BURSA-IRGANDI KÖPRÜSÜ

Dünyada sadece dört adet çarşılı köprü varmış. Nereden aklına geldi bu çarşılı köprüler diyebilirsiniz. Aslında yıllardır aklımda. İtalya’da iki çarşılı köprüyü gördükten sonra, bu çarşılı köprüler aklıma düştü. Bir yerde okumuştum,Türkiye köprüde diye, yazar köprünün üzerine bir şey yapıldığını gördünüz mü ? diye yazmıştı. İtalya’daki çarşılı köprüleri görünce o söz aklıma geldi. Sonra da internetten aradım, diğer iki köprü nerede diye. Meğer ikisi de zamanında Osmanlı’nın elindeymiş. Biri Bursa’da Irgandı köprüsü, diğeri de Bulgaristan’ın Lofça kentindeki Osma köprüsüymüş.

. Bunlardan biri, varlığını ve şeklini ancak XIX. yüzyılda yapılmış resimlerinden öğrenebildiğimiz, Bulgaristan’ın
Lovech (Lofça) şehrindeki Ossum (Osma) Nehri köprüsüdür

Osma Köprüsünü göremesem de BURSA’daki Irgandı köprüsünü görebilirim diye düşündüm. Ama ne yazık ki Bursa’daki Irgandı köprüsünü iki kere aradığımız halde göremedik, daha doğrusu bulamadık. Öyle karışık bir trafik vardı ki, ama aklımda üçüncü gittiğimde Irgandı köprüsünü bulacağım.Floransa’daki Vechio Köprüsü ve Venedik’teki Rialto Köprüsü neredeyse ilk günkü gibi duruyor. Bizim Bursa ‘daki köprüyü bizler bulamıyoruz. Ama internette Irgandı ile ilgili bir araştırma yazısı buldum, benim gibi ilgilenenler varmış yerli ve yabancılar. Doç. Dr. Yılmaz Önge’nin Irgandı ile ilgili yazısı ve genelde yabancıların çektiği fotoğraflar bulunuyor bu pdf’de. Daha sonra profesör olan Yılmaz Önge , 1992 yılında aramızdan ayrılmış. 1935’te doğan Yılmaz Önge yüksek mimar ve mühendismiş,

IRGANDI KÖPRÜSÜ

foto; vikipedi

Evliya Çelebi, Seyahatnamesi’nin 2. cildinde Irgandı Köprüsü’nden söz etmiş. Ayrıca Bursa’ya gelen yabancı seyyahlar da bu köprüden bahsetmişler.

Onların dediklerini yazmadan önce Irgandı’nın ne zaman yapıldığından bahsedelim.Bu köprü Irgandalı Ali’nin oğlu Hacı Muslihiddin tarafından 1442 yılında yaptırılmış Yılmaz Önge’nin pdf’sinde yazdığına göre. Köprüden bahseden ilk yabancı seyyahlardan biri Reinhold Lubenau’ymuş 16.yy. sonlarında Bursa’dan geçmiş bu şehrin güzel, yüksek taştan yapılmış, sanat içerikli bir köprüsü olduğunu ve tek kemerli olan bu köprünün üzerinde çeşitli dükkanlar bulunduğunu anlatmış. Bu eserin Türklerden önce hıristiyanlar tarafından inşa edildiğini yazmış kitabında. 1836 yılında Miss Pardoe Bursa’yı görmüş, dükkanlarında ipekli dokumalar bulunan köprüyü Roma devri eseri zannetmiş.

Miss Pardoe’nin kalemiyle Irgandı Köprüsü

Miss Pardoe, bu köprüyü dağdan inerek hızla ovaya dökülen bir derenin üstünden geçen bir sokağa benzetir.Köprünün hızla harap olduğunu yazar. Bu hanım The City of the Sultan diye bir skeç yazar. Eseri 1838 yılında Londra’da basılır. Charles Texier ise 1839’da Descriation de la’asie mineure adlı eserinde şöyle der:

Charles Texier’in eserindeki Irgandı Köprüsü

“Tek kavisli, üzerinde isviçre’nin bazı köprüleri gibi çatısı bulunan bir köprü, bu vadide islâmla ermeni mahallelerinin nokta-i ittisâlini teşkil eder….» “Bu eserde,
köprünün dere içinden ve kuzey doğu taraftan görünüşünü veren güzel bir gravürü mevcuttur .
Bu gravürün altında «Bursa’da kapalı köprü» ibaresi yazılıdır

.1855 ‘de Bursa’da büyük bir deprem olur. Irgandı köprüsünün bazı yerlerine bu deprem hasar verir, hatta yıkar. Gökdere üzerindeki Subaşı ve Urganlı köprüleri tamamen yıkılır.Yunanlılar Kurtuluş Savaşı zamanında Bursa’yı işgal ederler ,1922 yılında Yunanlılar ülkemizden çekilirken Irgandı Köprüsü’nü bombalarlar ve köprüyü yakarlar, yıkarlar, köprü iyice harap olur.Köprü tam 27 yıl bakımsız, perişan halde kalır.1949 yılında Bursa Belediyesi köprüyü yeniler, ancak yenilenen köprünün asıl köprüyle bir alakası yoktur. Köprüye kötü bir tamir yapılmıştır. Aşağı yukarı 579 yıl geçmiş olsa da köprüde -yazıldığına göre- eski mimarinin izlerini bulmak ve köprüyü onarmak mümkünmüş. 2004 yılında İrgandı Köprüsü aslına uygun olarak restore edilmiş. Ancak ondan sonra herhangi bir bakım yapılmamış. Tarihi köprü, geleneksel halk sanatları atölyeleriyle yerli ve yabancı turistlerin uğradığı yerler arasındaymış. Bursa’nın merkez Osmangazi ve Yıldırım ilçelerini birbirine bağlayan Gökdere’nin üzerine 1442 yılında inşa edilen Irgandı köprüsü. Ve Bizim belediyeden isteğimiz Bursa’ya gidince, Irgandı Köprüsü tabelalarını görmek, rahatça Osmangazi ile Yıldırım Belediyelerini birleştiren Gökdere üstüne kurulan Irgandı Köprüsünü bulmak. İsteklerimiz daha bitmedi. Irgandı Köprüsü 2004 yılında yenilendikten sonra Vakıflara devredilmiş şu an için Büyük Şehir Belediyesi Irgandı’nın bakım işini üstlenmiyor ondan böyle bir şey istendiğinde isteyenleri vakıflara yönlendiriyormuş belediye. Onun malı bunun malı demeden ,gümüşten çiniciliğe kadar geleneksel el emeğine hizmet eden köprüyü yaşatmak çok önemli.

Bursa’da yüzyıllar boyunca doğal afetler ile savaşlara direnerek şehrin tarihine şahitlik eden 576 yıllık Irgandı Köprüsünün turistler tarafından aynı Floransa ve Venedik’teki gibi gezilmesini ve alış veriş yapılmasını istiyorum. Sanırım, istediğim çok değil…

19.yüzyıl sonunda Irgandı Köprüsü

VENEDİK YANSIMALARI

Venedik’te kaldığımız süre boyunca gezdik dolaştık; Venedik’in dar sokaklarına, tarihi mekânlarına, cam eşyalarına, daracık kanalların kirli yeşil sularında tenorların söylediği aryalar eşliğinde süzülen Venedik’in simgesi siyah kuğulara, iki kıyıyı birleştiren şirin köprülerine, meydanlarına, kulelerine, suyla iç içe yaşayan evlerine hayran kaldık.

Venedik-Grand Kanal

Venedik-Grand Kanal

My captured picture

My captured picture

Venedik’te Bir Kilise

My captured picture

Venedik

My captured picture

Venedik

My captured picture

My captured picture

Venedik-Gondol Yapım Yeri

My captured picture

Venedik’le Bizans ve Osmanlı Devleti‘nin ilişkisini de Venedik’i gezerken şöyle bir gözden geçirdik. Venedik, Osmanlı Devleti’yle öyle veya böyle yakın olmuş. Kimi zaman savaşmışlar, kimi zaman ateşkes yapıp kısa süreli de olsa barış yapmışlar, ticaret ilişkileriyse hiç kesilmemiş.

Venedik önemli bir ticaret merkezi olan Selanik’in Osmanlıların eline geçmesini engellemeye çalışmışsa da başarısız olmuş (1423-1430).

Daha sonra da ll. Mehmet’in Konstantin’i fethetmesini önlemek için Venedik, Bizans‘a gemiler yollamış. Gerçi Bizans Baselius’u, Papa’nın külahındansa Osmanlının sarığını tercih ettiğini açık açık söylemiş.

Venedik bize çok uzak gibi görünse de Osmanlıların önce Balkanları sonra da Ege adalarını ele geçirmesi Osmanlılarla Venediklileri komşu konumuna getirmiş. Gerek Balkanların gerekse adaların Osmanlıya geçmesi Venediklilerin hoşuna gitmemiş olacak ki savaş çıkmış aralarında. 1479’da aralarında barış anlaşması imzalanmış. Bu anlaşmayla da Venedikliler Osmanlı sularında ticaret yapma hakkı kazanmış. 1489’da Venedik Kıbrıs’ı ilhak etmiş, 1499’da Venedik ile Osmanlı arasında Zanchio Savaşı olmuş.

Savaşlar, barış antlaşmaları art arda gelmiş. 1538’de tarih kitaplarında önemli yer tutan meşhur Preveze Savaşı olmuş, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayrettin Paşa donanması Venedik Cumhuriyeti’ni yenmiş.

Ayrıca Venedikli sultanlarımız da olmuş, örneğin ll.Selim’in Hasekisi Nurbanu Sultan, Venedikli soylu bir ailenin kızıymış, adı Cecilia Venier Baffo’ymuş. Barbaros Hayrettin Paşa tarafından esir alınıp Topkapı Sarayı’na getirildiğinde henüz on iki yaşındaymış. Hürrem Sultan’a hediye edilmiş. Hürrem Sultan, Cecilia’ya Nurbanu adını vermiş.

lll.Murat’ın Başhasekisi, Safiye Sultan da Venedik’te doğmuş, çok zengin bir ailenin tek çocuğuymuş, babası Korfu Adası’nın valisiymiş, asıl adı Sofia Baffo’ymuş. Çok iyi eğitim görmüş, Akdeniz’de bir gemi seyahatinde korsanlar tarafından kaçırılmış on dört yaşındayken. Bir yıl sonra İstanbul’da bir köle pazarında satılmış. Sofia’nın güzelliği dillere destanmış, bu destan zamanın Valide Sultanı Nurbanu Sultan’a kadar ulaşmış. Nurbanu Sultan oğlu lll.Murat için Sofia’yı büyük paralar ödeyerek satın almış. Adını Safiye olarak değiştirmiş.

Her ne kadar Venedikli Nurbanu Sultan, yine bir Venedikli olan Safiye Sultanı oğlu için kendi seçmişse de iki kadın hiçbir zaman anlaşamamışlar.

Ayrıca Venedik Dükü Andrea Gritti, gençliğinin büyük bölümünü İstanbul’da geçirmiş. Elçilik görevinde bulunmuş. Elçiliği zamanında Osmanlı Devleti’yle ilgili yazdıkları Venedik Senatosu’nda dört saatte okunmuş. Gritti, Osmanlı Devleti’nde yaptığı görevden sonra dük olmuş. Andrea Gritti’nin İstanbul’da yaşarken üç Rum hanımdan üç gayri meşru oğlu dünyaya gelmiş. Venedik’e dönerken üç oğlunu da yanında götürmüş, daha sonra oğullarından ikisi İstanbul’a geri dönüp Osmanlı Devleti’nin hizmetine girmişler. Bu durum Venedik’te Andrea Gritti’nin başını çok ağrıtmış.

Osmanlılar, Venedik’in resim ve cam sanatından çok etkilenmişler. Sultan ll.Mehmet, Venedikli sanatçı Gentile Bellini’yi İstanbul’a davet etmiş. Giovanni Bellini’nin kardeşi olan Gentile Bellini padişahın portresi ile madalyonlarını tasarlamış. Fatih Sultan Mehmet’i Batılı bir hükümdar gibi resmetmiş (1479).

Venedik’te hayran kaldığımız cam objelerin imalatına binli yılların başında başlanmış. Osmanlılar Venediklilerden sürekli cam eşyalar ithal ederlermiş. Örneğin Sokollu Mehmet Paşa, 1569 yılında Venedik’ten 9000 kandil sipariş etmiş.

Sokollu, 1578 yılında da Venedik’e önceki padişahların portrelerini sipariş etmiş. Bu portreler Osmanlı soyağaçlarında model olarak kullanılmış.

My captured picture

My captured picture

Cam objeler

My captured picture

 

My captured picture

My captured picture

My captured picture

My captured picture

 Venedik Rialto Köprüsü (Ponte di Rialto)

Venedik Rialto Köprüsü (Ponte di Rialto)

Venedik’te Grand Kanal’ın iki yakasını bağlayan en eski ve tek köprüymüş Rialto. Rialto’nun Grand Kanal (Büyük Kanal) üzerindeki tek köprü olması 19.yüzyıla kadar sürmüş.

Venedik Grand Kanal

Venedik Grand Kanal

Dört kilometre uzunluğunda, kimi yerde 30 metre, kimi yerde 70 metre genişliğinde, 5 metre derinliği olan S şeklinde akan Grand Kanal’ın üzerinde günümüzde dört köprü bulunuyor. Saraylar, Grand Kanal’ın iki yakasına kurulmuş, kanalın iki tarafında iki yüzden fazla saray bulunuyormuş.

Venedik'in kanalları, köprüleri, gondolları

Venedik’in kanalları, köprüleri, gondolları

Ayrıca Grand Kanal’a kırk beş küçük kanal bağlanıyormuş; demek pek çok kanal Grand Kanal’a çıkıyor, hal böyle olunca Grand Kanal’da ulaşım da vaporettolarla (deniz otobüsleri), gondollarla ya da deniz taksileriyle sağlanıyor.

Venedik kanallarından biri

Venedik kanallarından biri

118 adanın üzerinde oturan Venedik kentinde bu adalar 400 köprüyle birbirine bağlanıyor.

Venedik kentinde 400 köprü de olsa Rialto Köprüsü Venedik’in ilk göz ağrısı, en ünlü ve güzel köprüsü. Rialto sadece bir köprü değil, Floransa’daki Vecchio Köprüsü, Bursa’daki Irgandı Köprüsü gibi aynı zamanda bir çarşı;

Rialto Çarşı Köprü

Rialto Çarşı Köprü

hem iki yakayı birbirine bağlıyor, hem de girişindeki çıkışındaki, üzerindeki dükkânlardan alış-veriş edilebiliyor. Bu dükkânlarda neler yok ki;

Cam Objeler

Cam Objeler

My captured picture

Venedik'in ünlü maskeleri

Venedik’in ünlü maskeleri

My captured picture

My captured picture

My captured picture

İtalya’nın ünlü cam eşyaları, maskeleri, kuklaları; ayakkabılar, çantalar; her çeşit meyve, sebze; börek, çörek, tatlı, tuzlu…

My captured pictureÜnlü Rialto Köprüsü’nden Venedik’i uzun uzun seyrettik, tahta olan köprü 1514’te yanınca 1588-1591 yılları arasında Antonio da Ponte, Rialto Köprüsü’nü taştan inşa etmiş. Bir yandan Venedik’i seyredip bir yandan köprünün öyküsünü dinlerken köprünün altından geçen bir tekne dikkatimizi çekti. Aaa, bu tekne bizim komşunun değil mi? diyerek tekneyi takip ettik, tabii ki gözlerimizle. Teknenin sahibi Alba d’oro Kamping’de karavan komşumuz olan Fransızdı, kalabalık bir ailesi vardı. Teknesini karavanın arkasına taktığı çekiciyle getirip kampın denize açılan deresine indirmiş, oradan Venedik’e geçmiş  dolaşıyordu. Biz de kendi teknemizi getirmediğimize çok hayıflandık onların özgürce Venedik sularında dolaştığını görünce.

Ancak bir kenti yürüyerek dolaşırken hoş sürprizlerle de karşılaşıyor insan. My captured pictureBir kiliseden çıkan gelinle damat ve onları takip eden yakınlarını görmek bizi çok eğlendirdi. Hepsi ne kadar da mutluydular! Onların bu mutluluğunu dialarımızda ebedileştirdik. Daracık sokaklarda koşturmak, iki kıyıyı bağlayan minik köprülerden geçmek, karşımıza çıkan türlü tarihi eseri dolaşmak, cam objelerin olağanüstü güzelliklerinde kaybolmak, Venedik Bienali’ni izlemek, zamanın nasıl geçtiğini anlayamamak; tarihle, kültürle, sanatla iç içe olmak, Venedik’i derinliğine solumak çok hoştu!

Fotoğraflar: Mithat Okay