THASSOS ADASI’NI GEZİYORUZ (Hüsniye ile Ahmet 16)

Thassos Adası’ndaki Golden Beach Kamping’e yerleştik, kamping deniz kenarındaydı, geniş ve uzun bir kumsalı, pırıl pırıl bir denizi vardı. Deniz parlak olduğu kadar da soğuktu. Ahmet düzenli olarak denize girip yüzüyordu; tek kolunu kullanıyordu ve bu kolunun yardımıyla diğer kolunu hareket ettiriyordu denizde. Hiçbir zaman yılmadı çalışmaktan. Çadırda kalmamız da Ahmet’i çok mutlu ediyordu, çadırımızda kendimizi çok iyi hissediyorduk. Doğanın içinde olmak, içimizde doğanın olması nasıl güzeldi nasıl!

Karavan komşumuz Uğurtan Bey ve kızı kaldığımız kampa geldikten sonra dokuz kişi olduk ve Thassos Adası’nın tamamını dolaşmayı düşündük, hepimizi alacak bir araç kiralayıp Thassos’u dolaştık. Adanın tamamı 378 kilometre kareydi ve yolları gayet güzeldi. Karavanlarla dolaşmadığımıza da pişman olduk. Golden Beach gibi dört-beş kamping daha vardı Thassos Adası’nın değişik koylarında. Thassos Adası kamping yönünden çok zengindi, halkın çoğu karavanlarıyla kampinglerde tatillerini geçiriyordu.

Thassos Adası-Aliki Koyu

Thassos Adası-Aliki Koyu

Özellikle Aliki Koyu’nu turkuaz renkli deniziyle çok beğendik, denizde uzun süre yüzdük, kafesinde keyifle kahvelerimizi içtik. Thassos’un ören yerlerini gezdik. Antik çağlardan günümüze kadar gelmiş mermer duvarlar hepimizi etkiledi. Antik çağlarda Thassos mermeri ve altın madeniyle olduğu kadar heykelleriyle, kabartmalarıyla da ünlüymüş. Musa ve Apollon’u betimleyen kabartmalar Fransa-Louvre Müzesi’ndeymiş. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde de kentin sur duvarlarından Herakles Kapısı’nın kabartmalarından bir bölümü bulunmaktaymış. Sanırım Thassos Adası antik çağda önemli bir sanat merkeziymiş.

Thassos Adası Koyları

Thassos Adası Koyları

Thassos Adası’nın koyları, uçsuz bucaksız kumsalları, ormanlarla kaplı tepelerin suya vuran görüntüsü harikaydı.

Yunanistan’a ilk defa gelmiş olmamıza rağmen sanki defalarca gelmiş gibiydik, pek çok benzer yan bulduk Yunanlılarla aramızda. Ahmetçiğim benzerlikleri yakaladıkça seviniyordu, heyecanı doruktaydı.

Kiraladığımız aracı Ahmet Bey kullanıyordu, başlangıçta yüksek bir hızla gidiyordu; bizler acelemiz yok yavaş giderseniz çevreyi daha iyi görebiliriz deyince Ahmet Bey hızını düşürdü. Bize “Nerede durmak istiyorsanız söyleyin duralım,” dedi. Tüm adayı güzel  ve özel yerlerde dura kala dolaştık.
My captured pictureYüksek ve büyük bir kayanın üzerine yapılmış bir manastır görünce Ahmet Bey aracımızı hemen durdurdu, inip manastıra girmek için yürüdük, içeri giremedik, görevliler engelledi bizleri. Meğer şortlarla ve kolsuz tişörtlerle girilemezmiş manastıra.Manastırın adı Michael Archangelos’tu. Yanımızda manastıra girebileceğimiz giysiler yoktu; ancak biz buna hemen çözüm bulduk. Havlularımızı ya şal ya da etek yaptık, görevlilerin böyle komik giysilerle içeriye almayacağını düşünüyorduk; neyse ki yanılmışız kapıdaki görevliler o kadar da acımasız değillermiş ki bizi manastıra kabul ettiler.

Manastırın manzarası insanı büyülüyordu, harika olduğu kadar vahşi bir manzaraydı. Manastır çok yüksekteydi, deniz aşağılarda kalıyordu ve her yer kayalıktı. Deniz mavi mi mavi sonsuza kadar uzanıyordu.

Thassos Adası

Thassos Adası

Manastırdan çıktıktan sonra adayı gezdik, kumsallarında dinlenip denizlerinde yüzdük. Adanın çevresi yüz on kilometreymiş ve adanın yüzde doksanı kumsallardan oluşuyormuş. Biz bu kumsalların keyfini doyasıya çıkardık.

Son durağımız Limenaria’ydı. Limenaria’nın tepesinde bir koru vardı, orada piknik yaptık yüksek çam ağaçlarının altında kuşların tatlı cıvıltılarıyla. Güneş çam ağaçlarının yaprakları arasından bize gülümsüyordu, hava çok sıcaktı; ama ağaçlar sıcaklığı hissettirmiyordu.

Limenieri

Limenaria

Korudan Limenaria’nın müthiş güzelliğini seyrettik. Limanda rengârenk tekneler gün ışığı altında tembel tembel salınıyorlardı. Ahmet, bana ışıl ışıl parlayan gözleriyle:

“Burası cennet olmalı!” dedi. Ben de “Evet canım, cennet!” dedim gözlerimle.

Akşam kampımıza dönünce yorulduğumuzu anladık. Doğru yorucu bir gündü; ama bir o kadar da güzel, eğlenceli ve keyifliydi.

KARAVANCILAR THASSOS (TAŞOZ) ADASI’NDA

İki karavan İpsala Gümrük Kapısı’ndan Yunanistan’a girdik.

Alexandroupolis (Dedeağaç)

Alexandroupolis (Dedeağaç)

İlk durağımız Alexandroupolis’ti, İpsala-Alexandroupolis arası 45 kilometreydi. Alexandropolis’i dolaştık; temiz, küçük, hoş bir kentti.

Camping Alexandroupolis (Alexandroupolis Kamping)

Camping Alexandroupolis (Alexandroupolis Kamping)

Çok güzel bir karavan kampı vardı, dönüşte bu kampta kalmaya karar verdik. Alexandropolis’ten Komotini’ye (Gümülcine) geçtik, Komotini’yi dolaştık, burada fazla kalmadık, amacımız Keramoti’ye gitmek, oradan feribotla Thassos Adası’na geçmekti.

Xanthi’ye (İskeçe) 25-30 kilometre kala Porto Lagos’ta Vistonis Gölü’nün ortasındaki

Çirozlar (Kurutulmuş balıklar) Alexandroupolis

Çirozlar (Kurutulmuş balıklar) Alexandroupolis

küçük bir adacık üzerine 11.yy.da inşa edilmiş  olan St. Nikolaos Kilise’sini gördük. Karavanlarımızı park ettik. Arkadaşımız Pepa’nın Yunanistan’a her geldiğinde uğrayıp mum yaktığı bir kiliseymiş St. Nikolaos. Çok sevdiği bu kiliseyi bizim de görmemizi istedi. Kilisenin karayla bağlantısı upuzun tahta bir köprüyle sağlanmıştı. Denize gölgesi düşmüş, şirin tahta köprünün bir kapısı vardı. Kapının önüne geldik, bir an önce o köprüde yürümek, çevrenin eşsiz doğal güzelliğini belleğimize kaydetmek istiyorduk. Ama bizim istememiz yetmedi.

Vistonida Gölü-St.Nikolaos Kilise'sinin Girişi

Vistonida Gölü-St.Nikolaos Kilisesi’nin Girişi


Tahta köprünün kapısında asılı olan beyaz bir kâğıdın   üzerinde bir not vardı. Pepa yazıyı okudu. Kilise kapalıymış, kilisenin papazının saat bir ile beş arası dinlenme zamanıymış. Adacığın üzerindeki kiliseyi göremediğimiz için canımız sıkıldı. Ahmet Bey:

karavancılar Thassos Adası'nda“Hiç canınızı sıkmayın, dönüşte mutlaka uğrarız, Pepa burada mum yakmazsa olmaz,” deyince rahatladık. Gerçekten de dönüşte tadını çıkara çıkara o güzelim tahta köprüde yürüdük, muhteşem doğayı seyrettik, kiliseyi dilediğimiz gibi gezdik. Pepa da mumlarını yaktı.

Vistonida Gölü-St.Nikolaos Kilise'si

Vistonida Gölü-St.Nikolaos Kilisesi

Keramoti

Keramoti

Thassos Adası’na gitmek için çok hoş, düzenli bir balıkçı kasabası olan Keramoti’ye geçtik. Thassos’a gidecek olan arabalı vapur limandaydı. On- on beş dakika sıra bekledikten sonra gemiye bindik otuz beş-kırk dakika süren güzel bir deniz yolculuğu yaptık.

Keramoti Sahilleri

Keramoti Sahilleri

Tatilcilerle dolu kumsallar, deniz, kumsalların hemen ardından başlayan ormanlar çok hoşumuza gitti. Thassos’a Karavancılar Thassos Adası'ndaKeramoti’nin yanı sıra Kavala’dan da gidilebiliyor. Kavala-Thassos arasındaki mesafe 12 deniz miliymiş ve feribotla yolculuk bir saat on beş dakika sürüyor, feribot Thassos Adası’nın batısındaki Prinos Limanı’na yanaşıyormuş.

Karavanlar Thassos Adası'ndaMartılar gemiyi takip ediyor, neredeyse
başımızın üstünde uçuyorlardı. Yolcular martılara yiyecek atıyorlar, martılar büyük bir ustalıkla kapıyordu atılanları… Bir an için kendimizi  Büyükada vapurunda zannettik. Aynı olayı defalarca Adalar-Kadıköy-Karaköy arasında yaşamıştık çünkü.

Deniz, orman, martı, vapur, sohbet derken Thassos’a nasıl geldiğimizi anlamadık bile.

Thassos Adası

Thassos Adası-Limenas

Önce uzaktan adanın yüksek, yeşil tepelerini gördük. Yükseltileri çok olan bir ada Thassos. Şaka maka değil sonradan öğrendiğimize göre en yüksek tepesi 1200 metreyi buluyormuş. Yine bu yükseltiye yakın pek çok tepe varmış. Bu yükseltilere dağ demek daha doğru olacak aslında. Thassos yemyeşil bir ada, merkezde dolaştık, alışveriş yaptık.

Thassos Adası’nda feribotun yanaştığı kasabanın adı Limenas, anlamı adından da anlaşılacağı gibi liman. Limenas adanın başkenti; ama genellikle buraya Thassos Town deniyor, Limenas adı pek az kullanılıyor.

Thassos Adası, Limenas

Thassos Adası, Limenas

Feribottan indikten sonra Limenas’ta dolaştık. Alış-veriş yaptık, adayla ilgili bilgi aldık. Limenas, Thassos Adası’nın en güzel ve popüler üç noktasından biriymiş. Diğer ikisi Golden Beach ve Limenaria’ymış.

Thassos Adası-Limenas Mendireği

Thassos Adası-Limenas Mendireği

Limenas’tan Golden Beach Kamping’e gideceğiz. Yola koyulduk deniz seviyesinden yukarılara çıkıyoruz, her yer yemyeşil… Deniz seviyesinden üç yüz metre yükseğe çıktık iki tarafı ormanlık olan bir yoldan, aşağı yukarı on kilometre sonra bir köye geldik. Şirin mi şirin, yeşil mi yeşil köyün ortasında şakır şakır doğal kaynak suyu akıyordu. Adalarda bu çok nadir görülen bir şeydir, genelde tatlı su sorunu vardır.

Daracık, sevimli sokaklar… Bembeyaz boyalı evler, mavi çerçevelerle bezenmişti… Ceviz ağaçları, çamlar, zeytinler… Köyde dolaşan turistler, turistleri güler yüzle karşılayan köy sakinleri… Bu güzeller güzeli köyün adı: Panagia.

Panagia’dan aşağıya bakınca gördüğümüz manzara bizleri çok etkiledi. Yemyeşil bir ova, mavi mi mavi bir deniz; aşk içinde gözler önüne serilmişti. Kampımızın bulunduğu Golden Beach aşağıda sere serpe yatıyordu. Ah! Harika bir yer burası! Ne iyi yaptık da geldik!

Adaya adını veren Thassos, bizler kadar etkilenmiş miydi buradan? Canım etkilenmese bu adada kalır mıydı? Bu kadar güzel iklimi, bitki örtüsü, denizi olan bir yeri nasıl bırakıp giderdi mitolojik zamanda yaşamış olan Thassos. Thassos, aslında Zeus’un, güzelliğinden etkilenip kaçırdığı ve bir mağaraya hapsettiği Phoenix (Finike) Kralı Agenor’un kızı Europa’yı aramaya çıkmış. Valla Zeus’un beğenip de kaçırmadığı kişi yok! Europa’yı kaçırabilmek için boğa kılığına girmiş Zeus. Anlaşılan o ki, Zeus tanrı olmanın ayrıcalığını keyfince sürmüş.

Thassos, bir sürü yer dolaşmış, Zeus’un kaçırdığı Europa’nın izine rastlamamış, sonunda yolu bu adaya düşmüş o da bizler gibi bu adanın büyüsüne kapılmış olmalı. Europa’sız Kral Agenor’un ülkesine dönemeyeceğinden büyülendiği bu yerde yaşamına devam etmiş. Acaba o zamanlarda da, bugün tadına doyamadığımız, ceviz reçelleri yapılıyor muydu bu adada? Ballar şimdiki gibi lezzetli miydi?


Golden Beach Kamping

Golden Beach Kamping

Panagia’dan bal ve ceviz reçeli aldıktan sonra karavanlarımıza bindik, soluğu Golden Beach Kamping’de aldık.

Golden Beach Camping'in  tuvalet-duş ve mutfağının olduğu binalar

Golden Beach Camping’in tuvalet-duş ve mutfaklarının olduğu binalar

Deniz kenarında tatil köyü gibi bir kampingdi; yeşillikler içinde, tertemiz tuvaletleri, mutfakları; şirin kafeleri, restoranları olan… Her sabah bir hemşire tüm karavanları ve çadırları dolaşıp bir rahatsızlığımız olup olmadığını soruyordu.

Golden Beach Kamping-Karavanlarımız

Golden Beach Kamping-Karavanlarımız

Karavanlarımızı yerleştirdik, Hüsniye ile eşi Ahmet Bey çadırlarını kurdular, çadırlarının içine matlarını yerleştirirken Ahmet (Şimşir) Bey de karavanının üst yatağını dışarı çıkartıyordu, sonra karavandan çıkarttığı yatağı Hüsniyelerin çadırına yerleştirdi. Bu arada başka bir karavancı dostumuz Uğurtan Bey ve kızı da karavanlarıyla geldiler Golden Beach’e. Harika bir tatildi! Yürüyüşler yaptık, uzun uzun yüzdük, daldık, beach ball oynadık, sohbet ettik.

Golden Beach (Plaj)

Golden Beach (Plaj)

Kamping Golden Beach çok büyük bir koydaydı. Pırıl pırıl parlayan incecik kumlu geniş bir kumsalı vardı. Koyun birbirinden uzak olan iki burnunu kumsal birbirine bağlıyordu. Kumsalı ve burunlardaki kayalıkları yalnız bırakmayan onları kimi zaman usul usul okşayıp öpen, kimi zaman öfkesini yenemeyip köpükler çıkara çıkara yıkayan, kimi zaman da kıyıları uyandırmaya kıyamayıp onlara değmekten korkarcasına kıpırtısız duran deniz, Thassos’un soğuk, ışıl ışıl, pırıl pırıl denizi…

Ya kumsalın bitiminden başlayıp Panagia köyüne oradan da tepelere kadar yayılan orman… Göz alabildiğine yeşil orman denizi, Ege’nin mavisiyle ne güzel bir düzen kurmuşlar! Maviyle yeşil birbirini kıskanmadan, dostça sürdürmekteydiler yaşamlarını… Koyun ortalarında da Kamping Golden Beach almış yerini.Karavanlar Thassos Adası'ndaKaravancılar Thassos Adası'ndaDaha sonra yerleşim alanları, şirin evler, pansiyonlar, moteller, birbirinden sevimli büyük, küçük restoranlar, gece kulüpleri…
Golden Beach küçük bir kasaba olmuş artık! Ada halkı turizmi iyi anlamış; turistleri zorlamıyor, çekiştirmiyor, pazarlık yapmak isteyenlere de çok şaşırıyor.

“Binlerce yıldır kimler yıkandı acaba bu denizde?” diye düşünmeden edemiyor insan. Araştırmalarıma gore, İ.Ö. 491 yılında Persler tarafından işgal edilmiş ada, sonra Sparta ve Atina arasında sürekli el değiştirmiş, arkadan Roma… Roma İmparatorluğunun bölünmesiyle Bizans’ın olmuş. Zavallı Thassos Adası! Sahipleri sürekli değişmiş. 4. Haçlı Seferleri sırasında Konstantinopolis’i (1204) ele geçiren Venedikliler adayı da kendilerine bağlamışlar. İstanbul’u talan edip onca zarar verenler, Thassos’a da kötü mü davranmışlardır? Elli-altmış yıl sonra da (1261) Bizanslılar Thassos’u geri almışlar. Sahip değiştirmesi bununla da bitmemiş. İstanbul’un fethiyle Osmanlı topraklarına katılmış. Balkan Savaşı’nda da Yunan Deniz Kuvvetleri tarafından zapt edilmiş. 1912’de Türk yönetiminden çıkmış.

Offf! Savaşlar, savaşlar! İnsana huzur veren,bu yeşil adayla hiçbir şekilde uyuşmuyor savaş. Denize daldım savaş düşüncesini aklımdan çıkarmak için. O ne? Su altında da yaşam savaşı var, büyük balıklar küçük balıkları mideye indiriyor. Küçük balıklar nasıl kaçışıyor korkudan. Karavanlar Thassos Adası'ndaDeniz altında yosunların sağa sola devinimleri; güneş ışınlarının suda kırılması, ışığın deniz dibindeki kumun üzerinde oluşturduğu geometrik desenler içimi coşturdu, su altındaki güzellikler kötülükleri unutturdu.

Çeşitli uygarlıkların insanları bu sularda yıkanmış; aynı şimdi olduğu gibi… Golden Beach’in sahilinde dünyanın dört bir yanından gelmiş dili, dini, ülkesi farklı binlerce kişi güneşleniyor, yüzüyor, beach-ball, voleybol oynuyor, sörf yapıyor, kürek çekiyor savaşmadan, barış içinde, dostça… Farklı insanların ortak noktaları; buradan hoşnut olmaları, barış içinde yaşamak istemeleri… Deniz, orman, üzerinde binlerce ayak izi bulunan geniş kumsal binlerce yılı kaynaştırmış, sonunda zor da olsa dostluğu, sevgiyi, barışı bulmuş Thassos.

Sevgiyi, barışı bulan Thassos’u ailecek çok sevdik, bir iki gün kalmayı düşünüyorduk; ama kolayca ayrılamadık oradan.

Karavancı dostlarımızla, tüm Thassos‘u dolaşmayı düşündük. Adayı karavanlarla dolaşalım diye konuştuk önce; daha sonra bu fikirden vazgeçtik, dokuz kişiyi alacak bir araç kiraladık.

Adayı gezip tanıdıkça karavanlarla gezmediğimize çok hayıflandık. Adanın yolları gayet güzel asfalttı ve pek çok kamping vardı adanın çeşitli koylarında. 378 kilometre kareydi Thassos Adası‘nın yüzölçümü, müthiş güzellikte, turkuaz renkli koylar, tepeden bakıldığında denizin içinden tek tek sayılan taşlar.
Karavanlar Thassos Adası'nda

Mermer kayalıklar, duvarlar… göz alabildiğine uzanan kumsallar… yeşil dağların suya vuran görüntüsü…

Kilometrelerce uzanan kumsallar, turistlerin yüzmeye doyamadığı masmavi deniz, pırıl pırıl güneş…

Karavanlar Thassos Adası'ndaKaravanlar Thassos Adası'ndaYemyeşil bitki örtüsüyle kaplanmış adacıklar, suya vuran yansılarıyla kaynaşıp ikiz adacıklar oluşturmuşlardı. Denize uzanan kayalıklar, burunlar, yarımadalar… yollara, denize ulaşmaya çalışan çam ağaçları…

Aliki Koyu

Aliki Koyu

Muhteşem Aliki Koyu… Karavanlar Thassos Adası'ndaÖren yeri… Bizans Harabeleri… Mermer sütunlar… Antik çağlardan günümüze gelmiş mermer duvarlar… O zamanlar mermeri ve altın madeniyle tanınıyormuş Thassos. M.Ö. 7.yüzyılda adaya bir heykel okulu kurulmuş. O çağlarda yapılmış yontularıyla, kabartmalarıyla anakarada ve diğer adalarda çok ünlüymüş Thassos. Apollon ve Musa’yı betimleyen kabartmalar bugün Louvre Müzesi‘ndeymiş. Kentin sur duvarlarından Herakles Kapısı’nın kabartmalarından bir bölümü de İstanbul Arkeoloji Müzesi’ndeymiş. Thassos sanat alanında önemli bir merkezmiş antik çağlarda.

Aliki Koyu

Aliki Koyu

İnsan gittiği yerle ilgili ne çok bilgi ediniyor, Thassos’u tanıdıkça onu kendimize daha yakın hissediyor, farklı zamanları iç içe yaşıyoruz. Bir yapıt bizi ilk çağa götürürken diğeri Bizans’a yönlendiriyor. Roma’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Venedik’e ulaşıyoruz. Osmanlı zamanında Thassos’un adı Taşoz olarak söyleniyormuş. Bir yandan doğayla, diğer yandan tarihle kucaklaşıyoruz. Onları birbirinden ayırmak olanaksız.

Binaların çatıları

Binaların çatıları

Kamplardaki ve adanın bazı yerlerindeki taş binaların çatıları kiremit yerine kayrak taşlarıyla kaplıydı. Bu taşlar hoş bir biçimde dizilmişti çatılara aynı İnebolu’daki gibi.

Yunanistan’a ilk defa geldik ama kısa sürede ne kadar çok ortak noktamız olduğunu anladık Yunanlılarla. Musakkamız, plakimiz, dolmamız, sıcakkanlılığımız, martılarımız ve daha nicesi…

Michael Archangelos Manastırı

Michael Archangelos Manastırı

Aaa, bir manastıra geldik, alelacele arabadan indik, manastırın dış kapısından girdik. Manastırın adı Michael Archangelos’tu. Aliki ve Astrida köyleri arasındaydı. Görevliler bizi durdurdu. Bu kıyafetlerle içeri giremezsiniz, giyinmeniz gerekiyor, dediler. Giyinmemiz mi gerekiyor??? Biz giyiniğiz, dedik. Şortlarla ve kolsuz tişörtlerle giremezsiniz! dediler. Yanımızda başka giysi yoktu; buna acilen bir çözüm bulduk. Kimimiz havlulardan, pareolardan etek yaptı, kimimiz şal… Manastıra girebilecek hale geldiğimizde birbirimize bakıp ne dalga geçtik! Sanki bir kıyafet balosuna gidiyorduk. Hepsi hoş anılar olarak kaldılar belleğimizde ve fotoğraf karelerinde. Komik kıyafetlerimizi büyük bir ciddiyetle teftiş eden görevlinin “ohi” yani hayır diyeceğinden çok korktuk. Neyse ki ciddi görevli o kadar da acımasız değilmiş(!)

Kıkır kıkır gülerek manastıra girdik, kapıda iki rahibe güler yüzle bizleri karşıladı. İki rahibe diyorum da birinin yüzünü hiç anımsamıyorum; diğerinin yüzü aradan onca yıl geçmesine rağmen belleğimde capcanlı duruyor. Rahibenin sadece yüzü açıktaydı, gözlerimi uzun süre o güzel yüzden alamadım. Yalnız ben değil herkes genç kızın yüzüne odaklanmıştı. Nasıl güzel, nasıl güzeldi! Yoksa o, Kral Agenor’un bin yıllar öncesinden gelen kızı Europa mıydı? Thassos’un aradığı güzeller güzeli, Zeus’un aklını başından alan Europa… Thassos’un mermeri gibi bir yüz, çam ağaçlarının yeşilini içine çekmiş pırıl pırıl gözler, usta bir yontucunun elinden çıkmış bir burun, insana huzur veren bir gülümseme… Aklıma birkaç soru takıldı. Neden rahibe olmayı seçmişti? Bu manastıra kendini niçin kapatmıştı? Yoksa o da zorla mı getirilmişti buraya? Yok canım, zorla getirilmiş olsa o kadar mutlu, huzurlu görünemezdi.

Manastırdan çevreye bakış

Manastırdan çevreye bakış

Manastır, uçurumun kenarına inşa edilmiş; yüksek, sarp bir kayanın üzerinde kurumla oturuyordu. Manastırın deniz tarafında bulunan balkonundan aşağıya bakınca insanın içi çekiliyor, başı dönüyor… yüksek, inilmesi, çıkılması mümkün olmayan kayalıklar ve de vahşi kayalıklarla turkuaz denizin birlikteliğinden oluşmuş muhteşem manzara herkesi büyülüyor.

Manastırı dolaştıktan sonra arabamıza binip adanın etrafını dolaşmaya devam ettik; bizim adalarımızın çoğunda kamping diye bir şey yoktur. Thassos’ta ise bir sürü hoş kamping vardı. Yunanistan’da kampçılık, karavancılık çok yaygındı. Adanın etrafı yüz on kilometreydi, bu yüz on kilometrenin aşağı yukarı doksan beş kilometresi kumsallardan oluşuyordu.

Aliki Koyu

Aliki

Aliki Koyu‘nda bir kafede oturup çay, kahve içmiştik, Aliki bize bir zamanların Yunanlı film yıldızı Aliki Vuyuklaki’yi anımsattı. Aliki müthiş güzellikte bir koydu! Burada uzun süre denizden çıkamadık, keyifle yüzdük.

Limenaria Korusu

Limenaria Korusu

Limenaria’ya geldiğimizde karnımız acıkmıştı. Limenaria’yı seyretmek için tepedeki koruya çıktık, piknik çantalarımızı açtık, aşağıda Limenaria harika görünümüyle gözlerimizi, ruhumuzu, beynimizi doyururken biz de karnımızı doyurduk. Kimimiz matları yere atıp sere serpe uzandık, kimimiz korunun tahta banklarına yayıldık. Yüksek çamlar, cıvıl cıvıl öten kuşlar, çamların yaprakları arasından süzülen güneş, limandaki çeşitli renkte ve büyüklükte tekne, Limenaria’nın sevimli evleri…

Limenaria

Limenaria

Limenaria

Limenaria

Adayı dolaştığımız yol genellikle sahil şeridini takip ediyordu, zaman zaman içerilere girip dik yokuşlar çıktık, bir yanı uçurum olan yollardan geçtik, olağanüstü manzaralar sık sık nefesimizi kesti. Yetmişten fazla plajı olan Thassos Adası’nın bizi etkileyen plajlarında doyasıya yüzdük, kumsallarında güneşlendik ve  havanın kararmasına yakın kampımıza dönebildik, yorucu; lâkin çok keyifli bir yolculuktu.

Bir hafta kaldığımız Thassos Adası’ndan ayrılmak zor oldu, karavancı dostlarımıza veda edip ver elini Halkidiki dedik.