DESCARTES ve LOCKE

Rene Descartes(1596-1650) M.Ö. 4. yüzyılda yaşamış olan ünlü felsefeci Aristoteles’in yüzyıllardır Avrupa’da etkin olan felsefesine son verip modern felsefeyi kurmuştur. Descartes’e neyi, nasıl biliyoruz diye sorulduğunda her şeyi akıl ile bilebiliriz diye yanıtlar ve duyularımızın bizi zaman zaman yanılttığını söyler. DescartesDescartes(Dekart), bazen algıladığımız herhangi bir şeyin duyularımıza görünen şey olmadığına dikkatimizi çeker. Öğrenmeyi ancak akılla yapabileceğimizi söyler, onun düşünceleri rasyonalizm(usçuluk)e dayanır. Descartes, insan zihninin duyularımızdan ve onun deneyimlerinden daha güvenilir olduğunu varsayar. Rasyonalizm ya da akılcılığın kökeni antik Yunan düşünürlerinden Platon ve Parmenides’e kadar uzanır. 17. yüzyılda da Descartes tarafından savunulur. Descartes’ten sonra da Spinoza ve Leibniz rasyonalizmle ilgili bilgiyi devam ettirirler.
Descartes’e göre rasyonalizm, amprizm(deney-deneyimcilik)e karşıttır ve o bazı kavramların, düşüncelerin, ilkelerin doğuştan olduğunu savunur. Descartes, rasyonalizmde matematiksel kesinliğin bilginin gerçek ölçütü olduğunu, duyusal inanışlarımızın matematikteki inanışlarımıza göre yanlış olma ihtimalinin daha fazla olabileceğini söyler.
John Locke(1632-1704) felsefenin değişik alanlarına katkısı olmuş bir modern dönem düşünürüdür. Rene Descartes’ten ne kadar etkilenmiş olsa da onunla zıt görüştedir. John LockeJohn Locke; Descartes’in inandığı, savunduğu rasyonalizme karşıdır. O, insan zihninin doğum anında boş bir levha(tabula rasa) olduğunu, ne öğrenirsek ancak duyularımızla öğrendiğimizi, yaşadığımız deneyimlerin doğum anında boş olan levhanın üzerine zamanla yazıldığını ve dünyaya ait bilgilerimizin deneyler sonucunda birikerek oluştuğunu savunur. images-John LockeLocke’a göre her şeyi duyu algılarımızla öğreniriz, kuramsal ve ahlaki boyutta doğuştan gelen ideler yoktur. İnsanın tüm bilgisi, pozitivist bilimler gibi amprizme dayanmaktadır.

ALINTILAR, ÖZLÜ SÖZLER (1)

Bugün temizlik yaptım, kitaplığımın küçük bir bölümünü temizledim, pek çok atılacak kâğıt çıktı; ama hiçbir kâğıdı atamadım. Çeşitli boyutlardaki kâğıtlara özlü sözler, okuduğum kitaplardan alıntılar yazmışım.Benim temizlik uzun sürdü, yazdıklarımı tek tek okudum sonra bilgisayarımın başına geçip çoğunu yazdım, yazdıklarımı sizlerle paylaşmak istedim.

“Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar av tarihleri avcıyı övecektir.” Afrika Atasözü

“Düşünmek, insan ruhunun kendi kendisiyle konuşmasıdır.”Platon

“Eylem, büyük bir anlatım gücüne sahiptir.” Shakeaspeare (Şekspir)

“Beyin bir adale kütlesidir, çalıştırdıkça gelişir, çalıştırmadıkça pörsür.” Bir Beyin Cerrahı

“İnsan güçlü bir gülmeye kapıldı mı, ruhunda da güçlü bir değişim olur.”

“Kullanmadığını kaybedersin.” Selma Fındıklı- Ankara İstasyonu

“Akıllı uslu adam, iyi yaşamak için kendi kendine yeter, o öbür insanlardan farklı olarak başkalarına pek az muhtaçtır.” Sokrates

Ruhları barbar olanlar doğanın dilini anlamazlar.” Herakleitos

“Bilmek; soluk almanın, yaşamanın tadını duymaktır.”

“Bilmek; dünyamızı daraltan korkuları yenmek, sınırlarımızı genişletmek demektir.”

“Bilmek; sömürenden, can alandan, hak yiyenden, yaşamı karartmaya kalkanlardan hesap sormaya, dünyayı pisliklerden arındırmaya hazırlanmaktır. “Mehmet Başaran

“Şöhret pazara benzer, orada çok kalırsanız fiyatlar düşer.” Francis Bacon

“Kendinizi değiştirmeyi ilke edinin, bunu sadece siz yapabilirsiniz.”

ZAMAN

“Zaman düşlediğimiz projelerin gerçekleşmesi için yeterli değildir. Bekleyen biri için ondan daha yavaş, hoşlanan biri içinse ondan çabuk geçen bir şey yoktur.

Büyüklüğü ile sonsuzluğa kadar uzanır, küçüklüğü ile sonsuz parçalara bölünebilir.

Herkes onu ihmal eder, herkes onun kaybolmasından üzüntü duyar.

Gelecek nesillere aktarılmaya layık olmayan ne varsa onları karanlığa gömer ve gerçekten büyük olan hareketleri yaşatır.

İnsanın en kıymetli hazinesi zamandır.” Voltaire

Ruhun yıkanıp arındığı deli bir ırmaktır aşk.” Goethe

“Dedim ki:

Ben senden bir şey istemiyorum.

Bir insan bir nehri nasıl severse

Ki nehir o insanı bilmez,

Ben seni öyle seviyorum.

Dedim ki

Ben senden bir şey istemiyorum

Bir çocuk oyunu nasıl severse

Ki oyun o çocuğu bilmez

Ben seni öyle seviyorum.

Dedim ki:

Bir genç kız, bir çiçeği koparmadan

Uzaktan koklayarak nasıl severse

Ki çiçek o kızı bilmez

Ben seni öyle seviyorum. Ahmet Ümit/ Ninatta’nın Bileziği

Bir Hitit Destanı Ninatta’nın Bileziği

Anadolu’daki ilk büyük devlet: Hititler

Yeryüzündeki ilk büyük savaş: Kadeş

Kadeş’e giden sevgilisini 3300 yıldır bekleyen Hititli bir kadın Ninatta

Yarıda kalan bir sevda: Ninatta ile Nuvanza

“Krallar hep yanlış, hep eksik anlatır.

Krallar kılıçlarının gölgesi halkın üzerinden eksilmesin ister.

Krallar şöyle düşünür:

Nasıl olur da tahtta daha çok kalırız.

Nasıl olur da daha çok ülkeyi istila ederiz.

En iyisi, en adili bile böyle düşünür;

Çünkü böyle düşünmezse kral olamaz.” Ninatta’nın Bileziği/ Ahmet Ümit

“Ne zaman gök gürlese

Korkuyla uyanırdım odamda

Korkumun yarısını anneme

Yarısını babama paylaştırıp

Küçücük bir yer bulurdum ortalarında.” Fatin Hazinedar

“Bütün sanatlarda birbirine dönüşme eğilimi vardır.”Schopenhauer

“27 yaşına kadar gazete okuma isteğiyle yanıp tutuştum. Görmeyi sadece okuyabilmek için istedim. Civan İlci (Görme Engelli Uzman Psikolog)

“Ben kitaplarımı okumuyorum, yaşıyorum. Sabahlara kadar kahkahalarla gülüp bir o kadar ağlamak okumak değil yaşamaktır.” Civan İlci

“M.Ö. 3. Yüzyılda yaşamış olan geometrinin kurucusu Euklides’e bir gün öğrencilerinden biri geometrinin temel kurallarını öğrenmekle eline ne geçeceğini sorar. Euklides(Öklid) yardımcısının eline para vererek öğrencinin suratına bakmadan şunları söyler: “Al bu parayı çocuğa ver. Çünkü o her öğrendiği şeyden bir kazanç sağlamak niyetinde!..”

“Kral 1. Ptolematos geometri öğrenimi için daha kısa, daha kolay bir yolun olup olmadığını sorunca Euklides “Geometride krallara mahsus bir yol yoktur,” yanıtını verir krala.”

“A’yı hayatta başarı olarak tanımlayalım. O zaman A= x+y+z’dir.

X=çalışmaktır

Y=oyundur

Z= çeneyi tutmasını bilmektir.” Albert Einstein  

ROMA-VATİKAN MÜZELERİ

Roma Kamping’e geldiğimiz günün gecesi güzel bir uyku çektik, ertesi sabah erkenden kalktık kahvaltımızı yapıp soluğu otobüs durağında aldık. Otobüs durağına ulaşmak yürüyerek beş dakikamızı aldı. Yoğun bir tempo bizi bekliyordu, en az on saat yürüyerek dolaşacaktık. Yabancı bir ülkeyi tanımak; o ülkenin tarihi yerlerini, sanat eserlerini, doğal güzelliklerini görmek için iyi bir performansımız olması gerektiğini anlamıştık.

İlk gideceğimiz yer Vatikan Müzeleri olacaktı. Vatikan, devlet içinde bir devlet. Dünyanın hem nüfus olarak hem de yüzölçümü olarak en küçük ülkesi.

Vatikan'ın Bahçeleri

Vatikan’ın Bahçeleri

Dünyanın en küçük ülkesi olmasına rağmen dünya üzerindeki etkisi büyük olan bir ülke. İtalya’nın Roma kentinde yönetimi mutlak monarşiye dayalı olan bir ülke.

Vatikan Tren İstasyonu

Vatikan Tren İstasyonu

Hristiyan dininin Katolik mezhebinin ruhani lideri olan Papa, Vatikan Devletinin de başkanı. Vatikan’ın yüz ölçümü 440.000 metre kare, nüfusu ise bin kişiyi ya bulur ya da bulmaz. Vatikan’ın “İsviçreli Muhafızlar Kıtası” adıyla anılan geleneksel giysili muhafızlardan oluşan 100 kişilik küçük bir ordusu bile var.  Adından da anlaşıldığı gibi muhafızlar İsviçre vatandaşı ve de Katolik. Vatikan’ın resmi dilleri Latince ve İtalyanca. Sanırım resmi dil olarak Latince başka bir ülkede kullanılmıyor.

Roma Kamping’e çok yakın olan otobüs durağından otobüse bindik, Vatikan Müzeleri’ne yakın bir yerde indik.

Vatikan Müzeleri

Vatikan Müzeleri

İtalya’da müzelerin gişelerinin önünde kuyruklar olduğunu bildiğimizden oldukça erken saatte müzeye gelmiştik,

Musei Vaticani

Musei Vaticani

gişenin önünde pek kalabalık yoktu, biletlerimizi alıp içeri girdik. Müzenin çevresi -daha doğrusu Vatikan Devleti- yüksek duvarlarla çevriliydi.My captured pictureMüzenin girişinde kalabalık yoktu; ama içeri girince gördüğümüz kalabalık bizi şaşırttı. Dünyanın dört bir yanından akın akın gelmiş olan insan seline ister istemez biz de katıldık. İnsanlar, insanlar, insanlar; değişik ülkelerden gelen, değişik diller konuşan…My captured picture Roma Katolik Kilisesi tarafından Rönesans’ta inşa edilen müzeyi her yıl dört milyondan fazla kişi ziyaret ediyormuş. Vatikan Müzeleri denince bu müzelerin farklı yerlerde olduğu izlenimine kapılıyor insan.My captured picture Aslında Vatikan dev bir müze kompleksi. Birçok papa kendi adına müze yaptırmış ve bu müzeler dev bir müze kompleksi oluşturmuş. My captured picturePek çok müze ve galeri hepsi bir arada Bu müze ve galerilerde neler yok ki; Klasik Eserler Kolleksiyonu, Roma Dönemine ait heykeller, mozaikler, kabartmalar. Halı ve harita galerileri, Etrüsk Müzesi, Mısır Antik Müzesi, Papalık Odaları, Sistine Şapeli, Modern ve çağdaş dini sanat koleksiyonu bölümleri.My captured picture

My captured picture

My captured picture

My captured picture

My captured picture

My captured picture

Harika süslemeli tavanlar, mozaik tabanlar, ünlü heykeltraşların paha biçilmez heykelleri, olağanüstü resimler, eşyalar, figürler, yazılı eserler, antikalar, vazo kolleksiyonları, mumyalar ve daha neler neler… Ve kalabalık, kalabalık, kalabalık…  Kalabalıkla sürükleniyorsunuz.

Vatikan çok etkileyici bir yer, burada büyük bir zenginlik ve ihtişam var! İnsanlar akın akın boşuna gelmiyor Vatikan’a. Çok etkilendik çoook!!! Yalnız biz değil herkes çok etkileniyor Vatikan Müzeleri’nden. Saatlerce müzenin değişik bölümlerini gezdik, eserleri inceledik, eserlerle ilgili açıklamaları okuduk. Gittikçe Sistine (Sixtine) Şapeli’ne yaklaşıyorduk, Sistine Şapeli’ni görecek olmanın heyecanını yaşıyorduk. Sistine’den önce Papalık Odaları’ndan “Stanza della Segnatura”nın bir duvarının tamamını kaplayan bir freski çok beğendik, uzun süre freskin önünden ayrılamadık.

Atina Okulu

Atina Okulu

Bir baş yapıt olan Atina Okulu adlı freski (1509-1510) Raffaello yapmış. Resimde Rönesans’ın temel aldığı Klasik Yunan medeniyetinin en ünlü filozof ve bilim adamları bir arada resmedilmişti. Resimde 59 figür bulunuyor, ortadaki ilk iki figür Klasik Yunan felsefesinin önemli iki karakteri Platon ve Aristoteles. Aristoteles Platon’un en iyi öğrencisiymiş. Resmin sol tarafına müzik ve aritmetik ile ilgilenenler,  sağ tarafa geometri ve astronomiyle uğraşanlar, ortasına ise bilim adamları ve filozoflar yerleştirilmiş. Kimler yok ki Sokrates, Pisagor, Heraklit, Diyojen, Öklid… Freskteki 59 figür içinde sadece bir kadın var. Bu kadın İskenderiye’de felsefe, matematik ve astronomi profesörü olan Hypathia.

Raffaello’nun baş yapıtından zor da olsa ayrıldık ve kendimizi Sistine Şapeli’nin kapısında bulduk, çok kalabalıktı, zar zor içeri girdik, herkesin başı yukarıya bakıyordu, bizler de başımızı tavana doğru kaldırdık ve uzun süre öylece kaldık.

Harikaydı! Yok yok muhteşemdi!! Harika, muhteşem ve olağanüstüydü!!!

HALKİDİKİ YARIMADASI TRİAPODİ’NİN BİRİNCİ AYAĞI

Asprovalta’da iki gün kaldıktan sonra düştük Halkidiki Yarımadası’nın yollarına, Halkidiki yeşil giysisiyle çok göz alıcıydı! Deniz kenarından dağların tepelerine kadar yeşilin her tonunu üzerinde barındırıyordu. Dağ köyleriyle balıkçı köyleri arasında doğal güzellik, yaşayan insanların kültürü, temizlik yönünden fark yoktu. Halkidiki’de yaşayanlar temiz, titiz, kültürlü… Halkidiki’de huzur hakim… Yaşam kalitesi yüksek… Halkın yaşadığı evlerden, otellerden, motellerden, pansiyonlardan, kampinglerden, restoranlardan, marketlerden belli oluyor bu. Gözle görülür bir incelik var tüm köylerinde, kasabalarında, kentlerinde. Halkidiki’de yaşayan nüfusun çoğunluğu mübadele yıllarında Türkiye’den gelip yerleşmiş buralara.

Halkidiki Yarımadası  Triapodi (Üç Ayak)

Halkidiki Yarımadası
Triapodi (Üç Ayak)

Halkidiki Yarımadası’nın kendisi gibi yarımada özelliği taşıyan üç ayağı var, Yunanlılar bu üç yarımadaya ‘Triapodi-Üç ayak’ diyorlar. Kimileri de bu yarımadaları üç parmaklı bir ele benzetiyor, haritaya bakınca gerçekten de üç parmaklı bir ele benzediğini görüyorsunuz Halkidiki’nin.

Olimpiade (Yunanistan)

Olimpiade (Olympiada-Yunanistan)

Asprovalta’dan Halkidiki’nin en doğudaki ayağına ya da parmağına gitmek için sahil yolunu takip ediyoruz. Deniz, kumsal ve ormanın uyumlu bir birliktelik oluşturduğu Stavros’tan sonra Olimpiade’ye varıyoruz.

Olimpiade plajlarla, ormanlarla, üzerleri türlü ağaçlarla kaplı dağlarla çevrilmiş büyüleyici bir yer. Deniz kenarındaki yirmi, otuz metrelik ağaçların altına kurulmuş kampingi, gazinoları, parkları, restoranları, tertemiz giyimli halkıyla bizi kendine hayran bırakıyor.

Olimpiade

Olimpiade (Olympiada)

Deniz kenarında karavanımızı park edip kahvelerimizi içiyor, Olimpiade’nin havasını içimize çekiyoruz. Koyda balıkçı teknelerinin yanı sıra lüks yatlar ve lastik botlar yan gelmiş yatıyor. Olimpiade’yi kuşatan tepelere bakıp yeşille yıkanıyoruz. Takip edeceğimiz yol da tepelerden birine uzanıyor, yola koyulup tepeyi buluyoruz. Tepeden Olimpiade’yi seyretmeye doyamıyoruz. Liman, limanın karşısında boydan boya uzanan kumsal, kumsalın bitiminde başlayan dağların tepelerine kadar uzanan ormanlar, koyu mavi bir deniz. Buradan istemeden ayrılıyoruz.

Olimpiade’nin tepelerini aşıp diğer tarafa baktığımızda tepelerden denize inen antik bir kent çıkıyor karşımıza. Antik

Antik Stagira kentinin bulunduğu yer

Antik Stagira kentinin bulunduğu yer

kent, orman, kumsal, kayalar, koylar! Bu kent Antik Stagira kenti. 1990’da başlatılan kazılar, eski bir Bizans şehrini çıkarmış ortaya. Buradan çıkarılan eserler Olimpiade Müzesi’nde sergilenmekteymiş. Artık müzeyi bir dahaki sefere gezeceğiz.

Halkidiki YarımadasıStagira aynı zamanda Aristoteles’in İ.Ö. 384 yılında doğduğu, on yedi yıl yaşadığı kent. Ünlü düşünür, felsefeci, bilim adamı Aristo on yedi yaşında Atina’ya gidip yirmi yıl boyunca Akademia’da öğrenci yaşamı sürmüş.

Platon

Platon

Platon’un en başarılı öğrencisiymiş. Bilgiyle derin düşünceyi kaynaştırarak çeşitli alanlarda olağanüstü, ilginç yapıtlar ortaya koyan Aristo, Platon’un yerine geçmek için büyük çaba harcamış. Ancak bu yere Speusippos atanınca, yapılan haksızlığa kızmış ve büyük bir hayal kırıklığına uğramış. Atina’dan ayrılarak Asos’a gitmiş.

“Felsefe, kişilerin yaşamı merak etmesinden doğar, yaşamı en çok merak eden çocuklardır,” diyen Aristo, Makedonya kralının davetlisi olarak Pella

Büyük İskender (Alexander)

Büyük İskender (Alexander)

Sarayı’na gidip on üç yaşındaki İskender’in eğitmeni olmuş,  iktidara geçmesinden sonra da Atina’ya dönüp Akademia’ya rakip olarak Lykeion (lise)’u kurmuş, derslerini çevresi sütunlarla çevrili avluda öğrencileriyle dolaşarak veriyormuş.

Atina LYKEİON (Lise)

Atina LYKEİON (Lise)

Genellikle Stagiroslu diye anılan Aristo “Dostlarınla öyle yaşa ki düşman olduğunda hakkında söyleyecek sözleri olmasın. Düşmanlarınla öyle yaşa ki dost olduğunda yüzün kızarmasın.” demiş ve dostlarına çok değer vermiş, düşmanlarından çok kötülük görmüş.

Stagira Antik Kenti’nden sonra Stratoni’yi, İerissos’u, Nea Roda’yı geçtik. Yol kimi zaman kıyı boyunca, kimi zaman da kıyıdan uzak gidiyor.Halkidiki Yolları Hiç beklemediğiniz bir anda da yolun her iki tarafı deniz oluveriyor. Çok geniş olmayan bu asfalt yolun iki yanı pembe-beyaz zakkumlarla sarılmış. Çok keyifli bir yol! Zakkumlu yol bitince yolun iki yanında düzenli bir şekilde ekilmiş tarlalar, düzlük alanlar, denizde art arda sıralanmış adacıklar çıkıyor karşınıza.

Ouranoupoli

Ouranoupoli

Halkidiki Yarımadası-Triapodi'nin doğudaki (1.) ve ortadaki (2.) ayağı

Halkidiki Yarımadası-Triapodi’nin doğudaki (1.) ve ortadaki (2.) ayağı

Bu ayağın son kasabası Ouranoupoli. Deniz oldukça sakin; ağaçlar, çiçekler, el değmemiş kumsallar, tertemiz bir hava.

Ouranopoli

Ouranoupoli

Hava çok sıcak,  ancak ağaçların altında sıcaktan bunalmıyor insan.

Ouranoupoli-Tekne Yapım Atölyesi

Ouranoupoli-Tekne Yapım Atölyesi

Ouranoupoli’de pek çok tekne yapım yeri var. Bize Bozburun’u, Kurucaşile’yi anımsatıyor burası.

Deniz kenarında bir manastır, manastırın bahçesinde bir papaz oturuyor. Manastırın bahçesini dolaşıyor, içeri

Ouranoupoli'de bir manastır

Ouranoupoli’de bir manastır

giremiyoruz. İskelede minik bir feribot üç mil ötedeki Amoliani Adası’na gidecek yolcuları bekliyor. Amoliani yemyeşil bir ada, adanın üstündeki yeşillik suyun altında da devam ediyor. Küçücük adada bile iki kamping var.

Ouranoupoli İskelesi

Ouranoupoli İskelesi

Yunan trandilleri iskelenin yan tarafına sıralanmışlar. Aghion Oros’u görmek isteyenleri oraya götürmek için sakin bir şekilde yatıyorlar parlak sularında Ouranoupoli’nin.

Aghion Oros-Manastırlar Beşiği Kutsal Athos Dağı

 

Müsahipzade Celal

Müsahipzade Celal

Aghion Oros… Aghion Oros… Aghion Oros yani Aynaroz! Müsahipzade Celal’in “Aynaroz Kadısı” adlı oyunu geliyor aklıma. Müsahipzade Celal, eserlerinde devlet yönetimini ve kurumlarını yozlaştıran çıkarcı, işbirlikçi tipleri, dini kötüye kullanan, kendi amaçlarına alet eden din sömürücülerini konu etmiş. Hem Osmanlı adalet sistemini hem de Aynaroz’daki keşişleri hicvetmiş 1927 yılında yazdığı oyununda.

 

Aynaroz Kadısı Oyunu  İstanbul Şehir Tiyatrosu

Aynaroz Kadısı Oyunu
İstanbul Şehir Tiyatrosu

Aynaroz Manastırları

Aynaroz Manastırları

Aynaroz, manastırlarıyla ünlü bir yarımada. Bu yarımada Kutsal Athos Dağı’nı barındırıyor. Bu dağın en yüksek yeri, 2033 metre yükseklikteki Aynaroz Tepesi’ymiş. Aynaroz Yarımadası, Yunanistan toprakları içinde; ama Yunanistan’dan bağımsız, başlı başına bir devlet! Yunanistan’ın bayrağının dalgalanmasına bile izin verilmiyormuş 390 kilometre karelik Aynaroz Ortodoks Özerk Cumhuriyeti’nde. Aşağı yukarı on birinci yüz yıldan beri özerkmiş.

Agio Oros Manastır Bölgesi

Aghion Oros (Agio Oros) Manastır Bölgesi

Bizans ve Osmanlının bu topraklara hâkim olduğu zamanlarda dahi Aynaroz bağımsızlığını sürdürmüş

Agion Oros'taki manastırlardan biri Fot. internetten

Aghion Oros’taki manastırlardan biri
Fot. internetten

Yalçın kayalar üzerine kurulmuş yirmi manastırda, günümüzde iki binden fazla din adamı yaşıyormuş. Eskiden tüm  manastırlarda da yaşam varmış ve her manastır en az bin kişiyi barındırıyormuş.

Çeşitli dillerin konuşulduğu Aynaroz Devleti’nin ruhani lideri, İstanbul Fener Patriği l. Barthelomeos, devlet başkanı ise Yunanistan’ın Dışişleri Bakanı’ymış.

Aynaroz’a ‘Bakire Meryem Bahçesi’ de diyorlar, diyorlar da Aynaroz’a kadınların girmesi yasak!!! Evet, kadınlar giremiyor!!! Bırakın kadınları, dişi hayvanları bile almıyorlarmış bu bölgeye! Erkekseniz Aynaroz’a gitmek için denizde bekleyen trandillere binip Athos’a gidebilirsiniz. Erkekseniz!!! Bin yıldır Aynaroz’a kadınlar girememiş, hâlâ da giremiyorlar.

Tüm Avrupa’nın, uygarlığın beşiği saydığı Yunanistan’da kadınların girmesinin yasak olduğu bir bölge olması insanı çileden çıkarıyor.

Yunanistan AB’ye üye olunca AB, Aynaroz’u da özel bir statüyle kabul etmiş üyeliğe. Eşitlikten, doğruluktan, haktan, hukuktan yana olan AB, Aynaroz’u üye olarak kabul etmekle kalmamış bir de her manastıra iki buçuk milyon avroluk yardım yapmış. Erkek egemenliğini kutsamış sayın AB(!?) Nerede insan hakları, kadın- erkek eşitliği?!!

Manastırları görme şansına erişmiş erkeklerin anlattıklarına göre manastırlarda her türlü teknoloji varmış, buradaki din adamları teknolojinin nimetlerinden yararlanıyorlarmış. Valla ben bir kadınım, sadece duyduklarımı yazıyorum, söylenenlerin ne kadarı doğru bilemem!

Pek çok keşişin yıllardır hücrelerinden dışarı çıkmadığı da söyleniyor. On yıl, yirmi yıl hücrelerinde çile dolduran keşişler varmış.

İznik Çini Örneği

İznik Çini Örneği

Ayrıca Aynaroz’daki birçok manastırda Osmanlı Dönemi’nden kalma İznik çinilerinin bulunduğu da söylenmekte.

Umberto Eco  D.T. 1932  D.Yeri: Alessandria-İtalya

Umberto Eco
D.T. 1932
D.Yeri: Alessandria-İtalya

Umberto Eco’nun ‘Gülün Adı’ adlı romanını anımsadım. Umberto Eco da buradaki manastırları dolaşmış, kitabını yazarken Aynaroz’daki manastırlardan da etkilenmiş olamaz mı?gülün adı kitabı

Ouranoupoli’de Aghion Oros hakkında pek çok şey anlatılıyor: Güya bu manastırlarda değişik ilişkiler yaşanıyormuş, ayrıca dünyanın dört bir yanından yanlış işler yapan, yanlış ilişkiler yaşayan din adamları ceza olarak buraya sürülüyormuş. Ne ilginç! Orta çağda da, işledikleri suçlardan dolayı hüküm giyen Hristiyan din adamlarının sürgün yeri Marmara Denizi’ndeki adalarmış.

Özellikle de Avşa Adası’na sürülürlermiş… Ayrıca Avşa Adası’nda 1638 yılında yapılan -şu anda kalıntı halinde olan- Hagios Georgias (Aya Yorgi) Manastırı’nın kütüphanesi o zamanlar çok önemliymiş. 1789 yılında bu kütüphane yanmış ve manastırın tümü harap olmuş. Manastır, yangından sonra Aynaroz’daki Batopedion Manastırı’na devredilmiş. Batopedion Manastırı, 1834-1847 yılları arasında Avşa’daki Aya Yorgi Manastırı’nı tamir ettirmiş ve Aya Yorgi 19. yüzyılda en iyi dönemini yaşamış.

Aynaroz’da kadınlara konulan yasak beni çok rahatsız etti, manastırlar bölgesine doğru yürümeye başladık, ancak yüz metre gidebildik ve asfalt yol bitti. Ve yasak bölge karşımızda! Önümüzde toprak bir yol uzanmakta… Asfaltın bitip toprak yolun başladığı yerde bir ölüm anıtı var. Oldukça süslü ve gördüğümüz halk tipi anıtlara göre daha görkemli!

Yunanistan'daki ölüm anıtları

Yunanistan’daki ölüm anıtları

Ölüm anıtı!!! Yunanistan’da motorsiklet çok yaygın ve gençler motorsikletleri olanca hızıyla kullanıyorlar. Özellikle virajlı yollarda çok kaza oluyormuş. Gerek motorsiklet gerekse diğer araçlarla yapılan kazalarda yaşamını yitiren insanların anısına; yarım ya da bir metrelik dört metal ayak üzerine yerleştirilmiş çeşitli boyutlarda, çatısına haç yerleştirilmiş, ön tarafı camlı, değişik renklere boyanmış, içinde dinsel objeler, mumlar olan kutucuklar konmuş kazaların yapıldığı yerlere. O minik ölüm anıtları insanı hüzünlendiriyor.

Toprak yola, denize inen yalçın kayalara uzun uzun baktıktan sonra geri dönüp küçük bir restorana girdik, acıkmıştık. Deniz ürünlerine çok düşkündük ve burada denizle ilgili ne istersek vardı. Yemekler harikaydı!

My captured pictureGeceyi Ouranoupoli Camping’de geçirdik. Ertesi gün, Halkidiki’nin ikinci ayağına gitmek için hazırlandık. İkinci ayağın başlangıç noktası Pirgadikia’ydı, birinci ayakla ikincisi arasında kıyıdan bir yol görünmüyordu haritada. Zorunlu olarak geldiğimiz yolu geri dönecektik.

Ouranoupoli’den geri döndük, önce Nea Roda’ya oradan Stratoniki’ye geçip dağ yoluna vurduk. Stagira, Paleohori,

Panagia

Panagia

Megala Panagia dağ köylerinden Pirgadikia’ya indik. Dağ köylerine hayran olduk,her yer çiçekler içindeydi. Köylerde yaşayan insanların yüzleri gülüyor, turistlere sıcak davranıyorlardı. Kahvelerde genellikle yaşlı insanlar birbirleriyle sohbet ediyor, domino oynuyorlardı. Onları büyük bir keyifle izleyip birer kahve içtikten sonra yolumuza devam ettik .