KÂMİL DÜRÜST’LE YAPTIĞIM RÖPORTAJ (Bir Marmaris Aşığı Kâmil Dürüst 3)

Kâmil amcanın anlattığı kamp alanları artık yok, onun da dediği gibi her yer lüks otellerle, motellerle, apartlarla, pansiyonlarla doldu; Marmaris kentleşti.

Kâmil amcayı dinlerken 2007 yılının Haziran ayına gittim, onunla tanışmamı anımsadım.

 Kâmil Dürüst

“Yıllardır, onun yaptığı çalışmaları kardeşlerimden dinlerdim: ‘Kâmil amca kütüphane kuruyor, Kâmil amca fotoğrafçılık kursu açtı, Kâmil amca kitap yazdı, Kâmil amca resim dersleri veriyor, Kâmil amca fotoğraf ve resim sergisinin hazırlığını yapıyor…’

Kâmil amcayı görmemiştim; anlatılanlardan onu yakından tanıyordum. Kâmil amcanın adıma imzalamış olduğu  ‘Özdeyişler’ kitabını kardeşlerim bana göndermişti.

Haziran 2007’de Marmaris’e gittiğimde Kâmil amcayla tanıştım. Ona bakınca aydınlık, gülen bir yüz; pırıl pırıl bir çift mavi göz gördüm. Bu gözlerdeki yaşama sevinci, hoşgörü, sevgi beni bir anda etkiledi. Onu tanıdıkça onun sürekli üreten, çalışan, etrafındakileri aydınlatan, sıra dışı, genç bir insan olduğunu anladım. Evet, seksen üç yaşında gencecik bir insan.

Onu ve yaptığı çalışmaları başkalarına anlatmalıydım. Benden önce pek çok insan onu tanıtmış, onunla röportajlar yapmış; o, ansiklopedilerde yer almıştı. Onunla ilgili yazılanları okudum, onun yazdığı kitapları inceledim. Başkalarının onu anlatmış olması benim düşüncemi değiştirmedi. Ben de onu anlatacaktım.

. Siz bana şöyle diyebilirsiniz:

“Yeni tanıştığın birine nasıl amca diye hitap ediyorsun?”

Neden Kâmil Bey demiyorum da amca diyorum? Kız kardeşlerim sürekli Kâmil amca diye bahsettikleri için olabilir mi? Bunun biraz etkisi olabilir. Kâmil Dürüst’ü ilk gördüğümde kendime çok yakın hissettim, sanki onu daha önce görmüştüm. Aslında daha önce hiç karşılaşmamıştık; ama benim sevgili babama o kadar çok benziyordu ki… Ve ona amca diye hitap etmeye başladım, o da buna karşı çıkmadı.

Kâmil amcayla tanıştığım gün, yeni yayımlanmış olan kitabım “Düşten Gerçeğe Bir Yol: Eğitim”i imzalayıp kendisine verdim. O, kitabı açtı, ilk sayfaya bir göz attı. Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesini anlatmışsın, dedi. Ben de:

“Evet, orada on dört sene çalıştım, oradaki çalışmalarımı, öğrencilerimi, öğretmen arkadaşlarımı, Sultanahmet’i anlattım.” dedim.

DSC04374-Kâmil Dürüst ab

Kâmil Dürüst

Gülen gözlerle bana bakarken şöyle dedi:

“Ben Sultanahmet Ticaret Lisesinde okudum 66 yıl önce.”

Çok duygulandım, ne diyeceğimi bilemedim; şaşırmış bir o kadar da mutlu olmuştum. Düşünsenize bir kitap yazmışsınız, yıllardır tanışmak istediğiniz kişiye veriyorsunuz ve o kişinin, kitabınızda anlattığınız okulda okuduğunu öğreniyorsunuz. Bundan nasıl etkilenmezsiniz?

Kâmil amcayla aynı mekânı değişik zaman dilimlerinde paylaşmışız. Aynı sınıflara girmişiz, aynı bahçede dolaşmışız, aynı konferans salonunda değişik oyunlar ve etkinlikler izlemişiz, aynı kütüphanede aynı kitaplara dokunmuş, aynı masanın etrafında oturmuşuz. Ve yine Sultanahmet’in tarihine, kültürüne, doğasına, havasına sevdalanmışız. Sonra başka bir zamanda başka bir yerde karşılaşıyoruz, ortak noktalar buluyoruz. Ne güzel bir paylaşım bu!

Kâmil amcaya, onu daha yakından tanımak istediğimi söylüyorum. O da ‘Neden olmasın?, diyor. Bir iki gün sonra onun kurduğu kütüphaneye gidiyorum.

 Kâmil Dürüst Kütüphanesi

Kâmil Dürüst, çok güzel bir kütüphane kurmuş Marmaris İkinci Bahar Sosyal Tesisleri’nde, kütüphanedeki kitapların çokluğu, kütüphanenin düzeni, insanı rahatlatan ortamı, temizliği çok hoşuma gitti.

PENTAX Image

PENTAX Image

Kâmil Dürüst Kütüphanesinin Bir Bölümü

PENTAX Image

Kâmil Dürüst Kurduğu Kütüphanede

Kâmil amca sabahtan akşama kadar bu kütüphanede çalışıyor, boş zamanı yok. Onun kütüphanedeki çalışmasını izlerken, yaşamdan yakınan, zamanını boşa geçiren, kahve köşelerinde pinekleyen insanları düşünüyorum. Kâmil amcanın seksen üç yaşında bu kadar genç ve mutlu olmasını, çalışmasına ve üretmesine bağlıyorum. Onun boş geçen dakikaları, saatleri, günleri yok. O bilgi ve sanat yönünde çalışıyor, üretiyor, başkalarını aydınlatıyor, onlara değişik konularda yardım ediyor, onların ufuklarını açıyor; doğaya, fotoğrafçılığa, resme, müziğe ilgilerini çekiyor, gelişmelerini sağlıyor.

            Bu kütüphane bir okul, Kâmil amca da bu okulun başöğretmeni.

PENTAX Image

Kâmil Dürüst ve Dicle Derman

Kâmil amcayla söyleşimize başlamadan önce, Onunla çalışmalar yapan Dicle Derman Bey’le konuşuyoruz. Dicle Bey kimya mühendisiymiş. Bir kimya mühendisi Kâmil Dürüst ile ne gibi bir çalışma yapabilir? diye düşünürken Dicle Bey Klasik Türk müziğiyle ilgilendiğini, kendisinin aynı zamanda müzikolog olduğunu, burada devamlı çalışan bir müzik grubu bulunduğunu, bu grubun güzel çalışmalar yaptığını söylüyor. Ve kendi öyküsünü anlatıyor:

“Altı ay İstanbul’da altı ay Marmaris’te yaşıyordum. Bir süre sonra Marmaris’teki yaşamımdan sıkıldım. İstanbul’a kesin dönüş yapmaya karar verdim. Kâmil Bey ile tanışınca İstanbul’a dönmekten vazgeçtim. Kâmil Bey’in yaptığı çalışmalar beni çok etkiledi, yaşamıma anlam kattı. Ne kadar az şey yaptığımı anladım. Şimdi Kâmil Bey’in yanına, kütüphaneye geliyorum, akşama kadar onunla çalışıyoruz.”

Dicle Bey’in gönüllü olarak Kâmil amcanın yanında çalışması, Kâmil amcanın onun hayatını renklendirmesi ne kadar hoş diye düşünüyorum. Onların nasıl bir çalışma içinde olduklarını merak edip Dicle Bey’e soruyorum:

“Sizi Marmaris’e bağlayan Kâmil amcayla çalıştığınız ortak konu nedir?”

Dicle Bey:

PENTAX Image“Kâmil Bey’in on bin civarında nota koleksiyonu var, bunların bir kısmı Osmanlı Döneminde yazılmış. Bunları Türkçeleştiriyoruz, notaların tasnifini yapıyoruz, makamlara ayırıyoruz. Ayrı makamlar, ayrı dosyalara konuyor; her makamı kendi içinde kartoteks sistemine geçiriyoruz. Bu çalışma bitince hem notaları hem de kartları bilgisayara yükleyeceğiz.

Bu arada Kâmil Bey’in elliye yakın bestesi var. Kâmil Bey’le besteleri kontrol ettik ve yeni baştan yazdık. İleride Kâmil Bey’in besteleriyle ilgili bir kitap yapmayı düşünüyorum.”

Kâmil amcanın bestekâr olduğunu öğrenmek beni hem şaşırtıyor hem sevindiriyor. Resimle, fotoğrafla ilgilendiğini yazı yazdığını, kitaplarının olduğunu biliyordum; bestekârlığı ile ilgili bilgim yoktu.

Kâmil amcaya bakıyorum, o sevecen, mütevazı haliyle bana sımsıcak gülümsüyor. Sonra bir ansiklopedi uzatıyor. Ansiklopedinin kapağında şöyle yazıyor:

“20. Yüzyıl Türk Musikisi, (Bestekârları; Besteleri ve Güfteleriyle), Hazırlayan Mustafa Rona, Türkiye Yayınevi, 1970.”

Heyecanla ansiklopediyi alıyorum, ansiklopedinin 626. sayfasında Mustafa Kâmil Dürüst yazısını ve bestekârın fotoğrafını görüyorum. Yazıda M.Kâmil Dürüst’ten ve bestelerinden söz ediliyor. Onun rast, hüzzam, uşşak, hüseyni, hicaz, kürdili hicazkâr, acemaşiran, nihavend, sultaniyegâh, şedaraban, saba… makamındaki bestelerinden örnekler verilmiş, bestelerinin çoğunun güftesinin de kendisi tarafından yazıldığı belirtilmişti.

Kâmil amcayı tanıdığıma daha da memnun oluyorum.

Dicle Bey, benim heyecanımı ve mutluluğumu bir kat daha arttıran bir projeden söz ediyor: “Kâmil Bey’in nota koleksiyonu ile ilgili bir sergi açmayı düşünüyoruz. İstanbul’daki Galatasaray Yapı Kredi Bankası’nın Sanat Galerisi’yle bir ön görüşme yaptık, bu sergiyi orada gerçekleştirebileceğimizi umuyoruz.

Kâmil amca da şöyle diyor:

“Besteler ve notalar yalnız musiki bakımından değil; kaligrafisi, formu, estetiği, grafiği ve tarihi bakımından da çok önemlidir. Bestecilerin hangi dönemde yaşadıkları eserlerini mutlaka etkilemiştir. Eserler, bestecilerin yaşadıkları dönem göz önüne alınarak incelenmeli.”

Kâmil amcaya katılıyorum, ister besteci, ister ressam, ister yazar olsun bir sanatçının yaşadığı dönemden etkilendiğini o dönemi yansıtan yapıtlar verdiğini biliyorum. İnsanı geliştiren, oluşturan yaşadığı çağ, ülkesi, çevresi ve ailesidir. Bütün bunlar benliğimize sinmiştir, bizim ayrılmaz parçalarımızdır.

Kâmil amcaya dönüp bana kendinizden söz ederseniz çok sevinirim, diyorum.

Kâmil Bey:

“Annem ve babam Rumelili. 1920 yılında Türkiye’ye gelmişler. Ben 1924 yılında

zeyrek

İstanbul/ Zeyrek             Foto: İnternet’ten

İstanbul’da Zeyrek’te Evliya Çelebi’nin doğduğu mahallede doğmuşum. Tahsil hayatım İstanbul’da geçti. Vefa Ortaokulunda, Sultanahmet Ticaret Lisesinde okudum. Doğal olarak da meslek olarak ticareti seçtim. Mesleğimin yanında hobi olarak çeşitli sanat dallarıyla uğraştım. Örneğin Türk Sanat Müziğiyle meşgul oldum. İleri Türk Musikisi Konservatuarına devam ettim. Güzel Sanatlar Akademisinde Şeref Akdik Hoca’nın atölyesinde dört sene çalıştım. Resimde genel olarak realist bir tarzım vardır. Grup sergilerine iştirak ettiğim gibi kişisel sergiler de açtım. Son olarak 16 Kasım- 31 Aralık 2006’da Şeref Akdik 1961 Atölyesi Resim Sergisi’nde, rahmetli hocamız Şerif Akdik ve öğrencileri Feridun Ertaş, Necdet Kalay, Salih Zeki Yazanlar’ın eserleri ve benim eserlerim sergilendi.

1970’li yıllarda ünlü Sanat Tarihçisi Celal Esat Arseven hocamızın ve ünlü mimarımız Ekrem Hakkı Ayverdi’nin teşviki ile “Osmanlı Dönemi Türk Mimarisi ve Hatıraları” üzerine yurt dışında Balkanlarda, Akdeniz’de ve Ege Adalarında (Kıbrıs, Rodos, İstanköy) araştırmalar yaptım.

Ayrıca “Türklerin Ana Yurdu Orta Asya” çalışmalarımı da ihmal etmedim. Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan’da özellikle mimari ve turizm konularında araştırmalarda bulundum, belgeseller hazırladım.

Ve yine Orta Asya’nın yanı sıra Avrupa ve Arap ülkelerinde de “Türk Hatıraları ve Mimarisi” alanında incelemelerde bulundum ve bu çalışmalarımı fotoğraf ve yazılarla belgeledim.”

Kâmil amca yaptığı çalışmaları anlatmaya devam ediyor:

Avrupa’da batı medeniyetinin kuruluş ve gelişmesine önemli katkıları olan muhteşem Endülüs’ten ve Mayorka Adası’nın güzelliğinden, ünlü müzisyen Şopen’in bir süre buradaki yaşantısından ve yine Avrupa’da bilmediğimiz ve unuttuğumuz pek çok Türk hatıralarından paragraflar açıyor.

Kâmil amcanın anlattıklarını merakla dinliyor, notlar alıyorum. Dicle Bey’in sözü geliyor aklıma, çok haklıymış diye düşünüyorum. Kâmil amcanın yaptığı çalışmaları öğrendikçe ben de ne kadar az şey yaptığımı anlıyorum. Çok çalışmalıyım, diyorum kendime. Ve toplumumuzda zamanını boşa harcayan, üretici olmadıkları için mutsuz olan kişiler adına üzülüyorum.

Kâmil amcaya Türkiye Turing Kurumu ile olan hatıralarını soruyorum.

Onun bir an için anılarının içine daldığını hissediyor, gözlerindeki özlemi görüyorum. O, anılarını büyük bir içtenlikle paylaşıyor benimle:

Çelik_Gülersoy

Fotoğraf: İnternet’ten

“1971 yılında tanıştım Çelik Gülersoy’la, 1972 yılında kuruma üye olmamı istedi. Ben de memnuniyetle kabul ettim. Çelik Bey’le pek çok konuda fikir birliğinde oluyorduk. O, doğu ve batı kültürüne, sanatına vakıf, az bulunur bir İstanbul sevdalısı beyefendi ve kurumun genel müdürü idi. Düne saygılı, tasavvufa ve felsefeye açık manevi bir yönü de vardı. Gülersoy toplumun her sınıfında içerde ve dışarıda çalışkanlığı, bilgisi, zevki ve pratik zekâsı, iş bilirliği, sanata hayranlığı ve yatkınlığı ile tanınmıştır. Ortaya çıkardığı eserler ve kıymetler onu yüceltmişti.

Müşterek konularımızda fikrimi alır, bu konularla ilgili uzun uzun konuşurduk. Özellikle Emirgân Korusu ve oradaki sarı, beyaz ve pembe köşklerin restorasyonu ve dekorasyonu konusunda birlikte çalışmalarımız olmuştur.

_H100949EMİRGAN-SARI KÖŞK

istanbul-Emirgan-Sarı Köşk           Foto: İnternet’ten

Nedeni de çocukluk yıllarımın “Sarı Köşk”te geçmiş ve koruya ait pek çok hatıralarım olmasındandı. Sarı Köşk’e işlevlik kazandırılmış, Beyaz Köşk bir müzik sarayı hatta müzesi olarak düşünülmüştü. Pembe Köşk de geçmişten örnek bir Türk Evi olarak ziyarete açılmıştı.

Yıldız Parkı, Malta ve Çadır Köşkü, Çamlıca Kahvesi, Ihlamur Kasrı, Hidiv Kasrı, Kariye Müzesi ve Kariye çevre düzenlemesi; Sultanahmet’te Yeşil Ev, İstanbul Çarşısı, Soğuk Çeşme Sokağı Pansiyonları, Sarnıç ve diğerleri…

Uzaktaki Safranbolu çalışmaları, benim Marmaris’e göçüme kadar olan faaliyetler ve başarılar zinciri olmuştu.

Benim için en güzel hatıralardan biri de Çelik Bey’in arzusu üzerine Malta Köşkü’nde bakımsız kalmış çok değerli yağlı boya tabloları temizlemem ve gençleştirmem olmuştur.

İkimiz Ege’de, Hırvatistan’daki Poçitel Modeli, örnek bir “Sanatçılar Köyü” kurmak konusunda bir fikir birliğine varmıştık. Eksikliğini her zaman önemle hissettiğimiz bu sanatçılar köyünün de yaşadığım Marmaris’te olmasını düşünmüştük. Bununla ilgili olarak bir ön araştırma da yaptık; ne yazık ki şartlar ve zaman yardımcı olmadı.”

P1050598 copy-w1000-h750

Fotoğraf: İnternet’ten

Kâmil amcayı dinlerken o yerleri hayalimde tek tek dolaştım, Çelik Gülersoy’un yaptığı çalışmalar beni her zaman fazlasıyla etkilemiştir. O, toprak altında kalmış ya da yıkılmaya yüz tutmuş, çürümeye bırakılmış, unutulmuş, değersizleştirilmiş pek çok eseri gün ışığına çıkartıp yaşamımıza katan kişiydi. Onun çalışmalarına katkı sağlayan, onu yakından tanıyan Kâmil amcayı dinlemek ne büyük bir keyif! İçim nasıl coşuyor, nasıl heyecanlanıyorum anlatamam! Malta Köşkü’ne gittiğimde yağlı boya tablolara daha farklı bakacağım artık, Kâmil amcanın nasıl istekle, severek bu tabloları temizlediğini düşüneceğim. Çelik Gülersoy ile Kâmil amcanın “Sanatçılar Köyü” projesini hayata geçirememiş olmalarına üzüldüm. Sonra Marmaris’te Kâmil amcayla ve pek çok sanatçı, sanatseverle bir sanatçılar köyü oluşturduğumuzu düşledim. Bu beni biraz olsun rahatlattı. Niye olmasın? dedim kendime. Her şey bir düşle başlamaz mı? Düşler, gerçekleştirilmek için kurulur. Düşlerimi ileride gerçekleştirmek umuduyla belleğimin bir köşesine yerleştirip Kâmil amcaya:

“İstanbul’a sevdalı biri olarak İstanbul’dan neden ayrıldınız? Sizi İstanbul’dan Marmaris’e getiren nedir?” diye sordum.

“Marmaris’e ilk kez 1954 yılında, ikinci kez 1964’te geldim; Marmaris’in doğası, sakinliği beni her zaman çok etkilemiştir. Daha sonra da Marmaris’te uzun yıllar kamp yaptık, doğayla iç içe yaşadık. İstanbul’dan ayrılmama iş yerimin yanması sebep oldu. O tarihte Marmaris’te yazlık olarak bir ev yapıyordum. Yine o yıllarda Beste ve Şiir adlı kızlarım büyümüş,1986’da evlenmişlerdi. Eşimle birlikte çok sevdiğimiz Marmaris’e yerleşme kararı aldık ve yerleştik.”

O yıllarda Marmaris nasıl bir yerdi? Marmaris’te ne gibi çalışmalar yaptınız?

“Marmaris bozulmamış doğasıyla, gerek sükûneti ile gerekse emniyeti ile bizim için çok cazipti.

Burada 1975 yılında İstanbul’da kurduğumuz “Doğal Hayatı Koruma Derneği (DHKD)’nin bir benzeri olarak “Doğa Dostları Grubu”nu kurdum. Doğa ve çevre araştırmaları ile beraber sanatsal çalışmalarımı da sürdürdüm.

Daha sonra İstanbul’da ilk üyelerinden biri olduğum İfsak (İstanbul Fotoğraf Sanatçıları Kulübü)’ın faaliyetlerine paralel çalışmalar yapacak bir fotoğraf grubu da oluşturdum. 1997 yılından bu yana verimli ve başarılı bir şekilde çalışmaktayız. Grubumuzun adı ‘Marfod’dur. Her yıl sergiler açmaktayız. Şu anda da burada fotoğraf sergimiz var, sergi salonumuzu gezip fotoğrafları görebilirsiniz.

PENTAX Image

Marmaris Huzur Evi’nin ”Kâmil Dürüst Adlı Sergi Salonu

PENTAX Image

Marmaris Huzurevi’nde Kâmil Dürüst Sergi Salonu’nda Sergilenecek Eserler

Kütüphaneme bağlı sergi salonumda kendi gruplarımızın sergileri devamlı ve aralıksız açık bulunmakla beraber, çevremizdeki sanat gruplarının da sergilerine hizmet vermekteyiz.

Marmaris’teki çalışmalarımdan biri de Marmaris’i çevresiyle birlikte gezip görmek, bir başka ifadeyle yeniden keşfetmekti. Gerek Marmarislilerin gerek dışardan gelenlerin buna ihtiyaçları olduğu kanaatindeydim ve bu çalışmaları halka sunmak istiyordum. Bu konuda yeni kurulmuş olan yerel kanal ‘Kanal 48’in iştiraki ile altı bölümlük ‘Gezelim Görelim” adlı bir belgesel yaptık. Yine bu yıllardaki çalışmalarım Belediye’nin dikkatini çekmiş ve Marmaris Belediyesinden ‘Sanat Danışmanlığı’ için teklif almıştım. Bu hizmetimi de fahri olarak 2004 yılına kadar sürdürdüm.”

Kâmil amcayı dinledikçe ona hayranlığım daha da arttı, insanın mesleğinin yanı sıra hobilerinin olmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Kâmil amcanın üzerinde çalıştığı her alan hem onu üretici kılıyor hem de bulunduğu kente, o kentin yöneticilerine, halkına faydalı oluyor. O; insanları değişik konularda bilgilendiriyor, geliştiriyor. Onların da kendilerine ve yaşadıkları kente değer vermelerini, katkıda bulunmalarını sağlıyor. İşte toplumumuzun aydınlanması, ülkemizin gelişmesi Kâmil amca gibi çalışkan, üretken, bilginin peşinden koşan insanlar olmamıza bağlı. Bu düşüncelerden sıyrılıp Kâmil amcadan kurduğu kütüphane hakkında bilgi vermesini istiyorum.

“Kuşkusuz benim için en önemli çalışmam ve Marmaris için yaptığım hizmet, kurduğum bu kütüphanedir. Yılların birikimi olan kitaplarımı bir kütüphanede toplamak idealimdi. On beş yaşımdan beri kitap ve konularımla ilgili belgeler biriktiririm. Benim kitaba olan merakımı bilen eş dost da bana hediye olarak kitap getirir. Bugün Marmaris Belediyesinin İkinci Bahar Sosyal Tesisleri’nde tahsis etmiş olduğu iki salonda on altı bin civarındaki kitabımı ve bir o kadar da çeşitli konulardaki arşivimi halka açık olarak sunmaktayım”.           

PENTAX Image

Kâmil Dürüst’ün Değişik Konulardaki Arşivinden Küçük Bir Bölüm

PENTAX Image

Kâmil Dürüst’ün Marmaris Huzur Evi’nin Koridorlarındaki Dolaplarda Bulunan Değişik Konulardaki Arşivi

Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi ve eğitim Kamil amcayla aramızdaki dostluğun en önemli halkasıydı. Okuduğu okullar ve öğretmenleriyle ilgili anılarını benimle paylaşmaktan kaçınmadı.

“Ortaokulu Vefa Lisesinde okudum. Önemli hatıralarımdan biri oradaki edebiyat hocamız ‘Zahir Güvemli’ idi. O aynı zamanda sanat tarihçisiydi. Ve  resim de yapardı. Dönemindeki bazı yakınlarının ve sanatçıların karikatürlerini de çizmiş, bir kitapta yayımlamıştı. Sanat tarihi konusundaki kitabından da bir kaynak eser olarak istifade edilmekteydi. Yıllar, yılları takip etti. 1970 yılıydı bir gün telefonum çaldı, telefondaki ses Zahir Güvemli hocamın sesiydi.

“Kâmil seni hep izliyorum, güzel çalışmalar yapıyorsun, ben şimdi Akbank’ın ‘Türkiyemiz’ dergisini hazırlayanlardanım. Bu dergide senin de çalışmalarını, araştırmalarını ve yazılarını yayımlamak istiyoruz.” dedi. Artık hoca ile talebesi bir olmuştuk. Arada bir buluşur, sanat üzerine görüşmeler yapardık. Yazı verdiğimde de hemen yayımlardı dergide. Şimdi malum… İlahi kader, o da diğer dostlar gibi artık yok!

Vefa’dan sonra Sultanahmet Ticaret Lisesine geldim. Burası adından da anlaşılacağı gibi bir meslek lisesiydi. Okulda beni en çok etkileyen derslerden biri afiş dersiydi. Çok iyi bir hocamız vardı. İstanbul’un tanınmış afişçilerindendi. Bilindiği gibi çağımızda reklâmcılıkta afişin önemli bir yeri vardır. Resme kabiliyetim olduğunu gören hocam, bana evimde ufak bir atölye kurdurdu. Ve bana verdiği ilk görev o seneki İzmir Fuarı’nın tanıtım afişiydi. Çok beğenilen bu afişi sonra okula hediye ettik.

Meslek derslerinden en çok sevdiğim hoca da ekonomi dersi hocamız, Togo Bey’di. Güler yüzlü, şakacı, öğrenci ile diyaloğu iyi olan bir hocaydı. Dersin hocasını severseniz dersi de seversiniz, hocayı sevmezseniz dersi de sevemezsiniz. Ben hocalarımı rahmetle anıyorum.

Okulumuz karma idi, arkadaşlar arasında kız erkek ayrımı yoktu. Erkek arkadaşlarımızla olduğu gibi kız arkadaşlarımızla da çok iyi anlaşıyorduk. Belki bir espri ama imtihanlarda kız arkadaşlarımız bizlere kopya verirdi. Şimdi o günlere pek dönmek istemiyorum, neden diyeceksiniz; çünkü 1942’lere rastlıyor, o günlerin hocaları ve öğrencilerinin hemen hepsi rahmetli oldular da ondan…”

Kâmil amca bunları anlatırken yüzünde kimi zaman bir ışıltı kimi zaman da keder beliriyordu. Onun heyecanı ve kederi bana da bulaşıyordu. Yaşam ne tuhaf! Mutluluk ve mutsuzluk, sevinç ve keder, acı ve tatlı olaylar birbiriyle iç içe… Birini diğerinden ayırmak olanaksız. Kamil amcanın hüzünlenmesini istemiyor, konuyu Sultanahmet’e getiriyorum, Sultanahmet’in onda uyandırdığı duygu ve düşünceleri anlatmasını rica ediyorum. O da beni kırmıyor, çok sevdiği Sultanahmet’i anlatıyor.

“İstanbul’a gittiğim zaman mutlaka Sultanahmet’e gider, Dikilitaş’ın karşısında oturup okulumu, İbrahim Paşa Sarayı’nı, muhteşem Sultanahmet Camii’ni, Ayasofya’yı, Alman Çeşmesi’ni seyreder, tarihi yaşarım.

Benim için Sultanahmet ve çevresinin ayrı bir önemi daha var.1975’ten 2005’e kadar Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Genel Müdürü Çelik Gülersoy dostumla o çevrede, devamlı kurum olarak yaptığımız ve yapacağımız faaliyetleri konuşurduk.

Bugün dünyada benzeri olmayan bir Türk konağı Yeşil Ev’in restorasyonu ve konağın yanındaki medreseden klasik bir İstanbul Çarşısı haline getirilen ve yine Yeşil Ev’in bitişiğinde bulunan, Sahabe’den Abdurrahman Şami Hazretleri’nin restore edilen türbesi ve yine Topkapı Sarayı’nın girişindeki III. Ahmet Çeşmesi’nin koruma altına alınması, Soğuk Çeşme Sokağı’ndaki bütün binaların restorasyonu bu dönemde yapılan çalışmalardı.

Soğuk Çeşme Sokağı’nın sonundaki tarihi Bizans Sarnıcı da görülmeye değer; tarihin sesini duyabileceğimiz yüz ağartıcı bir restoran haline getirildi. Bu sarnıcın karşısındaki konuk evi de son dönemde hizmete giren ve işlevliği olan önemli bir mekân oldu. Bütün bunların yanında beni en fazla etkileyen ve duygulandıran Çelik Bey’in ve birkaç yakın arkadaşının gayretiyle meydana getirilmiş olan ‘Çelik Gülersoy İstanbul Kitaplığı’ ve orada yaptığımız sohbetlerdi. Dünyada bir benzeri olmayan böyle bir ihtisas kütüphanesi için ne kadar övünülse azdır.

Ne zaman Sultanahmet’e gitsem Çelik Bey’le yaptığımız sohbetleri hatırlar, o günlere döner, yeniden dünyaya gelmiş gibi olurum.”

Kamil amca Sultanahmet’i ve Sultanahmet’e kazandırılan eserleri anlattığı süre içinde sanki Sultanahmet’teydik.

yesil-ev

İstanbul- Sultanahmet/Yeşil Ev

Bu konuşmaları Marmaris Belediyesi, İkinci Bahar Sosyal Tesisleri’ndeki kütüphanede değil de, Sultanahmet’teki Yeşil Ev’in bahçesinde yapıyorduk. Bana bunu böyle hissettiren, konuşmamız boyunca duyduğum su sesiydi. Bu ses tıpkı Yeşil Ev’in bahçesindeki havuzun fıskiyesinden çıkan, insanı rahatlatan su sesi gibiydi. Bir ara şöyle düşündüğümü anımsıyorum: Kütüphanenin dikkatimi çekmeyen bir yerinde bir akvaryum olmalı bu sesi çıkaran.

Kâmil amcaya soruyorum: “Duyduğum su sesini oluşturan akvaryum nerede?”

Akvaryum yok, hem ben su sesi duymuyorum.

-Nasıl olur, konuşmamız boyunca ben su sesi duydum.

-Ben böyle bir şey duymadım. Metafiziğe inanır mısınız?

Su sesini duyduğuma eminim, derken kapı açıldı, onunla görüşmek isteyen birinin geldiğini haber verdiler. Kâmil amca dışarı çıktı, ben de kütüphanenin her tarafını dolaşmaya başladım. Hayret şu anda su sesi duyulmuyor! Hay Allah! Gerçekten o sesi duymadım mı? diye kendime soruyorum. On beş, yirmi dakika kütüphanede yalnız kaldım, aklım su sesinde ama ses seda yok ortalıkta! Kütüphaneyi dört dönüyorum. Yirmi dakika sonra su sesini yeniden duymaya başladım. Ohh, su sesi gerçekmiş! deyip rahatladım. Evet, gerçekten duyduğum su sesinin nereden geldiğini keşfettim. Üst kattaki odaların birinde açılan bir muslukmuş beni bu kadar düşündüren, araştırmaya yönelten. Sıradan herhangi bir şey; bize değişik, sıra dışı, gizemli anlar yaşatabiliyor, kendimizi gerçeküstü bir dünyada bulmamızı sağlayabiliyor.

Kâmil amca kütüphaneye geri döndüğünde, su sesinin gerçek olduğunu ve nereden geldiğini bulduğumu söyledim, buna çok güldük.

Doğayla, müzikle, resimle, fotoğrafla, okuma- yazmayla, gezme ve araştırmayla ilgilenen Kamil Dürüst’ün gençlere yaşamla ilgili söyleyecekleri vardı:

“Gençler önce aileye ve disipline önem versinler. Öğrencilikleri dışında pratik olarak bilinmesi gereken her şeye alaka duysunlar. Örneğin önce çevreyle ilgilensinler; çünkü hayata çevremizle başlıyoruz. Çevrelerindeki tarihi eserlere, doğayla ilgili güzelliklere ve doğayı korumaya özen göstersinler.

Tanınmış sanatçılara, bilim adamlarına ulaşamazlarsa eserlerine; gün- görmüş, hayatın her türlüsünü yaşamış dedelere, ninelere alaka duysunlar. Onlarla konuşsunlar, nasihat alsınlar.

Yaşamlarını yazdıkları günlüklerle sürdürsünler, her konuda alıcı oldukları kadar verici de olsunlar. Dost olabilecekleri kimseleri, ancak tecrübeden sonra dost edinsinler.

Sanatın insanı yücelten, varlıkta da yoklukta da mutlu eden bir uğraşı olduğunu unutmasınlar. Her türlü güzel sanata ve edebiyatın çeşitli konularına; ayrıca tarihe, coğrafyaya ve eğitime önem versinler. Rüya gördürmeyecek kadar romanla, yobaz olmadan maneviyatla ilgilensinler. Hiç ölmeyecekmiş gibi çalışsınlar, yarın ölecekmiş gibi düşünsünler.

            Hayal kursunlar; hayal kurmak güzel bir şey önce hayal edersiniz sonra onu gerçekleştirmeye çalışırsınız. İcatların temeli genelde hayale dayanır. Örneğin Hezarfen Ahmet Çelebi, Jüles Verne vb. önce hayal ettiler. Gençlerimiz zamanlarını boşa geçirmesinler dolu dolu yaşasınlar.”

Kâmil amca gençlerimize ne güzel önerilerde bulunuyor. Önerdiklerini kendisi tüm yaşamında uygulamış ve yaşamını renklendirmiş bir kişi olarak insanımızın kendisini geliştirmesini, mutlu bir yaşam sürmesini istiyor. Sağlıklı ve bilinçli toplumun kendisini ve çevresindekileri geliştiren çalışkan ve üretken bireylerden oluşacağını biliyor.

Kâmil amcayı anlatmak kolay değil, söyleşimize on dakikalık bir ara veriyoruz. Bu arada ben kütüphaneyi dolaşıyorum, masaların üzerindeki kitapları, dergileri, broşürleri inceliyorum. Önce Kıbrıs Rehberi adlı kitabını görüyorum. Bu kitabı incelemeyi

PENTAX Image

bitirmeden üzerinde MARMARİS yazan, renkli baskı bir kitap daha gözüme ilişiyor. Kitabı elime aldığımda Marmaris sözcüğünün altında M. Kâmil Dürüst adını görüyorum.  Kâmil amcanın yazdığı kitaplarla karşılaşmak beni çok sevindiriyor. Marmaris’te olduğum için ikinci kitap daha çok ilgimi çekiyor.

PENTAX Image

Marmaris Belediyesi Tarafından Bastırılan Kâmil Dürüst’ün ‘Marmaris’ Adlı Kitabı

Kâmil amcaya :

“Nereye baksam sizin bir yapıtınızla karşılaşıyorum, Marmaris’le ilgili ne kadar güzel bir kitap hazırlamışsınız, ilk işim bir kitapçıya uğrayıp bu kitabı almak olacak,” diyorum.

Kâmil amca, ebadı A4 büyüklüğünde, kuşe kâğıda basılı 320 sayfa, Türkçe, İngilizce, Almanca olarak hazırlanan, 180’ini kendisinin çektiği 220 fotoğrafla desteklenen Marmaris adlı kitabın Marmaris Belediyesi tarafından 2003 yılında İstanbul’da Mas Matbaacılık A.Ş.ye bastırıldığını, kitabın parayla satılmayıp parasız dağıtıldığını, ilk baskısının tükendiğini, ikinci baskısının da yapılmadığını söyledi.

Bu çok önemli ve güzel kitabın ikinci baskısının yapılmasını ve yeni baskının satılmasını diliyorum. Kitabı ilk alanlardan biri ben olacağım, derken Kâmil amca gülümseyerek kitabı hazırlamaktaki amacını anlatıyor:

“Kitabın önsözünde de belirttiğim gibi Marmaris ve çevresinin dantel gibi sahillerinde ve koylarında deniz ve gökyüzünün mavisi çam ormanlarının yeşiliyle adeta kucak kucağadır. Doğa her yerde, her köşede birbirinden güzel görüntüler sergiler. Bu güzellikler geçici olarak birkaç ayı ya da mevsimi değil tüm bir yılı kapsar ve yerli yabancı bütün doğa dostlarına kucak açar.

Karyalı ünlü tarihçi Herodotos tarihin derinliklerinden, 2400 yıl öncesinde bu güzellikleri görünce, şöyle seslenmiştir:

‘İyonyalılar Marmaris’te dünyanın en güzel göğü altında mutlu ve refah içinde yaşıyorlar.’

Ve Kâmil amca sözlerine devam ediyor.

Marmaris ve çevresi doğa yönünden ne kadar görkemli, ne kadar güzel ise tarih ve onu aydınlatan arkeoloji yönünden de o kadar zengin ve etkileyicidir. Doğal güzellikler yanında, yüzyılların kültür mirasını günümüze taşıyan tarihi Karya ve çevresinde, henüz adını dahi bilemediğimiz nice antik kent hâlâ toprak altındadır.

İşte bu kitabı, Marmaris ve çevresinin kültür mirasını ve doğal güzelliklerini tanıtmak amacıyla hazırladım.”

PENTAX Image

Marmaris

Kitabın her sayfası Marmaris’in uzak, yakın çevresinin doğasını, değişik bir koyunu, köyünü, adasını, ören yerini, mevkiini ve tarihi özelliklerini anlatıyor birbirinden harika fotoğraflarla. Ayin koyu, Longöz, İncekum, Gökova, Akyaka, Çetibeli, Sedir Adası, İçmeler, Beldibi, Yalancı Boğaz, Okluk koyu, Turunç, Kumlubük, Çiftlik, Hisarönü, Kızkumu, Turgut, Selimiye, Söğüt, Bozburun, Armutalan, Marmaris Limanı, kalesi, daha nice güzellikler… kitabın sayfalarında birbirleriyle yarışıyorlar sanki.

            Ülkemiz ne kadar güzel! Hem de onca yangına, talana, çarpık kentleşmeye, betonlaşmaya rağmen güzel! Denizlerimiz, ormanlarımız, adalarımız, göllerimiz, sulak alanlarımız, floramız, faunamız tüm olumsuzluklara direniyor; güzelliklerinden vazgeçmek istemiyorlar. Bu güzelliklerin devam etmesini sağlayanlar da Kamil Dürüst gibi yaşadığı ülkeyi, toplumunu seven ve onlar için emek harcayan, sorumluluk sahibi, dürüst, kendi çıkarlarını değil ülkesinin ve toplumun çıkarlarını düşünen, bu uğurda yılmadan çalışan insanlardır.

Sevgili Kâmil amca, sizi tanımak benim için büyük bir onurdur. Sizden hiçbir konuda hiçbir zaman umudumuzu yitirmememiz gerektiğini, çalışmanın, üretmenin kişiyi genç tuttuğunu, okumanın, yazmanın, araştırmanın belleği güçlendirdiğini, sevgi ile uğraşılan hobilerin insanı mutlu ve huzurlu kıldığını, öğrenmenin ve öğretmenin yaşı olmadığını, kısacası insan olmanın reçetesini öğrendim.

O sevgiyle bakan gözlerinizdeki pırıltı, yüzünüzdeki ışıltı hiç sönmesin. Siz daha nice insanı aydınlatacaksınız, toplumumuzda sizin gibi insanların çoğalmasını öyle çok, öyle çok istiyorum ki…

STML SEVDALISI AVNİ KARAŞIKLI

1990’lı yıllarda Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi’nde öğretmenlik yapanlar, öğrenci olanlar Avni Karaşıklı’yı aradan uzun yıllar geçmesine rağmen hatırlayacaklardır. Onun nasıl özveriyle, sevgiyle mezun olduğu okul için çalıştığını görüp onu örnek almış pek çok öğrenci vardır.

DSC03214-eski öğrenciler-Avni Karaşıklı-g

Avni Karaşıklı(sağ başta) Arkadaşlarıyla 2008 Yılı Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi Köfte Gününde

1950-51 mezunu olduğu aklımda kalmış, mezun olmasının üzerinden 40 yıl geçmiş olmasına rağmen o, STML’de sanki hâlâ öğrenciymiş-on altı, on yedi yaşındaymış- gibi okulu ve o okulda okuyan öğrenciler için çalışırdı. Kimi zaman elinde bir çekiç ya da keserle çivi çakarken, kimi zaman bir süpürgeyle sınıf temizlerken ya da biz öğretmenler ve öğrencilerimiz için kendi elleriyle yaptığı kek ve kurabiyeleri ikram ederken onu görebilirdiniz. Öylesine sevgi yüklüydü ki okulu için yaptığı işleri de sevgiyle, isteyerek yapardı. İstanbul’un ortasında geçmişte pek çok uygarlığın merkezi olan Sultanahmet’te bulunan okulumuzda yokluk içinde yaşayıp çalışıp çabalarken Avni Bey de bizlerle birlikte yokları var etmeye uğraşır, bizleri motive eder, daha çok çalışmamızı sağlardı. Onun söylediğine göre bizler de ona enerji ve güç veriyormuşuz. Karşılıklı ne güzel bir etkileşimdi bu! Birlikte çalışmak, ortaya olumlu işler  çıkarmak nasıl güzeldir, nasıl hoştur!

DSC03220-a mualla-avni bey.jpg

Avni Karaşıklı ve Mualla Varlıoğlu (2008-STML Köfte Günü Hatırası)

STML(Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi)nin Sutilev gibi bir vakfı olması ve o vakfın Avni Bey gibi okuluna sevdalı kişiler tarafından yönetilmesi ne büyük şanstır. Ne yazık ki Avni Bey artık aramızda değil!

DSC01958avni karaşıklı ab

Avni Karaşıklı

Yaşamda acı ve tatlı olaylar her zaman yan yanadır. Üzüntü ve sevinç birbirine zıt iki kardeş gibidir. Bir yandan Avni Bey’i tanımaktan,onunla çalışmış olmaktan mutluyum, diğer yandan da onu yitirdiğimizden dolayı içim acıyor. Avni Bey’in çok güzel bir yere gittiğine ve sevgili eşine kavuştuğuna inanıyorum. Işıklar içinde uyu STML sevdalısı Avni Karaşıklı… Bizler -öğretmen arkadaşlarım ve öğrencilerimiz- sizi, yaşadığımız sürece sevgi ve saygıyla anacağız.

AYRILMAZ İKİLİ: ÖĞRETMEN ve ÖĞRENCİ

“Öğretmen her şeyi bilen veya bilmesi gereken kişidir,” düşüncesi yaygındır toplumumuzda. Öğretmen her şeyi bilemez; ama bilgiye nasıl ulaşılacağını, onun nasıl kullanılacağını bilir. O yol gösterendir; öğrenciyi araştırmaya yönelten, ona düşünmesini öğreten, öğrencinin düşündüklerini uygulamasını sağlayan, öğrenciyi gönülden destekleyen, onun içindeki gizil gücü ortaya çıkaran, öğrencinin duygu ve düşüncelerine önem verendir. Öğrenciyi koşulsuz olarak seven, aynı zamanda sayandır öğretmen.

Öğretmen ve öğrenci ayrılmaz bir ikilidir. Biri diğerini tamamlar; öğrenci varsa öğretmen vardır. Öğrenci yoksa öğretmene de gerek yoktur. Öğrencilerimiz bizim yansımamızdır, biz öğretmenler kendimizi onlarda görürüz. Öğretmen hem öğreten hem öğrenendir; öğrenci hem öğrenen hem de öğretendir, karşılıklı bir alışveriştir bu.

Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi’nde ve diğer eğitim kurumlarında birlikte keyifle çalıştığımız sevgili öğretmen arkadaşlarımın, öğrencilerimin öğretmenler gününü kutluyorum.

GEÇMİŞE YOLCULUK  

SAMSUNG 

SAMSUNG
SAMSUNG SAMSUNG

SAMSUNG

Mari Kalaycı Meslek Dersleri

Mari Kalaycı
Meslek Dersleri

SAMSUNG

SAMSUNGSAMSUNG
SAMSUNG SAMSUNG

1995-1996 Kültür Edebiyat Kolu Öğretmenleri

1995-1996 Kültür Edebiyat Kolu Öğretmenleri

Untitled-1-g

Untitled-27-ab

Untitled-2-g

Untitled-26-ab

Untitled-35 g

Untitled-3-a

Untitled-16 g

DOĞADAN ZORUNLU KOPUŞ

Dersten çıktı. Kapalı olan cep telefonunu açtı. On iki cevapsız arama olduğunu gördü. Bir önceki teneffüste arayan olmamıştı. Sık sık telefonu çalardı; ancak kırk dakika içinde bu kadar aranmış olmasına bir anlam veremedi. Kırk dakikada on iki arama, onun gibi telefonu çok kullanan biri için bile fazlaydı. En tuhafı da tüm telefonların komşularından gelmesiydi. Onlar böyle üst üste aramazlardı onu, daha sabah görüşmüşlerdi.

Mutlaka karavanımla ilgili bir konu bu, diyerek aynı bahçeyi paylaştıkları komşusunu aradı. Karavan komşusunun telefonu uzun uzun çaldı. Saatine baktı, derse giriş zilinin çalmasına beş dakika var, bir çay bile içemedim diye düşünürken telefon açıldı. Biri nefes nefese ’alo‘ dedi. Kendisini niçin aradıklarını soramadan telefondaki ses:

“Bizi kamptan çıkarıyorlar, taşınmamızı istiyorlar,“ diye hıçkırdı.

Nasıl olur? Hani hiçbir şey bozulmayacaktı, hepimiz orada yaşayacaktık? demesine fırsat kalmadan ders zili çaldı. Telefonu kapadı. Yanında duran sandalyeye oturdu. Bu arada diğer öğretmenler birer ikişer odayı terk ediyorlardı. Onunsa dünyası kararmış, ne yapacağını bilmeden öylece duruyordu. Böyle bir şey olamazdı! Karavanından, bahçesinden nasıl koparırlardı onu ve komşularını. Yüzlerce kişi yaşıyordu orada.

Derse gitmekte olan bir arkadaşı neşeyle sordu:

-Senin dersin yok herhalde?

-Dersim var, gidiyorum sınıfıma. Sanki kendisi değil de bir robottu konuşan.

-Sen iyi değilsin, dedi arkadaşı.

Mualla Varlıoğlu

Mualla Varlıoğlu

-Yok, yok iyiyim,  deyip derse girdi, sersemlemişti. Öğrencilere iyi günler demediğini fark etmedi bile. Öğretmenlerinin her zaman sıcacık bir gülümsemeyle merhaba demesine alışkın olan öğrenciler, onun karmakarışık bir yüzle sınıfa girmesini, hiçbir şey dememesini yadırgadılar.

Mualla Varlıoğlu

Bilgisayar Öğretmeni Mualla Varlıoğlu (Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi)

Çocuklar bilgisayarlarını açmak için onun ana bilgisayarı açmasını bekliyorlardı, o ise ne yapması gerektiğini bilmiyordu.

Ön sıradaki öğrencilerden biriyle göz göze geldi Öğretmen Mualla Varlıoğlu. Öğrencinin pırıl pırıl, sevgiyle bakan gözlerini görünce içini bir sıcaklık kapladı. Her şeyin sonu değil! diye düşündü. Diğer öğrencilerine baktı, yüzleri ne kadar masum ve aydınlıktı. Onlara baktıkça içi ışıdı, ışıdı… Bir an için kaybettiğini sandığı umudu, bir ucundan yakaladı.

Öğrencilere bilgisayarlarını açtırdı, derse başladı. Dersi anlattıkça, çocuklar anlatılanları anlayıp uyguladıkça kendini daha iyi hissetti. Sevgili evi karavanı aklından çıktı, daha doğrusu belli bir zaman için gündemden düştü. Ders bitti, paltosunu giydi, tam okuldan çıkıyordu ki öğrenciler şiir dinletisi için birlikte çalışma yapacaklarını anımsattılar.

Çocuklar haklıydı; birlikte bir şiir dinletisi hazırlıyorlardı, bugün de çalışacaklardı. Öğrencilere kendini iyi hissetmediğini, başka bir gün çalışabileceklerini söyleyip veda etti. Okuldan dışarı attı kendini, şimdi Sultanahmet yokuşundan koşar adımlarla iniyor ve artık gözyaşlarını tutamıyordu. Yaşlar delicesine yuvarlanıyordu yanaklarından, burnu zırıl zırıl akıyordu. Çizmelerinin topukları asfaltı döverken siyah, uzun saçları darmadağın, havada uçuşuyordu. Her zaman büyük bir keyifle seyrettiği tarihi evleri, birbirinden güzel halıların, bakırların, çinilerin satıldığı dükkânları görmüyordu bile. Tren köprüsünün altından geçip sahil yolundaki Çatladıkapı durağına geldi. Duraktaki banka oturamadı. Topuklarını vura vura bir aşağı bir yukarı yürümeye başladı.

Nerede kaldı bu otobüs? diye bağıran bir ses duydu. Durakta kimse yoktu, o feryadın kendisine ait olduğunu anladı. On dakika sonra 81 numaralı Eminönü-Yeşilköy otobüsü geldi. Yıllardır bu hattı kullanıyordu. Otobüse bindi, ’iyi günler‘ bile demedi, sürücüye. Oysa her zaman gülerek selam verirdi. Sürücüyü görmedi bile! Otobüs pek dolu değildi, oturacak boş yer olmasına rağmen o, otobüsün bir köşesinde dikilmeyi yeğledi.

Dışarı bakarken otobüsün yanından geçen araçları, denizin rengini, denizde sere serpe yatan yüzlerce gemiyi, Yaşar Kemal’in heykelini ve daha nice objeyi fark etmedi. Gözünün önünde, beyninde, yüreğinde tek bir şey vardı:

Çiroz Kamping

Çiroz Kamping

Karavanı… güzel, şirin, minik evi… evinin üstünü, bahçesini kollarıyla, dallarıyla, yapraklarıyla kucaklamış; rüzgârlı günlerde ona şarkılar söyleyen, yazın en sıcak günlerinde onun salıncakta rahatlıkla kitabını okuyabilmesi için güneşi tatlılıkla engelleyen ağacı… Yemyeşil çimleri… rengârenk gülleri… sapsarı, bembeyaz papatyaları.

İstanbul Çiroz Kamping Karavanlar

İstanbul Çiroz Kamping Karavanlar

Otobüs son durakta durdu, kendini otobüsten attı, hızlı adımlarla kampa doğru yürüdü, on dakikada kampın kapısına geldi. Ne zaman kampa girse içi sevinçle dolar; şehrin gürültüsünü, karmaşasını ardında bırakmanın; sessiz, yeşil bir dünyaya adım atmanın rahatlığını duyardı. Bugün her şey farklıydı. Çimler, ağaçlar, çiçekler hüzün kokuyordu. Kazlar küçük su birikintisinde yüzmüyor, tavşanlar yeşillikleri yemiyor, hüzünlü gözlerle etrafa bakıyorlardı. Karavancılar karavanlarını hazırlıyorlardı, yalnız bu hazırlık neşeli bir tatil hazırlığı değildi. Karavanlar ve karavanların sahipleri hüzün yüklüydüler.

İstanbul Çiroz Kamping- Gün Batımı

İstanbul Çiroz Kamping- Gün Batımı

Önce tavşanların sonra kazların önünden geçti. İki kangal betona uzanmış, çevreleriyle ilgilenmiyordu, anlaşılan onların da keyfi yoktu. Yoksa kendisini görür görmez koşarak yanına gelip uzun uzun koklarlar, karavanına kadar eşlik ederlerdi ona. Anlaşılan onun ve tüm karavancıların hüznü köpeklere de sirayet etmişti.

Resim 025.-Çiroz Kamping bjpgtTek başına sevgili karavanının durduğu bahçesine geldi. Komşusu Avni Bey ve Cahide ortalarda yoklardı. Biricik evine yani karavanına ve karavanının önüne yeni yaptırdığı yeşil-beyaz çizgili çadırına baktı. Bundan önceki çadırını beş yıl kullanmıştı. Rüzgâr, yağmur, kar geçen beş yıl içinde onu kullanılamaz hale getirmişti. O, kampın kapanabileceğini hiç ama hiç düşünmemişti. İstanbul’da -şehrin içinde- iki kampingden biri olan, yerli ve yabancı karavancılara, kamp ve karavan turizmine hizmet eden Çiroz Kamping’in kapanma olasılığını düşünmek bile saçma ötesiydi! Kampın kapatılmasını aklı almıyordu. Nasıl olabilirdi böyle bir şey???

Çiroz Kamping'de Salıncak Keyfi

Çiroz Kamping’de Salıncak Keyfi

Karavanının önünde duran salıncağa bıraktı kendini, yıllarca keyfince yatmış, kitaplarını büyük bir rahatlıkla okumuştu bu salıncakta; ancak şimdi kafasının içi bomboştu, yüreğini bir burgaç sıkıştırıyordu. Salıncakta uzun süre rahatsız bir şekilde oturduktan sonra, birden bir şey anımsamışçasına gözlerinden akan yaşları silmeye gerek duymadan karavana yürüdü. Karavanı açmak için anahtar gerekiyordu. Neredeydi anahtarı? Çevresine bakındı, çantasının salıncağın bir köşesine büzülmüş olduğunu gördü. Salıncağa gitti çantasından anahtarı aldı. Karavana girdi, ona her zaman yaşam sevinci veren karavanı onu hüzne boğdu.

İstanbul Çiroz Kamping'de Akşam

İstanbul Çiroz Kamping’de Akşam

Oh, bu koku ne güzel bir koku! İnsana güven, sevgi, huzur, mutluluk veriyor. Canım evim benim! Bir tanecik karavanım. Sensiz yaşamım nasıl olacak? Bunu düşünmek bile istemiyorum; ama ayrılma zamanımız yakın görünüyor. Hiç inanmadım, daha doğrusu inanmak istemedim kampın kapatılacağına. İçim acıyor, gözlerim yanıyor, kulaklarım uğulduyor, sürekli bir ağlama duygusu tüm bedenimi kaplıyor… Ben senden nasıl ayrılırım?diye kendi kendine konuştu.

Ağlama duygusunu bastırmak için buzdolabından bir tencere çıkardı, tencerenin kapağını kaldırdı, akşamdan kalma kıymalı, çubuk makarnanın her bir çubuğu boyunlarını bükmüş, çaresizlik içinde yatıyorlardı tencerenin içinde, yüzüne bakmaktan çekiniyorlardı sanki! Hüzün onlara da bulaşmıştı. Karnı açtı, ancak kendisi gibi hüzün yüklü makarnayı yiyebilecek halde değildi.

Uzun yıllar Amasra’da yaşayan bir kadın:

“Amasra benim aşkımdı, ben onu bir insanı sever gibi sevdim,” demişti.

Onun bu sözleri beni çok etkilemişti; o zaman anlamını tam olarak kavrayamamıştım. Kampın kapanacağını duyduğum andan beri bu cümleler beynimde dönüp duruyor, yüreğim kan ağlıyor. Evet, sevgili karavanım, ben de seni bir insanı sever gibi sevdim. Sen bir dost gibi tüm acılarımı, sevinçlerimi, sevgilerimi paylaştın.

STL KÖFTE GÜNÜ

Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinin köfte günü her yıl mayıs ayının son pazarı yapılır. Ne güzeldir köfte gününde öğretmenlerin öğrencileriyle, öğretmen arkadaşlarıyla, Sutilev üyeleriyle; öğrencilerin sınıf arkadaşlarıyla ve öğretmenleriyle  birkaç saat geçirip geçmiş günleri anmaları, özlem gidermeleri. Sultanahmetli öğrenciler, öğretmenler, memurlar, hizmetliler birbirlerini görüp özlemle, sevgiyle kucaklaşınca adeta çocuklaşır, gençleşir, neşe içinde söyleşirler. Yaşamlarını yitirmiş olan arkadaşlarını ve öğretmenlerini sevgi ve saygıyla anarlar.

Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi Bahçesi Köfte Günü

Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi Bahçesi- Bir Köfte Günü

DSC03214-eski öğrenciler-Avni Karaşıklı-g

DSC03242

DSC03270.köfte günü g

DSC03240-aOn beş on altı yaşlarında Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinde okuyan öğrenciler artık iş güç sahibi yetişkinlerdir. Kimi yalnız, kimi eşiyle kimisi de çocuğuyla gelmiştir köfte gününe, hatta torunuyla gelen öğrenciler bile olur.

Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinin ‘Köfte Günü’ne gelenler ne kadar yetişkin olsalar da yıllar önce okuduğu sınıfa giren her öğrenci bir anda geçmişe yolculuk yapar kendini lisede okuduğu yaşta buluverir. Untitled-22

Untitled-16

Untitled-32

Untitled-21

Untitled-12

Untitled-37

İstanbul Devlet Tiyatrosu

İstanbul Devlet Tiyatrosu

Konferans salonuna girenler oynadıkları ya da izledikleri tiyatroları,

Untitled-23

IMAGE0077 M.Ş.E a

IMAGE0079

Untitled-41

Untitled-13

Untitled-15hazırladıkları dersleri, özel günler için yaptıkları çalışmaları, Untitled-7

Untitled-5

IMAGE0078 siyah inci cemil şiir ab

STL agkkütüphaneyi ziyaret edenler okudukları kitapları, kendi yazılarından ve şiirlerinden derleyerek oluşturdukları fotokopi kitapçıkları, kütüphaneyi nasıl düzenlediklerini anımsarlar. Büyük bir heyecan yaşanır köfte günlerinde. Yoğun bir enerji oluşur, bu enerji Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinin öğrencilerini, öğretmenlerini, memur ve hizmetlilerini sarar, herkes çok mutludur.

Köfte bahanedir, önemli olan sohbettir. Bugünden, gelecekten en çok da geçmişten konuşulur. Öğrenciler yaptıkları yaramazlıkları ve öğretmenlerinin o yaramazlıklar karşısındaki tutumlarını ballandıra ballandıra anlatırlar. Unutulan pek çok olay anımsanır; anılar Sultanahmetlileri kimi zaman güldürür kimi zaman kederlendirir; herkese insan olmanın güzelliğini hissettirir, Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinin bir üyesi olmanın kıvancını yaşatır.

SULTANAHMET’TE ÖĞRETMEN OLMAK

sultanahmet'te öğretmen olmak

Okul; sadece öğrenciyi değil, öğretmeni de eğiten, onu pek çok konuda deneyim sahibi yapan, öğretmenin kendisini geliştirmesine olanak sağlayan kurumdur. Öğretmenin öğretmeni var mıdır?

1995 Köfte Günü STL Öğretmenleri

1995 Köfte Günü STL Öğretmenleri

Öğretmenin öğretmeni, birlikte çalıştığı öğretmen arkadaşları ve öğrencileridir. Her öğretmen ayrı bir dünyadır. Dikkatli bir gözlemci; her öğretmenin farklı yönlerini keşfedip onlardan yararlanabilir, kendisini geliştirebilir. Öğretmenlerin öğrencileriyle olan ilişkilerini, öğrencilerine nasıl davrandıklarını, ders dışı yaptıkları çalışmaları, öğrencilerin psikolojik sorunlarını nasıl çözdüklerini, derslerini nasıl işlediklerini, eğitimle ilgili düşüncelerini öğretmen arkadaşlarımızla yaptığımız sohbetlerle ve gözlem yaparak öğrenebilir, öğrendiklerimizi yaşamımıza geçirebiliriz.

Biz, Sultanahmet Ticaret Lisesi öğretmenleri, kimi zaman üzüntülerimizi, kimi zaman da sevinçlerimizi paylaştık uzun yıllar. Sorunlara birlikte çare bulmaya çalıştık, onları aşmak için çok çabaladık. Zorlukları aşmak bizleri, birbirimize yaklaştırdı. Öğretmenler odasında eski, deri koltuklarda oturup yaptığımız sohbetleri nasıl özlüyorum. Zaman zaman buluşup yine söyleşiyoruz; ama aynı iş yerinde çalışıp birlikte bir şeyler üretmek çok farklı bir tat, insana verdiği keyif bambaşka.

1995 Köfte Günü

1995 Köfte Günü

Ben Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinde öğretmen arkadaşlarımdan, öğrencilerimden, Sultanahmet Ticaret Liseliler (Sutilev) Eğitim ve Dayanışma Vakfı’nda  STL ve STL’de okuyan öğrenciler için canla başla çalışan uzun yıllar önce mezun olmuş öğrencilerden,  STL’de görevli memur ve hizmetli arkadaşlarımdan ne çok şey öğrendim hem öğretmenlik hem dostluk hem de yaşam adına…

Söylediklerim üzerine şöyle düşünebilirsiniz: “Aman ne iyi! Birbirleriyle çok iyi anlaşan, aralarında sorun çıkmayan, düşünceleri paralellik gösteren kişiler aynı okulda görev yapıyorlarmış.”

Hayır, böyle bir durum söz konusu değildi! Hem de hiç değildi! Nasıl olabilirdi ki? Türkiye’nin yedi bölgesinden gelmiş, kişilikleri, düşünceleri, davranışları, olaylara ve kişilere bakış açıları farklı öğretmenlerden oluşuyordu Sultanahmet’in kadrosu, Türkiye’nin diğer okullarında olduğu gibi. Değişik kültürlerin, değişik düşüncelerin olduğu yerde doğal olarak anlaşmazlıklar, farklılıklar da olacaktır; bütün bu farklılıklar çeşitli güzellikleri ortaya çıkarıyor ve değişik kültürleri, uygarlıkları bir arada barındıran Sultanahmet’e de çok yakışıyordu.

İdareyle veya arkadaşlarımızla anlaşamadığımız birçok konu olabiliyordu. Bu konuları konuşuyor, tartışıyor -bu tartışmalar kimi zaman çok sert geçiyordu- sonunda bir şekilde uzlaşıyorduk. Güzel olan, birbirimizi eleştirebiliyor olmamız ve bu eleştirilerden kendimize pay çıkarabilmemizdi.

Bütün farklılıklarımıza rağmen bizler birbirimizi seviyor ve sayıyorduk. Aradan çeyrek yüzyıldan fazla zaman geçti, kurduğumuz dostluklar devam ediyor, zaman zaman görüşüyor, birbirimizi özlemle kucaklıyor, kaldığımız yerden devam ediyoruz konuşmaya, tartışmaya.

Tüm öğretmen arkadaşlarıma ve öğrencilerime sevgilerimi gönderiyorum. İyi ki Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinde bir araya geldik, dostluğu ve yaşamımızın önemli bir bölümünü paylaştık. İyi ki…

Lemis Uysaler (Coğrafya Öğretmeni)

Lemis Uysaler’i sevgi ve özlemle anıyoruz. (Coğrafya Öğretmeni-Mayıs 2008 Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesinin Köfte Günü’nde)

Kayhan Derman

Kayhan Derman’ı sevgi ve saygıyla anıyoruz.  (Rehber Öğretmen-Mayıs 2008 STL Köfte Günü)

Zehra Tatar, Nihal Derman, Kayhan Derman

Zehra Tatar (Almanca Öğr.), Nihal Derman (Fizik Öğr.), Kayhan Derman

Münevver Üler

Münevver Üler (Meslek Dersleri Öğr.)

Ünsal Özdemir-Cengiz Saygın-Zehra Tatar

Ünsal Özdemir (Tarih Öğr.)-Cengiz Saygın (Meslek Dersleri Öğr.)-Zehra Tatar

Soldan Sağa: İki öğrencimiz, İsmail Amca, Ahmet Cura, Turan Gerede

Soldan Sağa: Mezun iki öğrencimiz, STL’nin çalışkan hizmetlisi İsmail Ambarlı, Matematik Öğr. Ahmet Cura, Meslek Dersleri Öğr. Turan Gerede

Ahmet Cura ve Tuncay Ersoy mezun öğrencilerimizle

Ahmet Cura ve Tuncay Ersoy (Fen Bilgisi Öğr.) mezun öğrencileriyle

Sara Uğur (Edebiyat Öğretmeni)

Sara Uğur (Edebiyat Öğretmeni-1965 yılında STL’de göreve başlamış.)

Öğrenciler, öğretmenleri Ayhan Zor ve Cengiz Saygın ile

Öğrenciler, öğretmenleri Ayhan Zor (Meslek Dersleri Öğr.) ve Cengiz Saygın ile

Zehra Tatar ve Nihal Derman bir öğrencimizle

Zehra Tatar ve Nihal Derman bir mezun öğrencimizle

Galip Bey mezun öğrencilerimizle

Galip Bey (Meslek Dersleri Öğr.) mezun öğrencilerimizle

Füsun Durna-Saadet Karadağ

Füsun Durna (Matematik Öğr.)-Saadet Karadağ (Tarih Öğr.)

Filiz Öter-Zehra Tatar

Filiz Öter (Fen Bilgisi Öğr.)-Zehra Tatar

Jale Erdem-Sevil Okay

Jale Erdem (Meslek Dersleri Öğr.)-Sevil Okay (Türk Dili ve Edb. Öğr.)

Mualla Varlıoğlu-Avni Karaşıklı (Sutilev Kurucu Üyesi -STL 1950-51 mezunu)

Mualla Varlıoğlu (Meslek Dersleri Öğr.)-Avni Karaşıklı (Sutilev Kurucu Üyesi -STL 1950-51 mezunu)

Sinan Erbay (Sutilev Mütevelli Heyet Üyesi-STL 1963-64 mezunu)

Sinan Erbay (Sutilev Mütevelli Heyet Üyesi-STL 1963-64 mezunu)

Aysel Kıvrıkoğlu (Sutilev Mütevelli Heyet Üyesi-STL 1963-64 mezunu)

Aysel Kıvrıkoğlu (Sutilev Mütevelli Heyet Üyesi-STL 1963-64 mezunu)

Öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun Öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Çocuklarıyla gelen mezun öğrencilerimiz

Çocuğu ve eşiyle STL Köfte Günü’ne gelen mezun öğrencimiz ve sınıf arkadaşı

Mezun öğrencilerimiz okulun merdivenlerinde

Mezun öğrencilerimiz okulun merdivenlerinde

Mezun Öğrencilerimiz

Mezun Öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrencilerimiz

Mezun öğrenciler, Mualla Varlıoğlu, Sevil Okay Arkada: Rıza Yeşilırmak

Mezun öğrenciler ve Sevil Okay-Mualla Varlıoğlu
Arkada: Rıza Yeşilırmak

90’lı yıllar… öğrencilerimiz… yaptıkları etkinliklerden birkaç örnek…

Öğrencilerimiz Necati Cumalı ile

Öğrencilerimiz Necati Cumalı ile (Röportaj)

Necati Cumalı ve bir öğrencimiz

Necati Cumalı ve bir öğrencimiz (Röportaj)

Öğrencilerimiz Memduh Şevket Esendal'ın kızı ve oğluyla

Öğrencilerimiz Memduh Şevket Esendal’ın kızı ve oğluyla (Röportaj)

Fazıl Hüsnü Dağlarca ve onunla röportaj yapan öğrencilerimizden biri

Fazıl Hüsnü Dağlarca ve onunla röportaj yapan öğrencilerimizden biri

Öğrencilerimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca ile

Öğrencilerimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca ile

İbrahim Paşa Sarayı'nda  Öğrencilerimiz, Matematik öğretmeni Füsun Durna ve bir turist

İbrahim Paşa Sarayı’nda (Müze Gezisi)
Öğrencilerimiz, Matematik öğretmeni Füsun Durna ve bir turist

İpek Ongun öğrencilerimizle

İpek Ongun öğrencilerimizle (Söyleşi)

Zeynep Oral ve öğrencilerimiz

Zeynep Oral ve öğrencilerimiz (Röportaj)

Cumhuriyet Güneşi

Cumhuriyet Güneşi(Oyun)

Cumhuriyet Güneşi

Cumhuriyet Güneşi

Mustafa Kemal ve Mazhar Müfit Kansu

Mustafa Kemal ve Mazhar Müfit Kansu (Oyun)

Mustafa Kemal ve Arkadaşları

Mustafa Kemal ve Arkadaşları (Oyun)

Karyalı Prenses

Karyalı Prenses (Oyun)

Pazarlık

Pazarlık (Oyun)

Pazarlık

Pazarlık

Kadınlık Bizde Kalsın

Kadınlık Bizde Kalsın (Oyun)

Yaprak Dökümü

Yaprak Dökümü (Oyun)

Aşık Veysel

Aşık Veysel (Ders Sunumu)

Orhan Veli

Orhan Veli (Ders Sunumu)

Türk Dili ve Edebiyatı Sınıfı

Türk Dili ve Edebiyatı Sınıfı