NADİDE BİR BÜK-2/ ORHANİYE-KIZILYOL(KIZKUMU)-KIYI OKU SÖYLENCELERİ

 

SAMSUNG CAMERA PICTURESKızıl yol bitti. Su derinleşti. Durdum, burada artık yürünemez, yüzülür. Çevreme bakıyorum, yürüyen yüzlerce kişinin de benimle yolun sonuna vardığını umuyorum. O ne? Benden bir adım önde duran iki genç kızdan başka kimseler yok ortalıkta. İkisine de aynı uzaklıktayım. Duruyoruz. Kısa bir an  dönüp bana bakıyorlar, ikisi de uzun, kızıl saçlı, birinin saçları dalgalı diğerininki düz. Düz saçlının gözleri mavi, dalgalı saçlı kızın gözleriyse yeşil. Doğrusu hoş kızlar! Ama çok dalgın ve düşünceli görünüyorlar. Yoksa dilek mi tutuyorlar? Söylentilere göre bu yolun sonuna kadar gidip dönen kişilerin tuttukları dilekler gerçekleşiyormuş.

My captured picture

Orhaniye-Kızkumu

Ben dilek tutmadım. Kızkumu’yla ilgili değişik söylenceler (efsaneler) dolaşıyor dillerde. O söylenceler belleğimde uçuşuyor. Anadolu söylenceler diyarı, yolumuz nereye düşse orayla ilgili sayısız söylenceyle karşılaşıyoruz.

Dalgın dalgın, karşı büke bakan kızıl saçlı güzeller aniden bana döndüler ve aynı anda:

-Söylence mi dediniz? diye haykırdılar.

– Söylence dedim mi demedim mi? bunu anımsamıyorum da söylenceleri düşündüğümü biliyorum. Ya sizler, duydunuz mu Kızkumu’yla ilgili söylenceleri? diyorum.

-Duymak mı? diyor dalgalı, kızıl saçlı olan. Hayır, duymadım! Anlatılanları yaşadım, yaşadım ve öldüm.

-Aaa! Nasıl olur böyle bir raslantı? Ben de yaşadım, çok korktum; ama deniz yardımıma yetişti, beni korsanlara vermedi, dedi diğer kızıl saçlı.

– Neee? Neyi yaşadınız? Ne diyorsunuz siz? diye şaşkınlıkla sordum. Sahi, ne anlatıyorlar bunlar? Söylenceler söylencedir…

Önce ben anlatayım, dedi dalgalı, kızıl saçlı, yeşil gözlü olan:

“Çok çok eskilerde yaşadım. Size göre binlerce yıl önce. Babam bu yörenin hükümdarıydı. Beni çok sever, gözünden bile sakınırdı. Bu büke her gün küçük bir tekneyle gelen bir balıkçıya âşık oldum, o da bana sevdalandı. Birbirimizi görmeden duramıyorduk. Onunla evlenebilmem olanaksızdı. Ben bir hükümdar kızıydım o ise bir balıkçıydı. Onu küçümsediğimi sanmayın, o benim için çok değerliydi. Ancak o zamanın töresi, bizim evlenmemize izin vermiyordu. Biz bunu bile bile her gece buluşuyorduk. Ah aşk! Töre, kural, hükümdar, prenses, balıkçı tanımaz. Aşk, her zorluğa göğüs gerer, her töreyi alt üst eder, her şeye karşı koyabilir. Aşk korku nedir bilmez. İkimiz de aşkımızla ölüme meydan okuyorduk. Ben her gece kumsalda bulunduğum yeri ışıkla işaret ediyordum, o minik teknesinin küreklerini hızlı hızlı çekerek bana koşuyordu, gün doğana kadar birlikte oluyorduk.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Kızkumu

Sevgili babam bu durumu öğrenmiş, askerlerine -belirlediği bir gece- beni tutmalarını ve sevgilime (balıkçıya) işaret göndermelerini emretmiş. Ve o aysız gecede askerler beni yakalayarak sevgilime işaret gönderdiler. Karanlık, sessiz, sakin bir geceydi. O karanlıkta ve sessizlikte duyduğum tek ses sevgilimin bana bir an önce kavuşmak için çektiği küreklerin suya dalıp çıkma sesiydi. Onlarca asker onun kıyıya çıkmasına izin vermeyecek, onu acımadan öldürecekti, buna izin veremezdim. Beni tutan askerden nasıl kurtulduğumu anımsamıyorum.

SAMSUNG

Orhaniye-Kızkumu-Kızıl Yol ve Merkez Mahallesi(Turgut Ağnak Tepe’den Kızkumu’na Bakış)

Kendimi denizin içinde koşarken buldum, ben suda koştukça su derinleşeceğine bastığım yer kumdan yol oluyordu. Arkamdan koşan askerler ise denize gömülüyordu. Nefes nefese koşuyordum, çok yorulmuştum, ona çok yaklaştığımı hissettim, onun nefesini duyuyordum. Nefesini yüzümde hissettiğimde büyük bir sevinç ve aynı anda korkunç bir acı duydum. Acımın nedeni sevgilime atılan oktu, o ok beni vurmuştu. Onun kollarında son nefesimi verdim, daha sonra bizi ne gören ne duyan oldu. Söylenceye göre kanım denize karışınca bu kum yol kızıla boyanmış.”

Bitti mi? diye sordu uzun, düz, kızıl saçlı, mavi gözlü genç kız ve devam etti.

-Senin söylencen benimkinden daha anlamlı! Sen aşk için büyük bir aşkla âşığınla yitip gitmişsin. Bu güzel bir son!

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bybassos Adası
SAMSUNGOrhaniye-Kızkumu

“İki belki de üç bin yıl önceydi. Kentimizin adı Bybassos’tu. Babam Bybassos’un kralıydı. Ben de onun biricik kızıydım. Güzelliğim ve ülkemin güzelliği dillere destandı o zamanlar.Bunun için de sürekli korsanlar saldırır, savaşlar olurdu. Uzuun bir savaş sonrası düşmanlarımız Bybassos’u ele geçirdiler. Babamı ve halkımızın büyük bir bölümünü öldürdüler. Üzüntümü bir az olsun hafifletebilmek için deniz kenarında dolaşıp iri kum tanelerini ve irili ufaklı taşları topluyor, eteğime dolduruyordum. Kıyıya yanaşan korsan teknelerini fark etmedim, korsanların bana doğru geldiğini görünce onlardan kaçmak için denizin içinde koşmaya başladım, yüzme bilmiyordum. Denizde koştukça eteğimdeki kumlar ve taşlar denize dökülüyor, kumların döküldüğü yerler kumdan set oluşturuyordu. Çok korkmuştum, bir an önce karşı kıyıya ulaşmak istiyordum, ama hava karardı, nereye gittiğimi göremiyordum. Eteğimdeki taşlar da tükendi, kum ve taşlardan oluşan yol bitti. Sular derinleşti, ben sularla bütünleştim, deniz beni korsanlara vermedi.”

İşte benimle ilgili anlatılan söylence de bu! İkimiz de karanlıkta denizin koynunda yitip gitmişiz.

DSC06070-mehmet aksoy-deniz kızı heykeli a

Mehmet Aksoy’un Deniz Kızı Heykeli

Kızkumu’nun bittiği yerde Mehmet Aksoy’un Deniz Kızı Heykeli’nin durduğunu hayal ediyordum. Deniz Kızı Heykeli’yle bu olağanüstü güzellikteki doğa parçası hoş bir ikili oluştururlardı. Bu muhteşem doğaya muhteşem bir sanat eseri çoook yakışırdı doğrusu! Ama bu düşüncemden hemen vazgeçtim, Kızkumu’nda yürüyenler Mehmet Aksoy’un yontusunun üzerine olur olmaz sözcükler yazabilirdi, pek çok yerde bunun örnekleri var bildiğiniz, gördüğünüz gibi. Hiç kimse o yontu yapılırken duyulan heyecanı, verilen emeği düşünmüyor sanırım. Düşünseler o güzelim heykelleri kargacık burgacık yazılarla kirletmezlerdi. Evet evet, heykelin buraya konulmasından vazgeçtim. Çok komik, sanki hemen o heykeli oraya koymayı düşünenler var da(!) Ben kendi kendime düşünüp karar veriyorum. Bir yandan Deniz Kızı Heykeli’ni hayal ederken diğer yandan kızıl saçlı güzellerin kendileriyle ilgili anlattıkları söylenceleri dinliyordum. En son denizin koynunda yitip gitmişiz, diyordu biri. Bu doğru değildi, yitip gitseydiler binlerce yıldır söylenceleri söylenegelir miydi? Onların bu söylencelerde sonsuza kadar yaşayacaklarını düşündüm. Bu düşüncemi onlara söylemek için durdukları yere baktığımda ikisini de göremedim. Gitmişlerdi.

Kızkumu’yla ilgili söylenceler, Anadolu’nun birçok bölgesinde olduğu gibi hüzünlü, sonu ölümle biten söylenceler ne yazık ki!

My captured picture

Kızkumu

Kızkumu’nu ilk gördüğümde ona ‘kızıl ok’ demiştim, ok gibi denizin içinde ilerliyordu kızıl renkli kumdan set. Bu çeşit oluşumlara meğer ‘kıyı oku veya kıyı kordonu’ deniyormuş. Dalga ve akıntılar, kıyılardan taşıdıkları maddeleri, küçük koylarda biriktirerek bir ucu karaya bağlı ve denize ok şeklinde uzanan yığıntılar meydana getirerek kıyı okunu oluşturuyormuş, Kızkumu da böyle oluşmuş. O bir kıyı oku! Şayet kıyı oku (kordonu), bir koyun önünü kapatacak şekilde gelişirse kıyı kordonu gerisinde lagün oluşurmuş. Kıyı oku burada koyun önünü kapatmamış; ama Kızkumu’nun sol tarafında yüzmek olası değil, burası sazlık ve bataklık.

SAMSUNG

Orhaniye-Kızkumu Deniz Börülcelerinin Olduğu Alan

Vadiyi ikiye bölerek denize dökülen dere ağzının etrafı ise deniz börülcelerinin yaşam alanı. Yazın yemyeşil, sonbaharın başlarında pembe daha sonra koyu pembe, kışın kahverengiye boyanan deniz börülceleri… Turkuazla ne hoş bir armoni oluşturuyor.

PENTAX Image

Orhaniye-Kızkumu Sahili’nde Bir Restoran

Kızkumu’nun özellikle yaz aylarında ziyaretçisi çok, bilhassa ‘cip-safari’ye katılan yerli- yabancı turistlerin mutlaka uğradıkları bir yer Kızkumu. Kimi günler aynı anda bin, gün boyunca ise beş bin kişi yürüdüğünden Kızkumu zarar görüyor, köy halkı ve çevreciler Kızkumu’nun girişine turnike kurulmasını ve bu doğal yolda aynı anda en fazla elli kişinin yürümesini istiyor.

Ayrıca Marmaris Çevre ve Turizm Gönüllüleri Derneği Yöneticileri de Kızkumu’nun Orhaniye Koyu’ndaki doğal akıntılar ve su altı florasındaki değişikliklerden dolayı zarar gördüğüne dikkati çekiyor. Sorunun, bölgede deniz dolgularına izin verilmemesiyle ve yatların, teknelerin denize demir atmalarının engellenmesiyle çözülebileceğini, 25 yıl önce yürüyenlerin topuklarını ıslatan suyun, şimdilerde insanların diz kapağına ulaştığını, önlem alınmazsa Kızkumu’nun her geçen yıl daha fazla sulara gömüleceğini söylüyorlar.

Kızkumu gibi harika bir oluşumun yok olup gitmesi korkunç bir durum. Bir an önce önlem alınması gerekiyor.

IMG_20180509_124005kızkumu başlangıcı a

Kızkumu Başlangıç Noktası

Deniz üstündeki yürüyüşümü bitirip Kızkumu’nun başlangıç noktasına döndüm, karavanımız park yerinde uslu uslu bizi bekliyordu. Burada bir kafe var, Kızkumu’nda yürüyenlerin dinlenip bir şeyler yiyip içtiği… Park yerinde karavanımızdan başka en az yirmi cip park etmişti. Cip safarilerle Bozburun Yarımada’sını gezen turistler deniz okunda yürüdükten sonra kafede ve plajda Kızkumu’nun keyfini çıkarıyorlar. Ciplerin arasından geçip deniz kenarında durdum, çevreme baktım. Tam karşımda duran minik ada ve üzerindeki kale kalıntısıyla göz göze geldik. Davetkâr bakışları vardı, sanki ‘şimdi sıra bizde, bize gelin’ diyordu o bakışlar.

NADİDE BİR BÜK-1: ORHANİYE- KIZIL YOL- KIZKUMU

  Marmaris, her geçen gün büyüyor, ormanlar betona yenik düşüyor. Beton büyüdükçe yeşil kaçıyor. Maviyle yeşilin aşkı bitiyor, âşıklar her geçen gün birbirlerinden uzaklaşıyor. Yine de pek çok kıyı kasabamıza göre Marmaris iyi durumda; ama yeşilin her geçen gün daha uzağa daha uzağa gitmesi doğaseverleri kaygılandırıyor. Marmaris ve çevresi eski çağlarda antik kentleri yaşatmış koynunda. Bu antik kentlerin yaşamlarını sürdürdükleri köyler ve koylar günümüz insanının da yaşam alanları. Buralarda yaşayanlar bulundukları yöreden çok hoşnutlar, köylerini çok seviyorlar.

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi

Eski çağlarda antik kentlerin bulunduğu koylar ve köyler bugün de olağanüstü güzellikleriyle yerli ve yabancı turistleri etkiliyor. Biz de olağanüstü güzellikteki köyleri ve koyları görüp bu güzellikleri doyasıya yaşamak için Marmaris’in en nadide koylarının bulunduğu Bozburun Yarımadası’nı keşfe çıktık. Uzun bir keşif yolculuğu olacak bu! Bozburun Yarımadası’nın gözlerden uzak koylarında ve koyların hemen arkasında başlayan tepelerinde, bu tepelerin çevrelediği vadilerinde, bu vadilerde kurulmuş köylerinde neler görüp neler yaşayacağız? Bu köylerde yaşayanları tanıyıp dost olacak, onların yaşamlarına karışacak, yaşam öykülerinin bir parçası olacağız. Onlar da bizim yaşamımıza karışacaklar. Heyecanlanmamak elde değil! Acaba bu heyecan mı insanoğlunu taa eski çağlardan beri keşiflere yönelten?

DSC03085ucba karavan a

Hisarönü Köyünün Sahili Ucba

Bindik atlarımıza, ne atı canım? Eski çağlar deyince en eski ulaşım araçlarından olan at geldi aklıma. At falan yok! Bindik karavanımıza Marmaris’ten çıktık yola Datça’ya doğru. Datça’ya varmak değil amacımız! Datça-Marmaris yolunun aşağı yukarı 20. kilometresinde Bozburun Yarımadası levhasını gördük, yolun sol tarafını işaret eden. Döndük sola, bir levha daha karşıladı bizi üzerinde Orhaniye, Turgut, Selimiye, Bozburun ve en altta -sonradan eklenmiş- Bayır Köy yazan. Günümüzde bu köyler artık mahalle oldu. Hisarönü Mahallesi, Orhaniye Mahallesi, Turgut Mahallesi, Selimiye Mahallesi vb.

SAMSUNG

Bozburun Yolu

Yarımada’ya girdik, yol asfalt, rahat bir yolculuk olacak! Deniz, yolun sağında. ileride; sol taraf ormanlık. Önce bir köprüden geçiyoruz, adı Hisarönü.

Bozburun Yarımadası’yla Datça Yarımada’sının ilişkisi milyon milyon yıl önce başlamış. Bozburun’la Datça Yarımadası önce derin mi derin bir koy oluşturmuş, sonra da her iki yarımada bu deriiin koya girinti-çıkıntılarıyla onlarca büyük, yüzlerce küçük koy doğurmuş.

DSC03190-a

Hisarönü Körfezi

Ve ülkemizin en güzel körfezlerinden biri olan Hisarönü Körfezi ortaya çıkmış.

Asfalt yolda iki-üç kilometre ilerledik, Hisarönü Körfezi’yle aynı adı taşıyan Hisarönü köyünü yolun sol tarafında gördük, köy denizden bir-iki kilometre içeride, sahile yakın yerlerde genellikle oteller, apartlar, pansiyonlar, kampingler ve yazlıkçıların evleri var. Sahile inen yol boyunca bunları görüyoruz.

SAMSUNG

Hisarönü Koyu

SAMSUNG

Hisarönü Köyünün Kumsalı/ Ucba ile Kırmızı Renkli Kumsalı Kayalıklar Birbirinden ayırıyor

IMG_20180101_113004Hisarönü sahili a

Hisarönü Sahili

SAMSUNG

Hisarönü Sahili

Sonunda deniz kenarına ulaştık, yol sola kıvrılıyor, sağ tarafta kırmızı renkli kumsalı olan Hisarönü koyunu görüyoruz, Hisarönü kumsalına bir selam çakıp yola devam ediyoruz.

Hisarönü Körfezi’nin Bozburun ayağını adım adım dolaşacağız. Hisarönü Körfezi’nin yanı sıra ilerliyoruz karavanımızla.

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi’nde Bir Koy

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi’nin Koyları

Deniz mavi, gök mavi arada yemyeşil çam ormanları; yeşille mavi sarmaş dolaş büyük bir aşkla dans ediyor maviliklerde yüzen beyaz bulutlarla. Yoldan geçen onlarca araç, araçların içinden onları seyreden ya da sularında yüzen insanlar hiç ilgilendirmiyor yeşille maviyi. Onlar birlikteliklerinin keyfini sürüyor, aşklarının tadını çıkarıyorlar.(

IMG_20190225_183435erguvan ab

Minik Bir Erguvan Ağacı

Eğer bir bahar günü yolunuz buraya düşerse yol boyunca açmış erguvan ve mimozaların yeşil ve maviye ne kadar yakıştığını görürsünüz.)

DSC05878

Hisarönü Körfezi

Onları seyredenler de maviyle yeşilin olağanüstü güzelliklerinden gözlerini alamayıp Hisarönü Körfezi’nin ışıltılı sularına, masmavi göklere uzanan ve ışıltılı sulara sevgiyle, tutkuyla rengini veren çam ormanlarına sevdalanıyorlar.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye,Aşağı Keçi Bükü Mahallesi, Martı Marina, Bybassos Adası

İrili ufaklı pek çok bük bize olanca çapkınlığıyla göz kırpıyor, hangi bükte denize girsek diye düşünürken bir yokuş çıkıp sola dönüyoruz ve olanca ihtişamıyla karşımızda onu görüyoruz:

Körfezin, büklüm büklüm karaya sokulup önce büyük bir bük, daha sonra da minik bükler oluşturmuş en nadide büklerinden ORHANİYE. Hisarönü Körfezi’nin önemli turizm merkezlerinden biri. Marmaris’e uzaklığı 27.8 kilometre. Eski bir Rum köyü… 12. yüzyıldan itibaren Türkmenler gelip yerleşmeye başlamışlar bu köye  ve yöreye hayvancılığı getirmişler. Rumlar ise genellikle denizcilikle uğraşmışlar. Doğal bir liman olan Orhaniye eski çağlardan beri gemicilik ve balıkçılık için uygun bir mekân olmuş.

Bybassos Antik Kenti’nin yerleşim alanı içerisinde olan köy; Karya, Rodos, Roma, Bizans, Menteşoğulları, Osmanlı yönetimi altında kalmış. Osmanlı zamanında Türkler ve Rumlar bir arada yaşamışlarsa da Türklerin çoğalması ve Osmanlı gücü Rumların yavaş yavaş buralardan göçmesine neden olmuş. Orhaniye’den göç eden Rumlar arazilerini birbirlerine bırakarak gitmişler; yaşlı, kır saçlı, kır sakallı Vasil(Vasri) köyün ağası olmuş ve köyün adı 18. yüzyıldan sonra Kırvasil diye anılmış. Cumhuriyetin ilanından sonra da Kırvasil’in adı Orhaniye olarak değiştirilmiş. Kırvasil, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir-iki yıl İtalyanlar tarafından işgal edilmiş. Mübadeleden sonra Orhaniye’de yaşayan Rumlar Yunanistan’a gitmiş, Yunanistan’da yaşayan Türkler de buraya gelmiş.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye Merkez Mahallesi

Günümüzde Orhaniye’nin Keçibükü ve Merkez adlı iki mahallesi var. Keçibükü de Aşağı(Deniz kenarı) ve Yukarı Keçibükü diye ikiye ayrılıyor.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Yukarı Keçibükü

Yukarı Keçibükü karşımızda olanca güzelliğiyle duruyor! Çevresi çam ormanlarıyla ve yemyeşil tepelerle kaplı. Aşağı Keçibükü’nün denizi kimi yerde yemyeşil, kimi yerde turkuaz, kimi yerde mavi, kimi yerde lacivert… Bükün ortasında küçük bir ada, adanın üzerinde tarihi bir kale kalıntısı… Güneş olanca sıcaklığı ve pırıltısıyla d enizin ve ormanın üstüne yaymış gün ışıklarını. Mavilikler, yeşillikler gün ışığıyla daha neşeli, daha mutlu daha keyifliler. Onların neşesi, mutluluğu herkese yansıyor; asık suratlar gülüyor, insanlar neşeleniyor. Mutlulukla randevuları olduğunu nasıl da unutmuşlar! Bu müthiş ‘an’ı; muhteşem doğayı, neşeyi, mutluluğu önce belleğimize yerleştiriyor sonra da fotoğraf makinemizle geleceğe gönderiyorum.

Orhaniye, Hisarönü Körfezi’nin incisi mi, yeşimi mi, firuzesi mi, mercanı mı?.. Belki de hepsi! Tüm değerli taşların bir bileşimi Orhaniye…

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Aşağı Keçibükü- Martı Marina

Gözlerimizi onun pırıltısından güçlükle ayırırken Aşağı Keçibükü’nde konuşlanmış yüzlerce tekne selamladı bizi. Bembeyaz martılar gibi sıralanmışlar mavi sularda. Burası Martı Marina! Teknelerin denizdeki görüntüsü çok hoş; ancak içimizi bir korku sardı: “Bunca tekne bu güzeller güzeli ‘bük’e zarar vermez mi? Bu pırıl pırıl suları kirletmez mi?” diye düşündük, kaygılandık. Hem Martı Marina’yı hem de marinanın içinde bulunan kilise kalıntısını görmek için marinaya yöneldik, amaaa buraya ha deyince girilemeyeceğini danışmadan öğrendik, danışmadaki arkadaşlar müdürlerinden bizler için izin aldılar, sonra elektrikli bir araç geldi, ona bindik, deniz kenarına indik. Marinayı ve marinanın ortasında yer alan kilise kalıntısını dolaştık, bir iki fotoğraf çekmiştik ki, bizi araçla marinaya indiren görevli, fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söyledi, bu yasak bize çok anlamsız geldi; fakat görevliyi zor durumda bırakmamak için makinemizi kapattık.

IMG_20181215_135614

Martı Marina’daki Kilise ve Kilisenin Arkasındaki Tekneler

IMG_20181215_161158

Martı Marina’daki Kilise ve Ardında Çam Ormanı

DSC03215martı marina içindeki şapel a

Martı Marina’daki Kilise

Marinayı ve marinanın ortasında yer alan kilise kalıntısını dolaştık, bir iki fotoğraf çekmiştik ki, bizi araçla marinaya indiren görevli, fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söyledi, bu yasak bize çok anlamsız geldi; fakat görevliyi zor durumda bırakmamak için makinemizi kapattık.

DSC03217martı marinadaki şapel a

Martı Marina’daki Kilise

2005-2011 yılları arasında Türk ve Alman uzmanlar Bybassos Antik Kenti’yle ilgili yüzey araştırmaları yaparken bu kiliseyi de incelemişler, kilisenin bölgenin en önemli, erken Bizans yapılarından biri olduğunu saptayıp M.S. 5.-6. yüzyıllara tarihlendirmişler.

DSC03219martı marina yıkık şapel a

Martı Marina’daki Yıkık Kilise

Yapının kapsamlı bir restorasyon projesine ihtiyacı olduğunu, yine marina civarında gerçekleştirdikleri çalışmalarda kilisenin yakınında tonozlu, küçük bir yapı daha tespit ettiklerini, duvarların yapısı ve sıvası kiliseninkine çok benzediği için aynı dönemde inşa edildiğini, muhtemelen bir anıt-mezar olabileceğini belirtmişler raporlarında.

Yöreyle ilgili turizm broşürlerinde ve bazı kitapçıklarda buradaki kilise kalıntısıyla ilgili olarak kilisenin tabanındaki mozaiklerin görülmeye değer olduğu yazıyordu; ama biz kilisenin tabanında herhangi bir mozaik göremedik. Toprak altında kalmış olabilir miydi mozaikler? Ya da Kameriye Adası’ndaki kilisenin mozaikleriyle karıştırılmış olabilir.

IMG_20181213_131104

Yelkenliler

Kiliseyi dolaştıktan sonra gözlerimizi yelkenlilerden, motor-yatlardan alamadık, birbirinden pahalı ve lüks yatlar iskelelerde güneşleniyorlardı. Martı Marina’da 300 yatın konuşlanabildiği iskele bağlanma yeri ve 100 teknelik çekek yeri, otel, restoran, bar, market, yüzme havuzu bulunuyor. Ayrıca teknelere bakım-onarım hizmetleri de veriliyor. Marinanın ortasındaki 5.-6. yüzyıldan günümüze ulaşabilen kilise kalıntısına ve iskelelerdeki lüks teknelere-yatlara son kez göz attık. Milyarlık, trilyonluk yatlarla bu kilise kalıntısının büyük bir tezat oluşturduğunu düşünerek Martı Marina’dan ayrıldık.

Karavanımızla yola devam ediyoruz, denizi uzaktan görüyoruz, deniz kıyısıyla yol arasında düzlük alanlar uzanıyor.

SAMSUNG

Orhaniye-Kızkumu Bungolovlar

Sağa saptık, sağlı sollu tek tük evler, restoranlar var, yolun sol tarafı pembe-beyaz zakkum ağaçlarıyla donanmış, ağaçların arkasında yeşil tepeler yükseliyor. Yola devam ediyoruz, denizle hâlâ buluşamadık, yeni bir dönemece geldik. Aaaa! Deniz karşımızda, hem de çok yakıııın!!! Biraz önce denizden ne kadar uzaktık!..

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Kızkumu-Bybassos Adası

Marinanın üstündeki tepeden gördüğümüz Kale Adası da üzerindeki kale kalıntılarıyla pek yakınımızda duruyor.

IMG_20180509_124005kızkumu başlangıcı a

Orhaniye-Kızkumu’nun Başlangıç Noktası

Orhaniye’de denizin kıvrıla büküle, bükler oluşturup kimi yerde yola yakınlaşması kimi yerde uzaklaşması bize her dönemeçte farklı duygular, hoşluklar yaşatıyor. Yalnız esas sürprizi karavandan inince fark ettik, denizin ortasında ilerleyen kızıl bir ok karşı kıyıya doğru uzanıyordu.

My captured picture

Orhaniye-Kızkumu’nda Yürüyenler

IMG_20180509_121200orhaniye kızkumu a

Orhaniye-Kızkumu(Kızıl Yol)

Bu kızıl yol üzerinde yüzlerce insan yürüyordu. Başkaları yürür de ben yürümez miyim diyerek eni üç-dört, uzunluğu 600-700 metre, iki yanı derin kum sette yürümeye başladım. Su; önce bileklerime geliyordu, yolun ortalarına doğru dizime yükseldi, ince kum gibi görünen zemin aslında minik taşlardan oluşuyordu, taşlar terliklerimin arasına giriyor, ayaklarımı acıtıyordu, terliklerimi çıkarıp yalınayak yürümeye başladım. Taşlar ayaklarımın altına batıyor; ama kararlıyım yolun sonuna kadar gideceğim.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Kızkumu Bük

Kızıl yol bitti, su derinleşti, karşı yakadaki bük gözümün önündeydi. Durdum, burada artık yürünemez, yüzülür. Çevreme bakıyorum, yürüyen yüzlerce kişinin de benimle yolun sonuna vardığını umuyorum. O ne? Benden bir adım önde duran iki genç kızdan başka kimseler yok ortalıkta. İkisine de aynı uzaklıktayım. Duruyoruz. Kısa bir an  dönüp bana bakıyorlar, ikisi de uzun, kızıl saçlı, birinin saçları dalgalı diğerininki düz. Düz saçlının gözleri mavi, dalgalı saçlı kızın gözleriyse yeşil. Doğrusu hoş kızlar! Ama çok dalgın ve düşünceli görünüyorlar. Yoksa dilek mi tutuyorlar? Söylentilere göre bu yolun sonuna kadar gidip dönen kişilerin tuttukları dilekler gerçekleşiyormuş. Ben dilek tutmadım. Kızkumu’yla ilgili değişik söylenceler (efsaneler) dolaşıyor dillerde. O söylenceler belleğimde uçuşuyor. Anadolu söylenceler diyarı, yolumuz nereye düşse orayla ilgili sayısız söylenceyle karşılaşıyoruz. Ve ne yazık ki tüm söylenceler acı üzerine oturuyor.