AVŞA ADASI’NDA SEL FELÂKETİ (Gezici Doğa Evim 1)

Cama vuran tıp tıp sesiyle uyandım, alt kata inip verandaya çıktım. Yağmur hafif hafif yağıyor, havada kara bulutlar dolaşıyordu. Saat yedi yirmiydi. Bu kapalı havada en iyisi uyumak deyip yatak odama çıktım.

Bir telefon sesi uzun uzun çaldı, denizdeydim. Suya daldım, suda bir sürü balık dolaşıyordu. Su altında, onları izlemekten her zaman keyif almışımdır. Hiçbiri benden ürkmedi, çevremi aldılar; etrafımda dans ediyorlardı. İlke Kodal ve Selim Borak İDOB- Giselle Balesinde

Giselle (İlke Kodal)-Albrecht (Selim Borak)/Giselle Balesi

Balıklar Giselle (Jizel) Balesi’ni canlandırıyorlardı sanki! İlginç!

Telefon çalmaya devam ediyor. Aaa, balığın biri telefonuma bir ip takmış dolaştırıyor! Telefonumu derinlere sürüklüyor. Telefona ulaşmalıyım.

Giselle (Jizel) Balesi

Giselle (Jizel) Balesi

Balıkların dansını da kaçırmak istemiyorum. Şu kikla benim rolümü mü kapmış? Heyy, Bayan Kikla! Giselle’in annesini ben oynuyorum. Sana ne oluyor? Hiç umru değil, beni duymuyor bile! Yuvasının önünde kızıyla dans ediyor.

Selim’in oynadığı Albrecht’i de şu Karagöz oynuyor olmalı. Giselle’e aşık olduğu nasıl da belli! Giselle de onu seviyor.

Giselle (Jizel) Balesi’nde Giselle’in annesini canlandırıyordum. Bu, beni derinden etkileyen rollerden biridir. Bir annenin evlâdını kaybetmesinin acısını derinden yaşadım o oyunda. Diğer yandan oğlum Selim’le aynı sahneyi paylaşmanın heyecanı had safhadaydı!

Kiklacık bırak bu oyunu, senin acı çekmeni istemiyorum! Su altında müziksiz nasıl dans ediyorlar? Yoksa benim suyun içinde duyduğum çıtırtılar onların müziği mi? Öyle olmalı yoksa böylesine güzel dans edemezlerdi.

Aaa, balıklar bir anda kayboldular! Yoksa benden mi korktular? Yok, yok benden niye korksunlar ki! Sanırım perde arası.

Şu telefon da susmadı gitti. Nerede o? Ah, işte gördüm onu! Hâlâ balığın ipine takılı aşağılarda dolaşıp duruyor. Ben o kadar derinlere inemem ki… İlk dört metrede burnumu sıkıp ıkındım kulaklarım açıldı, bir dört metre sonra aynı işlemi bir daha yapmam gerekiyor. Balık telefonu bıraktı, telefon hızla dibi boyluyor, her geçen saniye benden uzaklaşmasına rağmen sesi nasıl da kulağımın dibindeymiş gibi çınlıyor. Çalıyor, çalıyor… Telefonuma ulaşmaya çalışıyorum, neredeyse ulaşacağım. Yok, yok nefesim tükendi, su yüzüne çıkmalıyım.

Sakin ol Buket! Heyecan yapma, suyun yüzüne çıkarken paletlerini yavaş yavaş çırp!

DSC04965-abÇok derine inmişim, çık çık bitmiyor; kafamı yukarı kaldırıp bakıyorum üstümde metrelerce su var. Yavaş yavaş suyun yüzeyine yaklaşıyorum. Telefonun sesi beynimi deliyor. Sudan başımı çıkardım gökyüzüne merhaba demek için. Büyük bir hayal kırıklığı!.. Gökyüzünü göreceğimi umarken karşıma bir tavan çıktı. Yatak odamın tavanı. Başımı sağ tarafa çevirdim, komodinin üstündeki telefonumu gördüm, az önce bu telefon denizin dibini boylamamış mıydı? Ohh, telefon sesi hariç hepsi düşmüş meğer!

Yarı uyur yarı uyanık telefona uzandım, ekranda Güldal Abla yazısını görünce bana neden telefon ettiğini anlamakta zorlandım. Zira Güldal Abla yan komşumuz, kapımı çalması daha mantıklı olurdu. Telefonu açtım, Güldal Abla soluk soluğa sesleniyordu:

-Buket, Buket çabuk kalk! Yağmur… yağmur… her yeri kapladı… güldür güldür tepelerden geliyor… yağmur suları… arabanız… karavanınız… sulara gömülüyor!..

Telefon kapandı, alelacele kalktım merdivenlere seğirttim, o arada duvardaki saate takıldı gözüm, saat dokuz buçuktu. Aceleyle salona indim, arabanın anahtarlarını alıp dışarı çıktım, evimizin ve komşuların evlerinin civarında küçücük bir toprak parçası bile görünmüyordu. Her yer suydu, gürül gürül akan; dağlardan devrile devrile gelen su. Bahçe kapısını açıp evin yanındaki arsada duran arabaya koştum. Sular arabanın kapılarının hizasına gelmişti. Anında sırılsıklam olmuştum, heyecanla arabanın kapısını açtım, benimle birlikte ‘Foooş!’ diye sular da içeri doldu. Kontağı çevirdim, arabadan hiç bir ses gelmedi. Allahım ne olur çalışsın! Ne olur çalışsın! diye dua ediyordum. Neyse ki kontağı ikinci çevirişimde araba çalıştı. Onu, evin önündeki yüksek betonun üstüne çektim.

Arabamızın hemen karşısında duran çekme karavanımıza baktım, üstünden sular ve çaresizlik akıyordu. Onun için yapabileceğim bir şey yoktu. Her geçen saniye yağmur etrafımızdaki çamur renkli denizi yükseltiyordu. Kendimi verandaya zor attım, Güldal Abla yan taraftan el sallayıp dağdan inen yolu gösteriyordu. Böyle bir seli daha önce ne Avşa Adası’nda ne de başka bir yerde görmüştüm.

Avşa Adası'nda Sel

Avşa Adası’nda Sel

Avşa Adası

Avşa Adası

Sular çağlayanlar oluşturmuş, çağıl çağıl akıyordu, eni onlarca metre olan bir nehir, önünde ne var ne yok ezip geçiyor, her şey sulara gömülüyordu. Televizyondan seyredildiği gibi değildi, insanı dehşete düşürüyordu azgın sular! Bir hafta önce Silivri’de insanlar yaşamlarını yitirmişti. Hayatta kalanlardan pek çok kişi evsiz barksız kalmıştı. Hele dere yataklarına yapılmış olan binaların çoğu kullanılamaz hale gelmişti.

Avşa AdasıNe büyük acı! İnsanoğlu doğanın kurallarına uymadıkça, doğayla uzlaşmaya yanaşmadıkça, doğayı tahrip ettikçe felâketlerin önüne geçilemez. Doğasız yaşayamayacağımızı bir anlayabilsek sorunun çözümünü bulmuş oluruz.

Üstümü değiştirip Selçuk’a telefon ettim, koreografisini yaptığı Kabare Müzikali’yle Kıbrıs’a turneye gitmişti, bu sabah dönecekti.

Kabare Müzikali

Kabare Müzikali

-Selçuk nasılsın? Döndün mü İstanbul’a?

-Canım şu anda eve girmek üzereyim, birazdan ben de seni arayacaktım. İki üç güne kadar adaya gelirim.

-Ne iki üç günü, bugün ne yap yap buraya gel! Burada bir felâket yaşıyoruz, sel felâketi!

-Deme yaa! Tamam canım, sakin ol! En kısa zamanda oradayım.

Telefonu kapattıktan sonra karavanın ne durumda olduğunu görmek için dışarı baktığımda, sular karavanın kapısının hizasına gelmişti. Karavanın içini suların istila etmesi an meselesiydi.

Karavanımız

Karavanımız ve biz (Buket-Selçuk Borak)

Karavanımız yaşamımıza ne zaman, nasıl girmişti? Deli gibi yağan yağmura bakarken bu sorular belleğimde dolaşıyordu. Acaba bu bir kaçış mıydı? Yağmurun, selin korkusunu bertaraf etmek için belleğimin bana oynadığı bir oyun muydu yoksa?  Dikkatimi başka bir yöne çekerek beni rahatlatmak, teselli etmek mi istiyordu? Belleğim öyle istiyorsa ben de onun açtığı yolda yürür, anıların içine dalarım.