COVİD -19/ KORONA

Covid -19 ya da Korona dediğimiz virüs oldukça tehlikeli, dünya nüfusu bu virüsün tehdidi altında, koronodan korunmak için elimizden geleni yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz, hastanelerin yapacak herhangi bir şeyi olmamasına karşın.Tek dileğimiz bu virüsle karşılaşmamak, karşılaşıp karşılaşmayacağımızı da bu virüse yakalanmadan bilemeyiz. Ben bu virüsün ilacının ya da aşısının bulunacağına inanıyorum, bize anlatılanlar sanki bir masal gibi geliyor, haberlerde dinliyoruz, dinledikçe kendimizi kötü hissediyoruz; italya’da, İspanya’da, iran’da, Çin’de, Türkiye’de şu kadar kişi öldü diye söyleniyor, kendimizi çok kötü de hissetsek bu virüs sanki bize gelmeyecekmiş, bizden çok uzak bir şeymiş gibi geliyor… Aslında ateş düştüğü yeri yakıyor, yakınlarını kaybedenler, yalnız başına ölenler kim bilir ne acılar çekiyorlardır.

Pek çok yerde okuduğuma göre Korona’nın olumlu yönü de varmış. Dünya temizleniyormuş. İnsanlar evlerine kapanınca, dünya artık kirlenmiyormuş. Acaba şimdi dünyayı kirletenler evlerinde oldukları için evlerini mi kirletiyorlar. Sanmam, evlerini koronaya karşı korumak için daha da temiz tutuyorlardır. Peki doğaya karşı bu düşmanlık niye? Tüm dünya eve kapanınca araçlar havayı kirletmiyor, insanlar piknik yaptıkları yerlere gitmediğinden oraları kirletemiyor, denizlerimiz, nehirlerimiz, derelerimiz kirlenmiyor, ormanlarımız yok olmuyor, herkes canının derdine düşmüş, kimsenin dünya ve doğayla ilgilenecek hali kalmamış. Bugün bir dergide okuduğuma göre Venedik’te uyananlar görmüşler ki evlerinin etrafındaki kirlenmiş, kokan sular; durulmuş, parlamış, kokmaz olmuş. Kim bilir nasıl bir şok yaşamışlardır, ne kadar üzülmüşlerdir, bizim leş gibi kokan pis sularımıza neler oluyor diye(!) Tabii işin şakası bu… Demek dünyayı kirleten,doğanın yok olmasının nedeni insan ve onun yaptıklarıymış. Yüz yıl önce Avrupa’dan ülkemize gelip gözlem yapan bir yazar şöyle yazmış: Şu Türkleri anlamıyorum, evlerini bu kadar temiz tuttukları halde sokaklarına neden gereken önemi vermiyorlar, evleri öylesine temiz ki sokaklarla hiç alakası yok.

Ben de -adını unuttuğum yazar gibi- sadece ülkemizde değil, dünyadaki bütün insanlara şaşıyorum başka dünya olmadığını bile bile niye dünyanın sonunu getirmeye çalışıyorlar. Başka gidecek yerimiz yok, bir virüs bizi evlere bağladı. Hani arabalarımız, kafelerimiz, restoranlarımız, alış veriş merkezlerimiz, sergilerimiz, tiyatrolarımız, operalarımız ve daha nicesi? Demek her şeyi bırakabiliyoruz, evlerimize kapandık, neler yapabiliriz. Neler mi yapabiliriz; daha çok okuyabilir, yazabilir, spor yapabilir, müzik dinleyebilir, digital alemde sergileri, müzeleri gezebilir, sanatla ilgilenebilir, yabancı dil öğrenebiliriz. Yani hazır evdeyken aklıma gelmeyen, ama sizlerin aklına gelen pek çok şeyle ilgilenebiliriz.

İnsan pek çok şey düşünüyor, bazı kişilerin dediği gibi acaba digital ortama geçilsin diye mi ya da dünya kendini yenilesin diye mi bu virüs çıktı veya çıkarıldı? Korona ortaya  çıktığından beri korona ile yatıyor,kalkıyoruz. Savaşlar unutuldu, mutlaka pek çok kişi yapılan savaşlarda ölüyordur. Hani savaş istemiyorduk, daha güzel bir dünya istiyorduk? Ne oldu bu düşüncelerimize? Günlük hayat durdu; ama savaşlar durdu mu? Bizim için ölenleri düşünmeyi neden bıraktık? Korona savaşı-barışı her şeyi unutturduysa da bizlere çok iyi öğrettiği; “insan denen  canlının bir hiç olduğu bir virüsün her şeyin sonunu getirebileceği.”Sadece yaşamayı düşünüyoruz,korku içindeyiz. Belki de amaçlanan buydu, bir virüs her şeyi yerle bir eder, dikkatli olun mesajı verilmek istendi.

Şu an için olmasa da gelişmekte veya gelişmiş olan ülkelerin ekonomileri mutlaka  çökecek. işte o zaman her şey daha kötüye gidecek, korona korkusu ekonominin bitmesi yanında hiç kalacak, her zaman olduğu gibi yine parası olanlar yaşayacak diğerleri  sürünecek. Yani her zaman söylendiği gibi kalan sağlar bizimdir denecek. Ne kötü bir söz bu!

Şımdilerde evlerinde oturanlar, virüs korkusu bitince yine kaldıkları yerden başlayacaklar dünyayı yok etmeye, sanki hiç bir şey olmamış,yaşanmamış gibi davranmaya,,,

 

TURGUTKÖY ŞELALESİ (Turgutköy 4)

Piramidal yapıyı, daha sonra gitmek ve incelemek üzere yol üzerinde bırakıp Turgut Şelalesi’ne gittik. Ve doğaya merhaba dedik. Şelalede dev günlük ağaçları başlarını göğe değdirmek istercesine uzatmış, dev sarmaşıklar da bu ağaçlara sarılarak zirveyi bulmuş.

SAMSUNG

Günlük Ağaçları

Günlük ağaçları, dünyanın en fazla oksijen üreten ağacı olarak biliniyor, yaprakları çınar ağacının yapraklarına çok benziyor; yalnız daha küçük. Günlük ağacından çıkarılan sığla yağı ilaç, kozmetik ve gıda sanayiinde kullanılıyormuş. SAMSUNGEski çağlarda yaşamış olan Mısır Kraliçesi Kleopatra sığla yağını ‘aşk iksiri ve parfüm’ olarak kullanırmış. Kleopatra’nın gitmediği yer, kullanmadığı herhangi bir şey de yok gibi görünüyor. Belki de onun hakkında söylenenler, yazılanlar efsaneden öteye geçmiyordur. Ayrıca bu yağdan Hipokrat döneminden beri ilaç olarak yararlanılmaktaymış.

Halk arasında sığla yağının mide ülserine, on iki parmak bağırsağı rahatsızlıklarına, uyuz, mantar gibi deri hastalıklarına, nefes darlığına, yaralara iyi geldiği söyleniyor. Bu yağı kullananlarla da konuştuk, genellikle çok yararlandıklarını, hastalıklarına iyi geldiğini söylediler.

SAMSUNG

Günlük Ağaçları

Anadolu günlük ağacı Türkiye’de sadece Marmaris-Dalaman arasında yetişmekte olup dünyada sığla yağı üreten iki ülkeden biri Türkiye diğeri de Honduras’mış. Muğla’da yakın geçmişe kadar yirmi ton sığla yağı üretilirken son yıllarda üretim üç tona düşmüş. Bunun nedeni de ormanlık alanların azalmasıymış. Tütsü ve yakı olarak da kullanılan günlük ağacına akamber, günnük ve sığla ağacı da deniyor.

halikarnas balıkçısı bHalikarnas Balıkçısı’nın yıllar önce okuduğum sığla yağının parfümü çoğalttığı ile ilgili bir yazısı geliyor aklıma; ama yazının adını, hangi kitapta olduğunu bir türlü anımsayamadım. Tütsü olarak kullanılır deyince yazıyı anımsadım. Halikarnas Balıkçısı, önce sığla ağacını tanıtıyor, ne yazık ki eskisi kadar sığla(günlük) ağaçlarının olmadığı sığla yağının üretiminin azaldığını sonra da sığla yağının bir hoparlöre benzediğini hoparlör, sesi nasıl duyulur hale getirip çoğaltıyorsa sığlanın da kokuyu o denli büyüttüğünü, çoğalttığını yazıyordu o yazısında.

Şelale-ağaç 2IMG_20180712_181634-EFFECTS

Günlük Ağacı

Günlük ağacı kışın yapraklarını dökmediği ve yirmi metreye kadar boylandığı için

IMG_20180712_183022

Turgut Şelalesi Ağaçlar

 

IMG_20180712_18252şelale

Turgut Şelalesi

Turgut Şelalesi her mevsim yemyeşil. Şelalede göğe bakan gözler, mavi gökyüzünü değil, yemyeşil orman denizini görüyor. Mavi gökyüzü ve gün ışıkları günlük ağaçlarının yıldız şeklindeki yapraklarının arasından göz kırparak merhaba diyorlar.

Turgut Şelalesi a

Turgut Şelalesi

Sular şırıl şırıl akarak tertemiz turkuaz renkli göletler oluşturmuş. Minik şelalecikler tatlı ezgiler mırıldanıyor, ağaç kökleri toprağın üzerini kalın saç örgüleriyle kaplamış. Saç örgülerine basarak dört-beş metreden çağıldayarak bir gölete düşen şelaleye gelince kendimizi suya atmak istedik Aralık ayında olduğumuzu anımsayınca bundan vazgeçtik.

Yaz aylarında safari yapan jipler buraya her gün yüzlerce turist getirir. Rahatça suya girebilmek için safaricilerden önce şelalede olmak gerekir.

Turgut Şelalesi'nde Kayalardan Akan Sular

Turgut Şelalesi’nde Kayadan Akan Sular

Yoksa değil suya girmek çevreyi bile aşırı kalabalıktan yeteri kadar göremez insan. Burada gölete girmek harika bir şeydir! Su önce buz gibi gelir, yüzdükçe alışır kendinizi iyi hissedersiniz. Şelalenin altına kadar yüzüp suyun gücünü duyumsarsınız, akan suyun altında fazla kalamazsınız, yukardan düşen suyun gücü sizi göletin diğer tarafına iter. Göletten çıkıp sol taraftaki merdivenleri takip ederek bir başka gölete çıkar, onu da geçerek bir diğerine ulaşırsınız. Yeni vardığınız gölete on- on beş metre yüksekliğindeki kayalıkların üzerinden şarıl şarıl kayarak akmaktadır sular. Akan sulara meydan okurcasına kayalıkların en üstüne tırmanabilirsiniz. Yok, tırmanmak istemiyorsanız gölete girin kayalıkların üstüne çıkıp oturun, arkanıza yaslanın, yukardan buz gibi, oldukça sert inen sular bırakın bedeninize masaj yapsın, içinizi coştursun. Suyun sesine kendi sesinizi katın, sesiniz çıktığı kadar bağırın, içinizdeki tüm stresi atın. Nefis bir şeydir gürül gürül akan suyun altında durmaya çalışmak!..

SAMSUNG

Delikyol

Şelaleden istemeden ayrılıp Delikyol, Selimiye, Bozburun ve Söğüt’e gittik. Hepsi birbirinden güzel yerler.

SAMSUNG

Selimiye

IMG_20180705_120542temmuz18 söğüt

Söğüt

Dura kalka, gülüşe konuşa güzel yerleri dolaştık. Turistik bir gezi yapmıyoruz, bir amacımız var. Bir köy arıyoruz, yılın yedi-sekiz ayı orada kalıp yaşayabileceğimiz bir köy. O köyü bulabilmiş değiliz henüz. Yıllardır ülkemizin değişik yörelerinde gezdik, gezip dolaştığımız pek çok yeri çok beğendik; ‘tamam burası aradığımız yer’ diyemedik.

IMG_20180507_143451BOZBURUN

Bozburun

Yıllar önce köyden kente göçler oldu, beş-on yıldan beri de kentten köylere göç var. Büyük şehirlerin kalabalığından, kargaşasından, trafiğinden yorulanlar köylere, kasabalara yerleşmeye başladılar. Yazlık evi olanların pek çoğu artık yazlık evlerinde yaşıyor.

Ne Selimiye ne Bozburun ne de Söğüt yerleşebileceğimiz yerler olarak gelmedi bize. Hepsini çok beğenmemize karşın adını tam olarak koyamadığımız eksik bir şeyler vardı. Marmaris’e dönmeye karar verdik, bu arada akşam olmuş hava kararmış, biz de oldukça yorulmuştuk. Yirmi kilometre yol almıştık ki karşımıza Turgut Şelalesi’nin levhası çıktı. Levhayı görünce geceyi Turgut’ta geçirmeye karar verdik. Ne de olsa karavanımız bizim evimizdi, nerede istersek orada kalabilirdik.

076orhaniye-kızkumu a

Orhaniye-Kızkumu

Bir gece önce Marmaris-Kızkumu’nda deniz kenarında konuşlanmış, akşam yemeğimizi deniz kenarında yemiş, sabahleyin kahvaltımızı denize karşı yapmıştık. Orhaniye pazarı arkamızdaydı.Karavanın güzelliği bu işte! İster deniz kenarında ister dağ başında ister ormanlık bir alanda kal. Her yer senin!..

KAPIDAĞ YARIMADASI-PERAMOS’TAN KAVALA-NEA PERAMOS’A

Halkidiki Yarımadası-Triapodi’nin ortadaki ayağı Sithonia’daki Vour Vourou’da güzel günler geçirdik, masmavi sularda yüzdük, mavi yengeçlerin tadına doyamadık. Vour Vourou’dan sonra Asprovalta’da kaldık, oradan Kavala’ya geçtik. Kavala’dan 15 kilometre önce Eleftheres Belediyesinin; geniş kumsallı, her çeşit su sporlarının yapıldığı plajlarından biri olan Nea Peramos’ta mola verdik. Nea Peramos’u çok beğendik, gerçi kumsalların hemen arkasında evler ve moteller yükselse de hoş bir yerdi. Halkidiki Yarımadası her nasılsa betonlaşmaya yenilmemiş; ancak büyük kentler ve bu kentlere yakın olan sayfiye yerleri betonlaşmaktan kurtulamamış.

Nea Peramos

Nea Peramos-Kavala

Nea Peramos, Nea Midia adıyla 1923’te kurulmuş, mübadeleden önce Türkiye’nin Karadeniz Bölgesinden daha sonra da Kapıdağ Yarımadası’ndaki Peramos (Perama) adlı köyden Yunanistan’a göçen Rumlar buraya yerleşmiş ve köylerinin adının önüne bir Nea sözcüğü getirerek bu yerleşim yerine Nea Peramos adını vermişler.

Türkiye Kapıdağ Yarımadası ve Yerleşim Yerleri Haritası

Türkiye Kapıdağ Yarımadası ve Yerleşim Yerleri Haritası


Peramos ‘karşı yaka’ anlamına gelen bir sözcük. Yunanistan’la Türkiye arasındaki mübadele (değişim) anlaşmasından önce Kapıdağ Yarımadası’nın en büyük köylerinden biri olan Peramos, Bandırma’nın tam karşısında, Erdek’e ise 32 kilometre uzaklıktadır.

Nea Peramos

Nea Peramos-Kavala

Kapıdağ Yarımadası’ndaki Peramos köyünden Yunanistan’a giden Rumlar Nea Peramos’a yerleştikleri gibi; Yunanistan’ın Kavala Kenti, Drama ilçesi Söğütçük (Limnia) köyünden göçen Türkler de Kapıdağ’ın Peramos köyüne yerleşmişler.

 Türkiye Kapıdağ Yarımadası-Karşıyaka (Peramos-Perama)

Türkiye Kapıdağ Yarımadası-Karşıyaka (Peramos-Perama)

Günümüzde Kapıdağ’daki Peramos’un adı Karşıyaka, Bandırma’nın tam karşı yakasında. Karşıyaka da Nea Peramos da denizle, yeşil tepelerle haşır neşir olsalar da ne yazık ki betona yenilmiş durumdalar.

Yunanistan’ın hangi kentine, ilçesine, köyüne giderseniz gidin mutlaka Türkiye’den göçenlere rastlarsınız, bu durum Türkiye’nin kentleri, köyleri için de geçerli. İki farklı ülkede yaşayan halklar; ülkelerini, dillerini, hayallerini, özlemlerini, hayat biçimlerini değiş tokuş etmişler. Bu değiş tokuşta gittikleri ülkelere diğerinin pek çok özelliğini de götürmüşler. Her iki ülkenin, halklarının benzer noktaları ve geçmişte paylaştıkları çok fazla. Geçmişte yaşadıkları yerleri özlemle anarak çocuklarına, torunlarına anlatanlar; artık hayatta olmasalar da çocukları ve torunları annelerinin, babalarının, büyük babalarının, büyük annelerinin doğdukları, yaşadıkları yerleri görüp orada yaşayanlarla dostluk kuruyorlar. İşte bu insan olmanın ne kadar güzel ve önemli olduğunu duyumsatıyor bizlere.    

ERDEK 1. KYZİKOS ULUSLARARASI HEYKEL SEMPOZYUMU

Kyzikos Antik Kenti; Marmara Denizi kıyısında, Türkiye’nin ilk sayfiye yerlerinden biri olan Erdek ilçesinin yakınlarında bulunan bir antik çağ kentidir. Bandırma’dan Erdek’e giderken Düzler Mahallesi’nin sağ tarafında zeytin bahçeleri bulunur, bu alanda Kyzikos Antik Kenti ve Hadrianus tapınağı kalıntıları, ziyaretçilerini beklemektedirler. Kyzikos tabelası bErdek’e giden turistlerin kimisi kahverengi Kyzikos tabelasını görüp Kyzikos Antik Kenti’ne girip kalıntılar arasında dolaşarak yüz yıllar öncesini yaşayabilir, kimisi de o kahverengi tabelayı görmeden geçer gider.

SAMSUNG3000 yıllık geçmişi olan Kyzikos Antik Kenti pek çok heykeltraş ve mimar yetiştirmiş, özellikle M.Ö. 334-30 yılları arasında Helenistik Çağda, daha sonra da Roma zamanında sanatta-heykel, mimaride ve ticari alanda en iyi seviyeye ulaşmış.

SAMSUNG
SAMSUNGKyzikoslu mimarlar Milet, Efes, Bergama’daki bazı mabedlerin süslemelerini ve sütun başlıklarını; Kyzikoslu heykeltraşlar da krallara, kraliçelere, imparatorlara saraylar, tapınaklar, saray ve mezar süslemeleri, sütun başlıkları, su kemerleri ve daha nice yapıtlar yapmışlar. Kyzikos’taki dünyaca ünlü -hatta dünyanın sekizinci harikası olmaya aday- Hadrianus Tapınağı da İmparator Hadrianus adına Kyzikoslu mimarların eseridir.

23 Haziran akşam üzeri Erdek’e girdik, Erdek’in girişindeki benzin istasyonundan yakıt alırken, yolun karşısındaki reklam panoları dikkatimizi çekti. Dört-beş pano yan yana Erdek’te 15 Haziran-15 Temmuz 2015 tarihleri arasında 1. Kyzikos Uluslararası Heykel Sempozyumu yapıldığını; Çin, Ukrayna, Gürcistan, Bulgaristan ve Türkiye’den heykel sanatçılarının, ayrıca Mimar Sinan Üniversitesinden beş öğrencinin de sempozyuma katıldığını, sanatçıların  Erdek merkezde ve Ocaklar köyünde-Ocaklar Mahallesi – çalışmalarını sürdürdüğünü bildiriyordu.

SAMSUNG

Erdek

Erdek

SAMSUNG

Sempozyumun gerçekleştirildiği alana gittik; deniz kenarında, balıkçı teknelerinin yanı başında genişçe bir alandı, belediye tarafından her sanatçıya bir bölüm ayrılmıştı.

Mert Çıkılmazkaya-Türkiye

Mert Çıkılmazkaya-Türkiye

SAMSUNG

SAMSUNG

İvane Tsiskadze- Gürcistan

SAMSUNG

Petre Petrov-Bulgaristan

Petre Petrov-Bulgaristan

Tonlarca ağırlıktaki mermerler ve granitler büyük bir emekle verilmek istenen şekli alıyordu. Sanatçılar mermer ve granit üzerinde çalışıp heykellerini gerçekleştiriyorlardı. Mermer ve graniti işledikçe her bölümden yoğun bir toz tabakası havaya karışıyor, her yeri sarıyor, rüzgâr eşliğinde oraya buraya savruluyordu. SAMSUNGÇevredeki çam ağaçları ne yazık ki bu toz bulutundan etkilenmiş, ağaçların rengi yeşilden griye dönmüştü. Heykeltraşların taşları kırdıkları, yonttukları el aletleri büyük bir gürültü çıkarıyordu.

Lin Shenghuang-Çin Halk Cumhuriyeti

Lin Shenghuang-Çin Halk Cumhuriyeti

Sanatçılar gürültüden ve tozdan etkilenmemek için kulaklıklarını ve maskelerini takmışlar, hatta bazıları havanın sıcak olmasına aldırmadan uzun muşamba önlükler giymiş öyle çalışıyorlardı. Büyük bir titizlikle ve güçle heykellerini oluşturma çabası içindeydiler.

Biz tozdan ve gürültüden dolayı sempozyum alanında fazla kalamadık, heykeltraşların işleri çok zor! Onları mermer ve granit kayalarla, toz, gürültü ve sıcakla baş başa bıraktık. 15 Temmuz’dan sonra o tonlarca ağırlıktaki kayalardan her biri bir sanat eserine dönüşecek ve Erdek Meydanı, sahilleri bu heykellerle şenlenecek, güzelleşecek. SAMSUNG21. yüzyılın eserleriyle 3000 yıllık Kyzikos eserleri bütünleşecek. Böyle bir heykel sempozyumunun çok daha önce yapılması gerekiyordu Erdek’te; ancak hiç olmamasındansa ilk adımın atılıp 1. Kyzikos Heykel Sempozyumu’nun başlaması çok önemli bir olay. Her yıl bu sempozyumun tekrarlanmasını ve uzun ömürlü olmasını diliyorum. Turizmle, yazlıkçılarıyla tanınan Erdek’in bundan böyle sanat yönüyle de tanınacağını, Erdek halkının sanata sahip çıkacağını umuyorum