GOETHE-GENÇ WERTHER’İN ACILARI

KİTABIN ADI: GENÇ WERTHER’İN ACILARI

KİTABIN YAZARI: JOHANN WOLFGANG VON GOETHE

KİTABIN TÜRÜ: ROMAN

indir (3)

Genç Werther’in Acılar

YAYINEVİ: CAN

1, BASIM: 2007

ÖZEL BASKI. 1. BASIM: 2018

4. BASIM: EYLÜL 2019

ALMANCA ASLINDAN ÇEVİREN: NİHAT ÜLNER

 

indir (2)

Johann Wolfgang von Goethe

Johann Wolfgang von Goethe, 1749 yılında Frankfurt-Almanya’dadoğmuş, 1832 yılında Weimar- Almanya’da ölmüştür. Goethe hem şair, hem roman ve oyun yazarıdır.Edebiyatçılığının yanı sıra da doğa filozofu, diplomat ve devlet memurudur. Genç Werther’in Acıları adlı eser, Goethe’nin coşkunluk akımı denen Sturm und Drang dönemini bize anlatıyor. Goethe, bu eserini yazdığı dönemde doğa karşısındaki duygulanmalarını, duyduğu coşkuyu, doğaya bakarken dizginleyemediği duygularını dile getiriyor. Aynı zamanda da dostu olan Schiller’le ‘Klasik Dönem’in temsilcilerinden biri olarak kabul ediliyor.

Genç Werther yaşadığı yeri bırakarak, doğanın hakim olduğu bir yere yerleşir. Buradan bir arkadaşına -bu hayali bir arkadaş olabilir- mektuplar yazar. O zamana göre mektuplardan oluşan bir roman yazmak pek görülmüş bir şey değildi. Mektup türü -adı üstünde mektup kime yazılır, çok yakın hissettiğimiz bir kişiye- bundan dolayı içtendir, samimidir, duygusaldır. O zamana kadar özellikle hem doğayı anlatan hem de duygusal tarzda herhangi bir kitap yazılmamış.

Sy. 20/”Bu arada belirtmeliyim ki, burada kendimi oldukça iyi hissediyorum. Yalnızlık, cenneti andıran bu çevrede benim kolayca ürperen yüreğim için tatlı bir deva gençlik mevsimi yüreğimi bütün bereketiyle ısıtıyor. Her ağaç, her fundalık birer çiçek demeti adeta; insan bu misk kokulu denizde yüzüp bütün besinini ondan sağlayabilmek için bir mayısböceği olmak istiyor.”

SAMSUNG CAMERA PICTURESSy. 21/”O kadar mutluyum ki, dostum, dingin bir varoluş duygusuna öylesine dalıp gittim ki, sanatım bundan zararlı çıkıyor.Resim yapmak benim için olanaksız, şu sıralarda, tek bir çizgi bile çizemem, ama hiçbir zaman şu anda olduğumdan daha büyük bir ressam da olamamıştım. Sevgili ovamdan buğular yükseldiğinde, tepedeki güneş, ormanımın geçit vermez karanlığının yüzeyine vurduğunda ve ancak tek tek ışınlar bu tapınağın içine gizlice ulaşabildiğinde, ben de derenin aşağıya döküldüğü yerde, yüksek otların arasına uzanmış olarak topraktaki binlerce bitki türünü şaşkınlıkla izleyip otların arasındaki  küçük dünyanın kaynaşmasına,SAMSUNG CAMERA PICTURES küçücük kurtların ve böceklerin sayısız ve anlaşılmaz biçimlerine yürekten yaklaştığımda ve bizi suretine göre yaratmış olan sınırsız sevginin esenliğini duyumsadığımda sonra da dostum, alaca karanlığın gözlerime çökmesiyle, gökyüzü ve beni çevreleyen dünya bir sevgilinin görüntüsü gibi ruhuma çöktüğünde içimdeki bu sıcak ve dolu yaşantıları ruhumun aynası olarak dışa vurup onlara kâğıtta can verebilsem.”

SAMSUNG CAMERA PICTURESİki parçadan da gördüğümüze göre doğa Goethe için çok önemlidir. l7. yüzyılda doğa sadece yan unsur olarak kullanılıyor, ama bir yüz yıl sonra l8. yüzyılda yazarımızın kahramanı doğanın içindedir ve doğanın içinde olmaktan mutludur. O da doğanın bir parçasıdır. Burada Panteizm felsefesini sanki edebiyatta görüyoruz. Panteizm ne demek? Panteizm, tanrı ile evreni bir kabul eder, bu görüşe göre Tanrı’nın evrenden ayrı bir varlığı yoktur. Tanrı demek evren demek her şey demektir. Panteistlere göre evrende olanlar Tanrı’yı meydana getirir.

Yazarımız eşitliğe de değiniyor, daha doğrusu eşitliğin olmadığını söylüyor, l8. yüzyılda alt ve üst tabakalar oldukça önemliymiş. Günümüzdeki eşitlik düşüncesine pek uymasa da, eseri çağına göre okumak gerekir diye düşünüyorum, yazarımız; her ne kadar alt tabakaya ilgi gösterdiğini söylese  üst tabakayı eleştirse de yazarımızın üst tabakada olmaktan memnun olduğu anlaşılıyor.

Sy.23/”Kentin alt tabakasından olanlar beni şimdiden tanımaya ve sevmeye başladılar, özellikle çocuklar. … Üst tabakadan olanlar kendileriyle sıradan halkın arasında soğuk bir mesafe bırakacaklardır hep, onlara yaklaşmakla bir şey yitireceklerine inanıyor gibiler. … Eşit olmadığımızı ve eşit olamayacağımızı iyi biliyorum; ama saygınlıklarını korumak amacıyla, ayaktakımı dediklerinden uzak durmak gereğini duyanların alt edileceklerini düşündükleri için, düşmanlarından gizlenen korkaklar kadar eleştirmeyi hak ettikleri kanısındayım.

Roman Goethe’nin yaşamına dayanıyor. Goethe çok genç yaşlardayken(22 yaşında) Wetzlar’da 1772 tarihinin 9 Haziranı’nda Charlotte Buff adında biriyle tanışır ve ona aşık olur. Charlotte o yıllarda 19 yaşındadır ve kendisinden oldukça büyük olan biriyle nişanlıdır. 1773 yılında çift evlenir ve   Goethe Wetzler’i terk eder.

Daha sonra 1824’te dostu olan Eckermann’a bir mektup yazar ve romanından bahseder: “Beni çok etkilleyen kişisel durumlardan doğdu Werther. Yaşamış, sevmiş ve çok acı çekmiştim.”

“Yine Goethe:”Beni sevindiren, acı veren ya da ilgimi çeken her olayı, bir imgeye, bir şiire dönüştürme ve böylelikle olaylarla arama mesafe koyma huyumdan ömrüm boyu vazgeçmedim. Bu nedenle de bildiğiniz yapıtlarımın tümü büyük bir itirafın parçacıklarıdır, der Kendi Hayatımdan Şiir ve Gercek adlı kitabında.”

Goethe bu romanını, 1774 yılında yazmış, yayımlandığı zaman çok dikkat çekmiş, yazarın kahramanının sonunda intihar etmesi pek çok kişiyi etkilemiş ve intiharlar olmuş. Yazarımız genellikle kendi etkilendiklerinden eserlerinde de bahsediyor; acaba intihar olayı arkadaşı Jerusalem’in aşk yüzünden yaşamına son vermesinden dolayı olabilir mi? Aslında ben bundan bahsetmeyecektim, önsözden etkilendim anlaşılan. 1774’te yazılan bir kitap bizde ancak 1930’da yayımlanabiliyor. Bir edebiyat eserini bile kaç yüzyıl sonra okuyabiliyoruz, 1930’da Genç Werther’in Acıları adlı kitabı Nurullah Ataç çevirmiş. Daha sonra 1940’tan 2000’li yıllara kadar defalarca Türkçe’ye çevrilmiş ve yayımlanmış. Bu da kitabın okur tarafından sevildiğini gösteriyor. Yıl 2020 oldu, biz hâlâ Genç Werther’in Acılarını okuyor ve onunla ilgili yazıyoruz. O yıllarda etkilenildiği kadar etkilenilmese de olayın dışında anlatılan düşünceler hâlâ güncelliğini koruyor. İşte klasik olmak böyle bir şey. Defalarca kullansam da Erdal Öz’ün klasiği anlatan özdeyişini bir kere daha yazmak istiyorum “Bence ‘klâsik’ olan, olduğu yerde donup kalmamış, canlılığını yitirmemiş, yaşayan, devinim dolu, insanı en değişmez yanından yakalamış, ölümü yenmenin yolunu bulmuş, ölümü aşmış olandır.”diyor Erdal Öz.

Sy.33/”Kısacası,gönlümü yakından ilgilendiren biriyle tanıştım. Öyle ki… Bilmiyorum.

… Bir melek!-Laf! Sevdiği için herkes böyle demiyor mu?Yine de onun ne kadar kusursuz olduğunu anlatabilecek durumda değilim; kısacası aklımı başımdan aldı.

Sy.37/”Teyze kızı, geçenlerde ona yollamış olduğu kitabı, okuyup okumadığını sordu. -‘Hayır, pek beğenmedim, onu geri verebilirim. Daha önceki kitap da bundan daha iyi değildi,’ dedi. Bunların hangi kitaplar olduğunu sordum, verdiği yanıtlar beni şaşırttı.Söylediği her şey o kadar kişilikliydi ki,ağzından çıkan her sözcükle birlikte ruhunun yeni bir alımlılığı ve yeni bir ışıltısı yüzünde ifadesini buluyordu ve gittikçe serpiliyordu, çünkü Lotte söylediklerini anladığımı duyumsuyordu.

Daha gençken roman kadar sevdiğim hiçbir şey yoktu. Tanrı biliyor ya, pazar günleri bir köşeye çekilip bütün yüreğimle Miss Jenny’nin mutluluğunu ve kederini paylaşmak ne çok hoşuma giderdi .Roman türünün hâlâ bana çekici gelen yönleri olduğunu yadsımıyorum. Ama elime çok seyrek kitap geçtiğine göre, tam zevkime uygun olması gerekir. En çok beğendiğim yazarlar, yazdıklarında kendi dünyamı, benim çevremde olup bitenleri bulduğum yazarlardır, Anlattıkları öykü,doğallıkla bir cennet olmamakla birlikte, yine de anlatılmaz bir mutluluğun kaynağı olan kendi evim kadar ilgimi çekmeli.”

SY.38/”Onu dans ederken görmeliydin! Bütün yüreğiyle, bütün ruhuyla kendini dansa veriyor, dansa bütün bedeniyle uyum sağlıyordu. Öylesine kaygısız, öylesine yapmacıksızdı ki, sanki her şey aslında bir dansmış, danstan başka hiçbir şeyyokmuş, başka bir şey düşünmüyor ve duyumsamıyormuş gibiydi,Dans ettiği anda çevresindeki her şey kesinlikle yitip gidiyordu.”

Sy.39/”Hiç bu denli hoş ve kolay gelmemişti bana dans etmek.Sanki insan değildim artık. Dünyanın en sevimli varlığını kollarımda tutmak ve çevredeki her şey yitip gidene kadar onunla havalarda uçmak! Wilhelm, dürüst olmam gerekirse, sevdiğim ve bir hak iddia edebildiğim bir kızın benden başkasıyla vals yapmasına ne pahasına olursa olsun izin vermeyeceğime dair kendi kendime yemin ettim.”

Lotte’nin evlendiği Albert’in ayakları yere basıyor, intihara karşı olan biri, bunu aşağıdaki sözünden çok iyi anlıyoruz.

Sy.63/ “Albert:’Bir insanın kendini öldürecek kadar budala olabilmesi aklıma sığmıyor; bunu düşünmek bile istemiyorum, dedi.”

Werther’in düşünceleri ise bambaşka, Werther çok mutsuz ve acı çeken biri.

Werther: “Böyle mi olmalıydı: İnsanın mutluluğu, aynı zamanda kederinin kaynağı mı olmalıydı?”

Lotte, Albert ile evlenir. Werther onların aile dostlarıdır ve Lotte ile Albert’in evine gider, onlarla sohbet eder. Lotte, Werther’in dediğine göre Werther’i sevmektedir. Biz her şeyi Werther’in ağzından dinliyoruz, daha doğrusu okuyoruz-mektuplar aracılığıyla- acaba Lotte gerçekten Werther’i seviyor muydu? Yoksa her şeyi Werther mi öyle zannediyordu?  Lotte Werther’i seviyorsa neden Albert ile evlendi? Werther’i sevse bile -bunu bizler bilemiyoruz- Albert dürüst, oldukça aklı başında biri , Lotte onu evlenilecek kişi olarak görebilir; Werther’in hayalci olduğunu anlayan Lotte onu sevse de güvenemiyor olabilir.

SAMSUNG CAMERA PICTURESWerther doğaya o kadar hayrandı, doğa ona kendini mutlu hissettiriyordu; Lotte’nin evlenmesiyle doğa artık ona güzel gelmemeye, onu mutlu etmemeye başladı. Werther çelişkili duygulara sahip, gerçekçi olmayan biri. Yaşamına son vermesi ne kadar aciz bir insan olduğunu anlatıyor bize. Belki de yaşadığı çağın üzerinde etkisi vardır. Muhakkak ki doğa aynı doğadır değişen Werther’in dünyaya bakışı yani hayal gücüdür.

Sonuçta Werther Lotte’nin evlenmesine dayanamaz ve intihar eder, o dönemde kitabı okuyanlardan bazıları Werther’in yaptığını yapar. Hayatta kalıp mücadele etmek herkesin yapabileceği bir şey değil, bir şekilde bu -hayattan kaçış- onlara daha kolay gelmektedir.

ALINTILAR-6

“Kitap; dost olabildiğin kadar dost, sevebildiğin kadar sevgidir.”

“Meyveler giderek yeşilden sarıya dönüyor.

Yapraklar da öyle…

Meyvenin sararması, yaşam sevincinden başlayıp onlarca olumluluğu, yaprağın sararması düşüşten başlayıp onlarca ölümlülüğü çağrıştırıyor.

Duygular karışık, renk aynı sarı…

İlahi doğa, bu nasıl tasarı!”  Mustafa Balbay 

mustafa-balbay6

MustafaBalbay(1960-)Gazeteci, Siyasetçi, Yazar

“Ayrılacağını açıklayan tüm liderlerin ardından partiyi toparlayacak ikinci kişi çıkmıyor.

Neden? Çünkü gelen lider partisini kısırlaştırıp siyasi doğumu yasaklıyor. “ Mustafa Balbay 

250px-Sait_Faik_Abasıyanık

Sait Faik Abasıyanık (1906-1954) Öykü ve Roman Yazarı, Şair

“Sait Faik en büyük yalnız adamdı.” Hüsamettin Bozok

“Sait Faik kendini yoktan var etmiş bir öykücüdür, çöpsüz üzümdür.” Fethi Naci

sait faik abasiyanik eserleri

Manşet girin

“Sait Faik, gerçekleri kendi açısından adeta bir rüya gibi verir.” Vedat Günyol

NERMİ Uygur

Nermi Uygur(1925-2005) Felsefe Profesörü, Yazar

“Bir kitapsa elindeki

Sen sen değilsin artık” Nermi Uygur

“Her sevdiğim kitap bir dağ ışığı, ovadan vadiye, yayladan doruğa.”

Öyle çok şeye bağımlı ki kitabın iyisi; okuyan kişiye, araca, konuya, okuma zamanına, yazara, dile, yazıya, okuyuşa, kültüre, topluma bağımlı ki, bir çırpıda saymakla bitesi şeyler değil:”

“Kitaplar ülkem benim; kırı ovasıyla, gölü denizi, yılanı çıyanı, çirkini pisiyle, güzeli güzellikleriyle, görünür görünmez sevgiler, alışkanlıklarla bağlıyım bu ülkeye…”

“Hiç kitap okumamayı ”mutluluk” diye bilmek, benim hiçbir zaman bilemeyeceğim bir “mutluluk” türü.

“Az kişinin okuduğu, çok kişinin okuyup anlamadığı kitaplar beni özellikle çekiyor.”

“Gönlümün çektiği kitaba atlayıp açılmak için göze alamayacağım sıkıntı yok.”

“Gönlüme göre kitaplar konuk ettim, diyene ne mutlu!”

“Daha önce okuduklarımı çağıran, onlarla hesaplaşan, onları yenileyen, onları unutturan kitaplara çok şey borçluyum.”

“Kitaplar, çok basılmış, az basılmış ne çıkar bundan. Önemli olan; İyi kitapların basılıp engelsiz yayılması, bol bol okunması, yeterince anlaşılması; kişide, toplumda, kültürde güzel etkiler yaratması, şimdinin ve geleceğin insanlarına verimli olanaklar sağlaması.”

“Kendime yetmiyorum, öyleyse okuyorum.”

“Bazen bir kitaptan öbürüne geçince yalnızca iklim değiştirmiş olmuyorum, evren değiştiriyorum.”

“İyi ki, temelden temelden düşünüp eleştiren, düşünce yaratan, içten içten duygu arıtan, duyarlık arttıran kitaplar var!”

“Okuduğum bazı kitaplar, kendimi kurmak için kurduğum iskeleler.”

“Hiçbir kitap, tepeden tırnağa alçak gönüllü olamaz. Çünkü kitap; yazı, yani; umut, sav, coşku, deney, akıl yürütme…”

“Her okurla hep yeniden doğan kitap, büyük kitaptır.”

“İstekle içtikçe kaynar kaynak.” Nermi Uygur

“Türküler unutulsa da seslerden izler hâlâ büyülüyor bizi. Nice güzel kadınlar, erkekler çürüyüp gitti; ama heykellerine hayranız hep. Yitip gitmiş bazı kültürler, olsa olsa, kimi eski kimi yeni bazı kitaplarla ayakta.”

tadı damağımda“Her okuyuşumda kendi içime daldığım kitaplar var. Ben’imde yitip gidiyorum her okuyuşumda kendi içime dalıp gittiğim kitaplarla. Ne güzel şey, kendine kavuşması insanın! Böylesi özlenen bir kavuşmayı ise başkalarına borçluyuz. Nitekim beni bana götürdü bu kitaplar. Sözgelimi: Yunus Emre Divanı ile Lao Çe’nin Tao Te King’i.

Yunus’la Lao Çe ile ben ben oldum. Olup bitme diye bir şey iç gerçekliğime aykırı düştüğüne göre, şöyle diyorum, Yunuslar’la, Lao Çe’lerle kendimi okuyorum yavaş yavaş.

Başkalarının açtığı yollardan kendime doğru gidiyorum. Zaman zaman bir araya geldiğim, konuşup görüştüğüm nice insanlardan çok daha önemli benim için bu türden , başkaları. Bu senler olmasaydı, benim ben’im olmayacaktı; olsa bile, nasıl bir ben olurdu, bilemem. Yalnızca belleğimde değil, bilincime yaygın, bilincimi oluşturan kitaplar bunlar.” Nermi Uygur/Tadı Damağımda

“Sözün en güzeli; söyleyenin doğru olarak söylediği, işitenin yararlandığı sözdür.” Aristoteles

Shakespeare

William Shakespeare(1564-1616) İngiliz şair, oyun yazarı, oyuncu

ışıl kasapoğlu

Işıl Kasapoğlu ( 1957- ) Tiyatrocu, Yönetmen

“Shakespeare için İngiliz derler… Oysa hepimiz biliyoruz ki Shakespeare sadece İngiltere’de oturanlar için İngiliz, Fransız insanı için Shakespeare Fransız bir yazar, Ugandalı seyirciler için Ugandalı, Cezayirliler için Cezayirli, Kolombiyalılar için Kolombiyalı. Ya da Nijeryalı, Pakistanlı, Koreli…

Bizim için de Türk. Shakespeare bizim yazarımız  Hamlet de kahramanımız.” Işıl Kasapoğlu

“Bazen küçük şeylerden ne müthiş sonuçlar alındığını gördükçe, içimden küçük şey diye bir kavram olmadığını düşünüyorum.” Bruce Barton

Hasan Ali Yücel

(1897-1961) Eğitimci, Kültür ve Siyaset Adamı, Milli Eğitim Eski Bakanı, Köy Enstitüleri Kurucusu, Yabancı Klasikleri Türkçeye Kazandıran Kişi

“Tarih insanlığın hafızasıdır.” Hasan Âli Yücel

“Medeniyet bir bütündür. Batı ve Doğu ne kadar farklı olursa olsun bir bütünün parçalarıdır.”

Hasan Âli Yücel

Nilgun Marmara-

Nilgün Marmara(1958-1987) Şair

“Çocukluğun kendini saf bir biçimde

Akışa bırakması ne

Güzeldi. Yiten bu işte!”  Nilgün Marmara

“Beş yüz yıldan beri, ülkenin hiçbir yanında kimsenin sevinçten ölmediği ileri sürülüyordu.”

G.C.Lichtenberg

iki yeşil su samuru-buket uzuner“Çok gençken herkesi, her şeyi, hatta dünyayı değiştirebileceğimizi sanırız. Nasılsa hiç yaşlanmayacak, hiç ölmeyecek ve sonsuza ulaşacağızdır. Oysa duvarda tek bir tuğla olduğumuzu ve ancak ‘iyi bir tuğla’ olmayı başarmakla yükümlü olduğumuzu görürüz bir gün…” Buket Uzuner/ İki Yeşil Susamuru

“ Problemler; bizim cesaret ve aklımızı uyarırlar, onları ortaya çıkartır, cesur ve akıllı olmaya zorlarlar bizi. Çünkü duygusal ve zihni gelişmemizi yalnızca sıkıntılar ve sorunlar yaratırlar.” Dr. Scott Peck/En Az Gidilen Yol

platonjpg

Platon(Eflatun) M.Ö. 427-347  Antik Klasik Yunan Filozofu, Matematikçi, Atina Akademisi Kurucusu

“Doğruluk, her insanın kendi işini yapmasıdır.” Platon

“Asıl yalnızken yalnız değilim.” Schiller

“Bir insanı yargılamadan önce gökte üç ay eskiyinceye dek onun makosenleriyle yürü.” Amerikan Kızılderililerinin Deyişi.

Afşar Timuçin

Afşar Timuçin(1939- ) Felsefeci, Şair, Yazar, Çevirmen

 

“Yaşatırım sende kendimi

Yaşamak diye umut diye

Ne olursa dönemem geriye

Ben kavgaları yaşatmış biriyim

Denizler deniz olsun diye

 

Korku gibi girip akşamlarıma

Bana sorarsan kimsin diye

Bütün savaşlarda vuruşmuş biriyim

Ben umutları yaşatmış biriyim

Yarınlar yarın olsun diye.” Afşar Timuçin

Goethe

Johann Wolfgang Von Goethe(1749-1832) Alman Edebiyatçı, Politikacı, Ressam, Doğa Bilimcisi

“Neyi  yapabiliyorsan  ya da yapabileceğini hayal ediyorsan başla; cesarette deha, güç ve büyü de vardır.” Goethe

DÜŞÜNEN ADAM HEYKELİ

Düşünen Adam Heykeli-Auguste Rodin(Fransız Heykeltraş1840-1917)

“Düşünen Adam; Cehennem Kapısı’nın en önemli kişisi. Rodin onu o kadar sevmiş ki, tutmuş onun bağımsız bir yontusunu yapmış. Sürekli düşünmeye, insan gibi düşünmeye, içlenmeye götürüyor sizi.” Mücap Ofluoğlu / Aynada

“Son demlerinde pek çok insanla birlikte oldum… O anda ne kazandıkları parayı, ne elde ettikleri mevkileri düşünüyorlar. Akıllarında tek kalan hayatları boyunca sevmiş oldukları ve onları sevmiş olan insanlar…

Hayatta tek gerçek bu; “SEVGİ ÇEMBERİ… “  Dr.B.Healey