MALTA ADASI- VALLETTA

Sicilya’dan akşam üzeri ayrıldık, sabahleyin Malta Adası’ndaydık. Malta Adası Sicilya Adası’nın güneydoğusunda, uzaklığı 167 deniz mili. Malta Adası’nı  ilk olarak bir arkadaşımdan duymuştum, oraya İngilizcesini ilerletmek için gidecekti. Malta’nın resmi dili Maltaca ve İngilizceymiş. Malta’daki dil okulları oldukça iyiymiş arkadaşımın dediğine göre. Malta takım adaları; Malta, Gozo, Comina, Comminetto ve Filfla’ymış. Üçüncü büyük ada olan Comina’da yalnız lüks bir tatil köyü bulunmaktaymış. Yani Malta ve Gozo’da yaşam var, diğer adalarda yaşam yokmuş. Bunlar boş adalarmış.

malta-valetta-mdina 236-a

Valletta

Buraları dalış meraklıları için oldukça ilginç yerler olmalı. Malta Adası Akdeniz’de bulunan en küçük adalardan biri. Tüm adaların yüz ölçümü 316 kilometre kareymiş. Malta’nın baş kenti Valetta. Biz de gemimizle Valetta’nın limanına yanaştık.

malta-valetta-mdina 092-a

Malta Haritası

malta-valetta-mdina 252-a

Malta-Valletta

malta-valetta-mdina 295-a

Malta-Valletta

Akdeniz ve Avrupa’nın dışında Malta’yı bilen oldukça azmış. Malta’nın baş kenti Valletta’da gemiden inince alışveriş  dükkanının yanında iki şövalye ile karşılaştık. Bu çok hoşumuza gitti, iki kırmızı başlıklı altın rengi zırhlar giymiş şövalyelerin fotoğrafını çektik.

DSC05318-a Malta-Valetta

Valletta’da gemiden inince iki askerle karşılaştık

Limana çıkınca Valletta kentinin bizlere hoş geldin diyen tabelasıyla karşılaştık. Bu tabelada bizim her gün kullandığımız bir sözcük de bulunuyordu. Hemen aklımıza Halikarnas Balıkçısı geldi. Günaydın, hoşça kal, iyi günler için ‘merhaba’ sözcüğünü kullanırmış Cevat Şakir Kabaağaçlı. Bizler de merhabayı görünce gülümsedik ister istemez. Bu merhaba sözcüğünün Araplardan günümüze kadar geldiğini anladık. 800’lü yılların sonunda Araplar Malta’yı ele geçirip iki yüz yıl burada egemenliklerini sürdürmüşler. Dilleri ve kültürleri de Malta’yı etkilemiş bizleri etkilediği gibi.

malta-valetta-mdina 275-a

Malta’nın Tepeden Görünüşü

malta-valetta-mdina 009-aMerhaba sözcüğü ve bazı yer adları Araplardan kalmış Malta’ya. Malta’da ‘hoş geldin’ anlamında kullanılıyor. Bize de Araplardan geçmiş, ancak bizler bu sözcüğü ‘selam’ anlamında kullanıyor ve  merhaba sözcüğünü Türkçe sayıyoruz. Sözcüklerden konu açılmışken Malta sözcüğünün türemesi ile ilgili iki teori bulunuyor. Birincisi Malta’nın Yunanca Melita sözcüğünden geldiği ve anlamının bal tatlısı olduğu, akla yakın görünüyor zira adada pek çok bal arısı bulunmaktaymış.

malta-valetta-mdina 303-a

Malta-Valletta

İkinci teori ise Fenike dilinde cennet manasına gelen Maleth sözcüğünden Malta sözcüğünün geliyor olması.

malta-valetta-mdina 244 -a

Malta-Valletta

Bu da doğru gibi; çünkü Malta  pırıl pırıl denizi, rengarenk kayıkları, yedi bin yıllık tarihiyle, bir çok kültürü bünyesinde barındırmasıyla, uyumlu insanlarıyla ve muhteşem manzaralarıyla gerçekten cennetten bir köşe.

malta-valetta-mdina 017-a

Aida Bella Valletta’da

Malta’nın baş kenti, gemimiz Aida Bella’nın limanına yanaştığı Valletta’ydı. Valetta adını  Osmanlı İmparatorluğunun adayı kuşatmasını önleyen Malta Şövalyeleri tarikatının büyük ustası Jean de Valette’dan almış. Valetta kenti 1980 yılında Unesco tarafından Dünya Mirası’ olarak ilan edilmiş.

malta-valetta-mdina 053-a

Malta-Valletta

DSC05327-a

Malta-Valetta

Malta’ya kiliseler cenneti de denebilir, burada yüzlerce kilise bulunmaktaymış. Şubat ayı olmasına, havada bulutlar cirit atmasına rağmen tam gezilecek havaydı, yaz sıcağında olsa sadece denize girmeyi düşünürdük, kışın Malta’nın havası oldukça yumuşaktı, bu da gezip dolaşmayı ilginç hale getiriyordu.

DSC05314-a Malta-Valletta

Malta- Valetta Limanı

DSC05320-a

Valletta Limanı

DSC05324-a

Malta-Valletta Limanı

malta-valetta-mdina 005-a

Malta-Valetta Limanı

malta-valetta-mdina 023-aa

Valletta

malta-valetta-mdina 274-a

Valletta

malta-valetta-mdina 262-aValletta tarihi bir kentti, kente değişik bir sarı taş hakimdi. Malta-Valletta deyince aklıma hemen sarı bir kent, tarihi binalar ve mavi mi mavi bir deniz geliyor. Malta küçük bir ülke olduğundan gelenler kentin yedi bin yıllık geçmişi olduğunu öğrenince şaşırıyorlarmış.Biz de şaşırmadık desem yalan olur. Gemiden indikten sonra iki katlı bir gezi otobüsüne bindik, Valletta’yı gezmek için.

malta-valetta-mdina 074

DSC05352-a Valetta

Otobüsle Mosta’ya Giderken

İki katlı otobüsümüzün üst katında yolculuk yapıyorduk, bir yandan Valetta’nın güzelliklerini seyrederken bir yandan da yol alıyorduk. İlkönce Mosta’ya gidecektik, sanırım yarım saat kadar sonra Mosta’daydık. Burada büyük bir Katedrale girdik. Bu katedrale ikinci dünya savaşında bir bomba atılmış, bomba patlamamış ve ne Almanlar ne İtalyanlar ne de başka bir ülke bu bombayı biz attık dememiş. Günümüzde bomba kilisenin içinde sergileniyor.

DSC05355-a

Mosta Katedrali(Mosta Dome)

DSC05367-a Medina-malta

Kilisenin İçi

DSC05372-a 2.dünya savaşında düşen bomba

İkinci Dünya Savaşı’nda Kiliseye Düşen Bomba Sergileniyor

Mosta Katedrali’nin Tavanı çok ilgimizi çekti, Napoli’de Plebiscito Meydanı’ndaki San Francesco di Paola Bazilikası’nın tavanıyla çok benzeşiyordu.

DSC05368-a

Kilisenin Tavanı

malta-valetta-mdina 081-a

Kilisenin Tavanı Detay

Mosta kasabasındaki evler de hep cumbalıydı. Burada da Arap etkisi hissediliyordu.

malta-valetta-mdina 091-a

Mosta Kasabasındaki Evler

Akşamüstü Barakka Bahçesi’ne çıktık, tepeden Valletta’yı seyretmek çok hoştu, burası büyük ve özel ağaçların bulunduğu çok güzel bir bahçeydi. Pek çok ünlünün heykeli bulunmaktaydı. Einstein, Churchill vb.

malta-valetta-mdina 259-a

Valletta

malta-valetta-mdina 260-a

Barakka Bahçesi-Valletta

malta-valetta-mdina 265-a

Barakka Bahçesi- Valletta

malta-valetta-mdina 268-a

Valletta-Barakka Bahçesi

malta-valetta-mdina 271-a

Barakka’dan Valletta’ya Bakış

malta-valetta-mdina 263-a

Valetta’ya Barakka Bahçesi’nden Bakış

malta-valetta-mdina 255-a

Valetta

Valetta’daki otobüsleri görünce bir anda nostalji yaşadık, otobüsler oldukça eskiydi ve

malta-valetta-mdina 238

Valletta

malta-valetta-mdina 018-a

Valletta’da Otobüsler

Valletta’ya çok yakışıyordu. Ne yazık ki bu otobüsler kalkacakmış, belki de şu anda çalışmıyor olabilirler.

IMG_20191207_213554kupa üzerinde Malta

Hediyelik Kupaların Üzerindeki Malta’nın Otobüsü

Ama onlar hediyelik eşya dükkanlarında, kupaların üzerinde çoktan yerlerini almışlar. Malta’nın otobüsleri ve rengarenk boyanmış ahşap kayıklarını çok beğendik. Malta Adası’nın başkenti Valetta çok güzel bir kent, ben bir daha Malta’ya gidersem, Valetta’yı görmek isterim; ancak insanların yaşamadığı görmediğim adalara da gitmek isterim. Valetta’da deniz bu kadar güzelse kimsenin yaşamadığı adalarda kim bilir ne kadar güzel ve temizdir.

Faydalanılan Kaynak:İnternet-Vikipedi

Fotoğraflar: Sevil-Mithat Okay- Detlef Bringmann

TURGUTKÖY ŞELALESİ (Turgutköy 4)

Piramidal yapıyı, daha sonra gitmek ve incelemek üzere yol üzerinde bırakıp Turgut Şelalesi’ne gittik. Ve doğaya merhaba dedik. Şelalede dev günlük ağaçları başlarını göğe değdirmek istercesine uzatmış, dev sarmaşıklar da bu ağaçlara sarılarak zirveyi bulmuş.

SAMSUNG

Günlük Ağaçları

Günlük ağaçları, dünyanın en fazla oksijen üreten ağacı olarak biliniyor, yaprakları çınar ağacının yapraklarına çok benziyor; yalnız daha küçük. Günlük ağacından çıkarılan sığla yağı ilaç, kozmetik ve gıda sanayiinde kullanılıyormuş. SAMSUNGEski çağlarda yaşamış olan Mısır Kraliçesi Kleopatra sığla yağını ‘aşk iksiri ve parfüm’ olarak kullanırmış. Kleopatra’nın gitmediği yer, kullanmadığı herhangi bir şey de yok gibi görünüyor. Belki de onun hakkında söylenenler, yazılanlar efsaneden öteye geçmiyordur. Ayrıca bu yağdan Hipokrat döneminden beri ilaç olarak yararlanılmaktaymış.

Halk arasında sığla yağının mide ülserine, on iki parmak bağırsağı rahatsızlıklarına, uyuz, mantar gibi deri hastalıklarına, nefes darlığına, yaralara iyi geldiği söyleniyor. Bu yağı kullananlarla da konuştuk, genellikle çok yararlandıklarını, hastalıklarına iyi geldiğini söylediler.

SAMSUNG

Günlük Ağaçları

Anadolu günlük ağacı Türkiye’de sadece Marmaris-Dalaman arasında yetişmekte olup dünyada sığla yağı üreten iki ülkeden biri Türkiye diğeri de Honduras’mış. Muğla’da yakın geçmişe kadar yirmi ton sığla yağı üretilirken son yıllarda üretim üç tona düşmüş. Bunun nedeni de ormanlık alanların azalmasıymış. Tütsü ve yakı olarak da kullanılan günlük ağacına akamber, günnük ve sığla ağacı da deniyor.

halikarnas balıkçısı bHalikarnas Balıkçısı’nın yıllar önce okuduğum sığla yağının parfümü çoğalttığı ile ilgili bir yazısı geliyor aklıma; ama yazının adını, hangi kitapta olduğunu bir türlü anımsayamadım. Tütsü olarak kullanılır deyince yazıyı anımsadım. Halikarnas Balıkçısı, önce sığla ağacını tanıtıyor, ne yazık ki eskisi kadar sığla(günlük) ağaçlarının olmadığı sığla yağının üretiminin azaldığını sonra da sığla yağının bir hoparlöre benzediğini hoparlör, sesi nasıl duyulur hale getirip çoğaltıyorsa sığlanın da kokuyu o denli büyüttüğünü, çoğalttığını yazıyordu o yazısında.

Şelale-ağaç 2IMG_20180712_181634-EFFECTS

Günlük Ağacı

Günlük ağacı kışın yapraklarını dökmediği ve yirmi metreye kadar boylandığı için

IMG_20180712_183022

Turgut Şelalesi Ağaçlar

 

IMG_20180712_18252şelale

Turgut Şelalesi

Turgut Şelalesi her mevsim yemyeşil. Şelalede göğe bakan gözler, mavi gökyüzünü değil, yemyeşil orman denizini görüyor. Mavi gökyüzü ve gün ışıkları günlük ağaçlarının yıldız şeklindeki yapraklarının arasından göz kırparak merhaba diyorlar.

Turgut Şelalesi a

Turgut Şelalesi

Sular şırıl şırıl akarak tertemiz turkuaz renkli göletler oluşturmuş. Minik şelalecikler tatlı ezgiler mırıldanıyor, ağaç kökleri toprağın üzerini kalın saç örgüleriyle kaplamış. Saç örgülerine basarak dört-beş metreden çağıldayarak bir gölete düşen şelaleye gelince kendimizi suya atmak istedik Aralık ayında olduğumuzu anımsayınca bundan vazgeçtik.

Yaz aylarında safari yapan jipler buraya her gün yüzlerce turist getirir. Rahatça suya girebilmek için safaricilerden önce şelalede olmak gerekir.

Turgut Şelalesi'nde Kayalardan Akan Sular

Turgut Şelalesi’nde Kayadan Akan Sular

Yoksa değil suya girmek çevreyi bile aşırı kalabalıktan yeteri kadar göremez insan. Burada gölete girmek harika bir şeydir! Su önce buz gibi gelir, yüzdükçe alışır kendinizi iyi hissedersiniz. Şelalenin altına kadar yüzüp suyun gücünü duyumsarsınız, akan suyun altında fazla kalamazsınız, yukardan düşen suyun gücü sizi göletin diğer tarafına iter. Göletten çıkıp sol taraftaki merdivenleri takip ederek bir başka gölete çıkar, onu da geçerek bir diğerine ulaşırsınız. Yeni vardığınız gölete on- on beş metre yüksekliğindeki kayalıkların üzerinden şarıl şarıl kayarak akmaktadır sular. Akan sulara meydan okurcasına kayalıkların en üstüne tırmanabilirsiniz. Yok, tırmanmak istemiyorsanız gölete girin kayalıkların üstüne çıkıp oturun, arkanıza yaslanın, yukardan buz gibi, oldukça sert inen sular bırakın bedeninize masaj yapsın, içinizi coştursun. Suyun sesine kendi sesinizi katın, sesiniz çıktığı kadar bağırın, içinizdeki tüm stresi atın. Nefis bir şeydir gürül gürül akan suyun altında durmaya çalışmak!..

SAMSUNG

Delikyol

Şelaleden istemeden ayrılıp Delikyol, Selimiye, Bozburun ve Söğüt’e gittik. Hepsi birbirinden güzel yerler.

SAMSUNG

Selimiye

IMG_20180705_120542temmuz18 söğüt

Söğüt

Dura kalka, gülüşe konuşa güzel yerleri dolaştık. Turistik bir gezi yapmıyoruz, bir amacımız var. Bir köy arıyoruz, yılın yedi-sekiz ayı orada kalıp yaşayabileceğimiz bir köy. O köyü bulabilmiş değiliz henüz. Yıllardır ülkemizin değişik yörelerinde gezdik, gezip dolaştığımız pek çok yeri çok beğendik; ‘tamam burası aradığımız yer’ diyemedik.

IMG_20180507_143451BOZBURUN

Bozburun

Yıllar önce köyden kente göçler oldu, beş-on yıldan beri de kentten köylere göç var. Büyük şehirlerin kalabalığından, kargaşasından, trafiğinden yorulanlar köylere, kasabalara yerleşmeye başladılar. Yazlık evi olanların pek çoğu artık yazlık evlerinde yaşıyor.

Ne Selimiye ne Bozburun ne de Söğüt yerleşebileceğimiz yerler olarak gelmedi bize. Hepsini çok beğenmemize karşın adını tam olarak koyamadığımız eksik bir şeyler vardı. Marmaris’e dönmeye karar verdik, bu arada akşam olmuş hava kararmış, biz de oldukça yorulmuştuk. Yirmi kilometre yol almıştık ki karşımıza Turgut Şelalesi’nin levhası çıktı. Levhayı görünce geceyi Turgut’ta geçirmeye karar verdik. Ne de olsa karavanımız bizim evimizdi, nerede istersek orada kalabilirdik.

076orhaniye-kızkumu a

Orhaniye-Kızkumu

Bir gece önce Marmaris-Kızkumu’nda deniz kenarında konuşlanmış, akşam yemeğimizi deniz kenarında yemiş, sabahleyin kahvaltımızı denize karşı yapmıştık. Orhaniye pazarı arkamızdaydı.Karavanın güzelliği bu işte! İster deniz kenarında ister dağ başında ister ormanlık bir alanda kal. Her yer senin!..

GÖKBEL: GÖKTEN BİR METEOR DÜŞMÜŞ

Yunanistan Meteora’daki kayalar ve manastırlar gerçekten çok ilginç ve etkileyici; fakat Meteoralıların dedikleri gibi dünyada tek değil Meteora. Meteora’ya çok benzeyen ve Meteora’nın söylencelerinden biriyle tıpatıp aynı olan bir yer var bizim ülkemizde de. Gökten bir meteor düşmüş… diye başlayan iki farklı ülkenin farklı yerlerinde anlatılan benzer söylenceler…

Gökbel-Çine (Türkiye)

Gökbel-Çine (Türkiye)

Bizim meteor bölgemiz Gökbel! Mitolojideki adı Marsiyas Vadisi. Mitolojik efsaneleri, şifalı suları, 2400 yıllık İncekemer Köprüsü, çeşitli bitki örtüsü ve dev kayalardan oluşan doğal heykelleri olan bir vadi Gökbel. Mitolojik efsaneleri günümüzde de söylenegeliyor; ancak Roma Döneminin önemli sanat eserlerinden 2400 yıllık İnce Kemer Köprüsü, antik su yolları, Gerga’nın bazı bölümleri ne yazık ki yeni yapılan barajın suları altında kaldı. En fazla yüz yıl ömrü olduğu söylenen baraja iki bin yıldan daha yaşlı olan İnce Kemer Köprüsü feda edildi. Artık İncekemer Köprüsü yok; ancak onun benzeri olan Kargı Kemeri- İncekemer Köprüsü’nün 15 kilometre batısında- Kargı çayı üzerinde keşfedilmek için meraklılarını bekliyor.  Untitled-20.-gökbel bÇine ile Yatağan arasında bulunan Gökbel’in kayalarının oluşumu altmış milyon yıl öncesine dayanıyor…

Halikarnas balıkçısı-Cevat Şakir Kabaağaçlı

Halikarnas Balıkçısı- Cevat Şakir Kabaağaçlı

Halikarnas Balıkçısı, 1925 yılında Bodrum’a sürgüne giderken görüyor Gökbel’i ve çok etkileniyor. Tabii o zamanlar Halikarnas Balıkçısı olacağını, Bodrum’a tutulacağını, onu güzelleştirmek için yabancı ülkelerden çiçek tohumları getireceğini, Mavi Yolculuklar yapacağını, Bodrum ve Bodrum insanıyla ilgili türlü öyküler yazacağını bilmiyor Cevat Şakir. Yazarımız Gökbel’den etkilenmesine etkileniyor da pek de sevecen bahsetmiyor buralardan. Bu civardaki köylerde yaşayanların geceleri evlerinden pek çıkmadıklarını, batıl inançlarının çok olduğunu anlatıyor. mavi sürgün-t  Cevat Şakir’in Mavi Sürgün adlı kitabında Gökbel bölümünü okuduğumda çok etkilendim, bu dev kayalara ilgi duydum. Nedense kayalara, taşlara, mermerlere, değişik yapıdaki topraklara aşırı ilgim var. Onlara değişik anlamlar yükler, onları türlü şekillere benzetirim. Bu da beni coşturur, heyecanlandırır. Nereden geliyor bu ilgi? Nereden gelirse gelsin onlara duyduğum ilgi, merak, sempati beni mutlu ediyor. Taşlara, kayalara olan ilgim onların sonsuzluktan gelip sonsuzluğa gitmelerinden mi kaynaklanıyor?

Gökbel(Çine-Aydın/Türkiye)

Gökbel (Çine-Aydın/Türkiye)

Meteora (Kalambaka,Kastraki/Yunanistan)

Meteora (Kalambaka,Kastraki/Yunanistan)

Gerek Gökbel gerekse Meteora’daki dev kayalar zamanın tanıkları. Bizden önce de vardılar, bizden sonra da var olacaklar. Bizler gibi kaç kuşak, ulus, uygarlık gördü onlar. Biz onlara kendi küçük penceremizden bakıyoruz. Tüm bilgimiz kısa bir zaman dilimiyle sınırlı. Onlar; milyon yıl önceden geldikleri, farklı canlılar, insanlar, uluslar, dinler gördükleri; öteki kavramını içlerine sindirdikleri için mi o kadar azametli, vakur, hoşgörülüler? Dimdik, ayakta kalabilmişler bugünlere… İnsanın dünya sahnesine çıkışından milyonlarca yıl önce oradaydılar. Hâlâ oradalar.  Zamanın tanıkları olmaya devam ediyorlar…

Gökbel Kayaları

Gökbel, Doğanın Heykelleri

Gökbel’den geçerken bin bir çeşit ve değişik şekilli kayalara bakmaktan kendimi alamıyorum. Hepsini tek tek fotoğraflamak, üzerlerinde yürümek, bir kayadan diğerine atlamak, kimisine tırmanmak istiyorum. 2008 yılının Ekim’inde otobüsle Marmaris’e gidiyordum. Eski Çine tabelasını görünce kalp atışlarım hızlandı. Ne de olsa eski dostlarımı görüp onlara kocaman bir merhaba gönderecektim. Fotoğraf makinemi de hazırladım. Otobüsün durmayacağını bildiğim halde muavine: Yolda durabilir miyiz? Fotoğraf çekmek istiyorum, dedim. Muavin gülerek: ‘Durmamız olanaksız!’ dedi. Bu yanıtı alacağımı biliyordum da ne olur ne olmaz diye şansımı denemiştim. Olur ya benim gibi bu kayalara meraklı bir muavin ve sürücüye denk gelmiş olabilirdim. Eh, ne yapalım ben de otobüs giderken çekerim fotoğraflarımı, diye düşündüm. Meteor bölgesine gelince fotoğraf çekmeye başladım. Tabii buna fotoğraf çekmek denebilirse. Körlemesine deklanşöre basıyordum. Yanımdaki ve koridorun diğer yanındaki iki koltuk boştu. Onun için boş olan koltuklarla kendi koltuğum arasında gidip gelip fotoğraf çekiyordum; lakin gördüğüm kayayı anında kaydedebilmem olanaksızdı. Hem otobüs belli bir hızla yol alıyor hem de deklanşöre basma zamanından bir iki saniye sonra digital makine pozu yakalayabiliyordu. Ben yine de sekiz-on poz çektim. Otobüste bir sağa bir sola koşup fotoğraf çekmeye çalışmam muavini pek eğlendirdi. -Abla, bak arkada kocaman bir kaya var. Sağdaki daha büyük! Sola bak ne ilginç! deyip durdu on beş-yirmi kilometrelik yol boyunca. Gökbel’i büyük bir keyifle geçtik. Doğanın heykelleri görünmez olunca kalp atışlarım yavaşladı, gözlerimi kapadım, az önce gördüğüm kayaları ve Yunanistan’daki Meteora’yı hayalimde canlandırdım, karşılaştırdım. Kayaların hayalleriyle Marmaris’i buldum. İnsan, digital makineyle hesapsızca fotoğraf çekiyor. Film bitti derdi yok! Yeter ki makinenin pili bitmesin ya da hafıza kartı dolmasın. Ancak eski fotoğraf makinemle fotoğraf çekmek daha keyifliydi; filmler banyodan çıkıncaya kadar çekilen fotoğraf karelerini zihinde defalarca tekrarlamanın, filmlerin nasıl çıktığını merakla beklemenin tadı, tatlı-tatsız sürprizlerle karşılaşma olasılığı bambaşka bir heyecandı! Digital makinede çektiğini anında görüyorsun, herhangi bir sürprizle karşılaşmak pek olası değil! Üç gündür çektiğim fotoğraflara bakmamıştım, neler çektiğime bakmak için makineyi elime aldım, beğenmediklerimi sile sile Gökbel fotoğraflarına geldim. Doğru düzgün bir kaya çekemediğimi gördüm; kimi çok uzaktı, kiminde kaya, taş diye bir şey yoktu!

Gökbel Vadisi Kayaları

Gökbel Vadisi Kayaları

Ah, sonunda bir tane kaya fotoğrafı buldum, neyse on tanede bir kaya yakalamışım derken son kareye de geldim. Şöyle bir göz attım, evet bir kaya görünüyordu. Off, gözlerim yorulmuştu yüzlerce fotoğrafa bakmaktan! Makineyi kapadım, kapadım da son fotoğrafa aklım takıldı. O fotoğrafta bir şey vardı. Bir daha baktım, yanlış mı görüyorum diye bu sefer daha dikkatlice baktım.

Gökbel

Gökbel

Kayalık bir alan vardı ekranda ve kayalık alanın sol tarafından bir çift göz bana bakıyordu gür kaşların altından. Kayanın yüzeyinde bir portre vardı. Bir erkek yüzü! Bu nasıl olmuştu, o yüz kaya duvarın üzerine nasıl oturmuştu? Belki de kaya güneş ışınlarıyla bir yüz şeklini almıştı, ya da otobüsteki yolculardan birinin yansısıydı. Bilinçli bir çekim yapmadım, o kayayı ve kayanın yüzeyindeki portreyi makinem nasıl yakaladı şaştım kaldım! Binde bir olasılığı olan bir görüntü makineme nasıl düşmüştü? Digital makinelerde sürprizlerin olmadığını düşünürken makinem beni şaşırttı! Yunanistan’ın Meteora’sından Gökbel’imize geldik. Gökbel’in de Meteora gibi tanınmasını istiyorum yıllardır.

Gökbel

Gökbel

Sanırım bu dileğim gerçekleşecek. Eni dokuz kilometre, uzunluğu 26 kilometre olan Gökbel Vadisi jeopark yapılacakmış ve dünyadaki emsallerinin en büyüğü olacakmış. Dünyada sadece 27 ülkede jeopark uygulaması varmış. Türkiye’de ise ilk kez Muğla bölgesinde bulunan Gökbel Vadisi jeopark olacakmış.Unesco da Gökbel’in jeopark yapılmasına destek veriyormuş. Gökbel’in jeopark yapılma çalışmalarına başlanmasının üzerinden en az yedi-sekiz yıl geçti. Ben bu konuda umudumu yitirmedim, dört gözle bekliyorum.

Gökbel

Gökbel

Gökbel Vadisi Kayaları

Gökbel Vadisi Kayaları

DSC02239-gökbel-abGökbel’in jeopark olması yerli-yabancı pek çok kişinin ilgisini çekecek, milyonlarca yıllık Gökbel Vadisi sonunda dünya sahnesindeki yerini alacak. Gökbel’de dolaşmak, en genci 15 milyon yaşında en yaşlısı bir milyar yaşındaki doğanın heykellerini, Paleolitik ve Neolitik çağlara ait resimleri, Helenistik ve Bizans çağı yerleşimlerini, Bizans Dönemi duvar resimlerini  sizlerle keşfetmek güzel olacak! İnsan, yazarken anlattığı yerde uzun süre kalamıyor, bir yer başka bir yeri, bir olay başka bir olayı çağrıştırıyor. O çağrılara kulak verilince de bir yerden diğerine beyin hızıyla gidilebiliyor. Beynimizde bir yığın odacık ve bu odacıkların kapıları var, tesadüfen bile olsa herhangi birini tıklattığımızda kapı açılarak bizi odacıkların gizlerine çekiyor. Önümüzde türlü yollar açılıyor, o yollar bizi bambaşka yerlere, olaylara, kişilere götürüyor. Farkında olmadığımız yetilerimizi, düşüncelerimizi, biriktirdiklerimizi açığa çıkarıyor. Sadece açığa çıkarmakla kalmıyor, onları geliştiriyor, büyütüyor. Beyin, gelişmeye açık, biz onun kapılarından girince değişiyor, gelişiyoruz. Başladığımız, yaptığımız iş, her ne ise, katlanarak çoğalıyor. Açılmadığından menteşeleri pas tutmuş kapıları açmaya çalışalım, açılan kapılardan dalalım içeriye, beynimizin serüven dolu yolculuğuna çıkalım. Heyecan, tutku, sıradışılık, güzellik, mutluluk hepsi onda. Tüm bunları açığa çıkarmanın anahtarı da bizde…