TAORMİNA’YI GÖRDÜNÜZ MÜ

Aida Bella Gemisi Napoli’den sonra Sicilya Adası’nın Catania Limanı’na demir attı. Catania’yı dolaşmadan sabah otobüse binip Taormina’ya gittik, Catania ile Taormina arası 50 kilometreydi. Taormina deniz seviyesinden iki yüz metre yüksekte olduğundan sürekli yukarıya tırmandık otobüsle. Taormina’ya gelmeden önce Messina ve Catania’ya yakın olan aktif yanardağ Etna’yı gördük.  Üstelik Avrupa’nın en yüksek yanardağıymış. Günümüzde yüksekliği 3326 metreymiş. Tüm bunları ben nereden bilebilirim, tabii ki Vikipedi’den. Yine Vikipedi’nin yazdığına göre 1865 yılına göre Etna Yanardağı 21,6 metre alçalmış. Bu yanardağ 2019 Temmuzunda yeniden aktif hale gelmiş. Kül ve duman püskürtüyormuş.

DSC05194-etna yanardağı-a

Etna Yanardağı

etna-taormina 024-a

Taormina

DSC05208-taormina-a

Taormina 

etna-taormina 062-a

Taormina

etna-taormina 063-a

Taormina

 

Taormina çok şirin bir yerdi. Pek çok ünlü Taormina’ya hayranmış. Doğayı seviyorsanız, Taormina’yı da seversiniz. Vahşi ama hoş bir doğası var buranın. Ünlü Alman yazar Goethe, buraya ‘İtalya’nın anahtarı’ dermiş.  Evet Goethe ne güzel söylemiş. Böyle şirin mi şirin, güzel mi güzel kasabaların mutlaka bir efsanesi vardır. Taormina’nın da bir efsanesi var tabii ki…Eski zamanlarda kötü bir Yunan kralı varmış, Naxos halkı bu kötü kralın zulmünden yılmışlar, onların istediği sakin, huzurlu bir yaşammış, huzurlu bir yaşam sürmek için yer arayışına girmişler,

etna-taormina 032-a

Taormina

etna-taormina 025-a kayalar

Taormina Dağları ve Kayaları

Taormina’nın yeşilliklerini, dağlarını  ve denizini görünce Taormina’ya bayılmışlar ve burayı yaşam alanı olarak seçmişler.

Biz de Taormina’yı çok beğendik. Hele otobüsümüzde bir rehberimiz vardı, yaşlı, ama çok güzel bir kadındı ve harika bir sesi vardı. Detlef ona şelale sesli rehber adını taktı.

Mine de şelale sesli rehberin Taormina ile anlattıklarını bize tercüme etti.

DSC05219-taormina-a

Taormina’ya  Girilen Kapılardan Biri

Otobüsten indikten sonra bir kapıdan geçtik ve kasabanın caddesine girdik.

etna-taormina 041taormina sokakları-a

Taormina’nın Caddesi

etna-taormina duomo di taormina 044-a

Duomo di Taormina

etna-taormina 048-a

Duomo di Taormina’nın Camlarından Biri

DSC05220-taormina-a

Taormina’nın Daracık Sokakları

Church of Saint Augustinekilisesi

Saint Augustine Kilisesi

etna-taormina 037-a

Taormina

 

etna-taormina 059-a

Aziz Joseph Kilisesi ( Church of San Guiseppe) 

Pek çok kilise vardı burada. Ayrıca Duomo’nun önünde Taormina çeşmesi vardı, tepesinde hamile bir satir bulunan.

etna-taormina quattro fontane di Taormina050-a

Taormina Çeşmesi

DSC05231Taormina Çeşmesi A

Taormina Çeşmesi

etna-taormina 066-a

Taormina’nın Dar Merdvenli Sokaklarından Biri

etna-taormina 110-a

Merdivenli Dar Bir Sokak ve Resimler

etna-taormina 046-a

Aralıktan Çan Kulesine Bakış

etna-taormina 058-a

Taormina’nın Dar Sokaklarından Birinde Kapalı Olan Bir Kafe

etna-taormina 040

Taormina

Taormina bizi sıcacık karşıladı, aylardan Şubat’tı. Bence Taormina’yı dolaşmak için en güzel zamandı, hava ne sıcak ne de soğuktu. Bu mevsimde bile kalabalık olan Taormina kimbilir yazın ne kadar kalabalıktır, dediklerine göre jet sosyetenin geldiği yerlerden biriymiş Taormina. İtalya’nın gözdesiymiş.

etna-taormina 068-a

Taormina’nın Evleri

etna-taormina Palazzo Ciampoli di Taormina053-a

Palazzo Ciampoli di Taormina ve Çiçekler

Taormina’da evlerin altında genellikle hediyelik objeler satan dükkanlar bulunuyor. Bir de burada seramikler çok yaygın, hem evler balkonlarına veya duvarlarına bu seramikleri asmışlar ve bu seramikleri turistlere satıyorlar.

etna-taormina 051-a

Hediyelik Seramik Bir Eser

Turistler buradaki dükkanlardan alış veriş yapmaya bayılıyorlar.

etna-taormina 067-a

Taormina’da Balkondaki Seramikler

Seramiklerle süslenmiş evler Taormina’ya güzel bir hava veriyor. Dükkanların birinde Nazım Hikmet’in aşk şiirlerinin cdsinin satıldığını gördük, bu bizi çok etkiledi, Sicilya’nın bir kasabasında bizim şairimizin şiirlerinin cdsini görmek çok hoştu!

etna-taormina 112-a

Nazım Hikmet’in Aşk Şiirleri

 

DSC05264

Meyve,sebze kamyoneti

DSC05262-taormina-a

Taormina Messina Kapısı

DSC05268-Taormina- a

Taormina’yı gezdikten sonra Naxosluların M.Ö. 3. yüzyılda inşa ettikleri  Tiyatro Greco’ya doğru yürüdük. Bütün otobüstekiler ve rehberimiz bize Taormina’daki antik tiyatroyla ilgili bilgi verip bizleri dolaştırıyorlardı. Biz kalabalıktan sıkılınca gruptan ayrıldık ve tiyatroya çıktık.

etna-taormina 088-a

Taormina Antik Tiyatrosu

Şelale sesli rehberimizin anlattığına göre

etna-taormina 089-a

Taormina Tiyatrosu

Taormina’yı 1. yüzyılda Romalılar ele geçirmişler ve bu tiyatroyu restore etmişler. Yani bu tiyatroya Romalıların da eli değmiş, zaten Romalılar mühendislerini, ustalarını yanlarında götürürlermiş, önce bir kenti ele geçirir sonra da o kent için ne yapmaları gerekiyorsa yapıyorlarmış. Anadolu’da pek çok Roma eseri ve kenti bulunuyor.  Teatro Greco’ya çıkınca Sicilya Kıyılarını, İyon Denizini, Etna Dağını ve Taormina’yı görebiliyoruz. Ben bu antik tiyatroda oyunlar izlemek isterim. Hâlâ festivallerde bu tiyatroda tiyatro oyunları, film festivalleri, müzik festivalleri yapılıyormuş. Ben mutlaka bir gün bu festivallere katılacağım ve bir oyun seyredeceğim. Bir de rehberimizin söylediğine göre buradan gün batımını izlemek harikaymış.

DSC05274taormina-a

Tiyatrodan Taormina’ya Bakış

etna-taormina 092-a

Antik Tiyatrodan Seyrettiğimiz Manzaralardan Biri

etna-taormina 091-a

Antik Tiyatrodan Görülen Bir Başka Görüntü

DSC05289taormina-a

Antik Tiyatrodan Taormina, Harika Denizi, Adacıklar

Bizler güneşin batışını göremedik, ama buradan harika manzaralar seyrettik ve fotoğrafladık. Tiyatroyu 360 derece dönebiliyorduk ve her döndüğümüz yer bize muhteşem manzaralar sunuyordu. Tepede çok yükseklerde eski bir kale gördük, oraya çıkmayı çok isterdik; ancak çok zorluydu ve zamanımızı çok alacaktı. Bizler de  sadece uzaktan fotoğraf çekmekle yetindik.

DSC05217-taormina-a

Taormina Tepeleri

DSC05271-taormina-a

Taormina Tepeleri

Taormina’da tepeler çoktu, o tepelere kaleler ya da dini merkezler yapmışlardı. O tepelerden görüntü sanırım harikadır. Neyse aklımız Taormina’nın tepelerinde kalarak aşağıya inmeye başladık. Otobüsümüz bizi bekliyordu, Catania’ya geri dönecek ve orada dolaşacaktık.

Taormina’da bulunan objelerden bazılarının görüntüleri…

Fotoğraflar: Sevil-Mithat Okay, Detlef Bringmann

VALENCİA

Gemimiz Valencia’ya girdi, hava kapalıydı, gemiden inince yağmur yağdığını fark , ettik, yağmurda şehri dolaşmak zor olacaktı. valencia 046-aÇıkışta bir otobüs vardı, ama biz ona binmedik.Biraz yürüyünce aslında üstü açık olan ama yağmurluk giymiş bir otobüse bindik, otobüsün yağmurluğu bizi de ıslanmaktan koruyacaktı, adam başı 14 euro verdik, şehri otobüsle dolaşmak için.

valencia 049-a

valencia 050-a

Valencia

valencia 053-a

Valencia

valencia 052-a

Valencia

Valencia M.Ö. 138 yılında Romalılar tarafından kurulmuş. Valencia güç, kuvvet anlamına geliyormuş.

Yedinci yüzyılda Araplar Valencia’ya yerleşmiş. Ve uzun süre (beş yüz yıl) müslümanların yaşadığı bir yer olmuş burası. Aragon kralı 12. yüzyılda Valencia’yı yüzyıllar sonra hristiyanlaştırmış ve Valencia Krallığı kurulmuş.

20 yy.da Valencia İspanya’nın en önemli kentlerinden biri haline gelmiş. Nüfus kalabalıklığı yönünden İspanyanın üçüncü kentiymiş. Burada kullanılan dilin İspanyolca olduğunu düşünürüz, birden buranın Katalan Bölgesi olduğunu anımsarız o zaman Valencia’da mutlaka Katalanca konuşuluyor deriz, ama yine yanılıyoruzdur.   Valencia’da konuşulan dil Valenciaca’ymış. Valenciacaya Katalancanın güney aksanı dense de  Valencialılar  bunu kabul etmiyor, Valenciacanın farklı bir dil olduğunu söylüyorlarmış,  gerçi resmi dili İspanyolca olsa da ikinci resmi dilleri  olarak Valenciacayı kullanıyorlar.

.Otobüsle gezerken kentte tarihi binaların ve modern binaların bir arada olduğunu, Valencia’da Old Town denilen Eski Kent’te tarihi binalara dokunulmadığını gördük; bu eski kentte oteller, kafeler ve gece kulüpleri bulunuyormuş. Ayrıca otobüsle ıslanmadan kenti dolaşırken şemsiyeleriyle yağmur altında yürüyenleri gördük arkalarında tarihi binalar bizim gibi onları izliyordu…

DSC04557-a

Valencia

valencia 067-a

Valencia

valencia 159-a

Valencia

valencia 069-a

Valencia

DSC04511-a valencia

Valencia

valencia 073a

Valencia

C

DSC04561--a valencia

Valencia

valencia 061 a

Valencia

Modern yapılardan ve Old Town’daki eski yapılardan da çok etkilendik. Modern mimarinin en güzel örnekleri sayılan modern binalar  Bilim ve Sanat Kenti’ni oluşturuyor. City of Arts and Sciences denilen bu kent çok büyük ,fütüristik yapılardan oluşmuş. Bu bilim ve sanat kenti 1996 yılında Valencialı mimar Santiago Calatrava tarafından planlanmış. Neler yok ki bilim ve sanat kentinde Palau De Les Arts Reina Sofia denilen opera binası, Hemisferic( IMAX Sinema Salonu), Pek çok değişik etkinliğin yapıldığı AGORA, Umbracle(Botanik Park) ve Oceanografic(Akvaryum)

Geleceğe yönelik binaları hayranlıkla izledik. Yağmur durmayınca Avrupa’nın en büyük akvaryumu olan Oceanografic’e girelim dedik ve girdik. Çok büyük bir akvaryumdu, akvaryumda 500 farklı türden 45.000 deniz canlısı bulunmaktaymış. Bizler akvaryumların geri planlarını hiç düşünmeyiz. Bu kadar canlı nasıl doyar, ne yer, bu kadar büyük akvaryum nasıl temizlenir. Tüm bunlar hiç aklımıza gelmez.

DSC04530-a

Valencia

valencia 092aBir balık adamın akvaryumu temizlediğini görünce aslında büyük bir fabrikada bulunuyormuşuz duygusuna kapıldım.

DSC04519-a

Avrupa’nın en büyük akvaryumu Oceanografic’deki Sübye ve üstte  ve altta değişik balıklar

valencia 091-a

valencia 144a-ay balığı

Oceanografic’teki Ay Balığı

Akvaryumda gördüğüm bir balık çok ilgimi çekti, daha önce o balığı görmemiştim, bu balığın adı ‘Ay balığı’ imiş. Ondan başka çok sevimli hareketler yapan fokbalığı vardı herkesin gönlünü kazandı ve izleyenler sevgi gösterilerinde bulundu.

valencia 108-a

Valencia’daki Akvaryumdaki Oyunbaz Fokbalığı.

valencia 138-a

Valencia Akvaryumu

valencia 106-a

Akvaryumdaki Bir Deniz Atı

Daha sonra Yunus Balıkları’nın ve eğitmenlerinin gösteri yaptığı Yunus Parkı’na gittik, gösterileri güzeldi; ancak Yunusların o gösteriyi yapabilmeleri için ne büyük acılar çektiğini hepimiz biliyoruz. İnsanların dostu olan Yunusların, saatte 40 kilometre yüzebildikleri, 300 metreye daldıkları, günde 130 kilometre yol yapabildikleri biliniyor, özgür olan Yunuslar ne kadar büyük olursa olsun bir havuzda ne kadar mutlu olabilirler. Biz doğada Avşa Adası civarında Yunuslara çok rastladık, hele bir keresinde Ekinlik Adası’nın arkasında bizlere çok özel şovlar yaptılar izlendiklerinin farkında olmadan, kaç kişi onları doğal ortamında oyun oynarken görebilir ki… Onların havalara fırlayıp suya büyük bir gürültüyle atlamaları olağanüstüydü. Öylesine özgür ve mutluydular ki…

valencia 128

Yunus Parkı’ndaki Gösteri

Biz Valencia’da Yunus Parkı’na gittik; ama sizler gitmeyin! Çünkü Yunus Parkları’nda Yunusları ölü balıklarla besliyorlarmış. Hareket etmeye alışık olan Yunuslar, az hareket ediyorlarmış. Hem zihinsel hem de bedensel olarak az hareket eden Yunuslar çok sıkıntılı ve sinirli olabiliyor, sonuçta intihar edebiliyor, birbirlerine zarar verebiliyorlarmış. Yaptıkları hareketler dişi Yunusların bebeklerini kaybetmelerine neden oluyormuş. İnsanlar terapi için çocuklarını Yunus Parklarına götürüyorlarmış; bebeğini kaybetmiş veya dişisinden ayrı kalmış, özgürlüğü elinden alınmış bir Yunus sizin çocuğunuza nasıl yardımcı olabilir? Yunusların her zaman gülümsedikleri söylenir, evet öldükleri zaman da gülümsüyorlar ne yazık ki!

Fotoğraflar: Mithat Okay, Detlef Bringmann

 

KRAL MİDAS ve EZOP ( Kibele’nin Gözleri 3)

Ana tanrıça Kibele’yle karşılaşmak beni çok hoşnut etti, onunla söyleşimiz oldukça uzun sürebilir. Ona soracağım bir sürü soru var. Hazır ona rastlamışken Frigya ve Friglerle ilgili her şeyi öğrenmeliyim, kitaplarda yazmayan pek çok konuyu bana yalnız o açıklayabilir diye düşünüyorum, öyle heyecanlıyım ki…

-Buraya gelmeden önce Friglerle ilgili çok araştırma yaptım, eskiçağ yazarlarının yazdıklarından ve arkeolojik kazılarla ortaya çıkanlardan Friglerle ilgili bilgilere ulaştım; yalnız yüz yıllardan beri tanınan bu kişilerin söyledikleri birbirinden çok farklı.

Örneğin; Homeros Friglerin, savaşa girmek için yanıp tutuştuğunu; Strabon barışsever; Arrianos, çok mutlu insanlar; Livius ise cesaretten yoksun, korkak bir halk olduklarını yazmış. Ah bir de Frigyalıların müzik ve dansta üstün performans gösterdiklerini söyleyen Athenaeus var. O da Frigya usulü flüt çalmayı Friglerin keşfettiğini, müzik alanında çok iyi olduklarını, bu yüzden Yunanlıların flütçülere Frigyalı isimler verdiklerini yazmış. Tarihçi Herodot ise Friglerin ormanlarına, hayvancılığa, dokumacılığa önem verdiklerinden, zenginliklerinin buradan geldiğinden bahsetmiş.

Areyastis Anıtı-Frig Vadisi

Areyastis Anıtı-Midas Vadisi

Frigler hakkında söylenenler birbirini tutmuyor; bu halkla ilgili ne düşüneceğimi şaşırdım. Onların Ana tanrıçası olduğunuz için onları en iyi siz tanırsınız, bana bu konuda nasıl bir açıklama yapacaksınız, çok merak ediyorum doğrusu.

Yonca ağızlı sürahi

Yonca ağızlı sürahi

Frig eseri

Frig eseri

Bronz tas

Bronz tas

Frig Eseri

Frig Eseri

Tanrıça Kibele başı/Kum taşı/ Yük. 38 cm.-Gen. 32.5 cm.-Kal. 32.5 cm./Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Tanrıça Kibele başı-Anadolu Medeniyetleri Müzesi

-Ne desen haklısın güzel kızım. Frigler; savaşçı olmasalar, düşmanlarını nasıl alt ederler büyük bir krallık kurabilirlerdi, barışçı olmasalar komşularıyla nasıl iyi ilişkilerde bulunup onları etkileyebilirlerdi, üretmeseler nasıl mutlu olurlardı, sanatçı ruhlu olmasalar nasıl olağanüstü flüt çalıp dans edebilirlerdi? Korkaklıklarına gelince; zenginliklerini, mutluluklarını kaybetme korkusu onları korkaklaştırdı; bu korkaklık da Kimmerlere yenilmelerine, krallıklarının sona ermesine neden oldu. Frigler ve Frig kültürü çok gelişmişti, Friglerden sonra bölgeye Lidyalılar, Persler, Yunanlılar, Romalılar hâkim oldu.

Gordion (Yassıhöyük) Kral Tümülüsü

Gordion (Yassıhüyük) Kral Tümülüsü

740 yılında ölmüş

740 yılında ölmüş birinin kafatasının etlendirme çalışması

Her gelen uygarlık kendi kültürünü getirdi; ancak Friglerin kültürü öyle güçlüydü ki hepsi bundan çok etkilendiler.

– Açıklamanız mantıklı… Bir de Kral Midas aklımı kurcalıyor. Çocukluğumda Midas efsanelerini çok dinledim, Midas’ı gerçek bir ülkenin kralı, hem de bizim topraklarımızda hüküm sürmüş bir kral olarak hiç düşünmedim. O, her devirde çocukların efsanevi kralıydı, kimi zaman kulakları eşek kulağı olan, kimi zaman da dokunduğu her şeyi altına dönüştüren… Gerçek yaşamda böyle gerçeküstü olaylar görülmez diye düşünüyorum.

-Kral Midas M.Ö. 738-696 yılları arasında yaşamış bir kraldır. Onun zamanında Frigya altın çağını yaşamıştır.Hem Kral Midas’tan başka, yazınımızda önemli yer tutan, M.Ö. Vl. yüzyılda yaşamış, kahramanları hayvanlar olan masallarıyla büyük ün kazanmış olan Ezop da Frigyalıydı.ezop-masallari-tudem Ezop’un her ne kadar Yunanlı olduğu söylense de, Frigya’nın önemli kentlerinden biri olan Amorium’da doğmuş ve yaşamıştır. Biliyor musun, Frigyalılar hayvan öykülerini ilk anlatan halktır. Yani Ezop Anadoluludur.

Midas’ın kulaklarının eşek kulağına dönüşmesi efsanesi ve Ezop masalları Friglerin mizahi yönlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösterir. Ayrıca Kral Midas’ın her nesneyi altına dönüştüren öyküsünün temelinde Frigyalıların zenginliklerinin anlatılması yatar.

-Seni biraz şaşkın görüyorum Raziye kızım, hem anlatacaklarım daha bitmedi.

Midas Dönemi’nde Frigya büyük bir güçtü. Sizin, modern çağ insanlarının, günlük yaşamınızda iyi dilekler için kullandığınız ‘Tuttuğun altın olsun,’ sözünün Frigyalılardan miras kalmış olabileceğini düşündün mü hiç?

Midas’ın zenginliği yakın ilişkiler içinde oldukları Yunanlıları bile çok şaşırtmıştı. Midas tahtını Delfoi’deki tapınağa adamış, Yunanlılar bu tahtı görünce Frigya’nın zenginliğine inanamamışlardı; zaten Yunanlılara göre en eski halk Friglerdi.

-Frigleri ne kadar iyi tanıyorsunuz, buna şaşırmamak gerek ne de olsa onların ana tanrıçasısınız.

Raziye! Raziye! Ne yapıyorsun burada tek başına? Kendi kendine mi konuşuyorsun? Öğretmen arkadaşlar ve öğrencilerle seni arıyoruz uzun süredir. Haydi diğer anıtları gezmeye gidiyoruz!

Raziye Arslan

Raziye Arslan (Raziye Arslan fotoğraf albümünden)

Orhan, ben yalnız değilim, bak yanımda kim var?

Kim var? Ben kimseyi görmüyorum yanında.

Ana tanrıça Kibele, işte burada! Aaa! Yok!.. Gitmiş…

Orhan Arslan

Orhan Arslan (Orhan Arslan fotoğraf albümünden)

Şimdi bana bak Raziye Arslan! Günlerce Frigleri araştırdın; kitaplara,ansiklopedilere gömüldün, kendini fazla kaptırdın Friglere. Böyle olacağı belliydi, sabah sabah Tanrıça Kibeleli hayaller görüyorsun.

Hayır! Onu gerçekten gördüm, onunla konuştum. Yüzü kırış kırış, gözleri ışıl ışıldı.

Hadi canım sen de, neredeyse üç bin yaşında bir tanrıçanın gözleri nasıl ışıl ışıl olabilir?

O gözler öylesine canlıydı ki Orhan, onlar hayal olamazlar!

Bak bana; ışıl ışıl olan senin gözlerin! Unut Kibele’yi yoksa Gordion’da Gordias’la ve doğuştan asimetrik kulaklara sahip Midas’la, Amorium’da da Ezop’la buluşup söyleşmeye kalkışırsan ne yaparım ben(!)

 

Frigya ve Friglerle ilgili fotoğraflar; Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’ndeki Friglerin Gizemli Uygarlığı adlı sergide çekilmiştir.

Kaynakça:

Friglerin Gizemli Uygarlığı Sergisi-Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi

Frigler-Vikipedi

Frigyalılar- Anadolu Uygarlıkları

Midas-Vikipedi

Kibele-kübele: Vikipedi

William Martin Leake- Wikipedia

National Geographic

Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi

Kübele(oyun)-İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanatçıları- Günışığı Dergisi(Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi Dergisi S: 4)

 

THASSOS’TA BİR DALIŞ ÖYKÜSÜ (Hüsniye ile Ahmet 17)

Thassos Adası’nı bütün gün dolaşıp onunla iyice kaynaştıktan sonra Golden Beach Kamping’e döndük. Akşam olmuştu, yorulmuştuk ve keyifli bir gün geçirmiştik.  O akşam hep birlikte yemek yedik, sohbet ettik. Ertesi gün Uğurtan ve kızı Thassos’tan ayrıldılar. Onlar gittikten sonra arkadaşlarımız Sevil’le Mithat, bulunduğumuz koyun en ucundaki kayalıklara yürüyüp orada denize gireceklerini söyleyip bizi de davet ettiler. Onların daveti bana cazip geldi; fakat Ahmet oralara yürüyemezdi. Pepa’yla Ahmet Bey de başka bir gün gideriz, dediler. husniye-ahmet13-ab-bgAhmet’çiğim benim çok gitmek istediğimi anlamış olacak ki “Hadi sen de onlara katıl,” dedi. husniye-ahmet-pepa-abg-bbPepa da:

“Git canım, sen Ahmet Bey’i merak etme! Biz buradayız nasıl olsa,” deyince hemen çantamı hazırladım. Sevgili Pepa, Ahmet ve Ahmet Bey ne kadar iyiler! Ne kadar fedakârlar! Canlarım benim!

Kamptan çıktık, güle söyleye, çevreyi içimize sindire sindire koyun sol tarafına giden yoldan yürüdük. Yol bitti; bizim yürüyüşümüz devam etti kayalıkların üzerinde… Koyun ucuna kadar kayadan kayaya atlayarak, tırmanarak ilerledik… çok eğlenceliydi. Büyükçe, denize doğru eğimli ve diğer kayalara göre oldukça düz bir kayanın üzerine yerleştik, bir an önce kendimizi pırıl pırıl, soğuk mu soğuk sulara atmak istiyorduk. Güneşin altında yürümekten kaynama noktasına gelmiştik.

Mithat, balık adam elbisesini giydi, dalış için hazırlığını yaptı, denize atladı. Sevil:

-Sen kendini suyun altında kaybedip zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın, bak buranın su altını bilmiyorsun, denizde dört-beş saat kalıp bizi merakta bırakma!

Mithat:

-Tamam, merak etme, ben de öyle düşünüyorum, bir iki saatte dönerim.

DSC07189-abOna rasgele deyip Ege’nin sularına teslim ettik, şinorkelinin ucunu takip ettik, iki üç dakikada adanın burnunu döndü, görünmez oldu. Biz de bıraktık kendimizi güneşin altında ışıl ışıl parlayan Ege’ye. Yüzdük, yüzdük, yüzdük… Yanımızda bir gözlük bir şinorkel olduğundan sırayla kullandık onları. Deniz altındaki yeşillikleri, balıkları, diğer canlıları seyrettik. Görüş çok netti. Yarım saat önce üstünde yürüdüğümüz iskele, koca koca mermer bloklarla yapılmıştı. Eee, Antik Çağ’da mermerden Dionysos’un, Musa’nın, koç taşıyan adamın heykellerini; sunaklarda Apollon’un, Musa’nın kabartmalarını yapan adalılar; bu çağda da mermerden iskeleler yapmışlar.

İskelenin içini de görmüş olduk deniz altına bakınca. Mermer blokların arasında yuva yapmış olan balıklar, kimi zaman dışarı çıkıp yiyecek arıyor, kendilerinden küçük balıkları anında yutuyor, kimi zaman da sadece başlarını mermer kayaların arasından uzatıp etrafı kolaçan ediyorlardı. Deniz altı bana çok ilginç geldi, o yeşilin her tonunda olan yosunların su altındaki hareketleri, çeşitli boyutlardaki kayalar, kayaların üzerinde konuşlanmış gorbon dalları, minik bir ahtapotun anında kayaların arasında kaybolması, irili ufaklı yengeçler, minicik balıkların bir arada yüzerek bir grup oluşturması… içimi coşturdu,doğa insana ne kadar değişik duygular yaşatıyor. Köpekleme yüzerken de bol bol söyleştik arkadaşımla. Keyfimiz yerindeydi.

Bir ara karnımızın acıktığını hissettik, denizden çıktık, iki termos çayımız vardı. Fincanlarımıza çaylarımızı koyup sandviçlerimizi çıkardık, bir güzel karnımızı doyurduk. Yalnız bir sorun vardı; su altının güzelliklerine kendimizi kaptırdığımızdan uzun süre suda kalmıştık. Denizin soğukluğu güneşin yakıcılığını ve sırtlarımızın yandığını hissettirmemişti bize.

Meyvelerimizi yerken saatin kaç olduğuna bakmak geldi aklımıza. Saate bakınca aklımız başımızdan gitti, kamptan ayrılalı beş saat olmuştu. Bir saat yol yürümüş, üç buçuk saat denizde yüzmüş, yarım saatte de yemeğimizi yemiştik. Beş saat geçmiş… Hay Allah! Ahmet ne yaptı acaba! Pepa’ya da zahmet oldu, öğle yemeğini yedirmiş, kahvesini yapmış, şu sırada da çay hazırlığındadır. Ben bu kadar saatin geçtiğini nasıl anlayamadım.

Arkadaşımın yüzüne baktım, o gözlerini kısmış kayalık burna bakıyordu. Bakar tabii, eşi ortalarda yoktu!

-Eyvah! Kötü bir şey mi oldu! Balık adamımız daha gelmedi! dedim.

-Genelde dört-beş saat dalar; erken dönerim demişti, bu adada ilk defa dalıyor, merak ettim doğrusu! Olumsuz bir şey de düşünmek istemiyorum… ancak pek çok olumsuzluk geliyor aklıma, dedi. Ben:

-Ne yapalım? Kampa gidip bir arama ekibi mi çıkarttırsak? deyince, Sevil:

-Yok, yok o birazdan gelir, deniz altındayken saatin nasıl geçtiğini anlamamıştır. Ona çok kızdım, bak bizi nasıl merakta bıraktı! Hem çok geç oldu, Ahmet Bey ve Pepalar da merak içindedirler. Sen git, biz sonra geliriz, dedi.

-Valla, seni burada bırakmak istemiyorum…

-Yapacağın bir şey yok, git de kamptakiler huzursuz olmasın, baksana beş saat geçmiş. Deniz‘e durumu anlat, gelsin buraya.

-Tamam canım, şimdilik hoşça kal!

Hüsniye, gönülsüzce Sevil’in yanından ayrıldı. Arkadaşının gözlerine bir an için girip çıkan kaygı, onu bir girdaba sürüklemişti. Kaygıyla benim kadar içli dışlı olan çok az kişi vardır, diye düşünürken başkasının gözlerinde ona rastlamak Hüsniye’yi sarsmıştı. Okkalı bir şamar yemiş gibiydi. Ne güzel bir gün yaşamışlardı! Beş saat, anlamadan nasıl da geçmişti? Ahmet ne yapmıştı? Kim bilir ne kadar merak etmişti onu?

Bir yandan kayalıklarda düşmeden yürümeye calışıyor, diğer yandan kafasındaki türlü olumsuzluklar; meydanı ele geçirmenin verdiği rahatlıkla fütursuzca hareket edip çevrelerine tüm kötü düşüncelerin tohumlarını ekerek anında büyütüyorlardı. Beyin bir kere olumsuzluk yoluna girmesin, sürekli kötü düşünceler üretmeye bayılır. Bu konuda ona yüz vermeye gelmez. Şımarır, her şeye egemen olmak ister, kötü arkadaşlarına davetiyeler çıkarır. Kişinin kötü, olumsuz düşüncelerden kendini kurtarması zor olur. Onun için olumsuz düşünceleri unutup onların yerine güzel fotoğraflar yerleştirmeliyim, diye düşündü Hüsniye. Ve bugün yaşadığı güzel saatlere geri döndü.

Zamanın geriye sarılmasıyla, renkli bir film gözlerinin önüne yerleşti.
DSC04015-abDeniz altının nefis görüntüleri: balıklar, yosunlar, denizin bedenini sevecenlikle sarıp okşaması, arkadaşıyla yaptığı sohbet… Olumlu düşüncelerin yavaş yavaş beynine akmasıyla, zorlukla yürüdüğü kayalık yol da bitti. Şimdi bir tarafı deniz diğer tarafı orman olan geniş, toprak yolda hızlı; kendisini rahatsız etmeyen, huzur veren bir tempoyla yürüyordu. Kafası ve bedeni anlaşmış, kötülüklere yüz vermemişti. Olumlu enerji ve düşünce karşısında, olumsuzluk geri adım atıp beynin en ücra köşelerindeki yerini aldı, daha doğrusu pusuya yattı…

Elbet olumlu, güzel, iyi düşüncelerin zayıf bir anı olacaktı; o zamana kadar güç toplayıp uygun zamanda üzerine çullanacak, beynin her bölümünü ele geçirecekti. O beklemesini bilirdi. Hiçbir zaman pes etmezdi. Ancaaak Hüsniye’nin yaşama olumlu bakmak üzerine master yaptığını, doktora tezini de bitirmek üzere olduğunu ‘olumsuzluk’ unutmuştu anlaşılan!

Arkadaşımı büyük kayanın üzerinde bırakıp kayalardan oluşmuş engebeli yolda yürümeye başladım, bin bir düşünce kafamın içinde dolaşıp durdu, içim hiç rahat değildi. Onun gözlerinde kısa bir an için de olsa büyük bir endişenin dolaştığını gördüm. Önce karmakarışık bir ruh haliyle yürüdüm; sonra tüm kötü düşünceleri attım, bir saatte kampı buldum. Bizimkilerde bir merak bir merak. Pepa bana fena kızdı:

“Altı saat oldu, nerede kaldın, Ahmet Bey seni ne kadar merak etti?” Pepa’ya durumu anlattım, ikimiz birden karavanlarının önünde kitap okumakta olan Deniz’in yanına gittik:

-Canım, baban dalıştan dönmedi, annen koyun ucunda yalnız, seni bekliyor, babanı da merak etti.

Deniz:

-Merak edecek bir şey yok! Babam dalınca zaman kavramı kalmaz, bir saate kadar gelirler, dedi.

-Gitmeyecek misin annenin yanına?

-Aslında gitmeme gerek yok da gideyim hadi…

Çocuğun bu kadar rahat konuşmasını, Pepa’yla çok yadırgadık doğrusu!

Öte yandan Hüsniye’nin kayalıklarda yürümesini, daha sonra gözden yitmesini izleyen Sevil, yüzünü tekrar denize döndü. Denizin üstünü taradı, bir şinorkelin ucunu görebilmek umuduyla… Görünen bir şey yoktu! Sonra bulunduğu büyük koya baktı. Koyun iki ucu kayalıktı. İki burun birbirinden çok uzaktı. Hiçbir zaman da bir araya gelemeyeceklerdi. Arada Thassos’un parıl parıl parlayan denizi vardı. Niye böyle düşünüyorum?

Thassos Adası Kumsalları

Thassos Adası Kumsalları

Bu pırıl pırıl parlayan, incecik kumdan oluşmuş kumsal onları neden ayırsın ki? Belki de iki burnu, kuvvetli bağlarla bu kumsal bağlıyor!

Denizden çıkıp kayalıklarda takır takır yürüyen yandan çarklı yengeçler… My captured pictureTüm tepelerin yemyeşil orman olması… Yeşille mavinin uyumlu birlikteliği… Koyun ortasında bulunan Golden Beach Kamping…Golden Beach Kamping’den sonra gelen hoş restoranlar, kafeler… Yerleşim alanları; evler, pansiyonlar, moteller… turizmin önemini kavramış adalılar. Her şey gerçek olamayacak kadar güzeldi!

Burası cennetten bir köşe olmalı diye düşündü, cennetten bir köşede cehennemi duygular içinde. Dış ortamla iç dünyası ancak bu kadar zıt olabilirdi! Dört buçuk saat geçti Mithat’ın denize dalmasının ardından. Kendi kara sularında olsalar bu kadar merak etmeyecekti. Onun su altında kolunda saat olduğu halde zamanı unuttuğunu, su altı dünyasının bir parçası olduğunu çok iyi biliyordu. Yine de bu açık denizde su altı faunasının nasıl olduğunu bilmediğinden onun başına bir şey gelmiş olmasından korkuyordu. Kötü düşünceleri kafasından atmaya çalışıyordu.

Müren balığı

Müren balığı

Sorular, sorular, sorular… Korku… tedirginlik… kaygı… su altındaki balkonlar… mağaralar… mürenler… köpek balıkları…

Karadeniz’de, Ege’de, Akdeniz’de kocalarının sağ salim denizden dönmelerini eski çağlardan beri bekleyen balıkçıların karılarının düşünceleri, hüzünleri, yalnızlıkları taa içinde. Karanlıkların içinde debelenirken “Ne yapıyorum ben?” deyip ayağa kalktı. “Saçmalıyorsun, biraz sonra şu burnu dönecek o,” diye düşündü. Sıcaktan, kara düşüncelerden bunalmış durumdaydı. Ege’nin tuzu tüm bedenini germişti.

Yalınayak kızgın, denize meyilli kayanın üzerinde, ayakları yana yana yürüyüp kayayla denizin birleştiği noktaya geldi. Kızgın kaya ve soğuk suyun birlikteliği… Tabanlarının altı yanarken parmaklarını buz gibi su serinletiyordu. Bu kadar sıcak havada denizin soğukluğu şaşırtıcıydı! Kavrulmuş, gerilmiş bedenini denize bıraktı. Cosss! Kötü düşünceleri, yanıtsız soruları ‘gidin burdan, benden uzak olun’ diyerek kovdu. Dostu denize sımsıkı sarıldı. Deniz de onun sarılışını karşılıksız bırakmadı. Gözlerini kamaştıran ormanın yeşilliği; içindeki kaygıyı, hüznü yok etti. İçi hafif hafif sevgiyle kıpırdadı. Sevgi neşeye dönüştü. Her şeyin güzel olduğunu düşünüyordu tuzdan gözleri yanarken. Karşıt duygular, düşünceler… Yaşamın anlamı bu karşıtlıklardaydı…

My captured pictureThassos Adası, binlerce yıldır Persler, Spartalılar, Atinalılar, Romalılar, Bizanslılar, Venedikliler, Osmanlılar, son olarak da Balkan Savaşı’nda Yunan Deniz Kuvvetleri tarafından ele geçirilip yönetilmiş. Tabii ki bu ele geçirmeler dostlukla olmamış. Zavallı Thassos sürekli savaşın içindeymiş, Thassoslular savaş korkusuyla binlerce yıl içli dışlı yaşamışlar.

Savaş ne kötü bir şey!!! Yemyeşil, sakin, barışçıl bir ada Thassos, savaşla kesinlikle uyuşmuyor. Dünyanın farklı ülkelerinden gelen turistler bu adada kendilerini çok rahat ve mutlu hissedip keyifle tatil yapıyorlar. Buraya gelen insanların tümünün isteği savaşmadan barış içinde yaşamak. Thassos Adası; deniziyle ormanıyla mermer kayaları ve kumsallarıyla dili, dini, ülkesi farklı turistlere kucağını açmış, onları mutlu etmeye çalışıyor. Thassos binlerce yıl sonra barışa, dostluğa, sevgiye ulaşabilmiş.

Denizden kayalıklara çıkarken olumsuzluklardan arınmış, pozitif enerjiyle dolmuş, yenilenmişti. Kayalıklara uzanırken denizin üstünde ufacık bir şey parladı… bir şinorkelin ucu… Mithat’ın döndüğünü görünce rahatladı Sevil.

Ahmet’e Sevil ve Mithat’la gittiğimiz yerleri, güzellikleri anlattım. Benim güzel bir gün geçirmem onu memnun etti. O da sabahtan yürüyüş yaptığını, öğleden sonra yüzdüğünü, kolunu çalıştırdığını anlattı. Sağ olsun Pepa da nefis yemekler yapmıştı. Kampa gelmemin üzerinden bir saat geçmişti ki arkadaşlarımız geldiler. Deniz yanımıza gelerek:

-Ben size demedim mi? Bu her zaman böyle olur. Babam dört-beş saatten önce dalıştan dönmez. Ben on altı yıldır alıştım bu durumlara, dedi.

Bir saat önce çocuğun söylediklerini yadırgamıştım; onun haklı olduğunu anladım. O, alışmış da biz ilk defa böyle bir şey yaşadığımızdan çok tedirgin olduk, üzüldük. Neyse Mithat, sağ salim geldi ya! Bir de balık vurmuş… onu Ahmet’e verdi. Ahmet afiyetle yedi balığı.