TURGUTKÖY ŞELALESİ (Turgutköy 4)

Piramidal yapıyı, daha sonra gitmek ve incelemek üzere yol üzerinde bırakıp Turgut Şelalesi’ne gittik. Ve doğaya merhaba dedik. Şelalede dev günlük ağaçları başlarını göğe değdirmek istercesine uzatmış, dev sarmaşıklar da bu ağaçlara sarılarak zirveyi bulmuş.

SAMSUNG

Günlük Ağaçları

Günlük ağaçları, dünyanın en fazla oksijen üreten ağacı olarak biliniyor, yaprakları çınar ağacının yapraklarına çok benziyor; yalnız daha küçük. Günlük ağacından çıkarılan sığla yağı ilaç, kozmetik ve gıda sanayiinde kullanılıyormuş. SAMSUNGEski çağlarda yaşamış olan Mısır Kraliçesi Kleopatra sığla yağını ‘aşk iksiri ve parfüm’ olarak kullanırmış. Kleopatra’nın gitmediği yer, kullanmadığı herhangi bir şey de yok gibi görünüyor. Belki de onun hakkında söylenenler, yazılanlar efsaneden öteye geçmiyordur. Ayrıca bu yağdan Hipokrat döneminden beri ilaç olarak yararlanılmaktaymış.

Halk arasında sığla yağının mide ülserine, on iki parmak bağırsağı rahatsızlıklarına, uyuz, mantar gibi deri hastalıklarına, nefes darlığına, yaralara iyi geldiği söyleniyor. Bu yağı kullananlarla da konuştuk, genellikle çok yararlandıklarını, hastalıklarına iyi geldiğini söylediler.

SAMSUNG

Günlük Ağaçları

Anadolu günlük ağacı Türkiye’de sadece Marmaris-Dalaman arasında yetişmekte olup dünyada sığla yağı üreten iki ülkeden biri Türkiye diğeri de Honduras’mış. Muğla’da yakın geçmişe kadar yirmi ton sığla yağı üretilirken son yıllarda üretim üç tona düşmüş. Bunun nedeni de ormanlık alanların azalmasıymış. Tütsü ve yakı olarak da kullanılan günlük ağacına akamber, günnük ve sığla ağacı da deniyor.

halikarnas balıkçısı bHalikarnas Balıkçısı’nın yıllar önce okuduğum sığla yağının parfümü çoğalttığı ile ilgili bir yazısı geliyor aklıma; ama yazının adını, hangi kitapta olduğunu bir türlü anımsayamadım. Tütsü olarak kullanılır deyince yazıyı anımsadım. Halikarnas Balıkçısı, önce sığla ağacını tanıtıyor, ne yazık ki eskisi kadar sığla(günlük) ağaçlarının olmadığı sığla yağının üretiminin azaldığını sonra da sığla yağının bir hoparlöre benzediğini hoparlör, sesi nasıl duyulur hale getirip çoğaltıyorsa sığlanın da kokuyu o denli büyüttüğünü, çoğalttığını yazıyordu o yazısında.

Şelale-ağaç 2IMG_20180712_181634-EFFECTS

Günlük Ağacı

Günlük ağacı kışın yapraklarını dökmediği ve yirmi metreye kadar boylandığı için

IMG_20180712_183022

Turgut Şelalesi Ağaçlar

 

IMG_20180712_18252şelale

Turgut Şelalesi

Turgut Şelalesi her mevsim yemyeşil. Şelalede göğe bakan gözler, mavi gökyüzünü değil, yemyeşil orman denizini görüyor. Mavi gökyüzü ve gün ışıkları günlük ağaçlarının yıldız şeklindeki yapraklarının arasından göz kırparak merhaba diyorlar.

Turgut Şelalesi a

Turgut Şelalesi

Sular şırıl şırıl akarak tertemiz turkuaz renkli göletler oluşturmuş. Minik şelalecikler tatlı ezgiler mırıldanıyor, ağaç kökleri toprağın üzerini kalın saç örgüleriyle kaplamış. Saç örgülerine basarak dört-beş metreden çağıldayarak bir gölete düşen şelaleye gelince kendimizi suya atmak istedik Aralık ayında olduğumuzu anımsayınca bundan vazgeçtik.

Yaz aylarında safari yapan jipler buraya her gün yüzlerce turist getirir. Rahatça suya girebilmek için safaricilerden önce şelalede olmak gerekir.

Turgut Şelalesi'nde Kayalardan Akan Sular

Turgut Şelalesi’nde Kayadan Akan Sular

Yoksa değil suya girmek çevreyi bile aşırı kalabalıktan yeteri kadar göremez insan. Burada gölete girmek harika bir şeydir! Su önce buz gibi gelir, yüzdükçe alışır kendinizi iyi hissedersiniz. Şelalenin altına kadar yüzüp suyun gücünü duyumsarsınız, akan suyun altında fazla kalamazsınız, yukardan düşen suyun gücü sizi göletin diğer tarafına iter. Göletten çıkıp sol taraftaki merdivenleri takip ederek bir başka gölete çıkar, onu da geçerek bir diğerine ulaşırsınız. Yeni vardığınız gölete on- on beş metre yüksekliğindeki kayalıkların üzerinden şarıl şarıl kayarak akmaktadır sular. Akan sulara meydan okurcasına kayalıkların en üstüne tırmanabilirsiniz. Yok, tırmanmak istemiyorsanız gölete girin kayalıkların üstüne çıkıp oturun, arkanıza yaslanın, yukardan buz gibi, oldukça sert inen sular bırakın bedeninize masaj yapsın, içinizi coştursun. Suyun sesine kendi sesinizi katın, sesiniz çıktığı kadar bağırın, içinizdeki tüm stresi atın. Nefis bir şeydir gürül gürül akan suyun altında durmaya çalışmak!..

SAMSUNG

Delikyol

Şelaleden istemeden ayrılıp Delikyol, Selimiye, Bozburun ve Söğüt’e gittik. Hepsi birbirinden güzel yerler.

SAMSUNG

Selimiye

IMG_20180705_120542temmuz18 söğüt

Söğüt

Dura kalka, gülüşe konuşa güzel yerleri dolaştık. Turistik bir gezi yapmıyoruz, bir amacımız var. Bir köy arıyoruz, yılın yedi-sekiz ayı orada kalıp yaşayabileceğimiz bir köy. O köyü bulabilmiş değiliz henüz. Yıllardır ülkemizin değişik yörelerinde gezdik, gezip dolaştığımız pek çok yeri çok beğendik; ‘tamam burası aradığımız yer’ diyemedik.

IMG_20180507_143451BOZBURUN

Bozburun

Yıllar önce köyden kente göçler oldu, beş-on yıldan beri de kentten köylere göç var. Büyük şehirlerin kalabalığından, kargaşasından, trafiğinden yorulanlar köylere, kasabalara yerleşmeye başladılar. Yazlık evi olanların pek çoğu artık yazlık evlerinde yaşıyor.

Ne Selimiye ne Bozburun ne de Söğüt yerleşebileceğimiz yerler olarak gelmedi bize. Hepsini çok beğenmemize karşın adını tam olarak koyamadığımız eksik bir şeyler vardı. Marmaris’e dönmeye karar verdik, bu arada akşam olmuş hava kararmış, biz de oldukça yorulmuştuk. Yirmi kilometre yol almıştık ki karşımıza Turgut Şelalesi’nin levhası çıktı. Levhayı görünce geceyi Turgut’ta geçirmeye karar verdik. Ne de olsa karavanımız bizim evimizdi, nerede istersek orada kalabilirdik.

076orhaniye-kızkumu a

Orhaniye-Kızkumu

Bir gece önce Marmaris-Kızkumu’nda deniz kenarında konuşlanmış, akşam yemeğimizi deniz kenarında yemiş, sabahleyin kahvaltımızı denize karşı yapmıştık. Orhaniye pazarı arkamızdaydı.Karavanın güzelliği bu işte! İster deniz kenarında ister dağ başında ister ormanlık bir alanda kal. Her yer senin!..

NADİDE BİR BÜK-3/BYBASSOS ADASI

Deniz üstündeki yürüyüşümü bitirip Kızkumu’nun başlangıç noktasına döndüm, karavanımız park yerinde uslu uslu bizi bekliyordu. Burada bir kafe var, Kızkumu’nda yürüyenlerin dinlenip bir şeyler yiyip içtiği… Park yerinde karavanımızdan başka en az yirmi cip park etmişti. Cip safarilerle Bozburun Yarımada’sını gezen turistler deniz okunda yürüdükten sonra kafede ve plajda Kızkumu’nun keyfini çıkarıyorlar. Ciplerin arasından geçip deniz kenarında durdum, çevreme baktım.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Bybassos Adası ve Üzerindeki Kale Kalıntısı

Tam karşımda duran minik ada ve üzerindeki kale kalıntısıyla göz göze geldik. Davetkâr bakışları vardı, sanki ‘şimdi sıra bizde, bize gelin’ diyordu o bakışlar.

Bybassosluların, Kale Adası’na Turgut Şelalesi’nden kemerler ve su altına döşedikleri borular aracılığıyla su getirdiği söyleniyor. Biz bunu görmediğimiz için ne kadar doğru bilemiyorum. Bazı turizm broşürlerinde ve kitapçıklarında yazdığına göre Bybassoslular, adaya su getirmek için bileşik kaplar kuralından yararlanmışlar. Yine pek çok kaynakta adadaki kalenin Bybassoslulara ait olduğu yazıyor ve halk da öyle olduğunu söylüyor; ancak 2005-2011 yılları arasında Marburg Üniversitesiyle Ege Üniversitesinden Alman ve Türk uzmanlar tarafından gerçekleştirilen Bybassos Yüzey Araştırmaları sonucunda adadaki kalenin M.S. 13.-15. yüzyıllara ait olduğu, hem batı hem Arap dünyasının etkilerini gösterdiği, şövalyeler tarafından inşa edilmiş olduğu belirlenmiş. Kim bilir, belki de bu kale 13. yüzyıldan yüzlerce yıl önce (M.Ö. 3. yy) yapılmış olan Bybassos Kalesi’nin yıkıntıları üzerine inşa edilmiştir.

Ülkemizde ve yabancı ülkelerde çok rastlanan bir durum bu. Pek çok eser daha önce yaşamış uygarlıkların yaptıkları eserlerin kalıntıları üzerine inşa edilmiş. Örneğin Topkapı Sarayı, Bizans Akropolü’nün; Sultanahmet Camii ise Bizanslıların Büyük Sarayı’nın bulunduğu yere yapılmış. Yine Büyük Saray’ın toprak altında kalmış kalıntılarının üzerine mahalleler kurulmuş İstanbul’un fethinden sonra. Bu küçük ada da hem Bybassosluların hem de şövalyelerin kalesini koynunda saklıyor olamaz mı?

Bybassos’ta 2005-2011 yılları arasında yüzey araştırması yapan uzmanlar adadaki kalenin küçük olmasına rağmen çok kaliteli bir mimari eser olduğunu ve detaylı bir şekilde incelenmesi gerektiğini belirtmişler. Bunların yanı sıra, kale surlarının dışındaki sahilin çevresi de araştırılmış, liman olarak tespit edilen taş yığınları ve yığın şeklindeki bir teras ölçülüp fotoğraflanmış. Yüzey keramik buluntuların arasında, yapılara ait birçok çatı kiremiti ve sırlı geç Bizans keramikleri, surların dışında ise bir orta Bizans ve bir geç Roma sikkesi de bulunmuş.

SAMSUNG

Bybassos Adası ve Karşısında Aşağı Keçi Bükünde Martı Marina

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye- Martı Marina

PENTAX Image

Kızkumu Teknelerin Geziye Çıktığı Yer

Bu minik adanın ve kalesinin çağrısına daha fazla dayanamayıp bir tekne kiraladık Keçibükü’ndeki motellerin önünden. Önce adanın etrafını turladık, adanın Martı Marina’ya bakan yüzü kayalık ve dikçeydi, buradan adaya çıkmak zor olacaktı. Adanın arkasından dolaştık ve karaya kolayca çıkacağımız kumsal olmasa da çakıl taşlı bir yer bulduk, tekneyi yanaştırıp adaya ayak bastık. Biz adaya çıkınca çalılıklar arasında bulunan bazı canlıların tepelere doğru koşuşturduklarını gördük. Bunlar bizden korkup kaçan farklı renklerde bir sürü tavşandı. Gri, beyaz, siyah, kahverengi, alacalı, toprak rengi onlarca tavşan bizden kaçıyordu. Deniz kıyısında bir iki hayıt ağacı vardı, ağaçlara yakın düzlükte yiyecek artıkları ve su dolu kaplar bulunuyordu. Buraya birileri tavşanlar için su ve yiyecek getiriyordu anlaşılan. Biz orada dolaşırken tavşanlardan ses seda çıkmıyor, hiçbiri ortalıkta görünmüyordu. Hava çok sıcaktı, bulunduğumuz yerden Kızkumu’nu ve üzerinde yürüyen yüzlerce kişiyi görebiliyorduk.

Kaleye doğru tırmanmaya başladık, oldukça küçük bir ada ve adanın üzerindeki kale de küçüktü. Kaleden ziyade bir gözetleme kulesine benziyordu. Tepeye çıkınca olağanüstü bir manzarayla karşılaştık, bu bizi şaşırtmadı, nasıl bir doğa harikası içinde bulunduğumuzun farkındaydık.

SAMSUNG

Orhaniye-Kızkumu

PENTAX ImageKarşımızda Kızkumu, arkasında çam ağaçlarıyla kaplı, yüksek tepelerle çevrili yemyeşil bir vadi, bu vadi Orhaniyelilerin büyük çoğunluğunun yaşadığı Merkez Mahallesi’ni barındırıyor, Köy halkının çoğu Türkmen. Türkmenlerin dışında genellikle turizmle Orhaniye’yi keşfeden, Orhaniye’nin güzelliğinden etkilenen Türkiye’nin değişik bölgelerinden gelip köye yerleşenlerle dünyanın dört bir yanından gelen ve Orhaniye’de yaşamını sürdüren yabancılar var. Orhaniye’ye yerleşenler köyün sosyal yapısını olumlu yönde etkilemişler.

Türkiye’nin ve dünyanın değişik yerlerinden gelenlerin bir kısmı burada ev sahibi olmuş, bazıları ise kiracı…

Orhaniye-kızkumu 046-a

Orhaniye-Kızkumu

Orhaniye Koyu, çam ormanlarıyla kaplı, tepeleri orman olduğundan deniz burada öylesine sakin ve usludur ki… Yazları hava sıcak olmasına sıcaktır; ama çam ormanları sayesinde Orhaniye’de bu sıcaklık insanı hiç rahatsız etmez, kışlar -tabii buna kış denirse- yağışlı geçse de genellikle ılıktır. Yani Orhaniye’nin sıcağı da yağmuru da güzeldir! Neredeyse tüm yıl denizden faydalanabilir insanlar: yüzebilir, balık tutabilir, kürek çekebilir, yelken yapabilirler… Bunun için de bu koy yaz-kış yerli yabancı tekneleri konuk ediyor. Gerek Martı Marina’da gerekse Kızkumu’ndaki bükte konuşlanan teknelerde yaşayanlar hiç de az değil!

SAMSUNG

Bybassos Adası’ndan Denizin Görünüşü

Kale Adası’ndaki kale kalıntısından etrafı büyük bir zevkle seyrettik, hava çok sıcaktı, deniz Keçibükü tarafında masmavi, adanın kıyıya çıktığımız tarafındaysa yemyeşil parlıyordu.

SAMSUNG

Bybassos Adası’nın Karşısı ve Tekneler

Karşı kıyı tepelere kadar çam ağaçlarıyla örtülüydü, ağaçların rengi suya vurmuş denizi yeşile boyamıştı. Tekneler yeşillikler altında denizin üzerinde kurulmuşlardı.Kendimizi bir an önce yeşilliğin içine bırakmak için patikadan aşağı indik. Hayıt ağaçlarının yanından denize girdik, karşı kıyıya kadar yüzdük, kayalıklara dokunduk ve adamıza geri döndük. Hayıtların gölgesinde dinlenirken küçük bir zodyak bot yanaştı yakınımıza, yaşlı bir adam botun ipini hayıt ağaçlarından birine bağladı, tekneden indi, elinde büyük bir torba ve plastik su kabı vardı. Bize selam verdi, Fransız olduğunu, tavşanlara yiyecek ve su getirdiğini, tavşanların ürkmemesi için sessiz olmamızı ve mümkünse pek fazla hareket etmememizi söyledi. Getirdiği yiyecekleri ve suyu düzlükte bulunan kaplara boşalttı, torbayı ve plastik kabı alarak botunun yanına geldi.

Yiyeceğin kokusunu alan ve etrafta kimseleri göremeyen tavşanlar bir anda meydanı doldurdu, iki dakika sürmedi yığınla tavşanın ortaya çıkması. Onların her hareketini  Orhaniyeli Fransızla keyifle seyrettik çıt çıkarmadan, hareket etmeden. Kendilerini güvende hisseden tavşanlar, büyük bir şölendeymişler gibi önce yemeklerini yediler, sonra da neşeyle düzlükte ve engebeli arazide koşturup oynaştılar, hiçbir şeyden korkmadan özgürce dolaştılar, birbirlerini kovaladılar, koklaştılar. Onları uzun bir süre seyreden Fransız, mutlu bir yüzle botuna bindi, kürek çekerek kıyıdan uzaklaştı, tavşanları rahatsız etmeyeceğine emin olduktan sonra botun motorunu çalıştırdı, Kızkumu Plajı’na doğru gitti. Tavşanlar bir müddet daha oynaştıktan sonra başka bir teknenin gürültüsüyle bir anda dağıldılar, her biri bir çalının, taşın ardında kayboldu. Artık ne tavşanlardan ne de yiyeceklerden eser vardı.

Ayaklarımız denizin içinde, bedenimiz hayıt ağacının gölgesinde güneşten rahatsız olmadan izledik tavşanları, fotoğraflarını çektik. Hayıt ilginç bir bitki, bu yörede sıkça rastlanıyor, daha önce gördüğümüz hayıtlar pek ağaç gibi değildi! Ama Kale Adası’ndaki hayıtlar belli ki çok eskilerden günümüze gelmişlerdi, belki de Bybassoslular dikmiştir bu hayıtları; kökleri derinlerde, gövdeleri kalın, dalları sık ve gür, geniş bir alanı gölgelendiren hayıtlar. 2500 yıl önce şifa için kullanılmaya başlanmış hayıt, Hipokrat hayıtın yaraları iyileştirici özelliğinden söz ettiğinden beri. Homeros ise İlyada destanında namus simgesi olarak bahsetmiş hayıttan. İnsan ‘Ya, bu hayıt da neymiş!’ demeden edemiyor.

IMG_20180610_130143hayıt ağacı

Hayıt Ağacı

Buralarda çalıdan biraz büyükçe olan hayıt bitkisine çok rastlıyoruz, ilk defa bu adada rastladık büyük bir ağaç haline gelmiş hayıtlara. Hayıtların dallarından sepet yapılıyor.

IMG_20180610_130156hayıt çiçeği

Hayıt Çiçeği

Aslında ben hayıtın morlu beyazlı çiçeğini çok beğeniyorum.

Hayıt ağacını araştırdım. Hayıt erkeklerin cinsel gücünü azaltıyor, kadınlarda ise hormon dengesini sağlayan hipofiz bezini düzenleyerek hormon dengesizliğinden kaynaklanan kadın hastalıklarını iyileştiriyormuş. Kadın dostu olan hayıta ‘kadın otu’ da deniyormuş. Erkeklerde cinsel gücü öldürdüğünden olsa gerek Avrupa’da rahipler karabiber yerine hayıtın tohumunun tozunu kullanmışlar yüzyıllarca. Hayıt; rahip biberi, namus ağacı adlarıyla da anılıyormuş. Kimi yerde yapraklarından dolayı ‘beşparmak ağacı’ da deniyormuş hayıta. Hayıtların gölgesi iyiydi; ama artık demir almak zamanı geldi. Tekneye bindik demiri çektik, yeşillikler mavilikler içinde motorun tıkırtısını dinleyerek begonviller arasında gizlenmiş,

PENTAX Image

Kızkumu’nda Begonvil Restoran, Kafe

sahil kafelerinden birinin önünde indik birer kahve içmek için. Kahve keyfinden sonra tekneyi sahibine teslim edip karavanımıza döndük. Kızkumu’nun otoparkından çıktık,

SAMSUNG

Orhaniye’deki Parktan Bük’e Bakış

Orhaniye Vadisi’ne doğru ilerledik, Merkez Mahallesi’ne girmeyip deniz kenarındaki parkın önünde durduk. Bu gece burada kalabilirdik, ne de olsa evimiz altımızdaydı, nerede dursak orası bizimdi. Akşam olmak üzereydi, geceyi burada geçirip ertesi gün Orhaniye’yi daha yakından tanıyabilirdik. Karavanımızı manzarayı en iyi şekilde seyredebileceğimiz bir yere park ettik, artık Orhaniyeliydik.

Orhaniye geceleri, oldukça sakin, Bodrum’daki çılgın eğlence hayatı yok burada. Ertesi sabah teknelerin motorlarının sesiyle uyandık, günlerden cumartesiydi, parkın karşısındaki alana pazar kurulmuştu.

DSC03375Orhaniye-pazarag

Orhaniye Pazarı-Orhaniyeli Bir Kadın

DSC03372kadınlar-gözleme ag

Orhaniyeli Kadınlar ve Gözlemeler

Orhaniyeli kadınlar yaptıkları gözlemeleri, peyniri, zeytini, salçayı, ekmeği; yetiştirdikleri meyve ve sebzeleri pazara getirmiş satıyorlardı. O nefis gözlemelerle, deniz kenarındaki parkta, Kızkumu’nu, Kale Adası’nı, ‘bük’ü, çam ormanlarıyla kaplı tepeleri seyrederek kahvaltı yapmak harikaydı!

Görüntü052

Orhaniyelilerin Topladığı Zeytinler

Orhaniye’de zeytin, yer fıstığı, portakal, mandalina, limon, greyfurt, avokado, incir ve her türlü sebze yetişiyor. Herkes kendi zeytin ve zeytinyağını yapıyor. Hemen hemen her evde büyük ve küçük baş hayvan besleniyor, kümes hayvanları yetiştiriliyor. Bu hayvanlardan elde edilen ürünler de gerek Marmaris gerekse Orhaniye pazarında satışa sunuluyor.

Orhaniye pazarında farklı diller konuşan değişik ülkelerden gelmiş insanlar çoğunlukta, halkla öylesine yakınlar ki, onlar artık Orhaniyeli olmuşlar, gülerek pazarcılarla şakalaşıyor, Orhaniyelilerin yetiştirdikleri ürünleri alıyorlar. Mutlular…

Bir orman köyü olan Orhaniye’de yer fıstığı yetiştiriliyor ve yaygın bir şekilde arıcılık yapılıyor. DSC03367orhaniye bal mumu aBal ve baldan elde edilen ürünler Orhaniye’nin en büyük geçim kaynaklarından.

DSC03377-orhaniye bal ve kültür şenliği a

1. Orhaniye Bal ve Kültür Şenliği

Üç yıl üst üste Orhaniye’de ‘Bal Festivali’ yapıldı. Bu festivalde Orhaniye’de üretilen bal ürünleri sergilenip satıldı. Bunların yanı sıra da çeşitli sanatsal ve kültürel etkinlikler yapıldı. Şimdilerde Osmaniye’deki Marmaris Bal Evi’nde Bal Festivali yapılıyor.

DSC03390bal ve kültür şenliği ga

1.Orhaniye Bal ve Kültür Şenliği’nda Orhaniye İlköğretim Öğrencileri

DSC03419bal ve kültür şenliği ag

Yeni Türkü Grubu- 1.Orhaniye Bal ve Kültür Şenliği’nde

Orhaniye İlköğretim okulu öğrencileri de Bal Festivali’ndeki etkinliklere katılırlar. Veliler de özellikle anneler yaptıkları güzel yiyeceklerle kermes düzenleyip okullarına gelir sağlarlar.

Orhaniye’de eğitime çok önem veriliyor, okuma-yazma oranı yüksek, Orhaniye halkı çocuklarının okumasını istiyor. Her geçen yıl ortaokulu bitiren liseye, üniversiteye gidenler çoğalmakta.

DSC04537 turgut ve orhaniye çocukları a

23 Nisan Etkinliklerinde Orhaniye İlköğretim Okulu Öğrencileri

Orhaniye-Kızkumu çiçeğiyle, böceğiyle, arısıyla, çamlarıyla, deniziyle, adasıyla tam bir doğa harikası, doğayı korumak da burada yaşayanlarla, tatile gelenlere kalıyor. Şayet yolunuz Orhaniye’ye düşerse bir gün, ona sakın zarar vermeyin, çöplerinizi sağa sola saçmayın, gözünüzü dört açıp onun tüm güzelliklerini görmeye çalışın.

NADİDE BİR BÜK-2/ ORHANİYE-KIZILYOL(KIZKUMU)-KIYI OKU SÖYLENCELERİ

 

SAMSUNG CAMERA PICTURESKızıl yol bitti. Su derinleşti. Durdum, burada artık yürünemez, yüzülür. Çevreme bakıyorum, yürüyen yüzlerce kişinin de benimle yolun sonuna vardığını umuyorum. O ne? Benden bir adım önde duran iki genç kızdan başka kimseler yok ortalıkta. İkisine de aynı uzaklıktayım. Duruyoruz. Kısa bir an  dönüp bana bakıyorlar, ikisi de uzun, kızıl saçlı, birinin saçları dalgalı diğerininki düz. Düz saçlının gözleri mavi, dalgalı saçlı kızın gözleriyse yeşil. Doğrusu hoş kızlar! Ama çok dalgın ve düşünceli görünüyorlar. Yoksa dilek mi tutuyorlar? Söylentilere göre bu yolun sonuna kadar gidip dönen kişilerin tuttukları dilekler gerçekleşiyormuş.

My captured picture

Orhaniye-Kızkumu

Ben dilek tutmadım. Kızkumu’yla ilgili değişik söylenceler (efsaneler) dolaşıyor dillerde. O söylenceler belleğimde uçuşuyor. Anadolu söylenceler diyarı, yolumuz nereye düşse orayla ilgili sayısız söylenceyle karşılaşıyoruz.

Dalgın dalgın, karşı büke bakan kızıl saçlı güzeller aniden bana döndüler ve aynı anda:

-Söylence mi dediniz? diye haykırdılar.

– Söylence dedim mi demedim mi? bunu anımsamıyorum da söylenceleri düşündüğümü biliyorum. Ya sizler, duydunuz mu Kızkumu’yla ilgili söylenceleri? diyorum.

-Duymak mı? diyor dalgalı, kızıl saçlı olan. Hayır, duymadım! Anlatılanları yaşadım, yaşadım ve öldüm.

-Aaa! Nasıl olur böyle bir raslantı? Ben de yaşadım, çok korktum; ama deniz yardımıma yetişti, beni korsanlara vermedi, dedi diğer kızıl saçlı.

– Neee? Neyi yaşadınız? Ne diyorsunuz siz? diye şaşkınlıkla sordum. Sahi, ne anlatıyorlar bunlar? Söylenceler söylencedir…

Önce ben anlatayım, dedi dalgalı, kızıl saçlı, yeşil gözlü olan:

“Çok çok eskilerde yaşadım. Size göre binlerce yıl önce. Babam bu yörenin hükümdarıydı. Beni çok sever, gözünden bile sakınırdı. Bu büke her gün küçük bir tekneyle gelen bir balıkçıya âşık oldum, o da bana sevdalandı. Birbirimizi görmeden duramıyorduk. Onunla evlenebilmem olanaksızdı. Ben bir hükümdar kızıydım o ise bir balıkçıydı. Onu küçümsediğimi sanmayın, o benim için çok değerliydi. Ancak o zamanın töresi, bizim evlenmemize izin vermiyordu. Biz bunu bile bile her gece buluşuyorduk. Ah aşk! Töre, kural, hükümdar, prenses, balıkçı tanımaz. Aşk, her zorluğa göğüs gerer, her töreyi alt üst eder, her şeye karşı koyabilir. Aşk korku nedir bilmez. İkimiz de aşkımızla ölüme meydan okuyorduk. Ben her gece kumsalda bulunduğum yeri ışıkla işaret ediyordum, o minik teknesinin küreklerini hızlı hızlı çekerek bana koşuyordu, gün doğana kadar birlikte oluyorduk.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Kızkumu

Sevgili babam bu durumu öğrenmiş, askerlerine -belirlediği bir gece- beni tutmalarını ve sevgilime (balıkçıya) işaret göndermelerini emretmiş. Ve o aysız gecede askerler beni yakalayarak sevgilime işaret gönderdiler. Karanlık, sessiz, sakin bir geceydi. O karanlıkta ve sessizlikte duyduğum tek ses sevgilimin bana bir an önce kavuşmak için çektiği küreklerin suya dalıp çıkma sesiydi. Onlarca asker onun kıyıya çıkmasına izin vermeyecek, onu acımadan öldürecekti, buna izin veremezdim. Beni tutan askerden nasıl kurtulduğumu anımsamıyorum.

SAMSUNG

Orhaniye-Kızkumu-Kızıl Yol ve Merkez Mahallesi(Turgut Ağnak Tepe’den Kızkumu’na Bakış)

Kendimi denizin içinde koşarken buldum, ben suda koştukça su derinleşeceğine bastığım yer kumdan yol oluyordu. Arkamdan koşan askerler ise denize gömülüyordu. Nefes nefese koşuyordum, çok yorulmuştum, ona çok yaklaştığımı hissettim, onun nefesini duyuyordum. Nefesini yüzümde hissettiğimde büyük bir sevinç ve aynı anda korkunç bir acı duydum. Acımın nedeni sevgilime atılan oktu, o ok beni vurmuştu. Onun kollarında son nefesimi verdim, daha sonra bizi ne gören ne duyan oldu. Söylenceye göre kanım denize karışınca bu kum yol kızıla boyanmış.”

Bitti mi? diye sordu uzun, düz, kızıl saçlı, mavi gözlü genç kız ve devam etti.

-Senin söylencen benimkinden daha anlamlı! Sen aşk için büyük bir aşkla âşığınla yitip gitmişsin. Bu güzel bir son!

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bybassos Adası
SAMSUNGOrhaniye-Kızkumu

“İki belki de üç bin yıl önceydi. Kentimizin adı Bybassos’tu. Babam Bybassos’un kralıydı. Ben de onun biricik kızıydım. Güzelliğim ve ülkemin güzelliği dillere destandı o zamanlar.Bunun için de sürekli korsanlar saldırır, savaşlar olurdu. Uzuun bir savaş sonrası düşmanlarımız Bybassos’u ele geçirdiler. Babamı ve halkımızın büyük bir bölümünü öldürdüler. Üzüntümü bir az olsun hafifletebilmek için deniz kenarında dolaşıp iri kum tanelerini ve irili ufaklı taşları topluyor, eteğime dolduruyordum. Kıyıya yanaşan korsan teknelerini fark etmedim, korsanların bana doğru geldiğini görünce onlardan kaçmak için denizin içinde koşmaya başladım, yüzme bilmiyordum. Denizde koştukça eteğimdeki kumlar ve taşlar denize dökülüyor, kumların döküldüğü yerler kumdan set oluşturuyordu. Çok korkmuştum, bir an önce karşı kıyıya ulaşmak istiyordum, ama hava karardı, nereye gittiğimi göremiyordum. Eteğimdeki taşlar da tükendi, kum ve taşlardan oluşan yol bitti. Sular derinleşti, ben sularla bütünleştim, deniz beni korsanlara vermedi.”

İşte benimle ilgili anlatılan söylence de bu! İkimiz de karanlıkta denizin koynunda yitip gitmişiz.

DSC06070-mehmet aksoy-deniz kızı heykeli a

Mehmet Aksoy’un Deniz Kızı Heykeli

Kızkumu’nun bittiği yerde Mehmet Aksoy’un Deniz Kızı Heykeli’nin durduğunu hayal ediyordum. Deniz Kızı Heykeli’yle bu olağanüstü güzellikteki doğa parçası hoş bir ikili oluştururlardı. Bu muhteşem doğaya muhteşem bir sanat eseri çoook yakışırdı doğrusu! Ama bu düşüncemden hemen vazgeçtim, Kızkumu’nda yürüyenler Mehmet Aksoy’un yontusunun üzerine olur olmaz sözcükler yazabilirdi, pek çok yerde bunun örnekleri var bildiğiniz, gördüğünüz gibi. Hiç kimse o yontu yapılırken duyulan heyecanı, verilen emeği düşünmüyor sanırım. Düşünseler o güzelim heykelleri kargacık burgacık yazılarla kirletmezlerdi. Evet evet, heykelin buraya konulmasından vazgeçtim. Çok komik, sanki hemen o heykeli oraya koymayı düşünenler var da(!) Ben kendi kendime düşünüp karar veriyorum. Bir yandan Deniz Kızı Heykeli’ni hayal ederken diğer yandan kızıl saçlı güzellerin kendileriyle ilgili anlattıkları söylenceleri dinliyordum. En son denizin koynunda yitip gitmişiz, diyordu biri. Bu doğru değildi, yitip gitseydiler binlerce yıldır söylenceleri söylenegelir miydi? Onların bu söylencelerde sonsuza kadar yaşayacaklarını düşündüm. Bu düşüncemi onlara söylemek için durdukları yere baktığımda ikisini de göremedim. Gitmişlerdi.

Kızkumu’yla ilgili söylenceler, Anadolu’nun birçok bölgesinde olduğu gibi hüzünlü, sonu ölümle biten söylenceler ne yazık ki!

My captured picture

Kızkumu

Kızkumu’nu ilk gördüğümde ona ‘kızıl ok’ demiştim, ok gibi denizin içinde ilerliyordu kızıl renkli kumdan set. Bu çeşit oluşumlara meğer ‘kıyı oku veya kıyı kordonu’ deniyormuş. Dalga ve akıntılar, kıyılardan taşıdıkları maddeleri, küçük koylarda biriktirerek bir ucu karaya bağlı ve denize ok şeklinde uzanan yığıntılar meydana getirerek kıyı okunu oluşturuyormuş, Kızkumu da böyle oluşmuş. O bir kıyı oku! Şayet kıyı oku (kordonu), bir koyun önünü kapatacak şekilde gelişirse kıyı kordonu gerisinde lagün oluşurmuş. Kıyı oku burada koyun önünü kapatmamış; ama Kızkumu’nun sol tarafında yüzmek olası değil, burası sazlık ve bataklık.

SAMSUNG

Orhaniye-Kızkumu Deniz Börülcelerinin Olduğu Alan

Vadiyi ikiye bölerek denize dökülen dere ağzının etrafı ise deniz börülcelerinin yaşam alanı. Yazın yemyeşil, sonbaharın başlarında pembe daha sonra koyu pembe, kışın kahverengiye boyanan deniz börülceleri… Turkuazla ne hoş bir armoni oluşturuyor.

PENTAX Image

Orhaniye-Kızkumu Sahili’nde Bir Restoran

Kızkumu’nun özellikle yaz aylarında ziyaretçisi çok, bilhassa ‘cip-safari’ye katılan yerli- yabancı turistlerin mutlaka uğradıkları bir yer Kızkumu. Kimi günler aynı anda bin, gün boyunca ise beş bin kişi yürüdüğünden Kızkumu zarar görüyor, köy halkı ve çevreciler Kızkumu’nun girişine turnike kurulmasını ve bu doğal yolda aynı anda en fazla elli kişinin yürümesini istiyor.

Ayrıca Marmaris Çevre ve Turizm Gönüllüleri Derneği Yöneticileri de Kızkumu’nun Orhaniye Koyu’ndaki doğal akıntılar ve su altı florasındaki değişikliklerden dolayı zarar gördüğüne dikkati çekiyor. Sorunun, bölgede deniz dolgularına izin verilmemesiyle ve yatların, teknelerin denize demir atmalarının engellenmesiyle çözülebileceğini, 25 yıl önce yürüyenlerin topuklarını ıslatan suyun, şimdilerde insanların diz kapağına ulaştığını, önlem alınmazsa Kızkumu’nun her geçen yıl daha fazla sulara gömüleceğini söylüyorlar.

Kızkumu gibi harika bir oluşumun yok olup gitmesi korkunç bir durum. Bir an önce önlem alınması gerekiyor.

IMG_20180509_124005kızkumu başlangıcı a

Kızkumu Başlangıç Noktası

Deniz üstündeki yürüyüşümü bitirip Kızkumu’nun başlangıç noktasına döndüm, karavanımız park yerinde uslu uslu bizi bekliyordu. Burada bir kafe var, Kızkumu’nda yürüyenlerin dinlenip bir şeyler yiyip içtiği… Park yerinde karavanımızdan başka en az yirmi cip park etmişti. Cip safarilerle Bozburun Yarımada’sını gezen turistler deniz okunda yürüdükten sonra kafede ve plajda Kızkumu’nun keyfini çıkarıyorlar. Ciplerin arasından geçip deniz kenarında durdum, çevreme baktım. Tam karşımda duran minik ada ve üzerindeki kale kalıntısıyla göz göze geldik. Davetkâr bakışları vardı, sanki ‘şimdi sıra bizde, bize gelin’ diyordu o bakışlar.

NADİDE BİR BÜK-1: ORHANİYE- KIZIL YOL- KIZKUMU

  Marmaris, her geçen gün büyüyor, ormanlar betona yenik düşüyor. Beton büyüdükçe yeşil kaçıyor. Maviyle yeşilin aşkı bitiyor, âşıklar her geçen gün birbirlerinden uzaklaşıyor. Yine de pek çok kıyı kasabamıza göre Marmaris iyi durumda; ama yeşilin her geçen gün daha uzağa daha uzağa gitmesi doğaseverleri kaygılandırıyor. Marmaris ve çevresi eski çağlarda antik kentleri yaşatmış koynunda. Bu antik kentlerin yaşamlarını sürdürdükleri köyler ve koylar günümüz insanının da yaşam alanları. Buralarda yaşayanlar bulundukları yöreden çok hoşnutlar, köylerini çok seviyorlar.

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi

Eski çağlarda antik kentlerin bulunduğu koylar ve köyler bugün de olağanüstü güzellikleriyle yerli ve yabancı turistleri etkiliyor. Biz de olağanüstü güzellikteki köyleri ve koyları görüp bu güzellikleri doyasıya yaşamak için Marmaris’in en nadide koylarının bulunduğu Bozburun Yarımadası’nı keşfe çıktık. Uzun bir keşif yolculuğu olacak bu! Bozburun Yarımadası’nın gözlerden uzak koylarında ve koyların hemen arkasında başlayan tepelerinde, bu tepelerin çevrelediği vadilerinde, bu vadilerde kurulmuş köylerinde neler görüp neler yaşayacağız? Bu köylerde yaşayanları tanıyıp dost olacak, onların yaşamlarına karışacak, yaşam öykülerinin bir parçası olacağız. Onlar da bizim yaşamımıza karışacaklar. Heyecanlanmamak elde değil! Acaba bu heyecan mı insanoğlunu taa eski çağlardan beri keşiflere yönelten?

DSC03085ucba karavan a

Hisarönü Köyünün Sahili Ucba

Bindik atlarımıza, ne atı canım? Eski çağlar deyince en eski ulaşım araçlarından olan at geldi aklıma. At falan yok! Bindik karavanımıza Marmaris’ten çıktık yola Datça’ya doğru. Datça’ya varmak değil amacımız! Datça-Marmaris yolunun aşağı yukarı 20. kilometresinde Bozburun Yarımadası levhasını gördük, yolun sol tarafını işaret eden. Döndük sola, bir levha daha karşıladı bizi üzerinde Orhaniye, Turgut, Selimiye, Bozburun ve en altta -sonradan eklenmiş- Bayır Köy yazan. Günümüzde bu köyler artık mahalle oldu. Hisarönü Mahallesi, Orhaniye Mahallesi, Turgut Mahallesi, Selimiye Mahallesi vb.

SAMSUNG

Bozburun Yolu

Yarımada’ya girdik, yol asfalt, rahat bir yolculuk olacak! Deniz, yolun sağında. ileride; sol taraf ormanlık. Önce bir köprüden geçiyoruz, adı Hisarönü.

Bozburun Yarımadası’yla Datça Yarımada’sının ilişkisi milyon milyon yıl önce başlamış. Bozburun’la Datça Yarımadası önce derin mi derin bir koy oluşturmuş, sonra da her iki yarımada bu deriiin koya girinti-çıkıntılarıyla onlarca büyük, yüzlerce küçük koy doğurmuş.

DSC03190-a

Hisarönü Körfezi

Ve ülkemizin en güzel körfezlerinden biri olan Hisarönü Körfezi ortaya çıkmış.

Asfalt yolda iki-üç kilometre ilerledik, Hisarönü Körfezi’yle aynı adı taşıyan Hisarönü köyünü yolun sol tarafında gördük, köy denizden bir-iki kilometre içeride, sahile yakın yerlerde genellikle oteller, apartlar, pansiyonlar, kampingler ve yazlıkçıların evleri var. Sahile inen yol boyunca bunları görüyoruz.

SAMSUNG

Hisarönü Koyu

SAMSUNG

Hisarönü Köyünün Kumsalı/ Ucba ile Kırmızı Renkli Kumsalı Kayalıklar Birbirinden ayırıyor

IMG_20180101_113004Hisarönü sahili a

Hisarönü Sahili

SAMSUNG

Hisarönü Sahili

Sonunda deniz kenarına ulaştık, yol sola kıvrılıyor, sağ tarafta kırmızı renkli kumsalı olan Hisarönü koyunu görüyoruz, Hisarönü kumsalına bir selam çakıp yola devam ediyoruz.

Hisarönü Körfezi’nin Bozburun ayağını adım adım dolaşacağız. Hisarönü Körfezi’nin yanı sıra ilerliyoruz karavanımızla.

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi’nde Bir Koy

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi’nin Koyları

Deniz mavi, gök mavi arada yemyeşil çam ormanları; yeşille mavi sarmaş dolaş büyük bir aşkla dans ediyor maviliklerde yüzen beyaz bulutlarla. Yoldan geçen onlarca araç, araçların içinden onları seyreden ya da sularında yüzen insanlar hiç ilgilendirmiyor yeşille maviyi. Onlar birlikteliklerinin keyfini sürüyor, aşklarının tadını çıkarıyorlar.(

IMG_20190225_183435erguvan ab

Minik Bir Erguvan Ağacı

Eğer bir bahar günü yolunuz buraya düşerse yol boyunca açmış erguvan ve mimozaların yeşil ve maviye ne kadar yakıştığını görürsünüz.)

DSC05878

Hisarönü Körfezi

Onları seyredenler de maviyle yeşilin olağanüstü güzelliklerinden gözlerini alamayıp Hisarönü Körfezi’nin ışıltılı sularına, masmavi göklere uzanan ve ışıltılı sulara sevgiyle, tutkuyla rengini veren çam ormanlarına sevdalanıyorlar.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye,Aşağı Keçi Bükü Mahallesi, Martı Marina, Bybassos Adası

İrili ufaklı pek çok bük bize olanca çapkınlığıyla göz kırpıyor, hangi bükte denize girsek diye düşünürken bir yokuş çıkıp sola dönüyoruz ve olanca ihtişamıyla karşımızda onu görüyoruz:

Körfezin, büklüm büklüm karaya sokulup önce büyük bir bük, daha sonra da minik bükler oluşturmuş en nadide büklerinden ORHANİYE. Hisarönü Körfezi’nin önemli turizm merkezlerinden biri. Marmaris’e uzaklığı 27.8 kilometre. Eski bir Rum köyü… 12. yüzyıldan itibaren Türkmenler gelip yerleşmeye başlamışlar bu köye  ve yöreye hayvancılığı getirmişler. Rumlar ise genellikle denizcilikle uğraşmışlar. Doğal bir liman olan Orhaniye eski çağlardan beri gemicilik ve balıkçılık için uygun bir mekân olmuş.

Bybassos Antik Kenti’nin yerleşim alanı içerisinde olan köy; Karya, Rodos, Roma, Bizans, Menteşoğulları, Osmanlı yönetimi altında kalmış. Osmanlı zamanında Türkler ve Rumlar bir arada yaşamışlarsa da Türklerin çoğalması ve Osmanlı gücü Rumların yavaş yavaş buralardan göçmesine neden olmuş. Orhaniye’den göç eden Rumlar arazilerini birbirlerine bırakarak gitmişler; yaşlı, kır saçlı, kır sakallı Vasil(Vasri) köyün ağası olmuş ve köyün adı 18. yüzyıldan sonra Kırvasil diye anılmış. Cumhuriyetin ilanından sonra da Kırvasil’in adı Orhaniye olarak değiştirilmiş. Kırvasil, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir-iki yıl İtalyanlar tarafından işgal edilmiş. Mübadeleden sonra Orhaniye’de yaşayan Rumlar Yunanistan’a gitmiş, Yunanistan’da yaşayan Türkler de buraya gelmiş.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye Merkez Mahallesi

Günümüzde Orhaniye’nin Keçibükü ve Merkez adlı iki mahallesi var. Keçibükü de Aşağı(Deniz kenarı) ve Yukarı Keçibükü diye ikiye ayrılıyor.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Yukarı Keçibükü

Yukarı Keçibükü karşımızda olanca güzelliğiyle duruyor! Çevresi çam ormanlarıyla ve yemyeşil tepelerle kaplı. Aşağı Keçibükü’nün denizi kimi yerde yemyeşil, kimi yerde turkuaz, kimi yerde mavi, kimi yerde lacivert… Bükün ortasında küçük bir ada, adanın üzerinde tarihi bir kale kalıntısı… Güneş olanca sıcaklığı ve pırıltısıyla d enizin ve ormanın üstüne yaymış gün ışıklarını. Mavilikler, yeşillikler gün ışığıyla daha neşeli, daha mutlu daha keyifliler. Onların neşesi, mutluluğu herkese yansıyor; asık suratlar gülüyor, insanlar neşeleniyor. Mutlulukla randevuları olduğunu nasıl da unutmuşlar! Bu müthiş ‘an’ı; muhteşem doğayı, neşeyi, mutluluğu önce belleğimize yerleştiriyor sonra da fotoğraf makinemizle geleceğe gönderiyorum.

Orhaniye, Hisarönü Körfezi’nin incisi mi, yeşimi mi, firuzesi mi, mercanı mı?.. Belki de hepsi! Tüm değerli taşların bir bileşimi Orhaniye…

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Aşağı Keçibükü- Martı Marina

Gözlerimizi onun pırıltısından güçlükle ayırırken Aşağı Keçibükü’nde konuşlanmış yüzlerce tekne selamladı bizi. Bembeyaz martılar gibi sıralanmışlar mavi sularda. Burası Martı Marina! Teknelerin denizdeki görüntüsü çok hoş; ancak içimizi bir korku sardı: “Bunca tekne bu güzeller güzeli ‘bük’e zarar vermez mi? Bu pırıl pırıl suları kirletmez mi?” diye düşündük, kaygılandık. Hem Martı Marina’yı hem de marinanın içinde bulunan kilise kalıntısını görmek için marinaya yöneldik, amaaa buraya ha deyince girilemeyeceğini danışmadan öğrendik, danışmadaki arkadaşlar müdürlerinden bizler için izin aldılar, sonra elektrikli bir araç geldi, ona bindik, deniz kenarına indik. Marinayı ve marinanın ortasında yer alan kilise kalıntısını dolaştık, bir iki fotoğraf çekmiştik ki, bizi araçla marinaya indiren görevli, fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söyledi, bu yasak bize çok anlamsız geldi; fakat görevliyi zor durumda bırakmamak için makinemizi kapattık.

IMG_20181215_135614

Martı Marina’daki Kilise ve Kilisenin Arkasındaki Tekneler

IMG_20181215_161158

Martı Marina’daki Kilise ve Ardında Çam Ormanı

DSC03215martı marina içindeki şapel a

Martı Marina’daki Kilise

Marinayı ve marinanın ortasında yer alan kilise kalıntısını dolaştık, bir iki fotoğraf çekmiştik ki, bizi araçla marinaya indiren görevli, fotoğraf çekmenin yasak olduğunu söyledi, bu yasak bize çok anlamsız geldi; fakat görevliyi zor durumda bırakmamak için makinemizi kapattık.

DSC03217martı marinadaki şapel a

Martı Marina’daki Kilise

2005-2011 yılları arasında Türk ve Alman uzmanlar Bybassos Antik Kenti’yle ilgili yüzey araştırmaları yaparken bu kiliseyi de incelemişler, kilisenin bölgenin en önemli, erken Bizans yapılarından biri olduğunu saptayıp M.S. 5.-6. yüzyıllara tarihlendirmişler.

DSC03219martı marina yıkık şapel a

Martı Marina’daki Yıkık Kilise

Yapının kapsamlı bir restorasyon projesine ihtiyacı olduğunu, yine marina civarında gerçekleştirdikleri çalışmalarda kilisenin yakınında tonozlu, küçük bir yapı daha tespit ettiklerini, duvarların yapısı ve sıvası kiliseninkine çok benzediği için aynı dönemde inşa edildiğini, muhtemelen bir anıt-mezar olabileceğini belirtmişler raporlarında.

Yöreyle ilgili turizm broşürlerinde ve bazı kitapçıklarda buradaki kilise kalıntısıyla ilgili olarak kilisenin tabanındaki mozaiklerin görülmeye değer olduğu yazıyordu; ama biz kilisenin tabanında herhangi bir mozaik göremedik. Toprak altında kalmış olabilir miydi mozaikler? Ya da Kameriye Adası’ndaki kilisenin mozaikleriyle karıştırılmış olabilir.

IMG_20181213_131104

Yelkenliler

Kiliseyi dolaştıktan sonra gözlerimizi yelkenlilerden, motor-yatlardan alamadık, birbirinden pahalı ve lüks yatlar iskelelerde güneşleniyorlardı. Martı Marina’da 300 yatın konuşlanabildiği iskele bağlanma yeri ve 100 teknelik çekek yeri, otel, restoran, bar, market, yüzme havuzu bulunuyor. Ayrıca teknelere bakım-onarım hizmetleri de veriliyor. Marinanın ortasındaki 5.-6. yüzyıldan günümüze ulaşabilen kilise kalıntısına ve iskelelerdeki lüks teknelere-yatlara son kez göz attık. Milyarlık, trilyonluk yatlarla bu kilise kalıntısının büyük bir tezat oluşturduğunu düşünerek Martı Marina’dan ayrıldık.

Karavanımızla yola devam ediyoruz, denizi uzaktan görüyoruz, deniz kıyısıyla yol arasında düzlük alanlar uzanıyor.

SAMSUNG

Orhaniye-Kızkumu Bungolovlar

Sağa saptık, sağlı sollu tek tük evler, restoranlar var, yolun sol tarafı pembe-beyaz zakkum ağaçlarıyla donanmış, ağaçların arkasında yeşil tepeler yükseliyor. Yola devam ediyoruz, denizle hâlâ buluşamadık, yeni bir dönemece geldik. Aaaa! Deniz karşımızda, hem de çok yakıııın!!! Biraz önce denizden ne kadar uzaktık!..

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Orhaniye-Kızkumu-Bybassos Adası

Marinanın üstündeki tepeden gördüğümüz Kale Adası da üzerindeki kale kalıntılarıyla pek yakınımızda duruyor.

IMG_20180509_124005kızkumu başlangıcı a

Orhaniye-Kızkumu’nun Başlangıç Noktası

Orhaniye’de denizin kıvrıla büküle, bükler oluşturup kimi yerde yola yakınlaşması kimi yerde uzaklaşması bize her dönemeçte farklı duygular, hoşluklar yaşatıyor. Yalnız esas sürprizi karavandan inince fark ettik, denizin ortasında ilerleyen kızıl bir ok karşı kıyıya doğru uzanıyordu.

My captured picture

Orhaniye-Kızkumu’nda Yürüyenler

IMG_20180509_121200orhaniye kızkumu a

Orhaniye-Kızkumu(Kızıl Yol)

Bu kızıl yol üzerinde yüzlerce insan yürüyordu. Başkaları yürür de ben yürümez miyim diyerek eni üç-dört, uzunluğu 600-700 metre, iki yanı derin kum sette yürümeye başladım. Su; önce bileklerime geliyordu, yolun ortalarına doğru dizime yükseldi, ince kum gibi görünen zemin aslında minik taşlardan oluşuyordu, taşlar terliklerimin arasına giriyor, ayaklarımı acıtıyordu, terliklerimi çıkarıp yalınayak yürümeye başladım. Taşlar ayaklarımın altına batıyor; ama kararlıyım yolun sonuna kadar gideceğim.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Kızkumu Bük

Kızıl yol bitti, su derinleşti, karşı yakadaki bük gözümün önündeydi. Durdum, burada artık yürünemez, yüzülür. Çevreme bakıyorum, yürüyen yüzlerce kişinin de benimle yolun sonuna vardığını umuyorum. O ne? Benden bir adım önde duran iki genç kızdan başka kimseler yok ortalıkta. İkisine de aynı uzaklıktayım. Duruyoruz. Kısa bir an  dönüp bana bakıyorlar, ikisi de uzun, kızıl saçlı, birinin saçları dalgalı diğerininki düz. Düz saçlının gözleri mavi, dalgalı saçlı kızın gözleriyse yeşil. Doğrusu hoş kızlar! Ama çok dalgın ve düşünceli görünüyorlar. Yoksa dilek mi tutuyorlar? Söylentilere göre bu yolun sonuna kadar gidip dönen kişilerin tuttukları dilekler gerçekleşiyormuş. Ben dilek tutmadım. Kızkumu’yla ilgili değişik söylenceler (efsaneler) dolaşıyor dillerde. O söylenceler belleğimde uçuşuyor. Anadolu söylenceler diyarı, yolumuz nereye düşse orayla ilgili sayısız söylenceyle karşılaşıyoruz. Ve ne yazık ki tüm söylenceler acı üzerine oturuyor.

BOZBURUN YARIMADASI- ORHANİYE’DEN TURGUT’A (Turgutköy2)

Eski çağlarda antik kentlerin bulunduğu koylar ve köyler günümüzde olağanüstü güzellikleriyle görenlerin aklını başından alıyor. Bu güzellikleri görmek ve yaşamak için Marmaris-Datça yolunun 18. kilometresinde gördüğümüz Bozburun-Selimiye-Turgut Şelalesi levhalarının işaret ettiği yöne, sola döndük karavanımızla. Böylelikle Marmaris’in en nadide koylarının bulunduğu Bozburun Yarımadası’nı keşfe çıktık. Tabii günümüzde buraları artık mahalle oldu. Selimiye Mahallesi, Turgut Mahallesi, Hisarönü Mahallesi, Bayır Mahallesi, Söğüt Mahallesi vb.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Hisarönü Körfezi

Hisarönü’nü geçtikten sonra art arda iki üç nefis koyun sıralandığını gördük. Yeşillikler içindeki mavi koylar…

SAMSUNG

Hisarönü Körfezi-Ucba

Döne kıvrıla virajları geçtik, her viraj bizi bir başka güzellikle karşılaştırıyordu. Maviyle yeşilin buluştuğu, diz dize, göz göze, koyun koyuna, sarmaş dolaş olduğu; büyük aşk yaşadığı koylar.

IMG_20180822_075429-a

Hisarönü Körfezi-İnbükü

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Bozburun Yolu

Sağ tarafımız deniz, sol tarafımız ormanlarla kaplı yükseltilerle çevrili. Keskin bir virajı döner dönmez oldukça aşağıda ışıltılı turkuazın üzerine sıralanmış yüzlerce beyaz tekne karşıladı bizleri, martılar misali salınmaktaydılar Martı Marina’da.

DSC06493-orhaniye a

Orhaniye-Kızkumu

DSC05897orhaniye bük a

Orhaniye-Bük

DSC05899orhaniye bük a

Orhaniye-Bük

DSC05243orhaniye bybasos adası a

Orhaniye-Bybassos Adası, Kızkumu

DSC06009orhaniye bük a

Orhaniye-Bük

Koyun ortasındaki adacıkta antik Bybassos Krallığı’nı anımsatan kale kalıntısı, zamana meydan okurcasına yıkık dökük yükseliyordu. Yola devam edip Orhaniye’nin ünlü Kızkumu’nu geçiyor, denize sıfır yolu bitirip bir yokuşu tırmanıyoruz. Orhaniye bitti. Ancaaak yokuşun en üst noktasında Orhaniye-Kızkumu’nu seyretmek için durduk. Denizin ortasında uzayıp giden ‘kızıl yol’ üzerinde karıncalar gibi yürüyen insanlar; Kızkumu’nu çevreleyen üstü çam ormanlarıyla kaplı yüksek tepeler, yüksek tepelerin her yandan kol kanat gerdiği yemyeşil vadi.

DSC08296orhaniye-kızkumu-deve a

Orhaniye-Kızkumu ve Deve

Orhaniye-Kızkumu 056A

Orhaniye-Kızkumu-Martı Marina

SAMSUNG

Orhaniye

IMG_20180509_123043orhaniye deresi a

Orhaniye Deresi

Vadinin ortalarından kıvrıla kıvrıla denize yürüyen dere, derenin iki yanında boy atmış sazlıklar, denizle derenin birleşim yerinde yaşam alanlarını oluşturmuş deniz börülceleri…

DSC05878

Hisarönü Körfezi

Güneş, ışıklarını denizin üstüne yaymış; denizin üstü pırıl pırıl, şıkır şıkır ışığa kesmiş. Doğa tüm renkleri ve ışıltısıyla görenleri kendine hayran bırakıyor. Denizin rengine, sakinliğine, çevrenin güzelliğine bakmaya doyamıyoruz.

Kızkumu’nun enfes manzarasını bırakmaya gönlümüz razı olmuyor da sonraki köylerde de pek çok güzellik olduğunu düşünerek yola devam ediyoruz.

IMG_20181213_173203

Orhaniye-Turgut Yolu

Tepeden inerken yolun sağ tarafında kayalar, sol tarafındaysa çam ağaçları duvar oluşturmuş, ağaç-duvar aşağıda neler olduğunu bize göstermiyor. Yokuş keskin bir virajla noktalanıyor, sola dönüyoruz.

Orhaniye-Kızkumu 051a

Orhaniye-Kızkumu-Bük

Keskin virajı dönerken, kısa bir an, bir deniz görüntüsü mü çarptı gözümüze? Pek de oralı olmadık, aklımız hâlâ Kızkumu’nun görsel şölenindeydi, bir iki kilometre sonra yol ikiye ayrıldı. Sağ tarafı işaret eden tabelada Turgut, soldakinde Bozburun yazıyordu.

DSC06515 turgut a

Turgutköy

DSC06534turgut a

Turgutköy

Turgutköy’e ilk kez 1995’te gelmiştik, ünlü halı mağazalarını ve şelalesini görmek üzere. Turgut’a girdikten iki yüz metre sonra solda taştan yapılmış eski ahırlar silsilesindeydi halıcılar. halı 1halıBurada Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde dokunmuş halılar satılıyor, dışarıya ihraç ediliyor, aynı zamanda imalat da yapılıyordu. Amacımız halı mağazalarını gezmek, değişik yörelerin halılarını görmekti. Halı almak gibi bir niyetimiz yoktu! Ama burada görev yapan satış elemanları hiç düşünmediğimiz halde bize halı sattılar. O mağaza senin bu mağaza benim diyerek restore edilmiş ahırlara girdik çıktık, çeşit çeşit halı gösterdiler… Biz:

“Halı almayı düşünmüyoruz,” dedikçe onlar:

“Hiç önemi yok, siz şunları da görün,” diyorlar, halıları ayağımızın dibine atıveriyorlardı. Ahırdan ahıra dolaştıkça onlarca halı ayağımızın altına seriliyordu. Öyle böyle derken bir de baktık bir halı almışız.