KIZ KALESİ(KORYKOS) (Kibele’nin Gözleri 4)

Frigya gezisini 1975 yılının baharında yapmıştık, aynı yılın yaz tatilinde Mersin, Kız Kalesi’nde karakol komutanı olan amcam ve eşinin daveti üzerine Kız Kalesi’ne gittik. Kız Kalesi minicik, şirin, basit bir köydü. Köyün elektriği, suyu yoktu. Geceleri köy evlerini gaz lambaları, gemici fenerleri aydınlatıyordu. Kullanacağımız suyu kuyudan kovayla çekiyorduk. Kız Kalesi’ni ve köy halkını çok sevdik. Çok cana yakın, konuk severdi köy halkı.

Birbirimize ve doğaya âşıktık; tarih, coğrafya da özel ilgi alanımızdı. Kız Kalesi köyünün taşı toprağı tarih kokuyordu, eşsiz kumsalları, olağanüstü bir denizi vardı, nereye adım atsak kendimizi bir ören yerinde, kalede, kilisede, sarnıçta, su kemerinde ve antik taşlarla döşenmiş her iki tarafında kaya mezarları, lahitler olan bir yolda buluyor, kendimizi tarihin ve doğanın esrarengiz kollarına bırakıyorduk.

Kız Kalesi… eski adı Korykos… Ünlü tarihçi Herodot, Korykos’un Gorges adında Kıbrıslı bir prens tarafından kurulduğunu yazmış, yörede yapılan kazılardan da ilk yerleşimin M.Ö. 4. yüzyıla ait olduğu anlaşılmış.

Korykos’ta 1104’te Bizanslılar bir kale inşa etmiş, ayrıca kıyıdaki kalenin 200 metre açığındaki küçük adacık üzerine de bir kale yapılmış. Her iki kale denizden bir yolla birbirine bağlanmış. Bu yolu görmeye çalışsak da göremedik… sanırım deniz yolu içine almış.

Kız Kalesi-Erdemli/Mersin

Kız Kalesi-Erdemli/Mersin

Küçük ada üzerine bir kale inşa edilmesinin nedeni denizden gelecek saldırılara karşı önlem almakmış. Kalenin bir de efsanesi var, bu efsane önce adacıktaki kaleye daha sonra da köye adını vermiş. Kız Kalesi Efsanesi çok bilinen, Anadolu’nun pek çok yeri için anlatılan bir efsane. Örneğin İstanbul’daki Kız Kulesi için de aynı efsane anlatılır.

Yöreyi günlerce gezdik, ‘Cennet-Cehennem Mağaraları’na gittik. Cennet’e mağara denebilir; ancak Cehennem’e Cehennem çukuru demek daha doğru olurdu. Ağız çapı 30, en derin yeri 120 metre olan çukura tepeden bakmak insanın başını döndürüyor, bu çukur yükseklik korkusu olmayana bile korku yaşatıyor.

Cennet’e ulaşmak bize 450 basamağa mal oldu, hayır hayır yukarı çıkmadık, aşağı indik. Buranın cenneti de yer altında, bu mağaranın en derin yeri 70 metre, dibe inince küçük bir akarsu gördük, bu nehir oldukça uzun bir mesafe yer altında yol alıp Narlıkuyu’dan denize karışıyormuş. Cennet Mağarası’nda M.S. 5. yy.da yapılmış küçük bir kilise vardı.

Kanlıdivane Harabeleri’ne, Elaiussa Sebaste Antik kentine, Silifke Kalesi’ne ve daha pek çok ören yerine gittik. Her yer bir başka güzeldi!

Adam Kayalar

Adam Kayalar

Kız Kalesi’ne 10 km. mesafede olan tozlu topraklı bir yoldan güçlükle gidilebilen Şeytan Deresi Vadisi bizi çok heyecanlandırmıştı. Adı bile ürkütücü değil mi? Bu vadinin yüksek kayalıklarına Roma Dönemi’nde insan kabartmaları oyulmuş.

Adam Kayalar

Adam Kayalar

Dönemin yönetici ve soylularını simgeleyen kabartmalarda kimi kanepeye uzanmış, kimi elinde üzüm salkımıyla duran orantısız adam, kadın, çocuk figürleri neredeyse iki bin yıldır tepeden vadiyi seyrediyordu. Ahh! Bu yerler, tarihi kentler, doğa gün ışığına çıkarılmalı! Kültürel zenginliklerimizi önce ülkemize sonra da yabancı ülkelere tanıtmalıyız. Mersin-Silifke-Kız Kalesi’ne hayran kaldık, Orhan’la öğrencilerimizi de buralara getirme kararı aldık, sonraki yıllarda buralara gezi düzenledik, hem doğayı hem de tarihi sevdirdik öğrencilerimize. Biz de yaz tatillerimizde fırsat buldukça Kız Kalesi’ne gittik.
1975 yazı bizim için bir dönüm noktasıydı. Amcamların evi, köyün dışındaydı, geceleri etraf çok sessiz ve ıssızdı. Gökyüzü yıldızlarla bezeliydi; Samanyolu, gökyüzü boyunca uzanıyordu. Daha önce, bu kadar çok ve parlak yıldızı bir arada görmemiştim. Şehrin ışıklarının, yıldızları bizlerden sakladığını orada öğrendim. Biz doğanın ıssızlığına, sesine, soluğuna, yeşiline, mavisine, sırlarla dolu mağaralarına, vadilerine, antik kentlerine orada vurulduk. Her yaz en az iki ay tatilimiz vardı, bu iki ayı nasıl yapsak da doğayı çok daha iyi duyumsayacağımız bir şekilde yaşasak diye düşünürken bir akşam bunun yanıtını bulduk.

Her zamanki gibi sessiz, sakin bir akşamdı; yemeğimizi yemiş, sohbet ediyorduk. Hafif bir rüzgâr esiyordu, esen rüzgâr kulağımıza hoş kahkahalar ve bir gitarın tınılarını getirdi. Müzik sesi ve kahkahalar nereden geliyor diye çevremize bakındık, her yer zifiri karanlıktı. Yanıldığımızı sandık; müzik ve gülüşmeler, yinelenince Orhan’la el ele tutuşup seslerin geldiği yöne doğru yürüdük. Deniz kenarına yaklaşmıştık ki minik alevler ve çıtırtılar çıkararak yanan bir ateşin etrafında oturmuş sekiz-on karaltı fark ettik. Biri gitar çalıyor, diğerleri kısık sesle şarkı söylüyordu. Sessizce kumsala oturduk, birbirimize sarılıp kendimizi müziğe bıraktık, deniz de minik dalgalarıyla kumsalı okşayarak müziğe eşlik ediyordu. Ortalık yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Hayır, hayır! Gün doğmadı, gece devam ediyordu. Ay saklandığı yerden nazlı nazlı çıktı. Ay ortalığı ışıttıkça çevremizdekileri gördük, onlar da bizi gördüler. Onlarca çadır kurulmuş, bir kamp alanı oluşturulmuştu kumsalda, ateş başındaki kişiler de çadırların sahipleriydi. Kampçılarla tanıştık, sonra tatilimizin sonuna kadar her akşam onlarla ateş başında sohbetler yaptık, kamp yaşamını öğrendik ve çok sevdik.

Doğada yaşamanın koşulu bir çadır sahibi olmakla mümkündü. Aradığımızı bulmuştuk. O yaz sonu bir çadır ve kamp malzemeleri edindik. Yıllarca iki aylık yaz tatillerimizde ülkemizin pek çok yerinde kamp yaptık. Oğlumuz ve kızımız da deniz, göl, nehir kenarlarında ya da dağ yamaçlarında kamp yapmaktan çok hoşlandılar. Doğayı tam anlamıyla hissettiler ve yaşadılar.

 

Kaynakça:

Kız kalesi(Mersin) -Vikipedi

Adam Kayalar- http://www.kulturportali.gov.tr

Adam Kayalar Fotoğrafları-Wikipedia

https://www.arkeolojisanat.com

KRAL MİDAS ve EZOP ( Kibele’nin Gözleri 3)

Ana tanrıça Kibele’yle karşılaşmak beni çok hoşnut etti, onunla söyleşimiz oldukça uzun sürebilir. Ona soracağım bir sürü soru var. Hazır ona rastlamışken Frigya ve Friglerle ilgili her şeyi öğrenmeliyim, kitaplarda yazmayan pek çok konuyu bana yalnız o açıklayabilir diye düşünüyorum, öyle heyecanlıyım ki…

-Buraya gelmeden önce Friglerle ilgili çok araştırma yaptım, eskiçağ yazarlarının yazdıklarından ve arkeolojik kazılarla ortaya çıkanlardan Friglerle ilgili bilgilere ulaştım; yalnız yüz yıllardan beri tanınan bu kişilerin söyledikleri birbirinden çok farklı.

Örneğin; Homeros Friglerin, savaşa girmek için yanıp tutuştuğunu; Strabon barışsever; Arrianos, çok mutlu insanlar; Livius ise cesaretten yoksun, korkak bir halk olduklarını yazmış. Ah bir de Frigyalıların müzik ve dansta üstün performans gösterdiklerini söyleyen Athenaeus var. O da Frigya usulü flüt çalmayı Friglerin keşfettiğini, müzik alanında çok iyi olduklarını, bu yüzden Yunanlıların flütçülere Frigyalı isimler verdiklerini yazmış. Tarihçi Herodot ise Friglerin ormanlarına, hayvancılığa, dokumacılığa önem verdiklerinden, zenginliklerinin buradan geldiğinden bahsetmiş.

Areyastis Anıtı-Frig Vadisi

Areyastis Anıtı-Midas Vadisi

Frigler hakkında söylenenler birbirini tutmuyor; bu halkla ilgili ne düşüneceğimi şaşırdım. Onların Ana tanrıçası olduğunuz için onları en iyi siz tanırsınız, bana bu konuda nasıl bir açıklama yapacaksınız, çok merak ediyorum doğrusu.

Yonca ağızlı sürahi

Yonca ağızlı sürahi

Frig eseri

Frig eseri

Bronz tas

Bronz tas

Frig Eseri

Frig Eseri

Tanrıça Kibele başı/Kum taşı/ Yük. 38 cm.-Gen. 32.5 cm.-Kal. 32.5 cm./Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Tanrıça Kibele başı-Anadolu Medeniyetleri Müzesi

-Ne desen haklısın güzel kızım. Frigler; savaşçı olmasalar, düşmanlarını nasıl alt ederler büyük bir krallık kurabilirlerdi, barışçı olmasalar komşularıyla nasıl iyi ilişkilerde bulunup onları etkileyebilirlerdi, üretmeseler nasıl mutlu olurlardı, sanatçı ruhlu olmasalar nasıl olağanüstü flüt çalıp dans edebilirlerdi? Korkaklıklarına gelince; zenginliklerini, mutluluklarını kaybetme korkusu onları korkaklaştırdı; bu korkaklık da Kimmerlere yenilmelerine, krallıklarının sona ermesine neden oldu. Frigler ve Frig kültürü çok gelişmişti, Friglerden sonra bölgeye Lidyalılar, Persler, Yunanlılar, Romalılar hâkim oldu.

Gordion (Yassıhöyük) Kral Tümülüsü

Gordion (Yassıhüyük) Kral Tümülüsü

740 yılında ölmüş

740 yılında ölmüş birinin kafatasının etlendirme çalışması

Her gelen uygarlık kendi kültürünü getirdi; ancak Friglerin kültürü öyle güçlüydü ki hepsi bundan çok etkilendiler.

– Açıklamanız mantıklı… Bir de Kral Midas aklımı kurcalıyor. Çocukluğumda Midas efsanelerini çok dinledim, Midas’ı gerçek bir ülkenin kralı, hem de bizim topraklarımızda hüküm sürmüş bir kral olarak hiç düşünmedim. O, her devirde çocukların efsanevi kralıydı, kimi zaman kulakları eşek kulağı olan, kimi zaman da dokunduğu her şeyi altına dönüştüren… Gerçek yaşamda böyle gerçeküstü olaylar görülmez diye düşünüyorum.

-Kral Midas M.Ö. 738-696 yılları arasında yaşamış bir kraldır. Onun zamanında Frigya altın çağını yaşamıştır.Hem Kral Midas’tan başka, yazınımızda önemli yer tutan, M.Ö. Vl. yüzyılda yaşamış, kahramanları hayvanlar olan masallarıyla büyük ün kazanmış olan Ezop da Frigyalıydı.ezop-masallari-tudem Ezop’un her ne kadar Yunanlı olduğu söylense de, Frigya’nın önemli kentlerinden biri olan Amorium’da doğmuş ve yaşamıştır. Biliyor musun, Frigyalılar hayvan öykülerini ilk anlatan halktır. Yani Ezop Anadoluludur.

Midas’ın kulaklarının eşek kulağına dönüşmesi efsanesi ve Ezop masalları Friglerin mizahi yönlerinin ne kadar gelişmiş olduğunu gösterir. Ayrıca Kral Midas’ın her nesneyi altına dönüştüren öyküsünün temelinde Frigyalıların zenginliklerinin anlatılması yatar.

-Seni biraz şaşkın görüyorum Raziye kızım, hem anlatacaklarım daha bitmedi.

Midas Dönemi’nde Frigya büyük bir güçtü. Sizin, modern çağ insanlarının, günlük yaşamınızda iyi dilekler için kullandığınız ‘Tuttuğun altın olsun,’ sözünün Frigyalılardan miras kalmış olabileceğini düşündün mü hiç?

Midas’ın zenginliği yakın ilişkiler içinde oldukları Yunanlıları bile çok şaşırtmıştı. Midas tahtını Delfoi’deki tapınağa adamış, Yunanlılar bu tahtı görünce Frigya’nın zenginliğine inanamamışlardı; zaten Yunanlılara göre en eski halk Friglerdi.

-Frigleri ne kadar iyi tanıyorsunuz, buna şaşırmamak gerek ne de olsa onların ana tanrıçasısınız.

Raziye! Raziye! Ne yapıyorsun burada tek başına? Kendi kendine mi konuşuyorsun? Öğretmen arkadaşlar ve öğrencilerle seni arıyoruz uzun süredir. Haydi diğer anıtları gezmeye gidiyoruz!

Raziye Arslan

Raziye Arslan (Raziye Arslan fotoğraf albümünden)

Orhan, ben yalnız değilim, bak yanımda kim var?

Kim var? Ben kimseyi görmüyorum yanında.

Ana tanrıça Kibele, işte burada! Aaa! Yok!.. Gitmiş…

Orhan Arslan

Orhan Arslan (Orhan Arslan fotoğraf albümünden)

Şimdi bana bak Raziye Arslan! Günlerce Frigleri araştırdın; kitaplara,ansiklopedilere gömüldün, kendini fazla kaptırdın Friglere. Böyle olacağı belliydi, sabah sabah Tanrıça Kibeleli hayaller görüyorsun.

Hayır! Onu gerçekten gördüm, onunla konuştum. Yüzü kırış kırış, gözleri ışıl ışıldı.

Hadi canım sen de, neredeyse üç bin yaşında bir tanrıçanın gözleri nasıl ışıl ışıl olabilir?

O gözler öylesine canlıydı ki Orhan, onlar hayal olamazlar!

Bak bana; ışıl ışıl olan senin gözlerin! Unut Kibele’yi yoksa Gordion’da Gordias’la ve doğuştan asimetrik kulaklara sahip Midas’la, Amorium’da da Ezop’la buluşup söyleşmeye kalkışırsan ne yaparım ben(!)

 

Frigya ve Friglerle ilgili fotoğraflar; Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi’ndeki Friglerin Gizemli Uygarlığı adlı sergide çekilmiştir.

Kaynakça:

Friglerin Gizemli Uygarlığı Sergisi-Yapı Kredi Vedat Nedim Tör Müzesi

Frigler-Vikipedi

Frigyalılar- Anadolu Uygarlıkları

Midas-Vikipedi

Kibele-kübele: Vikipedi

William Martin Leake- Wikipedia

National Geographic

Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi

Kübele(oyun)-İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanatçıları- Günışığı Dergisi(Sultanahmet Ticaret Meslek Lisesi Dergisi S: 4)