir şey batmış da ayağına

ona dayanmalıymış gibi gülenim

ipek çoraplarım benim

inci gerdanlıklarım

ve ne yapsam ne yapsam beni

sevmeyenim

beni inkâr edenim

 

böyle böyle öğrendi büyütürken seni

bu kadın o pek çok şeyi

üç beş daire karşılığı satılmış

eski bir köşk gibi öğrendi

bahçesindeki kuşlar gibi

hiç öpülmeden

hiç sevilmeden büyüyen çocuklar gibi

 

böyle böyle öğrendi öpe öpe

seni koklaya koklaya koynunda

o pek çok acıyı da

söz gelişi Hiroşima’yı güle değil de

bir anda yakıp küle çeviren

o uranyum çekirdeğinin bile

kaçta kaçı olduğunu milimetrenin

 

ve rahimlerin ulusu olmadığını

ulusu olmadığını öpüşlerin, sevgililerin

işçilerin, işsizlerin

küçücük Kıbrıslı bir kadının ya da

Yunan veya Türk olmasının

hiçbir zararı olmadığını

aşka ve hayata

 

ah benim nerede değilse

orada iyi olacakmış gibi

gelenim

tutunamayanım benim

saygıdandır dedim kızgınlığı

saygısızlığı sancısıdır büyümenin dedim

yine sevdim yine severim

kirpikleri yanağına düşmeye görsün

 

gün gelir sen de anlarsın

anlarsın kumların kayalardan

tarihin yalanlarla savaşlardan

savaşların devletlerden

devletlerin de erkeklerden ibaret

olduğunu

oğlum kusursuzum benim

anne de olabilir insan hayatta,

âşık da        Nur Saka/anne de olabilir insan hayatta âşık da/ARTSHOP

*Haydar Ergülen

SAMSUNG

SAMSUNG

ŞİİR-ŞAİR NUR SAKA-1

             SEVGİLİ

Annesinin nasıl sevildiğini

bilenler hatırlayacaktır elbet

bugün de bir şey yapamadım

ah! aşk için

geldi dikildi

üç dilenci gibi kapıma

ayrılık

ikisini

geri çevirdim

dayanamayıp verdim üçüncüsüne

küçülen anılarımızı koyup bir poşete

bu defa üzülüp hiç ağlamadan yüreğim

hiç aldırmadan bana da

bir kırmızı gülle anlaşıp

öptü

boyayıp boyayıp ağzını

öptü yakalarından gülerek

bütün gömleklerinin

annesinin nasıl sevildiğini

bilenler hatırlayacaktır elbet

memleket gibi kadınsın

diye

sevilenlerdendi benimkisi

dayayıp yalnızlık parmağını dudaklarına

“tabii ki tapılacak kadar güzel değilim, biraz da insan yaşadığı aşklara benzer

evlat.”

derdi.

kim ne derse desin

benim için

SAF ŞİİR‘e eşitti değeri.       Nur Saka- Yıl 1900 SEVGİLİ/ ARTSHOP

SAMSUNG

SAMSUNG

PAŞALİMANI ADASI ve SAİT AMCA

Avşa Adası, Avşa Adası'nın karşısında Paşalimanı Adası, Paşalimanı'nın arkasında Kapıdağ Yarımadası

Avşa Adası, Avşa Adası’nın karşısında Paşalimanı Adası, Paşalimanı’nın arkasında Kapıdağ Yarımadası

Paşalimanı Adası, Marmara Takımadaları’nın ikinci büyük adasıdır. Yüzölçümü 21.3 km2’dir. Ada, kuzeyden Kapıdağ Yarımadası, kuzey-batıdan Mamalı ve Koyun Adası’yla sarılıp sarmalanmıştır. Paşalimanı Adası; Marmara Adası’nın güneyinde, Avşa Adası’nın doğusundadır.

Sol taraf: Mamalı Adası Sağ taraf Koyun Adası  İki adanın arasındaki ada Paşalimanı

Sol taraf: Mamalı Adası
Sağ taraf Koyun Adası
İki adanın arasındaki Paşalimanı Adası

Adanın güney tarafında Paşalimanı ve Harmanlı köyleri, diğer taraflarında Balıklı, Poyrazlı, Tuzla adlı köyler  bulunmaktadır. Paşalimanı ve Harmanlı karşıdan bakıldığında tek köymüş gibi görünür. Yeşillikler içinde şirin köylerdir bunlar. Harmanlı’ya bir kıyı beldesi demek çok zor. Harmanlı’nın kumsalında tavuklar, horozlar, kazlar özgürce dolaşır. Çok hoş bir görüntüdür bu! Kendinizi bir Anadolu köyündeymiş gibi hissedersiniz.

Paşalimanı köyü; her yönden gelen fırtınaya kapalı, gemilerin yanaşmasına uygun doğal bir limandır. Ancak bu doğal liman, ne yazık ki, Denizyolları İşletmesi’nin güzergâhında olmadığından gemilerin uğradığı canlı bir liman değildir. Yıllardır liman olmanın tadını çıkaramamıştır. Adının Halone ve Alonya olduğu zamanlarda önemli bir liman mıydı acaba? Bunu her zaman merak etmişimdir. Buraya Denizyolları’nın gemileri uğramadığı için turizm de pek gelişmemiştir. Paşalimanı Adası’na Marmara Adası’ndan Avşa’dan ya da Erdek’ten gelen motorlar ve arabalı vapurlarla ulaşılabilir. Paşalimanı Adası’nın kimi yeri kayalık kimi yeri kumsallardan oluşan girintili çıkıntılı uzun kıyıları vardır. Kukumav Tepesi’ne çıkıldığında Marmara Takımadaları ve Kapıdağ Yarımadası rahatlıkla görülür.

Koyun Adası'nın kayalıkları

Koyun Adası’nın Paşalimanı’na bakan kayalıkları

Koyun Adası-Midye Kabuğu Koyu

Koyun Adası-Midye Kabuğu Koyu

Koyun Adası’nın Midye Kabuğu Koyu’nun kayalıklarında oturuyorum. Paşalimanı Adası’nın Paşalimanı ve Harmanlı köylerinin karşısındayım. Oturduğum kayadan adanın tüm yüzeyini tarıyorum, köyler sağımda. Gözlerim köylerden ayrılıp hızla adanın sol tarafına kayıyor, adanın ucuna yakın bir yerdeki yeşil alana takılıyor. Aslında tesadüfen görmüş değilim o yeşilliği, başından beri aklım oradaydı. Beni Paşalimanı’yla ilişkilendiren o yeşil alan! Adanın Paşalimanı ve Harmanlı köylerinin dışında kalan bölgeleri makilik, makiliğin ortasındaki bu koru neyin nesi diye düşünebilirsiniz. İsterseniz gelin o koruya girelim, Paşalimanı Adası ve köyüne âşık olan ve bu koruyu oluşturan Sait Öztürk’ün aşkını herkese anlatalım.

Aşk nedir? Aşk sadece iki insanın birbirine deli gibi sevdalanması, tutkuyla bağlanması, onun için türlü güçlüklere katlanması, acı çekmesi ya da çılgınca mutlu olması, neşelenmesi; çelişkili davranışlarda bulunması; değişik duygular arasında gidip gelmesi, iyi ya da kötü her duyguyu zirvede yaşaması mıdır?

Aşk, insan dışındaki canlı, cansız varlıklara duyulduğunda aşk olmaz mı? Bir köpeğe, papağana, ağaca, çiçeğe, böceğe; bir kente, köye, adaya da âşık olunamaz mı?

Adada doğup büyümeyen; ama adalara büyük bir aşkla bağlanan, uzun yıllar adalarla aşklarını sürdürerek gerçek adalı olan çok insan tanıdım. İşte Sait Amca da o kişilerden biriydi!

O, Paşalimanı’na öyle sevdalıydı ki adaya ulaşımın zor olması, köyün dışında bulunan arazisinde tatlı su olmaması, eğimli arazinin toprağının taşlı olması onu hiçbir zaman yıldırmamıştı. Paşalimanı’na olan aşkı, geçen yıllar içinde azalmamış; adada yaşadıkça, ada insanını tanıdıkça, toprakla uğraştıkça bu aşk daha da büyümüş, ailesine ve çevresindekilere de sirayet etmişti. Eşi ve çocukları da Paşalimanı’na sevdalanmışlardı. Ve bizler de…

Sait Amca, çorak toprağa dikmek için İstanbul’dan yüzlerce yüzlerce fidan getirdi gemilerin uğramadığı, ulaşımı güç olan Paşalimanı Adası’na. Taşlı, kaya gibi sert toprağı kazdı, kazdı, kazdı… Çoğu yeri kazamadı, murçla delikler açıp fidanları o deliklere yerleştirdi. O fidanları sulayacak suyu yoktu, deniz kenarında bir kuyu açtı. Deniz kenarından tepelere bir düzenekle suyu çıkardı, özenle diktiği fidanları suladı ailesiyle… Fidanların çoğu kurudu, o gitti İstanbul’dan yüzlerce fidan daha aldı, kuruyanların yerine yenilerini dikti. Her gece, ertesi gün yeni bir fidan yeri açmak düşüncesiyle başını yastığa koydu. Paşalimanı Adası ve Sait AmcaDüşlerinde o fidanların ağaç olduklarını, o ağaçların dallarının gökyüzüyle kucaklaşmak istercesine metrelerce uzadığını, hep birlikte özgürce ve kardeşçe yaşadıkları bir ormana dönüştüklerini gördü.

Düşlerini gerçekleştirmek için aşkla, şevkle çalıştı; yoruldu çok yoruldu ama sonunda istediği ormanı oluşturdu. Ferhat’a dağları deldiren, Mecnun’a çölleri aştıran aşk, Sait Amca’ya kurak, çorak topraklarda bir koru yaratma gücü verdi.

Midye Kabuğu Koyu’nun kayalıklarında oturmuşum, karşı adaya, Paşalimanı Adası’ndaki Sait Amca’nın cennetine bakıyorum. Boz toprakların ortasında bir cennet! Sait Amca artık bizim yaşadığımız dünyada değil; ama ben karşımda duran yeşilliğe baktıkça o yeşilliğin ardındaki büyük aşkı; sevgi yüklü, dost canlısı bir aileyi ve onların bu koruyu oluşturmak için harcadıkları emeği görüyorum. Onlara Midye Kabuğu Koyu’ndan sevgilerimi gönderiyorum dostlarım rüzgâr ve dalgalarla…

Paşalimanı Adası ve Sait AmcaSevgimle yüklü dalgalar, Paşalimanı’na gidip Sait Amca’nın iskelesini büyük bir sevecenlikle yıkayacak; rüzgâr ağaçlar arasında dolaşıp her ağaca aşkla dokunup sevgi sözcükleri fısıldayacak…

Belki bir gün yolunuz Paşalimanı’na düşer, ‘aşk ve emek’ korusunu görür; bir adaya duyulan aşkı, aşkın gücünü ve güzelliğini taa yüreğinizde duyumsarsınız.

Adada Ay Kokusu Var/ Sayfa;124-125 Artshop Yayıncılık