GOETHE-GENÇ WERTHER’İN ACILARI

KİTABIN ADI: GENÇ WERTHER’İN ACILARI

KİTABIN YAZARI: JOHANN WOLFGANG VON GOETHE

KİTABIN TÜRÜ: ROMAN

indir (3)

Genç Werther’in Acılar

YAYINEVİ: CAN

1, BASIM: 2007

ÖZEL BASKI. 1. BASIM: 2018

4. BASIM: EYLÜL 2019

ALMANCA ASLINDAN ÇEVİREN: NİHAT ÜLNER

 

indir (2)

Johann Wolfgang von Goethe

Johann Wolfgang von Goethe, 1749 yılında Frankfurt-Almanya’dadoğmuş, 1832 yılında Weimar- Almanya’da ölmüştür. Goethe hem şair, hem roman ve oyun yazarıdır.Edebiyatçılığının yanı sıra da doğa filozofu, diplomat ve devlet memurudur. Genç Werther’in Acıları adlı eser, Goethe’nin coşkunluk akımı denen Sturm und Drang dönemini bize anlatıyor. Goethe, bu eserini yazdığı dönemde doğa karşısındaki duygulanmalarını, duyduğu coşkuyu, doğaya bakarken dizginleyemediği duygularını dile getiriyor. Aynı zamanda da dostu olan Schiller’le ‘Klasik Dönem’in temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyor.

Genç Werther yaşadığı yeri bırakarak, doğanın hakim olduğu bir yere yerleşir. Buradan bir arkadaşına -bu hayali bir arkadaş olabilir- mektuplar yazar. O zamana göre mektuplardan oluşan bir roman yazmak pek görülmüş bir şey değildi. Mektup türü -adı üstünde mektup kime yazılır, çok yakın hissettiğimiz bir kişiye- bundan dolayı içtendir, samimidir, duygusaldır. O zamana kadar özellikle hem doğayı anlatan hem de duygusal tarzda herhangi bir kitap yazılmamış.

Sy. 20/”Bu arada belirtmeliyim ki, burada kendimi oldukça iyi hissediyorum. Yalnızlık, cenneti andıran bu çevrede benim kolayca ürperen yüreğim için tatlı bir deva gençlik mevsimi yüreğimi bütün bereketiyle ısıtıyor. Her ağaç, her fundalık birer çiçek demeti adeta; insan bu misk kokulu denizde yüzüp bütün besinini ondan sağlayabilmek için bir mayısböceği olmak istiyor.”

SAMSUNG CAMERA PICTURESSy. 21/”O kadar mutluyum ki, dostum, dingin bir varoluş duygusuna öylesine dalıp gittim ki, sanatım bundan zararlı çıkıyor.Resim yapmak benim için olanaksız, şu sıralarda, tek bir çizgi bile çizemem, ama hiçbir zaman şu anda olduğumdan daha büyük bir ressam da olamamıştım. Sevgili ovamdan buğular yükseldiğinde, tepedeki güneş, ormanımın geçit vermez karanlığının yüzeyine vurduğunda ve ancak tek tek ışınlar bu tapınağın içine gizlice ulaşabildiğinde, ben de derenin aşağıya döküldüğü yerde, yüksek otların arasına uzanmış olarak topraktaki binlerce bitki türünü şaşkınlıkla izleyip otların arasındaki  küçük dünyanın kaynaşmasına,SAMSUNG CAMERA PICTURES küçücük kurtların ve böceklerin sayısız ve anlaşılmaz biçimlerine yürekten yaklaştığımda ve bizi suretine göre yaratmış olan sınırsız sevginin esenliğini duyumsadığımda sonra da dostum, alaca karanlığın gözlerime çökmesiyle, gökyüzü ve beni çevreleyen dünya bir sevgilinin görüntüsü gibi ruhuma çöktüğünde içimdeki bu sıcak ve dolu yaşantıları ruhumun aynası olarak dışa vurup onlara kâğıtta can verebilsem.”

SAMSUNG CAMERA PICTURESİki parçadan da gördüğümüze göre doğa Goethe için çok önemlidir. l7. yüzyılda doğa sadece yan unsur olarak kullanılıyor, ama bir yüz yıl sonra l8. yüzyılda yazarımızın kahramanı doğanın içindedir ve doğanın içinde olmaktan mutludur. O da doğanın bir parçasıdır. Burada Panteizm felsefesini sanki edebiyatta görüyoruz. Panteizm ne demek? Panteizm, tanrı ile evreni bir kabul eder, bu görüşe göre Tanrı’nın evrenden ayrı bir varlığı yoktur. Tanrı demek evren demek her şey demektir. Panteistlere göre evrende olanlar Tanrı’yı meydana getirir.

Yazarımız eşitliğe de değiniyor, daha doğrusu eşitliğin olmadığını söylüyor, l8. yüzyılda alt ve üst tabakalar oldukça önemliymiş. Günümüzdeki eşitlik düşüncesine pek uymasa da, eseri çağına göre okumak gerekir diye düşünüyorum, yazarımız; her ne kadar alt tabakaya ilgi gösterdiğini söylese  üst tabakayı eleştirse de yazarımızın üst tabakada olmaktan memnun olduğu anlaşılıyor.

Sy.23/”Kentin alt tabakasından olanlar beni şimdiden tanımaya ve sevmeye başladılar, özellikle çocuklar. … Üst tabakadan olanlar kendileriyle sıradan halkın arasında soğuk bir mesafe bırakacaklardır hep, onlara yaklaşmakla bir şey yitireceklerine inanıyor gibiler. … Eşit olmadığımızı ve eşit olamayacağımızı iyi biliyorum; ama saygınlıklarını korumak amacıyla, ayaktakımı dediklerinden uzak durmak gereğini duyanların alt edileceklerini düşündükleri için, düşmanlarından gizlenen korkaklar kadar eleştirmeyi hak ettikleri kanısındayım.

Roman Goethe’nin yaşamına dayanıyor. Goethe çok genç yaşlardayken(22 yaşında) Wetzlar’da 1772 tarihinin 9 Haziranı’nda Charlotte Buff adında biriyle tanışır ve ona aşık olur. Charlotte o yıllarda 19 yaşındadır ve kendisinden oldukça büyük olan biriyle nişanlıdır. 1773 yılında çift evlenir ve   Goethe Wetzler’i terk eder.

Daha sonra 1824’te dostu olan Eckermann’a bir mektup yazar ve romanından bahseder: “Beni çok etkilleyen kişisel durumlardan doğdu Werther. Yaşamış, sevmiş ve çok acı çekmiştim.”

“Yine Goethe:”Beni sevindiren, acı veren ya da ilgimi çeken her olayı, bir imgeye, bir şiire dönüştürme ve böylelikle olaylarla arama mesafe koyma huyumdan ömrüm boyu vazgeçmedim. Bu nedenle de bildiğiniz yapıtlarımın tümü büyük bir itirafın parçacıklarıdır, der Kendi Hayatımdan Şiir ve Gercek adlı kitabında.”

Goethe bu romanını, 1774 yılında yazmış, yayımlandığı zaman çok dikkat çekmiş, yazarın kahramanının sonunda intihar etmesi pek çok kişiyi etkilemiş ve intiharlar olmuş. Yazarımız genellikle kendi etkilendiklerinden eserlerinde de bahsediyor; acaba intihar olayı arkadaşı Jerusalem’in aşk yüzünden yaşamına son vermesinden dolayı olabilir mi? Aslında ben bundan bahsetmeyecektim, önsözden etkilendim anlaşılan. 1774’te yazılan bir kitap bizde ancak 1930’da yayımlanabiliyor. Bir edebiyat eserini bile kaç yüzyıl sonra okuyabiliyoruz, 1930’da Genç Werther’in Acıları adlı kitabı Nurullah Ataç çevirmiş. Daha sonra 1940’tan 2000’li yıllara kadar defalarca Türkçe’ye çevrilmiş ve yayımlanmış. Bu da kitabın okur tarafından sevildiğini gösteriyor. Yıl 2020 oldu, biz hâlâ Genç Werther’in Acılarını okuyor ve onunla ilgili yazıyoruz. O yıllarda etkilenildiği kadar etkilenilmese de olayın dışında anlatılan düşünceler hâlâ güncelliğini koruyor. İşte klasik olmak böyle bir şey. Defalarca kullansam da Erdal Öz’ün klasiği anlatan özdeyişini bir kere daha yazmak istiyorum “Bence ‘klâsik’ olan, olduğu yerde donup kalmamış, canlılığını yitirmemiş, yaşayan, devinim dolu, insanı en değişmez yanından yakalamış, ölümü yenmenin yolunu bulmuş, ölümü aşmış olandır.”diyor Erdal Öz.

Sy.33/”Kısacası,gönlümü yakından ilgilendiren biriyle tanıştım. Öyle ki… Bilmiyorum.

… Bir melek!-Laf! Sevdiği için herkes böyle demiyor mu?Yine de onun ne kadar kusursuz olduğunu anlatabilecek durumda değilim; kısacası aklımı başımdan aldı.

Sy.37/”Teyze kızı, geçenlerde ona yollamış olduğu kitabı, okuyup okumadığını sordu. -‘Hayır, pek beğenmedim, onu geri verebilirim. Daha önceki kitap da bundan daha iyi değildi,’ dedi. Bunların hangi kitaplar olduğunu sordum, verdiği yanıtlar beni şaşırttı.Söylediği her şey o kadar kişilikliydi ki,ağzından çıkan her sözcükle birlikte ruhunun yeni bir alımlılığı ve yeni bir ışıltısı yüzünde ifadesini buluyordu ve gittikçe serpiliyordu, çünkü Lotte söylediklerini anladığımı duyumsuyordu.

Daha gençken roman kadar sevdiğim hiçbir şey yoktu. Tanrı biliyor ya, pazar günleri bir köşeye çekilip bütün yüreğimle Miss Jenny’nin mutluluğunu ve kederini paylaşmak ne çok hoşuma giderdi .Roman türünün hâlâ bana çekici gelen yönleri olduğunu yadsımıyorum. Ama elime çok seyrek kitap geçtiğine göre, tam zevkime uygun olması gerekir. En çok beğendiğim yazarlar, yazdıklarında kendi dünyamı, benim çevremde olup bitenleri bulduğum yazarlardır, Anlattıkları öykü,doğallıkla bir cennet olmamakla birlikte, yine de anlatılmaz bir mutluluğun kaynağı olan kendi evim kadar ilgimi çekmeli.”

SY.38/”Onu dans ederken görmeliydin! Bütün yüreğiyle, bütün ruhuyla kendini dansa veriyor, dansa bütün bedeniyle uyum sağlıyordu. Öylesine kaygısız, öylesine yapmacıksızdı ki, sanki her şey aslında bir dansmış, danstan başka hiçbir şeyyokmuş, başka bir şey düşünmüyor ve duyumsamıyormuş gibiydi,Dans ettiği anda çevresindeki her şey kesinlikle yitip gidiyordu.”

Sy.39/”Hiç bu denli hoş ve kolay gelmemişti bana dans etmek.Sanki insan değildim artık. Dünyanın en sevimli varlığını kollarımda tutmak ve çevredeki her şey yitip gidene kadar onunla havalarda uçmak! Wilhelm, dürüst olmam gerekirse, sevdiğim ve bir hak iddia edebildiğim bir kızın benden başkasıyla vals yapmasına ne pahasına olursa olsun izin vermeyeceğime dair kendi kendime yemin ettim.”

Lotte’nin evlendiği Albert’in ayakları yere basıyor, intihara karşı olan biri, bunu aşağıdaki sözünden çok iyi anlıyoruz.

Sy.63/ “Albert:’Bir insanın kendini öldürecek kadar budala olabilmesi aklıma sığmıyor; bunu düşünmek bile istemiyorum, dedi.”

Werther’in düşünceleri ise bambaşka, Werther çok mutsuz ve acı çeken biri.

Werther: “Böyle mi olmalıydı: İnsanın mutluluğu, aynı zamanda kederinin kaynağı mı olmalıydı?”

Lotte, Albert ile evlenir. Werther onların aile dostlarıdır ve Lotte ile Albert’in evine gider, onlarla sohbet eder. Lotte, Werther’in dediğine göre Werther’i sevmektedir. Biz her şeyi Werther’in ağzından dinliyoruz, daha doğrusu okuyoruz-mektuplar aracılığıyla- acaba Lotte gerçekten Werther’i seviyor muydu? Yoksa her şeyi Werther mi öyle zannediyordu?  Lotte Werther’i seviyorsa neden Albert ile evlendi? Werther’i sevse bile -bunu bizler bilemiyoruz- Albert dürüst, oldukça aklı başında biri , Lotte onu evlenilecek kişi olarak görebilir; Werther’in hayalci olduğunu anlayan Lotte onu sevse de güvenemiyor olabilir.

SAMSUNG CAMERA PICTURESWerther doğaya o kadar hayrandı, doğa ona kendini mutlu hissettiriyordu; Lotte’nin evlenmesiyle doğa artık ona güzel gelmemeye, onu mutlu etmemeye başladı. Werther çelişkili duygulara sahip, gerçekçi olmayan biri. Yaşamına son vermesi ne kadar aciz bir insan olduğunu anlatıyor bize. Belki de yaşadığı çağın üzerinde etkisi vardır. Muhakkak ki doğa aynı doğadır değişen Werther’in dünyaya bakışı yani hayal gücüdür.

Sonuçta Werther Lotte’nin evlenmesine dayanamaz ve intihar eder, o dönemde kitabı okuyanlardan bazıları Werther’in yaptığını yapar. Hayatta kalıp mücadele etmek herkesin yapabileceği bir şey değil, bir şekilde bu -hayattan kaçış- onlara daha kolay gelmektedir.

LALELER-2

Bahar geldi, yağmurlar devam etse de güneş ışıklarını gönderdiği anda doğa canlanıyor. Kır çiçeklerinden özel olarak ekilen çiçeklere kadar hepsi güzelliklerini göstermek, bizleri mutlu etmek için rengarenk gülümsüyorlar. Onlar ışıldayıp gülümsedikçe kendimizi çok iyi hissediyoruz. Baharda yağmuru, güneşi, çiçekleri yaşamak ne güzel! Lale fotoğraflarının hepsini birden yayımlayamadım, ister istemez ikinci bölümü de oldu. Laleler sizleri de şenlendirsin..

SAMSUNG

Lale

SAMSUNG

Lale

DSC06414pembe laleler a

Pembe Laleler

SAMSUNG

Lale

SAMSUNG

Beyaz Lale

SAMSUNG

Açmamış Beyaz Lale

SAMSUNG

Sarı Lale

SAMSUNG

Sarı Laleler

SAMSUNG

Lale

SAMSUNG

Açmamış Bir Lale

SAMSUNG

Laleler

SAMSUNG

Lale

DSC06355

Açmakta Olan Pembe Bir Lale

Nisan 2014 Turgut-Afrodisyas 001 laleler a

Laleler

Nisan 2014 Turgut-Afrodisyas 024laleler a

Lale

LALELER -1

Arkadaşlarımız Aysel ve Bülent her yıl bize ve diğer arkadaşlarımıza lale tohumları getirirler. Biz onları ekeriz sonra Mart ve Nisan aylarında büyüyen lalelerle şenlenir bahçemiz. O lalelerin fotoğraflarını çekerim. Onları sizlerle paylaşıyorum.

DSC06412-a

Lale

DSC06377pembe kısa lale a

Kısa Pembe Lale

DSC06441lale a

Lale

DSC06419kısa pembe laleler a

Kısa Pembe Laleler

DSC06443lale a

Lale

DSC06379-lale 2 ab

Lale

DSC04477lale a

Lale

SAMSUNG

Lale

DSC04476-Lale a

Lale

DSC04490Lale a

Lale

DSC04489lale a

Lale

DSC04487

Kısa Kırmızı Laleler ve Galatasaraylı Bir Lale

SAMSUNG

Lale

TOPKAPI SARAYI BAHÇESİ’NDEKİ AĞAÇ KÖK ve GÖVDELERİ-9

Topkapı S. Bahçesi-ağaç gövdesi 2009 057a

Topkapı Sarayı Bahçesi-Ağaçlar

Topkapı Sarayı bahçesi-ağaç gövdesi 2009 060ab

Topkapı Sarayı Bahçesi ve Ağaç Gövdesi

Topkapı Sarayı Bahçesi-ağaç gövdeleri 2009 072a

Topkapı Sarayı Bahçesi Ağaç Gövdesi

Aralık 2009 042.TOPKAPI SARAYI BAHÇESİ AYA İRİNİ VE AĞAÇLAR A.jpg

Topkapı Sarayı Bahçesi-Aya İrini Kilisesi- Ağaçlar

Aralık 2009 056 topkapı sarayı bahçesi ağaç gövdesi a

Topkapı Sarayı Bahçesi

Aralık 2009 074topkapı sarayı bahcesi ağaç kökü a

Topkapı Sarayı Bahçesi-Ağaç Kökleri

Aralık 2009 075-topkapı sarayı bahçesi ağaç kökü a

Topkapı Sarayı Bahçesi-Ağaç Kökü

Aralık 2009 088arkeoloji müzeleri bahçesi-ağaçlar a

Arkeoloji Müzeleri Bahçesi-Ağaçlar

Aralık 2009 089arkeoloji müzeleri bahçesi-ağaç a

Arkeoloji Müzeleri Bahçesi- Ağaç

Aralık 2009 051TOPKAPI SARAYI GİRİŞİ VE AĞAÇLAR A

Topkapı Sarayı Girişi- Ağaçlar

NADİDE BİR BÜK-1: ORHANİYE- KIZIL YOL- KIZKUMU

  Marmaris, her geçen gün büyüyor, ormanlar betona yenik düşüyor. Beton büyüdükçe yeşil kaçıyor. Maviyle yeşilin aşkı bitiyor, âşıklar her geçen gün birbirlerinden uzaklaşıyor. Yine de pek çok kıyı kasabamıza göre Marmaris iyi durumda; ama yeşilin her geçen gün daha uzağa daha uzağa gitmesi doğaseverleri kaygılandırıyor. Marmaris ve çevresi eski çağlarda antik kentleri yaşatmış koynunda. Bu antik kentlerin yaşamlarını sürdürdükleri köyler ve koylar günümüz insanının da yaşam alanları. Buralarda yaşayanlar bulundukları yöreden çok hoşnutlar, köylerini çok seviyorlar.

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi

Eski çağlarda antik kentlerin bulunduğu koylar ve köyler bugün de olağanüstü güzellikleriyle yerli ve yabancı turistleri etkiliyor. Biz de olağanüstü güzellikteki köyleri ve koyları görüp bu güzellikleri doyasıya yaşamak için Marmaris’in en nadide koylarının bulunduğu Bozburun Yarımadası’nı keşfe çıktık. Uzun bir keşif yolculuğu olacak bu! Bozburun Yarımadası’nın gözlerden uzak koylarında ve koyların hemen arkasında başlayan tepelerinde, bu tepelerin çevrelediği vadilerinde, bu vadilerde kurulmuş köylerinde neler görüp neler yaşayacağız? Bu köylerde yaşayanları tanıyıp dost olacak, onların yaşamlarına karışacak, yaşam öykülerinin bir parçası olacağız. Onlar da bizim yaşamımıza karışacaklar. Heyecanlanmamak elde değil! Acaba bu heyecan mı insanoğlunu taa eski çağlardan beri keşiflere yönelten?

DSC03085ucba karavan a

Hisarönü Köyünün Sahili Ucba

Bindik atlarımıza, ne atı canım? Eski çağlar deyince en eski ulaşım araçlarından olan at geldi aklıma. At falan yok! Bindik karavanımıza Marmaris’ten çıktık yola Datça’ya doğru. Datça’ya varmak değil amacımız! Datça-Marmaris yolunun aşağı yukarı 20. kilometresinde Bozburun Yarımadası levhasını gördük, yolun sol tarafını işaret eden. Döndük sola, bir levha daha karşıladı bizi üzerinde Orhaniye, Turgut, Selimiye, Bozburun ve en altta -sonradan eklenmiş- Bayır Köy yazan. Günümüzde bu köyler artık mahalle oldu. Hisarönü Mahallesi, Orhaniye Mahallesi, Turgut Mahallesi, Selimiye Mahallesi vb.

SAMSUNG

Bozburun Yolu

Yarımada’ya girdik, yol asfalt, rahat bir yolculuk olacak! Deniz, yolun sağında. ileride; sol taraf ormanlık. Önce bir köprüden geçiyoruz, adı Hisarönü.

Bozburun Yarımadası’yla Datça Yarımada’sının ilişkisi milyon milyon yıl önce başlamış. Bozburun’la Datça Yarımadası önce derin mi derin bir koy oluşturmuş, sonra da her iki yarımada bu deriiin koya girinti-çıkıntılarıyla onlarca büyük, yüzlerce küçük koy doğurmuş.

DSC03190-a

Hisarönü Körfezi

Ve ülkemizin en güzel körfezlerinden biri olan Hisarönü Körfezi ortaya çıkmış.

Asfalt yolda iki-üç kilometre ilerledik, Hisarönü Körfezi’yle aynı adı taşıyan Hisarönü köyünü yolun sol tarafında gördük, köy denizden bir-iki kilometre içeride, sahile yakın yerlerde genellikle oteller, apartlar, pansiyonlar, kampingler ve yazlıkçıların evleri var. Sahile inen yol boyunca bunları görüyoruz.

SAMSUNG

Hisarönü Koyu

SAMSUNG

Hisarönü Köyünün Kumsalı/ Ucba ile Kırmızı Renkli Kumsalı Kayalıklar Birbirinden ayırıyor

IMG_20180101_113004Hisarönü sahili a

Hisarönü Sahili

SAMSUNG

Hisarönü Sahili

Sonunda deniz kenarına ulaştık, yol sola kıvrılıyor, sağ tarafta kırmızı renkli kumsalı olan Hisarönü koyunu görüyoruz, Hisarönü kumsalına bir selam çakıp yola devam ediyoruz.

Hisarönü Körfezi’nin Bozburun ayağını adım adım dolaşacağız. Hisarönü Körfezi’nin yanı sıra ilerliyoruz karavanımızla.

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi’nde Bir Koy

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi’nin Koyları

Deniz mavi, gök mavi arada yemyeşil çam ormanları; yeşille mavi sarmaş dolaş büyük bir aşkla dans ediyor maviliklerde yüzen beyaz bulutlarla. Yoldan geçen onlarca araç, araçların içinden onları seyreden ya da sularında yüzen insanlar hiç ilgilendirmiyor yeşille maviyi. Onlar birlikteliklerinin keyfini sürüyor, aşklarının tadını çıkarıyorlar.(

IMG_20190225_183435erguvan ab

Minik Bir Erguvan Ağacı

Eğer bir bahar günü yolunuz buraya düşerse yol boyunca açmış erguvan ve mimozaların yeşil ve maviye ne kadar yakıştığını görürsünüz.)

DSC05878

Hisarönü Körfezi

Onları seyredenler de maviyle yeşilin olağanüstü güzelliklerinden gözlerini alamayıp Hisarönü Körfezi’nin ışıltılı sularına, masmavi göklere uzanan ve ışıltılı sulara sevgiyle, tutkuyla rengini veren çam ormanlarına sevdalanıyorlar.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye,Aşağı Keçi Bükü Mahallesi, Martı Marina, Bybassos Adası

İrili ufaklı pek çok bük bize olanca çapkınlığıyla göz kırpıyor, hangi bükte denize girsek diye düşünürken bir yokuş çıkıp sola dönüyoruz ve olanca ihtişamıyla karşımızda onu görüyoruz:

Körfezin, büklüm büklüm karaya sokulup önce büyük bir bük, daha sonra da minik bükler oluşturmuş en nadide büklerinden ORHANİYE. Hisarönü Körfezi’nin önemli turizm merkezlerinden biri. Marmaris’e uzaklığı 27.8 kilometre. Eski bir Rum köyü… 12. yüzyıldan itibaren Türkmenler gelip yerleşmeye başlamışlar bu köye  ve yöreye hayvancılığı getirmişler. Rumlar ise genellikle denizcilikle uğraşmışlar. Doğal bir liman olan Orhaniye eski çağlardan beri gemicilik ve balıkçılık için uygun bir mekân olmuş.

Bybassos Antik Kenti’nin yerleşim alanı içerisinde olan köy; Karya, Rodos, Roma, Bizans, Menteşoğulları, Osmanlı yönetimi altında kalmış. Osmanlı zamanında Türkler ve Rumlar bir arada yaşamışlarsa da Türklerin çoğalması ve Osmanlı gücü Rumların yavaş yavaş buralardan göçmesine neden olmuş. Orhaniye’den göç eden Rumlar arazilerini birbirlerine bırakarak gitmişler; yaşlı, kır saçlı, kır sakallı Vasil(Vasri) köyün ağası olmuş ve köyün adı 18. yüzyıldan sonra Kırvasil diye anılmış. Cumhuriyetin ilanından sonra da Kırvasil’in adı Orhaniye olarak değiştirilmiş. Kırvasil, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir-iki yıl İtalyanlar tarafından işgal edilmiş. Mübadeleden sonra Orhaniye’de yaşayan Rumlar Yunanistan’a gitmiş, Yunanistan’da yaşayan Türkler de buraya gelmiş.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye Merkez Mahallesi

Günümüzde Orhaniye’nin Keçibükü ve Merkez adlı iki mahallesi var. Keçibükü de Aşağı(Deniz kenarı) ve Yukarı Keçibükü diye ikiye ayrılıyor.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Yukarı Keçibükü

Yukarı Keçibükü karşımızda olanca güzelliğiyle duruyor! Çevresi çam ormanlarıyla ve yemyeşil tepelerle kaplı. Aşağı Keçibükü’nün denizi kimi yerde yemyeşil, kimi yerde turkuaz, kimi yerde mavi, kimi yerde lacivert… Bükün ortasında küçük bir ada, adanın üzerinde tarihi bir kale kalıntısı… Güneş olanca sıcaklığı ve pırıltısıyla d enizin ve ormanın üstüne yaymış gün ışıklarını. Mavilikler, yeşillikler gün ışığıyla daha neşeli, daha mutlu daha keyifliler. Onların neşesi, mutluluğu herkese yansıyor; asık suratlar gülüyor, insanlar neşeleniyor. Mutlulukla randevuları olduğunu nasıl da unutmuşlar! Bu müthiş ‘an’ı; muhteşem doğayı, neşeyi, mutluluğu önce belleğimize yerleştiriyor sonra da fotoğraf makinemizle geleceğe gönderiyorum.

Orhaniye, Hisarönü Körfezi’nin incisi mi, yeşimi mi, firuzesi mi, mercanı mı?.. Belki de hepsi! Tüm değerli taşların bir bileşimi Orhaniye…

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Aşağı Keçibükü- Martı Marina

Gözlerimizi onun pırıltısından güçlükle ayırırken Aşağı Keçibükü’nde konuşlanmış yüzlerce tekne selamladı bizi. Bembeyaz martılar gibi sıralanmışlar mavi sularda. Burası Martı Marina! Teknelerin denizdeki görüntüsü çok hoş; ancak içimizi bir korku sardı: “Bunca tekne bu güzeller güzeli ‘bük’e zarar vermez mi? Bu pırıl pırıl suları kirletmez mi?” diye düşündük, kaygılandık. Hem Martı Marina’yı hem de marinanın içinde bulunan kilise kalıntısını görmek için marinaya yöneldik, amaaa buraya ha deyince girilemeyeceğini danışmadan öğrendik, danışmadaki arkadaşlar müdürlerinden bizler için izin aldılar, sonra elektrikli bir araç geldi, ona bindik, deniz kenarına indik. Marinayı ve marinanın ortasında yer alan kilise kalıntısını dolaştık, bir iki fotoğraf çekmiştik ki, bizi araçla marinaya indiren görevli, fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söyledi, bu yasak bize çok anlamsız geldi; fakat görevliyi zor durumda bırakmamak için makinemizi kapattık.

IMG_20181215_135614

Martı Marina’daki Kilise ve Kilisenin Arkasındaki Tekneler

IMG_20181215_161158

Martı Marina’daki Kilise ve Ardında Çam Ormanı

DSC03215martı marina içindeki şapel a

Martı Marina’daki Kilise

Marinayı ve marinanın ortasında yer alan kilise kalıntısını dolaştık, bir iki fotoğraf çekmiştik ki, bizi araçla marinaya indiren görevli, fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söyledi, bu yasak bize çok anlamsız geldi; fakat görevliyi zor durumda bırakmamak için makinemizi kapattık.

DSC03217martı marinadaki şapel a

Martı Marina’daki Kilise

2005-2011 yılları arasında Türk ve Alman uzmanlar Bybassos Antik Kenti’yle ilgili yüzey araştırmaları yaparken bu kiliseyi de incelemişler, kilisenin bölgenin en önemli, erken Bizans yapılarından biri olduğunu saptayıp M.S. 5.-6. yüzyıllara tarihlendirmişler.

DSC03219martı marina yıkık şapel a

Martı Marina’daki Yıkık Kilise

Yapının kapsamlı bir restorasyon projesine ihtiyacı olduğunu, yine marina civarında gerçekleştirdikleri çalışmalarda kilisenin yakınında tonozlu, küçük bir yapı daha tespit ettiklerini, duvarların yapısı ve sıvası kiliseninkine çok benzediği için aynı dönemde inşa edildiğini, muhtemelen bir anıt-mezar olabileceğini belirtmişler raporlarında.

Yöreyle ilgili turizm broşürlerinde ve bazı kitapçıklarda buradaki kilise kalıntısıyla ilgili olarak kilisenin tabanındaki mozaiklerin görülmeye değer olduğu yazıyordu; ama biz kilisenin tabanında herhangi bir mozaik göremedik. Toprak altında kalmış olabilir miydi mozaikler? Ya da Kameriye Adası’ndaki kilisenin mozaikleriyle karıştırılmış olabilir.

IMG_20181213_131104

Yelkenliler

Kiliseyi dolaştıktan sonra gözlerimizi yelkenlilerden, motor-yatlardan alamadık, birbirinden pahalı ve lüks yatlar iskelelerde güneşleniyorlardı. Martı Marina’da 300 yatın konuşlanabildiği iskele bağlanma yeri ve 100 teknelik çekek yeri, otel, restoran, bar, market, yüzme havuzu bulunuyor. Ayrıca teknelere bakım-onarım hizmetleri de veriliyor. Marinanın ortasındaki 5.-6. yüzyıldan günümüze ulaşabilen kilise kalıntısına ve iskelelerdeki lüks teknelere-yatlara son kez göz attık. Milyarlık, trilyonluk yatlarla bu kilise kalıntısının büyük bir tezat oluşturduğunu düşünerek Martı Marina’dan ayrıldık.

Karavanımızla yola devam ediyoruz, denizi uzaktan görüyoruz, deniz kıyısıyla yol arasında düzlük alanlar uzanıyor.

SAMSUNG

Orhaniye-Kızkumu Bungolovlar

Sağa saptık, sağlı sollu tek tük evler, restoranlar var, yolun sol tarafı pembe-beyaz zakkum ağaçlarıyla donanmış, ağaçların arkasında yeşil tepeler yükseliyor. Yola devam ediyoruz, denizle hâlâ buluşamadık, yeni bir dönemece geldik. Aaaa! Deniz karşımızda, hem de çok yakıııın!!! Biraz önce denizden ne kadar uzaktık!..

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Kızkumu-Bybassos Adası

Marinanın üstündeki tepeden gördüğümüz Kale Adası da üzerindeki kale kalıntılarıyla pek yakınımızda duruyor.

IMG_20180509_124005kızkumu başlangıcı a

Orhaniye-Kızkumu’nun Başlangıç Noktası

Orhaniye’de denizin kıvrıla büküle, bükler oluşturup kimi yerde yola yakınlaşması kimi yerde uzaklaşması bize her dönemeçte farklı duygular, hoşluklar yaşatıyor. Yalnız esas sürprizi karavandan inince fark ettik, denizin ortasında ilerleyen kızıl bir ok karşı kıyıya doğru uzanıyordu.

My captured picture

Orhaniye-Kızkumu’nda Yürüyenler

IMG_20180509_121200orhaniye kızkumu a

Orhaniye-Kızkumu(Kızıl Yol)

Bu kızıl yol üzerinde yüzlerce insan yürüyordu. Başkaları yürür de ben yürümez miyim diyerek eni üç-dört, uzunluğu 600-700 metre, iki yanı derin kum sette yürümeye başladım. Su; önce bileklerime geliyordu, yolun ortalarına doğru dizime yükseldi, ince kum gibi görünen zemin aslında minik taşlardan oluşuyordu, taşlar terliklerimin arasına giriyor, ayaklarımı acıtıyordu, terliklerimi çıkarıp yalınayak yürümeye başladım. Taşlar ayaklarımın altına batıyor; ama kararlıyım yolun sonuna kadar gideceğim.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Kızkumu Bük

Kızıl yol bitti, su derinleşti, karşı yakadaki bük gözümün önündeydi. Durdum, burada artık yürünemez, yüzülür. Çevreme bakıyorum, yürüyen yüzlerce kişinin de benimle yolun sonuna vardığını umuyorum. O ne? Benden bir adım önde duran iki genç kızdan başka kimseler yok ortalıkta. İkisine de aynı uzaklıktayım. Duruyoruz. Kısa bir an  dönüp bana bakıyorlar, ikisi de uzun, kızıl saçlı, birinin saçları dalgalı diğerininki düz. Düz saçlının gözleri mavi, dalgalı saçlı kızın gözleriyse yeşil. Doğrusu hoş kızlar! Ama çok dalgın ve düşünceli görünüyorlar. Yoksa dilek mi tutuyorlar? Söylentilere göre bu yolun sonuna kadar gidip dönen kişilerin tuttukları dilekler gerçekleşiyormuş. Ben dilek tutmadım. Kızkumu’yla ilgili değişik söylenceler (efsaneler) dolaşıyor dillerde. O söylenceler belleğimde uçuşuyor. Anadolu söylenceler diyarı, yolumuz nereye düşse orayla ilgili sayısız söylenceyle karşılaşıyoruz. Ve ne yazık ki tüm söylenceler acı üzerine oturuyor.

BULUTLARIN DANSI-3

Doğada ne güzellikler var. İnsan gördükçe şaşırıyor. Günlük yaşamımızda bir araya getirmeyeceğimiz renkler; doğada bir kuşun tüylerinde, bir çiçekte veya bir ağaçta bir bakıyoruz yan yana gelmişler. “Ne güzel!” yakışmış yan yana getirmediğimiz renkler diyoruz. Doğa her zaman bize yeni güzellikler sunuyor. Yağmur yağıyor, bulutlar sanki daha bir güzelleşiyor. Hadi bulutlara bakalım, bizi nasıl mutlu edecekler.

IMG_20180107_162641bulutlar hisarönü körfezi a

IMG_20180107_171611bulut ayışığı koyu,tekneler a

IMG_20180131_115510bulut-orhaniye a

IMG_20180320_142617bulut a

IMG_20180406_185239bulut a

IMG_20180501_185438bulut a

IMG_20180509_121354kızkumu a

IMG_20180501_184334bulut a

IMG_20180516_154732ayışığı koyu atunus-mayorka-2 062

DSC06466turgut koyu a

BULUTLARIN DANSI-2

Genellikle havada dolaşıp duran, dans eden bulutları doyulmaz bir keyifle seyrederim. Onları türlü şekillere, kişilere, objelere benzetirim. Kimi bulutlar kendilerini görmek için yansılarını suya düşürürler. Nergis gibi bulutların kendilerine aşık olduklarını sanmıyorum, denize yansılarını düşürmeleri meraktandır diye düşünüyorum. Bulutlar her zaman bembeyaz değildirler, bazı zamanlar renkleri karadır, gridir… Kimi zaman güneşin rengini giyinirler pembe ya da kırmızı oluverirler. Hepsi maviliklerde biçim değiştirerek ağır ağır seyrediyor, dans ediyorlar.

Maviliklerde yol alan beyaz, gri, pembe, kırmızı, kara yelkenliler misali…

SAMSUNG CAMERA PICTURES

DSC03799bulut a

SAMSUNG

DSC03872.-bulut ajpg

IMG_20180107_171649

DSC04325-a

SAMSUNG

SAMSUNG

DSC03505kale a

DSC03867bulut a

 

AĞAÇ KÖK ve GÖVDELERİ-8

Onlarca ağaç iç içe, sarmaş dolaş; dallarını, yapraklarını sallıyor. Sabah yağmuruyla yıkanıp paklanmışlar. Yaprakları ışıl ışıl parlıyor… Doğa insanın kendini bulmasına büyük yardımcı. Mutsuzluğun, insanın doğadan kopuşuyla başladığı anlaşılıyor.

Karavanla Milyon Yıldızlı Yaşamlar’dan

IMG_20180705_133038söğüt ağaçgövde

IMG_20180712_182640

IMG_20180712_182338

IMG_20180712_182454

IMG_20180705_133128söğüt ağaç gövde

IMG_20180712_182744

IMG_20180712_182845

IMG_20180712_182911

IMG_20180712_183425

IMG_20180705_133050söğüt ağaç gövde                               

BULUTLARIN DANSI-1

“Kulaklarında suyun çıtırtısı, gözlerinde bulutlar, dudaklarında kocaman bir tebessüm…”

Adada Ay Kokusu Var/ Sayfa 18

SAMSUNG

BULUTLAR-1

SAMSUNG

BULUTLAR 2

SAMSUNG

BULUTLAR 3

SAMSUNG

BULUTLAR 4

SAMSUNG

BULUTLAR 5

SAMSUNG

BULUTLAR 6

SAMSUNG

BULUTLAR 7

DSC03403bulut a

BULUTLAR 8

DSC03750 deniz ekinlik abtg

BULUTLAR 9

DSC03817.bulut ajpg

BULUTLAR 10

İLGİNÇ KAYALAR-1

Doğadaki her şey beni çok etkiliyor; çiçek, böcek, taş, toprak, kaya, deniz, ağaç aklınıza ne gelirse ya da gelmezse her şey… Doğa öylesine zengin ki… Gördüğüm her şey konu oluyor, o zaman ya yazmalıyım veya fotoğrafını çekmeliyim diyorum. Taşı, toprağı, çiçeği, ağacı, kayayı, bulutları bir şeylere benzetiyorum, sadece ben mi benzetiyorum diye kendi kendime ve başkalarına soruyorum, bakıyorum başkaları da benim gibi kayaları veya bulutları bir şeylere benzetiyor. O zaman yalnız olmadığımı anlayıp derin bir nefes alıyorum. Doğada olmak güzel! Hem de çoook güzel! Yok ben bu kaya fotoğraflarını sizlerle paylaşacağım, bir de kayalara ne taraftan bakarsanız size başka bir objeyi anımsatıyor. Değişik zamanlarda aynı kayaya baksanız bile onda pek çok değişiklik bulabiliyorsunuz.

kayada adam yüzüIMG_20180326_163116

kayada adamIMG_20180326_163134

Kayada Yaşlı Bir Adam Yüzü

SAMSUNG CAMERA PICTURES

ağzını açan adam-bozburunIMG_20180423_194238

Bozburun karşısındaki koy-kurbağa-bIMG_20180425_090523 - Kopya

inbükü kayaIMG_20180423_110632

inbükü kayalarIMG_20180423_110612

SAMSUNG CAMERA PICTURES

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bozburun kayalar-bIMG_20180424_105103 - Kopya