KAPIDAĞ YARIMADASI-PERAMOS’TAN KAVALA-NEA PERAMOS’A

Halkidiki Yarımadası-Triapodi’nin ortadaki ayağı Sithonia’daki Vour Vourou’da güzel günler geçirdik, masmavi sularda yüzdük, mavi yengeçlerin tadına doyamadık. Vour Vourou’dan sonra Asprovalta’da kaldık, oradan Kavala’ya geçtik. Kavala’dan 15 kilometre önce Eleftheres Belediyesinin; geniş kumsallı, her çeşit su sporlarının yapıldığı plajlarından biri olan Nea Peramos’ta mola verdik. Nea Peramos’u çok beğendik, gerçi kumsalların hemen arkasında evler ve moteller yükselse de hoş bir yerdi. Halkidiki Yarımadası her nasılsa betonlaşmaya yenilmemiş; ancak büyük kentler ve bu kentlere yakın olan sayfiye yerleri betonlaşmaktan kurtulamamış.

Nea Peramos

Nea Peramos-Kavala

Nea Peramos, Nea Midia adıyla 1923’te kurulmuş, mübadeleden önce Türkiye’nin Karadeniz Bölgesinden daha sonra da Kapıdağ Yarımadası’ndaki Peramos (Perama) adlı köyden Yunanistan’a göçen Rumlar buraya yerleşmiş ve köylerinin adının önüne bir Nea sözcüğü getirerek bu yerleşim yerine Nea Peramos adını vermişler.

Türkiye Kapıdağ Yarımadası ve Yerleşim Yerleri Haritası

Türkiye Kapıdağ Yarımadası ve Yerleşim Yerleri Haritası


Peramos ‘karşı yaka’ anlamına gelen bir sözcük. Yunanistan’la Türkiye arasındaki mübadele (değişim) anlaşmasından önce Kapıdağ Yarımadası’nın en büyük köylerinden biri olan Peramos, Bandırma’nın tam karşısında, Erdek’e ise 32 kilometre uzaklıktadır.

Nea Peramos

Nea Peramos-Kavala

Kapıdağ Yarımadası’ndaki Peramos köyünden Yunanistan’a giden Rumlar Nea Peramos’a yerleştikleri gibi; Yunanistan’ın Kavala Kenti, Drama ilçesi Söğütçük (Limnia) köyünden göçen Türkler de Kapıdağ’ın Peramos köyüne yerleşmişler.

 Türkiye Kapıdağ Yarımadası-Karşıyaka (Peramos-Perama)

Türkiye Kapıdağ Yarımadası-Karşıyaka (Peramos-Perama)

Günümüzde Kapıdağ’daki Peramos’un adı Karşıyaka, Bandırma’nın tam karşı yakasında. Karşıyaka da Nea Peramos da denizle, yeşil tepelerle haşır neşir olsalar da ne yazık ki betona yenilmiş durumdalar.

Yunanistan’ın hangi kentine, ilçesine, köyüne giderseniz gidin mutlaka Türkiye’den göçenlere rastlarsınız, bu durum Türkiye’nin kentleri, köyleri için de geçerli. İki farklı ülkede yaşayan halklar; ülkelerini, dillerini, hayallerini, özlemlerini, hayat biçimlerini değiş tokuş etmişler. Bu değiş tokuşta gittikleri ülkelere diğerinin pek çok özelliğini de götürmüşler. Her iki ülkenin, halklarının benzer noktaları ve geçmişte paylaştıkları çok fazla. Geçmişte yaşadıkları yerleri özlemle anarak çocuklarına, torunlarına anlatanlar; artık hayatta olmasalar da çocukları ve torunları annelerinin, babalarının, büyük babalarının, büyük annelerinin doğdukları, yaşadıkları yerleri görüp orada yaşayanlarla dostluk kuruyorlar. İşte bu insan olmanın ne kadar güzel ve önemli olduğunu duyumsatıyor bizlere.    

ERDEK 1. KYZİKOS ULUSLARARASI HEYKEL SEMPOZYUMU

Kyzikos Antik Kenti; Marmara Denizi kıyısında, Türkiye’nin ilk sayfiye yerlerinden biri olan Erdek ilçesinin yakınlarında bulunan bir antik çağ kentidir. Bandırma’dan Erdek’e giderken Düzler Mahallesi’nin sağ tarafında zeytin bahçeleri bulunur, bu alanda Kyzikos Antik Kenti ve Hadrianus tapınağı kalıntıları, ziyaretçilerini beklemektedirler. Kyzikos tabelası bErdek’e giden turistlerin kimisi kahverengi Kyzikos tabelasını görüp Kyzikos Antik Kenti’ne girip kalıntılar arasında dolaşarak yüz yıllar öncesini yaşayabilir, kimisi de o kahverengi tabelayı görmeden geçer gider.

SAMSUNG3000 yıllık geçmişi olan Kyzikos Antik Kenti pek çok heykeltraş ve mimar yetiştirmiş, özellikle M.Ö. 334-30 yılları arasında Helenistik Çağda, daha sonra da Roma zamanında sanatta-heykel, mimaride ve ticari alanda en iyi seviyeye ulaşmış.

SAMSUNG
SAMSUNGKyzikoslu mimarlar Milet, Efes, Bergama’daki bazı mabedlerin süslemelerini ve sütun başlıklarını; Kyzikoslu heykeltraşlar da krallara, kraliçelere, imparatorlara saraylar, tapınaklar, saray ve mezar süslemeleri, sütun başlıkları, su kemerleri ve daha nice yapıtlar yapmışlar. Kyzikos’taki dünyaca ünlü -hatta dünyanın sekizinci harikası olmaya aday- Hadrianus Tapınağı da İmparator Hadrianus adına Kyzikoslu mimarların eseridir.

23 Haziran akşam üzeri Erdek’e girdik, Erdek’in girişindeki benzin istasyonundan yakıt alırken, yolun karşısındaki reklam panoları dikkatimizi çekti. Dört-beş pano yan yana Erdek’te 15 Haziran-15 Temmuz 2015 tarihleri arasında 1. Kyzikos Uluslararası Heykel Sempozyumu yapıldığını; Çin, Ukrayna, Gürcistan, Bulgaristan ve Türkiye’den heykel sanatçılarının, ayrıca Mimar Sinan Üniversitesinden beş öğrencinin de sempozyuma katıldığını, sanatçıların  Erdek merkezde ve Ocaklar köyünde-Ocaklar Mahallesi – çalışmalarını sürdürdüğünü bildiriyordu.

SAMSUNG

Erdek

Erdek

SAMSUNG

Sempozyumun gerçekleştirildiği alana gittik; deniz kenarında, balıkçı teknelerinin yanı başında genişçe bir alandı, belediye tarafından her sanatçıya bir bölüm ayrılmıştı.

Mert Çıkılmazkaya-Türkiye

Mert Çıkılmazkaya-Türkiye

SAMSUNG

SAMSUNG

İvane Tsiskadze- Gürcistan

SAMSUNG

Petre Petrov-Bulgaristan

Petre Petrov-Bulgaristan

Tonlarca ağırlıktaki mermerler ve granitler büyük bir emekle verilmek istenen şekli alıyordu. Sanatçılar mermer ve granit üzerinde çalışıp heykellerini gerçekleştiriyorlardı. Mermer ve graniti işledikçe her bölümden yoğun bir toz tabakası havaya karışıyor, her yeri sarıyor, rüzgâr eşliğinde oraya buraya savruluyordu. SAMSUNGÇevredeki çam ağaçları ne yazık ki bu toz bulutundan etkilenmiş, ağaçların rengi yeşilden griye dönmüştü. Heykeltraşların taşları kırdıkları, yonttukları el aletleri büyük bir gürültü çıkarıyordu.

Lin Shenghuang-Çin Halk Cumhuriyeti

Lin Shenghuang-Çin Halk Cumhuriyeti

Sanatçılar gürültüden ve tozdan etkilenmemek için kulaklıklarını ve maskelerini takmışlar, hatta bazıları havanın sıcak olmasına aldırmadan uzun muşamba önlükler giymiş öyle çalışıyorlardı. Büyük bir titizlikle ve güçle heykellerini oluşturma çabası içindeydiler.

Biz tozdan ve gürültüden dolayı sempozyum alanında fazla kalamadık, heykeltraşların işleri çok zor! Onları mermer ve granit kayalarla, toz, gürültü ve sıcakla baş başa bıraktık. 15 Temmuz’dan sonra o tonlarca ağırlıktaki kayalardan her biri bir sanat eserine dönüşecek ve Erdek Meydanı, sahilleri bu heykellerle şenlenecek, güzelleşecek. SAMSUNG21. yüzyılın eserleriyle 3000 yıllık Kyzikos eserleri bütünleşecek. Böyle bir heykel sempozyumunun çok daha önce yapılması gerekiyordu Erdek’te; ancak hiç olmamasındansa ilk adımın atılıp 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu’nun başlaması çok önemli bir olay. Her yıl bu sempozyumun tekrarlanmasını ve uzun ömürlü olmasını diliyorum. Turizmle, yazlıkçılarıyla tanınan Erdek’in bundan böyle sanat yönüyle de tanınacağını, Erdek halkının sanata sahip çıkacağını umuyorum

 

 

PAŞALİMANI ADASI ve SAİT AMCA

Avşa Adası, Avşa Adası'nın karşısında Paşalimanı Adası, Paşalimanı'nın arkasında Kapıdağ Yarımadası

Avşa Adası, Avşa Adası’nın karşısında Paşalimanı Adası, Paşalimanı’nın arkasında Kapıdağ Yarımadası

Paşalimanı Adası, Marmara Takımadaları’nın ikinci büyük adasıdır. Yüzölçümü 21.3 km2’dir. Ada, kuzeyden Kapıdağ Yarımadası, kuzey-batıdan Mamalı ve Koyun Adası’yla sarılıp sarmalanmıştır. Paşalimanı Adası; Marmara Adası’nın güneyinde, Avşa Adası’nın doğusundadır.

Sol taraf: Mamalı Adası Sağ taraf Koyun Adası  İki adanın arasındaki ada Paşalimanı

Sol taraf: Mamalı Adası
Sağ taraf Koyun Adası
İki adanın arasındaki Paşalimanı Adası

Adanın güney tarafında Paşalimanı ve Harmanlı köyleri, diğer taraflarında Balıklı, Poyrazlı, Tuzla adlı köyler  bulunmaktadır. Paşalimanı ve Harmanlı karşıdan bakıldığında tek köymüş gibi görünür. Yeşillikler içinde şirin köylerdir bunlar. Harmanlı’ya bir kıyı beldesi demek çok zor. Harmanlı’nın kumsalında tavuklar, horozlar, kazlar özgürce dolaşır. Çok hoş bir görüntüdür bu! Kendinizi bir Anadolu köyündeymiş gibi hissedersiniz.

Paşalimanı köyü; her yönden gelen fırtınaya kapalı, gemilerin yanaşmasına uygun doğal bir limandır. Ancak bu doğal liman, ne yazık ki, Denizyolları İşletmesi’nin güzergâhında olmadığından gemilerin uğradığı canlı bir liman değildir. Yıllardır liman olmanın tadını çıkaramamıştır. Adının Halone ve Alonya olduğu zamanlarda önemli bir liman mıydı acaba? Bunu her zaman merak etmişimdir. Buraya Denizyolları’nın gemileri uğramadığı için turizm de pek gelişmemiştir. Paşalimanı Adası’na Marmara Adası’ndan Avşa’dan ya da Erdek’ten gelen motorlar ve arabalı vapurlarla ulaşılabilir. Paşalimanı Adası’nın kimi yeri kayalık kimi yeri kumsallardan oluşan girintili çıkıntılı uzun kıyıları vardır. Kukumav Tepesi’ne çıkıldığında Marmara Takımadaları ve Kapıdağ Yarımadası rahatlıkla görülür.

Koyun Adası'nın kayalıkları

Koyun Adası’nın Paşalimanı’na bakan kayalıkları

Koyun Adası-Midye Kabuğu Koyu

Koyun Adası-Midye Kabuğu Koyu

Koyun Adası’nın Midye Kabuğu Koyu’nun kayalıklarında oturuyorum. Paşalimanı Adası’nın Paşalimanı ve Harmanlı köylerinin karşısındayım. Oturduğum kayadan adanın tüm yüzeyini tarıyorum, köyler sağımda. Gözlerim köylerden ayrılıp hızla adanın sol tarafına kayıyor, adanın ucuna yakın bir yerdeki yeşil alana takılıyor. Aslında tesadüfen görmüş değilim o yeşilliği, başından beri aklım oradaydı. Beni Paşalimanı’yla ilişkilendiren o yeşil alan! Adanın Paşalimanı ve Harmanlı köylerinin dışında kalan bölgeleri makilik, makiliğin ortasındaki bu koru neyin nesi diye düşünebilirsiniz. İsterseniz gelin o koruya girelim, Paşalimanı Adası ve köyüne âşık olan ve bu koruyu oluşturan Sait Öztürk’ün aşkını herkese anlatalım.

Aşk nedir? Aşk sadece iki insanın birbirine deli gibi sevdalanması, tutkuyla bağlanması, onun için türlü güçlüklere katlanması, acı çekmesi ya da çılgınca mutlu olması, neşelenmesi; çelişkili davranışlarda bulunması; değişik duygular arasında gidip gelmesi, iyi ya da kötü her duyguyu zirvede yaşaması mıdır?

Aşk, insan dışındaki canlı, cansız varlıklara duyulduğunda aşk olmaz mı? Bir köpeğe, papağana, ağaca, çiçeğe, böceğe; bir kente, köye, adaya da âşık olunamaz mı?

Adada doğup büyümeyen; ama adalara büyük bir aşkla bağlanan, uzun yıllar adalarla aşklarını sürdürerek gerçek adalı olan çok insan tanıdım. İşte Sait Amca da o kişilerden biriydi!

O, Paşalimanı’na öyle sevdalıydı ki adaya ulaşımın zor olması, köyün dışında bulunan arazisinde tatlı su olmaması, eğimli arazinin toprağının taşlı olması onu hiçbir zaman yıldırmamıştı. Paşalimanı’na olan aşkı, geçen yıllar içinde azalmamış; adada yaşadıkça, ada insanını tanıdıkça, toprakla uğraştıkça bu aşk daha da büyümüş, ailesine ve çevresindekilere de sirayet etmişti. Eşi ve çocukları da Paşalimanı’na sevdalanmışlardı. Ve bizler de…

Sait Amca, çorak toprağa dikmek için İstanbul’dan yüzlerce yüzlerce fidan getirdi gemilerin uğramadığı, ulaşımı güç olan Paşalimanı Adası’na. Taşlı, kaya gibi sert toprağı kazdı, kazdı, kazdı… Çoğu yeri kazamadı, murçla delikler açıp fidanları o deliklere yerleştirdi. O fidanları sulayacak suyu yoktu, deniz kenarında bir kuyu açtı. Deniz kenarından tepelere bir düzenekle suyu çıkardı, özenle diktiği fidanları suladı ailesiyle… Fidanların çoğu kurudu, o gitti İstanbul’dan yüzlerce fidan daha aldı, kuruyanların yerine yenilerini dikti. Her gece, ertesi gün yeni bir fidan yeri açmak düşüncesiyle başını yastığa koydu. Paşalimanı Adası ve Sait AmcaDüşlerinde o fidanların ağaç olduklarını, o ağaçların dallarının gökyüzüyle kucaklaşmak istercesine metrelerce uzadığını, hep birlikte özgürce ve kardeşçe yaşadıkları bir ormana dönüştüklerini gördü.

Düşlerini gerçekleştirmek için aşkla, şevkle çalıştı; yoruldu çok yoruldu ama sonunda istediği ormanı oluşturdu. Ferhat’a dağları deldiren, Mecnun’a çölleri aştıran aşk, Sait Amca’ya kurak, çorak topraklarda bir koru yaratma gücü verdi.

Midye Kabuğu Koyu’nun kayalıklarında oturmuşum, karşı adaya, Paşalimanı Adası’ndaki Sait Amca’nın cennetine bakıyorum. Boz toprakların ortasında bir cennet! Sait Amca artık bizim yaşadığımız dünyada değil; ama ben karşımda duran yeşilliğe baktıkça o yeşilliğin ardındaki büyük aşkı; sevgi yüklü, dost canlısı bir aileyi ve onların bu koruyu oluşturmak için harcadıkları emeği görüyorum. Onlara Midye Kabuğu Koyu’ndan sevgilerimi gönderiyorum dostlarım rüzgâr ve dalgalarla…

Paşalimanı Adası ve Sait AmcaSevgimle yüklü dalgalar, Paşalimanı’na gidip Sait Amca’nın iskelesini büyük bir sevecenlikle yıkayacak; rüzgâr ağaçlar arasında dolaşıp her ağaca aşkla dokunup sevgi sözcükleri fısıldayacak…

Belki bir gün yolunuz Paşalimanı’na düşer, ‘aşk ve emek’ korusunu görür; bir adaya duyulan aşkı, aşkın gücünü ve güzelliğini taa yüreğinizde duyumsarsınız.

Adada Ay Kokusu Var/ Sayfa;124-125 Artshop Yayıncılık