CİVİTAVECCHİA-ROMA

Marsilya’dan akşamüstü 18.00’da ayrıldık, gemimiz bütün gece ve ertesi gün yol aldı.  İtalya’ya doğru gidiyorduk.7 Şubat ‘Seetag–deniz günü’ydü ve bazı kişiler geminin açık alanında yani güvertede battaniyelere sarılmış, şezlonglara uzanmış olarak dinleniyordu, bazı insanlar da  geminin güvertesinde havuzun kenarında oturuyorlardı. Kimisi de korkuluklara dayanmış dinlenenleri seyrediyordu. Sahnede şarkı söyleyenler misafirlerin eğlenceli zaman geçirmesi için dillerinden geleni yapıyorlar, şarkılarını söylüyorlardı.

DSC04954seetag gününde gemide dinlenenler a

Seetag Günü Misafirler Güneşten Faydalanıyorlar

DSC04952aidabella güvertesi a

İtalya’ya Giderken Güvertede Dinlenenler

DSC04957aidabella güverte sahnesi a

Aida Bella’nın Güvertesindeki Sahne ve Şarkıcılar

Roma’ya 80 kilometre uzaklıkta bulunan Civitavecchia’ya gideceğiz. Civitavecchia Roma’nın limanı, bütün yolcu gemileri bu limana uğruyor yolcuların Roma’ya 1,5 saatte gitmeleri için. Ayın sekizinde Civitavecchia’ya vardık, Roma’ya gidip gitmemekte tereddütlüydük, zira daha önce Roma’ya gitmiş, üç gün kalmıştık. 1,5 saat gitmek ve aynı yolu dönmeyi gözümüz yemedi. Daha önce gitmemiş olsaydık ne yapar eder Roma’ya giderdik. Hiçbirimiz Roma’ya gitmek istemiyorduk, biz de görmediğimiz bir yerdeyiz. Civitavecchia’yı dolaşalım, sakin bir gün geçirelim diye düşündük. Gerçekten çok sakin bir gün oldu. Civitavecchia bir şehirmiş, ama kasabamsı bir yerdi. Daha doğrusu kasabadan büyük, şehirden küçüktü.

DSC04981civitaviccia-tekneler a

Lazerler Yaz Mevsiminin Gelmesini Bekliyor

Civitavecchia/ırı denizi ışıl ışıl parlıyordu güneş altında. Pek çok tekne bulunuyordu, şişme botlar, lazerler, yelkenliler, balıkçı tekneleri, burası sanırım yazlık bir kentti. Burada oturanlar denizle ve deniz araçlarıyla haşır neşirdiler. Yelken yapanlar çoktu. Bunu nereden mi anladım, tabii ki bir sürü lazer ve yelkenli teknelerin olmasından.

civicateveccio-roma 042-a

Civitavecchia’da Deniz

civicateveccio-roma 033-a

Civitavecchia Bir Barınak ve Tekneler

civicateveccio-roma 035-a

Civitavecchia’da Şişme Botlar, Barınak ve Ağaçlar

Kenarlarına palmiyeler dikilmiş yollarda yürüyüş yaptık,üzerlerinde heykel olan evleri, dar sokakları ve tiyatro binasının olduğu yerleri dolaştık. Buradaki evler ve sokaklar güzeldi! Hele deniz kenarı tam bizim istediğimiz gibiydi, yazın bu kumsallar sanırım dolu olur.

civicateveccio-roma 050-a

DSC04984civitaveccia a bir duvar panosu.jpg

Civitavecchia’da Bir Duvar Panosu

DSC04987civitaviccia a

Civitavecchia

DSC04988civitaviccia a

Civitavecchia

DSC05027civitavecciada bir yelkenli ve aida bella a

Civitavecchia’da Bir Yelkenli ve Aida Bella

DSC04997-civitaveccia- a

Civitavecchia’da  Vatansever Bir Asker Olan Giueseppe Garibaldi(1807-1882)

Giuseppe Garibaldi, Vikipedi’nin dediğine göre İtalyan general, yurtsever, lider ve yazarmış.  İtalya Devleti’nin kurulması için çalışmış. İtalya’nın birleşmesinde önemli rolü olan kişilerden biriymiş. İtalyanlar onu İtalya’nın en büyük kahramanı ve yurtseverlerinden biri olarak kabul ediyorlarmış..

Civitavecchia’da çok sakin bir gün geçirdik, sahilde  ve ağaçlıklı yolda uzun bir yürüyüş yaptık, huzurlu, sakin ve rahat bir kentti. Burada antik, güzel binalar,pek çok alışveriş yapacağınız dükkanlar, oldukça güzel kafeler, barlar vardı. Bizler uzun yürüyüşten sonra bir kafeye oturduk deniz kenarında, hem denizi seyrettik hem de  çapuççinolarımızı içtik.

DSC05004civitavecciada işportacı a

Civitavecchia’da Bir İşportacı

Civitavecchia’da sokakta mallarını sergileyip satan bir işportacı gördük, ne satıyor diye merakla baktık ve ben mor bir şal aldım. Bir sürü şalım vardı, ama mor şalı çok beğendim.

DSC05030-civitaveccia

Michelangelo Kalesi- Civitavecchia

Gemiden inince Michelangelo Kalesi çok yakındı, içine giremesek de etrafını dolaştık, Michelangelo kalenin tasarımını yaptığı için onun adı verilmiş. 1500’lü yıllarda yapılan kale İtalyan Donanmasına aitmiş. Zaman zaman kale açık oluyormuş, ama biz oradayken kapalıydı,

DSC05031-civitaveccia-a

Michelangelo Kalesi-Civitavecchia

DSC05034aidabella-civitaveccia'da a

Civitavecchia’da Aida Bella, Antik Bir Kalıntı, Başka Bir Gemi ve Tekneler

Civitavecchia Limanı’nda genellikle bir sürü gemi olurmuş. Biz Civitavecchia’ya geldiğimizde çok gemi yoktu. Gemimiz rahatça yanaştı ve biz kenti gönül rahatlığıyla gezdik. Kendimizi fazla yormadık, zira günlerdir çok yorulmuştuk oradan oraya koşturmaktan. Bugün çok yol yapmamak bizlere iyi geldi. Yarın nasıl olsa çok yorulacağız. Daha önce görmüştük ama yine Napoli’de olacağız, sabahtan öğleye kadar bir turumuz var,  Pompei’ye gideceğiz, öğleden sonra da Napoli’de dolaşacağız.

Fotoğraflar: Sevil Okay, Mithat Okay, Detlef Bringmann

ROMA’DAN FLORANSA’YA

Roma’dan ayrılmak zor oldu, aklımız gidemediğimiz müzelerde, tarihi alanlarda kaldı.

Roma-Popola Meydanı

Roma-Popola Meydanı

Roma-İgnazio Kilisesi Tavanı

Roma-İgnazio Kilisesi Tavanı

İgnazio Kilisesi Tavanı-Detay

Roma İgnazio Kilisesi Tavanı-Detay

Roma Forum

Roma Forum

Roma-Konstantine Takı

Roma-Konstantine Takı

Bir kenti hele böylesine tarihle, sanatla, kültürle iç içe olan bir kenti tanımak kolay değil. Üç günde ona şöyle bir dokunup havasını kokluyorsunuz.

Roma’dan Floransa’daki kampinglere telefon ettik, dört kamping doluydu, beşinci kampingde ancak bir gün sonraya yer vardı. Bir gece başka bir yerde kalmamız gerekiyordu. Roma-Floransa arasında geze dolaşa, gide dura yol alıyorduk.

Roma-Floransa Otoyolu

Roma-Floransa Otoyolu

Akşam üzerine doğru paralı bir yola girdik, yakıt gereksinimimizi karşılamak için büyük bir istasyonda durduk, bu arada bir şeyler yemeliydik. İstasyona girerken turizm bürosunun levhasını da görmüştük. Karavanın yakıtını aldık, turizm bürosuna uğradık, İtalya’nın pek çok yerinde olduğu gibi buradaki büro da kapalıydı. Floransa’yla ilgili broşürler ve kentin yerleşim plânını almayı düşünüyorduk. Turizm bürosunun hemen karşısındaki marketin önünde Floransa’yla ilgili her türlü kitap, kitapçık sergileniyordu. Bürodan ücretsiz alabileceğimiz yayınlar, markette  satılıyordu.

Floransa’yla ilgili kitapları, kitapçıkları inceledik; tam istediğimiz gibi kent hakkında bilgi veren ve kentin yerleşim plânını içeren bir kitapçık bulduk; fakat İngilizcesi yoktu kitapçığın. Almancasını alsak mı? diye çok düşündük Mualla’yla. Üç kere girdik markete, kitapçığı üç kere baştan sona gözden geçirdik, kendi halimize öyle güldük ki…

Kamping Michelangelo'nun Yol Planı

Kamping Michelangelo’nun Yol Planı

Sonunda, yer ayırttığımız Michelangelo Kamping’in yol haritasını belleğimize kaydettik. İngilizce olmayan kitapçığı almamıza da gerek kalmadı. Gideceğimiz kampingde Floransa’yla ilgili her türlü kaynak bize verilecekti zaten.

SAMSUNGFloransa’da gideceğimiz kampingin yolunu öğrendikten sonra rahatladık, yemek yerken geceyi nerede geçireceğimize karar verdik. Yola devam etmeyecektik, bulunduğumuz yerde geceleyecektik. Yalnız hepimiz fazlasıyla heyecanlıydık, İtalya’da geceyi hiç dışarıda geçirmemiştik, sürekli kamplarda kalmıştık. Tüm  bunları düşünüp konuşurken karşı tarafa bir karavan yanaştı. Karavanı görünce çok sevindik, bir saat sonra karavan gitti sevincimiz kursağımızda kaldı. Karavanın gitmesinin hüznünü yaşarken büyük bir gürültüyle yanımızda duran TIR’a bakakaldık. Adam neredeyse üstümüze çıkacaktı, ona ne yapıyorsun? derken TIR’ın sürücüsü pencereden başını çıkarıp kocaman gülüşüyle:

“Hey! Merhaba arkadaşlar! Nasılsınız? Sizi görmek ne güzel!” demesin mi? Biz de ona gülerek karşılık verdik, beş on dakika sohbet ettik ve o da gitti. Biz ise geceyi orada geçirdik, sabah kahvaltıdan sonra yola çıktık. Floransa’ya girmeden önce paralı yoldan çıkmamız gerekiyordu, gişeye geldik, biletimizi uzattık. Aşağı yukarı beş-altı lira ödememiz gerekiyordu, görevli bizden on yedi lira istedi.

-Aaa! Neden on yedi, daha az olmalıydı? dedik.

-Geceyi otoyolda geçirmişsiniz onun için on yedi, diyen görevliye on yedi lirayı paşa paşa ödedik.

Kamping Michelangelo'nun Girişi

Kamping Michelangelo’nun Girişi

Kamping Michelangelo’yu -belleğimize kaydettiğimiz yol haritası sayesinde- kolayca bulduk, kamping çok kalabalıktı, sanata ve kültüre meraklı olan karavancılar, kampçılar Michelangelo Kamping’i doldurmuştu. Resepsiyonda kaydımızı yapan görevli bize, Floransa’nın haritasını ve Floransa’yla ilgili kitapçıklar verdi. Karavanımızı kampingde uygun bir yere yerleştirdikten sonra kenti keşfetmeye çıktık. Bir an önce Floransa’yla tanışmak istiyorduk. Kampingin önünden geçen 12 ve 13 numaralı otobüsler arzu edeni kentin merkezine götürüyordu. Biz otobüse binmeye gerek duymadık, yürüyerek kentin merkezine gitmeyi tercih ettik.

Michelangelo Meydanı

Michelangelo Meydanı

Michelangelo Meydanı kamptan beş dakikalık yürüme mesafesindeydi. Michelangelo’nun, tiranlığa karşı Floransa’nın cesaretini simgeleyen, ünlü David (Davut) Heykeli’nin bire bir kopyası meydanın ortasında yerini almıştı. Yalnızca David Heykeli değil, başka heykellerinin kopyaları da Piazzale Michelangelo’ya  yerleştirilmişti. Turistlerin uğrak yeri olan Michelangelo Meydanı (Piazzale Michelangelo) Floransalı mimar Giuseppe Poggi tarafından tasarlanmış on dokuzuncu yüzyılın ortalarında.

Hediyelik eşya satan tezgahlar meydanda yerlerini almış, bunlar meydana hem renklilik veriyor hem de turistlerin çok ilgisini çekiyor.

Bizim ilgimizi İtalyan rönesansının doğum yeri olan Floransa’nın muhteşem görüntüsü çekti. Bu meydan tepede olduğundan tüm Floransa gözümüzün önünde uzanıyordu.

Michelangelo Meydanı'ndan Floransa

Michelangelo Meydanı’ndan Floransa

Floransa Arno Nehri

Floransa Arno Nehri

Floransa

Floransa

Michelangelo Meydanı‘nda uzun müddet kaldık, kenti tepeden büyük bir keyifle seyrettik. Floransa tüm ihtişamıyla bizi büyük bir sanat şölenine davet ediyordu. Davete katılmak üzere tepeden inişe geçtik.

 

ROMA’DA CARAVAGGİO SERGİSİ

Roma’da üçüncü günümüzdü, bütün gün müzeleri, tarihi alanları, meydanları dolaştıktan sonra dinlenecek bir yer arıyorduk ki Venedik Meydanı’nda asılı kocaman bir pankarttan Caravaggio Sergisi olduğunu öğrendik.

Palazzo di Venezia (Venedik Sarayı-Ulusal Müze)

Palazzo di Venezia (Venedik Sarayı-Ulusal Müze)

Sergi, Ulusal Müze Venedik Sarayı’ndaydı. Palazzo di Venezia’ya (Venedik Sarayı) girdik,  sergiye giriş biletlerini satan bayan, serginin büyük bölümünün bulunduğu üst katın kapandığını, sadece giriş bölümünü gezebileceğimizi, serginin tamamını görebilmemiz için ertesi gün gelmemizin iyi olacağını söyledi.

Görevli aslında doğru söylüyordu da biz ertesi gün Roma’dan ayrılıp Floransa’ya gidecektik. Ne olursa olsun bu sergiye girmeliydik. Biletlerimizi aldık.

Bu, mayıs ayında başlamış olan özel bir sergiydi. Dünyanın pek çok ülkesinde bulunan

Caravaggio'nun Portresi

Ressam Ottavio Leoni tarafından çizilmiş Caravaggio’nun portresi ( Michelangelo Merisi da Caravaggio)

Caravaggio ve Caravaggio’dan etkilenen sanatçıların yapıtları sergileniyordu. Temmuz sonunda sergi sona erecek, her yapıt ait olduğu ülkeye uçacaktı. Bir daha böyle bir sergiye nerede rastlayacaktık? Gerçi üst kata çıkamayacaktık, bunu kabullendik. Alt salonda görebildiğimizi görürüz dedik, dedik de giriş katında da pek fazla tablo yoktu. Salonu şöyle bir dolaştık pek tatmin olmadık. Üst katın merdiven girişine yöneldik, bir görevli yolumuzu kesti:

“Yukarı çıkış yok, sergi kapandı. „ dedi. İster istemez ‘tamam’ dedik, bilerek girmiştik ne de olsa.

My captured pictureGörevlinin yanından ayrılıp resimlere yöneldik, bu arada galerinin bahçesine açılan otomatik, cam bir kapı gördük. Bahçeye açılan kapı dedim, aslında bahçeden galeriye giriş kapısıydı bu! Üst kattaki sergiyi gezenler bahçeye çıkıp bu kapıdan alt salona giriyorlardı. Tüm bunlar kafamızın içinde dolaşırken üst kattaki sergiden çıkmış iki kişinin cam kapının önüne geldiğini ve kapının otomatik olarak açıldığını gördük, kapının açılmasıyla iki kişi içeri girdi, içerdeki iki kişi de kendilerini dışarı attı. Birbirimizle konuşmadan ve hiçbir şey düşünmeden yaptık bunu.

Kendimizi içinde bulduğumuz bahçe çok düzenliydi. Burada fazla oyalanmadan serginin çıkış levhalarının ters yönünde ilerleyerek binaya girdik. Loş bir ışıkla aydınlatılmış dik merdivenleri tırmanmaya başladık. Biz yukarı tırmanırken aşağı inen birkaç kişi “Bu da ne? „ dercesine bize baktı. Onlara aldırmamaya çalışsak da okuldan gizlice kaçan çocukların heyecanını duymuyor değildik. Yabancı bir ülkede, kapanmış bir sergiye gizlice girecektik.

Merdiven bitince kapalı bir kapının önünde kalakaldık. Bir anlık duraksamadan sonra zili çaldık. Kapıyı güler yüzlü bir hanım açtı. Bir şey sormadı, bu da işimize geldi. Girdiğimiz yerde gözümüze çarpan ilk şey bilgisayar ekranındaki Michelangelo Merisi Caravaggio’yla ilgili yazılar oldu. Sonra büyük bir salona girdik. Büyük mü? Ne büyüğü, hangar gibi bir salondu!..

Aaa, hani kapalıydı burası??? Bir yığın insan var sergiyi dolaşan. Meğer serginin kapanma saatinden önce sergiye girmiş olanların sergiyi rahatça dolaşmalarına izin veriliyormuş. Yani sergi 19.00’da kapanıyor diye herkes o saatte dışarı çıkartılmıyormuş. Bizde böyle bir uygulama yok.

Salonlar, salonlar… iç içe, muhteşem, göz alıcı salonlar… Ne de olsa bir sarayın içindeyiz, üstüne üstlük bir de ulusal müze… Bir yandan sergileme mekânının olağanüstü süslemeleri, tarihi değeri; öte yandan çok önemli bir ressamın ve çağcıllarının harika tabloları. Yapıtlar devasa boyutlarda! Bir o kadar da çarpıcı, olağanüstüler! Heyecanımız dorukta! Gözlerimizle beynimiz arasında binlerce ileti gidip geliyor! Her eserin önünde dakikalarca kalıyoruz.

Medusa-Caravaggio

Medusa-Caravaggio

Zamanımız olsa belki de saatlerce kalacağız. Müthiş, müthiş yapıtlar!!!

Diş Çekimi- Caravaggio 140cmx195cm  Uffizi Galerisi-Floransa

Diş Çekimi- Caravaggio
140cmx195cm
Uffizi Galerisi-Floransa

Müzisyenler/Konser Caravaggio 87.9cmx115.9cm Metropolitan Sanat Müzesi New York

Müzisyenler/Konser Caravaggio 87.9cmx115.9cm Metropolitan Sanat Müzesi New York

Lute Player-Caravaggio

Lavta Çalan Müzisyen-Caravaggio

Saint Jerome /Caravaggio 112cmx157cm/ Galleria Borghese Roma

Saint Jerome /Caravaggio 112cmx157cm/ Galleria Borghese Roma

O ışık nasıl kullanılmış??? Nasıl gerçek!!!

Bir ışık kaynağı; bulunduğu mekânı, karanlığı ancak bu kadar gerçek aydınlatabilir ve anlatabilir. Sanki dört yüz yıl öncesinde o mekânda, o insanlarla, eşyalarla birlikteyiz. Hepsi bizim bir parçamız gibi! İnsan bir üfleyişle o mumu söndürebileceğini veya perdeyi kapatarak güneş ışığının içeri girmesini engelleyebileceğini zannediyor.

O mumu üflediğiniz anda her şey karanlığa gömülecek, yüz yıllar öncesinden gelenlerle birlikte o karanlıkta yitip gideceksiniz onların çektiği acılarla.

Judith ve Holofernes/ Caravaggio/ 145cmx195cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Judith ve Holofernes/ Caravaggio/ 145cmx195cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Judith ve Holofernes-Detay

Judith ve Holofernes-Detay

O ışık; acıları, derin kederi, çirkinliği, vahşiliği; sonsuz güzelliği, masumluğu nasıl aydınlatıyor?

Kin-şefkat, umut-umutsuzluk, sevgi-nefret, acı-sevinç… onlarca zıt duyguyu o ışık kaynağı nasıl belirginleştiriyor?

Gerçek ne? Hangi zaman? Şimdi mi? Geçmiş mi? Şimdi ve geçmiş iç içe… Kim gerçeğin ne olduğunu bilebilir ki?

Tablolardaki ışığa vuruldum, belleğimin bir bölümüne o aydınlık yerleşti… insanın içini acıtan, acıyla yüz yüze getiren aydınlık.

Caravaggio’nun doğal resimleri. Tablolara oldukça sert bir doğallık hakim.

Madonna ve Çıplak Çocuk/ Caravaggio/ 260cmx150cm/ Sant'Agostino Roma

Madonna ve Çıplak Çocuk/ Caravaggio/ 260cmx150cm/ Sant’Agostino Roma

Dinsel konular yoğun bir biçimde işlenmekle birlikte

Meyve sepeti ile çocuk

Meyve sepeti ile çocuk

Narciso(Narsist)-Nergis/ Caravaggio/ 112cmx92cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Narciso(Narsist)-Nergis/ Caravaggio/ 112cmx92cm/ Ulusal Antik Sanat Galerisi Roma

Falcı/ Caravaggio/ 99cmx131cm/ Louvre Müzesi Paris

Falcı/ Caravaggio/ 99cmx131cm/ Louvre Müzesi Paris

din dışı konulu ve natürmort resimleri de var. Tüm resimlerde ışık ve gölge, siyah fon üzerine öylesine güçlü işlenmiş ki…

Caravaggio’nun resimleri de kişiliği gibi karşıtlıklar üzerine kurulmuş. Sert; sert olduğu kadar da duygusal, kırılgan biriymiş Caravaggio. Yaşamı tartışmalar, kavgalar, adli kovuşturmalarla geçmiş. Kısa; fakat fırtınalı bir yaşam.

1571’de doğan Caravaggio, Milano’da Peter Simone Peterzano’nun yanında yetişmiş. 1588’de Roma’ya gidip Cavalier D’Arpino ile çalışmış. İsmini doğduğu kasabadan alan Caravaggio, Barok sanat akımının ilk büyük sanatçısı. 1606’da polisle başı derde girince soluğu Napoli’de almış. Napoli’de İtalyan ressam Caracciolo, Caravaggio’ya çömezlik yapmış.

Giovanni Battista Caracciolo'nun bir resmi

Giovanni Battista Caracciolo’nun bir resmi

Saint Peter'ın Kurtuluşu/ Caracciolo

Saint Peter’ın Kurtuluşu/ Caracciolo

Caracciolo( 1578-1635), Caravaggio’dan çok etkilenmiş, büyük  dinsel kompozisyonlar yapmış gölge ve ışık yönünden çok uyumlu olan. Ayrıca Caracciolo, Caravaggioluk’un yayılmasına büyük katkıda bulunmuş.

Nedir bu Caravaggioluk? Ansiklopedilerin söylediğine göre: “Caravaggio’nun yapıtlarından kaynaklanan, gerçekçi betimlemelerle ve güçlü ışık-gölge karşıtlıklarıyla belirginleşen resim akımı. ”

Caravaggio’dan yalnız Caracciolo etkilenmemiş; İspanyol, Fransız, Hollandalı, İtalyan pek çok sanatçı onun etkisi altında kalmış.

Artemissa/ Rembrandt/ 142cmx152cm/ Prado Müzesi Madrit

Artemissa/ Rembrandt/ 142cmx152cm/ Prado Müzesi Madrit

Dr. Nicolaes Tulp'ın Anatomi Dersi/ Rembrandt Harmenszoon van Rijn/ 170cmx216cm/ Mauritshuis Müzesi Hollanda

Dr. Nicolaes Tulp’ın Anatomi Dersi/ Rembrandt Harmenszoon van Rijn/ 170cmx216cm/ Mauritshuis Müzesi Hollanda

Bu sanatçılar arasında Rembrant(1606-1669) bile var.

Kırk yaşına gelmeden ölen, fırtınalı bir yaşam süren Caravaggio, günümüzde modern resmin atalarından biri sayılmakta.

Caravaggio Sergisi’nde zaman kavramını yitirdik, her resmin içine girdik, o yaşamların bir parçası olduk.

İhtişamlı bir sergi alanı, ünlü ressamlar; harika, nefes kesen tablolar; ışık-gölge oyunları bizi büyüledi!

Önünde durulan her tablo, biz izleyicileri şaşırtıyor, üzüyor, heyecanın doruğuna çıkarıyor, insanı omuzlarından sıkıca kavrayıp sarsıyor, sarsıyordu.

Diğer yandan da “Bir daha nasıl başka bir sergiye giderim?” düşüncesi sarıyordu insanı. Bu serginin üzerine başka bir sergi düşünemiyorduk.

Loş ışıklı salonlardaki inanılmaz büyüklükteki, gizemli resimlerin dünyasından ayrılmanın olanağı yoktu. En son biz girmiştik sergiye, kala kala birkaç sergi görevlisiyle kaldık sergi alanında. Tüm salonları bir daha, bir daha gezme arzusunu duyuyorduk. Ama bunun olanağı yoktu! Çıkışı takip ettik, merdivenleri inip bahçeye vardık. Caravaggio’nun resimlerinin fonu gibi kararmıştı hava ve Venedik Sarayı’nın bahçesindeki tarihi lambalar aydınlatıyordu karanlığı. Caravaggio’nun karşıtlığı bu bahçede de kendini hissettiriyordu. Bu an gerçekti, şimdiydi. Peki o tablolar? Onlar neydi? Onlar belki de daha gerçekti. Yüz yıllar öncesinde yaşanmış gerçeklikler.

Son bir kez karanlıkla aydınlığın çatışmasına göz atıp cam kapıya yaklaştık. ‘Açıl susam açıl’ dememize fırsat kalmadan kapı, bu sefer bizim için açıldı. Salona girdik, salonun kapısında bizi üst kata çıkarmayan görevliyle göz göze geldik, ona bir hoşça kal selamı verip dışarı çıktık. Roma’nın en işlek caddelerinden birindeydik ve karanlık çökmüştü, oysa biz buraya girerken hava aydınlıktı.

Bir rüya mı görmüştük, yoksa yüz yıllar öncesine yolculuk mu yapmıştık? Hayaller ve gerçekler ülkesinden çıktığımız doğruydu. Düşle gerçek arası bir boyuttaydık hoş ve kekremsi tatlar aldığımız.

Otobüs durağına ayaklarımız yere basmadan vardık, Roma Kamping’e giden otobüse bindik. Kamping’e vardığımızda saat onu geçiyordu. Karavanımıza merhaba deyip düşler alemindeki yolculuğumuzu sürdürdük. Bu yolculuk uzun süreceğe benziyordu.

SAN PİETRO BAZİLİKASI VATİKAN ROMA

Vatikan Müzelerini gezdikten sonra San Pietro Bazilikası’na gitmek için yola çıktık, on dakikada Bazilika’nın olduğu San Pietro Meydanı’na geldik. Dünyanın en küçük ülkesi Vatikan’ın sembolü olan meydan kocaman bir elips şeklinde ve sütunlarla (284 adet) çevriliydi. Meydanın tam ortasında bir dikilitaş(obelisk) ve dikilitaşın iki tarafında da birer çeşme vardı. San Pietro Bazilikası bu meydana bakıyor, San Pietro Kilisesi’nin ve sütunların üstünde bulunan yüzlerce heykel tepeden turistleri seyrediyordu.

240 metre genişliğinde 340 metre uzunluğunda elips şeklinde olan meydan 1656-1667 yılları arasında heykeltraş, ressam, mimar Gian Lorenzo Bernini tarafından tasarlanmış.

San Pietro Meydanı

San Pietro Meydanı

San Pietro Meydanı, Papa’nın halka seslendiği alan ve her çarşamba burada vaaz verip milyonlarca insanı aynı anda kutsuyormuş. Çarşamba günleri meydan milyonlarca kişiyi ağırlıyormuş.  Ertesi gün çarşambaydı, iyi ki salı günündeydik, Vatikan Müzeleri’nde kalabalıktan başımız dönmüştü, o kalabalığın büyük bölümü buraya da gelmişti bir de günlerden çarşamba olsaydı meydanı, bazilikayı göremeyecek, bazilikanın kubbesine çıkıp enfes Roma manzarasını seyredemeyecektik. San Pietro Meydanı’nı dolaştıktan sonra bazilikaya doğru yürümeye başladık. Turist olduğu anlaşılan bir adam Mithat’ın yanına geldi, bir şey söylemeden koyu renkli bir pantolon verdi Mithat’a, sonra yoluna devam etti. Pantolon kağıttan yapılmıştı, adamın bu kağıt pantolonu niçin verdiğini anlamadık, 15-20 adım attık, Mithat pantolonu oradaki bariyerlere astı.

San Pietro Meydanı

San Pietro Meydanı

San Pietro Kilisesi’nin kapısına geldik, içeri girmek istediysek de bizi içeri almadılar giysilerimizden dolayı. Gerçi şortlarımız çok kısa değildi; ama erkekler pantolon, kadınlar da etek giymeliymiş. Beş dakika önce turistin Mithat’a kağıt pantolonu neden verdiğini böylece anlamış olduk. Mithat geri döndü, pantolonu bıraktığı yerden alıp giydi. Yavuz da kilisenin yanındaki bir yerden bir kağıt pantolon aldı. Mualla şalını etek yaptı, ben de rüzgârlığımı  etek yaptım, böylece kiliseye girebilecek hale geldik.

S.Pietro Bazilikası

S.Pietro Bazilikası

Vatikan’daki en göze çarpan, Roma’nın en büyük bazilikalarından biri olan, kubbesi Roma’nın pek çok yerinden görünen ve şehrin görünümünü güzelleştiren 132 metre yükseklikte, 22.000 metre karelik arazi üzerine kurulmuş, 20 bin kişinin aynı anda ibadet edebildiği, Katoliklerin göz bebeği San Pietro Bazilikası’na adımımızı attık.

İçerisi tam anlamıyla göz alıcıydı, çok çok geniş bir mekândı; duvar ve tavan süslemeleri harikaydı, çeşitli sanatçıların yaptığı yüzlerce tablo ve heykel adeta birbiriyle yarışıyordu. Kubbe olağanüstüydü, kubbenin planı Michelangelo’ya aitmiş; ancak o kubbeyi tamamlayamamış. Michelangelo’nun çizimlerine sadık kalınarak kubbe 1588-89’da Giacomo Dalla Porta tarafından tamamlanabilmiş.

Michelangelo'nun heykeli Pieta

Michelangelo’nun heykeli Pieta

Michelangelo’nun yirmili yaşlarının başında yaptığı, imzaladığı tek eseri olan Pieta da burada sergileniyor.

Michelangelo-Pieta (yakın plan)

Michelangelo-Pieta (yakın plan)

Michelangelo,  Meryem’in bakireliği ve saflığı sayesinde gençliğini koruduğunu bunun için de Pieta adlı heykelinde Meryem Ana’yı genç tasvir ettiğini söylemiş.

Bazilika M.S. 4.yy. da İmparator Constantine’in isteği üzerine Saint Peter’in(12 havariden biri) şehit düştüğü yerde inşa edilmiş. Zamanla bazilika büyümüş, zenginleşmiş. Restorasyon çalışması 15. yy.da papanın isteği üzerine rönesans ve barok tarzında yapılmış, inşaat 1506 yılında başlayıp ancak 1626 yılında bitirilmiş, mimarları da Michelangelo Buonarroti, Gian Lorenzo Bernini ve Donato Bramante’ymiş.

Kilisenin içinde yüz elli kadar Papa mezarı bulunuyor. Ayrıca Hristiyanlar kilisedeki hac işaretinin altındaki kareye alınlarını yaslayarak dua ediyor ve Vatikan’da hacı oluyorlar.

S. Pietro Bazilikası Kulesi

San Pietro Bazilikası Kubbesi

Vatikan Müzeleri’nden sonra San Pietro Bazilikası’nın da ihtişamını görünce dünyanın en küçük ülkesi Vatikan’ın aslında ne kadar zengin bir ülke olduğunu anladık.

Bazilikanın kubbesinden Roma’yı seyretmek için bazilikadan çıktık, kubbenin kilise dışında ayrı bir girişi var. Kiliseye giriş ücretsiz; ama kubbeye çıkış ücretliydi. Önümüzde iki seçenek vardı, ya 400’den fazla basamağı olan merdiveni yürüyerek çıkacaktık ya da asansörle kubbenin bir bölümüne kadar çıkıp sonra da 300’den fazla basamaklı merdiveni yine yürüyecektik. İkisinin arasında iki avroluk bir fark vardı. Biz önce asansöre bindik, asansörden inince merdiveni tırmanmaya başladık. Merdivenler oldukça dar ve boğucuydu. Döne döne yukarıya tırmandıkça merdivenler daha da daralıyordu, zaman zaman nefesimiz kesilse de bizim için sorun olmadı. Sonunda merdivenler bitti, küçük bir sahanlığa geldik, sahanlığın etrafı telle çevriliydi, tel boyumuzu aşıyordu, telin ardından aşağıya bakınca içimiz çekilir gibi oldu, işte burada gerçekten nefesim kesildi, aşağıdaki her şey minicikti; ama bazilikanın içi muhteşem görünüyordu. Harikaydı!!! Bu görüntü için değil 300, 1300 basamak bile çıkılırdı. Orada ne yazık ki fazla kalamadık, nefes nefese merdivenleri çıkan insanlar art arda geliyordu. Kubbenin balkonuna çıktık, bu sefer de Roma en güzel gülümsemesiyle bizi karşıladı. İyi ki kubbeyi tırmanmışız, yoksa bu güzellikleri göremeyecektik.

Pietro Kulesi'nden S.Pietro Bazilikası'nın Tavanı ve S.Pietro Meydanı

San Pietro Bazilikası’nın Kubbesi’nden S.Pietro Bazilikası’nın Tavanı ve S.Pietro Meydanı

Buraya gelirken yürüdüğümüz San Pietro Meydanı tüm ihtişamıyla gözlerimizin önündeydi, ileride sağda Tiber Nehri, solda S.Angel Kalesi görünüyordu. Kubbenin balkonunu döndükçe Roma’yı 360 derece görebiliyorduk. Vatikan’ın Bahçeleri, Vatikan Müzeleri, su kemerleri, koruluklar her şey ayaklarımızın altındaydı.

Kuleden bakış

Kubbeden aşağıya bakış

Vatikan Bahçeleri'nin Görünüşü

Vatikan Bahçeleri

Vatikan Bahçeleri

Vatikan Bahçeleri

Vatikan İstasyonu

Vatikan İstasyonu

Kuleden Vatikan Müzeleri'nin görünüşü

Kubbenin balkonundan Vatikan Müzeleri’nin görünüşü

Kuleden Roma'ya bakış

San Pietro Bazilikası Kubbesi’nden Roma’ya bakış

Kuleden Roma'ya bakış

Kubbeden Roma’ya bakış

My captured picture

Kubbeden aşağı inerken

Kubbeden aşağı inerken

Kubbenin balkonunu döne döne Roma’yı içimize çektik, tam bir görsel şölendi. Gözümüzü gönlümüzü doyurduktan sonra kubbeden ayrılma zamanı geldi, kubbeden aşağıya inmek kolaydı, nasıl indiğimizi anlamadık bile inerken bir yerde durup Roma’ya yukarıdan bir daha baktık.

San Pietro Bazilikası'nın Kubbesi'nden inerken Roma'ya bakış

San Pietro Bazilikası’nın Kubbesi’nden inerken Roma’ya bakış

Bazilikadan ve de Vatikan’dan ayrılıp tepeden seyrettiğimiz Roma’ya bıraktık kendimizi.

 

Fotoğraflar: Mithat Okay

 

ROMA VATİKAN SİSTİNE (SİXTİNE) ŞAPELİ

Vatikan Müzelerini saatlerce dolaştık, 1400 odası olduğu söyleniyor, müthiş bir müzeler kompleksi. Dünyanın en zengin kolleksiyonuna sahip müzelerden biri. Etkilenmemek imkansız.

Vatikan Müzeleri

Vatikan Müzeleri

Müzeyi büyük bir kalabalıkla dolaştık, insanlar sel gibi akıyordu müzenin içinde, bizler zaman zaman birbirimizi kaybettik bulduk, bulduk kaybettik.

Saatler sonra oldukça yorulmuş olarak Sistine (Sixtine) Şapeli’ne geldik, zorlukla içeri girdik, çünkü kilisenin kapısının önü çok kalabalıktı. Kendimizi içeride bulduğumuzda dışarının kalabalıklığının hiç olduğunu anladık. İçerisi öyle böyle kalabalık değildi, hınca hınç doluydu…“İğne atsan yere düşmez„ sözü burası için söylenmiş olsa gerek. Ancak herkesin ayakta durabileceği kadar yer vardı Sistine’de. Ayakta dikilen, kafaları yukarıya bakan bir insan kalabalığı… büyük bir uğultu… Görevliler, Sistine‘dekileri sürekli uyarıyor sessiz olmaları için; ancak uğultu kesilmiyor. Uğultu nasıl kesilsin ki o kadar kişi hiç konuşmasa sadece nefes alsa bile gürültü olur.

Kilisede duracak bir yer bulduktan sonra herkes gibi ben de kafamı yukarı kaldırıyorum, gördüklerim karşısında içimde bir şey büyüyor, büyüyor çığlık olarak dışarı çıkmaya hazırlanıyor; çığlık atmamayı başarıyorum, çok zorlandığımı söyleyebilirim.

Sistine (Sixtine) Şapeli'nin tavanının bir bölümü

Sistine (Sixtine) Şapeli’nin tavanının bir bölümü

Dünyaca ünlü İtalyan heykeltraş, ressam Michelangelo-kendini tavana asılı tutarak- dört yılda yapmış bu resimleri, dört yılın sonunda bu şaheserler ortaya çıkmış, kendisi de kamburlaşmış.

Hangi resme bakacağımı şaşırıyorum. Bir yandan aşırı yorgunluk, diğer yandan aşırı heyecan. Kendimi resimlerden alamıyorum, kafam sanki gökyüzü çekiminin etkisine girmiş, normal halini alamıyor. Gözlerim tüm resimleri yutmak, belleğime kaydetmek istiyor.Yüzyıllar önce yapılmış bu resimlerde öyle bir devinim var ki!..

Roma-Sistine Şapeli-Libyalı Falcı

Roma-Sistine Şapeli-Libyalı Falcı

Bir bölümde bir kadın kitabı açıyor; açmış değil açıyor, sanki resme baktığım anda kadın kitabı açıyor. Michelangelo yüzyıllar öncesinde yüzyıllar sonrasını, şimdiyi nasıl yakalamış!

Roma-Vatikan Müzeleri-Sistine Şapeli

Roma-Vatikan Müzeleri-Sistine Şapeli

Başka bir resimde bir adam bacaklarını aşağıya sarkıtıp oturmuş, adam aşağıya indi inecek, bu resimler üç boyutlu!

Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni (1475-1564 İtalya) Rönesans Dönemi İtalyan ressam, heykeltraş, mimar, şair

Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni (1475-1564 İtalya) Rönesans Dönemi İtalyan ressam, heykeltraş, mimar, şair

Michelangelo:

“Benim gözümde resim, kabartma ve heykel tarzına yaklaştığı oranda değerlidir.„ demiş ve dediği gibi resimlerini de heykel tarzına yaklaştırmış.

Sistine Kilisesi ve Michelangelo ile ilgili olarak kaç gündür resim öğretmeni olan Yavuz’un anlattıklarını dinlemiştik. Burayı gezmeden önce bilgi sahibi olmuştuk. Şimdi resimlerin karşısındayım; onların ihtişamı tüm öğrendiklerimi unutturdu. Neler söylemişti Yavuz? Anımsamaya çalışayım.

“Michelangelo’nun sanata başlamasının resimle olduğunu, insanı bir mimar gibi işlediğini, fırçasıyla hayat verdiği bedenlerin en zorlu hareketlerin ağırlığı altında eğilip bükülürken bile haşmetli görünümlerinden bir şey kaybetmediklerini, resimde biçimi çok önemsediğini, keskin ve usta çizgileri olduğunu, öyle ki yapıtlarındaki kişilerle onları saran kumaşların kıvrımlarını bile değişik plânlara ayırdığını…„

 

Roma-Vatikan Müzeleri-Sistine Şapeli

Roma-Vatikan Müzeleri-Sistine Şapeli

Tüm söylenenler doğru, resimlerdeki kişiler ve giysileri öyle ustaca çizilmiş ki… hepsi sanki canlı, hareketli… üzerlerindeki giysiler kıvrım kıvrım dökümlü…

6 Mart 1475’de İtalya, Casentino Bölgesi’ndeki Caprese köyünde doğan Michelangelo, 1508 yılında Sistine Kilisesi’nin kubbeli tavanını süslemeyi üzerine almış ve durup dinlenmeden çalışarak 1510 yılında tamamlamış.

Sistine (Sixtine) Şapeli Tavan Fresklerinin Bir Bölümü

Sistine (Sixtine) Şapeli Tavan Fresklerinin Bir Bölümü

Sistine Şapeli

Sistine Şapeli

“Bu eserimin ilk kısmı, kemerli gözlere rastlayan on iki havari resmidir. Gerisini ihtiyaca göre düzenleyip bölümlere ayırdım,” diyen Michelangelo bu yapıtında, milattan önceki yıllarda dünyanın ve insanlığın halini tema olarak ele almış, insan zekâsının sağ duyuya ve bilime yönelişini temsili bir şekilde canlandırmak istemiş.

Kubbenin altına gelen üçgen şeklindeki kirişlerin arasındaki bölmelere muhtemeşem tahtlar ve bu tahtlara Hz. İsa’nın dünya yüzüne ineceğini önceden haber veren peygamberler, sihirbazlar ve falcı kadınlar oturtulmuş. Bunlar on iki kişiymiş. İşte daha önce sözünü ettiğim kitabı açan kadın, Libyalı falcıymış;

Sistine Şapeli-Delfli Güzel Falcı

Sistine Şapeli-Delfli Güzel Falcı

ya şu Delfli falcı kızın güzelliğine ne demeli! Peygamberler ve falcılar bu eserde umudu ve bekleyişi ifade ediyormuş.

Cumaeli Falcı Kadın

Cumaeli Falcı Kadın

Fresklerdeki bütün falcılar Delfli falcı kız gibi güzel değil, Cumaeli falcı kadının karanlık bir yüzü var. Her iki falcının yüz ifadeleri birbirine zıt.

Evet, başka neler söylemişti Yavuz?

Sistine Şapeli-Yaratılış Safhaları'ndan bir bölüm

Sistine Şapeli-Yaratılışın Safhaları

Sistine Şapeli-Yaratılışın Safhaları'ndan bir bölüm

Sistine Şapeli-Yaratılışın Safhaları

“Peygamber tahtlarının üst kısmı ile sınırlanan eserin orta bölümünde dünyanın yaratılması; “ilk günah” ve bunun sonuçlarını temsil eden dokuz değişik sahne yer alıyor: Işığın karanlıklar aleminden kopması, gökyüzündeki büyük yıldızların doğuşu, denizlerin karalardan ayrılması, hayvanların, erkeğin, kadının yaratılması, ilk günah, Adem ile Havva’nın cennetten kovulması, Nuh’un fedakarlığı, tufan; Nuh’un sarhoşluğu…

Alttan, tahtlar dizisinin bulunduğu hat ile bağlantı sağlayacak şekilde, yuvarlak kabartma süsleri taşıyormuş hissini veren dev yapılı, çıplak yaratıklarla desteklenmiştir.„

Bu yaratıkların kimlikleri ve ne anlam ifade ettikleri belli değilmiş. Bu kimlikleri ve anlamları belli olmayan devler havada uçar gibiler, bize doğru geliyormuşçasına… tavana çizilmemişler de boşlukta oluşturulmuşlar; üç boyutlu, devinimli, çarpıcı!..

Sistine’in tüm dünyada dillere destan olması boşuna değil, olağanüstü güzellikte ışık oyunları yaratmış, tavan kirişlerinden yararlanarak görkemli yapıtını bölümlere ayırmış sanatçı; her bölüm başlı başına bir sanat şaheseri, hepsi değişik anlamlar ve değerler içeriyor; insan bedenleri, şekiller, cisimler gökyüzünden kabartma olarak fırlamış, gökten yeryüzüne inmekteler sanki.

Sistine’in tavanının hangi tarafına baksan seni alıp başka bir aleme götürüyor, her nokta bu eseri yaratan kişinin dehasına, yeteneğine, çalışma azmine hayran bırakıyor insanı.

Michelangelo’nun,

“İnsanlar, benim ustalığımı elde etmek için ne kadar sıkı çalıştığımı bilseler, onun o kadar hayret edilecek bir şey olmadığını anlarlardı.„ sözünü anımsıyor, ona daha fazla saygı duyuyorum.

Bu kadar kalabalık buraya boşuna gelmemiş, diye düşünürken sürekli iteleniyoruz. Kilise tıklım tıklım, yeni gelenlerin ardı arkası kesilmiyor, çıkan yok! Kiliseye giren kalıyor, burada uzun süre kalmamak olanaksız. Ne kadar kalırsanız kalın bu dev şaheseri bütünüyle özümseyemezsiniz. Görevliler sürekli herkesin sessiz olması için uyarıda bulunuyor, ne kadar uyarsalar da faydası yok!

Sistine Kilisesi’nin tavanını dört yılda büyük bir emekle tamamlayan Michelangelo, uzun süre paletini ve fırçasını rafa kaldırmış; yine de resim yapmaktan geri durmamış, yeni sanat akımları ve devrin olaylarıyla da ilgilenmiş.

Bu arada itelene ötelene kilisenin diğer ucuna getirildik, tavandan başımı güçlükle alıp karşı tarafa baktığımda bir anda çarpıldım. Karşı duvarda, dev bir halı asılıydı tüm duvarı kaplayan. Gözlerimi dev halıdan ayıramadan ‘Mithat şuraya bak! Olamaz böyle bir şey! Harika! Olağanüstü!‚ diye fısıldadım. Aslında avaz avaz bağırmak geliyordu içimdeki fırtınaları anlatmak için. İtelenmeden ötelenmeden önce o duvarın yakınındaydım; yakından bakınca insan yapıtın tamamını göremiyor.

Sistine (Sixtine) Şapeli-Son Yargılama (Kıyamet Günü)

Sistine (Sixtine) Şapeli-Son Yargılama (Kıyamet Günü)

Bu yapıtın adı: Son Yargılama yani Kıyamet Günü!

Son Yargılama’yla ilgili olarak sanat danışmanımız Yavuz şunları anlatmıştı:

“Son Yargılama, insanın maddeciliğe ve şer kuvvetlerine karşı tek başına mücadelesini canlandırmaktadır. Değişik konular, çarpıcı olduğu kadar duygulu bir biçemle gözler önüne serilmiş, hepsi de bütünün bir parçasıdır.

Dev bir halı gibi kilisenin büyük mihrabına ait duvarı baştan başa kaplayan Son Yargılama, bu yapıtta kendini aşan Michelangelo’nun bile bir daha erişemeyeceği adeta bir serap ve hiçbir ressamın taklit edemeyeceği bir şaheserdir. En sıkışık noktalarda bile şekiller kusursuzdur. Renk tonları inanılmayacak kadar yumuşak ve göz okşayıcıdır. Sanatçı en küçük alanı bile çok başarılı bir şekilde kullanmış, karışık insan gruplarını ustalıkla canlandırmıştır.

En karışık sahnelerde bile her şahıs ve cismin bütünden tek tek ayrılabilme özelliği, sanatçının resme getirdiği yapıcı bir kuraldır.„

Ve daha anımsayamadığım bir sürü bilgi vermişti Yavuz, sadece dinlemek yetmez, not almak gerekirmiş.

Sistine Şapeli-Son Yargılama

Sistine Şapeli-Son Yargılama (Hakim Hz. İsa bölümünden detay)

Condivi bu eserle ilgili şunları söylemiş: “Michelangelo, resim sanatında en basit bir hareketi hatta bir kıpırdanmayı bile gözden kaçırmadan insan vücudunun değişik durumlardaki halini nasıl canlandırabileceğini göstermiştir.”

Sistine Şapeli-Son Yargılama'dan detay

Sistine Şapeli-Son Yargılama’dan detay

Son Yargılama‘yı yedi yıl süren yorucu bir çalışmadan sonra 1541 yılında bitirebilmiş sanatçı. Resim bittikten sonra bazı çevreler Son Yargılama‘yı sıcak bir ilgi ile karşılamış, bazıları ise şiddetle yermişler.

Hayattayken gelmiş geçmiş en büyük heykeltraş ve ressam sıfatına layık görülen Michelangelo yaşadığı çağın sanatını etkilemekte önemli rol oynamış.

Michelangelo’nun Son Yargılama‘da mahşer temasını kendine has bir şekilde işlediği ve hayran olduğu Dante’nin bir şiirine atıfta bulunduğu yazmaktaymış birtakım kaynaklarda.

Kıyamet gününe öyle dalmışım ki, kalabalığın akışıyla Sistine‘in çıkış kapısına sürüklenmişim farkında olmadan. Mithat’ın yanımda olduğunu düşündüğümden kafam hâlâ karşı duvarda, ona yolun sonuna geldik herhalde, diye fısıldadım. Soruma:

“Hayır, yolun sonu değil! Görülecek pek çok yapıt var daha, „ diye yanıt aldım. Ben şaşkınlıkla, bana yabancı olan sesin geldiği yöne çevirdim başımı, konuşan Mithat değildi! Hemen yanımda soruma Türkçe yanıt veren kumral, kıvırcık saçlı, zayıf bir genç gördüm. Gülümseyerek bakıyordu bana. Ben de ona gülümseyip:

-Eşimi yanımda sanıyordum; şaşılacak bir şey, bunca kalabalıkta Türkçe konuşan biriyle yan yana düşmek. Delikanlı:

-Gerçekten öyle, ben de sorunuzu duyunca, yanlış mı duydum diye sordum kendime, yanıt vermeden duramadım.

Sistine’i biraz daha yaşadıktan sonra istemeden yeni gelen ziyaretçilere bıraktık. Aslında ayakta değil de, yere uzanarak Sistine Şapeli’nin tavanını izlemek isterdim. Ama bu isteğimin gerçekleşmesinin böyle bir kalabalıkta olanaksız olduğunu çok iyi biliyordum..

Üniversite öğrencisi olan genci; dışarı çıkınca bizim grupla tanıştırdım, uzun uzun sohbet ettik onunla, bütün gün bizimle birlikte dolaştı Roma’yı. Bize hırsızlardan korunma yollarını öğretti. Pasaportunu ve parasını gömleğinin altında annesinin diktiği bir kesede sakladığını, bize de öyle yapmamız gerektiğini, İtalya’da hırsızlığın çok yaygın olduğunu söyledi. Biz de ona, Napoli’de tanık olduğumuz hırsızlık olayını anlattık.

İtalya’nın kuzeyine çıktıkça yaşam koşullarının daha iyi olduğunu gördük, pek çok Romalının Güney İtalya’dan şikayet ettiğine tanık olduk. Biz çalışıyoruz, Güneyliler yan gelip yatıyorlar diye yakınıyorlardı. Roma’da üniversiteli Umut’un anlattığı kadar hırsızlık olabileceğine ihtimal vermedik; ancak İtalya’nın hangi şehrine gidersek gidelim elimizden geldiğince temkinli davrandık.

 

ROMA-VATİKAN MÜZELERİ

Roma Kamping’e geldiğimiz günün gecesi güzel bir uyku çektik, ertesi sabah erkenden kalktık kahvaltımızı yapıp soluğu otobüs durağında aldık. Otobüs durağına ulaşmak yürüyerek beş dakikamızı aldı. Yoğun bir tempo bizi bekliyordu, en az on saat yürüyerek dolaşacaktık. Yabancı bir ülkeyi tanımak; o ülkenin tarihi yerlerini, sanat eserlerini, doğal güzelliklerini görmek için iyi bir performansımız olması gerektiğini anlamıştık.

İlk gideceğimiz yer Vatikan Müzeleri olacaktı. Vatikan, devlet içinde bir devlet. Dünyanın hem nüfus olarak hem de yüzölçümü olarak en küçük ülkesi.

Vatikan'ın Bahçeleri

Vatikan’ın Bahçeleri

Dünyanın en küçük ülkesi olmasına rağmen dünya üzerindeki etkisi büyük olan bir ülke. İtalya’nın Roma kentinde yönetimi mutlak monarşiye dayalı olan bir ülke.

Vatikan Tren İstasyonu

Vatikan Tren İstasyonu

Hristiyan dininin Katolik mezhebinin ruhani lideri olan Papa, Vatikan Devletinin de başkanı. Vatikan’ın yüz ölçümü 440.000 metre kare, nüfusu ise bin kişiyi ya bulur ya da bulmaz. Vatikan’ın “İsviçreli Muhafızlar Kıtası” adıyla anılan geleneksel giysili muhafızlardan oluşan 100 kişilik küçük bir ordusu bile var.  Adından da anlaşıldığı gibi muhafızlar İsviçre vatandaşı ve de Katolik. Vatikan’ın resmi dilleri Latince ve İtalyanca. Sanırım resmi dil olarak Latince başka bir ülkede kullanılmıyor.

Roma Kamping’e çok yakın olan otobüs durağından otobüse bindik, Vatikan Müzeleri’ne yakın bir yerde indik.

Vatikan Müzeleri

Vatikan Müzeleri

İtalya’da müzelerin gişelerinin önünde kuyruklar olduğunu bildiğimizden oldukça erken saatte müzeye gelmiştik,

Musei Vaticani

Musei Vaticani

gişenin önünde pek kalabalık yoktu, biletlerimizi alıp içeri girdik. Müzenin çevresi -daha doğrusu Vatikan Devleti- yüksek duvarlarla çevriliydi.My captured pictureMüzenin girişinde kalabalık yoktu; ama içeri girince gördüğümüz kalabalık bizi şaşırttı. Dünyanın dört bir yanından akın akın gelmiş olan insan seline ister istemez biz de katıldık. İnsanlar, insanlar, insanlar; değişik ülkelerden gelen, değişik diller konuşan…My captured picture Roma Katolik Kilisesi tarafından Rönesans’ta inşa edilen müzeyi her yıl dört milyondan fazla kişi ziyaret ediyormuş. Vatikan Müzeleri denince bu müzelerin farklı yerlerde olduğu izlenimine kapılıyor insan.My captured picture Aslında Vatikan dev bir müze kompleksi. Birçok papa kendi adına müze yaptırmış ve bu müzeler dev bir müze kompleksi oluşturmuş. My captured picturePek çok müze ve galeri hepsi bir arada Bu müze ve galerilerde neler yok ki; Klasik Eserler Kolleksiyonu, Roma Dönemine ait heykeller, mozaikler, kabartmalar. Halı ve harita galerileri, Etrüsk Müzesi, Mısır Antik Müzesi, Papalık Odaları, Sistine Şapeli, Modern ve çağdaş dini sanat koleksiyonu bölümleri.My captured picture

My captured picture

My captured picture

My captured picture

My captured picture

My captured picture

Harika süslemeli tavanlar, mozaik tabanlar, ünlü heykeltraşların paha biçilmez heykelleri, olağanüstü resimler, eşyalar, figürler, yazılı eserler, antikalar, vazo kolleksiyonları, mumyalar ve daha neler neler… Ve kalabalık, kalabalık, kalabalık…  Kalabalıkla sürükleniyorsunuz.

Vatikan çok etkileyici bir yer, burada büyük bir zenginlik ve ihtişam var! İnsanlar akın akın boşuna gelmiyor Vatikan’a. Çok etkilendik çoook!!! Yalnız biz değil herkes çok etkileniyor Vatikan Müzeleri’nden. Saatlerce müzenin değişik bölümlerini gezdik, eserleri inceledik, eserlerle ilgili açıklamaları okuduk. Gittikçe Sistine (Sixtine) Şapeli’ne yaklaşıyorduk, Sistine Şapeli’ni görecek olmanın heyecanını yaşıyorduk. Sistine’den önce Papalık Odaları’ndan “Stanza della Segnatura”nın bir duvarının tamamını kaplayan bir freski çok beğendik, uzun süre freskin önünden ayrılamadık.

Atina Okulu

Atina Okulu

Bir baş yapıt olan Atina Okulu adlı freski (1509-1510) Raffaello yapmış. Resimde Rönesans’ın temel aldığı Klasik Yunan medeniyetinin en ünlü filozof ve bilim adamları bir arada resmedilmişti. Resimde 59 figür bulunuyor, ortadaki ilk iki figür Klasik Yunan felsefesinin önemli iki karakteri Platon ve Aristoteles. Aristoteles Platon’un en iyi öğrencisiymiş. Resmin sol tarafına müzik ve aritmetik ile ilgilenenler,  sağ tarafa geometri ve astronomiyle uğraşanlar, ortasına ise bilim adamları ve filozoflar yerleştirilmiş. Kimler yok ki Sokrates, Pisagor, Heraklit, Diyojen, Öklid… Freskteki 59 figür içinde sadece bir kadın var. Bu kadın İskenderiye’de felsefe, matematik ve astronomi profesörü olan Hypathia.

Raffaello’nun baş yapıtından zor da olsa ayrıldık ve kendimizi Sistine Şapeli’nin kapısında bulduk, çok kalabalıktı, zar zor içeri girdik, herkesin başı yukarıya bakıyordu, bizler de başımızı tavana doğru kaldırdık ve uzun süre öylece kaldık.

Harikaydı! Yok yok muhteşemdi!! Harika, muhteşem ve olağanüstüydü!!!

NAPOLİ’DEN ROMA’YA

Napoli (Naples)

Napoli (Naples)

Napoli- Pozzuoli’deki Solfatara Kamping’de üç gün kaldık. Karavanımızı kampingde bırakıp her sabah Pozzuoli’den metroyla Napoli’ye gittik ; kenti, kentteki yaşamı, kentin tarihini, kültürünü, insanını tanımaya çalıştık. Akşamları otobüs veya metroyla Pozzuoli’ye döndük.

My captured pictureNapoli’den sonraki durağımız Roma olacaktı. Napoli’den Roma’ya gitmek için bindik karavanımıza düştük yollara. Roma’ya giderken iki yol seçeneğimiz vardı: biri otoyol, diğeri deniz kenarından Roma’ya giden eski yoldu. Biz, otoyolu değil eski yolu tercih ettik.

Napoli-Roma arası

Napoli-Roma arası

İtalya’nın kıyılarını, köylerini, kasabalarını görür, istediğimiz yerde mola veririz diye düşündük.

Napoli-Roma arası

Napoli-Roma arasındaki yerleşimlerden biri

Kimi zaman virajları bol olan sahil yolundan, kimi zaman her iki tarafı yemyeşil, ekili alanların olduğu dümdüz yollardan geçtik. İlginç köyler, kasabalar gördük.

Napoli-Roma arası

Napoli-Roma arası

Napoli-Roma arası 200-250 km, görsel olarak zevkli bir yolculuk yapıyoruz. Roma’da Roma Kamping’de kalacağız. Karavancı dostumuz Ahmet Bey, İtalya’daki kamplarla ilgili 400 sayfalık bir kitap vermişti. Kitapta her kampın adresi, telefon numarası ve kamplarla ilgili bilgiler var. Roma’da ilk işimiz kalacağımız kampı bulup yerleşmek, sonra da toplu taşıma araçlarını kullanarak şehri gezmek olacak.

Roma Kamping otoyol üzerindeydi, otoyoldan gitseydik kampingin önünden geçecektik; oysa biz eski yoldan varacaktık Roma’ya. Bu da bize sorun yaratabilirdi. Neyse Roma’ya girdik, haritaya göre Roma Kamping’den oldukça uzaktık.

Roma-Venedik Sarayı

Venedik Meydanı (Piazza Venezzia)-Vittorio Emanuele II Anıtı

Roma’da Venedik Meydanı’nda bir gence Roma Kamping’e nasıl gideceğimizi sorduk.O, şöyle bir tarif yaptı:

“Önce sola dönün, sonra sağa, elli metre gittikten sonra yine sağa dönün, nehrin kenarındaki yolu takip edin,

Roma 1.Köprü

Roma Castel Sant’Angelo ve Sant’Angelo Kalesi’ne giden Sant’Angelo (Aziz Melek) Köprüsü

Sant’Angelo köprüsünden değil ondan sonraki köprüden karşıya geçip sola devam edin…„

Genç İtalyan’ın tarif ettiği yolu takip ettik, önce Sant’ Angelo Kalesi’ni, daha sonra Tiber nehrinin bizim bulunduğumuz tarafla karşı tarafı birbirine bağlayan iki tarafında da heykeller olan muhteşem Sant’Angelo (Aziz Melek) Köprüsü’nü gördük.

Roma Tiber nehri kenarı

Roma Tiber Nehri kenarında mola

Karavanımızı nehrin kenarına park ettik ve tarihi kaleyle köprüsünü uzun uzun seyrettik. Kaleyi de köprüyü de çok beğendik; ama kalenin geçmişini öğrenince keyfimiz kaçtı. Aziz Melek (Sant’Angelo) Kalesi II. yüzyılda Roma İmparatoru Hadrian tarafından yaptırılmış. Hristiyanlığın kabul edilmesiyle Papalık merkezi olmuş, daha sonra Papa Vatikan’a geçmiş, San Pietro Bazilikası ve Sant’Angelo Kalesi arasında 13. yy. sonlarında inşa edilen gizli bir geçit bulunmaktaymış. Bu geçidi Papalık tehlike anında kaçış yolu olarak saptamış.

Papalık Vatikan’a taşındıktan sonra Aziz Melek Kalesi hapishane olarak işlevini sürdürmüş. Pek çok davaya bakılmış burada ve pek çok kişi idam edilmiş. İdam edilenlerin kesik kafaları günlerce köprüde asılı dururmuş başkalarına ibret olsun diye. Tüm bunlar yetmezmiş gibi kaledeki küçük, havasız, rutubetli hücrelerde kalan mahkumlar olumsuz koşullardan, açlıktan, hastalıktan pek fazla yaşamazlarmış. Ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan da sürgündeyken uzun süre Sant’Angelo Kalesi’nde hapis yatmış. Neyse ki artık kale hapishane değil, hiç kimse orada idam edilmiyor, 1901 yılından beri ulusal müze olarak ziyaretçilerini bekliyor.

Tiber nehrine, kaleye, köprüye veda edip Sant’Angelo Köprüsü’nden sonraki köprüden karşıya geçip sola döndük 500-600 metre gittik gitmedik San Pietro Bazilikası karşımıza çıktı, oraya bak buraya bak genç İtalyan’ın tarifini unuttuk, sağa mı yoksa sola mı sapacağımıza karar veremedik. Önce sola girelim, olmazsa döneriz dedik. Yola devam ettik; bu arada şehir merkezinden de uzaklaştık. Birilerine yolu sorduk, sorduğumuz bazı kişiler İngilizce bilmiyordu. Hem İngilizce hem de Roma Kamping’i bilenlerin yaptıkları yol tarifleriyse birbirinden farklıydı. Bazıları da:

“Siz buralarda ne yapıyorsunuz, buralar tekin yerler değil, bir an önce buradan uzaklaşın!„ diyorlardı. Onların bu sözleri üzerine çevremize dikkatlice bakınca oldukça ıssız, ağaçlıklı bir yolda olduğumuzu fark ettik, yerleşim yeri değildi burası, pek fazla insan da yoktu. Sağa sola dönüp oradan uzaklaşmaya çalıştık, ters yola girmişiz, karşıdan gelen aracın sürücüsü avaz avaz bağırıyordu.

Hani Türkiye’yi hiç aramadık, trafikte bizden beş beterdiler doğrusu. Sağa dön, sola dön, düz git derken birkaç iş yerinin bulunduğu bir mahalleye geldik. Küçük bir oto tamirhanesinin önüne park ettik, kapıda yaşlı bir İtalyan duruyordu. Ona, umutsuz ve yorgun bir şekilde Roma Kamping’e nasıl gideceğimizi sorduk. Adamın İngilizce bilmediğini öğrenince umutsuzluğumuz daha da arttı. Adam bizi nasıl anlayacak da Roma Kamping’e nasıl gidileceğini anlatacaktı! Amaaa ön yargılı olmamak gerektiğini anladık; çünkü yaşlı İtalyan, bize yolu İtalyanca o kadar güzel tarif etti ki bulunduğumuz yerden sekiz kilometre uzakta olan Roma Kamping’i elimizle koymuş gibi bulduk.

My captured pictureKaravanla yolculuk yapmak çok zevkli ve güzel! Gittiğiniz yeri neredeyse adım adım dolaşıyorsunuz, o yörenin halkıyla, esnafıyla yakınlaşıyorsunuz. İlk defa gittiğiniz yabancı bir ülkenin herhangi bir kentine herhangi bir yerinden giriyorsunuz, elinizde size yardımcı olacak o kentle ilgili kitaplar, haritalar var. Bunlar kesinlikle işinize yarayacak materyaller olsa bile ilk gün o kentte bir acemilik yaşayabilir, sinirleriniz gerilebilir. Bütün bunlar o kadar önemli değil; en önemli şey konuşlanacağınız kampı bulup yerleşmek sonra toplu ulaşım araçlarının yerlerini öğrenmek.

My captured pictureToplu ulaşım araçlarıyla kentin kalbine ulaşıp oradan hangi müzeye, ören yerine, meydana, kafelere gitmek istiyorsanız gidebilirsiniz. Sonra bir gün önce tanıştığınız kentle öyle sıkı fıkı olursunuz ki kendinizi yıllardır orada yaşıyormuş gibi hisseder, bir müzeden diğerine koşturursunuz. Günde on, on iki saat ayakta kalır ve yürürsünüz. Akşam geç saatlerde kampınıza gelir, minik eviniz karavanınızda dinlenmeye çalışır, yorgunluktan bitap düşerek uykuya dalarsınız. Ertesi günkü koşturmaya gücünüzü toplamanız gerekmektedir.

Bulunduğunuz ülkenin doğal güzelliklerini, tarihi yerlerini, sanatını tanımak size yetmez; halkın yaşam tarzını, düşüncelerini, birbirlerine ve size karşı davranışlarını da öğrenmek istersiniz. Karavanla gezdiğiniz için gittiğiniz yerlerin halkıyla haşır neşir olabilirsiniz.

Aynı durum yabancı ülkelerden Türkiye’ye gelen kampçı ve karavancı turistler için de geçerlidir. Avrupa’nın değişik ülkelerinden gelen turistler yıllarca Ataköy ve Çiroz (Florya) Kamping’de kaldılar. Çadırlarını, karavanlarını kamplarda bırakıp kimi zaman 81, 72T no.lu otobüslere, kimi zaman trene, minibüslere, taksilere binerek Yenikapı’ya, Aksaray’a, Sultanahmet’e, Eminönü’ne, Taksim’e, Boğaz’a, İstanbul’un pek çok semtine gittiler. Bizim dış ülkelerde gezdiğimiz gibi onlar da bizim ülkemizde gezdiler. Müzelerimizi, saraylarımızı, köşklerimizi, camilerimizi, kiliselerimizi, kulelerimizi, sanat evlerimizi… dolaştılar; yemeklerimizi yediler, halkımızı tanıdılar, kaldıkları kamplarda Türk karavancılarla dostluk kurdular.

Üzülerek hem de çok üzülerek söylüyorum ki artık ne Ataköy Kamping ne de Çiroz Kamping var! Binlerce kampçı ve karavancı için İstanbul diye bir kent yok artık! Neden??? Nedeni onların İstanbul’da kalabilecekleri bir kamp yeri olmaması! Yazık hem de çok yazık! Avrupa Kültür Kenti İstanbul’a bu hiç yakışmıyor! İstanbul ne yapsın? O, bütün direnciyle, umuduyla yıkımlara, talanlara, betonlaşmaya, yozlaşmaya karşı duruyor. Herkes ondan bir şeyler almaya çalışsa da onu yok etmeye uğraşsa da bence o, hâlâ dimdik ayakta ve çok güzel!

Beni duyan, söylediklerimi önemseyen olur mu bilemiyorum; ama ben İstanbul’un kampinglerine kavuşmasını diliyorum. Kamplarımızı istiyorum!!!

İstanbul’daki kampinglerin acı sonunu da Avrupa’da kampçılığa-karavancılığa verilen önemi de içinde yaşayarak öğrendik.

Roma Kamping’e geldiğimizde zar zor karavanımızı yerleştireceğimiz bir yer bulduk. Kamp çok doluydu. Karavancıların, kampçıların biri gidiyor beşi geliyordu. Roma, kampçıların en fazla geldikleri yerlerden biri. Karavancılık ve kampçılık o kadar yaygın ki şaşırmamak elde değil. Çadırını, uyku tulumunu, karavanını alan düşmüş yollara değişik ülkeler, insanlar, kültürler tanımak uğruna.